Tobol maçının ardından: 4-3-2-1-0… 4-3-3
Önce Galatasaray’a ilişkin bazı rakamlar. Büyükten küçüğe.
25.5. İkinci yarıdaki Galatasaray futbol takımının yaş ortalaması.
24.9. Galatasaray’ın sahaya çıkan 11’inin ortalama yaşı.
22.4. Dört tecrübeli futbolcunun (Ayhan Akman, Servet Çetin, Gökhan Zan ve Mustafa Sarp) dışındaki Galatasaraylılar’ın yaş ortalaması ilk yarıdaki.
22. Galatasaray’ın rakibine oranla bir kişi eksik mücadele ettiği dakika sayısı.
7. Tobol karşısında mücadele eden takımda, sezon açılışından bu yana ilk kez 90 dakikanın tamamını çıkaran futbolcu rakamı.
7. Galatasaray’da Tobol karşısında görev yapan 23 yaş altındaki futbolcuların toplamı.
6. Alt yapı kökenli Galatasaraylı sayısı.
Ne söyler bu sayılar bize? Franklin Edmundo Rijkaard’ın Galatasaray’da bir sistem ve gelecek inşasına en, en temelden, ta gaz ve toz bulutundan başladığını bir. (Bunun bir başka anlamı daha var. Rijkaard’ın bu çalışmaları sezon içinde Galatasaray’a ciddi bir kadro derinliği sağlayacak.) Rijkaard’ın, gerçek anlamda hiçbir şey (başkan, yönetim, itibar, UEFA sıralaması, vs.) pahasına, sezon, takım ve gelecek planlamasından bir dirhem bile ödün vermediğini bir de.
Bir kavram, bir açılım türü ilerleyelim.
Karakter. Tobol maçı bir anda karakter savaşına dönüşüverdi Galatasaray’ın ikinci dakikada golü yemesinin ardından. Çünkü sezonun henüz beşinci maçıydı. Çünkü rakip kendi liginde 14 resmi maç yapmıştı. Çünkü hoca yeniydi, sistem yeniydi (muhtemelen Galatasaraylı futbolcuların bugüne kadar sadece televizyondan izledikleri ve arada bir adını duydukları bir sistem 4-3-3). Çünkü genç bir takım vardı sahada. Çünkü daha önceki maçlarda gol pozisyonu bakımından inanılmaz kısırdı Galatasaray. Çünkü, bir gol daha yemesi durumunda muhtemel bir Xamax yenilgisi (0-3) bekliyordu takımı, belki de Trömsö faciası. İşte tüm bu çünküleri üstüste koyunca anlaşılıyor maçın karakter katsayısının ne kadar yüksek olduğu kalan 88 dakikada.
Elbette, kendi karakterini bir şekilde ortaya koyarak, avantajlı bir skorla İstanbul’a dönmenin çarelerini arardı Galatasaray. Ne ki top her fırsatta ceza sahasına şişirilerek, yani kaos futboluyla gerçekleştirilmemeliydi bu. Rijkaard’ın 4-3-3 sistemi ve futbol ilkelerinin içinde kalarak gerçekleştirilmeliydi. En zoru, gerçekleştirilmesi durumunda takıma karakter kazandıracak olan da buydu işte.
Bir şekilde başardı bunu Galatasaray. Eski alışkanlıklarını devreye sokmadan, yeni öğrenmeye başladığı sistemin içinde kalarak bir şekilde İstanbul’a avantajlı bir skorla dönmeyi başardı Rijkaard’ın “bebeleri”. Günün en büyük kazanımı budur.
Boyuna değil, enine dikdörtgen
Bütün saha. Ne demişti komutan? “Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır. O alan bütün vatandır.” 4-3-3’te de aynı, özellikle Rijkaard’ınkinde. Saha içinde hiçbir ağırlık merkezi oluşturmadan (şimdilik elbette) bütün sahaya, özellikle de ikinci ve üçüncü bölgelerdeki her metrekareye gözünü dikmiş bir 4-3-3 onunki. Yani sadece sahanın merkezindeki koridoru değil, sağ ve sol koridorları da etkin biçimde kullanmayı amaçlayan bir 4-3-3.
Evet bütün saha, ama paradoksal gibi görünen bir şey de var bu bakışta. Çünkü bir yandan takımın boyunu kısaltmaya çalışıyor Rijkaard. (Hücum oynarken 105 metre uzunluğundaki sahanın 40-50 metrelik bölümüne sıkıştırmaya çalışıyor oyunu Galatasaray.) Diğer yandan da takımın oynadığı alanın enini genişletmeye çalışıyor Rijkaard, 68 metre enindeki sahanın bütün genişliğinin kullanılmasını talep ederek futbolcularından.
68 metrenin 68’ini de talep ederek bir anlamda esası boyuna dikdörtgen olan sahayı, enine bir dikdörtgen haline getiriyor Rijkaard. Bu yaklaşımda, gelecekte oynanacak rakipler için hazırlanmış büyük tuzaklar var. Özellikle de sahayı enine kullanmayı beveremeyen takımları bekleyen tuzaklar. Gelecek adına bir önemli kazanım budur.
Citius, citius, citius (daha hızlı, daha hızlı, daha hızlı)
Hız. Takımda kimlerin kalıp kimlerin gideceği hakkında en büyük veriyi önümüze koyan iki maçtan biriydi Tobol karşılaşması, Bayer Leverkusen’le birlikte. Bir şey dikkati çekiyor herhalde. Genç futbolcular içinde en hızlılar kaldı takımda, tıpkı yumurtanın döllenmesinden ölüme dek hep ve her yerde görüldüğü gibi hayatta. Bir de topla en haşır neşir olanlar. Sayalım teker teker. Önce hız kontenjanından kalanlar. Yaser Yıldız. Alpaslan Erdem. Aydın Yılmaz. Serdar Eylik. Teknik kapasite kontenjanından gelenler; Emre Çolak ve Erhan Şentürk.
Hız, bir daha. Çünkü önemli bir konu bu. Tobol maçında dikkati çeken bir şey sürekli tekrarlandı durdu gözlerimizin önünde. Hızlı oldukları için topa daha erken hamle yapan Galatasaraylılar (özellikle Yaser Yıldız ve Alpaslan Erdem) kritik noktalarda önemli ölü toplar kazandırdılar, rakiplerine faul yapmak dışında bir seçenek bırakmadıklarından.
Hız, bir futbolcunun kapasitesini artırmak için en yaşamsal ve gerekli özellik. Neredeyse doğuştan geliyor ve zaman içinde öğrenilen yeni tekniklere rağmen çok az geliştirilebiliyor. Futbol için gerekli diğer özellikler ise (mesela takım ve sistem oyuncusu olmak, hızlı pas vermek, taktik anlayış, vb.) tatminkâr biçimde ilerletilebiliyor bitmek tükenmek bilmeyen antrenmanlar sayesinde. (Bakınız Fatih Terim’in ciddi bir yetersizliğini ortadan kaldırmak için her antrenman sonrasında Hakan Ünsal’a 250 tane orta yaptırması.) Yani yoğun bir mesai bekliyor, Yaser Yıldız’ı, Alpaslan Erdem’i, Sabri Sarıoğlu’nu, Serdar Eylik’i komple bir futbolcu olmaları için.
Rijkaard hem kadro derinliğini oluşturmayı amaçlıyor, hem de geleceğin takımı yaratmak için çalışıyor hızlıları bir sistem oyuncusuna dönüştürerek. Yakın ve uzak gelecek adına en büyük kazanım budur.
Modern futbolun ayak izleri ve ayak sesleri
Ters ayak ve düz ayak. Modern futbolun modern formasyonu olan 4-3-3’te forvette oynayan oyuncuların üç temel özelliğinin olması gerek. İlk hız, ikincisi ince bilekler, üçüncüsü de forvetin bütün pozisyonlarında oynayabilme yeteneği. Yani hem sol, hem sağ, hem de merkez hücumda.
Üçüncü özellik inanılmaz önemli. Çünkü hücumun rengini inanılmaz biçimde değiştirme gücüne sahip tek başına. İki nedeni var bunun. Sağ ayaklı birisi solda oynuyorsa (diyelim ki Arda Turan) karşısındaki sağ ayaklı beke karşı inisiyatif hamlesini eline geçirmiş oluyor sürekli. Bunun nedeni bütün eşleşmelerde rakibin en zayıf tarafıyla (sol ayak) kendisinin en kuvvetli yönünün (sağ ayak) karşı karşıya gelmesi. Böylece kendi sağından ve rakibinin solundan daha kolay ekarte edebiliyor karşındakini. İlk neden bu.
İkinci neden ise sağ ve sol kanatta ters ayaklı futbolcular oynayınca, kanatlara değil, rakip 18’in içine doğru yayılıyor oyun. Yani forvetler tek hedefleri olan rakip kaleyi sürekli karşılarında görmeye başlıyorlar ters ayakla oynayınca. Bu, total futbolun önemli bir mottosu olan (cümle Crujff’un: “En güzel gol, boş kaleye atılan goldur”) rakip kale önüne kadar pasla gelmeyi teşvik eden bir sistem elbette. (Bakınız sağ ayaklı Arda Turan’ın solda, sol ayaklı Harry Kewell’un sağda oynadığı geçen seneki Galatasaray.)
Rijkaard istiyor ki, forvetteki bütün futbolcular her yerde oynayabilsinler. Yani hem ters ayakla oynayabilsinler, hem de düz ayakla. Bu da yetmez, üstüne, hem kanatta oynayabilsinler, hem de merkezde. (Milan Baros ve Abdul Kader Keita’nın bu özelleklere sahip olmaları bir tesadüf değil elbette.)
Tobol maçında çok net olarak görüldü Rijkaard’ın bu isteği. Öyle ki 30’uncu dakikadan sonra solda oynayan sağ ayaklı Yaser Yıldız’la, sağda oynayan sağ ayaklı Aydın Yılmaz yer değiştirdiler bir çırpıda. Daha sonra yeniden yer değiştirerek başladıkları ilk pozisyona döndüler.
Böylece Yaser Yıldız’ın koridorunda rakip 18’e yönelirken Galatasaray, Aydın Yılmaz’ın koridorunda korner bayrağının olduğu köşeye kadar kullandı sahayı. (Hatta bir pozisyonda korner bayrağı kırıldı. Ve de bütün kornerler neredeyse o kanatta üretildi. Buna karşılık soldan sürekli rakip 18’in içine sızmaya çalışan bir Galatasaray vardı sahada.)
Özetle, maç içi hücum seçeneklerini artırmaya çalışıyor Galatasaray. Bu mantık kapsamında sık sık yer değiştireceklerine şahit olacağız önümüzdeki dönemde Keita ve Kewell’un. Böylece maç içinde kâh rakip 18’e yaymaya çalışacak oyunu Galatasaray, kâh köşelere ve kanatlara. Bu da yetmeyecek. Üstüne, Galatasaray’ın üç forvetinin dönerek koridor değiştireceklerine şahit olacağız sıklıkla. Maç içinde karşılaşmayı kazanmak adına önemli kazanımlardan biri olacak bu.
Takımın sinir ve iskelet sistemi
Izgara sistemi ve yaratıcılık. Rijkaard takım kurgusunda ilk olarak bir ızgara üstünde stardart ve basit bir futbol oynanmasına dikkat ediyor belli ki. Bundan kasıt şu. Kaleci topu oyuna elle sokacak, stoperler gelen topu orta saha futbolcularına aktaracaklar. Orta saha da oyunu ve takımı ileri taşıyacak, forvet oyuncularıyla etkili paslaşmalara girerek. Rijkaard’ın 4-3-3’ünün iskelet ve sinir sistemi böyle çalışıyor kabaca.
Öylesine içselleştirsinler ki bu sistemi, gerekli hareketleri ve koordinasyonu gözü kapalı biçimde yerine getirebilsin futbolcular. Rijkaard’ın isteği böyle. Bu kapsamda futbolcularının sistemin oturmasını geciktirici yaratıcı hareketlere yönelmesini pek arzulamıyor Rijkaard. Özellikle de orta saha futbolcularının. Bu nedenle ikinci bölgede topu ayağına alan Galatasaraylı, pas vereceği arkadaşını arıyor sahada, çalım atmayı veya topla dribbling yapmayı unutmaya gayret ederek. Bir otomasyona alışmaya çalışıyorlar futbolcular ve bu öyle belli oluyor ki sahada.
Şu an öğrenilmiş bir acizlik gibi duruyor bu durum futbolcuların üstlerinde. Çünkü hemen gözlerinin önünde görülmeyen bir yazıda “dribbling yok, çalım yok, pas, illa pas, hep pas, tek pas” yazıyormuşcasına davranıyor futbolcular. (Arda Turan’ın maçlardaki sakîlliğini biraz da böyle okumak doğru olacak galiba.) Yaratıcılık, ancak bu ızgara sistemi oturduktan ve içselleştirildikten sonra istenen ve özendirilecek bir şey olacak belli ki. Şimdilik tıkır tıkır işleyen bir sistem ve takım olmak. İstenen bu. Gelecek adına en büyük kazanımlardan birisi olacak bu da.
Hücum bloğu devreye girerken
İlerleme. Her maç biraz daha üste koyuyor Galatasaray. Bayer maçında forvet oyuncularının boşa çıkmamaları nedeniyle üçüncü bölgeye bir türlü akamayıp iki blok arasında sıkışan Galatasaray, Tobol karşısında bir adım daha attı. Forvet oyuncuları, (özellikle de Yaser Yıldız ve Erhan Şentürk) rakip savunmacıların önüne çıkarak pas koordinasyonunun devam etmesine yardımcı oldular çoğu zaman. Böylece takımın üçüncü bölgede tutunmasına katkı sağladılar kısa sürelerle de olsa.
İkinci yarıda takıma Milan Baros’un dahil olmasıyla daha iyileşti Galatasaray’ın bu sistemi. Bir anlamda Galatasaray’ın bugüne kadar oynadıkları içinde topun üç blok arasında daha bir dolaştığı ilk karşılaşma oldu Tobol maçı. Üstelik bunu esas itibariyle rotasyona hazırladığı hücum oyuncularıyla gerçekleştirdi Galatasaray. Henüz devreye tam girmeyen esas forvet hattıyla değil. Yarın adına önemli bir kazanım olacak kuşkusuz bu da.
Mâbed inşası
Proje. Halen iki projesi var birbirine paralel işleyen Galatasaray’ın. İkisinin de mimarı Rijkaard. İlki, takıma klasik bir 4-3-3 oynatma projesi. İkincisi ise total futbol oynama projesi. 4-3-3, total futbol oynama projesinin ilk ve önemli adımlarından birisi sadece. Ama tek başına kendisi de değil asla.
Rijkaard bir mabet inşaatı gibi inanılmaz önem veriyor bu projeye. Geçilemez ve yıkılamaz bir eser bırakmak istiyor çünkü arkasında. İstediği şey çok basit aslında. Futbolcular, “Galatasaray’da futbol oynuyorum” yerine, “total futbol projesinde çalışıyorum” yanıtını versinler ne iş yapıldıkları sorulduğunda. (Tıpkı Mimar Sinan’ın bir işçisinin, ne yapıldığı sorulduğunda kendisine, “cami inşaatında çalışıyorum” yerine, “bir mabet yapıyorum” demesi gibi.)
Galatasaray 2009-2010 sezonunun ilk resmi maçını oynamış oldu Tobol’la. Böylece geri sayım bitti “4-3-2-1-0” denerek ve böylece resmen start aldı Rijkaard’ın projeleri tıpkı bir mabet inşasının temelinin köşe taşıyla atılması gibi. Belki de en büyük kazanım bu, tarihe damgasını vuracak olan.

Çok güzel yazı abi tebrikler.
Dünkü maçtan sonra herkes gene atıp tutmaya, hakarete, takımı beğenmemeye başladı forumlarda. Oysa ne güzel başlamıştık. Gereken sabrı gösterecektik falan filan. Biz bu işi beceremeyeceğiz anlaşılan.
Abi sence hoca neden Uğur değil de Sabri’yle başlamış olabilir. Bana açıkcası biraz sürpriz geldi. Bir de Gökhan Zan’ı nasıl buldun?
(Selam Devrim. Evet bir kötümserlik dalgası başladı, ama sakinleşir zamanla. Ben de varsayımsal olarak Uğur Uçar’la başlayacağını düşünüyordum Rijkaard’ın. Sabri Sarıoğlu’nu seçmesinin iki nedeni olabilir. İlki hızı. İkincisi de Tobol’u biliyor olmaktan gelen taktik düşünce. Ama sanırım birinci neden daha ön planda. (Solda da Volkan Yaman yerine hızlı olduğu için Alpaslan Erdem’i kullandı muhtemelen.)
Gökhan Zan sanki Servet Çetin’den daha hazır izlenimi verdi bana. Topu oyuna sokmada daha çok inisiyatif aldı, hücumda daha çok olumlu pas yaptı. Bir de şu var ki Galatasaray orta sahası henüz yolun çok başında. Top Zan-Çetin tandemindeyken minimum üç tane seçeneği olması lazım pas atabilmeleri için. Şu an Mustafa Sarp dışında bayrak gösteren olmuyor orta sahada top almak için. Kısmen de Ayhan Akman. Bunlar zamanla düzelecek tabi. Sevgiler. Melih)
Bu maçla ilgili okuduğum en iyi yazı. Çünkü Rijkaard’ı anlamaya çalışan tek yazı bu. Ötekiler başka şeylerin peşindeler.
Mabed meselesi bana şunu hatırlattı: Mimariyle ilgili bir yazısında Tanpınar diyordu ki: “Eski ustalarımız inşa değil, ibadet ederlerdi.”
Dünkü maçta çok açık görünen eksik orta sahanın yeterince hızlı pas yapamaması, bence bunun fizik güçle de bir ilgisi var. Takım henüz tam hazır değil, maç kondisyonu arttıkça daha iyi olacaktır. Orta sahaya Deco gibi bir oyuncu gerekiyor. Arda Turan’ın ciddi bir dönüşüm yapması şart.
Bir de Galatasaray’ın orta beklerine niçin güvenilmiyor, merak ediyorum. Dünkü maçta çok pas hatası yapmadılar, rakibe pozisyon vermediler, havadan da, yerden de iyi oynadılar. Önlerindeki orta saha güçlendikçe onların da performansı artacak diye düşünüyorum.
Bir de Alparslan kesinlikle Volkan’a tercih edilmeli. Galatasaray 1-0 gerideyken 70. dakikada oyuna Alparslan’ı sokarak hücum gücüne destek verebilirsiniz. Volkan’la ne verebilirsiniz?
Ben Sami Yen’deki maçta Galatasaray’ın fark atacağını düşünüyorum, as oyuncularıyla sahaya çıkıp. Bir sonraki rakip de güçlü olmayacak, eksiklerini daha iyi gidermiş bir Galatasaray as oyuncularıyla zorlanmadan girer Avrupa Ligi’ne. Fizik güç de üst düzeyde olacağı için lige de kötü başlamayız. Takım savunması bu derece başarılıyken böyle bir ihtimal görünmüyor. Lincoln’ün gidişi en çok takım savunmasına yarar diye düşünüyorum.
(Koray selam. Yazdıktan sonra okudum maç yazılarını ve Hakan Dilek’le kısmen Ümit Aktan Abimiz’inkiler dışında büyük bir şok yaşadım. Hele 4-3-3′ü gözden geçirsin diyenleri okuyunca.
Tamam hücum aksiyonlarında topu döndüremediğimiz için oldukça yetersisiz henüz. Ama top dönecek bir gün orada o hatta da. Görülüyor bu. Ancak takım savunmasındaki kurgu hiç de fena değil. Ki bunu Leverkusen maçında da gördük.
Meseleye analitik bakınca (yani bütünü parçalara ayırıp inceleyince) ben bunları gördüm dünkü maçta. Çok da abarttığımı düşünmüyorum açıkça. Sevgilerimle. Melih)
Bastan asagi inanilmaz bir analiz olmus. Ellerin dert gormesin Melih Abi. Saglicakla kal.
Adnan
(Adnan selam. Teşekkürler yorumun için. Sevgiler. Melih)
Öncelikle Rijkaard ya da yardımcıları artık kimse çok iyi izlemiş rakibi.
Hangi kadro ile çıkarsak çıkalım hiç farketmez en kötü berabere kalırızı tespit etmişler.
Hazırlık kampı boyunca gençleri ve asları ayrı ayrı çalıştırdıktan sonra, her hazırlık maçını gençlerle oynadıktan sonra, bir hocanın ilk resmi maçındaki rakip bu kadar zayıfken oyuna Arda ve Baros ile başlamasının doğru olduğunu altını kalın çizgilerle çizerek ve defalarca tekrarlayarak bir tespitte bulunan Rıdvan Dilmen, Galatasaray hazır değil derken dönüp bir de aynaya bakması gerekiyor. Keza kendisi de henüz hazır değil. Gerçekten çok öenmli saptamalar yapan bir yorumcu Rıdvan Dilmen ama resmen tabela yorumculuğu yaptı bu akşam…
Neymiş Rijkaard kulağını tersten göstermiş !
Peh!
Arda ve Baros ile maça başlayıp, skoru alıp sonra ondan sonra gençleri oyuna sürmeliymiş !
Peh!
Arda ve Baros bu maçı alacaklarsa oyuna girdikleri her dakika alırlar.
Ama sahaya sürdüğü gençler her zaman alamazlar bir maçı.
Ama bu maçı alırlarsa şayet ne olur onu yorumlayamıyor.
Tek doğru sözünü maçın başında söyledi sonra pardon dedi düzeltti.
Galatasaray, sezon boyu oynayacağı defans dizlişi ile sahada dedi, sonra a pardon Hakan Balta yokmuş o girecek kadroya dedi.
Halbulki Alpaslan müthiş oynadı.
Böyle oynasın, Hakan Balta’yı keser.
Ama Rıdvan Hoca malesef, sahada Galatasaray adına en iyi işleri yapan oyuncu için tek olumlu söz kullanmadı.
Rıdvan’nın ciddi antrenmana ihtiyacı var !
Takıma gelirsek ;
Yeni bir sisteme geçmeye çalışıyor ama şimdilik oyuncuların alışkanlıkları bunu engelliyor.
Zaten oyuncuların alışkanlıklarını değiştirdiğin an herşey çorap söküğü gibi gerisin geriye gelir.
Rakip zayıf, konsantrasyon çok güç.
Saha inanılmaz kaygan.
Sistem yeni.
Oyuncuların sisteme alışık olmamaları yanı sıra birde birbirlerine alışık olmamaları söz konusu.
Bu uzun süre böyle gider.
Bu sistem oturana kadar bu böyle devam eder.
Ha as oyuncuların takıma katılımı bu süreyi kısaltır bu kesin ama gene de çok da çabuk olmaz, olmayacaktır…
Tek tek oyuncu olarak baktığımızda;
Geldiğinden beri söylediğim gibi Gökhan Zan dikine ve yerden çok isabetli paslar atıyor. Çünkü bence Türkiye liginin en teknik stoperi.
Alpaslan, çok faydalı oynuyor. Atağa katılımları, çalımları, adam eksiltişi mükemmel.
Mustafa Sarp, diğer orta saha oyuncuları için büyük tehdit.
Çok arzulu ve çok hırslı.
En önemlisi çok istiyor.
Dikine oynuyor ve isabetli oynuyor.
