WAC maçının ardından: Soğuktu ve yağmur çiseliyordu
Aşk. Özgürlük aşkı. Hamurunda ve adında aşk var WAC’ın (Wydad Atletic Club). İşgale karşı çıkma aşkı. İşgalci Fransızlarla eşit koşullarda spor yapma aşkı. Fas henüz işgal altındayken, Faslı Müslümanlar’la ve Yahudiler’e işgalci Fransızlar’la eşit koşullarda spor yapma imkânı verilmezken kuruldu WAC. Fas’ın Faslılar tarafından kurulan ilk spor kulübüydü. Fransız yöneticilerden alınan özel bir izinle kurulmuştu WAC: Her şeye uzak duracaklardı. Dine uzak duracaklardı, ırkçılığa uzak duracaklardı (Fransızlar’a karşı ırkçılık yapmayacaklardı her ne kadar Fransızlar Faslılar’a karşı ırkçılık yapsalar da), politikaya uzak duracaklardı.
Niçin aşk peki? Senelerden 1938’di, günlerden de WAC kuruluş arefesi. Hummalı biçimde toplantılar yapıp Fas’ın nasıl özgürlüğüne kavuşacağını tartışıyorlardı kulüp kurucuları. Bu toplantılardan birisine Hacı Muhammed Benjelun (Haj Mohamed Benjelloun) geç kaldı. Nedeni de o dönem çok meşhur olan Mısırlı şarkıcı Ümmü Gülsüm’ün (1) filmine gitmesiydi. Filmin adı “Vidad”dı, Türkçe’ye vedat olarak geçen Arapça “aşk” yani. Kulüp adını işte bu filmden aldı. Spor yapma özgürlüğünden, özgürlük aşkından. Aşk’tan.
Planlama. Bugünü planlama. Bugünü planlarken aslında geleceği planlama. Çok değil 5 gün sonra UEFA Avrupa Ligi’ndeki ilk karşılaşmasını oynayacak Galatasaray Tobol’la. Hem bu karşılaşma, hem de sezona en iyi şekilde hazırlanmak için iki haftayı aşkın süreden beri hummalı bir şekilde çalışıyor futbolcular, Florya’da, Hollanda’da, Bochum’da. Çok yakında belli olacak hangi futbolcularla devam edileceği yeni sezona ve kimlerle vedalaşacağı Galatasaray’ın.
Frank Rijkaard ve ekibi her iki süreci de iyi planlamışlar belli ki. WAC karşısındaki tertipten belli oldu bu. Bir yandan Galatasaray’ın teknik heyeti tarafından dikkatle izlenen genç futbolcular üçüncü maçlarına çıktılar WAC karşısında. Diğer yandan milli futbolcular da 30 dakika görev alarak yavaş yavaş ısındırıldılar Tobol maçına. Yani bir yandan yakın gelecek planlanmış oldu, bir yandan da üç maç boyunca gençler üzerinde durarak Galatasaray’ın geleceği. Gücünü buradan alacak Galatasaray bütün bir sezon. Buradan. Planlamadan.
Kupaya, kupalara giden yol
Karakter. Galatasaray karakteri. 2000’de UEFA Şampiyonu olan Galatasaray, diğer takımlardan açık ara daha iyi olduğu için kazanmamıştı o kupayı. Teknik direktöründen futbolcusuna kadar herkes Galatasaraylı olduğu için kazanılmıştı o kupa. Yani kupayı kazanan Galatasaray karakteriydi aslında . (Aynı takımın bütün futbolcuları başka bir takımın formasını giymiş olsalardı, diyelim ki çubuklu bir forma, o kupada çeyrek finalden öte gidemezlerdi kesinlikle.)
Galatasaray karakterini iki kaynaktan alıyordu o takım. İlki önemli futbolcularının Galatasaray’da doğmasından (Suat Kaya, Bülent Korkmaz, Okan Buruk, Fatih Akyel, Emre Belözoğlu, vd.) ve genç ya da ilerlemiş yaştaki oyuncularının Galatasaraylı olmasındandı. Arif Erdem, Hakan Şükür, Hakan Ünsal, Ergün Penbe, Gheorghe Hagi gibi. İkinci kaynak ise temellerini 1992-93 sezonunda Karl Heinz Feldkamp’ın attığı ve Fatih Terim’in geliştirdiği mücadeleci ruhtu.
WAC karşısında tam 22 Galatasaray futbolcusu forma giyme şansı yakaladı. Kimi 15 dakika oyunda kaldı, kimi 75 dakika. Ama kim girerse girsin, ya da kim çıkarsa çıksın, o Galatasaray karakteri hep sahadaydı. Yıllar yıllar sonra ilk kez oldu bu, hem de hazırlık maçında bu. Maçta görev yapan bütün futbolcular büyük bir disiplin ve şevkle başöğretmenleri Frank Rijkaard ve Johan Neeskens’in kendilerine verdikleri talimatları yerine getirmeye çalıştılar. Hepsi ölesiye savaştı her top kaybedildiğinde, onu yeniden kazanmak için. Birer Galatasaraylı gibi. Galatasaray karakteriyle.
Kollektivist bir ahlâkın Galatasaray mesaisi
Kollektivizm. Takım ruhu içeren ve yaratan kollektivizm. Galatasaray bu sezon bir fark yaratacaksa rakipleriyle arasında, bu farkın üzerinde yükseleceği platform olacak kollektivizm. Bu platformun da iki mimarı var, hatta iki eş-mimarı. Rijkaard ve Neeskens. (Birisi 1974 Dünya Kupası’nın tartışmasız yıldızlarından birisi. Yılların kurdu. Ama mesleki bilgisine saygı duyduğu genç bir meslektaşı için bir adım geriye çekilmiş ve bunu yaparken de yüksünmemiş hiçbir şeyden. Diğeri ise 1988 Avrupa Şampiyonu’nun en büyük yıldızlarından. Belli ki harika bir teknik direktör olmak için ciddi kalitelere sahip. Bu yüzden de daha 36 yaşındayken Hollanda ulusal takımının başına geçmiş. Ardından da Johan Cruijff’un önerisiyle FC Barcelona’nın.)
WAC maçından bir fotoğraf. Kenarda Rijkaard bir futbolcusunu uyarıyor, hemen önündeki Neeskens de bir diğerini. Ve aynı fotoğrafa girmeyi öylesine başarıyor ki birbirinin önüne çıkmadan bu iki sahne, bu iki hamle. İşte o fotoğraftan anlıyoruz bu iki futbol emekçisinin, egolarını asla ve asla öne çıkarmadan Galatasaray’ın geleceği ve iyiliği için işbirliği yapmış olduklarını. Ve yine işte o fotoğraftan anlıyoruz Rijkaard ve Neeskens tandeminden yayılan bu işbirliği rüzgârının bir takım ruhu olarak yansıyacağını bundan böyle Galatasaray’a. Kökünü Hollandalılar’a özgü hoşgörü ve işbirliği ruhundan alıyor bu büyük fotoğraf. Kollektivizmden.
Birçok açıdan tarihsel bir maç
Kazanç. Günün kazancı. Galatasaray’ın gelecek adına kazancı. 90 dakika boyunca birçok kazancı vardı Galatasaray’ın. Her şeyden önce bir kaptan kazandı Galatasaray bu maçta, yeni 10 numarasını. (Sırf bu açıdan bile tarihe geçen bir maçtı.) Sonra Emre Çolak’ı geri dönülmez biçimde kazandı Galatasaray. (Yıllar önce Okan Buruk’u da, Kalli’nin geldiği ilk sezondaki Beşiktaş’a karşı oynanan TSYD maçında kazanmıştı Galatasaray. 3-2 biten bu maçta Okan Buruk tam iki gol atmıştı.) Bu maç da Emre Çolak’ın hem ilk gol attığı hem de Galatasaray’a kazandırıldığı karşılaşma olarak geçecek tarihe. (Maç içinde Emre Çolak’ın hareketlerinden oluşan videoyu seyretmek için lütfen gelgidersin.blogspot.com adresindeki şu linki ziyaret edin: http://gelgidersin.blogspot.com/2009/07/emre-colak-wydad-casablanca-macnda.html ) Eğer Emre Çolak, Yaser Yıldız, Serdar Eylik A takımda kalacaklarsa, en çok WAC karşısındaki performslarıyla gerçekleşecek bu. Ve yıllar sonra özel bir ihtimamla hatırlanacak bu maç, söz etmek için Galatasaray’ın kazancından, kazançlarından.
