Leverkusen maçının ardından: Doğru yanıtlar için doğru sorular
Futbol. Biraz futbol. Sadece futbol.
4-3-3’le başlayalım. Ama önce bir saptama. 4-4-2 veya 4-4-3 gibi taktik dizilişler bir takımın başarıya ulaşması için asla yeterli değildir. Çünkü bu taktik formasyonun nasıl uygulandığı, yani futbol felsefesidir önemli olan. Bir ligde şampiyon olan takım da 4-3-3 oynayabilir, küme düşen de. Bu iki takım arasındaki kahredici farkı yaratan taktik diziliş değil, o formasyonun nasıl sahaya yansıtıldığıdır asıl olarak. O farkı futbol felsefesi, futbol karakteri olarak adlandırıyoruz biz.
4-3-3’e gelince. Evet sıkça belirtildiği üzere 4-3-3 şu an için en modern futbol formasyonu. Ancak 4-3-3’ü modern yapan yeni icat edilmiş olması değil. Tam tersine 4-3-3 neredeyse 50 yaşında. Öyle ki 1962 ve 1966’da Brezilya ve İngiltere dünya şampiyonu olurken 4-3-3 dizilişiyle çıkmışlardı kürsüye.
4-3-3’ü bugün itibariyle modern yapan, 50 yıl sonra futbol arşivlerinin tozlu raflarından çıkarıp yeniden formatlayarak sahaya süren düşünce. Arkasındaki mantık yani. Sadece üç forvet oynamaya dayanmıyor 4-3-3’ü modern kılan bu futbol mantığı. Ya da orta saha bloğunu sadece üç futbolcudan oluşturmaya dayanmıyor.
Hücum ve savunmada aktif bloklar
4-3-3’ü modern kılan hem takım savunmasında hem de hücumda üç bloğu da aktif biçimde kullanmak aslında. Savunmayla başlayalım. Sınırsız enerji kullanmaya dayalı 4-3-3’te hücum ve orta saha blokları da aktif biçimde savunmaya katılırlar rakip hücumların kendi kalelerine ulaşmasını önlemek için. Hamle sırası karşı takımdayken hemen topun arkasına geçerek rakip hücumunu geciktirici pres yapar 4-3-3’ün hücum bloğu. Orta saha bloğunun ise rakip atak olgunlaşırken hemen sıcak çatışmaya girerek kalesini yakın ve açık tehlikeden korumaktır görevi.
Esasen bu savunma anlayışı sadece 4-3-3’e has değil, 4-4-2’de de aynı anlayış mevcut. Dolayısıyla 4-3-3’ü daha çok modern kılan hücum anlayışı aslında. 4-3-3’te orta saha bloğu da sınırsız enerji kullanımı sayesinde hücumun bizzat içinde. Adeta ikinci bir hücum bloğu gibi oynuyor üçlü orta saha 4-3-3’te.
Sadece orta saha bloğu değil, savunma bloğu da, özellikle de kanat bekleri, üçüncü bir güç olarak bizzat hücumun içinde modern 4-3-3 uygulamalarında. Bu ayrı bir yazı konusu olduğu için orta saha bloğunun ikinci bir hücum hattı gibi görev yapması üzerinde duralım biz.
Orta sahanın hücum görevi
Soru. Nasıl oluyor da orta saha bir blok olarak ikinci bir hucüm hattı gibi görev yapabiliyor 4-3-3’te? Bu sadece rakibin bıraktığı boş alanları hemen değerlendiren futbolcular arasındaki hızlı paslaşmayla mümkün.
Bu hızlı paslaşma sayesinde futbol bir satranç oyunundan, seri bir dama oyununa dönüşüveriyor birden. Artık rol ve yeteneklerin bir hiyerarşi içinde şahtan piyona kadar 16 taşa ayrı ayrı üleştirildiği satranç oyunu sona ermiş, 16 taşın da aynı değere ve karaktere sahip olduğu bir dama maçı başlamıştır sahada. Bu nedenle rakip Lionel Messi, Samuel Eto’o, ya da Thierry Henry’yi nasıl durduracağını düşünmez, düşünemez sadece. Andrés Iniesta, Xavi, hatta Yaya Touré’yi de durdurmanın da hesabını yapar rakip, orta saha ve hücum bloklarının defansın da yardımıyla hızlı paslaşmaları sayesinde.
İşte orta saha ve hücum bloklarındaki toplam altı futbolcunun (ve de kanat beklerinin) rakip 18 içinde ve civarında yer değiştirerek hızlı paslaşmalarına “modern total futbol” diyoruz biz. Modern total futbol, kontrol futbolu gibi takımın boyunun 60-70 metreye çıktığı bir alanda oynan(a)mıyor. 35-50 metre uzunluğundaki dar bir alanda oynanıyor bu hız ve pas futbolu.
Total ve modern futbolun en gözde (ama aynı zamanda da en zor tabi) formasyon olan 4-3-3’ün dayandığı teorik mantık kısmen bu. Dünyada bu futbolu hakkını vererek oynayan takım sayısı dördü beşi geçmiyor aslında, Barça dahil. Diğerleri Manchester United, Arsenal, Liverpool ve kısmen de Chelsea.
Total futbolun “big-bang”i
Şimdi filmi hızla geriye sarıp şu soruyu soralım. Nasıl başlamışlardı bu takımlar total futbol yolculuğuna? İlk “big-bang” neydi bu takımların hayatında? Yanıt biraz şaşırtıcı. Bu takımlar içinde sadece Barça total futbol oynamak için yola koyulmuştu, Johan Cruijff’u takımın başına getirerek 1988’de. Diğerleri modern futbolun evrimi sonucunda ulaştılar benzer bir noktaya. Teknik direktörlerinin (Alex Ferguson, Arsene Wenger, Gérard Houllier, Rafael Benitez) göreve başladığı ilk günden ulaşacakları noktayı planlayarak değil. Ve onları bu noktaya oynadıkları futbolun hızı getirdi ve sahada hiçbir şeyin toptan daha hızlı olamayacağı kuralı.
Ama bu teknik direktörler Galatasaray’da görev alsalardı, yapacakları ilk şey total futbol oynayan bir ekip tasarlamak olurdu ve buna da blok futboluyla başlarlardı. Tıpkı Frank Rijkaard’ın başladığı gibi. Yani önce topun hızlı biçimde blok futbolcuları arasında dönmesine çalışırlardı bu teknik direktörler. Total futbol planlamasının ikinci ayağını ise topun iki blok arasında dönmesi oluştururdu kuşkusuz. Bu iki blok da orta sahayla hücum hattı değil, orta saha bloğuyla savunma hattı olurdu doğal olarak. (Çünkü takım savunmasını mükemmelleştirmenin yolu, orta saha futbolcularının savunma görevlerini içselleştirmelerinden ve hayata dökmelerinden geçiyor ivedilikle.)
Topun üç blok arasındaki seyahati
Peki ne zaman başlardı topun üç blok arasındaki seyahati, üç bloğun birbirine yakınlaşarak futbol oynaması? Takım, fizik olarak zirveye çıktığında elbette. Yüklemeler tamamlanıp daha hızlı (hem düşünce, hem uygulama) futbol oynanamak mümkün hale geldiğinde yani.
Niçin peki? Çünkü topun tüm bloklar arasında hızlı seyahat etmesi için gerekli olan iki faktör sadece ve sadece fizik olarak zirveye çıkıldığında sahne alabilir de ondan. Hangi iki faktör bunlar? İlki takımın boyunun kısalması. Yani sahanın 35-50 metre uzunluğundaki bir bölümü içinde futbol oynanması. (Açalım biraz. Bir takım için en tehlikeli zaman dilimi, hücuma çıkıldığı andır. Takımın saha işi dağılımı (parselasyon) gol yememeye değil, gol atmaya ayarlıdır zira. Bu nedenle de topun kaptırılmasından sonra ideal defans kurgusuna geçmek belirli bir süre alır. Hücum kurgusundayken en kısa süre içinde defans kurgusuna geçmenin tek yolu ise takımın boyunun kısa olmasıdır. (Dünyanın en iyi takımları hücum ederken topu kaptırsalar bile en kısa süre içinde ona yeniden sahip olacak bir saha içi mimariye sahip takımlardır bu yüzden.)
Fizik gücün zirveye çıkmasıyla sahne alan ikinci faktörü ise “boşluklara sızma” olarak adlandırıyoruz biz. Bundan kasıt, hücum esnasında futbolcuların sürekli hareket ederek rakibin bıraktığı boşlukları değerlendirmeleri. Oynanan futbolu inanılmaz akışkan hale getirmeleri yani.
Boşluklara sızan oyuncular, topla oynayan futbolcuya etkili paslaşma yapmak için minimum iki-üç seçenek sunar aynı anda. Bu seçenek zenginliği, rakibin savunma yaparken sadece belirli futbolculara konsantre olmasının da önüne geçer aynı zamanda. Yani hücum yapan takımın forvetlerini kontrol ederek çözemez sorunu rakip savunma. Rakibin bıraktığı boşluklara sızan üç-dört futbolcu, tehlikenin üç-dört kat artması anlamına da gelir hücum sırasında.
Son ve doğru soru
Peki yükleme ne zaman tamamlanacak, ya da takım fizik gücü doruğa ne zaman çıkacak? Galatasaray, hazırlıkların başlamasını takip eden altı ila sekizinci hafta sonunda ulaşacak fizik güç olgunluğuna. Bu nedenle, sezon açılalı henüz üç hafta olmuşken oynanan tek yönlü (savunma ağırlıklı oyun) futbola bakıp, gelecek hakkında hüküm vermek adil değil pek.
Bu saptama ışığında, Zayton Cup’tan hareketle geleceğe ilişkin bir şeyler denecekse şunların altı çizilmeli sadece:
Görünen o ki Galatasaray altyapıdan iki oyuncu birden kazandı bu sezon; Emre Çolak ve Serdar Eylik’i. Eğer bir tane olsaydı A takıma kalmak başarısı gösteren PAF kökenli futbolcu sayısı, Galatasaray’ın yeniden doğru yola girdiğini göstermeye yetip de artardı bu rakam bile. (Çünkü takıma en son 2005-2006 sezonunda katılmıştı PAF kökenli son futbolcu. Yani dört yıllık bir suskunluktu söz konusu olan, dört yıllık boşluk.) Frank Rijkaard ve ekibinin işbaşı yapmasıyla, ilk kez altyapısını bir futbol felsefesi (total futbol) etrafında planlamak ve örgütlenmek üzere adım attı Galatasaray. Bu hiç unutulmamalı.
İlk hazırlık kampındaki amacı yaklaşık 25 kişilik kadroyu saptamaktı Rijkaard’ın. Gençlerin çoğu bu kadroya girebilmek için, hücum bölgesinde kendilerini göstermek telaşına düştüler çoğunlukla. Ve kollektif koordinasyonu ihmal ettiler hazırlık maçlarında. Elbette tek başına bu açıklamıyor Galatasaray’ın Zayton Cup’taki gol kısırlığını ve attığı iki golü. (Ancak bunun açıklamasını vermiştik yukarıda).
Ne ki Galatasaray az gol attığı kadar turnuvanın en az gol yiyen takımı da aynı zamanda. Galatasaray’ın kupada yediği tek golün duran toptan gelmesi (Bayer Leverkusen’e karşı verilen pozisyon sayısı sadece ikiydi), takım savunması adına esas kurgunun doğru temellendiğini gösteriyor bizlere.
Yeni tip orta saha futbolcusu
Bir klişeyi bozmak gerekiyor Türkiye’de. Modern futbolda ülkemizde “önlibero” olarak adlandırılan futbolcu tipi kalmadı esas olarak. Orta blokta oynayan bütün futbolcuların oyunu sınarlayan çizgiler içinde hem savaşması, hem de hücum etmesi arzulanıyor artık. Bunun için kullanılan deyim de “box-to-box”. Yani futbol için o an ihtiyaç duyulan her çözümü uçtan uça (aut çizgisinden diğer aut çizgisine) üretebilen futbolcu tipi. Savunma ya da hücum farketmiyor hiç.
Oysa ki ön libero dediğimiz futbolcu tipi, ağırlıklı olarak futbolun sadece savunma yönünde hizmet veriyordu arkaik biçimde. Box-to-box futbolcu tipi ise önliberodan daha fazlası, hem de çok daha fazlası. Rijkaard hazırlık maçlarında orta sahanın göbeğinde Mustafa Sarp’a görev verdi çoğunlukla. Sarp yeni model box-to-box orta saha oyuncusu olmaya daha uygun çünkü. Geliştirmesi gereken iki özellik var. Birisi stoperlik, yani kesicilik. İkincisi de dribling. Bunlarda aşama katederse kısa zamanda Türkiye futbolu önemli bir orta saha oyuncusu kazanacak belli ki. (Bu konuda yine http://gelgidersin.blogspot.com/ adresinde Sevgili Mustafa Yalçın’ın Leverkusen maçından derlemiş olduğu Mustafa Sarp görüntülerini izlemekte fayda var.)
Tobol korkusu
Tobol Galatasaraylılar için kapalı bir kutu, ama Rijkaard ve ekibi için değil. Belli ki ilk maçta gençlerin de yer alacağı bir takımla çıkacak Galatasaray Tobol’a karşı. Ve yine belli ki çıkaracağı bu takımın ilk maçta İstanbul’a avantajlı bir skor elde edeceğini düşünüyor Rijkaard. Elbette futbolda her türlü sürpriz sonuç var, ancak Tobol’dan, Rijkaard’ın öngördüğünden daha fazla korkmak ve çekinmenin de âlemi olmasa gerek pek.
Son söz de Rijkaard’ın bilimselliğinden, adaletinden ve alçakgönüllüğünden gelsin. Rijkaard arkasındaki profesyonellere güvenen bir insan kesinlikle. Özellikle de kondisyonerleri Albert Roca Puyol ve Carles Cuardat’a. Kamp boyunca kimin hazırlık maçında oynaması gerektiğine sağlık ekibiyle kondisyonerler ortaklaşa karar verdi, Rijkaard değil.
Puyol-Cuadrat ikilisi, sağlık ekibiyle birlikte planlıyorlar futbolcuların özel antrenmanlarını. Buradaki temel amaç Hipokratın’ın hastaya “önce zarar verme” (primum non nocere) ilkesi doğrultusunda yükleme yapmak futbolculara. Yani onlara hem güçleri doğrultusunda yükleme yapıyorlar bir yandan, hem de yüklemeyi artırmak için de güçlendiriyorlar diğer yandan. (Geçen sezon tıbbın bu ilkesine uyulmadığı için birçok sakat vermişti Galatasaray.) Galatasaray’daki üç yabancının, Tobias Linderoth, Harry Kewell, Leo Franco’nun hazırlık maçlarında forma giymemelerinin nedeni bu. Galatasaray tek yabancıyla çıkacak Tobol karşısına. Tıpkı 2008’deki son dönemeçte tek yabancıyla (Shabani Nonda) şampiyon olan takım gibi. Ve eminim, Tobol karşısında alınacak olası bir kötü sonuçta bile, Rijkaard tek kelime bile bahsetmeyecek bundan, yakınma babında.
Sırf bunun için bile inanılmaz bir saygıyı hak ediyor Rijkaard.

Selamlar…
Terorik anlamda ayrıntılı gibi görünse de Leverkusen maçı bakımından daha genel ifadelerin yer aldığı bu güzel yazı için teşekkürler. Bazı gerçekleri yeniden öğrenme ya da yeniden hissetme noktasında yararlı oldu. Mesela oyunu dar alanda oynayacağımız gerçeği. 35-50 metrede oynanacaksa oyun (genel olarak) o zaman bu sistemde kötü oyuncuya yer yok demektir. Teknik donanımın doruklarında olan oyuncularla bu işi becerebilirsiniz. Aksi takdirde ne olmasını istemiyorsanız onlar olur. Alt yapı çok mühim, oradaki çocukların hiç bir şeyin toptan hızlı olamayacağını kavramaları gerekiyor.
Saygılar…
(İdris selam. Zaten takımın boyu kısalmayacaksa, yani hızlı olunamayacaksa 4-3-3 başarı değil, ölüm getirir Galatasaray’a. Hele Türkiye gibi 4-4-2′nin kutsallaştırıldığı bir ülkede. Daha yolun çok çok başındayız. Bu yüzden sabır bile dilememek lazım.
Biliyorsun yeteneği ortaya çıkaran fiziksel güçtür. Yükleme tamamlanıp güç sağlandığı zaman takım içindeki futbolcuların bireysel yetenekleri de daha iyi ortaya çıkacak. Ki takımın boyunu kısaltmak bu sayede mümkün olacak. Bayer karşısında Arda Turan’ın bile yaratıcılıktan uzak futbolu bunu anlatıyordu bize aslında. Yani yüklemenin henüz bitmediğini.
Altyapının başına yeni hoca geldikten sonra A takımıyla futbol karakteri (total futbol) itibariyle koordinasyon üst seviyeye çıkacaktır. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Selamlar Melih abi,
Yazınız çok güzel ve Galatasaray’ın geleceği adına heyecan verici. Yalnız;
Bahsettiğiniz sistemde orta 3′lüde ileri 3′lüyü gol bölgelerine kaçıracak, final pasını atacak oyuncu konusunda tereddütlüyüm. Arda dışında bu işi yapabilecek oyuncu yok gibi. Arda da bu konuda kısıtlı bana göre. Bu sebeble bence box-to-box diye tabir ettiğiniz bir oyuncuya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum hem defansı rahatlatacak hem de final paslarını verebilecek. Burası için Fenerbahçe ile anlaşması muhtemel Hamit mükemmel olurdu her anlamda.
Bana göre forvet bölgesinde de eksikliğimiz olduğu kanısındayım. Elimizde Baros dışında sadece Nonda var onun da kalıp kalmayacağı belli değil. Gençlerden Erhan ve Özgürcan’ın yetersiz olduklarını düşünüyorum bu sebeble Baros’un sakatlık ya da cezalı olması ihtimaline karşı genç bir oyuncu transferinin de bu bölgeye yapılması gerektiğini düşünüyorum. Leverkusen maçını izledikten sonra bu oyuncunun Eren Derdiyok olmasını çok isterdim.
(Selam. Leverkusen maçından sonra transfer borsası yeniden açılacak sanırım:-)) Naçizane box-to-box’tan ziyade, daha çok forvet arkası oynayabilecek üstün teknikli bir oyuncuya ihtiyacımız var kanısındayım. Bir de hem kanat, hem de santrfor oynayabilecek Derdiyok’tan daha efektif bir forvet. Bu iki transferin yanısıra iki yerli takviyesiyle bu takım gerçek bir 4-3-3 takımına dönüşebilir. Sevgilerimle. Melih)
İyi geceler Melih Abi,
Ben matematik bölümünde okuyorum. Ama bölümdeki 3.senemde bu işi yapmak istemediğime karar verdim ve kendimi kütüphanede futbol ile ilgili şeyler karıştırırken buldum.
İşin matematik boyutu şunu söylüyor: 4-3-3 geometrik ve optimal olarak sahayı en iyi kullanabileceğiniz sistem. Fizik kondisyonun ne kadar önemli olduğunu konuşurken, aslına bakarsanız bu matematiksel bakışın söylediği şey ise bu sistemin optimal faydayı sağladığı. Yani gerek güç kullanımı, gerek saha içi dağılım anlamında 4-3-3 müthiş faydalar getiriyor. Fakat yüksek fizik gücüne ihtiyaç duymamalıyız bu bilgiler çerçevesinde. Peki ama neden ihtiyaç duyuyoruz.
Nedeni çok basit aslında. Benim düşünceme göre 4-3-3′ün yıllarca yaygın olmamasının temel sebebi. Futbolda fizik güç arttıkça oyun temposu arttı. O dönemki total futbolun buna ayak uydurmadığını düşünüyorum. (Bir dönem Brezilya’nın 4-2-4 le basarılı oldugu da unutulmamalı.)
Sen çok daha genel bir analiz yaparak durumu açıklamışsın zaten üzerine koyacak çok bir şey görmüyorum. Bu takımın fiziksel yorgunluktan ziyade mental yorgunluktan daha büyük zarar göreceğini düşünüyorum; profesyonellik konusundaki zayıflığımız göz önüne alınırsa. Şu an için her şey yolunda. Benim bu maç ile ilgili yorumlarımı zaten değerlendirmişsiniz. Sonuç olarak iş gelip sabıra dayanıyor yine.
Yalnız kamp konusunda stratejik bir hata yapıldığı kanısındayım. Ben Kazakistan’a Almanya’dan giderdim. Türkiye’deki, özellikle İstanbul’daki şartlar göz önüne alındığında bir süre daha orda kalınması bence daha sağlıklı olurdu.
Teşekkür ederim ve ellerinize sağlık. 4-3-3 lü günler bizimle olsun…
(Muzaffer selam. Evet 1970′lerde bütün takımlar en optimal olduğu için 4-3-3 oynuyordu. Sonra durum değişti. Nedeni orta sahanın öneminin daha belirgin şekilde ortaya çıkmasıydı. Nitekim gerek 3-5-2, gerekse de 4-4-2 orta sahaya 4-3-3′e oranla bir ve iki fazla adam attıkları için bariz bir üstünlük sağladılar. Bu yüzden bugünkü 4-3-3, 4-4-2′ye karşı üstünlük sağlamak ve orta sahadaki bir futbolcunun eksikliğini ortadan kaldırmak için sınırsız enerji kullanmalı. Eğer diğer takımlardan daha fazla enerji kullanmadan 4-3-3 oynamaya kalkarsa Galatasaray, açıkça bu hüsranla sonuçlanır.
Kamp konusuna gelince. Arda Turan yayınlanan röportajında kampın çok iyi geçmesine rağmen artık sıkıldıklarından bahsetmişti. Sanırım 4-5 gün daha Almanya’da kalınması pek iyi olmayacaktı moral motivasyon açısından. Ben Rijkaard ve ekibine bu anlamda da çok güveniyorum. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selamlar
Ayrıntılı güzel bir analiz yapmışsın. Geçen yazılarından birinde demiştin takım hücüma çıktığında beklerden bir tanesi çıkmayacak ve rakip takımın olası kontratağında kademeye girecek diye ve bu tespitinin hemen bir sonraki günü oynanan maçta bunu bizzat gözlemledim.
Şimdi de hamle sırası rakip takımdayken hücumcularımız topun arkasına geçerek rakip hücumunu geciktirici pres yapar demişsiniz. Çok doğru bir tespit. Nitekim Galatasaray’ın yaptığı bütün hazırlık maçlarını izledim ve hücüm elemanları (özellikle de Erhan Şentürk) bunu fazlasıyla yapıyor.
Ayrıca eksikler hakkında değerlendirme yapmak gerekirse ben hala Emre Çolak’ın görevini yapabilecek kaliteli bir yabancı oyuncu transferi yapılması kanaatindeyim. Bir de hem kanatta hem de forvette oynayabilen Eren’den daha kaliteli bir forvet demişsiniz ancak Keita transferinden sonra bunun olabileceğini pek sanmıyorum.
Bence bir de savunmaya transfer yapılabilir. Neden diyecek olursanız savunmadan oyun kurabilecek (ki Rijkaard bunun üzerinde duruyor zaten) bir oyuncumuz olduğunu sanmıyorum. Sanırım Rijkaard bunu Servet’ten istemiş Servet de bu görevi elinden geldiğince iyi bir şekilde yerine getirmeye çalışıyor ancak Avrupa için yeterli olacağını sanmıyorum. Servet’in yanında Meira tarzı (Meira’nın tekniğini göz önüne alarak söylüyorum bunu) bir oyuncu olsa çok daha iyi olacağı kanaatindeyim.
Saygılarımla.
(Oğuzcan selamlar. Yorumun için çok teşekkürler. Forvet transferinin mümkün olduğunu düşünmüyorum açıkça. Bir de savunmaya topla ileri çıkabilecek bir futbolcu transferi kanımca oldukça lüks olur, halen o mevki için elimizde tam 6 futbolcu varken. Kaldı ki orta saha bloğu yaklaştığı durumda Servet Çetin ve Gökhan Zan topu yerden oyuna sokmakta çok zorlanmıyorlar, gördük bunu Bayer maçında. Bu nihayetinde bir alışkanlık meselesi çünkü. Bir de Meira varken geçen sezon topu yine Servet Çetin sokuyordu oyuna genellikle. Sevgilerimle. Melih)
Saygılar Melih Abi mükemmel 4-3-3 analizi için teşekkürler. Size sorum ben daha hazırlık maçları oynanmadan naçizane orta sahamıza Xavi tarzında bir oyuncu gerektiğini yazmıştım. Elimizde klasik ön libero daha çok savunma yapan en yakınındaki oyuncuya pas veren sorumluluktan kaçan oyuncu bolluğu var tek tek isimleri yazmaya gerek yok malum zaten. Bayer maçında çok açık görüldü bu eksiğimiz diye düşünüyorum. Allahtan Emre Çolak’ımız var fakat 1-2 yıl içinde sizin tabirinizle mızrakbaşı olacak inşallah zamana ihtiyacı var daha. Şu şartlarda hazır kaliteli bir ortasaha oyuncusu şart gibi. Bu arada Arda yine sol çizgide oynadı hocamız çizgide mi düşünüyor Arda’yı acaba? Sanki orta saha yani İniesta gibi oynasa daha etkili olmaz mı bu sistemde gerçi hocamız daha iyi bilir tabi zannediyorum da öyle olacaktır Kewell takıma katılınca. Bir de Kewell’ın yokluğunda sol tarafa Yaser fena değil ama geriye dönüşleri zayıf Yaser’den daha iyi mesela sol ayaklı bir Keita olsa fazla şey mi istemiş olurum
) Bu konularda bir çalışma var mı yönetimde, bir duyumunuz filan var mı acaba? Olursa paylaşır mısınız isim sormuyorum yanlış anlamayın. Teşekkürler, saygı ve sevgilerimle.
(Selam Ozan. Açıkça Rijkaard’ın Hollanda ve Almanya kamp raporunda nelere değinlidiğini bilmiyorum. Muhtemelen gidecek futbolcularla eksikliği duyulan mevkiler üzerinde bir rapor olacaktır bu. Ben Arda Turan ve Emre Çolak’ı iki ayrı pozisyonda oynatacağını düşünüyorum Rijkaard’ın. Bu pozisyonlar orta saha ve kanat olacaktır kanımca. Sevgilerimle. Melih)
Melih ağabey hızlı oyundan hareketli futbolculardan bahsetmişsiniz sanırım bu durumda Arda kadroda zor yer bulur zira çok hareketsiz, Kewell tam 4-3-3′lük bir oyuncu yıllarca bu sistemde oynadı ve de bunu şu anda takımda en iyi bilen kişi. Bu durum bize gösteriyor ki Arda’nın sol tarafta oynaması daha doğrusu Kewell’ı kesmesi çok zor 3′lü orta saha’nın sağında ya da solunda oynayabileceğini de zaman gösterecek ama şu haliyle Arda’nın o bölgede oynaması imkansız. İşin ilginç yanı Türkiye’de kadromuzla o kadar övünüyoruz spor adamları bizim kadromuzu hep en iyi olarak gösteriyor fakat modern futbola uyan oyuncu sayımız 2′i geçmiyor bu traji komik bir durum ve de modern futboldan ne kadar geri kaldığımızı gösteriyor.
Bir diğer husus biz sanırım orta sahada 7 kişi ile mücadele edeceğiz top bize geçtiğinde hemen beklerimiz rakip yarı sahaya doğru hareketleniyorlar ve de 2 stoper haricinde yarı sahamızda kimse kalmıyor tabi kalecimizi de unutmamak gerekli, burada öne çıkan husus orta sahada özellikle hucumda rakibe nazaran mükemmel bir üstünlük kazanıyoruz. Fakat şunu da eklemeden geçemeyeceğim ufak bir hatada ya da top kaybında başımıza neler gelebilir onu da zamanla göreceğiz
Açıkcası çok zevkli olacak artık sabırsızlanıyorum.
Saygı bizden.
(Faruk selam. Sanırım Arda Turan konusunda oldukça mesafelisin. Bence halihazırda modern futbola en uygun futbolcumuz o, Baros ve Keita’yla beraber. Oyun zekâsı her türlü sistemde oynamaya müsait bence.
4-3-3′ün modern versiyonunu oynamak için sadece iki tane futbolcumuz olduğu fikrine katılamıyorum. Nedeni de, halihazırdaki futbolcularımızın Rijkaard’la geçirecekleri mesai sonucundaki evrimlerini dışlıyor olmak. Yoğun ve programlı, planlı antrenmanların yaratacağı etkiyi hiç ihmal etmemek gerek.
Bir de 4-3-3 ana şablonumuz olmasının yanısıra, yardımcı iki formasyona daha ihtiyacımız var, maçın zorluk derecesine göre. Bunlar da 4-2-3-1 ve 4-4-2 olacaktır muhtemelen. Sevgi ve selamlar. Melih)
Sevgili Melih,
Bu yazından sonra siteyi ve seni keşfettiğim için bir kez daha mutlu oldum. Yıl içerisinde bu sayfalarda Galatasaray’ı seninle birlikte kritik etmek belli ki oldukça keyifli olacak.
İki cümleden yola çıkıp bir soru soracağım…
“Rakibin bıraktığı boş alanları hemen değerlendiren futbolcular arasındaki hızlı paslaşma…”
“35-50 metre uzunluğundaki dar bir alanda oynanıyor bu hız ve pas futbolu.”
Bu iki cümleni bir kenara yazdıktan sonra, maçların sonunda ekranın altında beliren istatistiklerden bir tablo koyalım önümüze. Bir Şampiyonlar/İngiltere/İspanya Ligi maçı, dakika 85, oyundan çıkan oyuncu X, yaptığı koşu= 9.5km
Bir Galatasaray Turkcell Super Lig maçı, dakika 85, oyundan çıkan oyuncu Galatasaray’lı X, yaptığı koşu=5.5km
BOŞ ALANLARA KOŞMUYORUZ, PASI VERİP ‘ACABA NE YAPACAK’ DİYE ELİMİZİ BELİMİZE KOYUP BEKLİYORUZ.
***
Aynı şekilde bir Şampiyonlar/İngiltere/İspanya Ligi maçında, herhangi bir takımın maç sonu top kaybı 35′lerde olurken, Galatasaray bu sayıya henüz ilk yarı sonunda ulaşıyor, maç sonu ise 70, 80 civarı bir top kaybıyla oynuyoruz.
BAŞTA AYHAN OLMAK ÜZERE ÇOK BASİT TOP KAYIPLARI YAPIYORUZ, BAZEN 5 METRE YANIMIZDAKİ ARKADAŞIMIZA TOPU AKTARAMIYORUZ.
Şimdi sormak istiyorum;
Sence biz, felsefesi bakımından modernize edilmiş HIZ ve PAS oyunu 4-3-3 ile, tam da bu konularda sabıkalıyken başarılı olabilecek miyiz ?
(Emrah selam.
Ben eğitime ve öğrenime fevkalade inanan birisiyim. Hatta fazla önemserim.
Evet dediğin doğru. Galatasaray sabıka anlamında pas ve hız futboluna hemen uyum gösteremeyecek bir kadro yapısına sahip. Ama bildiğim bir şey var. Galatasaraylı futbolcu hocasına inanıp güvenirse, çok uzun mesafeleri çok kısa sürede aşabiliyor. Örnek Derwall. Dört yıl süren hummalı bir eğitim sonucunda takım Avrupa’nın ilk dört ekibi arasına girdi. Keza Kalli dönemi. Bir yılda yine eğitim ve öğrenim sayesinde ManU’yu elebileyecek bir takım yaratıldı. Ve de Terim dönemi. Dört yıllık eğitim sonucunda kazanıldı o kupa.
Şuna dikkatini çekerim. Derwall geldiğinde takım şampiyonluğu bile kovalayamıyordu. 11 yılda sadece iki kez ikinci olabilmişti Galatasaray. Keza Kalli geldiğinde şampiyon Beşiktaş’tan fersah fersah geride bir takım vardı. Fatih Terim görevi devraldığında ülkede en modern futbolu Fenerbahçe oynuyordu açık ara. (CL’de ManU’yu deplasmanda yenebilecek kadar.)