Sağına bakıp soluna pas atmıyor ama zaten ondan beklenen de bu değil !
Maçın Alpaslan sonrası en gözüme çarpan oyuncusu Yaser Yıldız.
89. dakika da halen sol beke depar atıp, Uğur Uçar’a yardım ediyordu.
Sanırım bu çocuğu, Kartalspor’da oynadığı sırada sitemizde önerdiğimizde yeni bir Arif Erdem geliyor diye lanse ederken yanlış yaptık. Resmen yeni bir Tuncay geliyor. Daha olacak, şans buldukça da üstüne üstüne koyacak bu kesin.
Frank Rijkaard konusunda ise tek gözüme çarpan yanlışlık Uğur Uçar’ı sol beke koymasıydı.
Bence hiç bir anlamı yoktu ve riski büyüktü.
Çünkü dizi 3 yerden kırılmış ve 1.5 seneden beri futbol oynamayan, bacağı güçsüz kalan bir oyuncuyu ters tarafta oynatmak bence sakatlığa davetiyedir. Ters hareket yapmasına olanak sağlamaktır, kırılan dizinin zorlanmasına çanak tutmaktır.
Ha şunu da belirteyim anti parantez.
Rijkaard, Uğur Uçar’ı sol beke alırken onun orada oynayabileceğini anladığı için aldı.
Hagi zamanı da maç içinde 2-3 kez mecburen sol beke geçtiğini hatırlıyorum ve başarılı olmuştu.
Teknik direktörün oyuncuların yeteneklerini bu kadar kolay anlayabiliyor olması da ayrı bir anti parantezdir bunuda belirteyim…
Sonuç olarak bu tur bu akşam bitti.
İstanbul’da, San Marino’nun milli takımlar bazında ki makus talihini yaşarlar.
Çok gol atarız.
Çok farklı bir skorla yeneriz.
Çok zayıflar gerçekten de.
Bu yüzden İstanbul’daki maçta yapacağımız gol şov da bir anlam ifade etmemeli…
(Hakan selam. Oldukça benzer düşünüyoruz. İki yorum sadece. Uğur Uçan tercihi aslında Volkan Yaman’ı tercih etmemekti. Öyle okumak gerek. İkincisi İstanbul’daki maç San Marino maçı olmayacak bence. Eğer olursa bir sorun var demektir, çünkü bir hafta içinde işler bu kadar radikal biçimde değişmeyecektir. Seyirci faktörü diyorsan bilemem tabi. Tobol’un geçen seneki UEFA eşleşmesi iyi bir örnek bu konuda. İlk maçta kendi evinde Austria Wien’i 1-0 yendi Tobol. (Bir yıl önce biz aynı Wien’i İstanbul’da yenememiştik UEFA Kupası’nda.) Austria Viyana’daki rövanşta 2-0′la eledi Tobol’u. Sevgilerimle. Melih)
dünkü maçı seyrettigimde dikkatimi şu çekti as oyuncular dışında (sabri haric) hiçbiri rijkaard’ın sistemine ayak uydurmaya calısmadılar yani genclerimiz daha cok bireysel yeteneklerini sergilemeye calıstılar, yani kendilerini hala hazırlık macı havasından cıkaramamıslar hala, birkaç hareketle göze girme cabasındalar. oysa ki rijkaard onlara güvendi tobol’a sizler yetersiniz dedi, ama hepsi ön plana çıkma ugruna takım oyununu bozdular.
allah’tan servet, mustafa sarp ve ayhan bir şeyler yapmaya calıstılar, sabri zaten milli felaket, kredisi doldu bence bir an bavullarını hazırlasın bu maç yüzünden benim birazcık moralim bozulmuştu ama senin yazın sayesinde neşem yerime geldi. osman abim de çok güzel bir yazıyla benim neşemi 2′ye katladı iyi ki varsınız. http://www.sporyazarlari.com/FFutbol/galatasaray/osman-tanburaci/17-07-2009/rijkaardi-operim/127552.aspx
(Teşekkürler yorum için. Ben gençlerin hazırlık maçı havasından çıkmadığı yorumuna pek katılmıyorum. Bu takım 10 kişi kalmasına, ekipten sekiz kişi bu sezon ilk kez 90 dakika oynamasına karşın, 89′uncu dakikada Yaser Yıldız’ı bekine yardım ederken görüyorsak, ortada aslında inanılmaz ciddiye alınmış bir maç olduğu sonucunu çıkarıyoruz. Şöyle düşünürsek iyi olur sanırım. Rijkaard işe defansta başladı. Hücum bahsine daha sıra gelmedi. Sevgiler. Melih)
Yazi mukemmel, sabirdan bahsedenler daha ilk macta homurdanmaya basladi. Abi benim merak ettigim dunku macta Gokhan-Servet ikili hic oyunu kurmayi dusunmediler. Hep uzun top attilar bunu Rijkaard istemis olamaz. Servet’le-Zan’in bir an once kendilerini gelistirmeleri lazim. Ayrica bu takimin 2 yonlu oynayabilen bir oyuncuya ihtiyaci oldugu dunku macta ortaya cikti. Bir Emana sart ya da Biglia.
(Selam Şeyhmus. Sabır yemini edenleri ben de izliyorum. Daha da izleyeceğiz belli ki.
Dediğin doğru. Özellikle maçın başında ileriye çok top şişirdi tandemimiz. Bunun nedeni maçın başında gol yenilmesi ve Tobol forvetinin bizi top çıkarırken çok rahatsız etmesiydi. Kâbus gibi bir 10 dakika yaşadı maçın başında Galatasaray. Öyle ki Orkun Usak bile degaj yasağına karşı bol bol ileri şişirdi topu. Ama sonra işler biraz değişti, Tobol’un kapanmasıyla.
Bir de şu var. Tandemin oyunu geriden kurması biraz da orta sahanın boş bölgelerde kendini göstermesiyle mümkün. Yani tek taraflı bir şey değil bu geriden oyun kurmak meselesi. Dünkü maçta bir gözlemim daha oldu. Zan topu şişirmiyor, aleni biçimde uzun pas atıyor. Bunlar zamanla oturacak. Sevgiler. Melih)
öncelikle belirtmek isterim ki sitenizle tanışmam şu gece 03 transferi sayesinde oldu, iyi ki de oldu. gs tv’de denk geldiğimde programlarınızı izliyordum fakat böyle bir sitenizin ve yazılarınızın olduğunu bilmiyordum. sonuç olarak siteyle tanışmam geç oldu ama güç olmadı:) siteyle tanıştıktan sonra uzun bir süredir yazdığınız yazıları ve yorumları okumaktayım ve dünkü maçtan sonra bende görüşlerimi bildirmek istedim.
benim dünkü maçla ilgili bazı saptamalarım oldu. bunlardan biri duran top organizasyonları. dün de gördük ki maalesef duran toplarımızı kullanacak serbest vuruş kazandığımızda bizi heyecanlandıracak bir isim bulunmamakta. evet golümüz kornerden geldi ama geçen sene ile ilgili küçük bir araştırma yaptığımda çok enterasan bir sonuçla karşılaştım. galatasaray takımının geçen sezon oynadığı maçlarda duran toplardan attığı gol sayısı 5 (atılan 5 golde lincoln’ün kullandığı vuruşlar sonrasında golle sonuçlanmış.) iken duran toplardan kalesinde gördüğü gol tamı tamına 10. galatasaray gibi büyük bir takımın duran top gibi futbolda artık önemli bir yeri ve kazancı olan bir organizasyonu daha iyi başarması ve kazanımlar elde etmesi gerekmez mi?
biz yıllarca hagi sayesinde her serbest vuruşta şimdi gol olacak diye ayağa kalkmaya hazırlanan bir seyirci topluluğuyuz. ayrıca dün gördük ki maalesef orta sahamızda oyunu ileriye oynayabilecek bir oyuncu da şimdilik bulunmamakta. lincoln’ün artık bu takımda olmayacağını da düşünürsek (kesinlikle artık takımda görmek istemiyorum) hem duran topları kullanabilecek, hem de yaratıcı ve dikine oynayacak bir oyuncuya elimizdeki kadrodan yetiştirmeli. ya da maalesef ki bir transfer daha yapmak zorundayız diye düşünüyorum.
takım içinde benim gördüğüm bu işi yapabilecek en iyi oyuncu emre çolak gibime geliyor. rijkaard emre’nin oynadığı bütün maçlarda bütün duran topları kendisine kullandırttı umarım kendisinin de bu konuda yeteneği ve azmi vardır. şimdilik yazacaklarım bu kadar. aklıma yeni şeyler geldikçe yazmaya devam edeceğim.
(Selam Emre. Tanışmamız kötü bir zamanlamaya denk gelmiş. Umarım bunu telafi ederiz. Gayın-Sin’e hoşgeldin. Evet geçen sezon beş golü duran toptan attık, ama bunların üçü UEFA Kupası’ndaydı sanırım. (2 Bellinzona ve 1 Benfica.) Skibbe döneminde duran toptan her maçta gol yemeye başlamıştık ki sonunda bir önlem alındı. Korkmaz döneminde Ankaraspor’la devam etti bu hastalık, ki yediğimz o gol belki de bizi bir şampiyonluktan etti.
Evet duran top çok önemli futbolda, çünkü atılan gollerin neredeyse üçte biri bu organizasyonlar sonucunda oluşuyor. Terim döneminde sadece Hagi’yle frikik golü bulmuyorduk, özellikle son iki yıl kornerden de bayağı golümüz vardı. (Aynı anda kuleler yükselir – Hakan Şükür, Gheorghe Popescu ve Bülent Korkmaz, ön direkte Suat Kaya ve Okan Buruk, arka direkte Capone.)
Halihazırda henüz sistemin oturmaması nedeniyle çok zor gol bulan bir takım olduğumuz için ölü top organizasyonu bizim için daha önemli ve kıymetli. (Mesela dün attığımız o gol altın değerinde bence, bu pozisyon kısırlığında.) Rijkaard’ın buna el attığını biliyoruz. Ama çok daha geliştirilmeli bu. Sevgilerimle. Melih)
Dünkü maçın başlangıcı itibariyle golü yiyince, olayın rengi bizim için biraz değişmişti. Sahada kendimizi tanıyıp denemenin yanına golü çabuk bulma, memlekete dönünce yüzümüzü yere sürmeme gibi psikolojik etkenler de dahil olmuştu. Bu kadar çok genç ve paslanmış kulübe elemanı ve yeni bir sistem arayışı ile işler bu kadar ters olabilirdi. Sonuçta kendimizi tanımalı organizasyonumuzu kemikleştirmeliydik.
…………………….
Madem total futboldan bahsediyoruz, ben de kendi adıma bloklardan ziyade hücum ve savunma bazlı konuşmak istiyorum çünkü ikisi de tüm blokları barındırıyor artık. Savunmamız bence %30 kapasite ile iş başında. Göbekte formsuzlukla boğuşsak da, ondan daha önemli olan şey beklerimizin savunmada daha sağlam durması (maalesef Sabri savunmada kötüydü özellikle). İleri çıkışların geri gelmesi kısmında bazı sıkıntılar var ve defansın önündeki orta saha bloğu dün yerleşimde ciddi sorunlar yaşadılar.
İlerdeki oyuncularımız pek basmadılar rakibe ve bastıklarında da bu işi daha önce yapmamış olduklarından dolayı oluşan bir hatalar silsilesi vardı(bkz. Aydın’ın sarı kartı) dolayısı ile şahsi fikrim; savunma kısmında henüz %30luk bir kapasiteye erişmişiz.
…………………
Ofansif açıdan duruma bakacak olursak; geriden hücumu başlatmak adına kalecinin degaj kullanmaması çok güzel bir alışkanlık. Gökhan Zan ise Servet’ten daha iyiydi topu oyuna sokmada. Beklerimiz ise ofansta tek kelimeyle sınıfta kaldı dün özelinde. Özellikle Sabri üzerinden oynamaya çalışıldı ama kendisi çizgiye inmek yerine “muz ortalar” ile 80′leri yaşattı bizlere. Burada pozisyon kaybetmemek için çok da ileri çıkamama gibi bir hal ve fikir sezdim şahsım adıma. Alparslan ise gereksiz sertliği bir tarafa, topu sadece kısa paslar için kullanır haldeydi.
Dananın kuyruğu olan orta sahamız ise henüz bence oyunun gerçeğini benimseyememişti. Çok pas hatası yapıldı ve ortadaki üçlü kanatlardan desteklenmeyince öndeki üçlü ile beraber sahanın orta kısmına gömülmüş bir 6′lı durumu ortaya koydular.
Hücumdaki üçlümüz ise daha önce bir arada hiç oynamamıştı ve hakikaten tecrübesizdiler. Aydın hakkındaki tahammül/verim alma yorumlarına tamamen katılmıyorum. Bu oyuncunun en az 10 maçlık daha bir pişirilme sürecine ihtiyacı var. Sonra not verilmeli. Pişmişlik demişken, Arda ve Baros’un oyuna alınması zaten bize gerekli skoru sağladı. Onlar hakkında fazla söyleyecek bir şey yok. Sadece Arda’nın rol tanımının hocanın kafasında kesinleşmiş olmasını diliyorum.
…………………….
skor yazarlarının hemen konuşmaya başlaması normal, onlar kaos yaratıp prim peşinde koşan manevi akbabalar zaten, fakat taraftarların forumlarda daha sakin olması gerekiyor. İlk 11 ile, ideal kadro ile de çıkardık ama bu Rijkaard’ın yapısı değil. Sonuçta biz bu turu zaten geçecektik, Rijkaard ise büyüklüğüne yakışır bir kadro ile gençleri denedi. Büyük hoca böyle olunuyor : Kadro hazır değil, Rijkaard artık kararını vermeli diyen stajer hoca adayı/eski futbolcu/skor yazarı kişiler bunu tabiki de anlayamayacak.
Ben takımımıza güveniyorum ve dünkü kadroyu görünce de çok mutlu oldum. İnşallah bu kadro (gençler ve yedek bildiğimiz ıskartaya çekilenler) ısınıp pas tutmayacaklar ve rotasyon adına bize çok şey verecekler.
Selamlar, saygılar
(Oral selam. Savunmamız yüzde 30 kapasiteyle oynuyor demişsin. Yüzde 30′u buysa, yüzde 60′ta rakipler orta sahayı geçemez herhalde:-)) Tabi bu isimlerle zaten yüzde 30 verimle oynanır diyorsan o başka. Analizin ve yorumun için çok sağol. Enseyi karartmamış birilerini görmek çok güzel senin gibi. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Öncelikle dikkatimi en çok çeken oyuncunun Alpaslan olduğunu belirteyim. Bu çocuğun hiçbir yere kiralık bile olsa gönderilmemesi gerekiyor.
Oyunu kanatlara yayarak oynama arzumuz benim de dikkatimi çekti. Bunun yanında çok sayıda pasla bazen rakip alana geçememe uğruna topu dolaştırdığımızı gördük.
Özellikle kanatlara açılan toplar ve orada gerek Sabri’nin gerek Aydın’ın, gerek Alpaslan’ın, gerekse de Yaser’in enlemesine düşünüldüğünde son noktada (çizgide) bulunduğunu takip ettik. Yani oralarda hep bir adamımız bulundu. Gelecek için ümitliyim…
Saygılar…
(İdris selam. Biliyorsun Alpaslan Erdem transferi çok eleştirilmişti, Ferhat Öztorun’un yedeği olduğu için ümit takımda. Sol beke transfer ettiğimiz üç isimden sadece Volkan Yaman ilerleme gösteremedi. Ama o da ilk sezon oldukça iyiydi. Almanya altyapısı kökenli olduğu için Apaslan’ın inanılmaz hızlı cevap vereceğini düşünüyorum çalışmalara. Kanımca potansiyelini çıkarmadı henüz. Sevgiler. Melih)
Melih abi selamlar, takımın idealinin yarısı belki daha fazlası sahada yok millet başladı forvet lazım, stoper lazım, orta saha lazım, sağ bek lazım, bence bize aklıselim taraftar lazım. sizce ne lazım?
(Selam Erhan Usta. Bence bize senin gibi insanlar lazım:-)) Sevgiler. Melih)
Melih abi merhaba,
Bu maç ile ilgili kesinlikle katıldığım bir husus var. Hocamızın rakibi onore eden açıklamalarına rağmen, yaptığı analizlerden rakibin bizden ne kadar geride olduğunu görmesi ve bu paralelde çalışmalara erken başlayanlarla sahaya çıkması son derece güzel bir hareket. Yıllardır bu turlarda aman diyeyim tarzı yaklaşımlar bizi ileri götürmedi hiç. Bizim biraz kendimize olan güvenimiz eksilmiş. Bu anlamda son derece güzel bir yaklaşım.
Maçın yorumuna gelirsek. Sahaya çıkan kadroda Emre’yi görememek dışında bir sıkıntım yok. Muhakkak hocanın bir tasarrufudur, bir bildiği vardır. Gelelim bloklarımıza.
Defans hattımız hakkında çok fazla yorum yapamayız. Zorlanmadılar çünkü. Ama beklerimiz hakkında şunları söyleyebiliriz. Sabri bir bek oyuncusu kesinlikle değil. Galatasaray’ın oyuncusu olmadığını yıllardır söylüyorum. Ben senin baktığın kadar iyimser bakamayacağım Sabri’ye. Çünkü kör topal dahi olsa sahadaki sistemin aksamasının en önemli sebebiydi kendisi. Israrla top şişirmeyen takımda topu ayağa kaldıran tek kişiydi. Anlıyorum gol atma ve kazanma heyecanını. Ancak bu işin sabırla olacağını kendisi bir türlü anlayamıyor.
Alparslan konusunda ise hala kararsızım. Oyun bilgisi, tekniği, çabukluğu iyi. Dün de sırıtmadı. Kenarları kapatan bir takıma karşı, çabuk ters toplar atmadığınız sürece bek oyuncusundan pek bir şey beklememelisiniz. Ancak gördüğü kartlara anlam vermek imkansız. Bu yılki kartlara verilen para cezasının ilk kurbanı oldu kendisi. Servet ve Gökhan iyilerdi. Hatta genel olarak total hareketi düşündüğümüzde sahada işini yapan 3 kişiden 2 si onlardı.
Orta saha oyuncularımız Mustafa dışında hiç iyi sinyaller vermedi. Bu oyunun temel gerekliliklerinden uzun uzun bahsetmiştik. Ancak pas opsiyonlarının artması için sahada hareketli olunması gerektiğini oyuncuların çok acil kavraması gerekli. Emre’yi sahada görememek bu yüzden üzdü beni; sistemi en doğru anlayan ve uygulayan oydu çünkü. Mustafa’yı beğendim. Yeteneklerinin ve limitlerinin farkında. Biraz daha zorlamalı. Ancak defansın ortasına girerek stoperleri kenara atma işini doğru kavramış. Köprü görevinde başarısız sayılmazdı. Ayhan ve Barış tahmin ettiğim gibi “tehlike anında kırınız” tipinde futbolcular olacaklar bu yıl. Bu oyun içi tempoları ile zor olur oynamaları.
İleri 3′lü maçın en büyük hayal kırıklığıydı galiba. Ben gerçekten başka hazırlık maçları seyrettiğime inandım. Dün hepsinin aynı anda kötü günlerinde olduklarına inanmak isteyip yüzümü güneşe dönüyorum.
Sistemin oturmasının zaman alacağını zaten konuşuyoruz. Bu konuda sıkıntısı olan varsa şimdiden bir 6 ay seyretmesin Galatasaray’ı. Dün daha net gösterdi ki, Frank Rijkaard ve ekibi bu futbol devrimini gerçekleştirmekte kararlılar. Bunu yaparken bol bol kaza da olacak. Mesele kafalarımızda. Sadece bizim değil oyuncuların da kafasında. Rijkaard’ ın gençlerle bu kadar ilgilenmesindeki neden bu sanırsam. Ağaç yaşken eğilir misali. Ayhan’ın ya da Barış’ın mantalitesini değiştirmekten, onlara yeni birşey öğretmekten daha kolay Emre’ye, Serdar’a, Erhan’a öğretmek.
Zamanla oturacak bu sistemin esas aktörlerini henüz birarada göremedik. Ancak oynadıkça hızlanacak bu sistemde, aciliyeti olan 2 konu var. O da oyun alanının boyu ve saha içi hareketlilik. Oyun alanını kısaltmadıkça kontra yeme, az adamla yakalanma riskimizin artmasının yanı sıra, sürekli oturmuş savunmalara hücum etmek zorunda kalırız. Saha içi hareketliliği olmaz ise pozisyon üretmekte zorlanmanın yanı sıra, birinci bölgeden atılan rastgele uzun toplar ve ikinci bölgede pas arası yapılarak kaybedilen toplarla karşı karşıya kalırız.
Sonuç olarak diğer hazırlık maçlarından tek farkı “resmi” oluşuydu bu maçın. 20 gündür yükleme antrenmanı yapan takımın adaptasyon sürecinde ufak bir adım. Enseyi karartmadan desteğimize, sabıra devam. Son olarak elimi havaya kaldırıp diyorum ki :
“Viva la revolucion!”
Teşekkür ederim.
(Muzaffer selam. Güzel bir analiz. Ancak soru şu. Galatasaraylı futbolcular kötü oldukları için mi henüz sistemin gereklilerini yerine getiremiyorlar, yoksa sistem çok zorlu olduğu için mi adaptasyon süreci uzun sürecek? Bence ikincisi. Yani Ayhan Akman ve Barış Özbek de önümüzdeki dönemde 4-3-3′in iyi oyuncusu olacaklar, çünkü biliyoruz ki ikisi de aslında iyi sistem oyuncusu. Ama başka sistemlerin. Bir de forvet hattında Leverkusen maçında üç-beş top dönebilmişti. Dün bu sayı 15′e filan çıktı. Gelecek hafta 30 olacak yaklaşık olarak. Böyle böyle büyüyecek Galatasaray’ın oyunu, olgunlaşacak. Sonra da çığ olup çökecek lige. Evet devrim ve yaşasın devrim. Sevgiler. Melih)
Sevgili Melih,
Her zamanki gibi, hepimizden daha iyimser yüzünle, yüzleri güldürüyosun, sağol.
İnşallah yazılarındaki gibi toz pembe devam eder total futbol hayallerimiz.
Katılmadığım noktalar var. Bir dönem Elland Road’da dünya devlerine kök söktüren, David O’Leary yönetimindeki Leeds United’ın yaş ortalaması 22′ydi.
Yetenek varsa, verdiğin istatistiklerdeki 24, 25 yaş ortalamaları zaten futbol oynamak için gayet müsait ortalamalar.
Örneğin Aydın’da Galatasaray 18′ine girebilecek bir potansiyel göremiyorum. Uzun vadede de göremiyorum.
Kısaca, senin kadar iyimser değilim maalesef. Bu gençler çok daha iyi oynamalıydı dün. Daha topu göğsünde yumuşatabilen genç yok bizde, hepsi duvar gibi, önce 1 metre sektiriyor, sonra peşinden koşup yakalamaya çalışıyor.
Neyse daha çok maç var konuşacağımız. Kal sağlıcakla…
P.S: Bu arada bu eleştirileri “sabır yemini” ile karıştırmasın kimse. Galatasaray’ı tabii ki kendi aramızda eleştireceğiz. Önemli olan dışarıda, başkalarına karşı dik durmak. Bunu da yapacağız elbette. Dün oynanan futbol bir adım gelişmese dahi, Rijkaard’a ikinci senenin de verilmesi taraftarıyım.