Bir koçbaşı, iki mızrakbaşı
Futbol. Biraz futbol. Galatasaray geçen sezon 4-2-3-1’in forvetteki uzantısı olan (3+1) Harry Kewell, Lincoln, Arda Turan ve Milan Baros’un oyun içinde birbirlerine yaklaşmalarıyla fark yaratıyordu sahada. Bu dörtlü bir baklava gibi yaklaşıyorlardı birbirlerine maç içinde ve aralarındaki seri paslaşmalar sonucunda bir sistem golü üretiyordu Galatasaray. Bu baklavanın en ilerisindeki futbolcu Baros’tu. Galatasaray’ın koçbaşıydı o. Aslında bilekleri çok yumuşak olmasa da hızı Türkiye standartlarının üzerine çıktığı için gol kralı oluverdi geldiği ilk sezonda Baros.
Bu sene işler biraz farklı olacak Galatasaray’da. Yine bir tane koçbaşı olacak, (ki yine Milan Baros üstlenecek bu görevi) Galatasaray’ın, iki tane de mızrakbaşı. Mızrakbaşlarından birisi belli; Abdül Kader Keita. Henüz kampa katılmasa da Rijkaard’ın oynatacağı futbolda büyük bir sorumluluk üstleneceği kesin. Galatasaray’ın diğer mızrakbaşı ise kağıt üzerinde Harry Kewell görünüyor. Her ne kadar rakipleri için hız olarak kahredici olmasa da, inanılmaz ince bilekleri ve topa yön vermedeki kabiliyetiyle çok önemli bir futbolcu Kewell.
Yani Galatasaray’ın mızrakbaşı alternatifleri belli. Şimdilerde Keita ve Kewell’un rotasyonunu üstlenecek futbolcular üzerinde çalışıyor Rijkaard. Ve göründüğü kadarıyla da Yaser Yıldız ve Serdar Eylik üzerinde duruyor, özellikle de Yaser Yıldız üzerinde. Rijkaard istiyor ki total futbol ilkeleri doğrultusunda her futbolcu sadece tek pozisyonda değil, minimum iki poziyonda oynasın, oynayabilsin. Bu yüzden Yaser’i sadece sağda değil, solda da deneyip görmek istedi Rijkaard. Görünen o ki Yaser Yıldız geçmek üzere bu sınavdan.
Rijkaard’ın ev ödevi
Bu pozisyon belirlendikten sonra gözlerini muhtemelen orta sahaya dikecek Rijkaard. Ve ön liberonun sağında ve solunda oynayacak iki ismin kim olacağı üzerinde çalışacak elindeki kamp ve maç verileri ışığında. Özetle, total futbol yolculuğunda çok mesafe var Galatasaray’ın katetmesi gereken. Bu yüzden daha çok konuşacağız bundan böyle 4-1-2-2-1’den, yani 4-3-3’ten. Futboldan.
Yeşil saha, yeşil sahne

Film. Film adları. Önce “Vidad”. (Um Kaltum’un başrolünü oynadığı filmin afişi solda.) WAC’ın tarihsel yolculuğuna bu filmle başlamıştı. Ardından bir Türk filmi izledik WAC maçında. Özellikle Emre Çolak golünü atıp Galatasaraylı yönetmen Engin Ayça üzerinden selamlarını gönderirken rakip kaleciye: “Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu”.
Ve de “Casablanca”. Özellikle “Casablanca”. Hani şu, final sahnesi itibariyle “Selvi Boylum Al Yazmalım”a esin kaynağı olmuş, oyuncuları, söylenmiş ve “play it again Sam – Bir daha çal Sam” gibi söylenmemiş diyalogları, müzikleriyle unutulmazlar arasına girmiş kült film. Bu maçtan sonra biz de şöyle diyeceğiz yeniden ortaya çıkan Galatasaray karakteri için; “hep böyle oyna Galatasaray, hep böyle kal.”
(1) Ümmü Gülsüm konusunda beni uyaran Prof. Dr. Sait Naderi’ye teşekkürlerimi iletiyorum. Mısırlı primadonnası Ümmü Gülsüm’ün şarkıları için şu linklere bakınız lütfen.
http://www.ummugulsum.com/ (Türkçe)

Uzun zamandır takip etsem de yeni üye olup bişeyler yazıp sizi kutlayabilmek yeni nasip oldu. Ellerinize sağlık Melih abi yine mükemmel bir analiz yapmışınız. 4-3-3 sisteminin orta 3′lüsündeki göbekteki isim dışında (o da M.Topal olacak) sağ ve sol tarafındaki isimlerin belirlenmesinde sıkıntı daha doğrusu doğru seçimi yapıp bunun oturmasının biraz zaman alacağını belirtmişiniz. Katılıyorum fakat o 2 ismin önemi ve oturmasından daha çok kanat beklerinin sağlıklı seçilmesi oradaki oyuncuların rahatlamasını sağlamaz mı? Daha açık bir anlatımla biraz uzun sürecek bu orta saha sisteminin oturmasını ve hocamızın bu oyuncu seçimlerini kolaylaştırcağını düşünüyorum. Saygı, sevgilerle.
(Mert selamlar. Öncelikle hoşgeldin Gayın-Sin’e. Dediğin gibi önemli olan sadece orta sahanın sağ ve solu değil, aynı zamanda kanat bekler ve kanat oyuncuları da önemli. Ben birkaç yorum önce en doğru kombinasyonun solda Alpaslan Erdem-Emre Çolak-Harry Kewell, sağda da Uğur Uçar-Arda Turan-Abdülkadir Keita olduğunu düşünüyorum, hazırlık maçlarına bakarak. Sevgilerimle. Melih)
iyi geceler melih abi.. sitenizi yaklaşık 2 haftadır takip ediyorum. İnanın galatasaray hakkında çok şey öğreniyorum. Bu aksam belki de 20 defa siteye girip bakmışşımdır yeni maç yazısı yazılmış mı diye. Sizi gerçekten takdir ediyorum, çok özenli bir biçimde yazılarınızı yazıyorsunuz. Maç yazınızı okuduğumda tatmin oldum; ama açıkçası yanlış anlamayın sizden daha ayrıntılı bir yazı bekliyordum bu maç için. Yine de gayet doyurucu bir yazı. Emre Çolak için verdiğiniz linki izledim de sanirim Galatasaray yeni bir Emre Belözoğlu yaratıyor. Umarim bu yetenek diğer nice yetenekler gibi sönmez. Siz Arda Turan’in kaptanlığı hakkında ne düşünüyorsunuz? Cevabınızı bekleyeceğim. İyi geceler..
(Ahmet selam. Maç yazısındaki ayrıntı konusunda haklısın. Ne yazık ki maçı İnternet ortamı üzerinde ve de sessiz izlemek zorunda kaldım. Bu yüzden daha genel şeyleri algılayabildim. (Çoğu futbolcumuzun saç traşının aynı olması da cabası.) Rijkaard’dan sonra ben alt yapıdaki yıldız adaylarımızı yitireceğimizi düşünmüyorum. Yeter ki karakterli olsunlar. Bu yüzden Emre Çolak konusunda da içim rahat. Arda Turan, daha önce de yazdığım gibi benim gözümde Aslan Nihatlar’ın, Gündüz Kılıçlar’ın devamı niteliğinde. 22 yaşında alt yapıdan gelen bir futbolcunun kaptan olması hem Türkiye’ye, hem de Galatasaray’a önemli bir mesajdır. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Selamlar Melih Abi..