Bence Rijkaard transferi bunun için önemli işte. Çünkü hasbelkader Gayın-Sin’de hep şunun altını çizmeye gayret ettim. Galatasaray bir teknik direktör kulübüdür. Doğru ve saygın bir isimle Galatasaray’ın yapamayacağı çok az şey var. Lafı uzattım. Sevgilerimle. Melih)
(Çünkü bu taktik formasyonun nasıl uygulandığı, yani futbol felsefesidir önemli olan)dan gireyim söze
Kesinlikle çok doğru bir tespit Melih Abi, Lucescu’nun Galatasaray’ da ve Beşiktaş’ta başarılı olduğu zaman oynattığı sistem çağdışı bir 4-5-1 ve inanılması güç 3-6-1 sistemiydi. Ama adam öyle bir uyguladı ki Galatasaray’ı şampiyon (Super Kupa bu sistemlerle gelmedi) Beşiktaş’ ı da hem şampiyon hem de UEFA Kupası’nda çeyrek finale kadar çıkarmıştı.
4-3-3′ün oynandığı mesafe konusunda da haklısın fakat Galatasaray bu sisteme daha yeni alıştığından mıdır ? Yoksa Rijkaard’ ın bu alışma devresinin daha yapıcı bir halde olmasını istediğinden midir bilinmez Galatasaray daha çok 70-80 metrede oynadı bütün hazırlık maçlarını. İleriye çıkmayan bir savunma, defanstan kanat oyuncularına atılan 40 50 metrelik uzun toplar, ortasaha oyuncularının top rakipteyken hemen hemen hiç oyunda görünmemeleri gibi şeyler vardı hazırlık döneminde izlediğim maçlarda.
Ayrıca başka bir şey söylemek istiyorum. Taktik her ne kadar 4-3-3 de olsa ortasahadaki 3′lüden bir tanesinin topu ayağında tutabilen, hem fizik gücüyle hem de bilekleriyle top oynayabilen, yaratıcı özelliğe sahip bir oyuncu olması gerektiğini düşünüyorum. Bu taktiği uygulayan Barcelona gibi takımlarda her iki oyuncu da bu özelliklere sahip olunca sistem otomatik olarak işlemeye başlıyor zaten.
İhtiyaç olunan bir ofansif ortasaha değil fakat hücum özellikli bir ortasaha oyuncusu, sürekli ileriyi düşünen, yaratıcı bir oyuncu. Arda bunu belki yapabilir fakat ne kadar yararlı olur kanatta oynadığı kadar bilemem. Emre Çolak olabilir ama fizik olarak yetersiz, bunu kendisi bile söylüyor.
Yani işin özü Baros’un koşuyoluna ara pasları atabilecek, kanat oyuncularının koridorlarına öldürücü toplar atabilecek bir adam aklımdaki. Kısaca Schalke’deki sorunsuz Lincoln tarzı bir oyuncu. Hem fizik hem mantalite olarak.
Lincoln’un artık bu saatten sonra dönmesi zor hatta imkansız olduğu için o bölgeye bir transfer yapılması gerektiğini düşünüyorum. Sağ bek ve Sabri Sarıoğlu sorunsalına hiç değinmek bile istemiyorum…
Saygılar Abi.
(Selam Anıl. Galatasaray’ın niçin 35-50 metrede top oynayamadığını anlatmıştım yazıda. Tekrarlayacak olursam o fizik güce daha sahip değil takım. Bu yüzden alan daraltamıyor ve boyunu kısaltamıyor. Transfer konusunda Rijkaard’ın raporu ve isteği önemli. Ancak onunla bizler arasında ciddi bir fark var. O bir futbolcuya, bir heykeltraşın heykelini yapacağı taşa baktığı gibi bakıyor. Biz ise bir futbolcuya sergide heykeli izleyen birisi gibi. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Galatasaray bir forvet arkası alırsa takım savunmasının hâli nice olur? Deco gibi savunması da zayıf olmayan bir AMF gelirse sorun olmaz, ancak Xavi, Essien, Iniesta, Lampard gibi box-to-box bir oyuncuya da müthiş ihtiyacımız var. Ayhan bu konuda tek kalıyor ve Barış’ın da savunmasında da hücumunda da sorunlar çıkabiliyor. Bütün özverisine karşın Arda’nın da savunması çok güçlü ve devamlı değil. Orta sahadaki oyun kurma görevi Arda’ya, Emre’ye verilebilir, onlar bu yükü kaldırabilirler biraz pratikten sonra. Ama iyi pas yapabilecek, savunmanın arkasına iyi paslar verebilecek, topu iyi yönlendirecek, şutu iyi olan, savunması ve pres özelliği olan bir tam orta saha lazım. Bu oyuncular çok pahalı, ama bir Ayhan daha bulmak bu kadar zor olmasa gerek.
Bir de Semih’in bir an önce iyileşip Gökhan Zan’ı kesmesini istiyorum. Semih ondan daha kaliteli bir oyuncu bence. Topu oyuna sokabiliyor, Zan’dan daha hızlı ve daha zeki. En önemlisi de sonuncusu sanırım, daha zeki. Öğrenmeye de daha yatkın.
Ama yerli transferi konusunu biraz daha açabilir misin Melih Abi? Takımın zayıf sayılacak yerleri bölgeler nerelerdir sence? Bekler olabilir, ancak Uğur Uçar, Serkan Kurtuluş, H. Balta, A. Arslan dörtlüsü bekler için yeterli değiller mi? Orta saha mıdır, neresidir? Ve yerli oyuncu piyasası o kadar dar ki, kim alınabilir?
Sevgiler, esenlikler…
(Selam Koray. Bence Leo Franco’nun arkasına Aykut Erçetin ve Orkun Usak lüks. Onların yerine genç bir kaleciyi tercih ederim. Bir de sol kanadahızlı bir oyuncu alınabilir yerli olarak. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar abi,
Yine spor basınında çeşitli haberler dolaşıyor. Bunlardan birisi de Hollanda’nın VVV Venlo takımında oynayan Japon oyuncu Keisuke Honda. Bahsettiğiniz ofansif orta saha tanımına uyan aynı zamanda Hagi’den bu yana frikikten gol atma özlemimizi de giderecek 23 yaşında genç bir oyuncu. Neeskens’in bu oyuncunun 2 maçını izleyerek olumlu rapor verdiği söyleniyor. Bonservis bedeli 10 milyon civarlarında olduğu için yüksek bana göre ama satın alma opsiyonu ile kiralanabilir.
Bu transferin gerçekleşme olasılığı olursa Asya pazarına açılmak anlamında akıllı bir yatırım olacağını düşünüyorum. Japonya ve G.Kore’den alınacak oyuncuların (tabii ki kaliteli olanların) Galatasaray’a maddi açıdan yarar sağlayacağını tahmin ediyorum.
(Selam. Ben bu tip basında yer almış bütün transfer haberlerine şühheyle yaklaşıyorum. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi, merhabalar. Sizinle tekrar buluşmak ve tartışmak çok güzel. Hazırlık karşılaşmalarını baz alarak Galatasaray’la ilgili ciddi ve uzun değerlendirmeler yapmanın doğru olmadığı kanısındayım. Bu maçlar hocamız için daha çok genç oyuncuları tanıma ve gidecek-kalacak oyuncuları belirleme amacı taşıyordu benim anladığım kadarıyla. Bu yüzden geçen senenin as kadrosuna yakın kadroyu bile sahada bir arada göremedik. Tobol maçının provası olarak beklediğimiz Bayer Leverkusen karşılaşmasına da hocamız farklı bakmadı.
Ciddi değerlendirmeler yapmak için Kewell’ı, Keita’lı, her ne kadar umudum az olsa da Linderoth’lu kadroyu beklemek gerekir. Ama ben yine de aynen sizin düşündüyünüz gibi dinamik, suratli bir ofansif orta saha oyuncusuna ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Bu vesileyle gerçekleşeceğine inanmasam da, Japon Honda’nın transferinin gündeme gelişini mantıklı buluyorum. Melih abi, siz bir forvet transferinin de gerektiğini belirtmişsiniz, ama bütçemiz yeter mi 2 transfere? Teşekkürler.
(Selam Şahin. Dediğin gibi oynanan futbola bakarak gelecek öngörüsünde bulunmak çok mantıklı değil. Ben sadece total futbol yolculuğunda takımın hangi aşamada olduğunu, bu ekipten halen neler beklenip nelerin beklenmeyeceğini yazmaya çalışıyorum.
Transfer konusuna gelince. Alınması gereken oyuncuların illa ki 10′ar milyon Euro’luk bonservis bedeli olması gerekmiyor. Önemli olan bu pozisyonlar için gelecek vaadeden futbolcuları belirleyip alabilmek. Bu da imkansız değil. Sevgilerimle. Melih)
Melih ağabey biliyorum sevmiyorsun transfer haberleriyle ilgili konuşmayı bu anlaşılan ve son anda durdurulan transfer zokora mıydı bugün fanatik gazetesi’nde böyle bir haber çıktı. Ağabey özür dilerim ama tutamadım kendimi işte sordum:) teşekkür ederim…
(Yok değildi Fırat. Ancak transfer ve diğer konularda Fanatik’in izlenmesi gereken bir mecra olmadığını düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Haftalardır gelen yazılarının ardından aklımda Galatasaray’ın yeni sezon kadrosu ve taktiği ile ilgili görüşleri toplarken, taraftarların da bloglarında ve forumlarda dile getirdiği taktik görüşleri de derleyen bir yorum yapmak istedim. Sanırım çok uzun olacak ama diğer arkadaşlar okursa sevinirim çünkü her fikri dile getirmeye çalıştım.
4-3-3′ün oynaması ve oturtması zor bir diziliş olduğunu; total futbol ile birleşmesinin ise bambaşka bir boyut ve çok zorlu bir süreç olduğunu önceden söylemiştik. Hepimiz Galatasaray’ın 4-3-3 dizilişiyle sahaya çıkmasını bekliyorduk. Rijkaard’ın da açıklamasıyla artık eminiz.
Rijkaard’ın üzerinde durduğu bir nokta daha var: “Her maç bu şekilde olacak diye bir kural yok.”
“Neden?” sorusunun cevabını da kendisi verdi: “Sistemi belirleyen futbolculardır.” Ayrıca, unutmayalım ki futbol rakip ile oynanır. Her zaman yeni oyunlarınız, taktikleriniz ve planlarınız olmalı. Özellikle Galatasaray gibi oynarken zevk almayı en önemli unsurlardan biri olarak gören bir takımda. Üstüne Türkiye’nin şartlarını düşününce, kendi sahasında bekleyen, sertliğe ve oynatmamaya dayalı bir futbol anlayışında Rijkaard’ın sisteminin gerektirdiği alanları ve koşu yollarını bulmanın zor olacağını görebiliyoruz. Haliyle bu engelleri aşmak için yöntemler geliştirmek gerek.
Galatasaray’ın geride kalan sezonda, Avrupa maçlarıyla Turkcell Süper Lig maçlarını kıyaslarsak anlatmak istediğim çok açık önümüze seriliyor. Süper Lig’de zorlanan Galatasaray, Avrupa’da çok rahat ve çok üstün oynadı. Bu sezon Rijkaard’ın mücadelesi Türkiye sınırları içinde, “Total Futbol, Sıfır Futbol’a karşı” diyebileceğimiz bir süreç…
Total futbolu en basit şekliyle “Rijkaard: Bir futbol devrimcisinden Galatasaray’a uzanan bir hikâye”‘de çok güzel aktarmıştın bize.
“İşte Michels, total futbol olarak adlandırılan devrimin en temeline oyunun iki yönünü de oynamak ilkesini koydu askerlikten hareketle. Bu ilkeyi sadece yatay değil, dikey geçişi (oyun içi rotasyon) de mümkün kılan “dönerek futbol” temasıyla destekledi. Ortaya çıkan sonuç müthişti. Oyun içinde örneğin sol bek atağa kalktığında, orta sahanın sağındaki futbolcu rahatlıkla onun yerini doldurabiliyordu. Bu, o dönemlerde alan değil adam markajına dayalı savunma yapan takımların başını döndürmeye yetip de artıyordu bile.
Aynı ilke doğrultusunda Ajax forvetleri kendilerini marke eden savunmacıları alıp başka bir bölgeye götürdüklerinde, boş kalan koridor bir anda dönerek oynayan başka bir Ajaxlı futbolcu (diyelim ki bek olsun bu oyuncu) tarafından dolduruluyordu kolayca. Hiçbir futbolcu hiçbir pozisyonda sırıtmıyordu Michels’in takımında.”
Peki, Barcelona’nın 6 yılda mükemmelleştirdiği bu fikri 10-11 günlük Hollanda-Almanya kampından bekleyebilir miyiz? Tabii ki hayır. Bu sürecin başında ihtiyaç duyduğumuz blok futbolunu FC Kleve maçının ardından yazdığın yazıda anlattın. Blok futbolunun dışında deneyeceğimiz farklı dizilişler ve oyun içi taktikler, hem maç kazandıran hem de total futbol yolunda önemli adımlar olacak. Buraya kadar tüm taraftarların ve futbol insanlarının hemfikir olduğunu düşünüyorum. Farklılıkların başladığı nokta ise dizilişler ve/veya yedek planlar.
Önümüzde iki temel 4-3-3 fikri var.
Birincisi ileri üçlünün Kewell-Baros-Keita isimleriyle, orta üçlünün de Arda ve Arda’nın yanında iki orta saha oyuncusu ile şekillendiği bir diziliş. Ben Rijkaard’ın bunu deneyeceğini ve denemesi gerektiğini düşünüyorum. Dört önemli hücum futbolcusunu -ki aynı zamanda yüksek düzeyde oyun zekasına sahip isimler- aynı anda saha tutmak ve bu futbolcuları birbirlerinin yedekleri durumuna sokmamak için ilk planın bu olduğuna eminim. Arda’nın bu noktada Kewell’ın arkasında yine sevdiği bölge olan sol çizgide Iniesta-Xavi rolünde Rijkaard’ın istediği kısa pas trafiğinin ve adam eksiltmenin yükünü çekeceğini düşünüyorum.
Bu fikre karşı çıkanların en yaygın ve mantıklı savları, “Arda Iniesta kadar koşup, pres yükünü çekemez” ve “Kewell’ın fiziksel durumu 4-3-3′ün sol ileri ucunun yükünü çekmeye yetmez”. Ayrıca Arda’nın orta üçlüdeki yeri konusunda pclionfc blogunda da Uğur’un güzel bir değerlendirmesi olmuş, ilgilenenlere okumalarını ve yorumlara göz gezdirmelerini tavsiye ederim. Yeni antreman teknikleri ve ekiple Arda’nın kondisyonun ciddi seviyelere gelmesini bekliyorum ve istediği zaman top çalmadaki başarısı ile maçlarda sıkça gösterdiği hırsını da göz önünde bulundurarak, bu görevin altından kalkacağını düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın, asla bir savunmacı orta saha görevinden bahsetmiyorum. Kadronun gereksinimlerinin bu sonucu doğuracağı fikrine sahibim. Kısa pasları yapabilecek, gerektiğide çok dar bölgelerde adam eksiltebilecek isimleri savunmacı orta saha olarak nitelediğimiz oyuncularımızla yapmamız çok zor. Mutlaka üç savunmacı orta saha oyuncusuyla oynayacağımız maçlar da olacak; bu durum konunun ayrı bir kısmı ve umarım sonra değineceğim.
Bu sezon çok iyi ve güzel futbol oynadığımız Avrupa maçlarını ve özellikle iki haftalık Ankara dönemini gözümün önüne getirdiğimde Arda, Kewell, Lincoln ve Baros’un sol kanada adeta yığıldığını, o bölgede verkaçlar, ara paslar ve üçgen tabir edilen organizasyonlar ile ne kadar etkili olduğunu görüyorum. Bu hatıralardan çıkardığım sonuç, Arda-Kewell ikilisinin sol kanatta beraber oynamasının çok önemli ataklara dönüşeceği.
Kewell’a gelince, yukarıda belirttiğim fikirlere katılmıyorum. Kewell’ı dün gece GS TV’ye verdiği röportajda dikkatle dinledim. Öncelikle Rijkaard’ı çok iyi tanıdığını, Rijkaard’ın da kendisini tanıdığını ve zamanında Barcelona’ya istediğini söyledi. Rijkaard’ın futbol zihniyetini ve 4-3-3 dizilişini överek, zevk alacağı bir futbol oynamanın önemli olduğunu söyledi. Zaten daha önce de önemli olanın futboldan zevk almak olduğunu, uzun zaman sonra Galatasaray’da futbolu severek ve keyif alarak oynadığını söylemişti. Profesyonelliğini ve bu olumlu motivasyon unsurlarını düşünürsek, geçen seneden daha iyi performans sergileyeceğini tahmin etmek zor değil. Bütün bu bilgilerle bu iki isim arasında üst düzey bir anlaşma ve uyum bekliyorum.
Açıkladığım, temel 4-3-3 fikirlerinden birincisi her zaman ikinci fikir olan, orta üçlünün Ayhan-Linderoth-Barış-Mehmet Topal-Mustafa Sarp gibi isimlerle şekilleneceği, Arda’nın ileri üçlünün solunda oynacağı ve muhtemelen Kewell’ın ideal koşullarda (sakatlık, formsuzluk ve ceza dışı hallerde) yedek oturacağı dizilişe dönmeye müsait. Elbette, rakibe göre bunu da göreceğiz ama bu dizilişte orta üçlünün gereken kısa pas trafiğini, koşu yoluna hızlı pasları, adam eksiltmeleri, ara pasları ve tek top ile çok çabuk kanat değiştirmeleri yapmakta zorlanacağını, dolayısıyla Rijkaard’ın istediği hızlı hücumları gerçekleştiremeyeceğini düşünüyorum.
Futbol rakip ile oynanır dedik. Süper Lig’de hızlı hücuma çıkabileceğimiz, Keita’nın veya Kewell’ın önünde 30-40 metrelik koridorlar bulamayacağı maçlar çoğunlukta olacak. Mücadelenin, sertliğin ön plana çıkacağı durumlarda orta üçlüyü sertliğe önem vererek kurmak tabii ki akılcı çözüm.
Bu iki temel 4-3-3′ün maçlara ve kadro durumuna göre ikisini de oynacağımızı düşünüyorum ama asıl dizilişin birinci diziliş olacağını tahmin ediyorum. Zaman geçtikçe neler olduğunu, kadronun kimlerden şekilleneceğini anlayacağız. Diğer yandan, son iki hazırlık maçımıza ve Arda’nın GS TV röportajına bakarsak, Kewell’ın öngörüldüğü ileri üçlünün solunda Arda’yı görüyoruz fakat antremandan gelen haberler Rijkaard’ın Arda’yı sıkça orta saha görevine hazırladığı ve bu konuda çalıştırdığı. Kewell’ın kampa geç katıldığı ve takımla yeteri kadar çalışmadığını düşünerek Arda’yı o bölgede oynatmış olabilir Rijkaard; zamanı gelince Kewell’ı sol ileri uca koyup Arda’yı orta üçlüye çekebilir. Galatasaray o kadar esnek ve çeşitlemeye müsait kadro-taktik ikilisine sahip ki her fikri ve değişikliği sezon içerisinde görebiliriz.
4-3-3′ün dışında 4-2-3-1, 4-1-4-1 gibi dizişiler de taraftarın dile getirdiği fikirler. Bu dizilişler zaten 4-3-3′ün çeşitlemeleri ancak aynı zamanda esas 4-3-3′ten uzak oyun felsefelerini doğurabilecek dizilişler. Bazılarımızda forvet arkasına veya “on numara”ya bu dizilişler ile yer açıp Arda’yı bu noktaya yerleştirme fikri ağır basıyor ve hatta Lincoln tipi oyuncu isteyen, eksik olduğunu düşünenler var ancak Arda oyun tarzı nedeniyle kendiliğinden çizgiye kayıyor, kendisi de çizgide daha rahat ettiğini birkaç kere belirtti. Hem bu taktiklerin, 4-3-3′ün asıl amacı olan sahaya neredeyse simetrik dağılma, kanat organizasyonları ve sürat gibi unsulardan götürüleri olacağını düşünüyorum ve Rijkaard’ın bunları denemeyeceğine, en azından kalıcı olarak oturtmaya çalışmayacağına inanıyorum.
Rijkaard’ın 4-3-3′ünü, Mourinho’nun yine 4-3-3 rakamlarıyla ifade edilen dizilişiyle karıştırmamak lazım. On numaraya ihtiyaç duyulmayan kanatlara ve sahaya çok iyi yayılmaya dayalı, süratli ve hücum yanı ağır basan farklı bir sistem bizim uygulayacağımız 4-3-3. Gerekirse 4-6-0 da olur 4-2-4 de, 4-4-2 de. Rakamlara takılmak gereksiz, oyuncuların görevine bakmalıyız. Ayrıca bu sistemin disiplinini anlamak için, Henry-Barcelona ilişkisini de düşünmek lazım. Defalarca rahat olmadığını, bu sistemde sol ileri uçta oynarsa takımdan ayrılabileceğini dile getirdi Henry, çizgide oynamak istemediğini söyledi fakat her seferinde sahaya o mevkide çıktı ve görevini yaptı. Bir nokta daha, Rijkaard döneminde Barcelona’nın bekleri dünyanın en iyi hücumcu bekleri oldular. Hakan Balta, Alparslan ve Uğur bunu çok iyi anlayıp, benimsemeliler
Sistemin genelinden Galatasaray özeline geçecek olursam, çok önemli bir iki nokta ön plana çıktı. Bu takımın çok önemli bir potansiyeli var. Türkiye’nin en iyi kadrosu ile Dünya’nın en iyi teknik direktörlerinden biri buluştu. Çok zor bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Zor ama getirileri de çok büyük olabilir. Ayrıca ülkemizde spor yazarlarının ne kadar kalıplaşmış ve sığ yorumlar yapmakta olduğunu da anlamamızı sağlayan bir oluşum içinde Galatasaray. Taraftarlarımızdan, medyanın bu dolduruşlarına ve yanlış yorumlarına itibar etmemelerini özellikle rica ediyorum.
Özellikle Leverkusen maçında, savunmacılarımızın top kullanma, kanatlara doğru oyunu açma konusunda sıkıntıları olduğunu gördük. Orta alanda süratli pas trafiğini gerçekleştiremedik. Genel olarak oyuncular boş alanlara kaçma konusunda eksiktiler; ki boşluk ve boşa çıkma konusu Total Futbol’un köklerinden biridir. Cruyff’un adeta bir mimar gibi takımı dizip saha içinde yönettiğini ve takım olarak sürekli bunu konuştuklarını söyler Barry Hulshoff.
Melih Abi sen zaten yorumlar vasıtasıyla anlatmışsın Arda ve kaptanlığı konusunu. Senle aynı şekilde bakıyorum olaya. Hayırlı olsun takıma ve taraftarlara. Dilerim Arda’yı Galatasaray’da tutma konusunda önemli bir unsur olur kaptanlık.
Eksiklerimizi artılarımızı daha çok konuşuruz, bu uzun ve genel bir yazı oldu. Okuyan herkese teşekkür ederim, okumayanlara da hak veririm çünkü düşündüğümden uzun bir yorum oldu.
(Arda selam. Yazın için çok teşekkür ediyorum. Prensipte aynı düşündüğümüzü görmekten memnun oldum. Sevgilerimle. Melih)
Her ilişki bir güç ilişkisi sonuçta.
Bunun için rakipten başlamak daha açıklayıcı olacak.
Leverkusen oturmuş, uzun süredir birlikte oynamaya alışkın, sezonu erken açmış ve stil olarak hızlı pas trafiğine dayalı oynayan bir takım.
Maça da tam kadro çıktılar.
Bu takıma karşı uzun bir yolun ilk km’lerinde bir GS’ın üçlü setlerde defansın arkasına adam kaçırması ve duran toplarda adam paylaşım konusunda hatalar yapması ve golde dahil bir kaç net pozisyon vermesini tolere edilebilir olağan aksaklıklar olarak düşünmek gerek.
GS maçlarını bir süre daha sadece bugün neler
oluyor diye değil yarın için ne ifade ediyor,yarınlara neler taşınacak bugünden diye izlememiz gerek. Usul usul derinde oluşmakta olana odaklanarak..
Kendi adıma gördüklerim..
* Bloklar arasında sizin arayüz diye tanımladığınız yatay hızlı pas birlikteliği ve bütünlüğü arayışının embriyo halinde dikine sağ ve sol kanatlarda da alt başlıklar olarak deneysel çalışmaları..
* Gençlerle turnuva finali oynama tercihinde somutlaşan günlük skorları ve pozisyonları önemsemeyen nereye gittiğini bilen planlı bir duruşu..
*Degaj yapmayı unutmuş kaleci profili.
*Eleğin üstünde kalanlarla devam edecek aceleye getirilmemesi gereken bir kabuk değişimi süreci.
* Kısalan saha boyu.
* Oyunun yönünü ters tarafa değiştirme amacı taşımayan uzun pasların tedavülden kalkışı.
Tek tek gözümüze çarpan bir çok yeni uygulamanın tekamül ederek zamanla tek bir bütünün birbirini tamamlayan parçaları haline dönüşeceğini öngörebiliriz.
Birbiriyle çelişen değil, birbirini besleyen detaylar..
Şu anda çok yaratıcı gözükmeyen ofans gücü eksiğini de resme sonradan eklenecek adımlardan biri olarak düşünmek gerek.
Henüz o “chapter”a sıra gelmediğini varsayarak..
Bugüne dek doğuştan getirdiklerimiz temelinde yürüyen Türkiye futbol evreninde bugünden sonra sık sık sonradan edinilenlerin belirleyiciliğinden bahsedileceği gözüküyor.
Bu anlamda FR ve ekibini yeni dönemin buzkıran yol açıcıları olarak görüyor, GS’lılık aidiyetinin, takımdaşlığının zirve
yürüyüşünün kılavuzu olarak bugünden selamlıyorum..
Gözüken bu mayanın tutacağı.
Geleceğin ayak seslerini duyuyorum sevinçle.
Bir şarkı sözümde yazdığım gibi..
” Bir ihtimaldin belkileri çok,
bir ihtilal oldun keşkeleri yok..”
diyeceğimiz günler uzakta değil..
(Selam. Yanlış okumadım değil mi? Bir şarkı sözü kelimesini? Acaba diyorum biraz daha tanısak sizi. Sevgilerimle. Melih)
Frank Rijkaard kadroyu 25 kişiye indireceğini söyledi ve benim hesabımla bu 25 kişi içerisinde Emre Çolak da kalacaktır ki Arda’ya alternatif olabilmesi açısından çok mantıklı gözüken bir seçim olur diğer gençlerin ise kiralık verilebilme ihtimalinin çok fazla olduğunu düşünüyorum. Ayrıca takıma takviye gerekli olduğu kanısında yönetimle ortak bir fikirde olduklarını ancak hangi mevkiye yapılacağı konusunda tereddüt olduğunu düşünüyorum.
Bence sadece yapılacak 1 tane üst düzey transfer yeterli olacaktır ki bu da hem stoper hem ön libero oynayabilen Meira tarzı bir adam olmalı diye düşünüyorum.
(Berk selam. Stoper pozisyonu için fikrimi belirtmiştim. Eğer bir transfer yapılacaksa bunun orta saha veya forvete olmasında fayda görüyorum. Sevgiler, selamlar. Melih)
Melih Bey selamlar; herkesin bildiği ve gördüğü o saygın kişiliğinizi ve yorumlarınızı övmeme gerek yok…Rijkard’ın yerleştirmek istediği düzene geçişte mutlaka sıkıntılar olacaktır ama bu düzene uyum sağlayacak futbolcular topluluğu Türkiye’de sadece G.Saray’da var… Bu oyuna uyum sağlamış takımlarda gözlemlediğim özellikle de Barcelona’da hiçbir oyuncunun yerinde durmadığı ve sürekli hareket halinde olduğudur… Leverkusen maçında gözlemlediğim kadarıyla özellikle bu tarz bişey göremedim, buna sebep takımın eksik oluşumu yoksa tam olarak felsefeyi kavrayamayışımız mıdır?
(Selamlar. Bunun bence temel nedeni, Hamdi Arkadaşımız’ın dediği gibi o bölüme sıranın gelmemesi. Maçlarda görüldüğü kadarıyla sadece savunma ve orta saha blokları yardımlaşmalı oynuyor. Hücum bloğu ise devre dışı. O bahise sıranın gelmemesinin yanısıra, henüz o boş alanlara kaçacak fizik gücün olmaması ve asıl forvet hattının devreye girmemiş olması da etkenler arasında sanırım. Görüşmek üzere. Sevgilerimle. Melih)
Gökhan Zan ve Servet Cetin ikilisi kabus gibi.
Çok hata yapıyorlar ve cok sıkıntılı olacak.
Çok entellektüel bir yorum olmadı ama gördüğüm bu.
(Katıldığım bir yorum değil bu. Beraber çalışma dinamiğini gözden uzak tutmamak gerek. Sevgilerimle. Melih)
4-3-3′ün yaşıyla ve senin bir yorumuna cevabıyla aklımda futbolun döngüsü canlandı.
4-3-3 eskiden en yaygın dizilişken; yenilmeme duygusuyla terk edildi ama futbolun sıkıcı yüzünden bıktık ve 4-3-3′e döndük. Hatta Roma’nın bu sene 4-2-4 gibi sahaya yayılacağı söyleniyor, yıllar klasik dizilişlerinden WM’ler falan da yavaş yavaş geri dönebilir. Belki 2-5-3, 2-3-5 gibi günümüz gerçeklerine uymayan dizilişleri hiç göremeyeceğiz ama futbolda bir nostalji bir eskiye dönüş ve seyir zevkini arttırma, keyif alma durumu var.
İlginç bir nokta, on numaralar için de bu geçerli. On numaralar bitti, savunmacı orta saha oyuncularının devri geldi derken aslında sadece 10 sene sürdü bu dönem. Şimdi bu ön libero tabir edilen oyuncuların hücüma katkı yapıp, adam geçmesini, şut çekmesini, gol pası atmasını talep ediyor futbol. Fabregas’ın, Xavi’nin devri artık. Bu taleplere bakınca aslında “on numara” rolünde oyuncular görüyoruz. Belki klasik, tekmeliksiz, düşük çoraplı ve nazik on numaralar değil ama sonuçta on numaralar. Futbolun doğasında buna ihtiyaç var demek ki. Sadece 10 yıl uzak kalabildik bu taleplerden. Futbol da bir döngüymüş…
(Arda selam. Güzel bir yorum olmuş. Mesele şu ki bir futbolcu maç başına 12-15 kilometre koştuğu oranda taktik formasyon fazla önemli olmayacak. Benzer biçimde koştuğu sürece her takım 10 numaranın yaratıcılığına ihtiyaç duyacak. Messi 10 numara değil mi? Sevgiler. Selamlar. Melih)
Merhaba, ben de sitenizin yeni okurları arasındayım. Yazılarınızı zevkle okuyor ve sizi de tebrik ediyorum.
Yalnız bu son yazınızda dikkatimi çeken bir şey oldu, Ibrahim Altınsay’dan bildiğimiz kadarıyla box to box midfielder, aut çizgisinden aut çizgisine değil, bir ceza sahasından diger ceza sahasına demek, butun saha biraz insafsızlık oluyor sanki.
Bir de açıkçası ben 4-3-3′ün, hücumu düsünen ve kanatları ileri çıkan bir 4-5-1′den farkını çok anlayamıyorum. Neticede top rakipteyken tek forvet hariç herkes topun gerisine geçiyorsa bence bu daha çok 4-5-1 oluyor. Ayrıca bence 4-5-1 ya da 4-3-3 prensip olarak son derece defansif bir taktik, dengeli bir oyun karakteri sunsa da kapanan ve iyi duran top kullanan takımlara karşı da oldukça zayıf bir taktik. (Barcelona’da bu sene yanılmıyorsam Getafe’ye ve Chelsea’ye karşı aynı gol kısırlığını yaşadı.) Sanırım Rijkaard da hızdan önce takımın top hakimiyetini maksimize etmeye çalışacaktır, çünkü Galatasaray’ın ağır savunmasının ortasa haya çıkması halinde arkasına atılacak toplarda pek şansı kalmaz. Görünen durumda Galatasaray geçen seneye göre ileriden Lincoln’ü eksiltip, ortada bir fazla adamla oynayacak gibi duruyor. Böyle kalabalık bir orta sahanın da şu durumda Galatasaray’a sağlayacağı tek avantaj yüksek top hakimiyeti olabilir diye düsünüyorum, çünkü kadromuzdaki orta sahalardan banko diye baktığımız ikisi, Linderoth ve Ayhan 30 yaşın üstünde ve hızlı oynayamayacak oyuncular, Barış zaten oynamasa daha faydalı olacak, bir tek Mehmet Topal böyle bir tempoda oynayabilir gibi geliyor.