(Selam Emrah. Kewell Leeds’in yıldızıyken 20 yaşındaydı daha. Dediğin doğru. Ancak bu karşılaştırmada bir sorun var. İngiltere’de 17-18 yaşında bir futbolcu doğrudan A takımda oynayabiliyor. Çünkü fizik ve teknik olarak öyle yetişiyor. Bizde ise 25 yaşındayken bile Semih Şentürk için hâlâ genç tanımlaması yapılıyordu.
Futbolculukta en olgun çağ 28-30 yaşları. Çünkü hem mantalite gelişiyor, hem de insan vücudu üst kapasitesine eriyor. Şimdi dünkü takımın iki yıl boyunca oynayarak ne hale geleceğini düşün. Bunun üzerine iki yıl daha koy. Yani ortalama yaşları 28 civarı olsun. Bence müthiş bir takım olurlar. Ben biraz da böyle bakıyorum, iyimserliğim de buradan geliyor. Ama Rijkaard da böyle bakıyor kesinlikle.
Sevgiler. Melih)
günaydın melih abi ben dünkü maçın ilk yarısını dinlediğim ölçüde beğenmedim ama ikinci yarı biraz harekelendi bunun sebebi basit bir mantıkla ikinci yarıda oyuna arda ve baros’un girmesi olabilir ama benim öğrenmek istediğim ilk yarıda oyunda ne eksikti ve arda ile baros girince neleri tamamladı? saygılar.
(Canerciğim selamlar. Galatasaray oyuna iyi başlamadı ve de golü yedikten sonra inanılmaz dağıldı. Toparlanmak ve yeniden özgüven sağlamak biraz uzun sürdü. Aslında aynı şey, ilk yarıda Arda Turan ve Baros takımda da olsa yine gerçekleşirdi. Yani aslında ikinci yarıda pek düzelen bir şey olmadı. Düzelen şey ilerideki pas trafiğinin biraz düzelmesiydi Baros girince, ama sayısal rakamlar elimde değil. Belki ilk yarıyla istatistiki bakımında fazla anlamlı bir farkı bile olmayabilir ikinci yarının. Sevgilerimle. Melih)
Günaydın Melih abi.. Maçı canlı izlerken ister istemez biraz canim sıkılmıştı; ama gece yarısı tekrarını izleyince aslinda çok da kötü değilmiş oyun. Hep söyleneni yapma çabasında takım, şimdilik inisiyatif kullanmıyorlar. Herkes gibi ben de Sabri yerine Uğur’un başlayacağını düşünüyordum. Yorumda bunun cevabını vermişsin. Bence ilerleyen zamanda Uğur formayı alacaktir her ne kadar Sabri’ye göre ağır olsa da. Çünkü Uğur Sabri’ye göre daha iyi hücum yapiyor (pası görerek atıyor) ve kademe anlayışı Sabri ile ölçülemez.
Zan konusuna gelince; Servet ile ikisi çok dağınık geldiler bana. Servet 3-4 haftaya kadar toparlar kendini ama bence ikisi bir arada oynamamalı. Eğer ayağı düzgün bir stoper transferi yapılmayacaksa oraya Emre Güngör monte edilmeli diye düşünüyorum; bilmiyorum sen nasil düşünürsün abi. Bir de bir sorum olacakti, sence neden Emre Çolak’ı oynatmadı Melih abi?
(Ahmet selam. Emre Çolak’ı taktik icabı oynatmadı diye düşündüm ben. Yani orta sahada daha sert olmak istedi Rijkaard Tobol’a karşı. Yani defansif gerekçeyle oynatmadı galiba. Zan mı Emre Güngör mü en iyi yanıtı Rijkaard ve Neeskens biliyordur diye düşünüyorum. Antrenmanları yaptıranlar onlar. Olup biteni görüyorlar herhalde. Aslında maçı bir daha izlemekle iyi yapmışsın. Sakin kafayla seyredince görülmeyen birçok detay yakalıyor insan ikinci izleyişte. Sevgiler, selamlar. Melih)
İlk resmi maç sonu yazısının ardından ilk resmi yorumumu yapıyorum.
Öncelikle tüm şubeler için sakatlıksız, dertsiz başarılı bir sezon olsun.
Taraftarlarda, Rıdvan’ın da yorumlarının etkisiyle şöyle bir hava var: “Yaser gitsin, Aydın gitsin, bunlar futbolcu mu oynamazlar…”
Elbet gidenler olacaktır bugün gördüğümüz isimlerden ama dolduruşa gelmeye gerek yok. Takımın iskeleti ve oyun yapısı oturduğunda bu kadrodan bir iki ismin kadroda bulunması sırıtmayacaktır. Bu yorumu gerçekçi bulmuyorum ve başka nedenleri olduğunu düşünüyorum.
Bu sistemin zor olduğunu hep söylüyoruz. 90 dakika konsantrasyon ve kondisyon gerekli. Evet hücum konusunda sıkıntılar var, savunmada da var ama elbet düzelecektir.
Benim Gökhan Zan konusundaki görüşlerim belli ama düşününce Servet’e göre daha hazır olduğu doğru ancak oyuna top sokma insiyatifleri ilk yarı boyunca Beşiktaş’ta yaptığı şişirmeler gibiydi ve bir iki pozisyon hatası yaptığını da gördüm. Ben hala başka bir ismin Gökhan’ın yerine oynamasını istiyorum.
Alpaslan’ı beğendim. Hem gerektiğinde adam eksiltti hem de süratli… Volkan yolcu gibi.
Rıdvan’ın tek doğru yorumu oyun yönünü değiştirme hızımızla ilgili. Pas trafiğimiz yavaş 1 pas ile katetmemiz gereken mesafeyi 3 bazen 4 pas ile katediyoruz. Boşa çıkma konusunda da sorunlar var ama bunları zaten bekliyorduk. Linderoth oynayabilirse bu sorunları hallederiz. Sanıyorum bir transfer daha gelebilir orta sahaya.
Mustafa Sarp gerçekten ihtiyaç olan noktada hamle yapıyor ve amiyane tabirle “her yerde” ama pas konusunda cesur değil ve yavaş.
Bence Aydın kredisini tüketiyor, kiralık gidebilir. Yaser mücadeleci, sezon içinde şans bulacaktır.
Arda’nın orta üçlüdeki rolü konusunu burada çok dile getirdik ve ben savunanlardanım ama zaman zaman çizgideki mevkisine kaymalı diye düşünüyorum. Alışkanlığı var ve çok etkili olabiliyor. Oyun içinde bu varyasyon denenmeli.
UEFA’da bu hakemlere maç vermesin, maç ile bu kadar alakasız hakem nasıl olur anlamadım. Açıkca bizim ilk seferde gördüğümüz pozisyonlarda yanlış karar verdi.
Son bir not: Galatasaray’ın naklen yayın ihalesi konusunda hatalı davrandığını düşünüyorum. Galatasaray’a yakışmıyor bu ikinci sınıf lobicilik.
(Selam Arda.
Bence Aydın Yılmaz konusunda son karar yılı. Ya olacak, yani potansiyelini realize edecek, ya da ileride Yusuf Tunaoğlu gibi hatırlayacağız. “İyi bir yetenekti ama olmadı” diye.
Hakan Ünsal’ın geldiği sezonu hatırlıyorum. Sanırım 1994-95 sezonuydu. Vurduğu zaman topu kıracak sanıyorduk, o kadar kötü ve kabaydı. Dağlara taşlara vuruyordu, ki Sabri Sarıoğlu yanında Hagi kalır, o kadar yani.
Kim bu demiştik ilk seyrettiğimizde, “ümit milli bir futbolcu, sol açık” demişlerdi. Sadece dengesiz bir hızı vardı. Ardından onun yerine başka futbolcuar oynadı, yok Filipescu, yok Osman filan. En sonunda Terim döneminde metodolojik çalışmayla Türkiye’nin açık ara en iyi sol beki oldu. Yani demem o ki hızlı adam bir başkadır. Ehlileştirebilirsen, müthiş futbolcu olurlar. (Galiba Wenger’in böyle bir lafı var değil mi? “Bana atlet verin, ben size futbolcu yetiştireyim” diye.)
Iniesta biliyorsun Barça’da orta sağ oynuyor. Ama ikinci pozisyonu sol açıktır. Henry yokken o oynar orada. Arda Turan da aynısı olabilir. Yani hem Iniesta (bence benzer bir kumaş var onda), hem de Henry (ama biraz yavaşı:-)) Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih ağabey,
Yine zevkle okudum. Eline sağlık.
Rakamlarda bir hata dikkatimi çekti, belki sen farklı bir hesap yaptın, belki de ben yanılıyorumdur ama;
“8. Tobol karşısında mücadele eden takımda, sezon açılışından bu yana ilk kez 90 dakikanın tamamını çıkaran futbolcu rakamı.”
İlk kez 90 dakikanın tamamını çıkaran futbolcu sayımız 7 olmalı diye düşünüyorum. Zira Barış, Erhan, Aydın değiştirildiler, Alpaslan ihraç edildi.
(Selam Uğur. İşte bu. Tık diye buldun hatayı. Evet ben, kırmızı kartı tamamen unuttum. Hemen düzeltiyorum. Sevgiler ve çok sağol. Melih)
Selam Melih Abi,
Bugün şunu anladım ki medyamız bir takımda Rijkaard, Jose Mourinho ve Alex Ferguson 3′ü birarada teknik direktörlük yapsa kaybedecekleri 3 maçta 3′ünü birden belki de takımdan kovma derecesinde baskı oluşturacaklar. İnanılır gibi değil. Daha herkes sezonu yeni açıyor birçok oyuncunun kondisyon fizik eksiği var, sadece 3 hazırlık maçı yapılmış bir birini tanımayan oyunculardan kurulu bir takımdan Barselona, Arsenal gibi bir futbol oynamasını bekliyorlar. Eline kalem alan futboldan anlar olmuş.
İnşallah Rijkaard ligin ilerleyen haftalarında olası birkaç ters sonuca ilişkin kendi bildikleri doğrulardan şaşmadan sistemini devam ettirir ve bu sistem doğrultusunda GS’a futbol oynatır.
Kendilerini kurtarmak medyaya taraftara hoş görünmek için bilmiş oldukları yoldan dönmezler. Ben bir tek bunu istiyorum. As oyuncular da olsa yedek oyuncular da olsa skorlar ne olursa olsun kimseye bakmadan bu futbol sistemini devam ettirmelerini.
Melih abi, bir kaç sezondur takip ediyorum kanallardaki spor yorumcularını. Rıdvan Dilmen geçen sezon olsun ondan önceki sezon olsun bu sezon olsun yorumları ile tüm şevklerimizi kırıyor bizleri karamsarlığa itiyor. Tabii ki onu dikkate almıyorum ama ben almıyorken moralim bozuluyor bir de onu dikkate alanlar ne yapıyor bilmiyorum. Her hafta alınacak skora göre yorum yapmak bir hafta söylediği bir şeyi ertesi hafta unutmak tam tersi söylemek bu mesleğin gereği midir. Rıdvan Dilmen geçen sezon FB’yi neredeyse düşmüş olduğu kör kuyudan çıkaracaktı kendi çapında yorumları etrafı sakinleştirme taraftara umut verme falan ama tam tersi GS’ın yaptığı hiçbir doğru yokmuş gibi yükselmesini gündem oluşturmasını yine kendi çapında yorumları ile engelledi.
Açıkça ben her hafta sonu kanallarda yorum yapan ama futbolun F’sinden anlamayan sözde yorumcuları görmekten nefret ediyorum. Bir de zamanında GS’da oynamış ama gönderildikten sonra tam bir GS düşmanı kesilmiş eski sporcularımızın yorumlarından.
Burada bir tek Hakan Şükür’ü ayrı tutuyorum. Digerleri mazlum rolünde oynayan intikam almaya çalışıp haklılıklarını göstermeye çalışan film artisleri gibi. Bugün oturdukları evleri kullandıkları arabaları yorum yaptıkları kanalları en önemlisi tüm ülkeye kendilerini tanıtmaları kimin sayesinde oldu. Hep siz Galatasaray’a emek verdiniz hep siz yük çektiniz peki GS karşılığında onlara hiç mi bir şey vermedi. Daha ne yapılması gerekiyodu 60 yaşında emekli olana kadar yönetimde mi tutulması gerekiyor. Ben bunları anlamıyor, anlayamıyorum.
Oyuna gelince açıkcası bu pas trafiğinin artarak devam etmesi çok hoşuma gidiyor. İlk önce sizin de deyiminizle bu mantaliteye alışmak çok önemli. Ama az da olsa bunu rakip yarı alanda da denememiz lazımdı. Her ayağına topu alan düz yolundan dönerek geriye stoperlere atıyor pası rakip savunma tam anlamıyla yerleşiyor bu arada. Ayhan, Mustafa, Barış bu ortadaki 3 oyuncu da aldıkları her topu Servet’le Gökhan’a oynadı. Top orada döndü durdu. Birde Arda acaba bu sistemde serbest adam rolünde başarılı olabilecek mi onu hep sol çizgide izlediğimiz için bir de bu karamsarlık var. İnşallah o da olacaktır.
Servet’in transfer işi yattığından sonra sanki maçlarda konsantrasyonu bozuk gibi oynuyor. Gökhan ise belki çok ön yargılısın diyeceksin ama ben hala hiç ümitli değilim ne doğru yerde durabiliyor ne zamanında hava topuna çıkabiliyor ne de adamını gözlem altında tutabiliyor. Maç içinde ileriye 10 pas verdiyse 2 tanesi bizim oyuncumuzla buluştu. Kimisi kaleye şut atar gibi kimisi Gerets dönemindeki Hakan Şükür’ü arar gibi savunmadan uzun topla bu sisteme hiç yakışmayacak türden pas çeşitleriydi.
Ben hala aynı fikirdeyim. Savunma ve orta sahaya takviye yapılması görüşündeyim. Belki de forvete de. Nonda hep sezonların son 3-4 haftasında takımda kalmak için iyi oynuyor geri kalan haftalar sahada geziniyor. Çok ağır ve savunma arkasına hızla sarkacak bir oyuncu da olmadığı için onun gönderilmesi daha hızlı, tekniği iyi bir alternatif golcünün takımda olması daha iyi olmaz mı?
Son olarak formaların arkasında Ülker reklamı yoktu ve futbolcu isimleri numaranın üstüne yazıyordu. Acaba bu tüm sezon için geçerli midir?Böylesi daha iyi üste isim yerine Ülker yazması hiç hoş görünmüyordu.
Saygılarımla..
(Selam Burak. UEFA maçlarında numara üstü ve kol üstü reklam uygulaması yasak. Bu yüzden sadece tek reklamla çıktık. Lig maçlarında böyle olmayacak.
Tuhaf bir şey söyleyeceğim. Dünkü maçta Nonda oynasaydı, herkes “vay be, biz Nonda’yı anlamamışız” derdi. Tam onun istediği ve oynadığı futboldu. Bunu yakın zamanda göreceğiz hep birlikte.
O Rıdvan Dilmen değil miydi Kewell’u geldiğinde tanımayan, birkaç maç sonra da “ben Kewell’un bu kadar iyi futbolcu olduğunu bilmiyordum” itirafında bulunan.
Ben futboldan geçimimi sağlamıyorum. Bu yüzden ne bileyim Liverpool’un tüm maçlarını seyretmemek hakkım var. Ama o, tüm servetini ve itibarını futboldan sağlamış ve Kewell’un kim olduğunu bilmiyor. Çünkü bıraktım Leeds’i, Liverpool bile seyretmemiş.
Dilmen pozisyon bilgisi sayesinde futbol alimi kabul edilen birisi. Halbuki pozisyon bilgisi başka bir şey, futbolu bilmek başka bir şey. Sevgilerimle. Melih)
GS’ın sahadaki oyununa en azından bir süre daha galası yapılmakta olan gibi değil provaları yapılmakta olan bir tiyatro oyunu gibi bakmamız gerek.
Önümüze konulandan çok önümüzdeki günlerde karşımıza çıkacak olanın sinyallerine dikkat kesilerek.
Nerede olduğumuzdan çok nereye gitmekte olduğumuzu önemseyerek..
Bu anlamda çizdiğiniz çerçeve çok yerinde ve aydınlatıcı..
FR’ın izlediği rotayı ve planlamasını gerektikçe yeni ilavelerle tamamlanan birbirine uyumlu modüler mobilya sistemine
benzetmek doğru olur sanırım..
Defanstan başladı.. Orayı oturtmaya çalışıyor..
Bu nedenle pas trafiği ağırlıklı olarak geride
yoğunlaşmış gözüküyor. Burası pişip belli bir seviyeye geldiğinde adım adım ilerlenecek..
Gözüken diğer parçaların da bütünle minumum uyum noktasına vardığında biraraya gelmek üzere paralel gelişimlerini sürdürdükleri bir sürecin devam etmekte oluşu..
Bu sürecin günlük kaygılardan ve maç içinde
geriye düşmek gibi durumlardan bağımsız bir şekilde yürümesi, yalpalamadan kararlılıkla sürdürülmesi FR ve ekibinin takdir etmemiz gereken bir seçimi.
Bir gelecek inşa etmek için yola koyulmuşları popülist davranmadıkları için eleştiremeyiz.
Ancak teşekkür edebiliriz bugünümüzden çok yarınımızı düşündükleri için.
Henüz yavaş oynuyoruz. Beşinci vitesle kalkmayı beklemek gerçekçi değil. Adım adım gelinecek oraya.
Pas trafiğimiz yeterince akışkan ve süratli değil. Bu da doğal. Birlikte hareket halinde olmak ve hızlı düşünüp senkron tutturmak binlerce kez tekrar edilerek elde edilebilecek bir şey. En azından bu güzergahta ilerlediğimizi hissediyor olmalıyız..
Tamam. Gol pozisyonu üretemiyor takım doğru dürüst..
Bireysel girişimleri takım oyunu oturana kadar bir süre buzdolabına koymuş oluşumuz ve bugüne kadar öğrendiklerimizden çok farklı bir formata dönüşmekte oluşumuzun geçiş yan etkileri olarak görelim. Her geçen gün buradaki köşeliliğin, katılığın azalıp akışkan hale gelişini birlikte yaşayacağımıza güvenelim.
Tek parmak daktilo öğrenmişlerin on parmak yazmaya geçişinin zorluğunu düşünebiliriz.
Unutmayalım ki alışkanlıkların değişimi ciddi ve zaman gerektiren bir süreç.
Ama bu güneşe buz dayanmaz. Katı halden sıvı hale niteliksel bir geçiş gerçekleşecek. Güneşi görüyorsak gerisinin sadece bir zaman sorunu olduğunu bilelim.
Oyunun yönünü değiştiremiyoruz henüz sık ve hızlı. Ama deniyoruz. Bir süre sonra oyunu genişletecek şaşırtıcı yön ve ritm değişiklerinin ayak seslerini duyuyoruz.
Sözün özü hız ve hareketin ahenkle dansına daha var. Ama beklemeye değer bir vaad var.
Riskimiz az. Referansımız sağlam.
Detaylara girecek çok zamanımız olacak nasılsa. Şimdilik önceliğimiz olmamalı.
Önemli olan çerçevede ve nereye gitmekte oluşumuzda mutabık kalmamız. Tereddüt yaşamamamız. Gerisi kolay.
Yediğiniz ve çok hoşunuza giden herhangi bir yemeği yapan ustaya sorduğunuzda alacağınız muhtelif yanıtların tek bir ortak tarafı olacaktır. Kısık ateşte yavaş yavaş ve usul usul pişmiş oluşları..
Müsade edelim FR ustanın da yemeğinin usul usul pişmesine.
Ağzımıza layık bir ziyafet olacak.
Bundan eminim..
Şimdilik sofraya gelene kadar aceleci davranıp gölge etmeyelim yeter.
(Yine mükemmel analojilerle süslenmiş bir hikmet yazısı. Melih)
Genel olarak Tobol maçında sabırsız kişiler tarafından eleştirilen oyunculardan Gökhan Zan’ı beklediğimden de iyi buldum. Keza Mustafa da çok hırslı, istekliydi. Görünen o ki yeni transferlerimiz “bunları neden aldık ki?” dedirtmeyecekler kimseye. İlk takımda veya rotasyon dahilinde gayet yararlı olacaklarından eminim. Aydın’a hâlâ çok güveniyorum. Kapalı Tobol maçı onu eleştirmek için ölçü olamaz diye düşünüyorum.
Rijkaard’a sabır gösterirsek meyvelerini çok geçmeden toplayacağımıza inanıyorum. Tek huzursuz olduğum nokta orta sahamız. Halihazırda düşünülen Ayhan-Barış ikilisinin yeterli olmayacağı ve bu oyuncuların gelişemeyecekleri fikrindeyim. Elbette “Xavi-İniesta” olmasını bekleyemeyiz ama gömleğin modeli “xavi-iniesta”, fakat bedeni iki beden düşüş olabilir. Bu tarz bir yapılanma şarttır 4-3-3′ün hakkını verebilmemiz için olmazsa olmaz bölüm bu ikilidir. Bu ikilinin biri çok rahatlıkla ve yüksek kalitede Arda Turan olabilir. Diğeri için şimdilik Linderoth/Çolak rotasyonu veya olası bir transfer görünüyor sanırım. Umarım bu ikili sezon boyunca en çok övgü alan oyuncularımız olur. Çünkü eğer öyle olursa sezon sonunu çok başarılı bitireceğimizin resmidir.
(Selam Uğur.
Şöyle düşünelim bir an. Rijkaard aynı takımı dün sahaya sürseydi ama maçtan önce “4-3-3′ü unutun, çıkın ve Galatasaray gibi oynayın, benim size söyleyecek bir şeyim yok” deseydi, emin ol bu maçı 5-1 kazanırdık. O beğenmediğimiz futbolcular (Ayhan Akman, barış Özbek, Sabri Sarıoğlu, vb.) bambaşka oynarlardı çok eminim.
Peki ne olurdu? Hiçbir şey. Bir maçı kazanmış olurduk sadece o kadar. Medya mutlu ve mesut, Galatasaraylılar mütebessim. Ama ne bir sistemimiz olurdu gelecek için, ne de bir planımız.
Yani demem o ki, Ayhanlar, Barışlar futbolu unutmadılar. Kötü futbolcular hiç değiller. Ama bir uyum sorunu yaşıyorlar apaçık. O yüzden ne orta saha, ne de ileriyi fazla eleştirmemek gerek. Onlar kendilerine söylenen şeyi oynamaya çalışıyorlar. Tıpkı bir acemi şoför gibi. Çok kaza yapacaklar, ama bir gün iyi şoför olacaklar. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi, merhabalar. İzninizle dünkü maçla ilgili gözüme çarpan bazı elementer eksiklikler ve takımımızın durumu ile ilgili tesbitlerimi kısaca paylaşmak istiyorum.
1. Pasların şiddeti, istikameti ve zamanlamasıyla ilgili daha önce var olan sorunların devam ettiğini görmek beni üzdü. Oyuncularımız kendi yarı alanımızda rakibin baskı yapmadığı anlarda paslaşırken gereğinden fazla düşünüyor, çok yavaş pas atıyor və böylelikle rakip yarı sahasına geçmemiz çok zaman alıyor. Oyuncularımız pası takım arkadaşının koşu yoluna yuvarlamak yerine, ayağına yapıştırmaya çalışıyorlar, bu da atağımızın yavaşlamasına, bazen de olgunlaşmadan bitmesine sebep oluyor. Teknik kadromuzun bu eksikliği gidereceğinden şüphem yok.