Yine çok güzel bir yazını bu saatte keyifle okudum. Ellerine sağlık.
Mevcut zaman dili itibariyle yüzeysel bir yorumun dışına çıkamamak kaydıyla bir-iki konuya değinmek istiyorum:
Arda Turan’ın kaptanlığı ve 10 numarayı devralması sevindirici bir gelişme bizler için belki, fakat yakın zamanda başka üst seviye Avrupa kulüplerine gitmesi muhtemel bir oyuncu, görevini layıkıyla yerine getirecek olmasının yanında Türkiye gibi bir yerde -her ne kadar Galatasaray kültüründe bahsetsek (doğrulasak, inansak) de “ağabeylerinin” altında nasıl bir tavır sergileyeceğini -sergilemek zorunda kalacağını- kestirmek zor olabilir.
Bir diğer nokta ise Keita konusu. Yazınızda pek yer vermeseniz (bunu yazmamın nedeni bu noktanın alakasız karşılanabilme olasılığıdır yoksa size karşı bir eleştiri değil kesinlikle yanlış anlaşılmasın) de yeni oyuncumuz pazartesi günü gelecekmiş (veya pazar) üstelik UEFA Avrupa Ligi’ne gönderilen esame listesinde de yer almıyormuş. Ben biraz tedirgin oluyorum bu konuda hatta bayağı tedirgin oluyorum. Zira imza heberi geldikten tam 10 gün sonra gelmiş olacak (kampa ne zaman katılacak onu hiç bilmiyorum). Bu zaman uçurumunu ve beraberinde -doğal olarak, “ona bağlı olarak” – gelişen UEFA listesi durumunu olumlu karşılayabilecek bir küçük işaret bir nokta arıyorum kendimde ama bulamıyorum. Ama tabi olumsuz da düşünmemek istiyorum fakat bu kadar bölük pörçük bir kamp döneminden sonra bunu ne kadar başarabileceğim konusunda da kararsızım.
Tekrar eline emeğine sağlık Melih Abi, iyi geceler, saygılar, sevgiler..
(Alikemal selamlar. Yorumun için çok teşekkürler. Sondan başlayayım. Keita konusunda kampa geç katılmasını ve Tobol listesinde bulunmamasını fazla önemsemiyorum. Çünkü Galatasaray’ın mevcut kadrosu Tobol’u rahatlıkla eleyecek güce sahip. Bir de birisinin ülke değiştermesi çok kolay olmasa gerek. Geldikten sonra Roca-Cuadrat ikilisi kısa sürede forma kavuştururlar onu.
Arda Turan konusunda bahsettiğin abilerin çok önemli olacağını düşünmüyorum. Çünkü Arda Turan’ın “abi” diye bahsettiği insanlar Emre Aşık ve Ayhan Akman. Bir Hakan Şükür ya da Hasan Şaş değil. Kaptanlık Arda Turan’ın hayat koşusuna yeni bir çehre kazandırdı kanımca, çünkü Avrupa hayallerini ertelemek zorunda kaldı muhtemelen, ya da yok etmek. Ben Arda Turan’ın Galatasaray’ın sahada yenilgiye isyan edecek bir kaptan profiline sahip olacağını düşünüyorum. Görüşmek üzere sevgi ve muhabbetle. Melih)
Melih ağabey bir maç analizi ancak bu kadar güzel yapılabilir. Ellerine sağlık…
(Çok sağol Fırat. Sevgiler. Melih)
Mükemmelsin Melih abi.
Yazının girişinden bitişine bağlanan mükemmel bir anlatım. Emeğine ve yüreğine sağlık.
Umarım Galatasaray hep senin güzel gönlünden geçtiği gibi olur.
(Umarım ve dilerim öyle olur. Kimse üzülmesin, hepimiz sevinelim. Sevgiler. Melih)
Melih ağabey harikasın!
Yorum YOK!
Sana ne kadar teşekkür etsek az Melih, sayende yeni bir kelime daha öğrendim; Vidad. Türkçesi Vedat yani Aşk.
Rakipler hazır oyuncu almak için Avrupa’yı kolaçan ederken biz alt yapı havuzumuzdan bir kaç yetenek daha çıkarıyoruz, bundan daha heyecanlı ve güzel bir şey olabilir mi? Aynı “Wisdom is Power” kelimesinin anlamına geliyor.
Casablanca dedin zayıf noktamı yakaladın
hastasıyım bu filmin, hele o son sahnesi “Here’s looking at you, kid.”
(Erdal selam. Rakip bir Fas takımı olunca hele ki Casablanca’nın takımı olunca, bu filmden bahsetmemek olmazdı sanırım. Üstelik rakip adını bir film adından almışken. Yazarken farkettim ki bu filmi izlemeyi çok özlemişim. Sırf, “play it once, Sam for old times’ sake” gibi diyalogları bile mükemmeldir. Görüşmek üzere sevgi ve selamlar. Melih)
(WAC maçından bir fotoğraf. Kenarda Rijkaard bir futbolcusunu uyarıyor, hemen önündeki Neeskens de bir diğerini. Ve aynı fotoğrafa girmeyi öylesine başarıyor ki birbirinin önüne çıkmadan bu iki sahne, bu iki hamle. İşte o fotoğraftan anlıyoruz bu iki futbol emekçisinin, egolarını asla ve asla öne çıkarmadan Galatasaray’ın geleceği ve iyiliği için işbirliği yapmış olduklarını)
İzleyemeyen arkadaşlar buradan o anı izleyebilir. http://gelgidersin.blogspot.com/2009/07/johan-neeskens.html
Ayrıca İngiliz Spikerin “face to face with the legend” (efsaneyle yüzyüze) dediği an tüylerimi diken diken etti.
Yazı için teşekkürler Melih Abi, yine mükemmel yazmışsın ama ben Yaser’den çok Özgürcan’ dan bahsetmek istiyorum.
Özgürcan şu görüntüsüyle bu takımda kalamayacağını kanıtladı bence. 4-3-3′ün ileri üçlüsünün herhangi bir bölgesinde forma giyecek yeteneğe sahip değil. Çok yavaş ve topla hareketli değil. Bir Süper Lig takımına kiralanırsa onun için daha iyi olur düşüncesindeyim.
Saygılar.
(Selam Anıl. Özgürcan Özcan konusunda kararı hocamız verecek. Ancak kampa katılması çok önemli. Çünkü bazı arkadaşlarımız var ki, sürekli PAF’tan futbolcu kullanalım fikrindeler. Özgürcan giderse gönlüm Bursaspor’a transfer olmasından yana. Esasında Ertuğrul Sağlam iyi bir sistem hocası ve onun bu isimleri Türkiye futboluna kazandırma gibi bir misyonu olabilir. Sevgilerimle. Melih)
Abi merhaba çok güzel olmuş yazınız 2 kere okudum 2.sinde Frank Sinatranın I Did It My Way parçasını dinleyerek okudum daha da anlamlı oldu iyi günler dilerim…
(Sarper selam. İmkanın ve vaktin varsa bir de filmin meşhur şarkısı “as time goes by” eşliğinde oku bir de. Sözlerini buraya kopyalıyorum. Sevgilerimle. Melih)
You must remember this
A kiss is just a kiss, a sigh is just a sigh.
The fundamental things apply
As time goes by.
And when two lovers woo
They still say, “I love you.”
On that you can rely
No matter what the future brings
As time goes by.
Moonlight and love songs
Never out of date.
Hearts full of passion
Jealousy and hate.
Woman needs man
And man must have his mate
That no one can deny.
It’s still the same old story
A fight for love and glory
A case of do or die.
The world will always welcome lovers
As time goes by.
Oh yes, the world will always welcome lovers
As time goes by.
Melih bey
Son yazı oldukça iyi.
Bir düzeltme: Arap şarkıcının adı, Arapça’da Ümmü Külsüm, biz Türkçe’de Ümmü Gülsüm deriz. Zaten bizde hala bir çok Gülsüm adı var. Ümmü Gülsüm sanırım dünyanın gelmiş geçmiş en iyi seslerinden.