Belki de aslında temel bir ayrım yapmak lazım, top hakimiyetiniz ne kadar yüksekse o kadar yavaş oynuyorsunuz. Tabi bunu veya tersini yaratıcılıklarıyla esnetebilen oyuncuların varlığı (takım yavaş oynamasına karşın kısa mesafede hızlanan Messi, Henry, Iniesta gibi isimler, ya da takımı hızlı oynasa da topa gerektiginde takımını yavaslatmadan basabilen Fabregas gibi) takımın asıl hücum gücünü belirliyor. Galatasaray’ın da ileri ucu bu sene bu tip isimler açısından zengin.
İlk kez bu uzunlukta bir yorum yazıyorum, ama yazmaya başlayınca gerisi geldi. Bu fikirlerimizi paylaşmamızı sağladığınız için size tekrar teşekkür ederim.
(Selamlar. İbrahim’in o yazısını bulup okudum. Sanırım 2008 başında yazmış. Çünkü Galatasaray orta sahasında Mehmet Topal, Serkan Çalık ve Barış Özbek’ten bahsediyor. Prensip olarak doğru bir yaklaşım ama 18′den 18′in biraz daha ileri gittiğini düşünüyorum aradan geçen 1.5 yıl içinde. Görev alanı olarak da baksak yine 18′lerin içini de kapsayan bir etkinlikten söz etmek gerekiyor.
4-5-1′le 4-3-3 arasında temel bir fark var. 4-5-1, duruma göre üç forvetli bir sistem. 4-3-3 ise temelde üç forvetli duruma göre de beş, hatta altı forvetli bir sistem. Bu anlamda 4-3-3 için defansif önlemi bir saniye bile olsun elden bırakmadan en iyi hücum sistemi diyebiliriz. (Tabi burada Barça’nın oynadığı 4-3-3′ten bahsediyoruz. 1970′lerdekinden değil.)
Yorumunuz için çok teşekkürler. Görüşmek üzere. Melih)
Şarkı sözleri dediğim zaman zaman hatır için karalanmış amatör çalışmalar sadece.
Kimi zaman yapıla yapıla bunlar mı yapılıyor ukalalığıyla girişilmiş meydan okumalar.
Mesleki bir yönü yok.
Bu kadar okumaktan uzak bir jenerasyonun bu denli iddialı şekilde yazıp çizebilme cüretine kişisel bir itiraz sadece ..
Üzerimize boca edilen vasata masum bir el verme çabası desem haddimi aşmış olmaktan korkarım..
Var olanı sorgulayan, başka türlü de olabilir mi
diye soran, hayata daha geniş pencerelerden bakabilen bir zemin olarak blogunuza dahil olmak hoş.
Paylaşılan kocaman bir tutku da var.
GS’ımız..
(Sanırım anladım. Tek şey. Tevazu bir hastalıktır. Bence siz de kapılmışsınız. Teşekkürler. Melih)
Melih Abi,
Total futbolun ilk prensibi dediğiniz gibi pas’tır, ikinci prensip de “kimse toptan hızlı olamaz”, hızlı pas yapmak ve bunu yaparken cok pas alternatifi yaratmak için hep hareketli olmak esastır.
Aslında total futbolda, ilk kademesi blok futbolunda pas denen seyin geometride karşılığı üçgendir. Birine pas verip yer değiştirek geri alirsiniz ve üçgeni tamamlarsınız.
Bizim ilk hazirlik karşılaşmalarında yaptığımız blok futbolunda dikkat edilirse, savunma ve orta sahada ucgenler kuruldu sadece, yani geriye ve yana ucgenler. Bu konuda yeterli duzeye geldiğimizde yani hızlı ucgenler kurduğumuzda ileriye doğru da üçgenler kurmaya başlayacağız, daha sonra ise 3. bolgede ceza sahası cevresinde minimum 3-4 üçgen alternatifinden birini topu ayağına aldiğinda oyuncumuz hızlıca sececek duruma gelecegiz.
İşte kondisyon bu yuzden onemli, topa sahip oyuncumuza cok fazla ücgen alternatifi sunmak için diğer oyuncular hep hareketli olmalı. Cok pas alternatifini savunmak cok zor bir hadisedir. Bu yuzden Barça bu kadar başarılı. Yer değiştiren oyuncularla hızlı bir şekilde ve daima sekil değiştiren ve her bir oyuncuyla ayri ayri olusan ücgenleri canlandırabilirsek Barca’nin futbolunu daha iyi anlarız.
Bu oyunun basketbola uyarlanmışını NBA’de Phill Jackson oynatir. “Üçgen hucum” prensibi ile 10 şampiyonluk yüzüğü kazanmıştır, C. Bulls ve Lakers ile. “Üçgen hücum” ile ilgili bir cok kitap var ilgilenirseniz.
(Selam Gökhan. Bilgilendirici analizin için çok teşekkürler. Aslında futbolun basketbolla bir şekilde ilgisi var ve de olmalıydı. Üçgen hücumla ilgili kitap ve okuma parçası listesi hazırlayabilirsen başta ben olmak üzere bütün Gayın-Sin üyeleri faydalanabilir. Çok teşekkürler. Melih)
Merhabalar Melih abi, selamlar.
Cumartesi günü Bochum Wattenscheid’da Galatasaray- Bayer Leverkusen macini seyretme imkanim oldu. Ciplak gözle seyrettigim mactan birkac izlemimi aktarmak istiyorum.
Öncelikle, ilk devre Galatasaray sahaya su dizilis ile cikmisti.
Orkun
Sabri Gökhan Servet Alparslan
Mustafa
Serkan E.Colak Serdar Arda
Erhan
Yani 4-1-2-2-1′ye benzer bir dizilis vardi sahada.
Rakip takim da Adler, Friedrich, Barnetta, Kiessling, Augusto ve Derdiyok’lu kadrosuyla sahadaydi. Acikcasi Leverkusen kadro itibariyle bize karsi ciddi ciktigini her acidan belli eder gibiydi.
Göze ilk carpan sey Galatasaray’in israrla kanatlari kullanma istegiydi. Mac boyunca da bu istek biz seyircilerin sabrini zorlayacak sekilde devam etti. Orta sahada Mustafa Sarp statike yakin oynamasi ve diger orta saha oyuncularinin israrla kanatlara kacma istegi, orta sahayi daha dogrusu orta sahanin ortasini (göbegini) kullanmayi bir yana birakacagini gösteriyordu takimin.
Bunun disinda göze batan diger bir gelisme takim defansindaki oynuncularin cok israrli bir sekilde yan paslarla (enine) oyun kurma veya topu kontrol atinda tutma cabasiydi. Stadda türkce bilen herkes mutlaka Orkun’un arkadan israrla ve defaten “enine-enine” diye arkadaslarina özellikle de Alparslan’a uyarida bulunmasini es gecmemislerdir.
Yani genel hatlariyla ilk yariya damga vuran takimin enine defans paslariyla ve kanatlara oynarak oyunu hep acmaya calismasiydi. Tek tek oyunculara gelince, ilk yari itibariyle göze batan oyuncular basta E.Colak olmak üzere Servet ve Serdar idi. E.Colak özellikle sol ayagini cok teknik kullandigindan dikine oyunu acmaya cabayalayan yegane oyuncudu. Serdar’a gelince top stopu ve topu oyun icinde kullanisi acisindan göze batan oyunculardandi.
Servet’e gelince, Kocaelispor macinda biraktigi yerden devam ediyor gibiydi. Belki topla en cok bulusan Galatasaray futbolcusu kendisiydi. O kadar topla bulustu ki bir ara takimin oyun kurucusu gibiydi. Yedigimiz golde önündeki bir arkadasini Friedrich’in bindirme yapma ihtimaline karsi uyarmaliydi. Tek kusuru buydu mac boyunca. Gökhan Zan’la iyi bir ikili olusturabileceklerini zannediyorum. Özellikle ilk toplari keserken ve hava toplarini karsilarken bu ikilinin zirve yapacagini tahmin ediyorum. Ama acikacasi iki oyuncu arasina atilan dikine toplarda biraz uyum problemi sagladiklari mac boyunca kacmadi. Özellikle Sabri’nin oldugu kanatta ilk devre o kadar bosluk verilmisdik ki Leverkusen’e, akil alacak gibi degildi.
Neeskens ısrarla Sabri’ye ve Gökhan’a yandan ikazda bulunuyordu. Takimı özellikle de Gökhan’ı defans blogunda sarkan adam gibi durdugunu cok gördüm. Bunun neticesinde, takim arkada cok derin durdugu anlarda rakip daha bir etkili oluyordu. Neeskens, cok defa eliyle Gökhan’a durmasi gereken yeri bir hat gösterir gibi belirtiyordu. Sabri ile Serkan’in yer degisikligi yapmasi sag tarafi hücüm anlaminda biraz daha etkili kullanmamizi saglasa da cok etkili olmadik.
Ve nihayet ikinci devre…
Rijkaard ikinci devreye baslarken Alparslan, Servet, E.Colak ve Mustafa Sarp disinda bütün kadroyu degistirdi. Aslinda bunlar ilk devrede bir sekilde nispeten de olsa oyuna damga vuran oyuncularda. Acikcasi, ben Alparslan’i teknik, hizli ve dikine oynayan birisi olarak H.Balta’ya tercih ederim, ama H. Balta’nin da sogukkanligi ve etkili top kullanmasi da gözardi edilecek özellikler degil. Bakalim Rijkaard kimde karar kilacak. Mustafa Sarp konusuna gelince, fizigi ve top teknigi oldukca iyi yalniz ya tabiati geregi ya da taktik geregi cok sabit oynadi. Bence biraz daha dikine oyunu zorlasa daha bir göze girebilecek gibi.
Ikinci devre sag tarafa Ugur ve Aydin’in girmesi birkac kanat bindirmesine sahne oldu ama bunlar da acikcasi cok etkisizdi. Ugur’da biraz ürkeklik, Aydin’da ise kroniklesmeye yüz tutan hirssizlik gözüme carpmadi degil. Aydin bu haliyle sag tarafa alternatif olusturamaz. Ugur ise Sabri’ye kafa tutabilir defansi sag tarafi icin yapilacak mücadelede.
Uzun lafin kisasi, Rijkaard’in kanatlari kullandiracagi asikar. Bundan dolayi sol ve sag taraflarda dikine, delici ve süratli kanat elemanlarina ihtiyac var. Keita saga taraf icin bicilmis kaftan. Solda ise ne Arda ne de Kewell bu özelliklerde degil kanimca. Ama her seye ragmen Kewell’in dikine oyunu bunu bir nebzede olsa kotarir diye düsünüyorum. Ama sol tarafa bir Volkan Sen monte edilse tam ideal bir sol kanat olur diyorum. Al Ahly- Casablanca maci devre arasinda Kadir Cetincali’ya sorma firsatim oldu ama kendisi transferin orta saha icin düsünüldügünü söyledi. Bakalim gelecek günler bu konuda ne gösterecek.
Sözü bitirmeden su kadronun önümüzdeki günler icin ideal olacagini düsünmekteyim:
L.Franco
Ugur Gökhan Servet Alparslan
Linderoth
Arda E.Colak
Keita Baros Kewell
Sevgi ve saygilarimla…
Murat
(Selam Murat. “Gayın-Sin’in Bochum muhabiri bildiriyor” gibi olmuş. İyi de olmuş. Esasında yardımcı bir oyun fikri 4-1-4-1 de fena bir yaklaşım değil. Ki verdiğin diziliş aslında klasik bir 4-1-4-1.
Mustafa Sarp’ı Sevgili Mustafa Yalçın’ın gelgidersin adlı bloğunda bir kez daha seyrettim. Seyrettimden ve umduğumdan da iyi oynamış. Sanırım Linderoth devreye girene kadar Mustafa Sarp üstlenecek orta sahadaki gerçek çıpa görevini. Yerinde çakılı oynamasının nedeni de bu. Ben ümitliyim kendisinden. Belli ki Rijkaard da ümitli.
Orkun Usak’ın “enine enine” sözleri, total futboldan önce blok futbolu önermesini doğrulayan bir yaklaşım olmuş. Zaten takımı seyredince bu çok belli oluyor. Rijkaard’ın onlardan ne istediği yani. Bu sezon tüm sahayı kanatlar da dahil daha çok kullanan bir Galatasaray izleyeceğiz belli ki.
Selam ve sevgiler. Melih)
Bugün günümüze (son haftalarda iyice sakız ettiğimiz) 4-3-3′le damga vuran en önemli takım kuşkusuz Barcelona ve Rijkaard’ın geçmişi dolayısı ile Barcelona şablonundaki oyuncular üzerinden fikirler üretiyoruz (Örn: Arda’nın İniesta rolu alması vb.) fakat bu süreçte özümsediğim gerçek şu : Galatasaray’ın 4-3-3′ü Barcelona fizikli bir Chelsea modellemesi olacak.
………………..
Orta sahamızdaki üçlü, beklerimizle beraber bu sistemde asıl farkı üretecek isimler ve ben orta sahamızı (oyuncuların yetenekleri ve yatkınlıkları sebebiyle) Chelsea’deki Lampard-Essien-Ballack üçlüsüne benzetiyorum, Xavi-Toure-Iniesta üçlüsüne değil.
Barça’daki versiyon, beraber, aynı ekolden yetişmiş zeka ve yaratıcılığın, teknikten nasibini almış bir fizin kondisyonu ile harmanlanıp dünyadaki en üst noktaya ulaşmış olması. Bizim takımımız ise orta sahadaki oyuncular itibari ile Xavi veya Iniesta’nın yaratıcılığından ziyade Lampard-Essien’in baskıcı oyunu ve Ballack’ın daha üretken rolde olduğu bir orta saha üçlüsüne sahip gibi. Ayhan/Barış/M.Topal üçlüsü mücadeleci fakat pas hataları çok, Barça’daki üstün pas yüzdesine erişmeleri ise imkansız gibi, yıllar süren yoğun çalışmalar gerektirir. Dolayısı ile orta sahada “1 general-2 asker”e dayalı Chelsea stili orta sahamız bizim karşımıza çıkabilecek ütopik mükemmellik olabilir bu sene.
Bu durumu kötüleme olarak kimse algılamasın, uygun dizilişle Hiddink’in Barça’ya kılpayı elendiğini ve hakem faktörü olmasa 70 milyon olarak tuttuğumuz Barça’nın belki de kupayı alamayacağını hatırlayalım. Yıllar içinde Emre Çolak gibi bir ismin de katılımı ile Barça tarzı, aynı ekolden çıkmış 2 yüksek zekalı yönlendirici ve bir de fizik destekleyiciden oluşan “2 general 1 asker” versiyonuna terfi edebiliriz ve bence edeceğiz de. Fakat bunun için Arda’nın uzun yıllar boyunca takımda kalması ve Ayhan sonrası dönemde altyapıdan veya transfer yoluyla bir önemli yönlendirici almamız gerekecektir. Bu arada generallerden kastım da asla “halı saha topçucu ; 10 numaralı koşmayan adam” profili değildir. Yeni orta saha tanımına uyan hücum ve savunmayı aynı anda yapabilen kondisyonlu dahi oyunculardır.
……………….
Bu seneden ciddi beklentiler kurmadım kendi kafamda kupa bazında ama alternatifi bol bir kadro ile rotasyona dayalı oynayacak olmamız, 4-3-3′ü tüm kadro olarak iyi öğrenirsek büyük başarılar kazanabileceğimiz fikrini oluşturuyor bende. Düşünsenize; sürekli olarak diri olan ve sistemini çok iyi bilen, hocamızın adaleti altında (bu konuda umutlu başladım bu sezona) yerini ve oynayacağı zamanı bilen bir kadroyla oynamak: bence her taraftarın rüyası. Buna şu anda ülkemizeki en yakın takım biziz.
…………………
Kanatlarımıza, daha doğrusu 4′lümüzün kanatlarına da çok şey demek isterdim ama yeteri kadar uzun yazdım. Sadece Uğur Uçar’dan çok şey beklediğimi söylemeliyim. Bir de Hakan Balta’nın daha ofansif ve delici olması gerektiğini… (Sabri eğer sı(i)nı(i)r leri zorlayan işlere girmezse patlama yapabilir bu sezon.)
Saygılar, sevgiler.
(Oral selam. Çok güzel bir analiz. Benim kafamda minik Barça olmadan önce Arsenal olma fikri vardı. Sen de Chelsea’yle benzer bir yol tutmuşsun. Şu kesin. Yolumuz çok uzun. Bu sezon daha çok koşan ama daha az pas yapan bir takım olmamız çok normal sayılmalı. Bir de TSL’deki takımların oldukça sert olduğu da unutulmamalı. Dörtlünün kanatları analizini bekliyoruz. Sevgiler. Melih)
hocam, bence en güzel görüntülerden birisi de saha kenarında rijkaard’dan fazla neeskens’in oyunculara bağıra çağıra komut vermesiydi. gerçek “yardımcı hoca” durumunu unuttuğumuz senelerde (ülkemizde derwall-denizli, piontek-terim’den sonra yok sanırım benzer durum) bu görüntü takım içi dengelerin yakınlığını, eşitliği, saha kenarındaki kollektif çalışmanın saha içine kendiliğinden yansıyacağını düşündürüyor. rijkaard’ın, ekibindeki herkesin fikirlerini aldığı, dinlediği, “ekip” halinin olabilecek en güzel örneğini oyunculara bu yolla, aslında en doğal yoldan aşıladığı beni en çok heyecanlandıran şey oldu.
bu arada neeskens’in sakin, peynir suratlı (peynir suratlı derken, beyefendinin hası, ancak cin olmadan adam çarpmaya çalışanların da herkesten fazla farkında olan ve gerekli durumlarda gerekeni yapmaktan kaçınmayacak bir havayı kastediyorum) görüntüsüyle takımda şahane bir “saygı duyulan baba” haline gelmeye başladığını düşünüyorum, özellikle taktisyenliğinden güzel faydalanacakmışız gibi görünüyor. onun da rijkaard’ın da futbolculuk deneyimlerini gençlerle paylaşmasına değinmiyorum bile.
saygılar, sevgiler.
(Selam Murat. Rijkaard & Neeskens ikilisi bir Galatasaray fenomenine dönüşecek önümüzdeki yıllarda. Şimdiden yazılsın bir kenara. Galatasaray önemli bir konuda daha Türkiye’ye örnek rol-model oldu. Bir dahaki sezon Rijkaard & Neeskens tandemine benzeyen ikililer çıkaracaklar karşımıza rakipler. Şimdiden dikkat edin bakın, Fenerbahçe’de Koch’un adı daha fazla yazılıp çiziliyor, durumu dengelemek için. Halbuki Koch’un bizdeki karşılığı Albert Roca Puyol. Sevgilerimle. Melih)
@ u-topie
Bir ihtimaldin hayatımda belkileri çok
Bir ihtilal oldun keşkeleri yok
Gecem oldun, gece gündüz kadar farklı
Gündüzüm oldun, gece gündüz kadar yakın
Kah çoğaldık aştık, kah boşaldık taştık
Başımızdan geçenleri yaşadık sandık
Oysa yan yana yana yana yanılmıştık
Yanılgılarımız başbaşaydı artık
Sığınaksızdık sağanaklarda ve…
Sevdadan önceki son çıkışı da kaçırmıştık
Aylin Alaz – Sığınaksızdık ..
u-topie = Aylin Alaz ?
Transfer ne alemde ?
konuyla alakasız olarak söylüyorum;
sarırım u-topie bey, aylin alaz’ın “sığınaksızdık” şarkısının söz yazarı hamdi yener bey.
(Durum öyle gösteriyor. Çünkü Gayın-Sin kayıtlarında Hamdi Yener olarak görünüyor u-topie. Melih)
İyi akşamlar Melih abi,
Hazırlık maçlarında izleyebildiğim tek maç Leverkusen maçıydı, onun için diğer güzel yazılarını sadece okumakla yetindim…
Leverkusen maçına gelince; savunma ve orta sahanın savunma kısmında ileriye dönük iyi ışıklar gördüm, ancak servet ve gökhan’ın uzun pas atma çabaları çok fazla hoşuma gitmedi, keza serkan kurtuluş’un performasından çok memnun kalmadım, oyunu geriden kurmakta sorun yaşadık yan, geri ileri doğru kısa paslar haricinde, takımın savunma kısmına dinamik bir ayhan’a ve bek de olsa geriden oyun kurabilecek bir oyuncuya ihtiyacımız var.. Uğur bu görevi üstlenebilir bence, son derece normal bu kadar zaman sonra ama o da biraz çekinerek oynuyor.
Bence sakatlanmayan bir Emre Güngör geri ikilide kendine yer bulacaktır bu düzende, formuna kavuştuğu taktirde.
orta saha ile ileri üçlü arasında bir kopukluk var ama dediğiniz gibi henüz o konuya gelinmediği için bu sorun kaliteli ayakların formunu bulması ve takıma girmesiyle zaten otomatik olarak çözülecektir.
takımda ilerisi için gerçekten umut var ama futbolcu arkadaşların teknik ekibin çalışma temposuna ayak uydurması, dediklerini uygulaması, kendilerini daha çok geliştirmesi gerekiyor…
Arsene Wenger’in bir lafı vardı bir yerde duymuştum ”bana topu stop etmeyi bilen genç atletler verin ben onlara futbolu öğretirim” diye..
Galatasaray’da o atletlerden çok var, Rijkaard’ın da Arsene Wenger’den eksiği yok, üç yıl içinde planlanan Arsenal olma yolunda sağlam adımlarla ilerlenebilir, futbolcuların azmi, yönetimin de sabırlı ve tutarlı tavrıyla…
Ancak şimdilik herşey flu, sisli, o sisi kaldırmak için de taraftar da dahil olmak üzere emek yoğun bir çalışma gerekiyor.
Güzel yazılarının devamı dileğiyle..
Selamlar.
Hacim
(Hacim selam. Yorumun için çok teşekkürler. Flu demeyelim de taşı henüz daha yeni yontmaya başladı diyelim Rijkaard için. Bu yüzden çıkacak heykeli daha kestiremiyoruz. Sevgi ve selamlar. Melih)
Melih abi selamlar;
Yazın yine harika olmuş. Aynı zamanda bilgilendirici. Abi ben şunu söylemek istiyorum. Herkeste mutlak bir orta saha transferi şart diyor. Ama ben o kadar da önemli olmadığını düşünüyorum. Öyle ki biz Arda’nın kondisyonunu arttırırsak orta sahamızın sorun çekmeyeceği kanısındayım. Herkes Barcelona’ya bakarak iki tane direk top atabilen adam lazım olduğunu söylüyor. Benim düşüncem ise şöyle:
—-Mehmet/Mustafa/Barış—-
Linderoth/Ayhan—Arda/Emre
Linderoth ve Ayhan derin top atamasa da topu tutan ve oyunu açan oyuncular. Öyle ki bu sezon Ayhan sık sık kanat akınlarına katılmıştı. İyi bir kondisyonla Linderoth da bunu yapabilir. Bunun yanında defanstan top çıkarırken gene üçgenlerle çok önemli işler yaparlar. Sol içte ise Arda’yı kullanıp, herhangi bir olası bir durumda Emre’yi değerlendirebileceğimizi düşünüyorum. Aca bu bu rotasyon işlemez mi?Bir de şunu sormak istiyorum sen sol bekte Alparslan’ı mı düşünürsün Hakan’ı mı?
(Selam Adil Cem. Son sorudan başlayayım. Sanırım 50′nin üzerinde maç yapacağız. Bu yüzden solda Hakan Balta ve Alpaslan Erdem’in eşit şans bulacağını düşünüyorum.
Orta saha envanterimiz hiç de fena değil. Bir de şunu unutuyoruz ki, Rijkaard bizzat Iniesta ve Messi’yi doğru planlamayla Barça’ya kazandırmış birisi. Emre Çolak’ın bu açıdan inanılmaz şanslı olduğunu düşünüyorum Rijkaard’ın elinde yapacağı aşamayı düşününce.
Transferi tamamıyla Rijkaard’ın düşüncesi şekillendirecek.
Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Rijkaard transferi açıklandığında bazı Galatasaraylılar, Rijkaard’ın transfer bütçesinin 25 milyon Euro’dan aşağı olmayacağını söyleyerek kulübün üzerindeki borç sarmalının artacağını söylüyorlardı. Hatta bu nedenle Rijkaard’a karşı çıkmışlardı.
Şimdi acaba ne düşünüyorlardır Rijkaard’ın gençlere eğilmesi nedeniyle? Sevgilerimle. Melih)
Melih abi M.Aurelio veya Honda hakkında bir bilgin var mı durum nedir Tobol maçından sonra bizi 1-2 süpriz bekliyor mu?
(Selam. Bir bilgim yok maalesef. Sevgiler. Melih)
Triangle offence ile ilgili Eren Logoglu’nun blogunda bazi linkler mevcut; http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/05/triangle-offense-kobe.html
İlk link, ilk basımı 1962′de yayınlanmış olan, Tex Winter’ın yazdığı “The Best of Basketball From Scholastic Coach” adlı kitabin “The Triangular Sideline Series” adlı chapterinden alintilarin yapildığı bir link.
Ama bence, total futbolla, Barça’nin futboluyla paralelliklerin, okuyunca daha kolay anlaşılacağı link ise sonuncusu.
O linkten bazı bolumlerin altini cizmem gerekirse;
—
Every player is involved at all times and therefore, must know the options for each spot on the court and be well schooled in basketball fundamentals and footwork. Since offensive options are dictated by what the defense is doing, players need to be efficient in recognizing and attacking defensive deployment.
—-
The importance of floor spacing is critical and a key factor in the success of Triangel offence. Players are spaced between 15 or 20 feet at all times. This pricise spacing spreads the defense in order to prevent or discourage any defensive help or double teaming, and at the same time it provides for sharp, accurate passing. This spreading of the defense also clears out the basket area allowing for one-on-one post play.
Since sideline triangles can be quickly formed on other side of the court,the defense is forced to defend the entire court from sideline to sideline at all times. In addition, it can strike the weakside of the defense with lighting speed with a two person attack at any time.
Keskin, doğru ve hızlı pas, hareketli üçgenler, oyuncuların birbiriyle olan maksimum uzaklığı, hızlıca değişebilen hucumun ağırlık merkezi, tum alani savunmaya mecbur bırakma, aynı anda birden fazla hızlı deplaseler, herkesin her pozisyonda oynamayi bilmesi…
ne kadar benziyor değil mi
(Gökhan selam. Linkler ve bilgiler için teşekkürler. Melih)
Geçenki yorumum sorunlu transfer postunuzla beraber karanlıklara gömüldü sanırım.
Bu blogu webdeki diğerlerinden ayıran aklın yürütüldüğü ve futbolun konuşulduğu bir ortamın olmasıydı. Belki teknik direktör ve transfer polemikleri daha popüler kıldı, ama gerçek şu ki sistem ve projeler üzerine yürütülen metaforlar çok daha keyifli.
Terim dönemine geri dönersek takımın boyunun kısalması, hücum pres, geriden oyun kurma gibi pek çok Galatasaray kimliği 4 sene süren bir süreçte gerçekleşti. Takımda Bülent hariç kaleci Taffarel de dahil olmak üzere hemen hemen herkes golü düşünen ve gole yakın kişilerden oluşuyordu. Final maçındaki ilk 11′e bakarsak bir nevi 4-3-3′ü görürüz.
Davala-Suat-Okan’lı 3′lü ve Arif-Hakan-Hagi’li ileri 3′lü. Bu konuma gelinceye kadar Van gobbel, Feti, Vedat, Evren, Tolunay, Ilie, Knup gibi geçiş sürecinde yer alan ama takımın kimyasına tam oturmayan oyuncular da yer aldı Galatasaray’da.
Bu seneki kadroda yer alan oyuncular da yeni sisteme uyum sağlamaya çalışacak, organizmaya uyumu başaranlar evrilecek başarısızlar ise farklı limanlara yol alacaklar. 11 tane çok iyi oyuncuyla çok iyi takım olunmaz önemli olan oyuncuların birbiriyle uyumudur, Galatasaray’ı UEFA’da namağlup şampiyon yapan bir vucudun organları gibi hareket etmeleriydi. Hagi beyin; Popescu göz; Okan-Suat-Emre ciğerler; Davala, K, Hkan ve Ergün eller; Hakan ve Arif de sonucu veren ayaklardı. Eğer ilk seneden kusursuz bir takım beklentimiz olmadan bakabilirsek Rijkaard ve yeni Galatasaray’a önümüzdeki yıllarda çok özel bir takıma şahitlik edebiliriz.
(Seyyid selam. Okunmayı bekleyen 521 yorum içinde olmalı seninki. Umarım Gayın-Sin beklentin hayal olmamıştır. Beklentiyi büyütmemek adına ilk yıl önemli dediğin gibi. İlk sene için benim tek beklentim savaşan bir takım olmamız. Ki Rijkaard’ın bunu yapacağını sanıyorum. Sevgilerimle. Melih)
selam melih abi. galatasaray saglam bir oyun kurucu alıcak mı çünkü hagi’den sonra dogru düzgün oyun kurucumuz olmadı zaten de hagi gittikten sonra büyük bir düşüşe gectik. hagi’den önce de dogru düzgün oyun kurucumuz yoktu avrupa’da pek de varlık gösteremiyorduk ama ne zaman hagi geldi takımın başına, avrupa’ki devlerle başa baş oynamaya basladık. yani bir oyun kurucu cok önemli oyunu okuyacak ve takıma yön verecek bir adam mutlaka alınmalı. tabii ki bizim sistemimiz tek bir oyuncu üzerine kurulu degil ama yine de takımı toparlayacak oyunu düzenleyecek bir beyine ihtiyacımız var dedigim gibi ortha sahaya bir beyin alınacak mı bir duyumunuz var mı sizce de mutlaka gerekli degil mi hagi gibi bir oyun kurucu.
(Selam. Hagi bir oyun kurucu değildi. Forvet özellikleri olan, forvet arkası da oynayabilen özel bir oyuncuydu. Benim bu tip bir oyuncu transfer edileceğine dair bir bilgim yok. Sevgilerimle. Melih)
Dündü sanırım, NTV Spor da doğru transfer adında bir program; Gültekin Onay sunuyordu, bir kaç büyük gazetenin spor müdürleri toplanmış önümüzdeki sezon hakkında yorumlar yaptılar, izledin mi bilmiyorum, orada ismini ve hangi gazetenin spor müdürü olduğunu hatırlayamadığım bir bey, Galatasaray ile Rijkaard’ın kimyasının uymayacağı, Aragones Fenerbahçe örneği üzerinden anlatmaya çalıştı biraz agresif bir şekilde, aklıma yukarıda yorum yapan herkesin bir çırpıda ayabileceği iki karakter ve futbol görüşü arasındaki farklar, Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki farklar, daha önce de yaşanmış gerçekler geldi…
Bu görüşler hakkında bir yorumun olur mu acaba Melih Abi, bir de medyanın Galatasaray’daki her olayı abartma, büyütme, diğer takımlardakini es geçme, görmezden gelme gibi durumlar göz önüne alınınca en çok medyanın takımımıza zarar verebileceğini düşünüyorum..
İstikrarı doğru adamla sağlamaya çalışırken medyanın bize verebileceği zararlar ne olabilir sence, ya da yönetimin bu gibi durumlarda nasıl tavır alabileceği hakkında bir fikrin var mı?
Biraz futboldan bağımsız sorular oldu ama, futbol bu kadar gözünündeyken medya, taraftar baskısı gibi etkenlerin de futbolun birebir içinde olduğu da su götürmez bir gerçek gibi..
Şimdiden teşekkür ederim.
Hacim
(Selam Hacim. Bahsettiğin isim yanılmıyorsam Esat Yılmaer. Hürriyet’in spor müdürü. Galatasaraylı’dır. Ama sanırım birçok gazeteci gibi taraf olduğu için Rijkaard’ın Galatasaray’a uymayacağını söylemiş. Pek de önemli değil bu görüş. O programda sadece Emrah Kayalıoğlu savunmuş Rijkaard’ı. Ki kendisi de iyi bir Galatasaraylı’dır.
Açıkça medya pek de anlaşılmayan önemli bir görev üstlenmiş durumda. Şu an için forumlarda filan gördüğümüz Lincolnsever Galatasaraylılar’ın temelini medya attı. Ve Skibbe’nin Türk futbolcuların isyanı yüzünden gönderildiği kanaatini oluşturan da yine aynı medya.