2. Servet’in topu ayağından çıkarması neredeyse 30-40 saniye süre alıyor. İdeal orta saha kurgusuyla oynamadığımız için bazen oyun kuruculuğa soyunmasını anlayabiliyorum, ama hocamızın bu konuda Servet’i tenbihlemesi gerekir. Ben Gökhan’ı Servet’e nazaran daha iyi buldum.
3. Bazılarının aksine, Mustafa Sarp’ı beğendiğimi söylemeliyim. İdeal kadromuzda ilk 11’de yer almayabilir, ama çok iyi bir rotasyon oyuncusu ve alternatif olduğu ortada. Bence bu konuda en az Ayhan kadar şanslı.
4. Sağ bek pozisyonunda maalesef Uğur Uçar’ın alternatifinin olmadığını bir kez daha gördük. Yanılmıyorsam, yönetim bu bölgeye transfer düşünmüyor. Mecburen sezonu Sabri ve Serkan Kurtuluş alternatifleri ile idare edeceğiz. Dileriz Uğur bir daha sakatlanmaz.
5. Erhan, Aydın ve Yaser üçlüsünden en az ikisi muhtemelen gönderilecek oyuncular listesinde yerlerini alır. Bu oyuncuların iyi bir alternatif ola bileceğine inanmıyorum – en azından bu sezon için.
6. Artık Linderoth’un durumunun bir an önce netleştirilmesi gerekiyor. Sakatlığı tam olarak düzelmediyse karşılıklı anlaşarak sözleşmesi feshedilmeli ve bütcemiz el veriyorsa 6 numara pozisyonuna iyi bir yabancı transfer edilmeli.
7. Playmayker özellikli ofansif orta saha oyuncusuna ihtiyacımız gün gibi ortada. Sayın Üstünel’in bahsettiği yabancı transferinin bu pozisyon için olacağından eminim.
(Şahin hardasan? Yoktun epeydir. Naçizane birkaç yorum. Linderoth’un bir sakatlığı yok. O da Kewell, Keita gibi güçlenmek için özel idmanlar yapıyor. Bütün kasları güçlendiği zaman dönecektir sahaya.
Ben Erhan, Aydın ve Yaser üçlüsünün üçünün de takımda kalabileceğini düşünüyorum. Çünkü hızlılar. (Sadece Erhan gidebilir, ama sanırım Rijkaard onda eski arkadaşı Van Basten görüyor birazcık. Vaktinde Mustafa Kocabey’in oyuna girip skora katkı yapması gibi karıştırıcı santrfor olarak kullanabilir iç saha maçlarında.)
Mustafa Sarp bence potansiyelinin altında oynuyor tıpkı diğerleri gibi. Bir de ben şöyle düşünüyorum. Rijkaard futbolcuyken hem stoper pozisyonunda oynadı, hem de önlibero. Yani işin mutfağından geliyor. O iki pozisyon için Gökhan Zan ve Mustafa Sarp’a inanıyor ve güveniyorsa, bizim gözlemlerimizin ne hükmü olabilir ki artık? Ha yarın başka biri gelir o formayı kapar. Ancak şu an böyle bir durum yok. Yine de tüm futbolcuların Rijkaard’dan öğreneceklerini hesaba katmadan yorum yapmayı pek doğru bulmuyorum. Sevgi ve muhabbetle. Melih)
selam melih abi
yazının muhteşemliği bugünkü medya ve taraftar karamsarlığından bizi aldı ve neyin ne olduğunu bilen taraftar olarak ayırdı bir köşeye. teşekürler her şey için.
sevgi ve saygılarımla. Kadir ARSLANER
(Kadirciğim çok sağol bu yorumun için. Ben futbola yönetim ve teknik direktör bağımsız bakmaya çalışıyorum. (Kalli geldiğinde oynatmaya çalıştığı sistemi hep desteklemiş ve doğru bulmuştum, dönemin yönetimini (Sayın Canaydın dönemi) acı acı eleştirmeme karşın. Skibbe geldiğinde sistem olarak ilk arkasında duran bendim vaktinde Sevgili Eray Sözen’le birlikte http://www.alisamiyen.net platformunda. (Hatta akıl futbolu kavramını ortaklaşa seslendirdik, sahip çıktık Eray’la. Bu yönde çok da dalga geçildi bizimle, Galatasaray Galatasaray gibi oynamıyor, mücadele etmiyor diye. Şimdi bakıyorum da herkes Skibbeci oldu.)
Şimdi de gücüm ve kalemim yettiğince total futbolun ve 4-3-3′ün arkasında duracağım objektifliğimi kaybetmemeye çalışarak. (Ama zaten futbola sadece futbol olarak bakınca sağlanıyor nesnel bakış açısı.) Yani, futbol yaşadıkça diyeyim. Sevgilerimle. Melih)
Abi merhaba takımın oyunu için yorum yapmak erken mi? Ne dersiniz? Zira eksikler olduğunu görüyoruz. Ne dersiniz abi?
(Sarper selam. Sanırım anladım ne demek istediğini. (Kibarca bu oynanan futbolun neresini övüyorsun ve ümitleri taze tutuyorsun demek istiyorsun:-)) Ben sadece oynanan oyuna bakarak Rijkaard’ın neler istemiş olabileceğini ve futbolcuların bunu nasıl uyguladıklarını çözmeye çalışıyorum. Yani bir tür projektör tutmak, meselenin arka planına. Yapmaya çalıştığım tek şey bu.
Açacak olursam 4-3-3 oynama iradesini genel olarak alıp şu an bu yolculuğun hangi aşamasında olduğumuzu saptamaya çalışıyorum oynanan oyuna bakarak. Çünkü tahmin edeceğin gibi, Rijkaard’ın, “Arkadaşlar bundan böyle 4-3-3 oynayacağız. Bekler hücuma çıkacak, tek pas istiyorum, vs., vs.” türü konuşmasıyla kurulmuyor sistemler.
Sistemler, nasıl oynanacağını futbolculara antrenmanlarda ısrarla göstererek ve yüzlerce egzersiz yaparak kuruluyor ve oturuyor. Tıpkı 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edince tüm toplumun bir günde yeni bir sisteme geçemeyeceği gibi. Sanırım anlattım meramımı. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi yazı güzel olmuş dememe gerek yok sanırım artık
Melih Abi ben ısrarla Sabri diyorum. Yalvarırım bu arkadaşı oynatmasın kimse. Hadi önceleri yönetimin telkiniyle oynatılıyordu, şimdi neden oynatılıyor ?
Ben Rijkaard’ın Sabri’ye yontulmayı bekleyen bir taş gibi baktığını düşünmüyorum şahsen. Çünkü Sabri’nin bu saatten sonra yontulması gibi bir şey söz konusu olamaz…
(Anılcığım selam. Öncelikle şunu düzeltelim. Sabri Sarıoğlu hiçbir zaman yönetim ısrarıyla oynatılmadı. Tam tersine. Bir de Rijkaard’ın Sabri Sarıoğlu’nu oynatmasındaki hikmeti çözmemiz gerekmiyor mu, eğer futbol bir bilimse, en azından doçent olduğunu düşündüğümüz hocamızın? Ne dersin?
Ve de son olarak. Taraftar Tevfik Fikret’in, “din şehit ister, asuman kurban” demesi gibi, sürekli olarak bir kurban arar. Bu kurban şimdilik Sabri Sarıoğlu. Dün Servet Çetin’di. Daha önce Cihan’dı. Eğer Sabri Sarıoğlu giderse, oklar muhtemelen Zan’a dönecek, ya da yeniden Servet Çetin’e. Meseleye zayıf halka yerine zincir olarak baksak daha iyi olmaz mı sence? Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih abi,
Eline sağlık, emeğine sağlık yine harika bi yazı daha..
Melih abi ben dünkü maçta açıkçası ne Mustafa Sarp’ı, ne de Gökhan Zan’ı pek beğenemedim açıkçası. Gökhan ve Servet biraz ağır futbolcular ve ben oyun kuracak pas yeteneğini özellikle Gökhan Zan’da nedense göremedim. Sakatlığı ne durumda bilmiyorum ama bence bu kadroda bu işi en iyi yapabilecek oyuncumuz Semih Kaya’dır.
Bir de Mustafa Sarp.. Mehmet Topal’ın yedeği olabilecek bir futbolcu. Nedense %90 geriye paslar atıyor, ileriye dönük 1-2 pasta kalıyor. Herhalde Rijkaard’ın gözüne girebilmek için, pas hatası yapmadan garantiye almak için geriye paslar çıkardı hep. Ayrıca rakibe müdahalede nedense inanılmaz yavaş.
Orta sahanın göbeğine (Arda’nın yanına) ayağı pas yapabilen, Deco misali bir futbolcu Galatasaray’ı uçurur diye düşünüyorum. Kaldı ki, bu takıma yarıdan çoğu as oyuncular eklenecek. Ben yine de görmek istediklerimi gördüm bu takımı ve taraftarı inanılmaz günler bekliyor. Sevgilerimle Melih abi..
(Selam. Ben biraz şöyle düşünüyorum. Teknik direktörler ellerindeki malzemeye göre takım kurarlar. Kim formdaysa, kim taktik disipline sahipse, onu oynatırlar eğer futbol dışı bir saplantıları yoksa.
Eminim ki Rijkaard tandemde Gökhan Zan’a forma veriyorsa, şu an için oynadığı pozisyonda en iyisi o olduğu için yapıyordur bunu. Keza Mustafa Sarp için de aynı şey geçerli. Sevgilerimle. Melih)
Gökhan Zan ve Servet ikilisi için bu maçı beklemiştim.. Artık bana göre bu bölgeye kesinlikle takviye yapılmalı hızlı geride oyun kurabilen bir stoper kesinlikle şart.. Ama herkes fazla lüks olur diyecek onun için de en mantıklı çözüm oyun kuramasa da hızından dolayı kesinlikle Emre Güngör oynamalı.. Zan ve Servet 2′lisi inanılmaz agır kalıyorlar..
Hatırlasınız bu 2 oyuncu da oynadıgı takımlarda hep hızlı stoperlerle oynadılar. Ve öyle başarılı oldular. (Song-Servet, Emre-Servet, Toraman-Zan, Zan-Sivok) ama şimdi 2’sinin de hatalarını ve agırlıgını engelleyecek bir stoper yok.. Bu yüzden ben oyunu geriden oynayabilen hızlı bir stoper alınmasından yanayım ama maddi gücümüz yetmezse de kesinlikle Emre Güngör oynamalı..
Diğer taraftan bugunku orta saha perfonmasını görünce kahroldum gerçi bekliyordum, bu oyun sisteminde bu orta oyuncularının başarılı olamayacagını. Elimizdeki orta saha oyuncuları Sarp, Ayhan, Barış, Topal hepsi defansif oyuncular. Sadece biraz Ayhan ofansif oynayabiliyor. Ve bir de Emre Çolak var, onun da en az fizikinden dolayı 1 seneye ihtiyacı var. Orta sahada adam eksiltebilen pozisyona sokabilen final pasları atabilen bir tane oyuncumuz yok maalasef. Muhtelemen Haldun Üstünel’in 1 transfer yapacagı söylemi buraya olacaktır ama bence orta sahaya en az 2 transfer yapılmalı. Ofansif özellikleri yüksek olan en az 2 oyuncu almalıyız bana göre.
4-3-3 sistemindeki orta 3′lümüzün en az 2’sinin ofansif özeliklerinin yüksek olması lazım bu sistemde, merkez burası ki pozisyona girelim.. Linderoth saglıklı dönebilirse buraya 1 transfer yetebilir ama son durumu nedir bilmiyorum. Bugunku maçta sahadaki oyuncuların performanslarını görünce açıkcası korktum inşallah Samiyen’de kazaya ugramayız.
(Selam Umut. Bir arkadaşımız (Korhan’dı sanırım, ama yanılıyor da olabilirim) yazmıştı Barça bir 4-3-3 modeli, ama tek model değil diye. Chelsea de model olarak alınabilir . Orta üçlüde ikisi defansif, birisi ofansif oyuncu kullanmanın da iyi bir 4-3-3 modeli olabileceği yazılmıştı. (Ki o Chelsea hakem hatası olmasa CL Şampiyonu Barça’yı elemişti.)
Ben Rijkaard’ın ilk hedef olarak takıma sistemi oturtmak için çabaladığını, bunun da 4-3-3′ü transferlerle oturtmaya çalışmayacağı anlamına geldiğini düşünüyorum. Yani sistem işlesin diye transfer yapılmaz. Sistem daha iyi işlesin diye yapılır. Çünkü eğer sistem işlemiyorsa, alınacak oyuncu sakatlanınca sistem yine işlemeyecek, duracaktır makina. Sevgilerimle. Melih)
NTV’de yine bir T ile başlayan takım faciasından kurtulduğumuz için mutlu sayılabiliriz, bu akşamki sonuç için de en iyimser laf bu olurdu heralde.
Maçtan önce gençlere şans tanıyacağını düşünüyordum Rijkaard’ın ancak bu gençlerin Emre Çolak ve Serdar Eyilik olmasını bekliyordum kamptaki performanslardan sonra.
Bugün gözüken, gerçekten çok fazla zamana ihtiyacımızın olduğu ki ben zaten takımın tam anlamıyla oturmasının ocak ayını bulacağını düşünenlerdenim.
Oyuncu analizinde ise Sabri her zaman bildiğimiz gibi, inşallah Rijkaard da en kısa zamanda onu tanıyacaktır ve bu kontrolsüz güce bir çözüm bulacaktır. Gökhan ile Servet geriden topla çıkamayan bir ikili mutlaka aralarından birinin yerine Emre Güngör veya yapılacaksa top kullanabilen bir stoper gerekmektedir. Alpaslan’ı beğendim teknik hızı iyi ve kendini geliştirmesi gerekiyor. H.Balta’ya iyi bir alternatif olacaktır.
M.Sarp, Ayhan ve Barış 3′lüsü topun dolaşımını yeterince hızlı ve doğru sağlayamadılar ki buraya monte olacak M.Topal, Linderoth ve olası bir transfer bu akışı da kuvvetlendirecektir.
Hücum hattı ise bence bizde şu anda oynayamayacak 3 oyuncudan oluşuyordu. Erhan genç, yetenekli, ancak yetersiz. Yaser kanat adamı kesinlikle değil. Aydın ise ya kuvvetlenecek ya da kaybolacak zaten burada Baros, Arda, Nonda, Kewell, Keita oynayacak ancak en kısa zamanda bir arada oynamaları lazım ki birbirlerine ve sisteme uyum sağlasınlar.
Sonuç itibariyle zaman ve takviye gereksinimi ortaya çıktı ki ikisi de olacaktır diye düşünüyorum.
(Selam Berk. Yorumundan bağımsız yazıyorum.
Konu Trömsö. Sanırım biraz haksızlık yapılıyor hem Tobol’a, hem Galatasaray’a.
Öncelikle Tobol Trömsö’ye göre daha iyi bir takım. Tobol’un Avrupa bakiyesi artıda. Trömsö ise 26 maç oynayıp sadece 7 galibiyet almış.
İkincisi Galatasaray Trömsö’yle Eylül ayında oynadı. İlki 15 Eylül, rövanş da 29 Eylül’de. Yani TSL başlamış ve Galatasaray dokuz maç oynamış daha sonra Trömsö’yle karşılaşmış. Şimdi ise ilk resmi maçını yaptı dün Tobol’la.
Üçüncüsü Galatasaray ilk maçta şu kadroyla çıkmış sahaya: Mondragon, Cihan, Song, Tomas, Orhan, Hasan Şaş, Saidou, Uğur (Dk. 62 Hakan Şükür), Heinz, Necati, Ümit (Dk. 86 Hasan Kabze)
Rövanş kadrosu da şöyle: Mondragon, Uğur (Dk. 76 Zafer), Tomas, Song, Ergün (Dk. 46 Sabri), Hasan Şaş, Volkan (Dk. 39 Hakan), Saidou, Heinz, Necati, Ümit.
İlk maç tüm forvet kadrosu sahadaymış. İkincisinde de üç forvet.
Şimdi karşılaştırabiliriz artık bu iki maçı da. Hem tarih, hem rakip, hem maç kadroları itibariyle. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi.
Sabri’nin serbest vuruş kullanma sevdası nereden geliyor acaba? Bir futbolcunun bu kadar kötü frikik kullandıktan sonra, ki bu defalarca oldu, diğer maç yine frikik kullanmasının mantıklı bir açıklaması var mı? Acaba kendisi frikikleri çok iyi mi kullandığını sanıyor, ya da ben mi yanlış görüyorum Sabri çok iyi mi frikik kullanıyor?
(Selam Ufuk. Evet Sabri Sarıoğlu iyi ölü top kullanamıyor. Ama ondan daha iyi kullanacak da yoktu dünkü maçta. Çünkü Sabri Sarıoğlu, (biliyorum çoğunuzun kızacağını ama gerçek bu) takımdaki en iyi şutör açık ara. (Bu gözlemimi maçlardan bir saat önce takım ısınmak için sahaya çıktığında tribünde olmama borçluyum. Hilafsız 50 defa filan seyretmişimdir. Isınmanın bir bölümünde doğrudan şut çalışır futbolcular ve Sabri Sarıoğlu’nun yaptığı vuruşlar gibi yapanını görmedim henüz. Hem sertlik hem de isabet bakımından gerçekten çok iyidir. Ama maçlarda yılda bir kez atar böyle bir gol.)
Bu sezon takımda Arda Turan, Linderoth ve Kewell’dan birisi varsa ölü topları onlar kullanacaklardır muhtemelen. Frikikler konusunda ise karar Rijkaard’ın. Sabri Sarıoğlu Rijkaard’ın hilafına firikik atmaz, atamaz. Sevgiler. Melih)
İnce ince işlenerek oluşturulmaya çalışılan sistem ve futbol karakteri.
Teoriden pratiğe dönüşmesi için gereken zaman.
Kadrodan maksimum verim alabilme adına tüm kadroyu kullanma ilkesi.
Maçın başında yenilen golün etkisiyle bu kadronun, neler yapacağının tam olarak saptanamaması.
Ya da bu kadronun, maçı çevirebilme adına neler yaptığını görmemiz.
16 Temmuz’da oynanan bir maç. Sezonun ilk resmi maçı. Biraz erken zaman.
Tıpkı Franklin Edmundo Rijkaard’ın aklındaki futbola ulaşmaya erken olduğu gibi.
Sabır, dayanıklılık, kadirşinaslık…
Bizler sana inanıyoruz, güveniyoruz.
Ve de sonuna kadar bekleyeceğiz, Rijkaard.
(Biz de senin yorumlarını bekleyeceğiz Nusret, sonuna kadar. Sevgiler. Melih)
Melih Agabey merhaba
Öncelikle bu güzel yazi ve ESASI görebilen derinligin icin cok tesekkürler.
Sözde medyanin sözde yazarlarinin, hicbir analize, mantiga, derinlige, futbol bilgisine dayanmayan sözde analizlerinden sonra senin yazilarin farkli bir dünyanin kaleminden dökülen bir mürekkep.
Benim bu mac icin analizim ( ve bundan sonraki analizlerim de bu paralelde olacak, bu anlamda bu sayfalarda bir cesni olabilmeyi umuyorum) saha dizilisi, rakamlar ve bireysel performansin biraz daha disinda kalan, esas olarak TAKIM RUHU ve TEKNIK DIREKTÖR FELSEFESI’nin yansimalarina getirdigim anlamlar üzerine olacak.
Hemen bir giris yapayim:
sahaya cikan kadro…
Rijkaard’in daha önce belirttigi hususlar…
antrenman ve kamp tarihleri…
Rijkaard ve Neeskens’in TAKIM felsefesi…
takip edilen ve harfiyen uygulanan PROGRAM (bir Avrupa kupasi macina cikilacak olunsa dahi)…
iste puzzle’in bu parcalari yan yana gelince olusan resme baktim da aklima su örnek geliverdi;
hani bazi insanlar vardir (ki cogu batidadir bunlarin) her sabah saat 5′te spor ayakkabilari ve esofmanlariyla sabah kosusuna cikarlar ve yarim saat kosarlar.
her sabah…
önceki gece 2′de de yatsalar
o gün cok önemli isleri de olsa
stresli de olsalar
bir yakinlari vefat etmis dahi olsa
hic vakitleri olmasa da
her sabah
saat tam 5′te
yarim saat…
iste dünkü macin özeti… yapilan yolculuk dahil, götürülenler, kalanlar dahil, sahaya sürülenler, kenarda bekleyenler dahil, rakip dahil, Kazakistan dahil…
Rakip dün Arsenal de olabilirdi veya bir Macar ekibi, ya da x.
Program, sistem, hazirlik, mevcutlar, GERCEKLER, DOGRULAR, ASIL HEDEF isiginda Rijkaard yine saat 5′te cikacakti sokaklara…
spor ayakkabilari ayaginda, esofmani üzerinde…
tam yarim saat…
Buraya kadarki kisim bir SISTEM analiziydi. Rakamlara, dizilise girmeyen, KAFADAKI SISTEM’in analizi… Araya ne girerse girsin, günün highlight’i ne olursa olsun o ESAS HEDEF’ten, ANA PROGRAM’dan asla ÖDÜN VERMEYEN bir DISIPLIN. Milli takim oyunculari 90 dakika icin hazir degildi, götürülmeyenler henüz hazir degil, en cok ve en düzenli antrenman yapanlar sahaya sürüldü. NOKTA
Bunun üzerine hala yazi döseniyorlar bu memlekette. Iste hic o oynar miymis da, öteki nasil kadroda olmazmis da, bu nasil oyunmus da, 443, 352, 4231, tandem, Tobol da takim miymis da…
Hele bu son yoruma cok üzüldüm bugün. Sabah’ta Levent Tüzemen aynen söyle yazmis:
1-1′lik skor Galatasaray için bence başarı değil. Çünkü Tobol takım değil !
Iste benim ülkemin sKor medyasi.
Ah sayin Tüzemen ah!
Ben size Tobol’un ne OLMADIGI hakkinda bir kitap yazarim;
Tobol zengin degil
Tobol üst düzey oyunculari haiz degil
Tobol büyük bir ligde degil
Tobol teknik degil
Tobol marka degil
ama Tobol TAKIM !
hem de ne takim!
Belki de TSL’de hicbir takimin olmadigi kadar takim! Hiyerarsisiyle, oyun disipliniyle, yardimlasmasiyla, savasmasiyla, elinden gelenin en iyisini vermesiyle, pes etmemesiyle, inanciyla…
Tobol COK BÜYÜK BIR TAKIM!
Saygi duyulasi bir takim!
simdi izninizle birkac kelime de bizim TAKIM RUHU üzerine;
Mac sonu basin toplantisi;
Rijkaard: GENCLERIN YARDIMINA IHTIYACIMIZ VARDI !!!