İlginç olan; WAC’ın oluş serüveni bizimkine benziyor: Bir renge ve isme sahip olmak, Türk olmayan (yabancı diye algılanabilir) takımları yenmek…
Kaleminize sağlık.
(Hocam selamlar. Sizin yorumunuzu burada görmek çok güzel. Uyarınız doğru. Ben Ümmü Gülsüm’ün bu kadar eski olduğunu tahmin etmemiştim. Yazıdaki hatayı sizi referans göstererek düzelttim. Bir de Ümmü Gülsüm’ün şarkılarını içeren iki link ekledim. Tuhaf biçimde bu turnuvada oynadığımız iki takım da Galatasaray’ı andırıyor. Mısır takımı El-Ehli de öyleydi. Sevgi ve saygılarımla. Melih)
Her maçtan sonra böyle okudukça okunulası yazılarınızdan birer tane bekliyorum. Ellerinize sağlık
(Berk selam. İmkân ve vakit buldukça maç yazısı yazacağım. Özellikle hazırlık maçlarını seyrederken zorlanıyorum yayın yüzünden. Daha sonraları, yani lig başlayınca daha çok futbola odaklanmış yazılar olacak bunlar. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi merhabalar,
Yazınızda linkini verdiğiniz Emre Çolak ile ilgili görüntüleri büyük beğeniyle izledim. Paf takımındaki aşırı bireysel oyunundan ciddi şekilde arınmış, kollektif sistem oyuncusu haline gelme yolunda önemli adımlar atmış gördüğüm kadarıyla. Ancak özellikle orta sahamızda bulunan oyuncular ile, ve kurulacak orta saha düzeni ilgili bir tedirginliğim var. Mehmet Topal, Mehmet Güven, Barış, Aydın, geçen sezon zaman zaman orta sahada oynatılan Hakan Balta, Sabri, bu maçta kanatta oynayan Yaser. Bu oyuncuların ortak bir dezavantajları var, first touch denilen topla ilk temas anında kontrol sağlama becerileri düşük. Pas futbolunun en önemli gerekliliği de topu kontrol altına en kısa zamanda alıp en uygun diğer pozisyona aktarmak olduğuna göre, bu oyuncuların yer aldığı bir orta sahanın bu pas akışkanlığını nasıl sağlayacağı konusunda şüphelerim var. Bu konuda iyi durumda olan Arda, Emre Çolak ve Ayhan (hatta kalsaydı Lincoln’u da belirtmek gerekirdi bu oyuncular arasında) gibi oyuncular bu pas akışkanlığını en iyi sağlayacak oyuncular gibi duruyorlar sistemde, ama onların yer aldığı bir orta saha, rakibe baskı uygulama ve top kapma konusunda yeterli direnç gösterebilir mi?
En güzeli bu iki kategori oyuncularından oluşturulacak sentez sanırım. Mümkünse fiziksel direnci yüksek oyuncuların first touch yeteneklerinin özel idmanlarla geliştirilmesi (Lothar Matthaus bu konuda Trapattoni’nin kendisine büyük katkı sağladığını uzun yıllar önceki bir röportajında dile getirmişti) ve Fatih Terim’in ilk döneminde defalarca dile getirdiği “biz hücum oyuncularına pres yapmayı, top kapmayı, savunma yapmayı öğretmeye çalıştık, Ümit Davala, Ergün Penbe, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Suat Kaya gibi yalnız hücum düşünen oyuncularına takım savunması bilincini aşıladık” uygulamasının bir benzerini Arda, Emre Çolak üzerinde denemek.
(Ali Emin selamlar. Çok doğru bir noktaya temas etmişsin. “First touch” diye anılan topu ilk harekette kontrol altına alma, aslında Matthaus’un da dediği gibi sonradan da geliştirilebilen bir özellik. Özellikle Terim döneminde bu yeteneklerini inanılmaz artırmıştı futbolcular. (Burada en krtik nokta, topu oynanacak bölgeye doğru kontrol altına almak. Yani atıyorum top sert ve havadan Kewell’a gelirken Kewell bu topu kendi soluna doğru kontrol altına almalı, ki atacağı ilk adımda doğrudan hücuma kalkabilsin. Eğer topu kendi defansına doğru ya da taç çizgisine doğru kontrol ediyorsa, bu geciktirici bir faktör oluyor.)
Yine dediğin gibi ofansif yetenekleri iyi olanlara defans yapmayı öğretmek daha kolay. Suat Kaya ve Okan Buruk bunun en güzel örnekleriydi. Fizik kaliteleri zirvede olduğu müddetçe Emre Çolak ve Arda Turan hilafsız Türkiye’nin en çok top kazanan futbolcularına dönüşebilirler kısa bir sürede. Bu tabi defansif yönü kuvvetli olanların ofansif yeteneklerini artırmak için çalışılmaması anlamına gelmiyor. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih Abi, Kütahya’dan Cihan ben…
Yine döktürmüşsünüz analizlerde… Ellerinize sağlık…
Ben yine transfer dedikoduları ile ilgili soru sormak istiyorum affınıza sığınarak…
Gündemimizde 32 yaşındaki Mehmet Aurelio olduğu söyleniyor… Haldun Üstünel geçtiğimiz günlerde Shevchenko’yu yaşlı olduğu için istemediklerini takımı gençleştirmek istediklerini söylemişti… Bakıyoruz Aurelio da 32 yaşında. Ve o mevkide Mustafa Sarp, Mehmet Topal, T. Linderoth, Mehmet Güven, Emre Çolak, Ayhan Akman, Barış Özbek gibi oyuncular var. Mehmet Aurelio gereksizken ve yaşı da geçmişken neden bu oyuncuya yöneldiğimiz yönünde haberler çıkıyor, ya da ters köşe olayı mı yapacak yönetimimiz bize?
Bir de Başkan Polat’ın transferi kapattık sözleri kesinlik arz ediyor mu, sizin bir duyumunuz var mı transferlerle ilgili?
Bilgilendirirseniz sevinirim…
(Cihan selam. Mehmet Aurelio’yla ilgili transfer haberlerini ben de izledim, izliyorum. Ancak senin gibi karşı çıkmıyorum. Nedenlerine gelince.
Galatasaray’da aslında o pozisyonda oynayabilen oyuncu sayısı sadece iki. Birisi Tobias Linderoth. Diğeri ise Mehmet Topal. (Hazırlık maçlarında Rijkaard Mustafa Sarp’ı o pozisyonda deniyor.) Diğer oyuncuların bir kısmı defansif orta saha ama yerleri tam da orası değil. İkincisi Rijkaard’ın sisteminde tek ve sabit bir önstoper oynayacak. Linderoth o bölge için önemli bir aday ama sakatlık konusunda biraz soru işaretleri var. Eğer Aurelio transfer edilirse Mehmet Topal’ı yurtdışına pazarlaması mümkün olur Galatasaray’ın.
Topal transferinden elde edilecek meblağla da (yaklaşık 10-12 milyon Euro olacağını sanıyorum) yapması gereken üç temel şey var Galatasaray’ın. İlki geleceğin Mehmet Topal’ı olacak futbolcusunu şimdiden takıma katmak. Atıyorum Murat Ceylan. İkincisi elde edilecek transfer gelirinin bir bölümüyle sol kanat için mızrakbaşı olacak bir futbolcu transfer etmek. Atıyorum Volkan Şen. Üçüncü de bu paranın geri kalanını kasaya koyarak 2009-2010 sezonunu, neredeyse 14 yıl sonra ilk kez artı bakiyeyle kapatmak.
Yaşı 32 de olsa, Mehmet Aurelio’nun ben üç-dört sene çok iyi hizmet verebileceğini düşünüyorum, çünkü gerçekten alanında Türkiye’nin en iyi oyuncusu. Tabi bu dediklerim Aurelio Galatasaray’a geliyor anlamını içermiyor. Ben sadece düşüncelerimi ilettim. Sevgiler. Melih)
Selam Melih Abi,
Gönderilecek oyuncular hakkında bir bilginiz var mı?