Esasında Galatasaray’a en çok zararı kör parmağına olumsuz haber yapanlar değil, suret-i haktan görünüp, yani Galatasaraylı görünüp ince dokunmalarla kanaat oluşturanlar veriyor. Çok değil, Gayın-Sin’de iki ay önce yapılani yorumlar okunursa Galatasaraylılar’ın nasıl bir tasavvur içinde oldukları belli olur. Çoğuna göre Arda Turan gönderilmeliydi, Adnan Polat vizyonu olmayan birisiydi, yönetim parmağının ucunda oynatacağı teknik direktörleri işbaşına getirirdi. Bu yüzden Schuster filan hayaldi, hele ki Rijkaard. Hem Rijkaard gelse bile bir şey değişmezdi, bazılarının deyimiyle Adnan Polat ve Sezgin orada oldukları müddetçe. Evet çok değil, iki ay önceki genel hissiyat böyleydi. Bu hissiyatı da insanlar kendi başlarına değil, medyayı (ki forumları da bunun içine dahil etmek gerek) izleyerek oluşturdular.
Kısaca, Galatasaray maalesef medya ilişkileri yönünden oldukça kötü durumda. Ama Rijkaard başarılı olduğu ve oynattığı futbol ümit saçtığı sürece hiçbir tehlike görmüyorum ben. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Bayer maçının hayal kırıklığını yavaş yavaş atlatıyoruz sanki. Fakat transfer söylentileri daha bir artış gösterdi galiba. Halbuki bir hazırlık maçıydı ve henüz hazır olmadığımızı gördük. Çalışmalarımız sürüyor, Tobol maçına “bomba” gibi çıkarız, yeneriz geliriz diye düşünüyorum. Medyumluk yapıp goleri kimi atacağını dakikalarıyla beraber de veririm ama komik olmaz.
Ben de bir hayli üzüldüm Bayer maçının sonucuna. Üzülmeme sebep olan faktörlerin başında kaybettiğimiz bir kupanın oluşuydu. Sezona bir kupa ile başlamak hiç fena olmazdı. Diğer taraftan Leverkusen takımına yine kaybetmiş olmak canımı sıktı. Bu adamları yenmeliydik oysa. Üçüncü olarak bu takımın maç kaybedebileceğini gördük. Halbuki biz total futbol oynayacaktık, rakibe top göstermeyecektik, 4-3-3′ü çok iyi uygulayıp rakibi ezecektik. (hazır değiliz biliyorum.)
Özellikle son faktörün dikkatle incelenmesi lazım. FR ile beklentiler tavan noktasına ulaştı. Meselelere itadalle yaklaşma eğilimindeki bende dahi böyle davranış bozuklukları:) meydan buluyorsa başka türlü yaklaşanlarda neler olur neler…
Son not: Daima iyi oynayıp kazanan olacağız.
Saygılar…
(:-)) Melih)
Selamlar Melih Abi,
Ben sahsen hazirlik doneminde alinacak maglubiyetlerin takimin gelecegi icin cok yararli oldugunu dusunmekteyim.
Hatta onumuzdeki donemde hazirlik maclarinda, tam kadro oynayip rakibimizi surklase etmektense, alacagimiz ogretici yenilgilerin bize kazandiracaklarinin kiymetini bilmeliyiz.
Sizinle Arda Turan, kaptanligi konusundaki kuskularimi paylasmak istiyorum. Arda’nin sempatik, GS asigi, iyi aile terbiyesi almis bir oyuncumuz oldugundan kuskum yok.
Fakat etkilendigi arkadas cevresinin (E.Belozoglu, H.Unsal, H.Sukur, Acun Ilicali) maalesef onu sacma sapan bir ruh haline sokabilecegi ihtimali hic de az degil.
Bunu gerek Arda’nin gereksiz demecleri, gerekse saha icinde ve disinda yaptigi agresif, yakisiksiz hareketler (FB maci, guvenlik gorevlisini tartaklamasi vs.) bu kuskularimin yersiz olmadigini gostermekte.
Bence takim icinde bir kaptanlik oylamasi olup kaptan secilmesi daha dogru olabilirdi.
Hatirladigim kadari ile zamaninda Tugay’dan alinan kaptanlik, Bulent’e bu sekilde gecmisti. Ozellikle Hakan Sukur ve Unsal’in takimimizin iyiligini bile istemedigini dusunuyorum. Arda’nin onlarin etkisinde kalmasi konusunda ne dusunuyorsunuz?
Arda’nin bir Cuneyt Tanman, Fatih Terim, Bulent Korkmaz’in kaptanligi hakettikleri sekilde haketmesini isterdim.
Umarim korkularim yersizdir.
Sevgilerle,
Ahmet.
(Selam Ahmet. Baş kadar taç da önemlidir. Bazı taçları takan başlar, o taca uygun davranmayı öğrenirler kısa bir sürede. Kaptan dediğimiz futbolcudan temelde iki şey bekliyoruz değil mi? İlki saha içinde lider olmasını, ki bu konuda Arda Turan’dan oldukça eminim ben. İkincisi de arkadaşlarıyla yönetim arasında önemli bir köprü olmasını. Bunun anlamı yönetimle temasının olması demek. Ben Arda Turan’ın şu an için beğenmediğimiz bazı davranışlarını yönetimle teması paralelinde bu süre içinde değiştireceğini düşünüyorum. Amerika’ya sevgi ve selamlarımla. Melih)
Bu blogun emekleme döneminden beri takipiçisi olduğum için bir hayalkırıklığı söz konusu değil, ne mutlu ki tekrardan burada fikirlerimizi paylaşabiliyoruz.
Sizin de izninizle, benim bu blogda yazanlardan naçizane isteğim artık şu geliyor mu, nereye kim kaç paraya alınır gibi taraftar forumlarında ve bilimum spor haber sitesindeki konuları bir yana bırakmak. Benzetmek gibi olursa Bodrum’un ya da Çeşme’nin yaşadığı popülerleşme adına kaybedilen güzellikler gibi bu sitenin de özgünlüğünü yitirmesi istemiyorum.
Eminim ki benim gibi düşünen pek çok kişi vardır bu sitenin takipçisi olan.
Saygılarımla.
(Seyyid selam. Transfer sezonu bitiyor, bu amaçla buralarda bulunanlar yavaş yavaş terkederler siteyi. Böylece Gayın-Sin eskisi gibi yola devam eder. Eminim bundan. Sevgiler. Melih)
Bu takım 1-2 çok iyi transfer yapacak merak etmeyelim hem de herkesi memnun edecek oyuncular alınacak.
(Öyle diyorsan öyledir. Sevgiler. Melih)
Melih ağabey inan benim bu Tobol maçı rüyalarıma giriyor çok korkuyorum bu takımın bize çok kötü bir sürpriz yapacağından. Çünkü bence son maçta gördük ki tecrübeli oyuncularımız bu sisteme genç oyuncular kadar çabuk uyum sağlayamadılar. Gerçi bu takımın kalitesi sistemsiz de Tobol’u eleyebilir ama yine de içimde anlamsız bir korku var. (Anlamsız diyorum ama yine de korkuyorum n’apıyım:-) )
(Selam Fırat. Eğer Rijkaard korkmuyorsa, ki korkmadığını biliyoruz, bizim de endişelerimiz biraz yersiz olur. Sevgiler. Melih)
(Selam Ahmet. Baş kadar taç da önemlidir. Bazı taçları takan başlar, o taca uygun davranmayı öğrenirler kısa bir sürede. Arda Turan’ın şu an için beğenmediğimiz bazı davranışlarını yönetimle teması paralelinde bu süre içinde değiştireceğini düşünüyorum. Amerika’ya sevgi ve selamlarımla. Melih)
Bunu dusunememistim, ya da fazla karamsar oldugumu anliyorum simdi. Benim de umudum bu dogrultuda.
Brooklyn’den Istanbul’a sevgilerle,
Ahmet.
(Görüşmek üzere. Sevgiler. Melih)
Melih Abi, Mustafa Sarp için “geliştirmesi gereken iki özellik var” demişsiniz. Nedir bunlar? Benim görebildiğim kadarıyla Leverkusen maçında Sarp biraz çekingendi. Büyük ihtimalle ilk ciddi maçı olduğu için. Oyunu kurmak yerine geriye, Zan’a ile Servet’e dönmeyi yeğledi çoğu zaman, Zan ile Servet’in orta saha ile mesafesi de çok kısa olmadığı için pas hataları yaptılar. Bu da defans topu oyuna sokamıyor düşüncesi yarattı ister istemez. Bence Mustafa Sarp’ın geliştirmesi gereken ilk özelliği ileriye pas atıp, savunma ile orta sahanın bağlantısını kurabilme yeteneği. Sizin gördüğünüz iki eksik nelerdir? Bence Sarp konusunu biraz daha açmalıyız.
(Koray selam. Mustafa Sarp’ın geliştirmesi gereken iki özellikten birisi stoper karakteri. Topa jilet gibi girmesi lazım. Müdahalelerde biraz uzakta kalıyor. İkinci özellik de topla hareket. Esasında onunla ilgili özen klibi izleyince gelgidersin’de, Rijkaard’ın ondan topla hareket etmemesini istediğini düşündüm. Bir de şu dikkatimi çekti, top hangi blokta olursa olsun takım içinde ilk önce kendini gösteren futbolcu Mustafa Sarp. Sanırım Rijkaard ondan özel bir futbolcu yaratma projesi peşinde. İlgiyle izlemek lazım.)
Merhaba Melih abi,
Uzun zamandır bir şeyler yazmıyordum ama sürekli takip ediyorum burayı. Özellikle şu meşhur “gece üçte açıklanacak” muhabbetinden sonra ortada gözükmemeniz karşısında üzülmüştüm. Bayağı tepki alacağınızı tahmin ettiğim için hiç üzülmemenizi ve sizin her zaman destekçiniz olacağımızı iletmiştim. Sonrasında gerçekleşen olaylar beklediğim gibiydi.
Çölde sürüne sürüne “suuuu suuuu suuuu” diye suyunu arayan garibanlar gibi “transfeeeer transfeeeeer” diyenler de var, sürünerek… Haliyle böyle kişilerin tepkilerini her zaman beklemek mümkündü. Kurduğunuz cümleleri bile tam anlamıyla anlayamayan ve özümseyemeyen kişiliklerin futbolu yorumladığı günümüzde ne desek boş, havanda su dövmekten farksız.
Son zamanlarda bazı kişilerin görüşlerinin ardından Galatasaray’ı, doğruları, mantığı, sabırı savunmaktan kendimi inanılmaz yorgun ve bitmiş hissediyorum. Sadece bunlardan değil tabii ki. Bu sıcak günlerde oldukça yoğun geçen iş hayatı beynimi yeterince bitirmiş durumda. Son zamanlarda kendimi arka planda, yorgun, kafaca bitmiş ve sinerjiden uzak hissediyorum. Elbet geçecektir.
Leverkusen maçından sonra burası dışında öyle yorumlar okudum ki bazı şeylerden soğudum resmen. Günümüzde öyle futbol yorumcuları (!) var ki, Rijkaard Barış’ı ilk 11′e alırsa bu işi bilmiyordur demekteler. Şaka maka değil, gayet ciddi. Şimdiden Rijkaard’ı, daha hazır olmayan oyuncularımızı sorgulayabiliyorlar. Olay mantıklı ve aklı başında eleştiri olsa amenna ama öyle şok edici yorumları var ki, bazen böyle düşünceler taşıyan kişilerle nasıl aynı takımı tutabilirim diye şaşırmaktayım.
Herkes diplomalı antrenörmüş, haberimiz yok. Bu işi Rijkaard’dan daha iyi bildiklerini sananlara karşı diyeceğim bir şey yok. Asıl tehlike şimdi başlıyor. Çünkü herşey hazırlıktan ibaretken, daha gerçek anlamda taktik varyasyonlara bile geçmemişken, takımın asıl ustaları daha doğru düzgün kendilerine gelmemişken Leverkusen maçının ardından böyle eleştiriler getirilebiliyorsa, daha önemli maçlarda ne olacak düşünemiyorum bile. Bir hazırlık maçını hazırlıktan çıkarıp ölüm kalım maçına çevirenlerin olduğu bir futbol dünyasında, doğruyu söylesen bile nereye kadar? Çünkü bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkıyor.
Takımın her yönüyle değiştiği ortadayken ve bariz bir şekilde zamana ihtiyaç varken skor odaklı kişilerin sabır göstereceklerini sanmıyorum. İşin ilginç tarafı, sabırlı olmalıyız deyip hazırlık maçı sonrası mantıklı eleştiriler yapılacağına sabırsızlığın en dik alasının gösterilmesi beni şaşkına çevirmiş durumda. Bunca mesnetsiz eleştiriyi ve ağır tepkileri gördükten sonra onlara laf anlatmanın zaman kaybı olacağını düşünmeye başladım.
Önceden yazdığım bir yorum vardı ama arada kaynamıştı. Haklı olarak aynı anda beşyüz kusür yorumu okuyup yayınlamak, yoğun hayatımız düşünülünce kolay olmasa gerek. Orada önceden yazmış olduğum ve blogumda da yer alan bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Sürekli transferlerin istendiği ve mesnetsiz eleştirilerin gırla gittiği bir ortamda futbola farklı anlamlarda bakmaya da ihtiyaç var.
**********************************************
Futbol nasıl da içimize işlemiştir. Hayatımızın anlamlarından biri gibi. Fanatik gözle bakmaktan ziyade sanki içinde çok felsefî bir varlık barındıran, açığa çıkarılmayı bekleyen kültürel bir ikonaymış gibi. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını ifade eden deyim öbeğinin sonunda, futbolun da böyle bir misyona ve güzelliğe sahip olduğunu, kaba kuvvetin çok daha ötesinde bir bütün olduğunu aktaramadığımız narin yüreklilere.
Öte yandan öyle akıl dolu bir oyun seçeneğidir ki, doğru taşları koyup cesaretle süslediğinizde, bedeninizi doğru perdelediğinizde, gol vuruşunu düzgün ve heyecansız yaptığınızda, bir ceylan olarak aslanı kovalayabileceğinizin kanıtını görürsünüz.
Bazı zamanlar, geçmişte oynadığım futbol maçlarını düşündüğüm oluyor. O zamanlar pek rahatsız bir insan değildim. Çok rahat futbol oynayabiliyordum. Yaptığım milimetrik ortaları düşündüm. Mahallenin en iyi ortacısı olmanın, Prekazi’nin çok koşanı diye nitelendirilmenin kendimi nasıl hissettirdiğini hatırladım. Gerçekten de bir ortanın içinde öyle büyük bir emek ve cefa vardı ki, topun dibine teknik bir şekilde vururken, topa yumuşak bir yön verirken, tam kafalara mıhlamaya çalışırken, bir analizci, bir mühendis edasındaki ayak ayarının dahi ne emekler gerektirdiğini hatırladım.
Öte yandan ayakkabılarımı düşünürdüm. Sürekli futbol oynamanın pek dayandırmadığı ayakkabımı. Top denen o güzelliğe her sert vuruşum, orta yaparken topun dibine her mıhı koyuşum; “ayakkabım parçalanacak ve yenisini hemen alabilir miyiz acaba?” korkuma sebep olurdu.
Atılan her çalım, yapılan her asist, adrese teslim bir orta ve en önemlisi estetik her gol sonrası ne kadar mutlu olduğumu ve bunun beni ne kadar güçlendirdiğini hatırlıyorum. Anlatılamaz bir mutluluktu. Özellikle önemli maçlarda muhteşem bir gol çaktığın zaman, arkadaşlarının sana sarılması yok mu? O an insan kendisini bir kral gibi hissediyordu.
Nasıl hissetmesin?
Top denen meşin yuvarlağa öyle sert vuruyorsun ki, kaleci hamle bile yapamıyor ve topun çatala çarpıp ağlarla kucaklaşmasına tanıklık ediyor.
Bu bir sanat, bir beceri değil miydi?
Belki de çimenlere eğilerek kokusunu içimize çekmek gerekiyordu. Mümkünse salya sümüğün sümkürülmediği tertemiz bir futbol çimini tercih etmeliyiz.
Tiyatroya gitmemiz teklif edilse, burun kıvırabiliriz. Pek içimizden gelmez. Ama sanat niteliğinde oynanacak bir futbol maçı teklifiyle karşılaştığımızda gözlerimiz parlar. Eğer saplantısal sorunların içerisine düşersek psikolojik çözüm yollarını arar ve bir takım, bir futbol sevgisinin absürd olmayan fanatiklik ilacını gözlerimizden damlatırdık. Futbol bu! Ne ararsanız var. Hele ki sevdiğiniz takım ile bir gönül bağınız varsa aradığınız her şeyi bir frikik vuruşunda bile bulabilirsiniz.
Maçları televizyondan izleyen ya da çok az maça giden, büyük maçları kaale alıp ufak maçları iplemeyen, bununla yetinen ortalama bir taraftarla, maçların hepsine giden taraftarlar arasındaki fark nereden gelir ki? Belki de tribünde oturan, sigarasını yakan, çekirdeğini çitleten, suyunu içen bir erkeksiliktir? Binlerce kafa, her bir kafadan yeri gelince küfrü basıyor. Belki de bir nefret patlaması, istediği gibi bağırma özgürlüğü, hiç çekinmeden büyük bir rahatlıkla “hadi oradan i*ne hakem” demenin verdiği bir hazdır. Belki de bu bir deliliktir.
Maçın neticesinde ortaya çıkan şey; ya büyük bir düş kırıklığı ya da orgazmı aşan bir rahatlama, mutluluktur.
1993 yılında yapılan bir ankette Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’a atfedilen özelliklere göz attığımızda ilginç şeyler buluyoruz. Bu anketlere göre; Galatasaray Türkiye’nin en başarılı, Avrupa’da oynadığı maçlarda klasik olarak başarıyı yakalayan, en eğitimli ve centilmen taraftar kitlesine sahip kulüptür. Fenerbahçe, en fazla taraftara ve en fazla maddi olanaklara sahip; Beşiktaş da en istikrarlı şekilde yönetilen, kendi sporcularını yetiştiren, en centilmen sporcuya sahip kulübü olarak görülmektedir.
Ya şimdiki zaman?
Fazla deşmeye gerek yoktur. Özellikle Beşiktaş’taki mevcut anormal değişiklik dikkate değer.
Galatasaray’ın kültürel bir mit olması kadar doğal bir şey olamazdı zaten. Bir kere kulübün Beyoğlu’nda olması bile derin bir bilgi, kültür ve hoşgörünün kaynaklığına işaret etmektedir. Yüzyıllardır beri gelen Mekteb-i Sultani ve sonrasında Galatasaray Lisesi’nin verdiği mezunlarla ülkemize kattıkları katma değeri bir kalemde silip atamayız. Buradan anlaşılacağı üzere, Galatasaraylı olmanın bir de kültürel boyutu vardır. Sportif başarıları bir kenara koyarsak, Galatasaray kültür ve sanat dalında da adını ülke sınırları dışına taşımıştır.
Eski masumiyetler de kayboluyor öte yandan. Hayatımıza para, öfke, sinir katsayısı, kör gözlü fanatizm musallat oluyor. Metin Oktay’ı hatırlıyorum. Topluma futbol (daha doğrusu Galatasaray) aşkı ve insanlık modelini öyle aşılamıştı ki, İzmir’in en zengin ve en güzel kızlarından birinin “ya ben ya da Galatasaray” seçimini hiç düşünmeden Galatasaray yönünde değiştiren, onunla evlenmeyip Galatasaray ile evlenen bir genç. O esnalarda doğan erkek çocuklarının bir çoğunun adının Metin olması ise çocuklarımızın Metin Oktay gibi olabilmesi için bir dilektir.
1969 yılında jübilesini yaparken, Galatasaray – Fenerbahçe jübile maçında Can Bartu ile karşılıklı forma değiştirmeleri, Can Bartu’nun Galatasaray’da, Metin Oktay’ın Fenerbahçe’de oynaması, şu an için inanılmaz bir olaydır.
Galatasaray’ın daima Metin Oktay’ı anması doğaldır fakat Kadıköy Dereağzı’nda Şükrü Saraçoğlu’nun 500 metre ötesine Metin Oktay heykelinin dikilmesi ise her şeyden daha önemlidir.
Hiçbir şey eskisi gibi değil.
Eski güzellikler geride kaldı ve meydan yılmayan, öfkeli savaşçılara kaldı.
Marcel Proust’un sorduğu soruyu kendimize sormamız gerekiyor belki de:
“Başımıza kötü bir şey geldiği zaman, ‘niçin bu iş benim başıma geldi?’ diye soruyorsak, aynı soruyu iyi bir şeye kavuştuğumuz zaman da sormalıyız.”
*********************************************
(Atilla selam. Eline, yüreğine sağlık. Geçen gün senin siteni (kayipzamaninpesinde) ziyaret ettim. Gayın-Sin okurlarına tavsiye ederim futboldan ve kültürden bahseden siteni.
Maalesef dediğin gibi zamanlar değişti. Özellikle de Galatasaray taraftarı. Leverkusen maçından sonra yeniden bir homurtudur başladı. Sürekli sabır deniyor, ancak sabır bir inanç işi. İnanan insan sabır eder. Görülüyor ki Galatasaraylı kişi bir inanan değil. Bu yüzden dilerim ve umarım işler ta ilk başından doğru düzgün gider.
Minik bir not. Metin Oktay Oya Sarı’dan ayrıldığında evliydi. Aslında sevgilisi için Galatasaray’ı tercih etti denir. Pek doğru değildir. Araları oldukça bozuktu. Oya Sarı kocasının futbol oynamasını hiç istemiyordu. Oynayacaksa da İzmir’de oynamasını istiyordu. Bir Moskova turne dönüşü havaalanında Metin Oktay’ı Altınordu yöneticileri karşılamıştı. 300 000 lira teklif etmişlerdi. (Çok değil, birkaç yıl önce Metin Oktay’ın Galatasaray’a 8 bin liraya geldiği düşünülürse çok iyi paraydı.) Eşinden ayrılmak isteyen Metin Oktay bu teklifi kabul etmedi. Birkaç gün sonra da ayrıldılar. Hadise budur. Sevgi ve muhabbetle. Melih)
Melih Abi şimdi diyeceksin ki bana “sen de canın sıkıldıkça kendini yoruma vermişsin.” =) Bu başlığa üçüncü yorumum ama Hakan Ünsal, Esat Yılmaer gibi insanların adlarını gördüğümde tüylerim diken diken oluyor, dayanamıyorum. Hakan Ünsal programın kapanış bölümünde son söz olarak “Lincoln GS kampına on gün geç kaldıktan sonra Rijkaard ne yapacak çok merak ediyorum” demişti yapışkan bir sırıtmayla.
O adam NTV’nin kapısından içeri nasıl giriyor bilmiyorum. Bu adamların yüzünden resmen kötü niyet okunuyor. Ama ben anlamıyorum gerçekten de, hiç anlamıyorum. Bu kötü niyeti, başarısızlık üzerinden prim yapma istencini anlamıyorum. Bunlar yetersiz insanlar, maç analizi, takımların gelişim programları gibi konuları konuşamayan “şu neden oyuna girmedi, bu orda oynar mı?” gibi sözlerin sırtına binmiş parazitler bence bunlar. Bunlara verilen primin git gide azaldığını da görüyorum ama. Ya da bu benim iyi niyetim sadece.
Taraftara gelince… Evet, iki ay öncesine kadar Arda satılmalıydı, Sezgin’le hiçbir şey olmazdı vs. Benim bildiğim kadarıyla Adnan Sezgin’in yaptığı yerli oyuncu transferleri son derece başarılı. Mehmet Topal’ı, Hakan Balta’yı, Yaser’i bildiğim kadarıyla o getirdi. Çok iyi oyuncular. Yabancı transferinde başarısız olması, kendini fazla ön plana çıkarma çabası dizginlenesi yönleri. Arda da bu takımın yıldızı, en çok çalışanı, mağlubiyet sonrası ağlayanı, Sergen’den sonraki en büyük yeteneği. Bence insanları çok çabuk harcıyoruz. Medya olayları anlama isteğiyle değil, olanları yok etme, yıkma, kaostan medet umma isteğiyle hareket ediyor. Oscar Wilde diyor ya “Ortaçağ çok acımasızdı, çünkü akıl almaz işkenceler vardı. Modern çağ da çok acımasız, çünkü medya var.” Söz kesinlikle tam olarak böyle değil, ama bu minvalde bir cümle. Genel olarak karakter meselesi sanırım. Bir teknik direktör gelir gelmez ne zaman gideceğini konuşuyoruz. Örneğin Hıncal Uluç daha ikinci haftada “derhal istifa etmeli” diye bağırıyordu 90 Dakika’da hep. Lucescu konusunda ne kadar yanıldığı ortada Rijkaard’ı da beğenmeyen onlarca yazı okudum ya, bu adamlardan kalemlerini, bilgisayarlarını, mikrofonlarını almak istiyorum ellerinden. Ama Rijkaard çok sağlam geldi, büyük bir destekle, büyük bir güvenle geldi. Medyanın onu yıkmasını imkânsız ötesi görüyorum.
(Selam Koray. Rijkaard’ın yıkılmazlığı konusunda yine de ihtiyatlı olmak lazım. Çünkü bence asıl sorun medya değil, Galatasaray taraftarı. Ligin ilk haftasında Skibbe’yi ıslıklayanlar onlardı. Kocaelispor maçından sonra “Skibbe istifa” diye bağıranlar da. Sonradan yönetim Skibbe’nin arkasında durmadı diyenler de.
Umarım ve dilerim Galatasaray taraftarı birkaç maçtan sonra adam asmaca oyunu oynamaz. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selamlar,
Siteniz sayesinde futbolu aslında ne kadar az bildiğimi öğrendim. Sayenizde çok ilginç fikirler, bakış açıları ve yaklaşımlar öğrendim. Seninle ilgili başka forumlarda transfer yüzünden yapılan yorumlardan dolayı midem bulandı, bizler nasıl tanımadığımız insanlar hakkında bu kadar keskin laflar edebiliyoruz anlayamıyorum ayrıca senin iyi niyetini görememek ve bahsettiğin transfer obezitesine kapılmak ve yavaş yavaş Fenerbahçe taraftarı psikolojisine bürünmek(maalesef benim gibi yeni nesilde bu var inkar etsekte) beni çok üzüyor. Ancak yine de bir umut ışığı görüyorum; altyapıdan gelen gençlerin göze batması bir anda transfer beklentilerini azalttı ve herkesi heyecanlandırdı. Bence bu durum bu armanın ve renklerin asıl karakterini yansıtıyor.
Ağustos ayında askere gideceğim için kurulan bu güzel teknik ekip ve kadronun oynatacağı futbolu izlemekten mahrum kalacağım maalesef ve bu yüzden çok üzgünüm. Umarım askere gitmem uğurlu gelir, döndüğümde bu olumlu havanın yerinde karamsarlık, umutsuzluk ve sabırsızlık gibi bu renklere yakışmayacak duyguları bulmamak dileğiyle.
Sevgiler & saygılar
(Anıl selam. Umarım kolay geçer askerliğin ve Galatasaray’a uğurlu gelir. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi,
Bir sorum olacak sana.
Bu sene PAF’tan gelen oyuncular baska bir TSL takimina mi kiralanacak? PAF’a mi gönderilecek? Bildigin birsey var mi?
(Selam Oğuz. Eğer yaşı tutuyorsa yeniden PAF’a dönerler oynamak için. Ancak yaşları tutmuyorsa ve A takıma girememişlerse onlara başka takımların yolları görünüyor. Sevgiler. Melih)
Osman Tanburacı Sporx deki bugünkü yazısında ”Galatasaray bonservis bedelli oyuncu alamaz!
Aurelio hariç! O ucuz maliyet… Ve de yerli statüsünde…
Aurelio için beklenen bazı kararlar var…
Olursa ne ala…
Benim için çok da önemli değil!” demiş.
Benim bildiğim 3 büyükler Bayram Tutumlu’dan oyuncu almamak gibi bir ortak karar almışlardı ancak alınırsa kesinlikle bizede fayda sağlayabileceğini düşünüyorum. Bu arada forma lansman tarihi ilk olarak 15 Temmuz diye belirlenmişti ancak şimdi ay sonuna atılmış bence Uefa Kupası maçını oynamadan piyasaya sürmek daha mantıklı olurdu ki Uefa’ya yeni formalar bildirildi şimdi Tobol maçına eski formalarla çıkılma gibi bir durumun olma ihtimalinin olabileceğini sanmıyorum.
(Selam Berk. Tobol maçına sanırım eski formayla çıkacağız. Forma lansmanı yapılmadan maça çıkmak çok mantıklı görünmüyor bana. Bayram Tutumlu’yla ilgili karardan haberim yok. Sevgilerimle. Melih)
Gelecekle ilgili kaygılarımızı ve umutlarımızı olgulara bakışımızdan bağımsız düşünemeyiz.
Bakışımızı bozan, maskeleyen bir kaç temel hata yapıyoruz.
Seyyid arkadaşın haz ettiği metaforlarla anlatmaya çalışırsak tek bir anı yansıtan fotoğraf üzerinden değil hareketi ve akan zamanı kavrayan film gibi bakmamız gerek olan bitene.
Durgun göl gibi değil akan nehir gibi kavramaya çalışmalıyız süreci.
Hepimizi tortularından, eski zihinsel kalıntılarımızdan arındıracak, tazeleyecek gürül gürül akan bir su..
Devinen, dönüşen, farklılaşan bir oluşum ..
Bugün artık dünkü gibi olmayan ve yarın bugünden farklı olacak olan.
O zaman kurtulabiliriz bizi tatmin etmeyen, bugün itibariyle beklentilerimizin altında kalan görünenin çözümünü dışarıdan gelecek takviyelerde aramaktan.
Bir çok değişkenin zaman içinde bir kapta
eriyip başka bir şeye dönüşmesi süreci bu.
Hidrojenle oksijenin bileşiminden su oluşması gibi.
Bugünün statik bakışıyla kavrayamayacağımız
dinamik bir alt üst oluş ve sürtüne sürtüne yeni bir uyuma varmak.
Bu sürtünme sürecinde yenilgi öğretmenin bize öğreteceklerinden istifade edecek dirayeti ve sabrı göstermek koşuluyla..
Sahadaki takımlardan biri fazla mı oynuyor hissi duyduğunuz bazı maçlarda bu paradoksu neyin yarattığını düşünelim.
1+1′in nasıl 2′den fazla edebildiğini.
Bileşkenlerin senkronunun, hareket halinde mükemmel uyumunun nasıl bambaşka bir tablo yaratabildiğini.
Dublajlı filmlerde sözün ağız hareketine oturmadığı anı yaratan nasıl ki zaman farkı ve iki değişkenin birbiriyle buluşamaması ise
total futbolun akışkanlığında doğru pas seçimi ve zamanlaması da aynı işleve sahip.
Topun ayağa değil alana atılması ve topun atılan yere varma süresinde orada olabilecek şekilde birinin otamatik hareketlenmesi senkronizasyonunun takımın elini kolunu kullanma doğallığında içselleştirilmesi.
Her ikisinde de uyumun geri planında emek, zaman ve birikim var.
Ezbere alınan, refleks haline dönüşen, kendiliğinden, olağan bir akış haline gelen hızlı pas trafiğine ve saha parselasyonuna giden güzergahta takım ve içindeki bireylerin adlarının aynı kalacak olması yanıltmasın bizleri.
Adları aynı olacak ama onlar artık o bildiğimiz, tanıdığımız oyuncular olmayacaklar.
Parmaklara, elin girintilerine tam oturan bir eldiven gibi kavramak tüm sahayı kolay bir süreç değil.
Ama her şekilde dış kaynaklara mahkum olmamayı hedef alan, iç dinamikler üzerine inşa edilecek bir süreç GS’ı bekleyen..
Özümüzden güç üretmek için önce gözümüz dışarıda olmamalı; yüzümüz, konsantrasyonumuz içeriye dönük olmalı.
Kulaklarımız dışımıza kapalı olmalı.
Her birimden maksimum verim almayı aşan, kendi
yeni standartlarını oluşturan bir kopuştan bahsediyoruz.
Belki flu gibi gözüküyor bu süreç ama yolun sonlarında rakipler için hızlı bir trende giderken görünenin flulaşması gibi sersemletici bir manzaraya evrilecek GS’ın oyunu..