Fatih Terim’in milli takimda “biz her zaman 11 kisilik bir takimiz, yedekler ve oynamayanlar dahil”
sözünden beri yedek olarak adlandirilan, genc olarak nitelendirilen oyuncularin TAKIMIN PARCASI, hem de cok önemli bir parcasi olduklarini haykiran bu kadar güzel, ince, zarif, onore eden bir söz daha duymamistim.
acaba bizim sKor yazarlarindan bir tanesi olsun bu sözün derinliginin ve NÜANSININ farkedildigini gösteren bir cümle edecek mi? Hic sanmam.
Gencleri kullanmak zorundaydim
Genclere mecburdum
Genclerle idare ettik
Isimizi gördüler
ile
Genclerin yardimina ihtiyacimiz vardi !!!
arasindaki fark
gencleri fazlalik, findik-fistik gören zihniyetle onlari TAKIMIN PARCASI, hem de cok önemli bir parcasi gören zihniyet arasindaki farktir.
bütün bir sezon onlari angarya ve ancak caresiz kalindiginda yama edilecek dolgu maddesi olarak gören zihniyetle, Galatasaray’in dününü, bugününü, yarinini gören zihniyet arasindaki farktir.
Gencleri kaybetmek ve onlari küstürmekle, onlari onore etmek ve kazanmak, gönüllerine bir saygi-sevgi dokunusu kondurmak arasindaki farktir.
Kisacasi x teknik direktörle Rijkaard arasindaki farktir.
Frank! Seni seviyorum asil yürek!
sevgiler
(Selam. Adını bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. Doğru bir mantığa, bu mantığı saracak bir yüreğe ve inanılmaz güçlü bir kaleme sahipsin. (Eğer hukuk okumadıysan, haiz olmak fiilini -bir şeyi haiz olmak- doğru kullanmandan da bile belli Türkçe yeteneğin.)
Çok sevindim bu yoruma. Özellikle de şundan. Acıkçası yazıyı yazarken Rijkaard’ın kullandığı “gençlerin yardımına ihtiyacımız vardı” cümlesine ben de vurulmuştum. Ama televizyonda izlemediğim için bunun doğru bir çeviri olduğundan emin olamadım. Kullanamadım. O asil cümleyi çekip çıkardığın ve önümüze bir kez daha getirdiğin için çok sağol. Sevgilerimle. Melih)
Melih ağabey senin bu güzel yorumların bile benim sinirimi dindiremedi!
O kadar sinirliyim ki bu taraftar hiç bir şeyi hak etmiyor, bu taraftara Yılmaz Vurallar, Hikmet Karamanlar müstehak ne Rijkaard’ı yahu?
Hangi Rijkaard’dan bahsediyoruz piyasa antrenör doluymuş meğer Mustafa Sarp’tan bir cacık olmazmış, Gökhan tam bir kazmaymış, Yaser yedek bile duramazmış, Erhan 5 para etmezmiş, mış miş muş.
Bre yahu bre ne cevherler varmış aramızda, ne profesyonel antrenörler varmış bizim haberimiz yokmuş bunları yeşil sahalarda görmek isteriz keza önleri çok açık 2 haftaya kalmaz Manchester’a 1 aya kalmaz Barça’ya transfer olurlar vallahi.
Rijkaard takımla çalışmalara başlayalı 1 ay oldu ki topla çalışmalar sanırım 10 gün bile tutmamıştır. 10 gün yahu koskoca 10 gün nasıl olur da bu takım deli gibi futbol oynayamaz hani Tobol’a 5 atacaktık, hani 5 güne Arsenal 10 güne Barça olacaktık, hani bu Rijkaard’ın büyük güçleri vardı hani bu Rijkaard uzaylıydı?
Tüh sana Rijkaard istifa et lütfen istifa et gerekeni yap istifa belgeni masaya bırak yoksa bu profesyonel sertifikalı taraftarlar seni ıslıklar vallahi yoksa bu analiz uzmanı her biri mükemmel harika cool futbol profesörü basın seni çarmıha gerer vallahi demedi deme.
Saygılar!!
(Faruk selam. Bu yazınla sinirini atmışındır diye düşünüyorum:-)) Aslında işin güzelliği bu. Şairin dediği gibi. “Anlamak sevgilim o müthiş bahtıyarlık. Anlamak gideni ve gelmekte olanı.” Umarım kulüp tarihine, halen karşı yakanın elinde olan Hiddink’i gönderen kulüp unvanına benzer bir unvan eklemeyiz içimizdeki ve dışımızdaki Galatasaraylılar yüzünden. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi,
Bir rakam da ben vereyim.
67: Galatasaray’ın topla oynama yüzdesi.
Rakibin zayıf olması ve kapanmasının da etkisi vardır elbet ama son zamanlarda ben bu rakama ulaştığımızı hiç hatırlamıyorum.
(Keremcan selam. Önemli bir konu bu. Rakip kapandı ama kendi 18′ine değil, 45 metreye kapandı. Biz de sürekli birinci bölgede pas yaparak geçirmedik oyunu. İkinci bölgede de pas yaptık. Buna dikkat çektiğin için çok teşekkürler. Sevgilerimle. Melih)
Analizin çok güzel olmuş Melih abi.. Şu ana kadar yaklaşık 12 tane blog takip ediyordum. Bunların ne kadarının takip etmeye değer olduğunu maç analizi yazılarına bakarak anlamış oldum. Sanırım yarısını elemek durumunda kalacağım. Sabredilmesi gerektiğini söyleyenler hemen saldırı ve ayarsız bir eleştiri moduna gecmişler daha şunun şurasında kaç antrenman yapıldı, kaç maç yapıldı ve bu kadar zamanda ne bekler bu insanlar..
Türk insanının en büyük hastalığı en kolay yoldan en hızlı biçimde para kazanma isteği, bir şeyin hemen olmasını beklemeleri, kısacası sabırsızlık..
(Selam Faruk. İstemekle bir şey olmadığı için bugüne kadar sistem kurmuş çok az insan yetişti bu topraklardan maalesef. Yabancılara saygı duymanın bir nedeni de budur zaten. Biraz da kendi ülkelerinde güzel sistemler kurdukları için saygı duyarız bu insanlara. Ama mesele bu insanların bizim topraklarda sistem kurmasına gelince, iş birden değişir. Büyük dilemmadır bu. Yorumun için çok teşekkür ediyorum. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih agabey,
İzlediğimiz tüm hazırlık maçlarında ve son Tobol maçında alenen gördük ki, bu takıma uzun boylu ve fiziği yerinde bir santrfor gerekiyor. (Erhan yeteneklerine rağmen, beklentilerden çok uzak, bu sistem de rakip defansı rahatsız etmeyi bırakın, ayağına top bile gelmiyor.)
Neden bu yönde çalışma yapılmıyor acaba? Bu bölge için yıldız futbolcudan ziyade genç ve yetenekli biri alınsa çok faydalı olur kanaatindeyim. Zira oyunun sıkıştığı anlarda devreye girerek rakip defansın dengesini bozabilir, böylece diğer yıldızlarımız boş alan bulabilirler. İlla ki takımın başındaki büyüklerimiz bizim gördüğümüzü görüyorlardır ve bizim düşündüğümüzü düşünüyorlardır ama neden halen somut haberler yok ? Acaba bilgi asimetrisinde zayıf olan biz miyiz bu konuda ?
Teşekkürler, kolay gelsin.
(Selam Alper. Modern futbolun 4-3-3 bahsinde artık sadece merkez forvet oynayabilen futbolcular kalmadı, Hakan Şükür misali, uzun boylu, hava hakimiyeti olan. (Bu tanım esasında 1992 Barçası’nda Stoickov ve Ronaldo’nun forvet oynamasıyla tarihe karışmıştı. Hakan Şükür de o yıllarda Van Basten’e benzetilirdi, hatta Ronaldo’ya. Çünkü dribbling yapan, rakip eksilten modern bir forvetti. Daha sonra bu iki özelliği kalmadı ve pivot santrfora dönüştü.)
Halen dünya futbolunda bu tipe daha yakın oyuncuları istihdam eden tek lig galiba Bundesliga. Ki geçen hafta Bayer’de seyrettiğimiz Eren Derdiyok ve iki sezon önceden acıyla hatırladığımız Kiessling bile hızlı futbolcular ve bu tanıma pek uymuyorlar.
Yazıda da yazdığım gibi 4-3-3′ün ilerideki üçünün her koridorda (kanatlar ve merkez) oynayabildiği hızlı forvete doğru evrildi modern futbol. Uzun santrfor bizi yıllar önceki kaos futboluna götürür yeniden kanımca. Yani, “Şişir cezasahasına Şükür vursun, o kaçırırsa Karan, o da olmazsa Kabze” formülüne. İşte Trömsö’ye elenen o futboldu. Ve de bu elenme asla bir iş kazası değildi. Çünkü iş kazası bir maçta olur. İki maçta da olmaz. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar,
Dün maci pür dikkat seyrettik, herkesin kendine göre belli izlenimleri ve yorumlari olacaktir maca dair. Önemli olan yikici olmaktan ziyade yapici elestirmektir. Bu baglamda, birkac gözlemimi ve analizimi seninle ve burdaki diger arkadaslarla paylasmak istiyorum.
Melih abi, senin de defalarca belirttigin gibi Rijkaard genel hatlariyla takima 4-3-3 sablonunu oturtmak istiyor. Ilk hedef su anda bu gözükmekte. Bu 4-3-3 dizilisi, takim kalitesi ve eldeki oyuncu kapasitesine göre saha icinde farkli haller almakta. Yani benim izlenimim sunu göstermekte ki 4′lü defans önünde 6 numarali pozisyonda statik bir önlibero (capa) ve onun önünde hafif solda ve hafif sagda pozisyon almis iki ortasaha oyuncusu. Bunlarin görevi 6 numarali capa görevi yapan oyuncudan topu alip bir ön blok olan hücüm blokuna topu aktarmalari. Ama ayni zamanda defansif olarak hem savunma oyuncularina hem de capa görevi yapan oyuncuya katki saglamak.
Gecelim hücüm blokuna. Burada yine kanatlara biraz daha yakin pozisyon almis hem sol forvet hem de sag forvet elemanindan olusmaktadir. Bu kanattaki iki eleman ayni zamanda sag ve sol bekler hücüm icin bindirme yaptiklarinda ters kademe yaparak defans görevini de üstlenebilirler.Durum ve pozisyona göre.
Ve nihayetinde bu hücum blokunu tamamlayan oyuncu ileri ucda hafif önde sarkik bir santrafor. Buraya kadar her sey acik. Ama bu isin sadece teorik tarafi, bir de madalyonun öbür yüzünde isin pratik ya da eyleme dönüsmüs bicimi var, ki herkesin gördügü de budur.
Pratigin teoride verilen ile zit düsmemesi icin yani baska bir ifadeyle teorinin pratige basariyla uygulanmasi icin eldeki malzeme ve dolayisiyla mevcut potansiyel cok önemlidir bu anlamda. Daha acik konusursak durum sundan ibarettir:
Takim 4-3-3 teorisi üzerine kurulmaya calisilmaktadir, saha icinde bunun yansımasi genel hatlariyla 4-1-2-2-1′dir. Capa orta saha blokundan biraz daha geride durur. Santrafor ise hücum blokundan biraz daha öndedir.
Son bes macimiz özellikle de Leverkusen macinda bu dizilisi defalarca gördük. M.Sarp cakili oynayan bir önlibero ve E. Sentürk (M.Baros) biraz daha önde duran bir santrafor olarak pozisyon almislardi saha icinde.
4-1-2-2-1 saha icine yayilisi özetle sudur:
——–(1)
—–(2) —–(5)——-(4)——-(3)
——–(6)
——-(7) ——–(8)
——-(11) ——–(10)
——–(9)
Pratike ve eldeki malzemeye bakdigimizda son iki macin isiginda sunlar söylenebilir;
1. numarali kaleci pozisyonunda Orkun ve Aykut yeterli degildir. Cünkü, ne Orkun ne de Aykut iyi bir cizgi kalecisi olmanin disinda kendilerini gelistirememislerdir. Dikkat ediyorum da her duran top pozisyonunda ya da defans blogunun arkasina sarkan toplarda israrla altipasin icinde durmayi yeglemektedir bu iki kalecimiz. L. Franco ne karakterdir bu anlamda bilemiyorum, ama böyle altipas icinde Orkun ve Aykut gibi statik duracaksa onun icin de ayni seyler söylemek zorunda kalinacak. Ama Mallorca ile yaptigimiz maclarda hep altipas disina cikan ve aci daraltma özelligi olan bir kaleci diye aklimda kalmis. Bunun disinda söylenecek kötünün iyisi olarak Orkun’u görmekteyim. Yani Aykut ile kiyaslandiginda daha iyi refleksleri olan bir kaleci. 1 numara icin L.Franco-Orkun ve Firat olmalidir kanimca.
2 numaraya baktigimizda, Sabri artik bu pozisyonda olmamalidir diye düsünmekteyim. Rijkaard kendisini iyi tanimadigindan zannedersem de taniyana kadar basina cok bela acacagina eminim Sabri’nin. Beyni ayaklarina bu kadar kötü hükmeden bir oyuncu var midir Galatasaray’da bilemiyorum. Ama bildigim bir sey var ki, o da Sabri’den hem Rijkaard’in hem de Terim’in devsirme sagbek olarak faydanlanmayi bir yana birakmalari gerektigidir. Bence Sabri oynayacaksa ortasahanin saginda kendine yer bulmalidir. Cünkü teknigi ne kadar vasat ya da vasat alti da olsa sürati ile sürpriz bindirme yapma kabiliyetine sahip birisi. Bu arada Sabri demisken mümkünse artik duran toplarin arkasina gecmesin, bu teknik-kapasiteye sahip olmayan futbolcu neden halen takim icinde bu toplari vurur anlamakta güclük cekmekteyim, aynisini vakti zamaninda Hasan Sas icin de düsünmekteydim. Neyse…Bence 2 numarali mevki icin artik Ugur’dan baskasi bu mevcut kadro icinde düsünülmemelidir, eger Ugur aksadiginda en iyi alternatif Linderoth’tur. Bu pozisyonu layikiyla yerine getirebilecegini bize gecmiste gösterdi.
3. numarali mevkide oynayacak kisi Alparslan olabilir ya da eskisi gibi H.Balta, bu mevkide acikcasi cok büyük bir SIKINTI görmüyorum.
4.numarali pozisyonda Servet zaten artik demirbas sayilir. Kendine özgüveni cok yüksek oldugu icin bazen gereksiz pozisyon hatasi ve pas hatasi yaparak takimi SIKINTIya sokabilmektedir ama o kadar özveriyle oynamaktadir ki bunlara insan göz yumabiliyor.
5.numarali mevki icin Gökhan öncelikli tercihimdir. Bence seri ve atik bir oyuncu, hava toplarinda da oldukca iyi. Bunlarin ötesinde oldukca fair play ruhu yüksek bir futbolcu. Bence yillarca bu kadar cirkef oyuncuyu kadromuzda gördükten sonra Gökhan gibi insanligi ön planda olan bir futbolcuyu tercih etmekteyim. 4 ve 5 numarali mevkiler icin Emre Asik ve Güngör iyi bir alternatif olusturmaktadir.
6 numarali pozisyon icin Mustafa Sarp son maclarin hepsinde baslayip 90 dakikaya yakin oynadi. Bence bu capa görevine en iyi yapacak mevcut kadroda Linderoth’tur, ama malum sakatliginin ben gecici oldugunu düsünmüyorum. Onun icin Mehmet Topal ile Mustafa Sarp arasinda amansiz bir rekabet olacak herhalde. Acikcasi dün Ayhan’in birkac defa ceza sahasi önünde net sutluk pozisyonlarda uzaktan vurmamasini anlamadim. Bu meziyetleri olan biri degil acikcasi. Bu pozisyonlarda Mehmet Topal sutu deneyen bir ortasaha elemani. Bundan dolayi Topal’in oldukca bir artisi var capa pozisyonu icin.
7 numarali mevki icin mevcut kadroda acikcasi SIKINTI oldugu kanisindayim. Burda Arda kullanilabilir ama o zaman da bahsettigim SIKINTI 8 numarali pozisyon icinde gecerli olacaktir. Cünkü 8 numarali mevki icin Arda’yi düsünmekteyim.Bir alternatif burada Sabri’nin oynatilmasi ya da en dogrusu iyi bir ofansif ortasaha takviyesi. Sabri bu pozisyon icin sonradan oyuna girerek iyi bir yedek olabilir.
8 numarali mevki icin bicilmis kaftan Arda’dir. Melih abi senin de bahsettigin gibi, ters ayak özelligiyle burada rakip oyuncuyu cabuk ekarte eden ve devamli ice yönelebilme meziyetlerine sahip birisi Arda.
10 numarali mevki icin düsündügüm oyuncu Kewell. Bana göre takim icinde kapasite ve tecrübesiyle takimin beyni Kewell. Tabi bunlari yerine getirebilmesi icin sagliginin da ve fizik kapasitesinin de birsekilde elvermesi gerekiyor. Bu pozisyon icin E.Colak alternatif olabilir, ama yeterli olur mu ondan cok emin degilim. Gerektiginde Arda bu pozisyonu oynayabilir.
11 icin Keita olmalidir. Sürati ve teknigi onun bu pozisyonda rakipsiz kiliyor. Umarim bu meziyetlerini sahaya da yansitir.
Ve nihayet 9 numarali mevki, burasi icinde Baros rakipsizdir. Dün de görüldügü gibi Baros bu kadroya elzem bir topcudur. Gercekci olmak gerekirse, E.Sentürk’ü birakin Baros’a, Nonda’ya bile alternatif olacagini düsünmemekteyim. Gecen yil onu Almanya’da Paderborn macinda ciplak gözle seyretmistim. O macta sagbek olarak oynamisti, bayagi da basarili olmustu. Bence ondan farkli mevkilerde yararlanilabilir, ama santrafor olarak simdilik mümkün degil diye düsünüyorum.
Yaser ve Aydin icinde cok olumlu düsünmüyorum. Bence Galatasaraylilar’in büyük bir kismi da bu kanidadir. Hiz bence bir yere kadar, önemi olan bence futbol zekasi. Okan Buruk, Emre Belozoglu ya da Tugay ciktiklarinda kumaslari belli olan topculardi. Ama Aydin’da cakma bir Caniggia görmekteyim:)) Yaser’in daha ne oldugunu anlamis degilim acikcasi:))) Tabi bu isin latifesi.
Yazalicak cok sey var daha aslinda ama simdilik bunlarla noktalayayim diyorum.
Özetle kafamdaki kadro su:
————–L.Franco—————–
Ugur—–Gökhan—–Servet—-Alparslan
————–Linderoth—————-
——Transfer————Arda———
Keita—————————-Kewell
—————-Baros——————
Zannedersem epey uzun bir yazi oldu, affina siginiyorum Melih abi.
Selamlar…
Murat
(Murat selam. Aklına gelenleri unutmadan yaz hemen. İki minik not. Kalede yedek olarak bence Aykut Erçetin daha iyi. Çünkü kurtarış sayısı bakımından açık ara iyidir. Ama ikinci kaleci olmayı sevmediği ve bundan hazzetmediği için gidecek sanırım. Dünkü maçta da bu yüzden oynamadı.
Bir de 4-3-3′ün açılımı 4-1-2-2-1 de olabilir, 4-2-1-2-1 de. Bu durumda tek capa kullanmadan iki tane sert orta saha, önlerinde de ofansif bir futbolcu oynayabilir. Atıyorum, Mehmet Topal ve Mustafa Sarp yanyana oynarlar, önlerinde de Arda Turan. Bu da bir fikirdir ve özellikle deplasman maçlarında oldukça da işe yarar.
Sevgilerimle. Melih)
Melih abi,
Senin bu güzel yazilarin olmasa, taraftarlar Rijkaard’i simdiden gönderirdi, cok sükür senin gibi birkac yazar daha var (Ant Ipek, Osman Tanburaci) yoksa isimiz kötü.
Bir de Melih abi as oyuncular oynamadan, sence bizim taraftarlar neden bu takim yetersiz diyebiliyor, cok merak ediyorum bunu? Böyle yürekli bir teknik direktöre sahip oldugumuza sevinecegimize Rijkaard’i asip kesmeye basladik. Destek olup isini kolaylastirmak varken Rijkaard’in önüne tas koyuyoruz, bence bu mantaliteyi degistirmeliyiz.
(Selam Genco. Haddimi bilirim. Herhalde camiada denizde bir damlayım. Eğer gerçekten bir işe yarıyorsam bu yazılarla, inan çok da sevinirim. Ama gerçek pek öyle değil galiba.
Taraftar niçin böyle? Güzel soru. Yanıtı basit. Kendini bilmemekten. Kim olduğunu, nereden geldiğini, nereye gideceğini bilmemekten. İstiyorlar ki her şey olsun, hemen olsun, zahmetsiz olsun. Bunda bir sorun yok. Sorun bunun mümkün olduğunu düşünmeleri. Ve korkarım ki daha da kötüleyecek taraftarın bu tutumu. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih Abi,
Arda Turan V.Boleslav yedek olarak kenarda oturacaktı ancak sonra ona ilk onbirde verilen görevi kendisi çok iyi değerlendirdi, elini taşın altına koydu zaten yetenekli idi ve bugünkü noktalara geldi. F.Rijkaard, Neeskens, Puyol gibi bir ekiple milli oyuncular gelmeden yaklaşık bir ay çalıştı bu genç oyuncularla, bu müthiş bir olaydır. Onlara tanınan bu kadar imkanı Emre Çolak ve Alpaslan Erdem dışındaki oyuncuların iyi değerlendirdigine inanmıyorum.
Fabregas’ı 16 yaşında, Owen’ı 17 yaşında, Wallcot’u 16 yaşında oyuna girdiklerinde topa dokunuşlarını, insiyatif alışlarını arkadaşları ile saha içinde sürekli konuşmalarını hatırlıyorum. Zaten bu tip oyuncular ileride yıldız olacaklarını belli ediyorlar tıpkı Sinan Bolat, Mesut Özil, Marcus Berg..gibi.
Senin görüşüne saygı duyuyorum Melih Abi ancak bir takımdaki gençlerden bazıları ile bu takımla bir yerlere gelinecegine inanmıyorum. Özellikle Yaser Yıldız’ın sahada faul alan bir oyuncu olarak kalması oyunu okuma zekasının düşüklüğü, tekniginin ve son vuruşlarının yetersiz olması onun ne kadar mücadele ederse etsin bu takımın oyuncusu olamayacagını gösteriyor tıpkı Cihan Haspolatlı gibi.
GS’da oynamak için bazı özelliklerinizin sıradışı olması gerekir. Bazı genç oyuncuların dışında iki oyuncuyu da GS’a yakıştıramıyorum. Bunlardan birincisi Orkun Uşak. Saçma sapan hareketler yapmasını bu kaleyi koruyan Simovic, Taffarel, Mondragon gibi efsane kalecilere sahip olmuş bir takıma asla yakıştıramıyorum. Kendisinde ilk günden beri “ben küme düsen bir takımdan geldim basın beni hor görüyor onlara kendimi ispatlayacagım” düşüncesi var. Ayrıca ayakalarına hiç hakim degil ve Neeskens’in defalarca uyarmasına karşın hala degaj yapıp oyunu geriden kurmamızı engelliyor. Geldigi günden beri Orkun’da hiçbir gelişim gözlemlemedim.