Murat Ceylan ve Volkan Şen isimlerini atmışsın mesela demişsin ama ben ilgilendiğimiz yönünde haberler duymuştum… Olabilir mi?
Forum sitelerinde Tobol maçlarından sonra transfer olabileceği yönünde düşünceler var sizin yorumunuzu alabilir miyim?
Saygılar…
(Selam Cihan. Bildiğim kadarıyla Murat Ceylan’la hiç ilgilenmedik. Transferler ve gönderilecek oyuncular Rijkaard’ın raporu doğrultusunda olacaktır. Gönderilecek oyuncular bahsinde bu akşamki Bayer Leverkusen maçı önemli. Hoca’nın forma vermediği isimlerin önemli bir bölümü gidiyor demektir. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selam,
Her yazında olduğu gibi bu yazında da bize kendini hayran bıraktın. Yazılarında yorumlarında çok sade anlamlı bir uslubun var.
Bir önceki yazınızda bazı yorumlarda tercümanın yetersiz oldugu hakkında yorumlar okudum. Açıkçası buna ben de katılıyorum. Geçenlerde Lig TV’de haber izlerken antrenmandan 3-5 saniye bir görüntü verilmişti haber konusu başka olmasına ragmen. O görüntüde Rijkaard savunma oyuncularının üzerine baskı kurulması şeklini gösteriyordu. Tercüman Rijkaard’ın anlattıklarını çok soguk ve anlaşılamaz şekilde aktardığını ben kendim gördüm ya yabancı dili çok iyi degil ya da futbol dilinden anlamıyor. Bu çok ciddi bir sorun olabilir yabancı dil bilen futbolcular direkt hocanın söylediğini anlayabilir ama bilmeyenler ne yapacak onu bilmiyorum. Bence bu konunun gündeme gelmesi ve çare bulunması gerekiyor.
Emre Çolak konusuna gelince bu oyuncunun antrenmanlarda 100 metrede Servet Çetin ile birebir mücadeleci biçimde koşması gerekiyor )) fiziğini, kondisyonunu daha yükseltirse bence ön liberonun solu direk olarak hiç düşünmeden Emre’ye emanet edilmesi gerekir. Geçen sezon nasılsa bir başarımız olmadı hiç yoktan bir iki oyuncu piyasaya çıkarsaydık belki ufak da olsa Türk futbolunun bir kazancı olabilirdi. Ben Emre’den çok ümitliyim.
Melih abi, bazı yorumlarında Alparslan’ı Hakan Balta’ya tercih ediyosun gibi bir izlenimin var. Alparslan gerek boy fizik olarak gerekse yetenek olarak sol bek görevinde Hakan Balta’nın gördüğü görevin belki de yarısını bile yerine getiremez. Hakan’ın da ofansif yönü belki Alparslan’a göre zayıf olabilir ama gerek fiziği, gerek tecrübesi, milli takımda alternatifinin olmaması, gerekse sahada bir çok mevkide oynayabilmesi açısından benim şahsi görüşüm Hakan Balta orada banko oynayacaktır. Servet’in yanına bir stoper bir de orta sahaya ayagına hakim mücadelele gücü yüksek bir oyuncu alındığı takdirde eksiksiz ve komple bir takım olacağımızı düşünüyorum.
Transfer de mutlaka olacaktır ben İspanya Ligi’nden iyi bir oyuncu bekliyorum. Lig uzun bir maraton mutlaka ihtiyacımız olacaktır transfere.
Rakip takımlarımızın bir futbol sistemi yok genelde fiziki güç ve duran toplarla sonuca gitmeye çalışan günlük başarı isteyen tarzları var bizi onlardan ayıracak olan en büyük ve belirgin özellik yeni bir futbol kimliğimizin olacak olması. Bu sezon başarısız da olsak inşallah yönetim medyanın saldırısına karşı durabilir ve Rijkaard’ın işine karışmaz.
Melih abi son olarak inşallah biz rakip takımlara önlem almayacağız onlar Galatasaray’a önlem alacaklar en çok da bu hoşuma gidiyor.
Saygılarımla.
(Burak selam. Alpaslan Erdem’den bahsetmemin nedeni hızı. Takımın boyu kısalacaksa mutlaka hızlı bir bek lazım savunmaya. Sevgilerimle. Melih)
selamlar melih abi. hüseyin anıl arkadaşımızın verdiği linki izlemişsinizdir herhalde.
frank rijkaard ve neeskens’in, egolarından ne kadar uzak olduklarını ve birbirlerine ne kadar saygılı olduklarını bu video anlatıyor bizlere.. belki dünyada da eşine az rastlanır bir durum bu..
bu konuda, sağlam ve duygulu kaleminle bir yazı yazmanın çok isterim.
saygılarımla..
(Selam. Uygun olursa yazarım elbette. Sevgilerimle. Melih)
merhaba melih abi,
yazı için ellerinize sağlık. ara ara yorumlara yanıtlarınızda gördüğüm 3 haneli sayılarda seyreden yanıtlanmayı bekleyen yorum sayısı ürkütüyor insanı, hem sizi meşgul etmesi açısından hem de yeni yazıyı geciktirmesi açısından:] o nedenle yorum yaparken 2-3 kere düşünüyorum ve bütün yorumları okuyorum soracağım/söyleyeceğim şeyi dile getrimiş başkası var mı diye.
fikrinizi soracağım konu ise arda’nın kaptanlık mevzuu. arda’yı tüm ülke gibi ben de çok seviyorum ve yeni nesil bayrak adamımız olarak görüyorum. ama kaptanlığı konusunda tereddütler var kafamda.
temel neden de arda’nın zaman zaman bazı takım arkadaşlarına kasıtlı olarak pas atmaması, bazılarına sırt çevirmesi misal lincoln. lincoln’ün yaptıkları elbette hoş karşılanacak şeyler değil ama o kendi kişiliğini yansıtır, galatasaraylı’ya yakışanın yanlışla karşılık vermemek olduğunu düşünüyorum hele ki kaptanlığa oynayan birinin daha sağduyulu davranması da çok önemli. diğer soru işareti yaratan noktalardan ikisi ise kalli döneminde servet’le maç içinde yaşadığı sürtüşme [çözülen bir mesele olsa da insanın aklına geliyor hemen] ve kaptanlık konusunda geçen yılki fevri tavrı. son nokta da son fb maçında karıştığı olaylar.
ayrıca arda’nın hala futbol adına geliştirmesi gereken noktaları var, daha isabetli ve etkili orta ve şutlar çıkarması, doğru karar vermeyi öğrenmesi(pas atacağı yerde kendisi gidiyor, dribling yapması gereken yerde pas atıyor zaman zaman) şart. üzerinde yeni bir sorumlulukla bunlara yeteri kadar odaklanması ne derece mümkündür?
arda’nın bir gün kaptan olmasını canı gönülden istiyoruz ama o gün bugün mü? sürekli üzerine oynanırken ve üzerinde yeterince baskı varken o baskıyı azaltacak eylemlerle arda’yı rahatlatıp önüne daha rahat ve dingin bakmasını, eksiklerini gidermeye odaklanmasını sağlamak yerine üzerinde baskı oluşturma ihtimali olan başka bir durumla dengelemeye çalışmak ne kadar doğru?
arda’dan daha uzun süredir a takımda yer alan, arda’yı da içeren paf takımın kaptanlığını yapan, sakatlanmasına kadarki süreçte kaptan olması arda’nın kaptan olmasından çok daha fazla beklenen ama futbol hayatının bile devam edeceği konusunda şüphe olup devam etse dahi takımda kendini tekrar ispatlaması gereken “küçük KAPTAN” lakaplı uğur uçar’ı nasıl etkileyecektir bu durum? ona yönelik bir tasarruf var mıdır yöneticilerin kafalarında?
belki çok karamsar bir yorum oldu ama bunların da ihtimaller dahilinde olduğunun bilinmesi gerek bu tozpembe tablo çizilirken.
selamlar.