Hepimizin zihinsel olarak da dönüşeceği bu süreç GS’a çok yakışacak..
(Yine müthiş bir yorum. Şiirsel ve güçlü. Teşekkürler. Melih)
Melih abi öncelikle nasılsın uzun süredir mesaj yazmıyorum. Belki yazınla alakası olamayacak olan bir soru ama düşünceni merak ediyorum. Sence Arda Turan’ın kaptan olması doğru mu? Bence doğru ama fazla yıpratılacak gibi, antigs medyası her zamanki gibi iş başında olacak. Herhangi bir sorunda kaptanlığa vurularak Arda yıpratılacak yani üzülen yine o olacak. Arda bunlara ne kadar dayanır gerçekten güçlü bir yapısı olması gerekir. İnşallah Arda’da bu yapı vardır. Allah Galatasaray’ın ve Arda’nın yardımcısı olsun. Kendine iyi bak Melih abi.
(Ayşe selam. Arda Turan’ın kaptanlığa getirilmesi önemli bir tercih oldu. Bu kararın ne kadar önemli olduğu ileride daha iyi anlaşılacak. Ben Arda Turan’ın her türlü zorluğun altından kalkacak güce sahip olduğunu düşünüyorum. Hele ki tüm Galatasaraylılar desteklerse onu. Sevgiler. Melih)
Merhaba ağabey, bana göre de daha çok erken yorum yapmak için, eylül ayından evvel takıma form bile tutturmaz FR.
Ama bu yol en az 3-4 yıllık bir yol, içerdeki yılanlar gölge etmezse bence III. GS devrimi çok yüksek olasılık.
Sana göre bu sene Çolak ve Eylik A takım kadrosunda kalacaklar mı? Ben Eylik’e Kewell’ın Çolak’a da Arda’nın yedeği olarak bakıyorum sen ne dersin?
(Emre selam. Umarım iyisindir. Ben ikisinin de A takımda kalacağını düşünüyorum. Serdar Eylik dediğin gibi ilk önce iyi bir rotasyon oyuncusu olmayı öğrenecek. Kewell’un arkasında. Emre Çolak ise kanımca hemen ilk maçtan itibaren dakika almaya başlayacak. Çolak iyi işlenirse yetenek olarak çok önemli bir futbolcu olacak. Sevgiler. Melih)
selamlar melih abi. yazi icin ellerine saglik.
nacizane birkac fikrim var gidisatimizla ilgili.
rijkaard’in sisteminde, önceden sahada görmeye hayli aliskin oldugumuz isimleri bu sefer kulübede görmeye alisabiliriz. ben o yönde bazi isaretler gördüm.
genel yapi itibariyle, 20 gün önce toplanmis, daha önce böyle bir futbol anlayisinin ve yapisinin icinde bulunmamis bir grubun henüz oynadigi 4. hazirlik macindan sonra bazi yerlerde acimasizca elestirilmesi, beni rijkaard ve ekibinin gelecegiyle ilgili endiselendiriyor acikca. ileride bir gün benzer seyler birkac hafta süreyle resmi maclarda yasanirsa, yönetimin gösterecegi tavir cok önemli olacak.
ama beni asil endiselendiren sey, basimizda böyle nadide bir hoca ve ekibi varken, kendilerinin oynatmak istedigi sisteme uygun nüvelerin elde bulunup bulunmadigi. elimizde cok degerli oyuncularin bulunmasi bir yana, yine bazi önemli mevkilerde önemli oyuncu eksikliginin oldugunu da görmemiz gerekir. sonucta türk futbolu her yerde oldugundan daha cok sonuca odakli. sahadan cikan sonuclarin, rijkaard tarafindan yapilmasi istenen asil önemli hamlelerin görülmesine engel olmasindan acikca korkuyorum. ve umarim bu korkum beyhudelikten öteye gecmez.
sevgiler…
(Selam Murat. Rijkaard mütevazı bir insan. Mesela dense ki ona “paramız yok” sesini çıkarmadan kendi yıldızlarını yaratmaya koyulur. Bazı pozisyonlar için eksiklikler olduğu doğru ama, Rijkaard bundan dolayı pes edecek birisi de değil. Alternatiflerini üretecektir kısa sürede. Ben öyle olacağını düşünüyorum. Sevgiler. Melih)
Selam Melih Abi,
Haldun Üstünel Keita töreninde en az bir yabancı transferi daha olacak dedi. Bilginiz var mı bu konu hakkında?
Saygılar…
(Selam Emre, bir bilgim yok doğrusu. Sevgiler. Melih)
NTV’deki program gibi onlarca program yapılıyor ve Rijkaard’ın başarılı olamayacağı savunuluyor. Bir yorumunda da belirttim, bu dolduruşlara gelmeyelim diye. 4-3-3 sisteminde bir oyun kurucuya ihtiyaç olduğunu, “on numara” eksiğimiz olduğunu söyleyebilecek bilgide insanlar bazıları. Futboldan kopmuş durumdalar. Söz konusu spor müdürlerinden birisinin bir Chicago Bulls röportajı vardır mesela, evlere şenlik veya bir başka takımın muhabiri vardır çalıştığı, daha doğru haberini görmedim.
Rijkaard’ı Aragones ve Del Bosque ile kıyaslama gibi çok yersiz bir iş yapıyorlar. Kimse kusura bakmasın, Aragones’in kariyeri de ortada İspanya’da takımı Avrupa şampiyonu yapmasına rağmen gördüğü muamele de… Del Bosque’nin de bir ekol veya sistem-taktik adamından çok, iyi bir insan olduğunu karakteriyle ve futbolun ortak aklıyla takımı götürdüğünü biliyoruz. Bugün Rijkaard’ın Cruyff’un sistemini aldığını bunu mükemmel hale getirip Guardiola’ya devrettiğini; Guardiola’nın da mükemmel sistemi daha da mükemmel hala getirdiğini Begiristain söylüyor. Çalıştığı oyuncuların, ekibin düzeyi yorumları kendisiyle ilgili söylenenler belli. Bu isimlerle arasında dağlar kadar fark var.
Ne kadar acı, blog sahiplerinin, futbol meraklısı gençlerin veya herhangi birinin bu işten para kazanan insanlardan daha bilgili olması.
Bir de uzun zamandır rahatsız olduğum bir durum var. İsmini vermem de sakınca olur mu emin değilim o sebeple sadece bir NTV sunucu-yorumcusunun özellikle son dönemde hafta içi iki meslektaşı ile yaptığı Avrupa futbolu ile ilgili olan programda Rijkaard’ı, yarattığı sistemi ve Barcelona’yı överken, bu sezonun Barcelona’sının temeli olduğundan bahsedip, hakkını verirken; eski bir futbolcumuzla yaptığı diğer programlarda Rijkaard’ın başarılı olamayacağını o kadroda Xavi-İniesta-Messi gibi isimlerin olduğunu söylemesi. Her üç günde bir fikir değiştiriyor heralde. Bu isimden beklemediğim bir tavır bu, o açıdan üzülüyorum.
Che’den verdiğim örnek baki: “Devrim, olgunlaşınca ağaçtan düşen bir elma değildir. Onu siz düşürmelisiniz.”
Galatasaraylılar olarak bunlara bir süre kulak tıkayalım, kulübe destek olalım. Elbet herşey rayına oturacak…
(Arda selam. Dediklerin çok doğru. Ancak bu denilenlere kulaklarını tıkayacak ne kadar Galatasaraylı var etrafta. Soru bu? Bence sandığımız kadar fazla yok o Galatasaraylılar’dan. Ne ki şöyle bir şansımız var. Sezonu erken açmaktan dolayı tempolu başlayacağız. Bu da sezon başında istenmeyen sesleri biraz geciktirir. Sevgiler. Melih)
Selamlar. Öncelikle bu bilgilendirici yazı için teşekkürler.
Ben oyuncular ve sistem hakkında genel bir değerlendirme yapayım. Blok futbolu oynuyoruz şu an evet. 3 tane bloğumuz var tabi doğal olarak. Defans, orta saha ve forvet blokları. Bunların arasında ilk olarak hızlı bir pas alışverişi ve sürekli olarak hareketlilik olmalı. Bu hızlı pas alışverişinin sağlanması için de aralarındaki mesafenin çok da fazla olmaması lazım. Bu yüzden de takımın boyunun kısalmasından bahsediyoruz ve gerçekten de gerekli bir şey bu.
Blok futbolunda oyuncuların görevleri ne olacak peki? Haldun Üstünel’in kesinlikle bir yabancı alacağız açıklamasından sonra kadroyu şöyle alalım:
http://img90.imageshack.us/img90/8182/kadro.png
Kalecinin ofansif anlamda görevi degaj yapmak yerine eliyle oyunu hızlı ve doğru başlatmak. Defansif anlamda ise normal bir kalecinin dışında defansın arkasına atılan topları zamanında çıkıp uzaklaştırması gerekecek. Tabi takımın boyu kısalacağı için defans orta sahaya daha yakın olacak ve dolayısıyla defans arkasına atılan topların sayısı artacak. Leo Franco’ya önemli bir iş düşecek sezon boyu sanırım.
Leo Franco topu eliyle stoperlere atacak muhtemelen. Veya bir beke, o stopere aktaracak. Oyunu kuran stoper Servet olacak gibi gözüküyor hazırlık maçlarından. Top Servet’teyken bekler bindirme yapacak ve Servet topu hızlı bir şekilde ya beke ya da Linderoth’a verecek. Linderoth da yine beke veya Arda-Ayhan ikilisinden birine verecek. Onlar da beke aktarıp Bek-Kanat-Ortasaha üçgeni oluşmuş olacak. Böyle üçgenler ve verkaçlar sayesinde cezasahasına hızlı pas yaparak gitmeyi başaracağız belki de.
Ama en önemlisi ve en çok öncelik verileni fizik güç elbette. Hiç durmaması lazım oyuncuların, sürekli hareket halinde olmamız lazım. Bu sayede kapanan takımlara karşı da daha çok boşluk yaratmamız mümkün olacak.
Melih Abi şimdi bir soru, sahanın 105 metrelik kısmında genişliğimiz 35-50 metre olacak. Peki 68 metrelik kısımda dar mı olacak? Bence hayır, o 68 metrenin hepsini kullanmalıyız, ve öyle de olacaktır sanırım. Genişlik deyince bu da geliyor benim aklıma.
Kolay gelsin.
(Güzel soru Göktuğ. Dediğin gibi. Bir yorumda da anlatmaya çalıştım. Bu sene kanatlara yayılarak oynayacağız. Şöyle diyelim. Malum, futbol sahası yatay ve dikey olarak üçe bölünür. Yatay bölümlemede kaleye yakın olana 1. bölge, rakip kaleye yakın olana da üçüncü bölge denir. Arasındaki bölge ikinci bölgedir. Dikey bölümlemedeki üç bölge sırasıyla sağ koridor, sol koridor ve orta koridordur. Bunları üst üste koyduğumuzda tam dokuz bölge elde ederiz.
Yani futbol sahasını dokuz eşit alana bölmüş oluruz. Galatasaray hücum ederken bu dokuz alanın altısını aktif olarak kullanacak. Sadece kendi kalesinin önündeki üç bölgeyi kullanmayacak yani. Bu çok önemli bir yenilik.Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi,
Emre Çolak sence Tobol maçinda ilk onbirde çikar mi? Hatirliyorum da Arda ilk Boloslav maçinda çikmisti sahaya ve 2 gol atmisti… Umarim ayni durum Emre Çolak’ta da olur..
Bu arada bir taraftarimiz kirmizi forma tasarimi yapmis bence süper olmus:
http://img145.imageshack.us/img145/9123/aslantepe.png
Ne dersin?
Saygilar.
(Selam. Bence Emre Çolak ilk 11′de başlayacak Tobol maçına.
Formaya gelince, benim gördüğüm kırmızı forma bundan çok daha güzel. Hem kumaş kalitesi olarak, hem tasarım olarak. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi o zaman desene kirmizi forma yok satacak:D
(Selam. Kırmızı formayı inanılmaz beğendim ben. Eminim herkes beğenecek. Sevgiler. Melih)
Adnan Polat’tan Aziz Yıldırım’a Büyük Taş!
14.07.2009 16:33:00
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Galatasaray Başkanı Adnan Polat ve Trabzonspor Başkanı Sadri Şener‘in katıldığı Arena Özel programının çekimleri sabah yapıldı… İşte Medyaspor farkıyla ayrıntılar:
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Galatasaray Başkanı Adnan Polat ve Trabzonspor Başkanı Sadri Şener ‘Arena Özel’de duayen gazeteci Uğur Dündar’ın konuğu oldular…
Öğle saatlerinde tamamlanan program çekiminde çok ilginç diyaloglar yaşandı.
Ancak bu diyalogların en ilginci, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’la Galatasaray Başkanı Adnan Polat arasında yaşanan “Arda Turan” diyaloğu oldu.
Aziz Yıldırım’ın: “İzin verin Arda ile 10 dakika konuşayım. Onu Fenerbahçeli yapayım…!” sözlerine Polat : “İzin vermememizin nedeni Arda’dan korktuğumuz için değil… O 10 dakikada Arda sizi Galatasaraylı yapar diye çekiniyoruz!” cevabı verdi…
Program bu gece saat 23.30′da banttan yayınlanacak.
(*) Medyaspor özel haberidir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz!
Başkanımızı tebrik ediyorum, gereken cevapı vermiş malum şahısa… Fatih Altaylı’nın kulakları çınlasın. (Mennundur inşallah köşesinde bu konu hakkında yazdıklarından sonra.)
(Umut selam. Fatih Altaylı, tanıdığım, sevdiğim ve iyi bir Galatasaraylı olduğunu bildiğim birisi. Görüşlerini Galatasaray demokrasisi içinde ifade eder. Katılırız ya da katılmayız. Önemli değil. Fatih’i, Hakan Ünsal’la ya da diğerleriyle karıştırmamak gerek. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi merhaba,
). Merak ettim fikrini.
Bugün okulda derste çok sıkıldım, şöyle oturdum biraz kadro taktik çiziktirdim; transfer düşündüm, sonra Adnan Polat’ın genç orta saha lafı geldi takıldı aklıma. Bilirsin yorumlarımdan çok fazla transfer konuşmam. Benim için en büyük transferin teknik ekip olduğunu da belirtmiştim birçok kez. Ama aklıma derste iki tane isim geldi sana sormak istedim: Diego Buonanotte ve Moussa Sissoko. Toulon Cup turnuvasından aklımda kalan 2 genç yetenek. Gelseler ne kadar güzel olmaz mı? Adları geçmiyor gerçi ama (ki bu olabilir demek
Teşekkürler.
(Selam Muzaffer. (Aynı isimde bir Galatasaray kaptanı olduğunu biliyorsun değil mi?) Sanırım Diego ismi Beşiktaş’la anıldı. Moussa elbette iyi oyuncu, ancak Rijkaard adının bu tür özel gençlerin Türkiye’ye gelmesine yeteceğinden pek emin değilim. Çünkü yükseliş trendinde olan futbolcular için Türkiye pek cazip bir pazar değil. Bu döngüyü kırmanın yolu Galatasaray’ı yeniden Avrupa’nın söz sahibi takımlarından birisi yapmak. Sadece çok iyi bir potansiyeli olan ama hâlâ henüz keşfedilmeyenler gelebilirler Türkiye’ye. Frank Rijkaard gibi. Sevgilerimle. Melih)
A.Keita 11 numarayı aldı 9 numara boş kaldı. H. Üstünel de mutlaka en azından bir yabancı transferinin yapılacağını söyledi. Bence herkesin beklediği gibi sağ bek, stoper veya bunlar olmazsa orta sahaya transfer olma olasılığından çok süpriz yapılarak bir forvet alınabilir.
(Selam Berk. İstediğim tek şey var. O da sahaya 1′den 11 numaraya dek formalarla çıkmak. Umarım ve dilerim 9 numara Milan Baros’a verilir. Bunları tabi muhtemel transferlerden bağımsız söylüyorum. Sevgiler. Melih)
Selam Melih abi ben Kütahya’dan Cihan,
Sayın Üstünel’in kesinlikle yabancı en az 1 oyuncu alacağız dediği oyuncunun mevkisi sizce ne olacak, siz ne istersiniz aklınızdan bir oyuncu geçiyor mu o bölgeye? Teşekkürler…
(Selam Cihan. Benim tahminim ofansif orta saha oyuncusu olacak o yabancı futbolcu. Kütahya’ya sevgilerimle. Melih)
Arda’yı kaptanlık bantını aldıktan sonra oyun içinde biraz daha ağır ve durarak oynadığını gördüm. Bu ortasaha oyuncusu yeni kaptanlarda ve/veya kaptanlarda gördüğümüz bir şey. Umarım Mleda Boleslav maçındaki golünde olduğu gibi ısıran, kovalayan, koşan, inatçı Arda Turan’ı görürüz sahada..
Arda bir de 4-3-3′ün oratadaki üçlüsünde oynarsa, savunmadan top alıp oyun kurmaya çalışan ağır ama teknik, klasik 10 numaralardan biri olmasından çekiniyorum, henüz çok genç..
(Ben Rijkaard’a güveniyorum Cenk. Sevgiler. Melih)
Rijkaard ve Daum kiyaslamasi yapan ve hatta Daum’u ön plana cikarmaya calisan bazi gayretkeslere Fenerbahçe’nin ilk hazirlik maci hediye olsun.
ilk 11 as takim!
Kalecisinden forvetine kadar!
Korku daglari sarmis. Ilk hazirlik macinda dahi genclerden tek bir tanesini dahi sahaya sürememe vizyonsuzlugu.
Öyle zannediyorum ki Daum Fenerbahçe’nin hocasi oldugu sürece genc oyuncular bir daha zor gider bu kulübe.
Daha ilk hazirlik macindan bu kadar bariz bir vizyon ve mantalite farki cikiyor ortaya.
Birkac ay sonraki farklari siz tahmin edin.
Sevgilerle.
(Selam. Ben seninle aynı düşüncede değilim. Kendi iç mantığından okumak lazım gelişmeleri. Fenerbahçe ilk kuruluş yılları hariç, neredeyse tarihi boyunca hiçbir zaman futbolcu yetiştiren bir kulüp olmadı. Fenerbahçe yıldız transfer eder. DNA’sında bu vardır. (Nitekim Arda Turan’ı transfer etmek istemelerinin nedeni de bu.) Bununla da övünürler. Futbolcu yetiştirmek onların kalemi, övünç noktası ve vizyonu değil. Vizyonu böyle olan bir kulübü aslarla maça çıkıyor diye eleştirmemek gerek.
Bir de şu var ki, başkanları üç yıl şampiyonluk sözü verdi. Bu sezon inanılmaz önemli onlar için. Amacı sadece ve sadece şampiyonluk olan bir kulübün transfer obezi olması ve maçlarına aslarla çıkması eleştirilecek bir şey değil.
Evet arada bir fark var. Biz Galatasarayız. Onlar Fenerbahçe. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi gayet hoş bir yazı olmuş. Bu güzel yazı için teşekkür ederim.
Ama Mustafa Sarp konusunda size katılmıyorum. Bence Gökhan’dan aldığı topu Servet’e Servet’ten aldığı topu Gökhan’a tekerlemek zor olmasa gerek. Mustafa’nın ofansif yönü bu kadar yani daha fazlası yok. Defansif yönü ise çok ağır hantal bir oyuncu tam manasıyla iyi bir kesici de değil. Benim şahsi fikrim. Mustafa kardeşimiz GS’da oynayabilecek yeterlilikte değil. Elimizde sağlam bir Mehmet Topal ve akıbeti belirsiz bir Linderoth var. Sanki o bölgeye bir takviye şart gibi gözüküyor. Ne dersiniz..
(Selam. Öncelikle yorum için teşekkürler. Ben Mustafa’nın Rijkaard’ın direktifiyle öyle oynadığını düşünüyorum. Bir de hazırlık maçlarında sanırım Servet Çetin’le birlikte en çok dakika alan isim oldu. Yani Rijkaard’ın ona güvendiğini düşünüyorum. Bölgeye takviye konusunda pek emin değilim. Biz halihazırdaki mevcut yetenekleriyle değerlendiriyoruz futbolcuları. Rijkaard ise onlara potansiyelleri açısından bakıyor. Bir de elimizde defansif anlamda birçok orta saha oyuncusu var. Sanki ofansife yönelmek daha doğru olacak. Sevgilerimle. Melih)
Melih Agabey benimkisi bir elestiri degil, bir tespit.
Fenerbahçe kim ki ben onlari elestireyim.
Tam da senin dedigini söylüyorum ben de. Vizyon, mantalite farki dedigim sey bu.
Yani ben onlarin 4. lig takimina karsi as kadro cikmalarini elestirmiyorum. Bu tesbiti yapip, iste vizyonlari bu kadar diyorum.
Benim elestirdigim medya, yanli basin, uzaktan kumandali yazarlar. Hani Daum cok faydali olacak, ne de olsa TSL’yi taniyor, Barça’yi kim olsa sampiyon yapar hikayelerini anlatan kalemsörlere benim elestirim.
Sevgilerle
(Selam. O zaman yanlış anlamışım seni. Özür diliyorum. Sevgiler. Melih)
tekrardan selam melih abi.
son 1 haftadır dikkatimi çekiyor. transfer ile ilgili sorulara cevap vermiyorsun. versen bile ‘bilgim yok’ minvalinde oluyor bu cevaplar. bunun özel bir sebebi var mı?
teşekkürler..
(Evet var Murat. İstiyorum ki artık isim bazında transfer konuşmayalım. Yeterince konuştuk ve başta ben olmak üzere çok hata yaptık. Bundan böyle sadece tarih, kritik, analiz yazıp konuşalım. Sevgilerimle. Melih)
altaylı’yı hakan ünsal’la veya başkalarıyla karıstırmıyorum melih abi.. sadece kösesinde bu konuda haklı olarak adnan polat’ın gerekli cevaplarını veremedigini söylemişti.. demek istedigim bu konuda rahatlamıştır.. polat sonunda bizi ve camiayı rahatlatacak cevabı vermiştir.. (medyaspor’un haberine göre) onu anlatmaya calşıyorum yani. buradan da altaylı’yı kimle karsılastırdığımı veya yerdiğimi nasıl düşündünüz anlayamadım doğrusu. demek istedigim altaylı’yı kimseyle karsılastırmadım.. umarım anlamısınızdır demek istedigimi..
(Umut selam. Ne demek istediğini anladım sanırım. Teşekkürler yanıtın için. Melih)
Selamlar Melih Abi…
Söyleyeceklerim var ve bence son derece önemli:):)
1- 9 numara meselesini halledelim artık. Demiyorum ki yeni bir transfer yapalım ona 9 numarayı verelim. Diyorum ki birine şu 9 numaralı formayı verelim gitsin. (Baros’a ne yakışır.) Nasıl ki 11 numarayı putlaştırmadan hallettik şu 9′a da el atalım diyorum.
2- Formalarla ilgili her sene yeni bir heyecan yaşıyoruz. Geçen senenin klasik parçalısı kadar güzel bir parçalı çıkarabilir miyiz bilemiyorum ama mor formayı hararetle destekleyenlerden biriyim.
3- Bütün takımlar kamp yapıyor, hazırlanıyor ancak sadece Galatasaray sistemden bahsediyor, sistem değiştirmekten bahsediyor. Sanki diğer takımların gittikleri yol çok iyiymiş gibi her şey aynı kalsın istiyorlar. Statükoculuk bu olsa gerek.
Saygılar…
(İdris selam. Dediklerin önemli. Sadece iki şey diyeceğim. Birincisi bu senenin parçalısıyla geçen senenin parçalısı arasında çok az fark var. İki minik değişiklik dışında her şey aynı. Ki bu değişikliklerden birisi bence daha iyi olmuş. (Mor forma konusunda da aynı fikirdeyim. Yıllarca Beşiktaş’ın aslî rengi olan siyaha ses çıkarılmadı, hatta benimsendi. Bunu unutmamak gerek.)
İkincisi. Aslında Daum’la beraber Fenerbahçe de sistem değiştiriyor. Değiştirecek. Unutulmasın ki her ne kadar gençlere önem vermese de, Daum Almanya’nın belki de tek total futbol temsilcisidir. (Bu konuda bir yazı yazacağım.) Ama Fenerbahçe kendine pragmatik hedefler konulduğu için bu mesele pek yazılıp çizilmiyor. Bir de Fenerbahçe geleceğini hiçbir zaman planlamaz ve onunla ilgilenmez. Bugünle uğraşır. Daum meselesinin yazılıp çizilmemesinin bir diğer nedeni de bu. Sevgiler. Melih)
Fenerbahçe’nin genlerinde “yıldız” transfer etmek var, “paralı” başkan fikrini yadırgamamak var. Bu farklar camialar arasında olabilir.
Fakat bu farklar Arda’yı, Emre’yi veya Tanju’yu Fenerbahçe’ye getirmenin, çabalamanın tek sebebi değil.
Selim Soydan, Galatasaray’ın 4 sene şampiyon olup UEFA Kupası’na uzandığı dönemde sıkça dile getirdi asıl sebebi: “Yenemiyorsan, bozacaksın”. O dönemde Emre’nin, Okan’ın, Hakan’ın peşinde koşmalarının sebebi de buydu. Rakibin seviyesine gelemiyorsan, kafa karıştırarak veya oyuncuları alarak performans düşüklüğü yaratmak. Arda’nın kafasını karıştırma çabaları da işin içinde yani.
Ayrıca, bir de nedense başkalarının önemli sembolleri üzerinden kendini ispat kompleksi var. Toplumda da gözlemleyebiliriz bunu. Burada da çok açık. İlgiçtir (!) aynı gün Alaattin Metin ve Ercan Saatçi yazdıkları yazılarla bu planı açıkca gösterdiler. Biri tanıdığım “Aziz Yıldırım, Arda’ya o şapkayı giydirir” dedi. Şapka ile büyüyen ve kendini ispat eden bir kulüp taraftarı olmak beni rahatsız ederdi. Bir diğeri de “Galatasaray Liseli Orkun Yazgan’ın Fenerbahçe İletişim Müdürü olmasını” köşesine taşıdı. Ercan Saatçi büyük bir hata yaparak Galatasaraylı olduğu iddia etti Orkun Yazgan’ın ki kendisi hasta Fenerbahçeli’ymiş; ana fikir değişmiyor Liseli ve Galatasaraylı bir ismi parasını verip, çalıştırıyoruz, biz buyuz. İstediğimizi alırız gibi bir hava var, bundaki garipliği, komikliği uzun uzun başka zaman tartışabiliriz.
Galatasaray’ın ve Fenerbahçe’nin borçları arasında dağlar kadar fark olmadığını, sadece Fenerbahçe’nin daha planlı borçlandığını ve stadlarından nakit akışını düzenli sağladıkları için bu borçları döndürebildiklerini hatırlatmak isterim.
(Teşekkürler Arda bu bilgiler için. Melih)
Melih Abi,
Aslında yorumları tek tek okuyorum da bazen özellikle bu transferle ilgili durumlarda kaçırdığım yorumlar oldu.
Galatasaray’ın tarihini bir şekilde toparlayacak bir oluşumdan, kaynakları belirleyecek çalışmalarla ilgili bir cevabın vardı. O konuda bizi bilgilendirebilir misin? Fikir, çaba ve istek nedir bu konuda?
Bir de geçenlerde yorumları patlatan şu transfer haberi vardı oyuncuyu açıklarım olmassa demiştin. Hala zamanı gelince açıklamayı planlıyor musun?
Bugüne kadar tek kelime dedikodu transfer haberi konuşmadım ama insan merak ediyor tabii. Bu son paragrafı silebilirsin istersen.
(Selam Arda. Önce ilk sorundan başlayayım.
Enformel olarak Galatasaray Tarihi Çalışma Grubu kuruluşu içindeyiz bazı bilim insanları ve amatör tarihçilerle. (Bu konudaki gelişmeleri netleşince paylacağım.)
İkinci olarak, birkaç gün kaldı bahsedilen bu ismi açıklamama. Biraz sabır:-)) Sevgiler. Melih)
Melih abi bugün imza töreninde yer alan Yılmaz Gökdel hakkında kısa bir bilgi verebilir misin? Sanırım 60′larda Galatasaray’da oynamış ve bir ara teknik direktörlük de yapmış. Merak ettim biraz.
(Selam Göktuğ. Yılmaz Hoca, ki bizim jenerasyon öyle bilir, çünkü futbolculuğunu seyretmedik, iyi bir teknik direktördü. Bildiğim kadarıyla vaktinde Antep’i birinci lige o çıkarmıştı. Bir de ikinci ligdeyken Ankaragücü’yle kupa almıştı. (Ancak bu “başarı”da 12 Eylül yönetiminin kesin bir dahli var bence.)
Futbolculuğunda sağ açık oynadığını biliyorum sadece ve Galatasaray’da fazla oynayamadığını. (Galatasaray Dergisi’nin vaktinde kendisiyle yapmış olduğu söyleşiyi ekliyorum buraya.) http://www.galatasaray.org/gsdergi/roportajlar/haber/4289.php
Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Fenebahçe’nin de bir sistem değişikliği içinde olduğunu belirtmişsiniz. Fakat bu değişiklik yeni bir şeyi getirmiyor ki. İki sene evvelki Avrupa başarısızlıklarına geri dönüş de olabilir. Başkanlık yarışında Avrupa’dan bahsetmeyen bir adayın Galatasaray’da olsa kaç oy alacağını tahmin edemiyorum. Burada Fenerbahçe’nin ne kadar kötü olduğundan daha fazla bahsedecek değilim elbette. Bu sebepten yeniden bizle ilgili, sistemimizle igili konulara geçmeliyim diye düşünüyorum.
Herkesin konuştuğu bir ortamda bizimkilerin çalıştığını ve ciddi maçlar oynamaya başladığını görüyoruz. Benim korkum (FR ve ekibi bu korkunun en büyük olmasına engel) takımın erken form tutması. Bu anlamda hep 90′lı yılların ikinci yarısında İnter-Toto’da mücadele etmiş bir Bursaspor örneği verilir. Hani şu finalde Karlsruhe’ye kaybeden Balic’li, Ercüment’li, Ganchev’li, Musisi’li Bursa. O sene Bursaspor’un pek çok şeyi başarabileceğinden söz edilmişti ancak onlar beklentileri boşa çıkaracak o kadar çok iş yaptılar ki. Teknik kadronun nitelikleri burada çok önemli sanırım. Bir FR, bir Neeskens, bir Puyol olsaydı belki Bursa da Schaffer’in takımına ancak penaltılarla kaybetmiş bir takım olarak gelen sene de bir şeyler başarmış olabilirlerdi.
O zaman erken form tutalım ama çok erken olmasın:)
Saygılar…
(Selam İdris. Sadece futbol olarak konuşuyorsak Daum’dan da kouşulması gerektiğini düşünüyorum ben. Evet bir oryantalist gibi düşündüğü için bir Türkiye takımının Avrupa’da tur geçmesinin normal bir şey olabileceğini kabul etmez Daum. Ama başında olduğu takım kesinlikle iyi futbol oynamaya çalışan ve oynayan diri bir takımdır hep. Bunu yadsımamak gerekir. (Şöyle bir örnek vereyim. Biz geçen sene Skibbe’nin 4-2-3-1′inde alkış tutarken, bu sistemi 2005′te Fenerbahçe’nin oynadığını ihmal etmemek lazım.) Özetle, rakibe saygıdan söz ediyorum ben.
Erken form tutmaya gelince. Bunu istemememin nedeni lige iyi bir başlangıç yapmak. Böylece daha sakin bir geçiş dönemi yaşabiliriz. Sevgilerimle. Melih)
iyi akşamlar abi,
bilgim olmadığından, kendisini daha önce çok takip edemediğimden soruyorum, leo franco nasıl bir kalecidir senin bir bilgin var mı? takımın kimyasına uyacak, mondagron gibi arkadaşlarını ateşleyecek, taffarel gibi defansını rahatlatıp yeri gelince oyun kuracak bir kaleci midir?
yoksa kendine has özellikleri mi var?
konu ile ilgili bilgin varsa bir iki satır yazabilirsen çok memnun olurum.
ayrıca mustafa sarp ile ilgili dediklerine tekrar kendisinin maç içindeki hareketlerini izleyince katıldım, tıpkı savunmada enine, orta sahada geriye ve enine atılan paslar gibi, özel olarak tembihlenmişti sanki mustafa..
ihtiyacımız olan mevki; kewell’ı rotasyonda yedekleyebilecek genç bir açık oyuncusu bence, senin gördüğün eksik orta sahanın ofansif anlamda neresindedir.
uğur ile sabri’nin (ki ben bu sene nedense sabri’den çok ümitliyim, kafasını, enerjisini oyuna harcarsa çok fazla verim alınabilir) sağ bek pozisyonunu doldurabileceklerini düşünüyor musun?
bir de bir ara fenerbahçelileşmek ile ilgili bir yazı yazma planın vardı?.. son zamanlardaki gelişmeler durumu tamamen değiştirdi, yazıyı askıya mı aldın? yoksa yazacak mısın öyle bir yazı?