İkinci oyuncu adayım ise Sabri Sarıoglu. Sabri’nin algılama güçlügü çektigi inancındayım ve kendini dışarıya ifade edememe sorunu yasadıgını tahmin ediyorum. Kendisinin egitim seviyesini bilmiyorum ama Sabri’nin Terim’den yana kendini bir adım ileriye taşıyamadığını görüyorum. Kendisine tanınan bunca imkana ragmen Sabri’nin sosyal davranışlarındaki çarpıklık, gereksiz konuşmaları, maç içinde yaptıgı haraketler Sabri’nin oyunundan cok zekasının sorugulanmasına neden oluyor. Sabri GS’da oynadıgının farkında degil. Bu formayı Metin Oktay’ların, Cüneyt Tanman’ların nasıl taşıdıklarını bilmiyor. Ayrıca Sabri’nin futboluna gelecek olursak Türk futbolcuları gibi onun da kendini geliştirmek için özel antrenmanlar yaptıgını düsünmüyorum. V. Hooijdonk idmanlardan sonra özel getirtigi maket barajlarla idmandan sonra saatlerce frikik çalışması yapardı. Tanju ile Prekazi antremandan sonra saatlerce orta şut çalışırlardı. Sabri GS A takımına çıkalı 6 yıl oldu. 6 yıl boyunca çok genel olacak ama sıfıra inip topu havalandırıp Ümit Davala gibi orta yaptıgını ben görmedim. Buna karşın Uğur daha iki yıl önce sıfıra inip müthiş bindirmeler yapmış hatta sakatlanmadan önceki içerideki maçta Sivas’ın sol kanadanı çökertmişti. Onun için bazı futbolcular için boşuna kürek çekmeyelim çünkü onlar bu saygıyı hak etmiyorlar. Çünkü onlar kendilerine saygı duymuyorlar.
(Kaan selam. Görüşlerine saygı duyuyorum. Minik bir not. Orkun Usak genç bir oyuncu değil. 29 yaşında tamı tamına. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba,
Uzun süredir takip ediyordum ancak, sayfanıza ilk kez yorum yazıyorum, çok da uzun olmayacak.
Dünkü maçta çok kötü oynadık diyebilirim, ancak halen hazırlık maçları oynuyoruz, hatta uzun dönemde bir felsefenin takıma aşılanmasını istiyorsak, hazırlık maçları oynamaya 3-4 ay daha devam edeceğiz. Tüm taraftarların da kendini buna hazırlaması gerekiyor.
3. sınıf bir Asya takımına karşı daha Süper Lig’de bile oynamamış oyunculardan kurulu bir kadroyla, hiç alışık olmadıkları bir taktikle sahaya çıktık. Bunu baz alıp “şuraya transfer gerek, Rijkaard bu işi bilmiyor, bu taktikle olmaz” gibi yorumlar duymak beni gerçekten çok korkutuyor.
20 senedir futbolu takip ediyorum ve GS taraftar ve basın profili özellikle 2000 yılından sonra gittikçe eski sabırlı, sakin ve sadakatli tarzından uzaklaşmaya başladı.
Şu maçtan sonra takım oyunu ile ilgili bu kadar negatif ve tezcanlı yorumlar duymak, acaba taraftar ve basın olarak FB’lileşiyor muyuz sorusunu aklıma getiriyor ve bayağı bir korkuyorum.
(Selam. Gayın-Sin’e hoşgeldin. 20 yıl uzun bir süre. En azından Denizli dönemini ve sonrasını biliyorsun. Korkunda çok haklısın diyemeyeceğim. Çünkü aleni biçimde Fenerbahçelileşti Galatasaray taraftarı. Yani bir tür nefret ettiklerine dönüştüler Galatasaraylılar. Bunu çok net görüyorsun aslında ama bence kibar davranmışsın biraz. Sevgilerimle ve görüşmek üzere. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Dünkü maç hakkında forumda yeterince bir şeyler karaladığımdan yeni bir yazı yazma gereği duymuyorum. Umarım bunu bir ayıp olarak algılamazsın. Yazı içindeki söz konusu üzüntüm de Galatasaray’ı yerden yere vuranlar içindir.
Maç bittikten sonra birçok arkadaşımızın bir çok şeyi yerden yere vurmalarını bekliyordum. Leverkusen maçından bile daha kötü eleştiriler olacağını umuyordum. Anladığım kadarıyla olmuş da.
Maçtan 5-6 gün önce Galatasaray’ın ölüsü berabere kalır ya da olmadı, tek farkla galip gelir demiştim. Aslında daha o gün iyi bir futbol beklemediğimi belli etmiştim. Dün de maçtan önce iyi bir oyun beklemediğimi, daha çok gençlerin oynayacağını ve bu fırsatı değerlendirebilirlerse gençlerin abilerinden daha hırslı oynamalarını beklediğimi iletmiştim. Beni üzen asıl şey ise gençlerin beklediğim hırslı oyunu sahaya yansıtamamaları oldu. Sonuç itibariyle sahadaki çocuklar ideal kadro mensubu değiller. Dün ilk yarı sahaya çıkan kadroyu göz önüne alırsanız 11 kişinin sadece maksimum 4 kişisi ideal kadronun parçası olacak. Bu öngörüde bulunmak zor olmasa gerek. Dile kolay sahadaki 11′in 7’si bebelerden oluşuyordu ve bunların 6’sı altyapıdan gelen oyunculardı.
Burada çok önemli bir noktayı gözden kaçırıyoruz. Bir kere Galatasaray maça pek konsantre olmadı, oyuncular fazla sallamadı, nitekim ilk gol de bu konsantrasyon eksikliğinden kaynaklandı. Ama oyuncularda hiç panik denen şey görülmedi. Biliyorlardı ki öyle ya da böyle gol atacaklardı. Bu maça bir Avrupa Kupası maçı olarak değil bir hazırlık maçı gibi bakmışlar, orası kesin. Futbol olarak tabii ki güzel oynamadık, hazırlık maçı tadındaydı ama dikkate almamız gereken bazı şeyler var. Bunlardan birincisi, bir çok Galatasaray taraftarı nerede bu gençler, neden bu gençleri hep satıyoruz, ulan neden gençleri oynatmıyorlar, bu Skibbe gençlere önem veriyor diye getirildi ama hiç gençleri oynatmadı yahu diye saydırıp duranlar vardı. Hem de nasıl saydırmalar. Burada bir çok başlık öne sürebiliriz, Ferhatlar, Gökhanlar, Anıllar, İrfanlar gönderildiğinde dellenen, bu gençlere yazık değil mi diyen. Başımızda öyle cesur bir hoca var ki, Avrupa Kupası maçıymış, turmuş, fark atmakmış gibi popülist düşünceden uzak durarak tam 7 tane gence görev verdi, onlara şans verdi. Karşıdaki rakip ne kadar zayıf olursa olsun fizik olarak bizden çok daha hazır bir takım oldukları gerçeği değişmezdi ve daha sert oynamaları, geriye yaslanmaları kaçınılmazdı. İdeal kadro ile oynamadığımız için gol noktalarında sıkıntı yaşayacağımız zaten bilinen bir gerçekti. Rijkaard popülist yaklaşmayarak aslında oyuncuların ve Galatasaray’ın geleceğine yatırım yaptı. Onlara güvendi. Formalarını verdi. Gençler etkili olmuştur, olamamıştır, bu önemli değildir ama takımın geleceği açısından Rijkaard’ın ne kadar önemli bir düşünce içinde olduğunu görmek lazım.
Bir tarafta sıradan bir hazırlık maçına as kadrosuyla çıkan Fenerbahçe, diğer taraftan Avrupa’da tur maçına bebeleriyle, 7 genci, altyapıdan 6 oyuncusuyla çıkan Galatasaray. Normal şartlar altında göğüsleri kabara kabara övecekleri bir şeydi bu Galatasaraylıların. Çünkü biz anlık değil geleceğe yönelik olarak düşünmüştük. Gençlere lafta değil, gerçek anlamda forma vermiştik. İdeal kadrosuyla sahaya çıkmayan ve daha hazır olmayan bir takımın zayıf olsa da kesinlikle hazır olan bir takım karşısında üstdüzey bir futbol beklemeyeceğimizi zaten biliyorduk.
Olaya aslında şöyle bakmak lazım. Bu bizim ölümüzdü. Bebelerimizdi. Ölü halimizdi. Tobol’un da en konsantre ve en asılarak oynadığı maçtı. Bu bağlamda düşününce durum zaten ortada. Komplekse girecek en ufak bir durum dahi yok.
İlk yarı ileri üçlüye bakınız lütfen:
Yaser – Erhan – Aydın…
Bunlar ancak alternatif olabilecek isimler. Bu üçlünün fazla etkili olamayacağını az çok tahmin ediyorduk zaten. Çünkü Yaser ve Aydın kapalı savunmalara karşı etkili olamazlardı. Açık alan oyuncuları. Özellikle Aydın uzun alanda çalım atabilen bir oyuncu, o da hızıyla. Erhan ise teknik bir oyuncu olsa bile Baros ve Nonda’dan sonra ancak alternatif olabilecek bir oyuncu. Yaser ise aynı bölgede Kewell ve Arda’yı düşününce üçüncü alternatif. Aydın da başka bir alternatif.
4-3-3 sisteminin en önemli yapıtaşlarından biri olan ve gol denen şeyi belirleyen en öndeki üçlünüz ne kadar etkiliyse, sisteminiz o kadar işleyebilir. Yukarıdaki üçlüye bakınca (yaş ortalamaları kaç acaba-umurlarda mı?) şunu düşünmek lazım. Bunlar mı oynayacak, yoksa Kewell – Baros – Keita mı?
Dün sadece Arda ve Baros girdi diye, ideal kadrodan iki parçacık oyuna girdi diye oyunun şekli değişmişti. Peki, ya Mehmet Topal, Linderoth, Keita, Kewell, Arda, Baroslar bir arada olduğunda ne olacak? Yeni yabancı transferi eklendiğinde ne olacak?
Eee, neden şimdi oynatılmıyor onlar? Ne zaman oynatılacaklar denebilir. Geçen yıl tam olarak hazır olmayan futbolcularımızı sahaya sürdüğümüzde nelerle karşılaştığımızı unuttuk galiba. Teknik ekip oyuncular tam olarak hazır olmadan sahaya sürmek istemiyor. Geçen yılki sakatlıklar yaşanmak istenmiyor. Gerekli fiziksel güce eriştiklerinde zaten onbirin parçası olacaklar ve zamanla sisteme adapte olacaklar.
Galatasaray’ın sıkıntıları yavaş oynaması, pozisyon sıkıntısı çekmesi ve hareketli oynamaması. Asıl şam babaları geldiğinde o sıkıntılar zaten ortadan kalkacak. Adım gibi aşikar.
İlginçtir ama, dün Tobol maçından sonra zap yaparken LİG TV Galatasaray – Konyaspor maçını tekrar veriyordu. Hani şu geçen sezon sahamızda 4-1 kazandığımız, Baros’un ilk yarı uzaktan çatala taktığı maç. O maçın ikinci yarısına yetiştiğimde ve adam gibi izlediğimde şaşırdım gerçi. Bu oyunu daha önce izlemiştim ama daha sakin bir ruh haliyle izleyince mest olmuştum. İnanılmaz paslaşmalar, hızlı ve tempolu bir oyun. Göze hoş gelen futbol, tik tak tik tak paslar, körük gibi mücadele eden orta saha… Çok zevkli bir ikinci yarıydı Konyaspor maçı. Kim ne derse desin, bazı maçlarda cidden müthiş oynatmış Skibbe takımı.
Peki Rijkaard ne yapacaktır bunların üzerine?
Bu oyunu Konyaspor maçında o halleriyle oynayan oyuncularımız daha üstününü Rijkaard liderliğinde gerçekleştirecekler. Asıl şam babalarını bekliyoruz. Fiziksel olarak güçlenmelerini.
Benim minicik dahi kaygım yok. Başımda popülist bir teknik direktör yok. Başımda ne yaptığını bilen, yaptığı her şeyin farkında olan ve bile bile yapan bir hoca var. Hızlı ve seri oyunculara şans vermek isteyen bir hoca var. Alpaslan, Yaser, Aydın, Sabri seçimleri bunu gösteriyor.
Dün Alpaslan’ı çok beğendim. Biraz daha dengeli oynarsa gerçekten sol kanadımız gelecekte emin ellerde olacak. Haksız bir kırmız karttı vs. olayına girmeyeceğim, ilk aldığı sarı kartta zaten adama dokunmamıştı bile. Bu arada Kazak takımı fizik olarak o kadar hazır ve güçlü olmasına rağmen her darbede ve olmayan darbelerde saatlerce yerde yattılar, kıvrandılar, debelendiler. Halbuki bunu geçen yıl bizimkiler yapıyordu. Dün en hazır olmadığımız anlarımızda bile geçen yılki yerde debelenme hastalığımızı görmedim bile. Sanki daha fazla işlerine bakmaları tembih edilmiş.
Bir de orta sahada Sarp’ı anladım ki Rijkaard ne istiyorsa onu yapıyor. Belli bir alana Rijkaard tarafından sıkıştırılmış. Defans oyuncuları pas atacakları zaman orta sahadan gelen pek adam yok. Ara sıra Ayhan geldi ama hepsinden daha fazla kendisini pas almak için sürekli gösteren Sarp’tı.
Şu belli ki ölü halimiz bu. İdeal kadro geldiğinde her şey güzel olacak. En ufak çekincem ve sıkıntım dahi yok. İçim inanılmaz rahat. Dün maçı izlerken 1 saniye bile kaygılanmadım. Çünkü beklediğim şeyler gerçekleşti ve maçtan 5-6 gün önce dediğim gibi, en ölü halimiz bile buradan en az beraberlik alırdı. Hem de gençlere şans vererek.
Bu maç sonrasında yapılan yorumlar beni bazı anlamlarda şaşırtmadı. Beklediğim bir şeydi. Hani bir laf vardır, “malımı iyi bilirim” diye, onun gibi bir şey. Ne zaman herkesin futbol uleması kesildiği ve söylemleriyle Rijkaard’ı farkında olmadan çırak ettiği bir futbol yorumu ortamında Death isimli bir grubun The Philosopher isimli şarkısı gelir sürekli aklıma. Bu tür haddi aşan eleştirileri, kesin nitelemeleri ve mevcut dinamikleri göz önüne almadan direkt sonucu betimleyenler için bu şarkıdan bir dizeyi paylaşmak isterim. Ne kadar da güzel oturuyor gerçekten:
Do you feel what I feel, see what I see, hear what I hear
There is a line you must draw between your dream world and reality
Do you live my life or share the breath I breathe
Lies feed your judgment of others
Behold how the blind lead each other
The philosopher
You know so much about nothing at all
Ideas that fall under shadows of theories that stand tall
Thoughts that grow narrow upon being verbally released
Your mind is not your own
Sevgi ve saygılarımla Melih Abi…
(Selam Atilla. Büyük bir zevkle okudum yazını. Yazının püf noktasını oluşturduğunu düşündüğüm soru şu. Bir takım kadrosu ne kadar derinse o kadar iddialı olur yarışta. Rijkaard’ın sahaya sürdüğü gençler derin kadronun işleyen parçaları haline getirilmeden yerin dibine batırılacaksa, nasıl iddialı olabilecek yarışta Galatasaray? Keita sakatlanınca duracak mı makina? Yaser Yıldız, Aydın Yılmaz, o, bu, şunun bu takıma yakışmadığını söyleyen Galatasaraylılar bu sorunun yanıtını vermemiler önce. “Sercan Yıldırım’ı 10 milyon Euro’ya transfer etsinler” demeden ama. Sevgilerimle ve dostlukla. Melih)
Melih abi selam,
Bu sefer Turkiye’den selamlar!
Dun geldim guzel Izmir’den yaziyorum. Maci izleyemedim ama analiziniz her zamanki gibi muhtesem.
Ajax gelenegine benzetmistim onceki mesajlarimda icinde bulundugumuz yolu, sizinle paylasmistim.
Simdi daha acik secik bu “stream of young players” yani genc oyuncu sayisinin (sadece quantity degil tabii ki) yapacagi katkiyi anlamak gerekiyor.
Bu baglamda alisamiyen.net hakkinda birkac sey soylemek isterim.
Alisamiyen.net bundan 1 yil oncesine hergun takip ettigim, basta sizin olmak uzere bircok degerli yazarin yazilarini okudugum siteydi. Aslinda takimimizin nabzini tutan gurur duyulasi bir site.
Ben hic uye olmayi da dusunmedim, cunku yazan o kadar degerli yazarin arasinda fuzuli seyler gibi kalabilirdi yazdiklarim.
Son zamanlarda maalesef orada bile bir sabirsizlik, hosgorusuzluk gormekteyim.
Tabii tum yazarlarda degil, fakat bir sistem kurulurken gecen sancili, kan, ter, gozyasli donemin keyfine varamayan bir guruh olmakta taraftarlar.
Israr edilirse Rijkard ve Neeskens’in basarili olmamasina imkan ve ihtimal yok. Bu 2×2=4.
Sonucta gun geldiginde bundan 2 ya da 4 sene sonra ayrildiginda kuracagi sistemi anlamak icin bugunlerin sancili ama emek dolu anlarini hatirlamak lazim.
Ben Derwal’in ilk macinda Denizlispor’a evinde kaybettigi, Kalli’nin ilk doneminde sanirim yine ilk macinda Altay’a yenildigi hatirliyorum. Yine o insanlarin sistemlerine, yaptigi islere duyduklari saygiyi ve inanclari hatirliyorum.
Hemen yarin Barca gibi oynayacaksak zaten bu isin hicbir buyusu yok demektir.
Sevgilerle,
Ahmet.
(Ahmet selam. Hoşgeldin memlekete. Biraz önce yarınki yazıları okudum bulabildiğim ölçüde. Medyada bir Anti-Rijkaard dalgası oluşmuş durumda ve başka yazarlar da bir güzel eleştirmişler hocamızı. Bu dalga Galatasaray taraftarlarında bir çarpan etkisiyle yankı bulacak. Daha sonra aynı dalga yeniden medyaya dönüp daha da büyüyecek. Belli oldu bu. Ve korkarım kısa vadede yapılacak fazla bir şey de yok. Takımın nasıl emekleyerek büyüdüğünü hepimiz iyi biliyoruz çünkü. Yani, bir dahaki Tobol maçında da radikal biçimde değişmeyecek dünya.
Meşhur tezahürat var ya, hani, “boşuna çekilmedi onca çile” diyen. Belli ki yine aynısı olacak Rijkaard döngüsünde. Çok çile çekilecek, çok acı yaşanacak. Güzeli de bu dediğin gibi. Bir şeyi büyütmenin sıkıntısı, yaşatmanın, korumanın, sevmenin sıkıntısı. Hayatı güzel yapan bu. Ama bir de zekâsızlık olmasaydı. En üzücü nokta bu. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi,
Bir kaç dakika önce Besiktas kulübünün forma lansmani yapildi.. Inanilmaz kötü formalar çikarmislar.. Umarim biz böyle duruma düsmeyiz, çünkü eminim bu formalar hiç satmaz..
(Selam. Evet gördüm o formaları. Ben de beğenmedim açıkçası. Özellikle de baklava olanları. (Elbette ahkam kesmem yanlış olur bu konuda, ama Beşiktaş tarihinden ve karakterinden pek haberleri yok gibi geldi bana bu tasarımları yapanların ve onaylayanların.) Bizim formalar kıyaslanamayacak denli çok güzeller onlara oranla.
Ne ki başka bir şey daha var. Demiş ya ozan, “güzelliğin beş para etmez, şu bendeki aşk olmasa.” Aslında bu bakış açısı forma için de geçerli olmalı bence. Yani o Beşiktaş formasıysa, bir Beşiktaşlıya eminim çok güzel görünüyordur. Tıpkı üzerinde arma olan bir Galatasaray formasının, rengi, tasarımı ne olursa olsun, bir Galatasaraylı için dünyanın en güzel forması olması gibi. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Korkulan oldu ve FR takımla daha fazla çalışan, hazırlık maçlarında daha fazla forma şansı bulup daha fazla hazır olan oyunculardan kurulu bir kadro yapısı ile çıktı sahaya.
Ve korkulan oldu maça 1-0 yenik başladık. Leverkusen maçında yenik duruma düştüğümüzde yaptıklarımızla bu maçta yaptıklarımız iyice değerlendirilmeli. Gerek maçların nitelikleri gerekse de rakiplerin nitelikleri açısından fazla bir şey söylemenin doğru olmayacağı kanaatini taşıyanlar varsa da ortada değerlendirilebilecek hiç bir şeyin olmadığı fikrine katılamam doğrusu.
Henüz eğitim sürecindeyiz. Son iki maç bize şu eğitimi verdi: “Çok iyi takımız, kabul. Topla daha çok oynayacak taraf biziz, kabul. Hiç bir pas boşa gitmemeli düsturu ana düsturumuz, ona da kabul. Ama maçlara bazen 1-0 yenik başlayabiliriz. İlk golü atan onlar olabilir.”
Ben Bordeaux maçında yediğimiz ilk golün (sanırım 12. saniye) hayırlı olduğunu yazdım çizdim. Belki Galatasaray için de bu maçta yenmiş bu ilk gol eğitimin uygulamalı olması açısından hayırlı olmuştur…
Saygılar…
(Şüphesiz öyle İdris. Golden sonrası bir karakter savaşıydı artık. Baskı altında oynama karakteri, iyi oynayamazken bile karşı kuyruğu dik tutma karakteri, eşitliği sistemi bozmadan sağlama karakteri, Galatasaray’ın itibarını koruma karakteri ve benzerleri. O attığımız bir gol var ya. Onun kıymetini ve maliyetini daha sonra anlayacağız. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi yazı çok güzel bir çırpıda kesintisiz okudum. Senin yazını okumak baklava yemek kadar zevkli:))
Aslında maça başlayan kadro beni şaşırttı. Şaşırmakta da haklıyız çünkü yıllarca Türkiye’ye günü kurtarmaya gelen hocalar geldi. Bugün Daum ya da Lucescu olsaydı 4-5 tane atardık Tobol’a çünkü ideal 11 sahada olurdu.. Rijkaard bence ilkelerinden ve kurduğu programdan ödün vermediğini gösterdi. Kendisi tebrik ediyorum..
Ayrıca maçtan sonra gençlere ihtiyacım vardı demesi gençleri onurlandırması fevkalade güzel bir liderlik örneği bence.. Luce ya da Daum olsa maçtan sonra as oyuncular yoktu yedeklerle bu kadar derler kendilerini kurtarırlardı..
Ama beni GS’dan soğutan Sabri vakası var.. Sabri sahadayken GS maçlarını izlemek içimden gelmiyor.. Zaten karar aldım Sabri bu takımdan gidene kadar kombine bilet almayacağım diye. Son 3 senedir almıyorum. Bu sene yine almayacağım. Ne zaman ki ondan kurtuluruz o zaman alacağım kombine.. Ya Melih abi ne zaman kurtulacağız bu Sabri’den.
(Selam Romeo. Öncelikle yazı için yaptığın yoruma çok teşekkür ederim. Çok sağol. Ardından bence kombine almamakla Sabri Sarıoğlu’nu Galatasaray’ın önüne koyuyorsun ki, bu da 55 numarayı inanılmaz önemsemek anlamına gelir. Bence hiçbir sevgi (ve de nefret elbette, 55 nefreti) Galatasaray’ın önüne geçmemeli, geçirme sen de. Sabri Sarıoğlu’na da bu güzel renklerin bir dikeni gibi bakıver. Hatta onu sevmeye çalış. Emin ol bak biraz daha olgunlaşırsın böylece.