(Selam. Nezaketin için sağol. Ben Arda Turan’ın geçen sezon kaptan olması gerektiğini düşünüyordum. O yüzden bir sezon gecikmiş bir karar bana göre. Temel nedeni ise Galatasaray’daki en kıdemli oyuncu olması. Hatta Uğur Uçar’dan da eski ve kıdemli.
Öncelikle geçen sezon takımın maçlarının yarısını çıplak gözle, yarısını da televizyondan seyrettim. Arda Turan’ın Lincoln ya da başkası, takım arkadaşlarına kasıtlı olarak pas atmadığını hiç görmedim. Ayrıca eğer Arda Turan’la yapılmış söyleşiyi okursan resmi sitede ya da seyredersen Servet Çetin’le ilgili ne düşündüğünü de görürsün.
Diğer yandan Arda Turan’ın futbolunu geliştirecek olması kaptanlıkla ilintili bir mesele değil bence. Zaman geçtikçe Arda Turan’ın nasıl bir kaptan olduğunu daha iyi anlayacağız. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Galatasaray bu sene farklı bir futbol stili ile karşımızda. Bazı yazarların kaos futbolu diye adlandırdıkları futbolu gerimizde bırakıyoruz sanırım. Yazının bir yerinde bahsettiğiniz Linconl-Kewell-Arda-Baros yakınlaşması ile sonuca gittiğimiz yönündeki bilgi bu sene belki daha başka türlü tezahür edecek. Birbirine yaklaşmadan gol atmak imkansız elbette ama daha değişik bir karakterle gol yollarına ulaşacağız.
Saygılar…
(İdris selam. Kaos futbolunu geçen sezon geride bırakmıştık. Bu sezon daha da geride bırakacağız. Galatasaray’ın gole nasıl ulaşacağı halihazırda Rijkaard’ın en büyük ev ödevi. Keita ve Kewell’un forma giymesiyle gol yollarındaki çözümlerini hep beraber göreceğiz Rijkaard’ın. Sevgilerimle. Melih)
iyi geceler melih abicim yine mükemmel bir analiz olmuş ellerine yüreğine sağlık..
bugün bir kaç yerden duydum 1 yabancı oyuncuyu bitirmişiz 1 yerliyle de anlaşılmak üzereymiş isimlerini de duydum ama söylemiyeyim şimdi sadece anlaştığımız haberleri doğru mu size geldi mi böyle bir haber teyit ettirmek amacıyla sormak istiyorum
saygılar ..
(Fatih selam. Ben hiçbir şey duymadım. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selamlar
Wydad maçında bu pek ortaya çıkmasa da Leverkusen maçında fazlasıyla belli oldu. Emre Çolak’ın yapmaya çalıştığı gidip top alma, oyunun yönünü değiştirme, açma işini yapabilecek kalitede bir oyuncunun yokluğu ortaya çıktı bana göre Galatasaray’da. Gündemdeki Aurelio bu işi yapabilir mi pek sanmıyorum. Kendisi Linderoth’un oynayacağını düşündüğümüz mevkiide çok iyi işler yapar ancak Emre Çolak’ın oynamaya çalıştığı oyunda pek etkili olacağını düşünmüyorum. O tarz oyun için kaliteli bir yabancı alınması kanaatindeyim. (Bu konuda ilk aklıma gelen isim nedense Van Bommel oluyor).
Ayrıca Leverkusen maçı hakkındaki yazınızı da merakla bekliyor olacağım. Zira o maçtan ders alınacak çok şey olduğunu düşünüyorum.
Saygılarımla.
(Oğuzcan selam. Evet Bayer maçı gerçek anlamda hazırlık maçı oldu, eksiklikleri gördüğümüz. Ancak bunu izninle yarın yazacağım. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih Agabey,
Leverkusen macinin ardindan düsüncelerim:
Kisa vadede Tobol macinin kadrosu olustu.
Ama hepimiz görecegiz ki uzun vadede yani sezon icindeki 11 ve 18′imiz Tobol macindakinden cok farkli olacak.
Örnegin Tobol macinda ilk 11 veya 18′de Alparslan veya Sarp’i görebiliriz. Ama uzun vadede bu degisecek.
Bu gectigimiz 20 günü ve 4 maci söyle okumak lazim bence:
Agacta 40′a yakin elma vardi.
Rijkaard ve Neeskens dallari salladi ve bunlardan 8-10 tanesi döküldü.
Esas kadroyu kurmak, oyun felsefesini yerlestirmek, ince isler, taktiksel calismalar daha sonra yapilacak.
Yani gercek anlamda Rijkaard’in takimini (gerek kadro, gerekse koordinasyon ve kollektivite anlaminda) izlemek icin daha aylar var.
(Selam. Şimdi okuma fırsatı buldum. Benzer düşünüyoruz. Zaten Arda Turan söyleşisinde bir şey söyledi pek dikkat çekmeyen. “Topla sadece dört gün oynadık” dedi. Ayrıca Lig TV’de yayınlanan şu haberde (http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=58660) konuşan basın mensuplarının bazılarının söylediği bir şey var: “Bu kadar planlı bir kamp görmedik.” Sevgilerimle. Melih)
İyi akşamlar,
Öncelikle maç başladığında avantajlı taraf olduğumuz için, takımın oyunu nasıl tutacağını görmek istediğini düşündüm hocanın. Ama maç ilerledikçe tamamen yanıldığımı gördüm. Senin analizlerin kadar derin olmasa da birkaç şey belirmek isterim ben de.
Öncelikle ilk ciddi hazırlık maçımız buydu gözümde. Merak içerisinde -Eskişehir’de yaz okulunun getirdiği yalnızlık ile- soframı kurdum, kuruldum maçın karşısına. Büyük bir dikkatle takip ettiğim maçta şunları gözlemledim:
1- Önceki maçlara nazaran yorgun bir görüntüsü vardı takımın. Ya da karşımızdaki takımın bize nazaran daha yüksek kondisyona sahip olması öyle gösterdi.
2-Hareketlilik yoktu. Sabit oynadı herkes. Saha içi rotasyon oldukça kötüydü. Diğer maçlara nazaran daha yavaş oynadık oyunu.
3-Geri koşularda yine iyiydik. Ancak karşımızda Almanya’nın bana göre en hızlı oynayan takımlarından biri vardı. Bu kötü görünmemize sebep olmuş olabilir ama genel anlamda hava topları dışında müdafa kısmında sıkıntım yok.
4-Karşımızdaki takım geçen yıla ek olarak yeni Ballack diye adlandırdıkları Toni Kroos ile birlikte tam kadro sahadaydı. Bu oyuncuların 8 tanesi uzun süredir bu takımda. Dahası bu takımın mevcut düzenini biliyorlar ve birlikte oynamaya alışıklar. Bundan dolayı bizim aksimize yalnızca sezona hazırlanan bir takıma karşı bu tip hataların yapılması oldukça normal. Sistem değişikliği sanılanın aksine oldukça zordur. Hele 4-3-3.
5-Oturmuş savunma hatlarına en etkili çözüm ters kanat toplarıdır. Uğur girdikten sonra birkaç defa denendi ve başarılı oldu. Sanırsam oyun alanını daha iyi gören oyuncularla çözüm üretilebilir.
Ben hocanın İstanbula dönmeden önce oyuncular için son kararı vermek adına oynadığını düşünüyorum bu maçı. Gidecekler belli oldu diyebilirim. Sanırsam dönüşte ve Tobol maçı sonrası as kadroyla taktik üzerine daha yoğun çalışmalar yapacaktır. Bu nispeten bir yükleme kampıydı. Fizik açıdan da son 5-6 seneye nazaran çok daha iyi olduğumuz ortada.