çok fazla soru sordum ama bu sefer de böyle olsun izninle..:)
görüşmek üzere.
Hacim
(Hacim selamlar. (Adını yazarken bir Bektaşî dergahına girer gibi hissediyorum kendimi. Kutsal bir adın var biliyorsun.)
Leo Franco bilindiği gibi ilk transferimizdi. Bildiğim kadarıyla Kalli ve Nezihi Hoca yerinde gidip izlediler. Schuster’le görüşülürken onay verdiğini biliyorum. Keza Rijkaard da onayladı bu transferi.
Ancak basında ve bazı bloglarda bu transfer bir menejer yeteneğine bağlandı. Hatta bazı kulüp üyeleri bu transfer için bazı insanların para yemiş olabileceğini bile ihsas ettiler. (Ki bonservis bedeli verilmedi biliyorsun Leo için.) Yani hep kötü şeyler duyduk hakkında.
Geçen gün Hürriyet’te Korkut Göze, ki kendisini severim ve sayarım, Leo Franco’nun maçlarda basit hataların yanısıra, inanılmaz işler yapan bir kaleci olduğunu yazdı. Eğer olumlu bir sinerji üretebilirse Galatasaray seyircisiyle, ideal bir kaleci olduğunu düşünüyorum ben Leo’nun.
Oyun kurma konusunda kimse Taffarel’le yarışamaz kanımca, çünkü müthiş bir bileğe sahipti Taffarel. (Antrenmanlarda kalede değil, ortada oynardı.) Ama elle oyun kurma konusunda Taffarel’den daha iyi olduğunu hissediyorum Leo’nun. Çünkü daha atletik. Yani topu daha uzağa atabilir.
Kewell’un rotasyonu için nedense Volkan Şen’in transfer edileceğine ilişkin bir içgüdüm var. Çünkü eğer yazılıp çizildiği gibi Volkan Yaman’la yollar ayrılacaksa bir sol kanat futbolcusuna ihtiyacımız olacak.
(Bu hayali transfer dışında Bursaspor’la kardeş takım olmamız gerektiğini düşünüyorum. Birkaç nedeni var bunun. Öncelikle iyi bir altyapıları var. Hatta bizimkinden iyi. Onlar için bir çıkış limanı olabilir Galatasaray. İkincisi iki kulüp arasında saygıya dayalı bir işbirliği var. Üçüncüsü de Bursaspor’un başında Türkiye’nin en iyi sistem hocalarından birisi, Ertuğrul Sağlam bulunuyor. Uğur Uçar’ı Türkiye futboluna onun kazandırdığını unutmamak gerek. Ben olsam Mehmet Güven, Aydın Yılmaz, Murak Akça, Özgürcan Özcan, Cem Sultan ve hatta Serdar Eylik’i Bursaspor’a kiralardım bu sezon. Bu futbolculardan üçü-dördü bile bütün sezon oynasa, müthiş bir kâr olurdu bu Galatasaray için.)
Sağ bek için bir tereddüdüm yok. Uğur Uçar’ın geri dönüşü dışında, Sabri Sarıoğlu da belki hayatında ilk kez bir sistem hocasıyla çalışacak. Ki Skibbe döneminde orta yapmayı bıraktığını unutmamak gerek Sarıoğlu’nun. Serkan Kurtuluş’la beraber doldururlar o pozisyonu diye ümit ediyorum.
Fenerbahçelileşmek yazısını bugünlerde yazabilirim sanırım. Unutmadım.
Sevgi ve dostlukla. Melih)
Deminden Arena programında Adnan Polat’ın çok kararlı bir biçimde dediği “Rijkaard 2 yılın sonuna kadar takımın başındadır” sozunden sonra benim için transferlerin onemi, artık sadece mevcut yonetimin devamı için onemlidir, oh be rahatladık
(Selam. Yine de işlerin iyi gitmesi lazım. Yoksa muhtemel bir yönetim değişikliğinde, işbaşına gelecek olanların kendi teknik direktörlerini getireceklerinden neredeyse eminim. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi,
Muhtemelen ileri üçlümüz
Keita…. Baros…. Kewell olacak, ki öyle olmalı bana göre.
Yalnız orta sahaya gelince Arda ve yeni transferle (tahminim hücum yönü yüksek bir orta saha) aşırı bir hücum yönümüz olacak ve savunmada sıkıntılar çekeceğiz bana göre. Sence böyle bir oyuncuya ihtiyacımız var mı?
(Selam Kerem. Bunca sakatlık ve maç yoğunluğu varken seçenekleri artırmak doğru olacaktır orta sahada. Kaldı ki Galatasaray orta sahasında yaratıcı oyuncu eksikliği de bir sır değil. Bir de şu var, kim oynarsa oynasın orta sahada mutlaka box-to-box özelliğini haiz olması gerekiyor. Yani Arda Turan, ya da Emre Çolak da, eğer orta sahada görev alacaklarsa mutlaka iki yönünü oynayacaklar futbolun. Ki aslında buna çok yakınlar zaten. Sevgilerimle. Melih)
(Selam Berk. İstediğim tek şey var. O da sahaya 1′den 11 numaraya dek formalarla çıkmak. Umarım ve dilerim 9 numara Milan Baros’a verilir. Bunları tabi muhtemel transferlerden bağımsız söylüyorum. Sevgiler. Melih)
Abi bu düşünce biraz yanlış değil mi? Tamam ben de isterim Baros’un 9 numara giymesini ama bir de şöyle düşünmek lazım; takımda ilk 11′de olan herkes numaralar sırasıyla verilmiş. Bu diğer oyuncuların azmini kırmaz mı? Ne kadar çalışırsan çalış o futbolcuların sakatlık veya ceza gibi durumlar sözkonusu olmadığında formayı giyemeyeceksin. Nasıl olsa belirlenmiş ilk 11 deyip neden formayı kapmak için savaşsın?
(Selam Adil Cem. Ben eski zaman adamıyım. Formaların arkalarına isim yazılmadığı zamanlarda seyrettiğim maç sayısı, sonraki dönemden kat be kat fazladır. O günleri özlüyorum ilk olarak.
Bir de endüstriyel futbolun bir uzantısı herkesin bir numarasının olması. (Aslında uA’nın kuruluş ilkelerinde buna karşı çıkmak vardır, ama çoktan unutuldu tabi ultras hareketi olmak.) Acıkça ben karşıyım.
Bir de asıl meydan okuma, bütün futbolcuların ilk 11′e girmek için çabalaması kanımca. Sahada 20′den büyük numara görünce bir NBA maçı izlemiş gibi hissediyorum kendimi. “76 Servet Çetiiiin” diye bağırmak yerine adam gibi “4 Servet Çetin” demeyi yeğlerim. Sevgilerimle. Melih)
İyi geceler Melih Abi ben Kütahya’dan cihan,
Melih Abi Cassio Lincoln’ün Başkanımızın açıklamalarına rağmen affedilme şansı var mı, affedilirse ne gibi olaylar olabilir?
Lincoln kulüp bulamaz ise ne olabilir?
Teşekkürler.
(Cihan selamlar. Lincoln’ün affedilme şansı bence yok. Eğer geri dönerse bu diğer futbolcular için çok kötü bir mesaj olur ve bu durumu toparlayamaz Galatasaray. Kulüp bulamazsa anlaşma karşılıklı feshedilir. Lincoln de başka bir ülke, ya da takımda devam eder yaşantısına. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi bugun Adnan Polat’ı dinledikten sonra Arda Turan konusunda açıkcası biraz düşünmeye başladım çünkü Polat Arda 1-2 sene içinde Avrupa’ya gidecek diyor.. İlk olarak arda kaptan oldugundan çok sevinmiştim çünkü altyapıdan gelen bizim gibi Galatasaraylı olan ve yeni nesile gerçekten çok iyi örnek olabilecek bir kaptandı ancak.
Başkanın 1-2 sene içinde Avrupa’ya gidecek dedigi bir futbolcuya sizce 1-2 sene için kaptanlık verilmeli miydi? Çünkü kaptanlık bir takımda uzun sureli olmalı bence mesala 6-7 sene gibi ki o takımdda efsane kaptan ve unutulmaz kaptan olarak anılsın. Bülent Korkmaz gibi Cüneyt Tanman gibi. Ben bu profilde Arda’yı görüyordum uzun süre kaptanlık yapacagını ve Kaptan Bülent gibi futbolu bıraktıgında efsane kaptan olarak anılacagını. Açıkcası başkanın bu açıklamasından sonra çok üzüldüm. Arda’yı kaptan olarak geç bulduk erken kaybedeceğiz gibi.
(Selam Umut. Her şey olacağına varır. Türkiye’de özellikle de futbolda 1-2 sene sonrasını planlamak neredeyse imkânsız. Eğer sakatlık geçirmese muhtemelen şimdiki kaptanımız Uğur Uçar’dı, ama kader birden değiştirdi her şeyi. Başkan’ın dediği süre dolduğunda bakalım Arda Turan’ın durumuna. Sevgilerimle. Melih)
Adnan Polat’ın ”FR ile kontratımız iki yıllık ama biz sonrasında daha uzun süreli bir kontratla devam etmeyi umuyoruz. FR seçimimiz iki yılla sınırlı herhangi bir TD seçiminden ibaret değildir” demesi çok daha
umutlu kılardı beni yakın gelecek adına..
Umalım ki pozisyonumuzu herkese en başından deklare etmek istemeyen bir bizde kalsın yaklaşımı olsun.
Daum seçiminin lokal hedefli oluşu çok açık.
Her zaman diri bir vasatı garanti etmesi yan faktörlerle desteklenerek lig için minnumum risk olarak düşünülmüş olması yüksek ihtimal.
Her şekilde bir kısa dönem projesi FB adına.
Daum adına ise ya tutarsa diye değerlendirilecek bir son vole..
Motoru gençler olmayan ağırlıklı olarak gençler üzerine bina edilmeyen bir total futbol girişimi ne kadar mümkün olabilir ?
Daum’dan beklentilerin buralara uzanabileceğini sanmıyorum..
Böyle bir zaman tahammülü olmadığı zaten ortada.
Hala Arda transferinden bahsedilmeye devam edilişini hem güce tapan iç kamuoyuna yönelik imaj çalışması ve alan kaplama garyretkeşliği,
hem de ayak seslerini duydukları ve yakın gelecek için risk olarak algıladıkları mevcut göreceli mali ve ilişkisel avantajlı pozisyonu
kaybetmeme telaşı olarak okuyorum.
Bir nevi mezarlıkta ıslık çalma psikolojisi..
Kadronun eksikleri konusunda da bir kaç saptama yapmak istiyorum.
FR GS’ının tek tek oyuncu kalitesini yukarı taşıyan ve onu aşan bir takım kalitesi yaratacak bir süreç olacağına hiç kuşkum yok.
Yine de bu yolu kısaltacak hamleler olabilir.
Orta saha yaratıcılığı ve kenar adamlarının skora katkısı konusunu bir şekilde çözmek ve daha efektif hale getirmek geçiş süreci sıkıntılarını hafifletebilir.
Bahsedilen yabancı transferin oyunun iki yönünü oynayabilen, ayağına top yakışan ve fizik mücadelesi ve devamlılığı olan genç bir
oyuncu olması kulağa hoş geliyor ama bu profilde bir oyuncu cebe ne kadar kabul edilebilir gelir bilemiyoruz.
Kanatların skora anlamlı bir katkı üretmesi konusunda Kewell, Arda ve Keita’nın oyun karakterlerinin daha gole dönük dönüşümünü
beklemek durumundayız.
Baroş’un iyi bir forvet ama zaman zaman ekstra kaliteli son vuruşlar yapıyor olsa da istikrarlı ve üst düzey bir son vuruşçu olmadığını düşünecek olursak kanat oyuncularının ve hücuma dönük yaratıcı orta sahanın skora hatırı sayılır bir katkı yapması gereği ortada.
Duran toplardan şaşırtıcı bir skor katkısı bekliyorum bu sezon kendi adıma.
Anlamaya çalışalım.
Görünenden ötesine, arka plana bakmayı deneyelim.
Yürüyen süreci gölgeleyecek aykırı seslere kulaklarımızı kapatalım.
Postacının kapıyı sık çalmayacağı bu özel anın değerini bilelim.
Özen ve sabır gösterelim.
Bir anlamda bugüne dek pek yapamadıklarımızı yapalım ki bugüne kadar yaşamadıklarımızı yaşamaya ve beklemeye hakkımız olsun..
(Mükemmel. Özellikle de son cümle. Teşekkürler. Melih)
Volkan Şen karşılığında M. Güven, Aydın, Özgürcan, Erhan, M.Akça, Semih vs. kiralık ve Volkan bonservisiyle verilebilirse harika bir hamle olur hem Volkan Şen’in olası katkısı hem giden oyuncuların pişmesi adına.
Eğer Bursa’da anlamlı süreler alabilirlerse özellikle M.Güven ve Aydın’ın da et mi tavuk mu olduğu konusunda bir netliğe kavuşabiliriz..
Ve bu iki gencin istikbal vaad eden emekliler kategorisine gidiyormuş gözüken kariyer çizgilerini döndürebiliriz belki.
(Selam. Semih Kaya yaşı gereği PAF’ta oynayabiliyor galiba. Hem Murat Akça hem de Semih Kaya’yı verirsek iki Emreler ve Hakan Balta dışındaki seçeneklerimizi yok etmiş oluruz stoper pozisyonunda. Ben nedense yakın vadede Murat Akça’dan daha ümitliyim. O yüzden sadece onun verilmesini doğru bulmuştum Bursaspor’a pişmesi için. Sevgiler.)
Aziz Bey yine şovunu yapmaya çalıştı ancak aldığı cevap karşısında hemen sinirlendi çünkü rezil olduğunu anladı bence kendisi H. Üstünel’le de fazla yanyana durmasın çünkü onun G.Saraylı olmasını ben şahsen istemem herkes olmasın bu zevk bize kalsın.
Kendisi saldıracak gündem yaratacak yer arıyor ancak yanlış yere sataştı bence biz uğraşmaya başlarsak kendileri için pek hayırlı olmaz çünkü biz G.Sarayız başkalarına benzemeyiz!
(Berk selam. Evet biz Galatasaray’ız, bu toplara hiç girmememiz lazım. Bu küçük, küçücük bir dünya çünkü. Sevgiler. Melih)
Fenerbahçe’de Bilica, Carlos, Deniz Barış 30 ve üzeri, Deivid 29, Güiza, Emre, Önder, Edu 28 yaşlarında. Bu isimler Önder dışında geçen yıl çok sayıda maçta forma şansı buldu.
Galatasaray’da ise 23 yaş altında futbolculara şans vererek Barcelona’nın ikinci rüya takımını yaratan Rijkaard var. Orta sahamızda Emre Çolak, Arda, Barış, Mehmet gibi 23 yaş altı enerjik ve Emre dışında fiziksel anlamda güçlü, teknik, deneyimli oyuncularımız var. Bunun yanında Türkiye’de oyunun iki yönünü bu derecede başarıyla oynayan belki de tek yerli oyuncu Ayhan var.
Fenerbahçe’de kadroya dinamizm katacak genç oyuncu olarak Özer çarpıyor göze bir tek. Onun da savunması zayıf, üstelik ciddi bir ameliyat geçirdi ve hazırlık kampını kaçırıyor. Mehmet Topuz da bu konuda bir adaydır, ancak Kayserispor’da ekstra performansı olmayan bu oyuncu Fenerbahçe’ye ne verebilir, tartışılır. Santrforda ise gelip gelmeyeceği belli olmayan Güiza ile Semih var. Arkalarında temposu iyice düşmüş bir Alex, temposu iyice düşmüş, sakatlık sonrası kendini toparlayamamış Deivid var. Savunmada ise kasım ayına dek Bilica-Önder ikilisinin oynaması (yeni bir stoper de gelir buraya gerçi) sözkonusu şimdilik. Solbekte savunması müthiş aksayan bir Carlos var.
Ben Fenerbahçe’nin bu sezondan çok çok daha iyi bir sezon geçireceğini çok düşünemiyorum. Daum zamanında takımında Pierre vardı, Anelka, Nobre, Semih, Tuncay vardı. Ortasahada Appiah, Aurelio gibi iki yönlü oyuncular vardı. Şimdi ise Appiah yok, Alex yaşlı ve Semih tek. Geçen yıl ciddi paralara alınan Gökhan Emreciksin ile Burak Yılmaz takımdan yollandı. Yani geçen yıl kadroya katılan kimse yok. Güiza da gelmezse geçen sezon bir yıllık duraklama, bir yıllık yaşlanma, eskime sayılacak Fenerbahçe için. Üstelik Deivid ile Alex gibi iyice yaşlanmış yabancı oyuncularla yıl içinde sözleşmeler uzatıldı. Bunlar hem kontenjanda hem ekonomik anlamda yük anlamına gelen isimler.
Baktığımız zaman, Galatasaray’a son maçta şampiyonluğu bırakan bu takım inanılmaz derecede zayıflamış.
Fenerbahçe’nin Aykut Kocaman gibi bir şansı var. Ancak sadece 2 yabancı oyuncu transfer edebilecekler. Transfer edeceği oyuncular 27 yaş üzeri olursa bence bu sezon da Şampiyonlar Ligi’ne gitmesi hayal olur Fenerbahçe’nin. Bu yüzden çok dikkatli davranmaları gerekiyor.
Galatasaray total futbolu yarım yamalak bile oynasa şampiyonluğu 3 hafta öncesinden garantileyebilir gibi geliyor bana. Çünkü rakiplerimiz hiç iyi görüntü vermiyor. Hepsi biraz iyi paslaşmada dağılacak ekipler. Paslaşma meselesinde kafa yoran Daum’un bu işi ne kadar halledebileceği lig için hayati bir önem taşıyor. Ancak Fenerbahçe yüksek tempo yapamayacak ve bir nebze olsun hızlı oynayan takımlar karşısında zorlanacak. Benim gözüme görünen tablo böyle.
(Koray selam. Sanırım biraz ihtiyatlı olmakta fayda var. Daum Fenerbahçe’ye yine 4-2-3-1 oynatacak. (Çünkü bir takımda Alex gibi bir futbolcu varsa çok fazla seçenek kalmıyor.)
Evet defanslarında Lugano’yla sözleşme uzatmazlarsa bir sorun oluşacak. Bunu bir kenara yazıyoruz.
Orta göbeğe bakınca Deniz Barış, Selçuk Şahin, Emre Belözoğlu ve muhtemel bir yabancı futbolcuları olacak. Bence hiç de fena bir dörtlü değil. (Deniz Barış’ı özel olarak çok beğenirim. Bu sezon Daum’un elinde yeniden ortaya çıkacaktır.)
Gelelim göbeğin önündeki üçlüye. Bu üçlünün ortasındaki isim Alex olacak. (Geçen sezonki Lincoln’ün görevi.) Sağ kanat için çok tercihleri var. Mehmet Topuz, Özer Hurmacı, Deivid, Kazım Kazım. Sola baktığımızda orada bir boşluk var, çünkü Gökçek Vederson ve Uğur Boral dışında futbolcu görünmüyor.
İleride ise Semih Şentürk ve Guiza var. Ki bence yeterli bir merkeç forvet ikisi de.
Kanımca Daum sol kanada bir transfer isteyecek. Eğer doğru isim bulamazlarsa da Mehmet Topuz’u oraya monte edecek. (Tıpkı yıllar önce Tuncay Şanlı’yı monte ettiği gibi.)
Daum’un en önemli silahı olan ve yardımcısı Koch’un antrenman teknikleriyle oluşan fiziksel gücü hiç ihmal etmemek gerek. Koch’un elindeki futbolcular geçen seneki performanslarını çok aşacaklardır. (Başta Alex olmak üzere.)
Yanlış olmasın, ben Fenerbahçe ortalığı silip süpürür demiyorum. Dediğim şu. Bu sezon Galatasaray’ın en büyük rakibi Fenerbahçe olacak. Ciddi ve dikkatli biçimde izlemek gerek Fenerbahçe’yi. Sevgilerimle. Melih)
melih abi. andrey voronin alınabilir mi? çok yönlü bir oyuncu. forvet özelliği var. asist özelliği var. forvet arkası da oynayabilir. en önemlisi kuvvetli olması. yaşı 30. en son herta’da kiralık oynadı. liverpool’da ilk 11′de oynadığı zamanlar da oldu. milli takımda banko oynuyor. liverpool kadroda düşünmezse yaşı da 30 olduğu için alınmasında fazla zorluk olmayabilir. düşünülmesi gereken bir oyuncu. linkte de kırmızılarda görüldüğü gibi her alanda oynama yeteneğine sahip.
http://www.transfermarkt.de/de/spieler/1075/andrey-voronin/profil.html
(Selam. Olabilir. Ancak bu alana yatırım yapılacaksa daha genç oyuncu transfer etmekte fayda var. Sevgiler. Melih)
Merhaba Melih abi,
Bu sezonda takım ve teknik heyet konusunda bir çekingem yok. Yalnız tek korkum kimine hayali gelebilir ama, önümüzdeki dönem başkanlık seçimi için olası koltuk sevdalıları. Başkan ve yönetim adaylarının takıma dışardan müdahale etmesi ve bazı konularda şu anki yönetimin elini zayıflatmak için bazı hamleler yaparak yönetimi yıpratması ve karıştırması.
Tabii ki genlerinden iyi bir Galatasaray taraftarı olan, GS’ın başarısı için köstek yerine destek olacak olan başkan adayları da olabilir onlar zaten Rijkaard ve ekibine Adnan Polat ve ekibinin yaptıklarına inanacakları ve güvenecekleri için ve gerçek GS’lı oldukları için bu tür yollara girmezler. Ama ben inanıyorum ki bazı kişiler GS’ın başarısı için degil koltuk sevdaları için bu tür yollara gireceklerdir bu benim düşüncem bu konuda da dikkatli olunması gerekiyor.
Takıma ve yarınki maça gelince. Tobol’u tanımıyorum ama o maçı deplasmanda kazanacağımızdan eminim. Kimse pek umusamıyor ama bu sezon inşallah takımımızın yeni transferlerinden birisi Harry Kewell olacak. Bu sezon sağlıklı olarak hazırlık kampına katılıyor. Kendisine verilecek kondisyonu fizik gücü ile sakatsız bir dönem geçirirse GS’ı tek başına istediği yere getirir.
Melih Abi halen daha kimse Kewell 1 yıldan beri burada olmasına ragmen GS’ın nasıl bir transfer yaptığının pek farkında degil. Bunu bu sezon herkes görecek. Hücumda Baros ve Keita ile birlikte yeri en garanti oyuncu. Bu oyuncular ayaklarına hakim, oyunu Rijkaard’ın göze hoş gelen futboluna uygun bir şekilde oynayabilecek oyuncular. Bana kadromuzda 2 eksik var gibi görünüyor Melih abi şu kadroyu değerlendirebilir misin
Leo Franco
Ugur-(Bir yabancı stoper)-Servet-Hakan
Hleb (ya da Afrika kökenli ileri geri oynayabilecek bir oyuncu isim vermeden)-Mehmet Topal-Arda
Keita-Baros-Kewell
Açıkcası bu kadronun Emre Çolak, Mustafa Sarp, Barış, Ayhan, Sabri, Emre Güngör, Alparslan, Aydın gibi alternatifleri de olunca çok iyi iş yapacağını düşünüyorum. Yeter ki herkes Rijkaard’a güvensin ve işine karışılmasın. O da sistemini kimsenin ismine geçmişine bakmadan oynayabilecek oyuncularla kurabilsin ve oynatsın. İşte o zaman herkesin imrenerek izleyeceği stadda bilet alabilmek için günler öncesinden sıraya girilecek bir Galatasaray meydana gelecektir.
Son olarak FB’de Koch ile bizdeki Albert Roca arasında bir kıyaslama veya bilgilendirme yapabilir misin?
Saygılarımla.
(Selam Burak. Sondan başlayayım. Açıkça bir karşılaştırma yapacak denli iyi bilmiyorum Koch’u. Ancak Daum eğer Türkiye şartlarında başarılıysa bunda birinci faktör hiç kuşkusuz Koch. Çünkü takıma antrenmanlarını yaptıran isim Koch. Onları fizik güç olarak üst düzeyde tutmayı her zaman başarmış birisi.
Bildiğin gibi Almanlar fizik kondisyon konusunda bilimsel çalışırlar. Ancak son dönemde modern olmayı başaramadılar. (Hatta 2006′da Amerikalır hazırladı Alman ulusal takımını Dünya Kupası’na.) İspanyollar net biçimde geçti Almanlar’ı fizik kondisyon konusunda. (Son dört senede iki CL ve bir Euro Cup şampiyonluğu tesadüf olmasa gerek.) Ama yine de ciddiye alınması gereken bir isim Koch.
Kurduğun takıma gelince ben altı tane stoperimiz varken, ki bunların ikisi gelecek vaadeden isimler, yabancı bir stoper transfer edilmesini biraz ısraf olarak görüyorum naçizane. Rijkaard-Neeskens-Puyol üçlüsü Gökhan Zan ve Servet Çetin’den iyi bir tandem yaratacaktır. Ümidim o. Onun dışında orta sahaya ofansif bir futbolcu transfer edilmesinde benzer düşünüyoruz.
Kewell konusunda da benzer düşüncedeyiz. Fizik gücü yükselmiş ve zinde bir Kewell geçen seneki veriminin çok üstüne çıkacaktır bu sezon. Ayrıca Keita transferi de otomatik olarak Baros ve Kewell’un kalitesini artıracak bir operasyondu. Bunu daha sonra daha net göreceğiz.
Kanımca takımın zirvede olması durumunda hiçbir kongre yarışı olumsuz etkilemez Galatasaray’ı. Hatta bu durumda aday bile çıkmayabilir. Yeter ki takım iyi ve zirvede olsun.
Sevgilerimle. Melih)
abi selamlar bugün ntvspor’da mehmet demirkol bir isimden bahsetti gelirse galatasaray camiası bayram eder gibilerinden. portekizli olduğunu da söyledi yani en azından gelecek oyuncu hakkında bir fikrin var mı?
saygılar
(Fatih selam. Görüşüler oyuncular hakkında biraz bilgim var. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Her şeye o kadar yakınız ki. Yarın ilk resmi maçımızı oynayacağız. Rakip hafif ama öyle olduğunu dikkate alarak oynamamız gerekmiyor. Bir ton eksik var. Bu eksiklerin çoğu zorunlu olmayan eksikler. Mesela Nonda pekala oynayabilir, Franco kaleye konabilirdi.
Başkanımızın da maça gitmiş olması meselenin ciddiyetini göstermesi bakımından önemli.
Ayrıca Türk cumhuriyetlerine bir açılım fırsatı bulabilir miyiz diye düşünüyorum. Galatasaray adını Türk Cumhuriyetleri vasıtasıyla Uzakdoğu’ya tanıtma yolu nasıl bulabiliriz onu da düşünüyorum. Bir Uzakdoğu turu atabilsek fena olmazdı. 5 hafta devre arası var. Bu beş haftanın 1 haftasını oralarda değerlendirebiliriz. Özellikle Doğu Türkistan bizi bağrına basacaktır.
Saygılar…
(İdris selam. Seni pazarlama ekibine almak gerek;-)) Galatasaray bir kez ayaklarının üstünde dursun her anlamda yapacak çok şey var.
Ben hazır olmayan oyuncularımızın oynamamasını çok hayırlı buluyorum. Geçen sezon önemli sıkıntılarımızdan birisi buydu. (Emre Güngör hazır olmadan hazırlık maçında oynamış, hemen sakatlanmış, daha sonra S. Bükreş karşısında bir daha oynayıp yine sakatlanmıştı. (İkinci goldeki hatası cabası.) Rijkaard ve Puyol’a olan saygım daha da artıyor bu ilkesel bakışları ve tavırları yüzünden.
UEFA sıralamasındaki yerimizin yükselmesi için iki galibiyet çok iyi olacak bu turda. Sevgiler, selamlar. Melih)
Selam Melih Abi,
Carrusca konusu neden hala bir netlik kazanmadı, niye beklenildi bu kadar bir bilgin var mı acaba? Bir de şu an 8 yabancımız var resmi olarak bu durumda yer açılmadan başka bir yabancı alınıp bekletilebilir mi? Yani açıklandıktan sonra.
(Selam Kerem. Bildiğim kadarıyla Carrusca elden çıkarıldı bir Arjantin takımına. Şu an 6+1 durumundayız ve bir yabancı daha alabiliriz kanımca. Ancak Carrusca resmi olarak hâlâ bizde görünüyorsa kontenjan açılmadan transfer yapamayız. Yapabileceğimiz tek şey, “şu futbolcuyla anlaştık, sözleşme için kontenjanın açılmasını bekliyoruz” yollu bir açıklama olur. Sevgiler. Melih)
Selam Melih abi,
Juan Pablo Pino iddialari var. Böyle bir sey var mi? Bir sorum daha olacakti: Ne zaman GSTV’de tekrar yayinlanmaya baslanacak Gayin-Sin?
(Selam. Bu iddiaları ben de duydum. Ancak basına yansıdığı için doğru olma ihtimalini biraz zayıf buluyorum. Gayın-Sin yeni yayın döneminde (Ağustos’un ilk haftası) yeniden yayında olacak GSTV’de. Sevgi ve selamlar. Melih)
Mehmet Demirkol NTV’deki sabah programında “G.Saray’la ilgili bir transfer haberi duydum gelirse bayram yerine döner” dedi, “ad vermeyeyim fiyatı artar ancak Portekizli olduğunu söyleyeyim” dedi. Hadi hayırlısı bu arada yarınki maçımız NTV’de bu daha da sevindirici bir haber herkes için herhalde.
(Selam Berk. NTV’de olmasına sevinmen herhalde açık kanal olması. Ben TRT’yi yeğlerdim uğurlu kanalımız olarak. Bir de malum Trömsö maçı NTV’deydi:-(( NTV’nin spikerleri çok iyi olmasına karşın yorumcuları (muhtemelen Rıdvan Dilmen ve Hakan Ünsal olur) bence oldukça yetersizler. Yetersizliklerinin nedeni angaje olmaları. Sevgilerimle. Melih)
Abi size mujde vereyim. Yarinki mac naklen NTV’de. Hem de Ercan Taner’in sunumu Ridvan Hoca’nin essiz yorumuyla
(Şeyhmus selam. Ercan Taner’i yıllar sonra bir Galatasaray maçında dinlemek çok keyifli olacak. Ne ki Rıdvan Dilmen için aynı sevinci gösteremeyeceğim. Bir şekilde 2006′daki Denizlispor maçını gündeme getirecektir. “Anelka yedekti, Appiah sahadaydı, vs.” Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Avrupa kupalarında ülkemize puan kazandırmaya başlayacağımız ilk maç olması dolayısı ile de önem arz eden bu maçta, takımımızın beraberlik de bize yeter düşüncesiyle sahasından çıkma arzusu göstermeyen bir hüviyetle mücadele edeceğini düşünmüyorum.
Esasında Galatasaray oyunu kendi yarı alanında kabul etme yahut hücuma çıkmama ve skoru koruma işlerinde pek başarılı olamıyor. Futbolun içinde o da var halbuki. Belki bu sene skoru tutma manasında -tabii ki baskı yemeden- bir şeyler yapabildiğimizi göreceğiz. Tobol maçı geçen senenin bir uzantısı. FR’nin ve teknik kadronun etkilerini mutlaka göreceğiz ama bir kaç hafta sonraki kadar net göreceğimizi düşünmüyorum.
Bir not daha: Daha çok kendilerini gösterme çabası içinde olacak genç (çocuk) oyunculardan kurulmuş bir takımla mücadele edeceğimizden çok hareketli bir maç bizi bekliyor diyebilirim. Fakat tecrübesizliğin ilk emaresi yenebilecek sürpriz bir gole karşılık verme noktasında kendini gösterir. Sonuçta Tobol takımı da aynı topla oynayacak. O top mutlaka bizim kalemize gelecek.