Sorunun yanıtı. Eğer Rijkaard’ın sisteminde yer bulursa Sabri Sarıoğlu kendine, bence ilk başta sen istemeyeceksin 55′in gitmesini takımdan. Sevgiler. Selamlar. Melih)
Merhabalar Melih abi,
Dünkü maçta dikkatimi çeken bir Mustafa Sarp vardı, ne yaptığını bilen ve sürekli bir şeyler yapmaya çalışan bir Mustafa Sarp. Aslında defansif anlamda dün pek bir zorluk çekmememize rağmen yediğimiz gol açıkçası beni pek şaşırtmadı. Nitekim bu tip takımlar bizim için kapalı kutudur ve soğuk duş etkisi yaşadığımız anlar olur bu maçlarda. Defansta Servet-Gökhan ikilisi özellikle hücum hattı iyi olan takımlara karşı risk olabilir. Emre Aşık ve Emre Güngör bu ikili arasında yerini alabilir.
(Merhaba. Mustafa Sarp bir görev adamı. Belli ki Rijkaard’ın kendisine söylediklerini harfiyen yerine getirmeye çalışıyor. Öyle bir kalemde üstü çizilecek birisi değil Sarp. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi, son senelerde Şampiyonlar Ligi’nden uzak kaldık bu da prestij kaybına neden oldu. Hedeflerımız bu sene daha çok lige odaklı olabilir mi? Siz Sabri’nin sağbekte oynamasını nasıl karşılıyorsunuz? Son olarak artık resmi maçlar başladı ama hala formalarımızdan ses seda yok bu konuda yonetım neden bu kadar sessız?
(Selam Murat. Umarım iyisindir. Sondan başlayayım. Formalar ayın 27’sinde Kalamış’ta bir partiyle tanıtılacak. Yani sessizlik bozulacak.
Sabri Sarıoğlu meselesi. Futbol dinamik ve çok sayıda faktöre açık bir oyun. Özellikle de rekabete. Ben kategorik bakmıyorum pozisyonlara. O hafta, o maç kim daha iyiyse o giymeli formayı. (Zaten bunu gerçekleştirdiği oranda bir teknik direktör başarılı bir sistem kurmuş demektir. Tersi durumda, yani bazı “gözdeler”e sahip olan çalıştırıcılar takım içi adaleti yok ediyorlar demektir, ki geçen sezon çok acısını çektik biz bunun.) Sağ bekte gönlümden geçen isim elbette Uğur Uçar, ama bu, Rijkaard’a olan saygımın önüne geçemez.
Galatasaray’ın tek hedefi var bence. O da efsane bir takım daha yaratarak yeni bir Avrupa kupasını ülkeye getirmek. Bunu da artık hiçbir zaman değişmeyecek bir futbol modeliyle gerçekleştirmek. Yerel rekabet, yani TSL elbette önemli, çünkü CL’ye girişin bileti oradan geçiyor. Ama o kadar da büyütmemek gerek. O konudaki hedef de ilk dört yıldızı takan takım olmalı. Şimdilik tabi. Sevgilerimle. Melih)
Tobol maçında en dikkatimi çeken olay 90 dakika, 10 kişi kaldıktan sonra bile taktik disiplinine sadık kalmasıydı. Tamam belki uygulamada tam istedikleri gibi olmuyordu ama hep deniyorlardı aynı şeyi. Bence bu çok olumlu.
Sonuçta ben taraftarım sezon başlayınca bardağın hep dolu tarafına bakarım.
Son 20 dakikası bir kişi eksik oynanmasına rağmen hiçbir an eli belinde futbolcu görmedik, daha hazırlık süreci devam ederken bu fizik kalite gayet güzel sinyaller veriyor.
Şu çok açık; ciddi bir zamana ihtiyacı var takımın. Burada işin zor kısmı yönetime düşüyor, bugünkü basın gösterdi ki ciddi bir baskı kuracaklar, buna camia içindeki eli tetikte bekleyenler de eklenecek büyük ihtimal. Başkan umarım sağlam durur içeride ve dışarda. Umarım taraftar da yönetimin elini zayıflatanlara katılmaz.
Saygılar…
(Merhaba. Evet taktik disiplin, son düdüğe kadar hiç bozulmadı. Sadece bir şeyleri hep denemenin ötesinde, Rijkaard’a takım içinde gösterilen saygının da ifadesi aslında bu. Çünkü özellikle Arda Turan ve Baros girdikten sonra, eski bildikleri futbolu oynayabilirlerdi, “itfaiyecilik” yapma kisvesi altında. Ama yapmadılar. Bu daha da ümitlendiriyor olmalı Galatasaraylılar’ı. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih Bey,
Nasıl oluyor da Aydın Yılmaz için pek çok yorumunuzda ‘Artık son şansı, hiç ümitli değilim’ gibi tespitlerde bulunup da 7 senedir Galatasaray’ın sağ kanadını felçli kılan, bir arpa boyu yol katedemeyen, taç kullanmayı bile beceremeyip duran topları kullanmaya kalkan -hatta kesme vuruşlar falan deneyecek kadar kendi tekniğinin ve yeteneğinin farkında olmayan- yıllardır kaç tane hocayla -Kalli, Gerets, Skibbe vs.- çalışıp kaç tane yıldız futbolcuyla -Hagi, Kewell vs.- aynı takımda oynayıp orta açmasını hala öğren(e)meyen Sabri Sarıoğlu için umutlu konuşabiliyorsunuz, gerçekten inanamıyorum.
Biz yakın dönemde de ne Cihanlar, Orhanlar, Bülent Akınlar gördük, Mehmet Güven’i de hala izliyoruz. Bu oyuncular hiç değilse çirkef değillerdi. Her maç hakemle ve rakiplerle dalaşıp takıma saha içinde ve saha dışında zarar vermiyorlar, susup işlerine bakıyorlardı. Bu oyuncu kendi taraftarına bile -krampon olayı- zarar veriyor, izlerken bizleri fıtık etmesini saymıyorum. Şimdi haklı olarak diyeceksin ki bunları neden yazıyorsun ben kendi görüşlerimi açıkladım vs. Şu yüzden yazıyorum ki bu adamın adıyla Galatasaray adını hala yan yana duymaktan inanılmaz utanç duyuyorum. Bu adamın benimle aynı takımı tuttuğunu düşünmek bile gerçekten acı veriyor. Hele hele senin blogun gibi sık sık okuduğum, takip ettiğim gayın-sin’de hakkında yok işte hızlı, zincirin halkası, yok daha oynar gibi yorumları okuyunca acayip üzüntü duyuyorum. Bu yazımı büyük ihtimal yayınlamayacaksın, sorun değil yalnızca bu görüşlerimi belirtmek istedim. Bu kesinlikle Tobol maçı ile sınırlı değil 7 seneye yakın birikimin ürünü bir sitem, serzeniş. Artık gerçekten YETER..
(Selam Mert. Şu noktayı ayırmak lazım. Aydın Yılmaz’a ilişkin söylediğim iki şey oldu temelde. İlki anatomik yapısının kırılgan olması. İkincisi de potansiyelini realize etmek açısından bu sene son şansı olduğu. (Bu potansiyel meselesi önemli. Çünkü malum Arda Turan’dan bile daha iyi olduğu söylenegeldi Aydın Yılmaz’ın. Bu eğer doğruysa, potansiyelini göstermek için son senesi Aydın Yılmaz’ın. İnancım bu. Eğer ortaya koyamazsa potansiyelini, sıradan bir futbolcu olarak top oynar.)
Yani basitçe “Aydın gitsin, Sabri kalsın” demedim hiçbir zaman.
Sabri Sarıoğlu meselesine gelince. Bu blogda birkaç kez Galatasaray’a yakışmadığını ifade ettiğimi hatırlıyoruk Sarıoğlu’nu tarz ve eda olarak. Ama bu duygum hiçbir zaman Galatasaray’ın ve çok sevdiğim bir oyun olan futbolun önüne geçmedi.
Son olarak bu takımın formasını ve armasını etnik temizlik yapanları vücuduna bayrak yapan Milan Guroviç gibi ırkçıların giydiğini unutmadık. Keşke o dönemde Galatasaraylılar, Sarıoğlu için gösterdikleri hassasiyetin onda birini Guroviç için gösterselerdi. Saygılarımla. Melih)
selamlar melih abi. şu blogdaki yorumların seviyesine ve bardağa dolu tarafından bakılabilmesine hayranım. bize sabretmeyi siz öğrettiniz. sizin yazılarınız sayesinde, dünkü maçı sakin sakin sinirlenmeden izledim. uyku getirecek bir futbol oynandı, pozisyonlar da yoktu ama, sizin değerli yazılarınız sayesinde bunların sistemin içinde olduğunu öğrendim, öğrendik.
muhtemelen şimdi forumlarda ağza alınmayacak küfürler ediyorduk.
bir kez daha sağolun.
(Sen de sağol. Bunda bir nebze payım da olsa çok gurur duyarım açıkça. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi,
Sence bu takimin ve sistemin tam oturmasi nekadar zaman alir?
(Genco selam. İki düzeyde yanıtı var bu sorunun. Linderoth, Keita ve Kewell (muhtemel transfer) gibi 4-3-3′e aşina isimlerin katılmasıyla geometrik biçimde artar uyumu takımın. Böylece üçüncü blok da katılmış olur pas koordinasyonuna. Top daha hızlı döner. Yani Eylül başında sistemi döndüren bir 11′i olur takımın. Diğer taraftan as takımıyla ve yedekleriyle tüm Galatasaray’ın bir refleks olarak 4-3-3′ü içine sindirmesi sanırım Kasım-Aralık’ı bulur. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih Abi,
Yazi icin tesekkurler. Yine buyuk bir zevkle okudum. Ben de “Sabir Yemini” edenlerdenim. Bu yeminimden de donmem. Donmek isteyenlere de soyleyecegim tek sey: “Elestirdiginiz kisi ne cok az bir enternasyonal tecrubesi olan Skibbe, ne de hicbir tecrubesi olmayan adi gibi egosu da buyuk olan Buyuk Kaptan’dir.” Bu takim basarisiz olursa da en son elestirecegim kisi de yine Rijkaard’dir.
Neyse, maca gelelim. Bence Rijkaard bu maca surdugu ilk 11′de son arayislarini yapiyordu. Maci hafife almadi, sadece hem tedbirli hem de denemek istedigi oyunculari son bir kez gormek istedi. Benim kanimca, Emre ve Serdar mutlaka takima girdiler ve o yuzden onlari oynatmaya gerek gormedi. Katilir misin, bilmiyorum.
Ama, sanki Sabri-Ayhan-Baris uclusunu de pek “ideal 11″ dedigimiz gurupta dusunmuyor gibi geldi bana. Bu macta onlari de gormek istedi. Nasil futbol seviyor Rijkaard? Toplu hucum, toplu defans. Cok ve hizli kosan, cok calisan ve ayni zamanda top teknigi iyi olan futbolculari tercih ediyor.
Sabri: Hizli ve de cok kosuyor, ama, bildigimiz gibi teknik “0″.
Baris: Ayni Sabri gibi. Onda da teknik “0″ olmasa da, cok dusuk.
Ayhan: Cok calisiyor, teknik de iyi, ama bildigimiz Ayhan, hem yavas hem de devamli topun cevresinde donuyor. Skor ustune yatilacak maclarda bire bir, ama skor arama yollarinda takimi cok yavaslatiyor.
Dusunceleriniz?
Tesekkurler,
(Yücel kardeş selamlar. Serdar Eylik’ten tam emin değilim ama bence Emre Çolak takımda kaldı. Sabri Sarıoğlu, Ayhan Akman ve Barış Özbek konusunda seninle benzer düşünceler içinde değilim galiba. Ayhan Akman’ın vaktinin en iyi forvet arkası oynayan oyuncu olduğunu unutmamak gerek. Luce’nin ellerinde çift taraflı bir oyuncuya dönüştü. Bunu yaparken de ofansif özelliklerini köreltmedi Ayhan Akman. Hangi hoca gelirse gelsin vazgeçemediği bir oyuncudur Akman. Bence Rijkaard için de aynısı olacak.
Barış Özbek konusunda haklısın. Ofansif yetenekleri daha kısıtlı. Ama daha genç bir oyuncu ve her şeyden önce de özgüveni olan, çalışmaktan çekinmeyen birisi. Kadro derinliği açısından önemli bir isim bence. (Sabri Sarıoğlu meselesine girmeyeceğim artık.)
Oryantasyon. Önemli olan bu. Rijkaard’ın oryantasyon kursu belli ki çok uzun sürecek. Ancak bu kurstan mezun olan her futbolcu, bizim eski bildiğimiz futbolcudan artık farklı birisi olacak. Hem mantalite, hem de teknik ve taktik formasyon olarak. Bana hâlâ futbolcuları kağıt üzerinde değerlendirmeye devam edip, sistemin dönüştürücü öğesini dışlıyormuşuz ya da önemsemiyormuşuz gibi geliyor. Kardeş sevgilerimle. Melih)
HANGI GENCLER ?
Melih Agabey selamlar,
öncelikle bir önceki yorumuma yazdigin nazik elestiri icin cok tesekkür ederim. Kalemi, mantigi ve yüregi seninki kadar kuvvetli bir candan, bu dogrultuda sözler isitmek mutluluk verici.
Emre Colak ve Serdar’in bu macta sahada görünmemesi üzerine bazi acabalar ve elestiriler okuduk.
Bunlarin geneli “hani Rijkaard genclere güveniyordu, o halde kampin bu iki yildizi bu macta niye düsünülmedi” minvalindeki perhiz-tursu elestirisi oldu.
Bir digeri ise “hani kistas en cok ve düzenli antrenman yapmis olmakti, bu iki genc calismalara bastan beri katildilar” elestirisiydi.
Simdi bu elestirilere genc sporcu psikolojisi ve hatta daha genis bir pencere olan “kariyer merdiveninin ilk basamagindaki genc yetenek” penceresinden yaklasarak gerekli aciklamalari sunalim.
Acaba genc yasta piyano, keman, çello gibi enstrumanlarla solo konserler vermeye baslayan yeteneklerin konser düzenlemelerinin ve niteliklerinin GELISIMINI hic takip ettiniz mi?
Metod su sekilde isletilir;
bu gencler (diyelim ki 7 veya 10 yasinda olsunlar) ilk solo konserlerine cok cok iyi hazirlandiklari bir dönemden sonra (bunu iyi kamp döneminin analogu kabul edin) ailelerine, ev ortaminda bir konser sunarlar.
Birkac melodi tingirdatmak degildir bu; acilis selami, gecilen eserler, konsantrasyon, kapanis selami ve alkislar ile tam bir konserdir. Tamamen bir plan dogrultusunda baslar, gelisir ve sona erer.
Bu tip bir-iki BASLANGICin ardindan izleyici kitlesi genisletilmeye baslanir; akrabalar, es-dost, artik evin salonunda 20 kadar izleyici vardir.
Ardindan mekan degismeye baslar. Ilk kez ev disi ortamlar sözkonusu olur. Artik x derneginin salonunda verilmeye baslanir konserler.
Derken gercek konser salonuna atilan ilk adim… Ilk dinletide 20-30 kadar yakin cevre ve tanidiklardan olusan bir GÜVEN ortami mevcuttur.
Derken izleyici sayisi armaya baslar, artik yabancilar da gelmeye baslamistir ve belki 3-4 sene sonra bu genc yetenekler artik dünyanin sayili konser salonlarinda binlere-onbinlere müziklerini sunmaya baslamislardir.
Nedir bu metodun esprisi?
Genc yeteneklerin cok önemli bir NITELIGININ farkindaligi ve buna gösterilen ihtimam;
genc yetenekler frajildir yani kirilgan, cok zarif ve ince bir kristal kadehe benzerler. Onlari baslangicta bir kerecik olsun yere düsünürseniz o parmaklar bir daha topluluk önünde tuslara basamaz olur.
Bu durum futbolun genc yetenekleri icin de ayni psikolojide seyreder, istisnasiz!
Kamp dönemi hazirlik maclari Emre ve Serdar icin aile icinde verilen ciddi ancak güven ortami garantisi saglanmis konserlerdi.
Özellikle Emre cok cok iyi parcalar dinletti bizlere. Serdar ara sira yanlis tuslara basti ve birazcik olsun yüregi hopladi. Emre de basabilirdi o yanlis tuslara, hicbir sey olmazdi. Cünkü aile ferdleri onu alkisla onore etmeye hazirdi ve konserden sonra övgü dolu yorumlar, iltifatlarla yüreklendirileceklerdi, sonuclar ne olursa olsun.
Muhakkak ki müzik hocalari onlari ertesi calisma gününde bazi noktalar hususunda sefkatle uyaracaklar, “cok iyiydin, seninle gurur duydum, sadece suradaki glisendoyu daha yumusak gecersen cok daha iyi olacaksin” diyeceklerdi.
Gelelim Tobol macina; sahadaki her oyuncu ISTISNASIZ Galatasaray A takimi ile veya profesyonel diger bir kulübün A takimi ile RESMI MAC oynamisti.
Alparslan, Ugur, Yaser, Erhan, Aydin gibi GENCLER dahil!
Yani bunlar büyük konser salonlarindaki ilk konserlerini geride birakmislardi.
Peki ya Serdar ve Emre…?
Iste bu yüzden yazimin basligi HANGI GENCLER oldu.
Galatasaray’daki mevcut kadroda cok degisik GENC KATEGORILERInin oldugunu es gecersek ne dünkü kadroyu anlariz, ne de Rijkaard ve Neeskens’in NEYE NICIN ÖZEN GÖSTERDIGINI.
Rijkaard ve Neeskens ellerindeki kristal kadehlerin farkinda olan iki deha. (bu farkindaliklari, kamuoyu ve sKor yazarlarininkinin fersah fersah ilerisinde ne mutlu ki.)
Onlari elden kaydirmamak, kirmamak icin azami dikkat icindeler. Cünkü kayip kirilan kadehleri bir daha PARLATAMAZSINIZ! Bunu görebilirsek, bu titizligi takdir edebilirsek, sürekli bahsettigim ve her firsatta altini cizmege devam edecegim PROGRAMIN anlamini kavrayabiliriz.
Not: Dünkü maci tur anlaminda koparabilseydik (mesela dakika 60 ve skor 0-3) Emre ve/veya Serdar’i izleyecektik.
Cünkü konser, solodan koroya dönüsecekti ve bu durumda yanlis tuslara basma serbestileri saglanmis olacakti. O zaman da kristallerin kirilma riski ortadan kalkmis olacakti.
Futbol asla sahadaki 90 dakika degildir. O sadece er meydani ve show time’dir.
Virtüözler ise günde 10 saat hocalariyla ve kisisel programlariyla terleyerek cikarlar o meydanlara, yillar süren cabalar sonu.
Dev konserlere ne zaman baslanacaginin, sololarin kacar dakikalik olacaginin hesabi cok cok önemlidir.
Bu hesabi dogru yapanlar ve bir PROGRAM dahilinde ilerleyenler dünya futboluna Messi ve Iniesta’lari kazandirirlar.
Bunu göz ardi edenler ise Sergenler’i, Tariklar’i izlerler kayan yildizlar olarak.
Emre ve Serdar gibi genclerimizin gelisimini merak edenler Messi’nin Barça’daki konserlerinin kronolojisini ve seyrini iyi takip etsinler.
Ilk baslarda yedekti, hic oyuna girmezdi…
Sonralari son 5-10 dakikalarda düzenli olarak tercih edilir oldu (DIKKAT ! hep skor garantiye alindiktan sonra, yani kendisinden kötü giden bir maci cevirmesi baslangicta beklenmedi, bu asiri yükle ezilmedi)
Ardindan ikinci yarilar girer oldu oyuna, skor ne olursa olsun…
Ve ilk 11 basladigi maclar geldi, 60′larda oyundan alindigi! (bu mesaj cok önemlidir, bu siralarda Arjantin milli takiminda banko oynuyordu, ama orasi BARCA’ydi! Orada en iyiler varken 90 dakika sahada olmak istiyorsan en iyi olmalisin!)
Ve günümüz…
Kazanan Messi
Kazanan Barca
Sevgiler
Yilmaz
(Yılmaz selam. Öncelikle Gayın-Sin ailesinin güçlü kalemleri arasına girdiğin için çok seviniyorum. İyi ki geldin.
İkincisi Gayın-Sin sadece bir futbol ve futbol tarihi sitesi değil, aynı zamanda bir futbol kültürü sitesi. Futbola mültidisipliner ve mültikültürel bakmayı hedefliyor arka planda. Bu anlamda tarihten askerliğe dek değişik disiplinlerden de yararlanmayı amaçlıyor olup biteni, yani oyunu ve taktiği izah etmek için. Senin burada önümüze koyduğun müzik yeteneklerinin gelişimi örneği futbol kültürü açısından bu yüzden çok kıymetli.
Aslında Messi’ninkine benzer örnek ülkemizde de gerçekleşti. Terim de Emre Belözoğlu’nu benzer bir metodolojiyle kazanmıştı. Gerets ise Zafer Şakar’ı tam tersini yaptığı için kaybetti Trömsö maçında maçı kazanması için oyuna sokarak. Çok sağol yorumun için. Sevgiler. Melih)
http://img205.imageshack.us/gal.php?g=forma11.jpg
Abi bizim formalarıımızda bjk’nin formalarıyla benzerlik var mı? Umarım yoktur.
(Devrim selam. Sıfır benzerlik var. Sevgilerimle. Melih)
Tobol maçı Rijkaard’a olan güvenimi ve ona olan saygımı daha da arttırdı. Bugünün değil yarınların Galatasaray’ının temeli bence bu maçla atılmıştır. Ve gelecekte bir gün Rijkaard ve Galatasaray efsanesinden bahsetmeye başladığımızda, sanırım cümlemize Tobol maçı ile başlamak zorunda kalacağız.
Rijkaard bana göre çok önemli mesajlar verdi bu maçta. Hem genç oyuncularına, hem tecrübeli futbolculara, hem yönetime, hem taraftara, hem spor basınına. Bu mesajları iyi okumak, anlamak lazım.
En önemli mesajı gençlere idi büyük ustanın. Her şeyden önce onların sadece hazırlık ve kupa maçlarının figüranları olmadıklarını, çalıştıkları taktirde kendilerinin “Avrupa” maçları da dahil olmak üzere en “önemli” maçlarda dahi görev alabilecekleri gösterdi Rijkaard. Bu durum kadroda olan genç ve kadroda bulunmayan altyapı oyuncularımız için eşsiz bir motivasyon kaynağı olacaktır.
Yönetime verdiği mesaj açıktı. Eldeki malzemeyi bir Avrupa maçında gösterdi yönetime. İşte dedi benim as kadromun yedekleri bunlar, Tobol maçını bu kadroyla da geçeriz ama Lig ve Avrupa uzun bir maraton; planınızı, programınızı, beklentinizi buna göre şekillendirin.
Günlük başarılar peşinde koşmadığının, geleceğin takımını kurmak için basamak basamak ilerlediğinin kanıtıydı maça başlayan kadro. Aynı zamanda planlı ve programlı bir işleyişin de göstergesi. Henüz hazır olmayan hiçbir oyuncuyu kullanmadı Rijkaard. Sistemine ve futbol felsefesine olan inancının da göstergesiydi bu maç.