Benim için bir diğer yanı maçın, gençlerin durumu. Emre Çolak gelecek yıl kesinlikle kadroda. İlk 11 başlaması da kimseyi şaşırtmasın. Bu sistem oyun bilgisi ve zekası yüksek oyuncularla oynanır. Alparslan’ı beğendim. Biraz heyecanlı ama çok teknik bir bek için. Geri kalanlar için üzgünüm maalesef olmadı sanırsam. Cem Sultan gibi yaşı tutan isimler pafta devam ederler önümüzdeki sene. Bir de hocanın yanlış olduğunu düşündüğüm bir düşüncesi var. Genç oyuncular dışındakileri değişik pozisyonlarda denemeyi bırakmalı. Kendisi üzülür. Çünkü bu çocukların çoğu daha mevkiilerinde ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bana biraz zaman kaybı gibi geliyor.
Şimdi, takım bu maçta varlık gösteremediği için gemileri yakacak olanlar var elbette. Zaten bir sürü akbaba dolaşıyor çevremizde. Benim herkesten ricam sabırlı olunması. Bu devrimi bu adamlar da yapamazsa kimse yapamaz. Bu devrimi Galatasaray yapamazsa kimse yapamaz. Bugün yedeklerin oynadığı bir maçta daha önce de belirttiğim gibi oturmuş bir takıma karşı iyi bir fizik mücadele verildi. Bu takım sabah bir buçuk saatlik yükleme antrenmanı yaptı. Geçen yıl 2 günde bir izin verilen, zırt pırt antrenmanı iptal olan takım sektirmeden günde 2 idman yaptı. Üstelik ağır idmanlar. Ana iskeleti takımın hiç maç yapmadı daha. Söz konusu olan, adı geçen 2-3 transfer de var gündemde. Keyfini çıkaralım. Derwall’i göremedik çocuklarımıza Rijkaard-Neeskens devrimini anlatabilelim. Enseyi karartmayalım.
Melih abi mevcut blogumu kapattım yenisi için stok yazılar hazırlıyorum, açtığım anda bildireceğim. Senin görüşlerin önemli benim için.
Teşekkürler.
(Muzaffer selam. Maç yazısını ne yazık ki biraz önce tamamlayabildim. Keşke bu analizini oraya alabilsem, ama bunu yapmayı bilmiyorum sanırım. Benim aslında bahsetmek istediğim ama bıraktığım bir konuya değinmişsin. Takımdaki yorgunluk. Sanırım hem yorgundu oyuncular, hem de kampta artık sıkılmışlardı. Senden farklı olarak ben tam dört oyuncu kazandığımızı düşünüyorum bu kampta. Sevgilerimle. Melih)
tekrar merhaba melih abi,
bahsettiğiniz röportajı yayınlandığı gün okudum zaten, servet meselesi de zaten çoktan çözülmüştür parantez içinde de belirtmiştim bunu.
benim anlatmak istediğim fevri çıkışları olabildiğiydi, 2. kaptanlık meselesinde de onu kastettim. o veya bu meselede haklı olabilir, ama bir kaptandan beklenen en önemli davranışlardan biri sağduyusunu kaybetmemektir bence.
pas atmama konusunda somut bir örnek veremeyeceğim, şu maçtaydı diye hatırlamıyorum çünkü. ama aradaki gerginlik de apaçık ortadaydı.
tabi ki kulüp içi dinamikleri siz daha iyi biliyorsunuz, bize ulaşan haberler kime hizmet ettiği belli olan medyanın süzgecinden geçip geliyor.
erken ya da geç, sonuçta artık bu görev arda’nın, takım arda’ya, arda takıma bir şeyler katarak büyüyecek inşallah.
selam ederim.
(Selam. Evet bize düşen bu yeni durumu tüm kalbimizle desteklemek, Arda Turan’a sahip çıkmak. Sevgiyle selamlıyorum seni. Melih)
Selamlar…
Ortada yeni bir durum var. Leverkusen maçı ile ortaya çıkan bu yeni durumu iyice değerlendirmeli Galatasaray. Bu manada gerçek bir hazırlık maçı olduğu kanaatine ben de katılıyorum. Eren Derdiyok diye bir oyuncu çıkıp tek başına 3 kişinin yaptığı kadar iş yapabiliyor bir maçta. 3 kişinin yıpratacağı kadar yıpratıyor savunmayı. Ben kendi hesabıma geçmişten beri siyahi ve hızlı hücum oyuncularından korktuğumu söylemeliyim. Bir de Eren tarzı oyunculardan korkmayı istemiyorum. Savunmaya yapılan (bazı bloglarda) haksız eleştirilere katılmam söz konusu bile değil. Neredeyse ilk defa yan yana oynayan ve bunu da 30 dakika yapan oyunculardan kurulu bir hattan bahsediyoruz. O bakımdan birilenin de çıkıp sürekli “neden” diye başlayan sorularına muhatap olacak bir oyun ortaya koyduklarını düşünmüyorum. Kabul edilmeli ki iyi oynayarak kaybetmedik, kötü oynayarak kaybettik. İyi oynadığımız maçları kazanabildiğimize göre ve oynadığımız futbol tarzında kötü futbola yer olmadığına göre problem yok demektir.
Saygılar..
(İdris selam. Tam takım oynayan bir Leverkusen’e karşı elinden geleni yaptı bu takım. Kötü oynadığımız bölümler vardı, ama zaten iyi oynaması da mümkün değildi Galatasaray’ın. (Bunun temel nedenini yazdım maç yazısında.) Soru şu. Bu takım Tobol’u geçebilir mi? Zayton Kupası’ndaki takım savunmayı iyi yapan bir takımdı. Deplasmanda alınacak bir beraberlik yeter sanırım bize. (Hiçbir maç yazısını okumadım şimdiye kadar. Birazdan gezineceğim bu yazıları okumak için.) Sevgilerimle. Melih)
Melih abi yazılarında Arda’nın ortada oynayacağını söylüyorsun hep, biz de seninle hemfikiriz, forumlardaki kadrolarda hep Arda ortadaki 3′lüde düşünülüyor ama Rijkaard böyle düşünmüyor sanıyorum. Arda’yı hazırlık maçlarında orada hiç denemedi. Bu Kewell’ın yedek kalacağına anlamına gelir mi sence ?
(Cenk selam. Dünkü maçta Arda Turan’la Emre Çolak dönüşümlü oynadılar orta üçlünün solunda. (Sağında da Sabri Sarıoğlu oynadı.) Kewell yedek bırakılacak bir futbolcu değil asla. Sevgilerimle. Melih)
melih abi iyi günler bayer maçından sonra kimler gitmeye yakın sizce, bir de uefa’ya verilen listeyi öğrenebiyor muyuz? saygılar
(Selam Caner. UEFA’ya verilen listeyi yakında öğreniriz. Leverkusen maçında oynamayan tüm gençler A takımda yer almayacak sanırım. Ben öyle okudum Rijkaard’ın maç kadrosunu. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi her zamanki gibi cok guzel yazmıssın.
Sevgilerimle;
Nilay
(Nilay selam. Gayın-Sin’deki ilk mesajın sanırım. Çok sağol. Sevgiler ve selamlar. Melih)
Selamlar Melih Abi.
Her zamanki gibi çok güzel yazmışsın, keyifle okudum.
Benim bir serzeniş ve sorum olacak tercüman sorunsalı hakkında.
Bu konu hakkında görüşlerinizi merak ediyorum. Bülent Korkmaz’ın önerisiyle tercümanlığa getirilen gencin kafasına göre yorum yaptığını söylüyor bu konudaki üstadlar. Bugün basında da çıktı gerekli uyarı yapılmıştır, eminim ama neden Rijkaard’ın anadilini konuşabilen bir tercüman değil de İngilizce konuşabilen bir tercüman görevlendirildi, çok merak ediyorum.
Saygılar.
