Manisaspor Maçının Ardından: İnsan Eliyle Gelmesin Acı
Yanılmıyorsam ilk haftanın ardından uyarmıştı Mustafa Denizli Milliyet’teki yazısında. “Galatasaray 4-3-1-2 oynuyor. Bu taktikte defansif açıklar çok kolay verilir” diye.
Volkan’ın yerini kaybetmesinden, Ayhan’ın son saniyeye kadar rakibine baskı yapmamasından ve Servet’in ıskalamasından dolayı oluşan kombine hatalarla maça neredeyse 1-0 geride başlanınca gecenin zor geçeceği belli olmuştu.
Ama yine de Galatasaray maçı rahatlıkla kopartıp haftayı en karlı kapatan takım olabilirdi. Şayet Lincoln dışında bir aklı daha olsaydı. Şayet maçın temposunu ayarlayabilseydi. Ve şayet golden sonra oyuna biraz daha konsantre olabilseydi.
Galatasaray’ın sahadaki aklıyla başlayalım. Barbiconi markajı altında bunalan Lincoln maçın ilk dakikalarında neler yapabileceğini düşünürken hiçbir futbolcu inisiyatif almadığı, alamadığı için Galatasaray geçen senenin şişirme futbolunu oynamak zorunda kaldı maçın ilk 15 dakikasında. Bunun iki temel zararı dokundu takıma. Öncelikle herkes büyük bir panikle top oynamaya çalıştığı için rakip karşısındaki psikolojik üstünlük yitirildi. Bu nedenle alan paylaşımında süper hatalar yapıldı, Volkan ve Sabri rüzgarda kalmış yapraklar gibi savruldular Manisaspor atakları karşısında. İkinci oarak şişirilen her top Manisaspor atağına dönüştü.
Bu panik içinde ilk kendine gelen Linderoth oldu. Defansif sorumluğunu yapmanın ötesinde takımın ataklarını olgunlaştırmada ilk direnişi İsveçli yaptı. Linderoth’a Arda ve Ayhan da katılmaya başlayınca üzerindeki yük biraz hafiflediği için Lincoln görünmeye başladı ortalıklarda.
Birkaç gol pozisyonunun ardından gelen penaltı, İsveçli’nin başlattığı bu direniş dalgasının sonucuydu. Oyunda eşitlik sağlandıktan sonra yapılması gereken gardı düşmüş Manisaspor’un biraz daha üzerine giderek maçı koparacak hamleyi yapmaktı. Çünkü Bursaspor, Ankaragücü ve Slaven maçlarından şunu biliyorduk ki, Galatasaray fizik güç olarak ikinci yarıları domine edemiyor, maçın kırılmasına neden olacak durgunluklara giriyor, karşılaşmayı riske ediyordu.
Ama maalesef ne tecrübeli futbolcularımız, ne de Kalli bu hamleye yönelmedi. Böylece çok önemli bir fırsat kaçmış oldu.
Halbuki Galatasaray devreyi önde kapatmış olsaydı biraz dinlenmiş olarak çıktığı ikinci yarıda Manisaspor ataklarına karşı güçlü bir dalgakıran gibi karşı koyabilecekti. Ama bu yol tercih edilmeyince maç yeniden zora girdi.
İkinci yarıda kim indirici yumruk atarsa maçı alır psikolojisine girdi her iki takım da. Tedirgin ve tedbirli bir maça dönüştü karşılaşma. Ta ki ilk gole kadar.
İkinci yarı zaman zaman parlayan Galatasaray aslında hiç beklemediği bir anda, yani rakibi baskı altına almadığı zaman diliminde golü bulunca, ilk üç haftada olanın tekrarlanacağını sandı ve aktif dinlenmeye çekildi. Ama bu kez karşıda Galatasaray’ı daha iyi analiz etmiş bir rakip vardı. En ilerde Hakan Şükür’ün hatasıyla hücumda kaptırılan top, yorgunluk yüzünden bir türlü geri kazanılamayınca yeniden beraberliğe düşüldü.
Durum yine eşitlenmişti ama Galatasaray’ın maçı koparacak gücü de artık tükenmişti. Barış’ın girmesi Galatasaray’ı orta sahada biraz daha dirençli hale getirdi, ama sadece o kadar.
Yine de Galatasaray biraz daha ümitli olabilirdi maçı kazanmak için. Ama burada Kalli temel bir hata yapıp Hakan Şükür’ü çıkararak takımı ruhsuz bırakınca gol ümidi Lincoln’le Ayhan’ın laktik asit birikmiş ayak kaslarına terk edildi.
Burada biraz durup bir analiz yapmak gerekiyor. Galatasaray en güçlü olduğu zaman diliminde niçin rakipten kaçamadı?
İlk söylenmesi gereken şu sanırım: Galatasaray orta üçlüsü Arda-Linderoth-Ayhan oyunun iki yönünü, özellikle de defansif yönünü mükemmel oynayan bir orta saha değil. İlaveten Hakan Şükür, Ümit Karan ve Lincoln zaten çoğu zaman topun arkasına hiç geçmiyorlar. Buna Sabri’nin ve kısmen de Uğur ve Volkan’ın ideal bir bek olmadığı gerçeği eklenince rakipten pres yiyen takımı (dünkü maçta ilk yarının başında panikleyen takımı) biraz olsun anlayabiliyoruz.
İkincisi, Galatasaray dün, dört maç peşpeşe oynamış iskeletini radikal biçimde değiştirerek sahaya çıktı. Sağ beke Sabri’nin konması, Orkun-Aykut değişikliği, Arda’nın sağda oynaması büyük ve ciddi bir riskti. Kalli bu riski aldı ama galiba kaybetti.
Biraz daha az radikal olmak adına maça Orkun ve Uğur’la maça başlayıp Arda’nın taze kuvvet olarak ikinci yarı maça girip oyunu kopartması stratejisi izlenebilirdi. Bu yapılmadı.
Ya da Linderoth’u doğrudan sağ beke koyup eski iskeletle devam etmek de doğru bir yol olabilirdi. Böylece Ayhan’a yer açmak adına Arda sağ kulvara hapsedilmez, böylece Lincoln oksijen çadırından çıkarılmış olurdu. Bu da yapılmadı.
Şu ortaya çıktı ki Lincoln, solda oynayan Ayhan’la verimli bir ikili olamıyor. Kalli’nin Lincoln’ü daha efektif kılmak adına Arda’yı ve Hasan Şaş’ı nasıl kullanabileceği üzerine biraz ev ödevi yapması lazım.
Manisa’yı bilenler kabul edecektir: Spil Dağı’nın yansıtıcı etkisi yüzünden kışın buz gibi olur dağın etekleri, yazın da ateşler gibi yanar ortalık.
Lig koşusunda soğuktan donulacak geceler de olacak, sıcaktan yanılacak günler de. Ama yine de insan eliyle olmasın Galatasaray’ın acısı. Adama en çok bu dokunuyor.
Sarı-kırmızı sevgilerimle,
Melih Şabanoğlu
Etiketler: manisaspor, milliyet, Mustafa Denizli, Spil Dağı