Son not:
Gençlerin mücadelesi hususunda şampiyonlar ligi gruplarından birinde karşılaştığımız Manchester United maçı geliyor aklıma. Arada epey bir güç farkı vardı ama onların gençlerinin kazanma arzusunu gördükten sonra bizimkilerden de böyle bir şeyler beklemem aykırı bir istek olmasa gerek. Bir de sanırım Gerets döneminde bir AEK maçı (yanlış hatırlamıyorum inşallah) gençlerimizin harika bir maç çıkardığı maç olarak tarihe geçmişti.
Saygılar…
TOBOL vs GALATASARAY
16.07.2009
Saat=19:30
Tcentralny – Kostanay – Kazakistan
Kanal=NTV
Spiker=Ercan Taner
Hakem
Libor Kovarik (CZE)
Yardımcı Hakem
Krystof Mencl (CZE)
Tomas Kovarik (CZE)
4.Hakem
Radek Kocian (CZE)
UEFA Delegesi
David Delferiere (BEL)
UEFA Hakem gözlemcisi
Luciano Luci (ITA)
GALATASARAY vs TOBOL
23.07.2009
Saat= 21:00
Ali Sami Yen – Istanbul – Turkiye
Kanal=Futbol Smart
Spiker=Emre Tilev (sanırsam)
Hakem
Antonio Rubinos Perez (ESP)
Yardımcı Hakemler
Juan Carlos Yuste Jiménez (ESP)
Marcos Alvarez Moreno (ESP)
4.Hakem
Antonio Mateu Lahoz (ESP)
UEFA Delegesi
Stanislaw Speczik (POL)
UEFA RHakem gözlemcisi
Cornelius (Cees) Bakker (NED)
Melih Abi merhaba,
Galatarasay adına transfer döneminin bitmesi için beklenen, Rijkaard’ın takımı birkaç ciddi maçta görüp değerlendirmesi mi?
Özellikle Adnan Polat ve Haldun Üstünel’in demeçlerinden bir yabancı futbolcuyla anlaşıldığını anlıyorum. Açıklamak için beklenmesinin nedeni bazı oyuncularımızın performansını değerlendirip ona göre hareket etmek mi? Eğer öyle ise bu turda hangi futbolcularımız sınavdan geçiyor?
(Selam Turgay. Bence futbolcularımıza yönelik sınav yok. Olamaz da. Sadece anlaşılmıştır iki taraf arasında ama henüz tüm işlemler bitmemiştir. Açıklanmamasının nedeni odur. Sevgilerimle. Melih)
Merhabalar.
Duyum aldığınız bir transfer vardı bir iki hafta önce. Açıklanmamıştı hani. Orda açıklanmazsa ben ismi zannettiğim ismi söyleyeceğim demiştiniz. Acaba söylediniz de ben mi kaçırdım çünkü yorumlara bakmama ragmen bulamıyorum. Transfer gerçekleşmese bile kimle ilgilendiğimizi bilmek hoşumuza giderdi.
(Selam. Yok açıklamadım henüz. Çünkü biraz daha zamana ihtiyaç var. Gerçekleşmezse açıklayacağım elbette. Sevgilerimle. Melih)
Onur Erdem’in NTV Spor’daki FR yazisi. Melih abinin yazilari paralelinde. Okunmasini oneririm:
http://www.ntvmsnbc.com/id/24983596/
Selamlar…
Kendi yağıyla kavrulmak deyimini yaşanan zaman itibariyle gerçek yapan kulüp oluşumuz geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor. Son şampiyonluğumuz bu şekilde geldi zaten. Kendi bünyemizden çıkardığımız pek çok oyuncu ile ve tabii ki teknik ekibimizle.
Ne zaman deliler gibi transferler yaptık (sanırım ikinci Terim döneminden başka yok) başarısız olduk. Zira her oyuncu Galatasaray düsturunu tanıma anlamında yeterli düzeyi yakalama noktasında gerekli aşamaya gelemeyebiliyor. Bu oyuncuların sayısı fazla olduğunda da takım namına bir şey kalmıyor zaten. Başarı da takım oyunuyla geleceğinden yanından bile geçememiş oluyoruz.
Son iki-üç yıldır nokta transfer olarak açıklanan stratejiyi uyguluyoruz. Nereye, kim lazımsa onlar ya da alternatifleri alınıyor. Herhalde yine takımın bir yerlerinde eksiklik hissedildi ve onun için çalışılıyor. Nöbete kalabilirim, şikayet etmem.
Saygılar…
(Selam İdris. Minik bir not. İviç giderken bir liste bırakmıştı ve bu listedekiler transfer edilmişti 1984′te. Galatasaray tarihinin en büyük transfer hamlesi budur. Sonra İviç gelmeyince bu transferler Derwall’e teslim edildi. Kadroda tam 30′dan fazla futbolcu vardı. Nitekim Simoviç, İsmail Demiriz, Yusuf Altuntaş, Semih Yuvakuran, Abramczyk, Erdal Keser, Burak Dilmen, soyadlarını hatırlayamadığım Rıza, Levent, filan hep bu furyanın ürünüdür. Sevgilerimle. Melih)
Melih Agabey merhaba,
Fener’in bu seneki en ciddi rakibimiz olacagi öngörünüze katilmiyorum.
Futbol oyununu sizin kadar olmasa da uzun süredir dikkatle izleyen bir taraftar olarak, TAKIM PSIKOLOJISI gözlemlerim ve bunun üzerine insa ettigim varsayimlarim hemen her zaman isabetli oldu.
Cok büyük sampiyonalarda kimin ipi gögüsleyecegini (son dünya ve Avrupa kupalari ve CL sezonlari) sezon basinda yapilan ilk 4-5 mac sonrasinda ve grup eleme maclarinda yaptigim gözlemlerle dogru tahmin ettim.
Birkac örnek: Son dönemdeki Italya’nin dünya sampiyonlugu, Barça’nin son iki CL sampiyonlugu, gecen seneki ManU’nun CL sampiyonlugu.
Bunlari final maclarindan 5-6 ay evvel oynadiklariyla tahmin ettim hep.
TSL takimlari icin ise kadro yapisi, teknik ekip ve hatta hazirlik maclarinda gördüklerimle birlikte sezonun ilk 3 haftasinda oynanan oyunlar genelde yeterince fikir veriyor.
Fenerbahce bu sezon gecen seneden daha iyi olmayacak.
Su anki yapilari inanilmaz fragil yani kirilgan.
Birkac kötü oyun, birkac kötü sonuc (ki bunlari cok yakin zamanda görecegiz) zaten oynamakta olan fay hattini büyük bir gümbürtüyle göcürtecek.
Cünkü:
1 Taraftarin, tribünlerin gözünde kredisi biten veya bitmek üzere olan tehlikeli sayida oyuncu barindiriyorlar.
Deivid, Güiza, Ugur, hatta Emre, hatta Alex, hatta Carlos, hatta Volkan, hatta Topuz, hatta kalirsa Lugano.
Daum’u carmiha germek icin hazirda bekleyenler cok.
Üstüste 3 sampiyonluk kahinliginin kabusa dönüsmesi ve öylesine ortaya atilip, arkasi doldurulamamis bos bir laf oldugunu gösterecek sonuc icin bu sezonun sonunu beklemek gerekmeyecek.
Fenerbahce 2 transfer daha yapacak. Eksiklerine baktigimizda komik bir rakam. Asla kurtarmaz.
Alex bir sene daha yaslandi ve artik futboldaki tek hedefi mukavelesini tamamlamak, biraz daha para kazanmak.
Bu saatten sonra Koch’un kurtarabilecegi cok fazla sey yok.
Alex’i, Deivid’i, Carlos’u kosturamazsiniz.
Anadolu kulüplerinin fizik kondüsyonu son senelerde gayet iyi duruma geldi. Bu agir orta saha ve defansla Fener’in TSL’de kiran kirana gecen maclarda en ufak sansi yok.
Analiz daha uzar gider.
Kisisel tahminim: ilk 10 hafta sonunda Fener catirdamaya baslayacak.
Devre arasina ilk 3′te giremeyecek.
Sezonu bu senekinden daha iyi bir yerde bitiremeyecek.
Avrupa’da gruplara kalabilecegini dahi pek sanmiyorum.
Fener patlamaya, karismaya hazir, pimi cekilmis bir camia.
Bu sene bunu görecegiz hep beraber.
Bunlari sari kirmizi bir gözlükle yazmiyorum. Benzer bir analizi baska takimlar icin de yapabilirim.
Sadece takimlarin kadro yapilarini, eksiklerini, basari sanslarini yillardir hep analiz ederim ve pek yanildigim cikmaz.
Galatasaray’in UEFA sampiyonu olacagini o seneki rakipleri de analiz ederek ve hepsinin maclarini takip ederek ilk kez Bologna deplasmanindan sonra söylemistim.
Bunu kesinlikle bir taraftar olarak degil, futbol analizi acisindan yapmistim, tamamen o sene oynanan futbolu baz alarak.
Galatasaray icin bu seneki lig tahminim:
Orta sahaya Xavi’miz gelirse acik ara sampiyonuz. Gelmezse büyük ihtimal sampiyonuz.
Sevgiler.
(Selam. (Adını bağışlarsan daha sevinirim.) İnşallah haklı çıkarsın. Benim bir düşüncem var. Eğer Daum zarar vereceğini görürse Alex, R. Carlos, Deivid gibi isimleri bir anda kadrodan keser. (O Daum ki, PvH gibi bir efsaneyi bile yemişti vaktinde.) İkincisi yaşlı futbolcuları çıkarsak bile Fenerbahçe’nin kadrosu bence hâlâ Beşiktaş’ınkinden daha iyi. Eğer Alex’i keserse doğrudan koşan ve dinamik bir 4-3-3′e döner Daum. Hülasa ben senin kadar emin konuşamıyorum. Ama analizine ve kehanetlerine de (ki hepsini tutturmuşsun geçmişte) büyük saygı duyuyorum. Sevgilerimle. Melih)
Melih Bey,
Yazılarınızı kısa bir süredir takip ediyorum.Fakat şimdiden siteye müptela oldum diyebilirim.
Size sorum şu: Mehmet Demirkol’un bahsettiği Portekizli transfer Joa Moatinho olabilir mi?
Eğer bilginiz var ise ufak bir tüyo verebilir misiniz?
(Selam. Öncelikle hoşgeldiniz Gayın-Sin’e. Açıkçası Mehmet’in bahsettiği ismi bilmiyorum. Ben yine aynı şeyi söyleyeceğim. Eğer basından bazı insanlar biliyorsa bu transferi, mutlaka bahsi geçen futbolcu değildir gelecek olan. Görüşmek üzere. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih abi,
Tobol macinin analizini yarin yayinlar misin?
(Selam Genco. Eğer yenmişsek maçtan hemen sonra yazmaya başlıyorum yazıyı. Bu nedenle muhtemelen hemen yayınlarım. Ama sonuç kötü olunca bir süre kendime gelmem gerekiyor:-(( Sevgiler. Görüşmek üzere. Melih)
Melih abi anladığım kadarıyla Adnan Polat’ın transfer bitti demesinin sebebi Galatasaray’ın gerçekten görüştüğü bir veya bazı oyuncular anladığım kadarıyla medyada adı geçti ve bundan dolayı fiyat artışı veya anlaşmada sorunlar yaşandı ve Adnan Polat transferi bitirdiklerini söyleyip H.Üstünel’i de birkaç gün kampta tutarak ortalığın sakinleşmesini beklediler. Kanımca bazı transferlerde de ilerleme kaydedince tekrar transfer yapacaklarını duyurdular. Peki bu gelecek oyuncuların medayada çok göz önüne gelen isimlerden olabilme ihtimali nedir abi 1-2 isim biliyorsun anladığımız kadarıyla saat 3′deki futbolcuyu bildiğin gibi.
(Selam. Saat üçteki futbolcu gelmedi biliyorsun:-)) Yani bilemedim onu (ama hâlâ bekliyorum.) Benim senaryom şu. Muhtelif pozisyonlar için muhtelif isimler vardı görüşülen. Kamp bittikten sonra Rijkaard’la gidecekler, kalacaklar ve takviyeler konusunda konuşuldu ve düğmeye basıldı. Böylece transfer meselesi yeniden harlanmış oldu. Zaten Polat da hiçbir zaman “kesinlikle hiçbir futbolcu almayacağız” dememişti. Sanırım birkaç güne ortaya çıkar net durum. Sevgiler. Melih)
Abi bize şu yeni formaları anlatır mısın? Kaç tane olacak? Kırmızı olmayacak diye biliyordum dün benim gördüğüm kırmızı çok daha güzel dedin?
Bize formaları biraz anlatır mısın? Çok merak ediyorum.
(Selam Devrim. Dört tane formamız olacak. Bir tanesi parçalı. Bu senenin neredeyse aynısı. Sadece iki küçük fark var. İkincisi beyaz forma. Üçüncüsü de mor forma. Bunlar Temmuz ayı sonunda lanse edilecekler. Bu üçü arasında parçalı dışında bence mor forma çok güzel. Hem kumaş bakımından (Türkiye’de şu an bulunmayan bir kumaşmış) hem de tasarım olarak. Mor formayla aynı şekilde kırmızı forma lanse edilecek kışa doğru. O forma da mükemmel. Özetle dördü de alınası formalar. Ve bence çok güzeller. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba,
Uzun suredir yazilarinizi okumama ragmen siteye henuz uye oldum. Futboldan anlayan genel kulturu yuksek bir kesimin sitenin mudavimi oldugunu gormek cok hos gercekten..
Ben Rijkaard’in Galatasaray’i ile ilgili nacizane fikirlerimi soylemek istiyorum ilk mesajimda.
Herkesin yaptigi gibi takimimizi Barcelona ile karsilastirip eslesmelerdeki 1-2 sorunu soylemek istiyorum kendimce.
Barcelona’nin taktiginin islemesinde 2 oyuncunun rolu diger butun futbolculardan daha buyuk kanimca; Pique ve Xavi. Bu iki futbolcu takimin pas trafigini sagliyorlar, Iniesta veya Messi degil. Tabii ki onlar da cok onemli, fakat paslasmalar olmasa tek baslarina gidip gol atacak degiller ( gerci Messi’nin yapmadigi is degil
) .
Galatasaray’da ise bu iki oyuncuyla eslesecek oyuncular goremiyorum maalesef. Defansta Gokhan Zan ve Servet gibi birbirine cok benzeyen, fizik gucu kuvvetli teknigi zayif iki defans oyuncusuyla ne kadar pas trafigi saglanir bilemiyorum. Pique dedigimiz adam gerektiginde topla cikiyor 30-40 metre sonra yerden ayaga pas atiyor. Bunu yapabilmeye en yakin oyuncu bizim takimda Hakan Balta, fakat Hakan’i ortaya kaydirma gibi bir dusunce var mi bilemiyorum.
Xavi bir macta en azindan 70-80 pas yapiyor ve hedefine ulasmayan pas sayisi 5′ten fazla degildir herhalde. Cok degisik bir oyuncu aninda pas atacak birini bulabiliyor ve bosa pas da cok atmiyor. Bizde Xavi’nin gorevine soyunabilecek Ayhan var gibi gozukuyor. Fakat Ayhan’in 32 yasinda oldugu gercegi var, fizik gucu cok yuksek olsa bile yasi dolayisiyla sorun cikmasi cok olasi.
Emre Colak da o yonde egitilirse Xavi pozisyonunda oynayabilir fakat henuz cok genc ve fizik gucu yeterli degil (gene de bu sene cok macta yer alacagini dusunuyorum ). Kaldi ki, surati, top teknigi ve hareketli oyunuyla Emre Colak Xavi degil Iniesta pozisyonunda oynar diye dusunuyorum.
Son olarak da, herkes Arda’nin ortaya cekilecegini dusunuyor fakat hazirlik maclarinda boyle birsey hic denenmedi. Bence Arda kanatta ters ayak oynayacak ve süratini artiracak. Bu durumda siz deyin Henry ben diyeyim Messi pozisyonunda oynayacak
Umarim yanilirim da Arda’dan bir Iniesta/Xavi yaratabilir FR, 3-4 sene icinde de Barça’da izleriz
Benim gonlumdeki kadro sudur:
Leo Franco
Ugur Servet transfer ( Hakan Balta) Alparslan
Mehmet Topal
transfer ( Ayhan) Emre Colak
Keita Baros Arda (Kewell)
Umarim cok uzun olmamistir. Saygilar.
Gokhan
(Gökhan selamlar. Gayın-Sin’e hoşgeldin. Sadece futboldan bahsedeceğimiz günler yakın. Bu yüzden senin gibi meseleye analiz olarak bakanlara hep ihtiyaç var burada. Bu yazdığın üzerinden başlayalım tartışmaya. Sevgilerimle. Melih)
Onur Erdem günlerdir burada yazılanların özetini çıkarmış
))
(Erdal selam. Okumadım daha. Öyleyse sevinirim ancak. Sevgiler. Melih)
Melih abi selamlar…
Aklımı kurcaladı birkaç gecedir bu transfer konusu… İngiltere’de oynuyor dediniz ve çift yönlü bir futbolcu + Keita’dan büyük dediniz. Bugün de -yani artık dün- Mehmet Demirkol’un Portekizli biriyle ilgileniyormuşuz gibi bir söz söylemiş. İngiltere’de oynayan ve sizin dediklerinize ve Mehmet Demirkol’un dediklerine bakınca tek bir isim ortaya çıkıyor. Biliyorum alınması zor ama başka bir alternatif isim de yok ortalıkta. İnsan acaba diyor…
(Selam Tugay. Ben Keita’dan oyuncu olarak büyük demedim. Benim bahsettiğim isim kesinlikle bu değil. Zaten o da İngililtere kökenli değildi. Bunu bekleyip göreceğiz. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih Agabey,
Saygi benden.
Aslinda hepsini tutturamadim;-) Bu yazdiklarim sadece tutturabildiklerimdi. Örnegin son Avrupa sampiyonasi icin sampiyon adayim (buna özellikle grup maclarindaki mükemmel oyunlarini ve son grup macinda, Wembley deplasmaninda Ingiltere’yi sürklase eden oyunlarini ve kenar cizgisindeki o müthis pozitif enerjiyi ve taktik dehayi yani Bilic’i gördükten sonra kesin olarak inanmistim) Hirvatistan’di.
Ve bence finallerde de Ispanya dahil EN IYI TAKIM Hirvatistan’di. Hikayenin gerisi malumunuz.
Fenerbahce’nin yedek kulübesinin ve daha da önemlisi as dedigimiz oyuncularinin alternatiflerinin vasat oldugunu ve hatta olmadigini düsünüyorum.
Fenerbahce bu kadrosuyla (2 transferden sonra dahi) 4-3-3 oynayamaz. Orta sahasinin dinamizmi ve ileri oyuncularinin cigeri bunu kaldiramaz. Ha oynar ama bu bastan kabullenilmis bir beyaz bayrak, havlu demektir.
Fenerbahcenin kadro yapisi müthis dengesiz. Yamayla kapanacak gibi de görünmüyor.
Ve Daum…
Bu sene vasat bir hoca oldugunu kanitlayacak. Daum BJK’deki Daum’dan cok daha gerilemis bir hoca. Asla cok iyi bir taktisyen degildi, simdi buna bir de asiri doz kaybetme korkusu eklenmis. Kötü bir kombinasyon.
Sevgiler
Yilmaz
(Yılmaz selam. Bir şey diyemeyeceğim. Dediklerinin çıkması için dua etmekten başka. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi,
İlk basta sormak istedigim, sence ilk senesinde Rijkaard ve ekibi basarili olabilir mi? Olmazsa taraftar baskisina dayanabilir mi?
Ikinci sorum:
Neden herkes Rijkaard’i kötülüyo? Tamam Fenerbahce medyasi, ama Rüstü de Barcelona’dan ayrildiktan sonra Rijkaard’i kötülemisti, Rijkaard Barcelona’da ikinci adam gibi seyler söylüyordu sence dogru olabilir mi?
Ücüncü sorum:
Sen Baskan olsaydin hangi bölgeye transfer yapardin? Ve transfer yapmak istedigin bölgeye hangi oyuncuyu alirdin?
Dördüncü sorum:
Sen genc Emre’yi begendin mi? Bence cok üstüne gitmeye basladilar, bu yetmiyormus gibi Xavi veya Iniesta’yla kiyaslamaya basladilar, sence Emre bu baskiya dayanabilir mi?
(Selam Genco. Zeki olduğunu biliyorsun değil mi? (Özellikle üçüncü soru.)Yine de yanıtlayayım.
Rijkaard meselesi. Bence ilk senesinde başarılı olacak Rijkaard. Çünkü ilk olarak inanılmaz metodik ve çalışkan. İkinci olarak Galatasaray’ı çok sevdi. Üzerinde taraftar baskısı da olmayacak. Çünkü taraftar gençlerle oynayan Galatasaray’ın hem savaşçı hem de akıllı futbolunu çok sevecek. Ve de belirli bir süre sonra tüm medya Rijkaard’a inanılmaz bir saygı duymaya başlayacak. Hem sistemine, hem de insanlığına ve karakterine. Ve bir dönem sonra Rijkaard aleyhine yazmak veya konuşmak rating kaybına neden olacak. (Rüştü Reçber’in Barça’nın iç işlerini anlayacak kadar orada kalmadığını biliyoruz. Eğer birinci adam Laporta’yla, evet ikinci adamdı Rijkaard. Bundan bir sorun yok.)
Ben Başkan olsaydım ofansif orta saha oyuncusu olarak Chelsea’den Deco’yu kiralardım. Bonservisini almadan sadece yıllık ücretini verirdim. Böylece yıllar sonra saha içi bir lidere kavuşmuş olurdu Galatasaray. Belki de yeni Hagisi’ne.
Emre Çolak bence yetenek olarak hem Emre Belözoğlu’ndan hem de Arda Turan’dan daha yetenekli. Bunu bütün bu futbolcuların (Tugay Kerimoğlu, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Arda Turan, vd.) 17 yaşındaki halini görmüş birisi olarak söylüyorum. Hiçbirisi Emre Çolak kadar parlak değildi. (Sadece Tugay Kerimoğlu ve Okan Buruk o yaştayken daha kuvvetlilerdi Emre Çolak’a göre. Özellikle de Tugay Kerimoğlu.) Ben Emre Çolak’ta Tugay Kerimoğlu ve Okan Buruk’un karışımını görüyorum. Ve de üzerinde bir baskı olacağını hiç sanmıyorum. Çünkü sahada sürekli olarak onu cesaretlendiren abileri oynayacak. Tribünde de sürekli olarak kendini destekleyecek bir taraftar var. Eğer baskı gelecekse bu şöhret baskısı olacaktır. Karakterli bir futbolcu olup olmadığını orada anlayacağız işte. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi,
Ben G. Zan-Servet hususunda sizinle ayrılıyorum, bir transfer olmaz ise bence Rijkaard’in tercihi Emre G.-Servet ikilisi olur, hemen olmasa bile bir sure sonra. 1 tane çabuk (Servet, G. Zan uzun adımlarla uzun mesafede rakibi yakalabilen bir tip, Emre G. oyle degil) adam lazim tandeme, ayrica Emre G’un kotu olmayan top kullanma yetenegi hep gozardi edilir. Bakalim kim haklı cıkacak
Daum konusunda yanılıyorsunuz. Daum vasat bir kaos futbol teknik direktörüdür, Schuster’in 2 gomlek altıdır cunku Schuster taktisyendir de aynı zamanda. Ayrıca Daum’un oyle cok kotu bir huyu var ki; kadrosu kalite ve değer anlamında takimindan daha ust bir rakibi takımının yenebileceği inancını asla taşımaz dolasıyla aşılayamaz. O yuzden kumar oynar bu durumlarda ve koca orta sahayı sadece Aurelio’ya birakip Milan, ManU karsisina cikar. Bu dışarıdan cesaret gösterisi gibi gorunur ama inançsızlıktır aslında.
(Selam Gökhan. Daum’un bir oryantalist olduğunu biliyoruz. Yani bir Doğu (Türkiye?) takımının bir Batı (Avrupa) takımını yenmesini çok mümkün görmez, yenerse de bunun bir haksızlık oluşturacağını düşünür içten içe. (Vaktinde Gordon Milne de böyle bir hocaydı. Türkiye’yi domine eden Beşiktaş’ın Avrupa’da tek tur geçememesinin temel nedeni buydu.)
Ama yine de Daum’un Avrupa maçlarına bakınca çok kötü olduğunu hiç düşünmüyorum. Özellikle de deplasmandaki Milan ve O. Lyonnais maçları. İki maçtan da beraberlikle dönmenin eşiğine gelmişti Fenerbahçe.
Daum’un vaktinde Marinus Michels’in yardımcılığını yaptığını unutmamak gerek. Bir de Bayern ekolünden gelse Almanya ulusal takımının başına da geçebilecek birisiydi Daum. Biliyorum bunu kimse duymak istemiyor, ama bence saygı görmeyi hak eden bir hoca Daum. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi,
Sana yine birkac sorum olacak.
Sen Fenerbahçeli Emre’deki düsüsü neye bagliyorsun? Galatasaray’da gercekten cok iyi oynuyordu.
Aslantepe’de gelisme var mi? Sen bu stad’tan ümitli misin, calismalar durdu ne zaman yine baslayacak?
Galatasaray’in ekonomik durumu basinda yazilip cizildi kadar kötü mü?
Anketlerde cikan tablo hep ayni, taraftar sayisinda lider Galatasaray, simdi benim sorum bu kadar taraftar olmasina ragmen , Galatasaray taraftarlarini o kadar sevindirmesine ragmen (17 kez sampiyonluk, Uefa kupasi, Süper kupa, ve Türkiye’den cesitli kupalar) neden Galatasaraylilar kulübüne Fenerbahce’liler kadar bagli degil? Yanlis anlasilmasin benim söylemek istedigim, biz taraftarlar her zaman iyi oyuncular isteriz mesela Van Nistelrooy, Sneijder veya Van der Vaart gibi oyuncular, kim istemez böyle oyunculari ama bunlarin fiyati belli, bunlari isterken neden hic maddi yardimi düsünmüyoruz biz Melih abi?
Almanya’dan Selamlar.
(Not: Kusura bakma Melih abi Alamanciyiz Türkcemiz o kadar iyi degil.)
(Selam Genco. Emre Belözoğlu’nda bildiğim kadarıyla kronik bir sakatlık var. Bu yüzden düzenli oynayamıyor. Ama Koch sayesinde bu sezon iyi oynacağını düşünüyorum.
Aslantepe’de ihale iptal oldu. Kısa süre içinde yeni şirket belirlenip işler devam edecek diye ümit ediyorum. 2010-2011′de orada olmalıyız çünkü.
Galatasaray’ın ekonomik durumu yazılıp çizildiği kadar kötü maalesef. Çünkü kulüp finansal anlamda 1996-2006 arasında inanılmaz kötü yönetildi.
Bu sıkıntının aşılmasında taraftarın da rolü olabilirdi ama burada da bir sıkıntı var. Bunun iki nedeni var. İlki genetik olarak Galatasaray taraftarı veya Galatasaraylı kulübüne biraz uzak durur. Hem fikren hem de duygu olarak. Onu rahatça eleştirir. İkinci neden de 2002′den sonraki yönetimlere karşı taraftar inanılmaz tepkili. Bunun haklı nedenleri var. Bu tepki aslında halen sönmüş değil.
Türkçen aslında hiç fena değil. Viele Grüsse von Türkei. Melih)
Galatasaray’ın stopere ihtiyacı yok ki (”stoper” yerine İngilizler’in de bu mevki için “centre back” demesini göz önünde bulundurursak “ortabek” demek daha mı Türkçe olur acaba? Ama buradaki “bek” “back” değil, “beklemek” fiilindeki “bek.” Sözlüklerim yanımda olsaydı buna tam yanıt verebilirdim.) Hatta Emre Aşık gibi bir fazlası bile var. Artık 36 yaşında ve oynadığı iki hazırlık maçında da sarı kart görmüş, yavaş, pası iyi olmayan, takımı eksiltmeye meyilli bir oyuncu. Galatasaray onu niye tuttu pek anlam veremedim. Sakatlıkların bu kadar sık olmasından sanırım.
Ben Semih Kaya’nın iyileştikten sonra Zan’ı kesebileceğini düşünüyorum. Bu da en erken ikinci yarı olur. Semih bence mevkiinin en önemli futbolcusu olacak ilerde. Inter ile Arsenal’in onu zamanında istiyor olmaları rastlantı değil. Çok fazla izleme şansımız olmadı ama Murat Akça da iyi bir oyuncu. Rio Ferdinand gelmeyecekse ortabeke ihtiyacımız yok.
Fenerbahçe meselesinde kendi adıma onları küçümsemiyorum. Bu yılki en önemli rakibimiz olacaktır onlar. Ancak kadro sorunları var. Takım rotasyona bu hâliyle pek açık değil, bu, metal yorgunluğu sorunu yaşatabilir takıma. Üstelik direkt 11 oyuncuları bu kadar yaşlıyken (Alex, Deivid, Emre eylül ayında yeni yaşlarına girecek). Örneğin sol taraflarında ciddi sıkıntılar var. Defansif ortasahalarında iyi oyuncuları, iyi seçenekleri var, ancak ekstra bir oyuncuları yok. İyi kesiciler, ama Mehmet Topal ya da Linderoth kadar bile pas özellikleri iyi değil. Aurelio’nun yokluğundan sonra o seviyeye gelemedi o mevki. Fenerbahçe’nin ortadaki şansı Topuz ile elimizden kaçırdığımız Özer. Bu iki oyuncunun performansı son derece belirleyici olacaktır. Çünkü takıma enerji katabilecek başka çok oyuncu yok.
Ayrıca Fenerbahçe’nin ortabekleri de ne derece güçlü? Lugano’yla sözleşme yenileyemezlerse orada işleri çok zor. Edu kasımda antrenmanlara başlayacak. Aykut Kocaman’ın Brezilya’da oyuncu izlediğini biliyoruz. Brezilya’dan gelen futbolcuların Avrupa’ya uyum sağlamaları biraz zaman alıyor. Bu seçimlerde çok çok dikkatli olmaları gerek. Bence Daum kadar Aykut Kocaman gibi bir futbol beyninin orada olması da önemli. Transfer konusunda yanılacağı ihtimali zayıftır. Mamafih kadronun eksikleri kontenjan sayısından büyük. Fenerbahçe’nin yabancı oyunculardan çok, iyi, yetenekli, hırslı, disiplinli genç yerli oyunculara ihtiyacı var. Bu oyuncular da şu an en büyük rakiplerinde oynuyor.
(Selam Koray. Yanılmıyorsam Aykut Kocaman biri savunmaya, diğeri orta sahaya iki yabancı oyuncu alacaklarını söyledi dün. Bir de Daum’un Brezilyalılar’dan yana şansı (aslında öngörü demek lazım) hep iyi oldu. Luciano ofansif olarak takıma ciddi katkı sağlayan bir futbolcuydu ve ilk maçından itibaren hep iyi oynadı. Aurelio’yu önlibero yapan da Daum’du ve iyi verim aldı. Keza Nobre de devre arasında gelmesine karşın Feanerbahçe’yi şampiyonluğa taşıyan isimdi. Sevgiler. Melih)
Servet yanında rakibe göre G. Zan ve E. Güngör
ile top rakipteyken sağlam, çevik ve hızlı bir karşılayıcı güç oluşturur.
Top GS’da iken top kullanımı konusunda bugüne kadar olduğunudan daha fazla taktik disipline uyan dikkatli bir Servet olacağını ve bu konudaki temel eksiklerine karşın takım adına handikap teşkil etmeyecek kabul edilebilir isabetli ve doğru seçimlere dayalı bir topla oynama performansı göstereceğini sanıyorum.
Aynı mevkinin adamı FR faktörünü küçümsemek
olur bu konuda gelişme olmayacağını varsaymak.
Medyanın FR’a saygı duyacağı varsayımınıza ise ne yazık ki katılamıyorum.
Her adımı bir hesaba dayalı, yüzünü ve sırtını
bir yerlere dönmüş angaje medyanın çoğunluğunun objektif kriterlere göre pozisyon alabileceğini pek düşünemiyorum geçmiş sicilleri ortadayken.
Daum bağımsız değişken değil bu sezonun FB
denkleminde. Kaybetmeme telaşı ve beklemeye
tahammülü olmayan bir camia önemli bir dezavantaj.