(Selam Samet. Galatasaray hakkında ne yaparız da olumsuz bir haber kaleme alırız telaşındaki bazı medya organları, hemen haber yaptılar bunu. Bence o kadar büyük mesele değil. Eğer yanlış insansa, gider, yerine doğruları gelir. Sanırım yönetim de görüyordur durumu. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi tekrar merhaba. Emre, Serdar, Erhan, Alparslan, Serkan, Aydin, ve Yaser’in forma giydigi bir hazirlik macinda, normal 11′iyle 6o dakika kadar oynayan Leverkusen’le basabas mucadele ettik. Acikcasi, bana Misir ve Fas takimlariyla oynanan maclardan daha fazla umit verdi son mactaki futbol. En onemlisi takimin transfere ihtiyaci olmadigini benim acimdan ortaya koydu. Eger bir hazirlik macini Leverkusen kadar ciddiye almis olsaydik, skor ustunlugu de bizde olurdu diye dusunuyorum.
(Akif selam. Sanırım nadir insanlardansın Bayer maçına olumlu bakan. Ve de transfer istemeyen. (Haklısın bence elbette.) Şunu demek istemiyordum ama zamanı geldi galiba. Belki A takıma bile giremeyecek futbolcuların da görev aldığı Galatasaray, iki sene önce aynı takımdan 5 gol yiyen Galatasaray’dan daha çok mücadele etti sahada. Hem de sezon başında olmasına rağmen. Sevgilerimle. Melih)
yine çok güzel bir yazı olmuş. şahsen, “defanstaki eleman böyleydi, böyle gol dünyanın hiç biryerinde yok” tarzı yorumlardan kaçmaya çalıştıkça gayin-sin’deki yazılarınız bize güzel bir serinlik etkisi yapıyor. “galatasaray merkezli futbol romantizmi”ni galatasaray yazılarında okumayı çok seviyorum ve bu yazı da harika olmuş, elinize sağlık.
(Selam Oral. “Galatasaray kerkezli futbol romantizmi”. Bu sözünü çok sevdim. Yorumun için çok sağol. Gayın-Sin’i hep birlikte farklı bir yer yapmaya gayret ediyoruz. Yorum yazan arkadaşlarımız da çok ciddi bir pala sahip. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Melih Abi selamlar…
Nasılsın iyisindir inşallah.
Çocukluğumdan beri hazırlık maçlarının sonuçsal anlamda iyi bitmesi huzurumu kaçırır. O yüzden bu seneki hazırlık maçlarının sonuçsal anlamda çok iyi bitmemesi bana huzur veriyor. Totemsel gibi gelebilir ama en son Kalli döneminde ki (2007) hazırlık maçları da mesela çok kötü sonuçlanmıştı.
FC Köln: 0 – Galatasaray: 0
Fortuna Düsseldorf: 1 – Galatasaray: 1
VFL Bochum: 2 – Galatasaray: 1
Galatasaray: 0 – İstanbulspor: 0
Boluspor: 3 – Galatasaray: 3
Karşıyaka: 0 – Galatasaray: 1
Galatasaray: 0 – Club Brugge: 0
Ama ligi şampiyon bitirmiştik sene sonunda. Hatta ilk Kalli döneminde de yanlış hatırlamıyorsam hazırlık maçları çok kötü sonuçlanmıştı ama sene sonunda 3 kupa gelmişti.
Çok anlamlı gelmiyor biliyorum ama ben sonuçların iç açıcı olmamasından dolayı daha rahat ediyorum kafa olarak.
Sana çok fazla sorulan transfer konusuna gelince. Transferin mevkisel olarak tamamıyla Linderoth’un ve Uğur Uçar’ın performansı ile alakalı olduğunu düşünüyorum. O yüzden de çok yakın bir dönemde transfer yapacağımızı pek düşünmüyorum. Şayet Rijkaard pozisyon kısırlığından ötürü bir oyuncu alalım derse ancak o zaman şu kısa sürede bir oyuncu alacağımızı düşünüyorum. Ama bunu demesini de çok anlamlı bulmam açıkçası. Çünkü tam kadro olarak sahaya çıkmadan, pozisyon zenginliğimizi yargılayabilmesinin doğru olacağını düşünmüyorum.
Linderoth’un açıklamalarına bakıyorum ve halen zamana ihtiyacım var diyor. İşte bu açıklama da tetikleyebilir transferi ve gerçekten ilgilenildiğini ve görüşüldüğünü bildiğim Aurelio transferi gerçekleşebilir ama Tahkim Kurulu’nun, Fenerbahçe aleyhine bir karar alacağını da pek sanmıyorum.
Tobol maçına çıkacak kadroya gelince;
Orkun – Sabri – E.Aşık – Servet – H.Balta – M.Sarp – Ayhan – Emre Çolak – Yaser – Arda – Baros olacağını düşünüyorum..
(Hakan selam. Çok sağol, iyiyim. Adı üzerinde hazırlık maçı. Sonucun hiçbir önemi yok. Ancak yakın dönemdeki tüm hazırlık maçlarını izleyen birisi olarak bu sezonki maçları taktik disiplin anlamında daha derli toplu buluyorum sonuçtan bağımsız olarak.
Aurelio meselesine gelince. Ulusal hukuk, uluslararası hukukla çelişemez. Eğer Mehmet İspanya’da rahatça top oynayabiliyorsa ceza almadan, Tahkim Kurulu’nun mutlaka bu ceza kararını bozması lazım. Yoksa CAS’a gitmek zorunda kalabilir Mehmet.
Tobol kadrosunun ben şöyle olacağını düşünüyorum:
Aykut Erçetin – Uğur Uçar, Gökhan Zan, Servet Çetin, H. Balta – Mustafa Sarp – Barış Özbek, Emre Çolak, Ayhan Akman, Arda Turan – Milan Baros
Sevgiler. Melih)
Sevgili Melih Abi,
Tobol maçının kadro tahmininde 10 futbolcuyu ad ve soyadlarıyla yazmışsın. Ama Hakan Balta’yı, H. Balta olarak yazmışsın. Bir nedeni var mı? Yoksa spontane olan bir şey mi?
Merak ettim. Ben biraz takıntılıyım
Ayrıntılar konusunda.
Saygılarımla…
(Nusret selam. Lapsus mu deniyor buna psikolojide? Güzel bir ayrıntı, ama yanıt çok basit:-))
Takım kadrosunu kes yapıştır usûlü yorum yapan arkadaştan aldım. Futbolcuları yazarken soyadı kullanma “takıntısı”na sahip olduğum için hepsinin soyadını ekledim. Ancak orijinalde H. Balta yazılı olduğu için sadece başka bir obsesyonum olan iki karakter arasında bir boşluk bırakma takıntımı gerçekleştirdikten sonra olay mahallinden uzaklaştım. Çünkü tüm takıntılarımı yerine getirirken futbolcuların isimlerini yazma yolunda bir takıntım olmadığı için Hakan’ın isminin kısaltması olan “H”yı uzatmak gereği hissetmedim:-))
Olay kısaca böyle. Sevgilerimle. Melih)
Melih selam,
Dakar’da sabah gazetelere bakarken gördüm yazını, eline sağlık, maçı yaşadım.
Sevgiler
Mahmut (113)
(Selam Mahmut. Dünya küçük. Çok sağol ilgin ve desteğin için. (Bu sene karşı tribüne taşındım, bilgine.) Yaşasın Galatasaray, burada, Dakar’da ve tüm dünyada. Melih)
Melihciğim,
Aslında biraz eksik yazmışım, biliyorsun 73′lerden beri maçlara gideriz ve futbolu biraz severiz, bugüne dek okuduğum en iyi yorumlardan birisiydi, siteni de akşam tavaf edeceğim. En büyük mutluluğum, dünyanın her yerinde takımımızın Türkiye kadar tanınması ve bilinmesi, inan bunu Bali’den Etiyopya’ya, Vietnam’dan Senegal’e o kadar çok yerde yaşadım ki, gerçekten Galatasaray bizlerin nefes aldığı her yerde var olacak. Sevgilerimle.
(Mahmutçuğum bilirim elbette tribüncülüğünü ve futbol sevgini. Ayrıca futbolculuğunu da. Galatasaray üzerinde güneş batmayan bir coğrafyadır. Rijkaard da bu yeni anladı ve daha bir mutlu oldu bize gelmekten. Sağlıcakla kal. Melih)