Ama herkes eşittir, FB daha eşittir dış faktörünü de küçümsemeyelim.
Kırılma noktalarında devrede olacağını öngörmemiz gerek.
Patinaj anlarında tutunmaya ve devam edilmesine en az takımın fizik kapasitesi kadar katkı yapacaktır.
Kolayca yarışın dışına düşeceğini düşünmek
gerçekçi gelmiyor bana FB’nin..
GS VE FB arasında geçecek bir sezon bekliyorum kendi adıma.
Her ne kadar kontenjan senatörleri fazla ve
ürün fiyat dengesi bozuk kırılgan ve sentetik bir kadro yapısı olsa da yarışın sonuna kadar içinde olacağını sanıyorum.
GS için de futbol adına ortaya konulacağından emin olduğum değerlerin ve güzelliklerin karşılığını alacağı, topun çizgiyi geçtiği
ve rakipler tarafından yuvarlaklığının dikdörtgenleştirilmeye çalışılmadığı bir sezon dilemek düşüyor bizlere.
Rekabetin olası sınır ihlallerine, içimizden gelebilecek sulandırma teşebbüslerine karşı uyanık olmaya her zamandan fazla ihtiyaç olabilir bu sezon.
Pas atacak birini bulmak gibi bir problemi olmaz proje hayata geçip oturduğunda GS’ın.
Herkesin hareket halinde boşa çıktığı bir ritm
tutturulması hedeflenen oyun formatının lokomotif faktörlerinden biri.
Bu olmamışsa zaten olan ve olabilecek fazla bir şeyden bahsedemeyiz o zaman.
Hala emin olamadığım konu yönetimin planlı ve uzun soluklu olduğu izlenimi veren perspektifinin bir kopuş ve gemileri yakma iradesi ve direnci içerip içermediği..
Bu konu belki de yakın geleceğin en yakıcı ve yaşamsal sorusu..
Herkesin bu konudaki hissiyatını ve ruh halini merak ediyorum açıkcası..
(Benim hissiyatım yönetim bütün yumurtalarını Rijkaard sepetine koydu. Aynı gemideler. Gideceklerse beraber gidecekler. Bilmem başkaları ne düşünür? Sevgiler. Melih)
Melih abi selamlar
Bu sene ligde çekişeceğimiz takım olarak Fenerbahçe’yi göstermişssin. Ben de seninle aynı düşüncedeyim. Ancak Fenerbahçe’yi bu yarıştan koparmak ve sanırım kaosa sürüklemek bizim elimizde
Neden diye soracak olursan;
Camia olarak bizim başarısız olmamız üzerine endekslenmiş bir kulüp Fenerbahçe. Geçen sene Beşiktaş değil de biz şampiyon olmuş olsaydık şu an Fenerbahçe kanadında daha farklı şeyler yaşanıyor olurdu en başta AY tekrar başkan seçilmezdi.
Konu sapmadan devam edeyim. Evet onları kaosa sürüklemek bizim elimizde. Çünkü onlara bizi yenmek yetiyor şampiyon olmasalar bile bununla övünüyorlar. Ancak ne zaman biz Galatasaray olarak onları Kadıköy’de yenersek işte o zaman Fenerbahçe kulüp olarak karışacak. Bu sene de bu açıdan çok önemli. Eğer onları Kadıköy’de devirebilirsek şampiyonluk yarışındaki muhtemel rakibimizi daha 10. haftadan safdışı bırakabiliriz. Ancak galibiyet konusunda iddialı olamıyorum çünkü ne kadar iyi ne kadar formda olursak olalım o stadda bizim kazanmamızı engelleyen bir şeyler var. Bunu elbet kıracağız ama ne zaman bilemiyorum.
Mehmet Demirkol’un açıklamalarını ben de dinledim. Ve sizin de yaptığınız analiz doğrultusunda (yaşı Keita’dan büyük, ünlü vs…) bu ismin Deco olma ihtimalini aşırı derece yüksek gördüğümü söylemeden geçemeyeceğim.
Ayrıca bugünkü Tobol maçında da takımımıza gönülden başarılar diliyorum.
Saygılarımla.
(Oğuzcan selam. Dediğin gibi bu sezon şampiyon olsaydık Fenerbahçe kongresinde yönetim kesin değişmişti. Kadıköy’de alınacak bir galibiyet Fenerbahçe’yi kaosa sokar. Ve de aslında bu o kadar zor değil. İki sezon önce Kalli kupa maçında bir beraberlik çıkarmıştı. Hatta galibiyeti kaçırmıştı. Ben bu sezondan itibaren işlerin değişiceğini düşünüyorum. Sevgiler. Melih)
Melih abi selamlar…
Benim Keita’dan büyük dememdeki yer yaşıydı. Yani Keita’dan yaş olarak büyük anlamında söyledim.
Melih Abi, Daum konusunda yazdıklarında haklı olabilirsin. Çoğu da doğrudur eminim. Ama yıllardır Türkiye’de yaşayıp, milli marşı okuyormuş gibi gözüküp bir kelime bile Türkçe konuşmaması, buna rağmen bizden biri gibi gösterilmesi beni aşırı rahatsız ediyor.
Belki konuyla alakası yok ama yazmak istedim. Bugün Mondragon bile hala Türkçe röportaj verirken Daum’un bu durumu ilginç değil mi?Tamamen Türkçe konuşsun da demiyorum. Ama İstiklal Marşı’nı ezbere bildiği söylenen biri ve ezbere bilen biri bazı konuşmalarını rahatlıkla Türkçe yapabilir.
(Engin selam. Türkçe konuşmak konusunda sabıkalı olan Daum değil tek. Bu konuda Türkiye maalesef kötü bir ülke. İtalya’da, İspanya’da, İngiltere’e en fazla altı ay veriyorlar yabancılara ülkenin ana dilini konuşması için. Ama bizde böyle bir durum yok. Milne herhalde 9 yıl çalıştı ama Türkçe demeç vermeden gitti. Rijkaard açt pat Türkçe konuşmaya başladı ama. Sevgiler. Melih)
(Selam. Yine de işlerin iyi gitmesi lazım. Yoksa muhtemel bir yönetim değişikliğinde, işbaşına gelecek olanların kendi teknik direktörlerini getireceklerinden neredeyse eminim. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih abi. Sence, Allah korusun işler kötü giderse Mart’ta muhtemel yönetim değişikliğinin ihtimali ne olur?
Muhalif kesimin elinin güçleneceği gerçek ama ne derece olur bu?
Çünkü geçen haftalarda Lig TV’de futbol gündemine eski yöneticimiz bir profesör çıktı ismini hatırlamıyorum. Muhalif kesimden. Sanki çok emin gibiydi bu yönetim değişikliğinden. Sanırım o da içinde olacak bu grubun.
Saygılar.
(Samet selam. Burada o program hakkında konuşulmuştu. İşler kötü giderse Mart’ta bir yönetim değişikliği olasılığı oldukça yüksek olur. Ama işler iyi gidecek. Çünkü çok planlı olarak çalışıyor teknik heyet ve futbolcular. Sevgiler. Melih)
Melih Abi,
Aslında beni rahatsız eden Daum’un veya Milne’nin Türkçe konuşmaması değil. Rahatsız eden İstiklal Marşı’nı ezbere bildiği söylenen, sürekli Türk Bayrak’ı açan kişinin acaba gerçekten Marşımız’ı ezbere bilip bilmediğidir. Türk halkının en hassas yeri olan durumla ilgili sömürülüyor muyuz, duygularla mı oynanıyor?
(Selam Engin. Acaba biz Daum’un ağzından mı duyduk İstiklal Marşı’nı ezbere bildiğini, yoksa birileri onun için mi dedi. Eğer ilk şık doğruysa, ben inanırım Daum’un gerçekten İstiklal Marşı’nı bildiğine. Ama başka birileri söylemişse durum işte o zaman şaibelidir. Sevgiler. Melih)
FB üzerine bir tahmin daha…
Bilica-Bekir tandemi FB’nin takım halinde oyunu geride kabullendiği maçlarda belki sırıtmaz ama FB oyunu rakip alanda oynamaya kalktığında hızlı çıkan ve pırpır forveti olan takımlar karşısında kevgire dönme
potansiyeli olan bir ikili olur..
Ligi rekor bir yenilen gol rakamıyla bitirebilir FB.
Oturmuş bir GS’ın bu ikiliyi karşı hucumu
görülebilecek en büyük nimet olur..
(Selam. Sezonun son maçında Bilica’yı özellikle izledim çıplak gözle, çünkü Fenerbahçe’nin transfer edeceği belli olmuştu. Özellikle de Baros’la eşleşmelerini izledim, sevinerek söylemeliyim ki Baros hemen her pozisyonda geçti Brezilyalı’yı. Aslında ikisi de yani Bekir ve Bilica da delişmen stoper. Yanlarında bir usta (Lugano?) gerekiyor. Sivasspor alan daraltan bir takımdı, burada Bilica iyi işler yaptı, ama hücum oynayan bir takımda yavaş kalacağını düşünüyorum. Sevgiler. Melih)
Galatasaray’in huzurunu bozmak isteyen İrlandalilar’a gelsin Fanatik’in “Değmeyin Başkan’ın keyfine” haberi http://fanatik.ekolay.net/fanatik/-De%C4%9Fmeyin-Ba%C5%9Fkan%27%C4%B1n-keyfine!_3_HDetail_32_139023.htm
Melih abi selamlar Galatasaray ve Fenerbahçe camiaları niçin birbirlerinden bu kadar nefret ediyor? Bunun geçmişi ne zamana dayanıyor? Bunun hakkında birkaç şey yazarsanız sevinirim.
(Ben de nedenini bilmiyorum ama o camiayı sevmiyorum.)
(Erhan Usta selam. Bu güzel bir konu. İzninle tek bu konuya odaklanmış bir yazı yazayım. Tarihsel köklerini irdeleyen. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih Abi, Galatasaray takımından, Rijkaard bir sezon sonra muhtemelen Linderoth ve Nonda’nın gönderilmesi konusunda rapor verecektir. Şöyle ki, ben Linderoth’un oyunu iki yönlü oynadığı kanısında değilim. Linderoth çok iyi bir görev adamı verilen görevi layığı ile yapıyor fakat çok durağan bir oyuncu kanısındayım. Verilen görevin dışında elini taşın altına koyan bir oyuncu izlenimi yaratamadı bende maalesef.
Zaten GS’ın Linderoth’u getirme projesi Kalli’nin takımında ondan defansif orta saha oyuncusu olarak faydalanıp açık bölgenin kapatılması idi. Linderoth Kalli’nin 2007′deki takımında kilit oyuncu olabilirdi sakatlanmasaydı. Ancak Rijkaard’ın sisteminde pek bir varlık gösterecegine inanmıyorum. Bir de oyunu iki yönlü oynadıgını ne Everton’da ne de Copenhagen’da görmedim.
Nonda’nın da 2007′de Oliviera transferinin gerçekleşmemesi ile 2007′deki yapılanmanın son halkası olarak getirilmişti GS’a. Nonda’nın yaşı ilerledigi için Monaco’daki günlerine ne kadar iyi kondisyonerlerle çalıştırılsa da ulaşacagı kanısında degilim. Bugün tam 2 sene daha yaşlı ve 2 sene daha yavaşlamıs bir oyuncu tıpkı Linderoth gibi. Bugünkü sistemimizde öndeki 6 oyuncu akrep ve yelkovan gibi sürekli dönerek, hareket halinde oynayacaklarsa bu iki oyuncunun işinin oldukça zor oldugunu düsünüyorum. Türkiye’den bu iki mevki için Murat Ceylan, Özer Hurmacı orta saha, Sercan’nın da forvette, bizden de son çıkşı ile Emre Çolak’ın iyi bir alternatif olacagını düsünürüm hep.
Maalesef ki piyasanın yükselmesi ile yurtiçi transfer politikaları degişmiş gibi duruyor bu sezon. Bu konuya yönetimin de hakim oldugunu sanıyorum ancak bu işlerin onlara çok maaliyetli olacagından ve bu sezon kupa 2′de mücadele edilecek olmasından bir sezon daha bu iki oyuncuyla devam edilmesi muhtemel gözüküyor.
Ancak Baros sakatlanırsa Baros’un yerine yerine konulacak forvet bölgesinde bir açık oluşuyor, bu acıgın Özgürcan ya da Yaser’le kapatılması çok düsük ihtimal.
Rijkaard sisteminde ise bir başka önemli sorun savunmadan oyunu okuyarak topu oyuna sokacak oyuncu sıkıntısı. Ben bu bölgeye Murat Akça’nın zamanla monte edilebilecegini düsünüyorum ancak ne Gökhan’ın ne de Servet’in bu yetenekte olduklarını ya da bu yönde gelişim göstereceklerine inanmıyorum. Oyun okuma, yüksek top teknigi gibi özel yeteneklerin o oyuncuda daha gencken sinyalinin olması gerektigi kanısındayım.
Bugün total futbol oynayacaksak bunun bazı ilkelerini gözü kapalı gerçekleştirmeliyiz. Topun geriden oyuna düzgün sokulması bu oyunun en önemli bir parçası. Yarın bir gün Liverpool presini yediginizde Servet ve Gökhan’ın yapacagı panik takım oyununu olumsuz etkiler.
Leeds macında o atmosferde Popescu’nun oyunu o baskıda nasıl kurdugunu hatırlayalım. Bence bu bölge için hiçbir fedakarlıktan kacınılmaması gerekir. İskeletimiz saglam ancak takviye yapmamız şart gibi gözüküyor. Bir de bazı genç oyuncularla anlaşılmışken sonradan bu genç oyuncular başka takımlara gidiyorlar. Dilerim ki bu kaçırılan oyuncular bize Gökhan Gönül’ü hatırlatmaz.
(Selam Kaan. Bu yazdıklarını önümüzdeki günlerde ve dönem daha çok konuşacağız sanırım. Tek bir yorum yapacağım. Bu sezon anlaşıp da rakiplere giden tek futbolcu şimdilik İsmail Köybaşı. Bunda pişman olacak bir durum yok. Çünkü o kadar bonservis parasını vermek hiç mümkün değildi. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba,
Hepimiz Tobol macinda daha istenilen duzeyden oldukca uzak oldugumuzu gorduk herhalde.. Fakat gene de ben guzellikler oldugunu dusunuyorum:
1-Bitirici paslar haricinde paslasma yavas yavas oturuyor. Bol bol pas yapiyor olmamiz oyunu bizim sekillendirecegimize isaret.
2-Yenik duruma dusmemize ragmen taktikten taviz vermedik, panikleyip top sisirmedik. Bu da takimin oyuncu bazli olmaktan ziyade taktik bazli olacagini gosteriyor, ki oturtulursa mukemmel olacak.
3-Kendi adima, her ne kadar kirmizi kart gormus de olsa, Alparslan’dan cok memnunum. Bence sol beke Alparslan sag beke Ugur’u monte edip Hakan’i gobege cekmeliyiz.
Merak ettigim Emre Colak veya Serdar’in neden oynatilmamis oldugu. Fizik guclerinin maci kaldiramayacagini dusunerek oynatmamis olabilir Rijkaard ama o zaman Erhan’i niye oynattin diye sorarlar..
Aydin ve Yaser iyi niyetliler, fakat yeterli degiller su anda bu cok acik gozukuyor. Yaser’in tekniginin yetersiz oldugunu dusunuyorum ozellikle. Ve ikisi de cok daginik oynuyorlar hem faul yapmaya cok egilimliler hem de top kontrolunde cok iyi degiller.
Henuz daha emekleme asamasinda oldugumuzu goz onune alirsak bence skor da iyi, paslasmalar da…
Saygilar,
Gokhan
(Gökhan selam. Yazıyı yazdıktan sonra okudum yorumunu. Benzerlikler olmuş. Sanırım geriye düşmek yerine öne geçseydik ilk yarıda, en azından Emre Çolak yedek olarak girerdi ikinci devre. Erhan Şentürk ise mevcut kadroda merkez forvet oynayabilen tek futbolcuydu Baros’la birlikte. Oynatılması normal. Sevgilerimle. Melih)
selam melih abi
galatasaray’ın tobol macından sonra f.r’ın gençlere güvenini gördük, ancak benim takıntım r. dilmen konusunda olacak. maçtaki yorumlarında gördüm ki fenerbahçeli olduğunu çok belli ediyor, neden galatasaray’ın yabancıları yok diyor. galatasaray mahalle takımına as kadroyla çıkmaz gençlere önem verir bilmiyor tabii ki fenerbahçe’yi yorumluyorum sanıyor. yine de galatasaray’ın ilk resmi maç heyecanını yaşamaya çalıştım yorumlarını bekliyoruz ve r. dilmen konusunda bizlere açıklama yapmanı dilerim. iyi akşamlar.
sevgi ve saygılarımla. Kadir ARSLANER.
(Selam Kadir. Maç yorumlayıcıları bakımından Galatasaray maalesef çok bahtsız bir kulüp. Galatasaraylı bilinenlerin bile (Hakan Ünsal, Bülent Tulun hatta Hakan Şükür) ne dediklerini ve kim olduklarını biliyoruz. Rıdvan Dilmen de ortalama zekâsı çok düşük olan futbol aleminde ilahlaştırılan birisi oldu. Ki onun da kim olduğunu ve vaktinde neler dediğini biliyoruz. Ama bu duruma sebebiyet veren Galatasaray taraftarı bence. Çünkü medyayı kuşatma altına alamıyor. Kendi kendine söylenmekle yetiniyor sadece, ama bir TV kanalına ya da gazeteye protesto mesajı göndermiyor. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih,
Son 6, 7 yazının ana konusu oluşturan ve altındaki forum bölümünde hep beraber etraflıca tartıştığımız HİÇBİRŞEY bugün sahada yoktu.
Acaba, Sabri, Gökhan Zan, Alpaslan, Ayhan ve Aydın’ın varlığı, tüm bu konuştuklarımızın yokluğu anlamına mı geldi? Yoksa, nedir?
(Emrah selam. Maç yazısından sonra konuşsak bunu sanırım daha iyi olacak. Sevgiler. Melih)
Selam Melih abi,
Çoğu kişi Arda’nın kanatta oynamasını düşünüyor Tobol maçından sonra. Arda orada oynarsa Kewell nerede oynayacak? Sistemimiz 4-3-3 ve Kewell’ın orta sahada oynayamayacağı belli. Böyle bir ismi nasıl yedek bırakıyorlar anlamıyorum. Şu an Arda orta sahada iyi diyemeyiz ama Rijkaard Arda’yı oraya monte etmeye çalışıyor ve Arda’nın ileride orada daha iyi olacağını düşünüyorum.
(Kerem selam. Görünen o ki Arda Turan her şeyden önce fizik olarak hazır değil daha. Biraz daha form tutunca ve kendisinden istenileni biraz daha iyi anlayınca müthiş bir futbolcuya dönüşecek. Sevgiler. Melih)
Melih abi iyi akşamlar. Aslında galatasarayımızın oynadığı futbolu gördükten sonra benim için pek iyi bir akşam olmadı. Özellikle ilk yarıdaki futbol aklıma geçen sezon gördüğümüz Fenerbahçe Aragones uyuşmazlığını getirdi. Aragonesin oynatmak istediği futbolu, sistemi oynayacak oyuncular Fenerbahçe’de yoktu. FB’nin geçen sezon yaşadığı başarısızlıkta bunun büyük payı olduğunu düşünüyorum.
Acaba diyorum ki 4-3-3 sistemi de bizim için görünüşte fiyakalı ama elimizdeki futbolcu kalitesine bakınca uygulanması zor bir sistem gibi gözüküyor. Sürekli yana, geriye doğru oynayan bir GS izledik. Maçta şu da kaçmaz diyeceğimiz hiçbir pozizyonumuz olmadı. Rijkaard bu maçı daha ciddiye almalıydı.
Bir de Sabri olayı var ki GS’da oynayan bir oyuncu kafayla uzaklaştırması gereken topa ayağıyla müdahale etmeye çalışıp takımının daha 2. dakikada geriye düşmesine izin vermez. Rijkaard GS için büyük bir şans o yüzden Del Bosque ve Aragones gibi harcanıp bir çırpıda gönderilmesini istemiyorum. Sizin düşüncelerinizi de merak ediyorum Tobol maçıyla ilgili olarak.
(Selam Koray. Belli ki oldukça karamsarlığa kapılmışsın. Ben öyle düşünmüyorum. Ve bunu maç yazısında biraz açıklamaya çalıştım. Kanımca gümbür gümbür oynayacak bir sistem takımı geliyor. Enseyi karartmayalım lütfen. Sevgiler. Melih)
Selamlar Melih abi.
Bugünkü maç hakkında bir şeyler yazmak istedim
Öncelikle maç başında kadroları görünce Rijkaard’ın rakibi çok küçümsediğini düşündüm. Arda, Baros ve Emre Çolak’ı ilk 11′de bekliyordum.
Maça gelince açıkçası ilk yarıda oynanan oyunu beğenmedim hatta bir Trömsö faciasına daha hazırladım kendimi. Keza ilk yarı 1-0 değil 2 ya da 3 gol yiyebilirdik. Hücum organizasyonunda nerdeyse 0′la oynadık. Orta 3′lüde 3 düz oyuncu ile oynamamız hucumda yetersiz kalmamızın sebebi oldu. Sabri’nin gol pozisyonundaki hatası ise yıllardır beni çok üzen bu oyuncuya karşı gene benim sinirlerimi debreştirdi.
Her ne kadar güçsüz bir rakiple oynuyor da olsak UEFA’da ve ligde iddialı olabilmemiz için sahada görev yapan yedek ağırlıklı kadromuzun da çok kaliteli olması gerekiyor. Ama ben bu ışığı hiç alamadım maalesef. Rakibin sezonu erken açmasının ve kondisyon olarak bizden iyi olmasının etken olduğunu da bir yere yazmak lazım tabii ki.
1-1 lik skor tabiki bizim için avantaj ve İstanbul’da bu rakibi elemeliyiz. Ama futbol her türlü skora açık maalesef.
Transfer konusuna gelince bir kez daha ortaya çıktı ki bu takımın orta sahada takımı iki yönlü yönlendirecek final pasları atabilecek ve arkadaşlarını rahatlatacak bir oyuncuya mutlaka ihtiyacı var. Ve bunun bir an önce yapılması gerekiyor ki Galatasaray takımının bu yıl sahaya süreceği 11′in birbirine alışması ve uyum sağlaması için fazla zamanı yok. Benim beklentim Keita ve takıma monte edilecek oyuncularla beraber transfer edilecek oyuncuların bir an önce takıma katılması ve kadronun bir an önce oluşturulmasıdır.
(Cengiz selam. Bu mesajı aynen kopyalayıp (bu versiyonu ama) maç yazısını gönderirsen sevinirim. Ben sonra bunu silerim. Sevgiler. Melih)
selam melih abi yukarıda arkadas galatasaray ve fenerbahçe camiaları birbirinden neden bu kadar nefret ediyor demiş. çok güzel bir soru aslında.
2 camia arasındaki gerginliği hep fenerbahce ateşler, elde edilen başarıya tesadüf, yapılan stada peşkeş diyecek kadar saygısız bir camia. galatasaray’ın tarihi başarılarını mesut yılmaz ve haluk ulusoy’a baglayacak kadar kompleksli bir camia.
daha önceleri neler yaşandı neler oldu ben de bilmiyorum ama kendi zamanımdaki olaylara bakıyorum da fenerbahçe camiasının ciddi bir galatasaray kompleksi var özellikle yazarları ayda 1 galatasaray’la ilgili değişik iddialar ortaya atar, sacma sapan konularla galatasaray’ı kötüler yani bu gerginlikleri hep fenerbahce başlatır. ben hiç görmedim bir galatasaraylı yönetici durdukyere cıkıp fenerbahçe üzerinden bir polemik başlatsın ancak onların sacmalıklarına karşılıklı cevap verip atışırlar.
şu sıralarda ise üzerlerinde çoook büyük bir gerginlik var herhalde aslantepe ile ilgili neymiş efendim aslantepe’yi bıraksınlarmıs aziz yıldırım yapsınmış saracoglu ile aslantepe’yi aynı keseye koyuyolar.
özellikle hakan cerrahoglu adlı fenerli yazarın yazdıgı bir yazı var http://www.internetspor.com/seyrantepeyi-aziz-yildirim-yapmali–writer540.html
bundan önce de selcuk yula buna benzer bir yazı yazmıştı çok ama çok büyük bir strese girdiler çünkü biliyorlar ki aslantepe ile galatasaray maddi anlamda yükselişe gececek belki de rakipsiz kalacak onları gece uykusuz bırakan da bu zaten. benim anlamadıgım ise fenerbahce camiası dışında neden başka takımlar bu stadın üstünde durmuyor neden beşiktaşlı bir yönetici ya da trabzonlu ne bileyim süper ligden başka takımlar neden tepki göstermiyor da sadece fenerbahçe camiası aslantepe’ye odaklandı kaldı? sürekli aslantepe ile ugrasmalarının amacı ne? neyi hedefliyolar bu stad konusunu bukadar uzatıyorlar?
onların dedigi gibi devlet galatasaray’a yardım ediyorsa neden diger takımlar tepki göstermiyor da sadece onlar gösteriyor stadı devlet yapıyor ne demek yahu böyle sacma cümle var mı? duyan da başbakan kendi cebinden ödüyor sanacak, duyan da meclis aslantepe’de işe basladı sanacak alt tarafı imza ve onay dışında ne gibi rolu var devletin bu statta. stadı zaten ihaleyi alan firma yapıyor o da ali sami yen’e karşılık yani ortada bedavaya karşılıksız yapılan bir şey yok buna benzer birçok örnek var. avrupa’da mesela bayern munich’in stadını allianz şirketi yaptı arsenal’in stadını emirates yaptı, daha bircok örnek var ama bizim ülkemizde bu tip ticari anlaşmalara fenerbahce sayesinde devlet yardımı adı konuldu allah akıl fikir versin onlara. melih abi bu konu hakkında yazacagın yazıyı merakla bu bekliyorum, nefretin temelleri nereye dayanıyor ögrenmek istiyorum gercekten.
(Selam. Biraz dolmuşsun anlaşılan. Yazıyı yazınca konuşuruz yeniden bu konuyu. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih agabey,
İzlediğimiz tüm hazırlık maçlarında ve son Tobol maçında alenen gördük ki, bu takıma uzun boylu ve fiziği yerinde bir santrfor gerekiyor. (Erhan yeteneklerine rağmen, beklentilerden çok uzak, bu sistem de rakip defansı rahatsız etmeyi bırakın, ayağına top bile gelmiyor.)
Neden bu yönde çalışma yapılmıyor acaba? Bu bölge için yıldız futbolcudan ziyade genç ve yetenekli biri alınsa çok faydalı olur kanaatindeyim. Zira oyunun sıkıştığı anlarda devreye girerek rakip defansın dengesini bozabilir, böylece diğer yıldızlarımız boş alan bulabilirler. İlla ki takımın başındaki büyüklerimiz bizim gördüğümüzü görüyorlardır ve bizim düşündüğümüzü düşünüyorlardır ama neden halen somut haberler yok ? Acaba bilgi asimetrisinde zayıf olan biz miyiz bu konuda ?
Teşekkürler, kolay gelsin.
(Alper selam. Bu mesajı aynen kopyalayıp (bu versiyonunu ama) maç yazısını gönderirsen sevinirim. Ben sonra bunu silerim. Sevgiler. Melih)
Selamlar Melih Abi,
Bildiğim kadarıyla bitti dediğin oyuncu Aurelio. Bu transfer ne durumda şu an? Federasyonun bir kararı vardı bununla ilgili, aşılabildi mi o sorun?
Saygılar.
(Berk selamlar. Tahkim 21 günlük ek süre verdi Aurelio’nun avukatına dosyanın tamamlanması için. Sevgiler. Melih)
NTV’de yine bir T ile başlayan takım faciasından kurtulduğumuz içiin mutlu sayılabiliriz, bu akşamki sonuç içinde en iyimser laf bu olurdu heralde.
Maçtan önce gençlere şans tanıyacağını düşünüyordum Rijkaard’ın ancak bu gençlerin Emre Çolak ve Serdar Eyilik olmasını bekliyordum kamptaki performanslardan sonra.
Bugün gözüken, gerçekten çok fazla zamana ihtiyacımızın olduğu ki ben zaten takımın tam anlamıyla oturmasının ocak ayını bulacağını düşünenlerdenim.
Oyuncu analizinde ise Sabri her zaman bildiğimiz gibi, inşallah Rijkaard da en kısa zamanda onu tanıyacaktır ve bu kontrolsüz güce bir çözüm bulacaktır. Gökhan ile Servet geriden topla çıkamayan bir ikili mutlaka aralarından birinin yerine Emre Güngör veya yapılacaksa top kullanabilen bir stoper gerekmektedir. Alpaslan’ı beğendim teknik hızı iyi ve kendini geliştirmesi gerekiyor. H.Balta’ya iyi bir alternatif olacaktır.
M.Sarp, Ayhan ve Barış 3′lüsü topun dolaşımını yeterince hızlı ve doğru sağlayamadılar ki buraya monte olacak M.Topal, Linderoth ve olası bir transfer bu akışı da kuvvetlendirecektir.
Hücum hattı ise bence bizde şu anda oynayamayacak 3 oyuncudan oluşuyordu. Erhan genç, yetenekli, ancak yetersiz. Yaser kanat adamı kesinlikle değil. Aydın ise ya kuvvetlenecek ya da kaybolacak zaten burada Baros, Arda, Nonda, Kewell, Keita oynayacak ancak en kısa zamanda bir arada oynamaları lazım ki birbirlerine ve sisteme uyum sağlasınlar.
Sonuç itibariyle zaman ve takviye gereksinimi ortaya çıktı ki ikisi de olacaktır diye düşünüyorum.
(Berk selam. Bu mesajı aynen kopyalayıp (bu versiyonunu ama) maç yazısını gönderirsen sevinirim. Ben sonra bunu silerim. Sevgiler. Melih)
Gökhan Zan ve Servet ikilisi için bu maçı beklemiştim.. Artık bana göre bu bölgeye kesinlikle takviye yapılmalı hızlı geride oyun kurabilen bir stoper kesinlikle şart.. Ama herkes fazla lüks olur diyecek onun için de en mantıklı çözüm oyun kuramasa da hızından dolayı kesinlikle Emre Güngör oynamalı.. Zan ve Servet 2′lisi inanılmaz agır kalıyorlar..
Hatırlasınız bu 2 oyuncu da oynadıgı takımlarda hep hızlı stoperlerle oynadılar. Ve öyle başarılı oldular. (Song-Servet, Emre-Servet, Toraman-Zan, Zan-Sivok) ama şimdi 2’sinin de hatalarını ve agırlıgını engelleyecek bir stoper yok.. Bu yüzden ben oyunu geriden oynayabilen hızlı bir stoper alınmasından yanayım ama maddi gücümüz yetmezse de kesinlikle Emre Güngör oynamalı..
Diğer taraftan bugunku orta saha perfonmasını görünce kahroldum gerçi bekliyordum, bu oyun sisteminde bu orta oyuncularının başarılı olamayacagını. Elimizdeki orta saha oyuncuları Sarp, Ayhan, Barış, Topal hepsi defansif oyuncular. Sadece biraz Ayhan ofansif oynayabiliyor. Ve bir de Emre Çolak var, onun da en az fizikinden dolayı 1 seneye ihtiyacı var. Orta sahada adam eksiltebilen pozisyona sokabilen final pasları atabilen bir tane oyuncumuz yok maalasef. Muhtelemen Haldun Üstünel’in 1 transfer yapacagı söylemi buraya olacaktır ama bence orta sahaya en az 2 transfer yapılmalı. Ofansif özellikleri yüksek olan en az 2 oyuncu almalıyız bana göre.
4-3-3 sistemindeki orta 3′lümüzün en az 2’sinin ofansif özeliklerinin yüksek olması lazım bu sistemde, merkez burası ki pozisyona girelim.. Linderoth saglıklı dönebilirse buraya 1 transfer yetebilir ama son durumu nedir bilmiyorum. Bugunku maçta sahadaki oyuncuların perfonsmanlarını görünce açıkcası korktum inşallah Samiyen’de kazaya ugramayız.
(Umut selam. Bu mesajı aynen kopyalayıp (bu versiyonunu ama) maç yazısını gönderirsen sevinirim. Ben sonra bunu silerim. Sevgiler. Melih)