1-0 mağlup durumda iken, sistemine inancı olmayan bir hocanın yapacağı hamle açıktır: çıkar defanstan ya da orta sahadan bir futbolcu, oyuna sok ikinci forveti, arkadan şişir, şuursuzca saldır. Ama bunu yapmadı Rijkaard. Forvet çıkardı, yerine Baroş’u aldı; orta saha çıkardı yerine Arda’yı aldı. Şayet sıradan bir hocanın yapacağı hamleleri yapsa idi, kendi oyun felsefesinin doğruluğu hakkında inandırıcı olabilir miydi? Daha ilk maçta kendi sisteminden vazgeçen bir hocaya hangi futbolcu güvenebilirdi artık.
Bu maçın ardından yavaş yavaş gidecekler ve kalacaklar da belli olmaya başladı diye düşünüyorum. Aykut ve Volkan’ın gönderilme ihtimali çok yüksek. Alpaslan Hakan Balta’nın yedeği olmayı büyük ölçüde garantiledi(görmüş olduğu karta rağmen). Gökhan Zan beklediğimden iyiydi. Hatta Servet’ten daha iyi oynadı bana göre. Ama yine de benim sahsi kanaatim Servet-Gökhan ikilisi yerine bu ikiliden biri artı Emre Güngör oynamalıdır savunmada. Mustafa Sarp hazırlık maçlarındaki oyunundan daha iyi oynadı. İlk onbir başlar mı bilemem ama önümüzdeki sezon çok iyi bir rotasyon futbolcusu olacağının sinyallerini verdi.
Yaser-Aydın ve Erhan en ciddi sınavlarına çıktılar. Rijkaard karar vermek için bu maçta da görmek istedi diye düşünüyorum. Ve maalesef rotasyon için olumlu sinyaller veremediler. Kewell-Baroş-Keita ile aralarında uçurum var, ve kesinlikle onları yedekleyecek durumda değiller.
Emre Çolak ve Serdar Eylik için hoca kararını vermiş. Seneye kadroda göreceğimizi düşünüyorum bu gençleri. Ciddi süreler de alacaklardır. Bu iki oyuncu diğerlerine de örnek olmalıdır. Hak eden her şekilde Galatasaray formasını sırtına geçirir, bunun bu seneki en belirgin örnekleri olacaktır bu iki futbolcu.
Takımın eksiklerine gelince: Hemen hemen herkesin mutabık kaldığı üzere orta sahada yaratıcı, ofansif yönü kuvvetli bir oyuncunun eksikliği son iki maçtır kendini apaçık belli etti. Bunun yanında hücumda kanat oyuncularını yedekleyebilecek forvet özelliği de olan bir transfer şart. Savunma şu an transfere en az ihtiyaç duyduğumuz bölge. En az iki transfer daha yapılmalı diye düşünüyorum.
Biraz uzun bir yazı oldu ama affınıza sığınıyorum. (Umarım Galatasarayımız’ın Avrupa’da yolu da benim bu yazım kadar uzun olur.)
Genelde okuyucu olduğum için yazınca da işte böyle aklımda ne varsa yazmak geliyor içimden. Ben yine her yazınızı, bu yazılara yazılan her yorumu, ve bu yorumlara yazdığınız her cevabı merakla okumaya devam edeceğim. Sevgiler.
(Ümit selam. Hiç de uzun olmadı ve zevkle okudum yazdıklarını. Eline sağlık. Ben Yaser Yıldız’dan senin kadar ümitsiz değilim. Üzerinde iyi çalışılırsa, ki Rijkaard ve ekibi aslında bunun için varlar, sağlam ve faydalı bir oyuncu potansiyeli içerdiğini düşünüyorum. Bugün Osman Abi’nin yazısını okudum. Yapılacak transferler konusunda gizli ipuçları taşıdığını düşünüyorum. Sağlıcakla kal. Melih)
Melih abi selam,
(Oncelikle yazi karakterleri nedeniyle kusura bakmayin lutfen. Turkce karakterleri bir turlu yukleyemedim, umarim bir dahaki elektronik posta mesajimi bu sorun giderilmis sekilde duzeltirim.)
Rijkaard’in futbol felsefesini aktarabilecek kadar anlamis ve ozumsemis oldugunuz analizlerinizden cok belirgin bir sekilde ortaya cikiyor. Bu yalnizca Galatasaraylilar icin degil, butun sporseverler icin cok buyuk bir kazanc. Kaleminize saglik.
Once hazirlik maclari, ardindan da son on eleme maci ardindan okuduklarim bana aslinda Rijkaard’in gelisinin yalnizca Galatasaray’i degil spor basinini ve futbol seyircisini de donusturecek bir etki yapacagi konusunda umutlandirdi. Artik sistem konusuyorsunuz goruyor musunuz? Futbolculari degil, evet birkacina yonelik tepki var, ama artik futbol sistemi konusuyoruz.
Sabir sozcugunu daha sikca kullanmaya basladik. Zico futboldan anlamiyor, Aragones de hoca mi sorularini soran bir spor camiasina sahip ulkede. Kulup ayrimi yapmiyorum, biraz daha geriye gidersek, Hiddinkler’i, Lowler’i, del Bosqueler’i gonderen bir ulke burasi. Bu acidan ben son tartismalari, ustelik bu kadar erken baslamis olmasina karsin, cok onemsiyorum. Yani Rijkaard Turkiye’ye, Galatasaray’a gelerek yalnizca, cok sik kullandigi ifadeyle, kendi kendine degil, bize de meydan okuyor.
Futbolcularina, basinda cikan haberlere gore, butun bildiklerinizi unutun demis ilk toplantisinda. Bize de bunu soyluyor aslinda. Unutun butun ezberlerinizi. Beni ve takimimi konusurken, kullanacaginiz dil, referanslariniz bugune kadar kullandiklarinizdan farkli olacak. Spor basini da kendine ceki duzen verecek, taraftarlar, kulupler, hakemler ve federasyonlar da. Bu nedenle umutluyum, artik futbol konusacagiz, yalnizca skor ve puan tablosu degil.
Dunden bu yana sikca futbol ulemasindan olduklarini savunan bazi yorumcularca dile getirilen bir oneri de, Rijkaard’in elindeki malzemeye gore sistem oturtmasi yonunde. Sacma. Rijkaard’i getirdiyseniz izleyecegimiz Rijkaard’in sistemi olacak. Bu malzeme Rijkaard’in sistemine uymayi ogrenecek. Bu kadar net. Eger baska sistem istiyorsaniz, baska sistem uygulayan bir teknik direktor getirirdiniz. Bu kadar basit. Sisteme uyamayan ya da sistemi uygulayamayanlar gidecek, uygulayanlar gelecek. Burada da bir trajedi gormuyorum ben. Degaj yapmayin, uzun top oynamayin, pas yapin dendigi halde golu yedikten sonra panige kapilan ve yapmayin dediklerini yapan futbolcularla calisan bir teknik adam. Devrimler bir gecede olmaz, altyapi, hazirlik gerekir oyle degil mi?
Ben 6 yasimdan beri, saka degil, Sejdic, Hocic doneminden bu yana Galatasarayli’yim. Belki de yillar sonra ilk kez, skor ne olursa olsun futbolundan keyif alacagim bir Galatasaray izleyecegimden eminim. Bu yuzden de, Rijkaard Istabul’a indiginden beri liglerin baslamasini dort gozle bekliyorum.
(Alp selam. Hem eskileri ve Derwall öncesini bilen, hem spora spor olarak bakan, hem sisteme inanan, hem de meseleye ilkeyle yaklaşan senin gibi birini burada görmek güzel. (Bu yüzden Türkçe karakteri hiç önemseme. Önemli olan o değil çünkü, Türkçen, ki gördüğüm kadarıyla çok güzel.) Sadece sistem ve futbol konuşmak üzere. Sevgilerimle. Melih)
dikine, hızlı oyun, seri paslar, hücumu düşünen bir takım ve bol pozisyon, bunların hiçbirini göremedik. daha kısası 4-3-3 ve total futbola dair hiç birşey göremedik. tabi bunlar zamanla aşılacak şeyler. fakat ancak transferle aşılacak eksikliklerimiz de var. birincisi box-to-box diye tabir edilen bir orta saha ben mevcut kadromuzda bu görevi yapabilecek bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum. bu oyuncu savunmaya yardım edecek, hücum organizasyonlarını başlatacak ve duran topları kullanacak biri olmalı ki sistem tıkır tıkır işlesin.
ikincisi ise stoper. 4-3-3′ün temel özelliklerinden biri tandem dediğimiz iki stoperin takımı ileri itmesi ve oyunu rakip sahaya yıkması. barcelona’ya baktığımız zaman bu iki stoper orta yuvarlağın kendi tarafındaki çizginin hemen önünde duruyorlar. yani senin yazdığın blok futbolundan örnek verirsek defans bloğu öne çıktığı zaman doğal olarak diğer bloklar ileri kaymış oluyor. fakat servet-gökhan zan ceza sahamızın ön tarafında duruyor. ikisi de ağır adam olduğunu bildiği için orda durmayı tercih ediyorlar ki doğrusu da bu, çünkü ilerde dururlarsa aralarına veya arkalarına atılan her topta rakip kalecimizle karşı karşıya kalır. fakat böyle olunca da defans bloğu çok geride kalmış oluyor ve bloklararası bağlantı (aklıma ömer üründül geldi her maç en az bir kere söyler
) kopmasın diye bu sefer diğer bloklar geri çekilmiş oluyor ve hucüm gücü ve hızı düşmüş oluyo. bu oyunu oynayabilecek tek stoperimiz emre güngör fakat sakatlanmadan ne kadar oynar, bütün sezonu idare edebilir mi bilemiyorum. saygılar.
Fuat Kadir Yılmaz
(Selam Fuat. Şu an halen iki temel eksikliği var Galatasaray’ın. İlki takımın boyunun uzun olması, ki sen de bunu anlatmışsın yazıda, ikincisi de hücum bloğunun pas koordinasyonuna yardım olamaması. Tek bir sorum olacak. Sence Zan-Çetin tandemi Rijkaard’ın hilafına mı geriye çekiliyorlar? Yani Rijkaard onlara ileri çıkmalarını öğütlerken, onlar buna uymuyor mu? Sevgilerimle. Melih)
Merhaba,
Beni macin sonucu oynadigimiz oyundan cok mac icerisinde Ercan Taner, Ridvan Dilmen’in yaptiklari, mac sonrasinda da birkac yazarin, ornegin Ismet Tongo, Ahmet Cakir, vb. yazarlarin yaptiklari yorumlar uzuyor ve sinirlendiriyor. Ismet Tongo, utanmadan, ‘birinin Rijkaard’a Barcelona’da olmadigini hatirlatmasi gerekiyor’ diye yazmis. Goren de Rijkaard 2. ligden geldi 2. lig takimini calistirirken bizim basimiza gecti, simdi bize oradaki topu oynatmaya calisiyor zanneder..
Ahmet Cakir da Turkiye’nin gerceklerini bilmiyor tarzi laflar etmis, ve boyle bir maca nasil bu kadroyla cikar demeye getirmis. Ridvan Dilmen’in zaten macin basinda ‘Kewell Hakan Balta bunlar nerede, sakatlar mi ? Galatasaray da bu sene futbolcularini kullanamadi hic ya?’ tarzi bir yorum yapti o anda hem hic arastirma yapmadigi ortaya cikti, hem de rengini belli etti..
Aslinda bu tarz yorumlarin gelecegi cok belli, cunku herkes futbolu cok iyi biliyor bizim ulkemizde..Ama galiba bu sefer hic olmadigi kadar garip elestiriler alacagiz alakasiz insanlardan… Ulkemizde bir tarafta mahalle ligi takimi karsisina as kadrosuyla cikip 5 gol atinca iyi yolda oldugu soylenen bir takim varken bizim boyle elestirileri goguslememiz cok normal… Butun yazarlar soka girdiler herhalde Rijkaard boyle bir maca nasil bu kadroyla cikabilir diye.. Eger basarabilirsek, Turkiye’deki futbol paradigmasini degistirmek elimizde, nasil zamaninda degistirip insanlara bir Turk takiminin neler yapabilecegini gosterdiysek, gene gosterecegiz ve belki de Turkiye’deki futbol adina en kokten degisiklik olacak yaptigimiz.. Umarim alnimizin akiyla cikariz bu isin icinden, ve Aslantepe’deki muzemizde gezerken cocuklarimiza anlatiriz ‘iste bu kupayi CL finalinde Barcelona’ya 3 atip aldik’ diye
(Kabul biraz utopik oldu ama olsun o kadar ya
)
Saygilar,
Gokhan
(Selam Gökhan. “Türkiye’deki futbol paradigmasını değiştirmek.” Nefis bir tanım. Galatasaray kültürüne yakışıklı bir vizyon daha eklemiş oldun bu tanımla. Teşekkürler. Melih)
http://fanatik.ekolay.net/fanatik/index.aspx?aType=YazarDetay&catid=32&articleid=139174&authorid=77
Böyle bir yazı da yazılmış. Benim medyada rast geldiğim ender sağduyulu yazılardan biri. Özellikle son cümlesi çok güzel
Rıdvan Dilmen Nonda’yı da tanımıyordu. Bir insan parasını futboldan kazanıp da nasıl Kewell, Nonda, Keita gibi oyuncuların adlarını daha önce hiç duymaz bilmiyorum. Çok garibime gidiyor. Dilmen’in yorumcu olarak bu kadar önemsenmesini de anlamıyorum. Her maç, her program neredeyse aynı şeyleri söylüyor. Üstelik hangi takımı tuttuğu o kadar belli ki. Bir de Tobol maçında sık sık yinelediği bir şey vardı: “Bu oyuncular Galatasaray’da yedek olamaz!” Aman Allah’ım. Tek tek isim de verseydi keşke. Sahada daha 20 yaşında çocuklar vardı, ne bekliyor anlamıyorum. Fenerbahçe’nin, Beşiktaş’ın kadrosu hiç mi aklının ucundan geçmiyor? Çok garip! İnsan tuttuğu takımı bu kadar mı belli eder!
Ama aynı saldırılar aynı baskılar Fenerbahçe üzerinde niçin yoğunlaşmıyor? Guiza hâlâ dönmedi, Lincoln olayı kadar büyümedi olay, Emre kaptan yapılmak isteniyor, Arda’nın üzerine geldiklerini gitmiyorlar onun üzerine, her gün “kaptanlık krizi” haberleri yapmıyorlar, sezon açılmasına yirmi gün kaldı, transferleri yok, bunu da yazmıyorlar. Ve ısrarla Arda’yı Fenerbahçe’li yapmaya çalışıyorlar. Arda’yı yıpratma haberleri ısrarla.
Bence inanılmaz çirkince ve inanılmaz sistematik bir şekilde Galatasaray’ın üzerine geliyorlar. Takım fiziki açıdan daha hazır hâle gelsin, hepsi sinirinden kudurmaya başlayacak. Bu insanlar ya anlama melekeleri kıt insanlar, ya da hiçbiri iyi niyetli değil. Özellikle de Hakan Ünsal, Hakan Şükür gibi kendilerini takımın sultanı sananlar. Bu insanlara Galatasaray taraftarı prim vermemeli.
(Koray selam. Böylesi daha güzel olacak emin ol. Böyle üzerimize gelinirken başarılı olacak olmamız. Ve şunu bilelim ki sadece dışarıda değil böyle konuşanlar, içimizde de. Sevgiler. Melih)
Melih abi selam, Orkun Uşak’ın yaşının çok genç olmadıgını biliyorum fakat orada genç oyunculardan diger oyunculara (Sabri, Orkun) geçerken cümleyi iyi baglayamadım herhalde. Abi, biz 2007-2008 sezonun devre arasında Özer Hurmacı ile sezon sonu için görüşme yapmış mıydık? İyi hafta sonları…
(Selam Kaan. Özür dilerim ben anlamamışım o zaman. Bahsettiğin sezonda şöyle bir şey oldu. Ankaraspor Aykut Kocaman liderliğinde kötü başlayınca sezona, küme düşme korkusu yaşadılar ve bizden bir çırpıda gözden çıkardığımız futbolcuları istediler. Emre Aşık, Necati Ateş filan. Bu takasta 600 bin Euro verilmek kaydıyla sezon sonunda Özer Hurmacı’nın Galatasaray’a verilmesi koşulu da vardı. Ancak aradan vakit geçtikten sonra bu rakamı keyfi olarak 1.600′a çıkardılar. Bu transfer de yatmış oldu. Benim bildiğim böyle. Sevgilerimle. Melih)
…ve bir de soru: Melih Abi, Hıncal Uluç’un Rijkaard’a yaklaşımı konusunda ne düşünüyorsunuz? Ben bütün medyaya karşı tek de kalsa Hıncal Uluç’un Rijkaard’ı âteşli bir şekilde, inatla savunacağını düşünüyorum. Sizce ne yapacak?
(Selam Koray. Hıncal Uluç çoğu Galatasaraylı sevmese de şu an Galatasaray’ı en kritik anda savunan belki de tek ve en önemli yazar. (Bunun kıymetini daha sonra daha iyi anlayacağız.) Gördüğüm kadarıyla Hıncal Uluç’la iletişim kurmak çok önemli. Eğer yönetim ve Rijkaard Uluç’la bilgilendirici amaçla bir iletişim kurarlarsa çok önemli bir müttefik kazanmış olacaklar. Sevgilerimle. Melih)
Yeniden merhaba Melih Abi.
Hemen basliyorum icimi dokmeye. Hakan Unsal’in belli bir islevi yerine getirmesi icin bilincli olarak istihdam edildigi bir medya kurulusunda Fenerbahceli eski bir futbolcunun Tobol-Galatasaray maci boyunca yaptigi yorumlarin, Galatasaray forumlarinda ve buradaki yorumlarda uc asagi bes yukari genel kaniyi olusturdugunu gormek gercekten uzuntu veriyor.
“Su anda sahadaki futbolcular (yani altyapidan gelen gencler) Galatasaray’in futbolcusu degil” gibi bir yorum Ridvan Dilmen’in agzina cok yakisir. Cunku kendi futbolcusunu yetistirmek gibi hedefi hic olmamis bir kulubun dunya gorusu ister istemez onun da beynine islemistir. Ancak kendi futbolcusunu yetistirebildigini kanitlamis olan bir kulubun taraftarlarina “suraya transfer sart, sunun alternatifi bu olamaz” tarzi laflar hic yakismiyor. Sahaya 5 Turk oyuncuyla cikmak bir kuralsa, sorulacak sorulardan biri bu 5 oyuncunun nasil temin edildigi olmali. Anadolu takimlarinda kisa vadede parlayan bir futbolcuyu bile kendi takiminiza monte etmek ciddi maddi harcamalar gerektirirken oz kaynaklarinizdan cikan bir futbolcuyu takiminiza kazandirmak yalnizca iyi egitmenler, sabir ve destek gerektiriyor. Genclere bu sabir gosterilmeli, Aydin’da ise yaramayan sabir bir baskasinda yarayacaktir, ise yaramayacagi kesin olan bu futbolcularin yerlerine olmazsa olmaz yaklasimiyla disaridan futbolcu istemektir.
Iste bu Ridvan’a ve Fenerbahce’ye yakisandir, dahasi bu gorusun uzun sureli basarilar getirmedigi yine sayisiz kulubun tecrubeleriye sabittir.
“Biz Rijkaard icin sabir yemini ettik, takima katkisi olmayan futbolcular icin degil” gibi gerekcelerle, onlari sahaya surenin Rijkaard oldugu asikar olan futbolculari asagilamak, en hafif ifadeyle, Galatasaraylilar’a yakismiyor.
Bugun Rijkaard’in yerlestirmeye calistigi sistem uzun vadeli bir yatirimin meyvesi olacak. O yuzden, her sene Sampiyonlar Ligi’nde oynayacak bir takim kurmak ideali ile, 2009-2010 sezonunda iyi futbol oynayip basarili olmak hedefi arasindaki farki cok iyi kavramak lazim. Galatasaray Rijkaard’i getirerek bir secim yapti ve son 5 yilda 1 kez Sampiyonlar Ligi’ne ulasabildigi yolu seçmedi. Maddi kulfeti daha fazla olmasina ve kisa vadede basari olasiligi oldukca dusuk olmasina ragmen dogru olani secti.
Simdi goruyorum ki Galatasaraylilar’in cogunlugu bu secimin degerini anlayacak ve gerekli sabri gosterecek olgunluga sahip degiller. Galatasaray’da bir seyler olacaksa yine taraftara ragmen olacak. Malesef sezonun ilk resmi macinda taraftar, bu yolda bilincsizce de olsa artniyetli medya kuruluslariyla ayni safta yer alacagini gostermis oldu benim gozumde. Bu sonuca varmak icin basit bir mantik izliyorum: Bugun bunlari diyen yarin neler demez.
(Selam Akif. Galatasaray tarihine ve kayıtlarına geçti bu çok önemli yazın. Çok sağol. Melih)
melih abi uzun bir aradan sonra tekrar merhaba.
yine harika bir yazı olmuş. maçta bizim göremediklerimizi görmeye başladık senin yazılarınla.evet dünden beri en ağır yazıyı yazan 2 kişi gördüm birisi ahmet çakır diğeri ise bugün yazan öcal uluc. maçı maskaralık olarak yorumluyor. (http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=413801). ve şunu gördüm işimiz çok zor. ilk maçta böyle bir eleştiri pes doğrusu dedirtecek cinsten. allah hepimize kolaylık versin. özellikle teknik direktörümüze.
(Amin Mehmet. Görüşymek üzere sevgilerimle. Melih)
Merhabalar,
Altta linkini verdiğim videoyu izlemenizi tavsiye ediyorum, ‘Total Futbol’ böyle bir şey olsa gerek
http://www.youtube.com/watch?v=XuGk_X85WcI
(Ozan selam. İzleyemedim videoyu. Ama sanırım Barça’nın 30 pasta Liverpool’a attığı golle ilgili. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi daha ilk maçtan ufaktan ufaktan Rijkaard’a sallayan medya ve taraftarlarımız var. Hadi medyayı geçtim onlar zaten fırsat kolluyor ama şuursuzca eleştiren taraftarlarımız beni çok üzüyor açıkça. Senin de dediğin gibi taraftarımız kim olduğunu bilmiyor. İşin kötüsü bu takım kime emanet onu da bilmiyor, veya bilmek istemiyor.
Maçı izlerken Rıdvan Dilmen her zamanki gibi İstanbul’dan, sıcak koltuğundan sallıyor yine. Neymiş efendim, böyle takımlara karşı hemen golü bulup pas yapmak gerekirmiş vs… Madem bunları çok iyi biliyordu da niye Fener’in başındayken MTK’ya elenip kovuldu çok merak ediyorum açıkçası.
(Selam Samet. Rıdvan Dilmen’in kim olduğunu nereden gelip nereye gittiğini iyi biliyoruz. Peki Galatasaraylılar’ın yaptıkları yorumlara ne demeli? Neyse. Sakin olalım. Sevgilerimle. Melih)
Bjk formalarını tanıttı öyle çok güzel diyebileceğimiz çeşitleri yok bence bizim formalarımız çok daha güzel onların formasından özellikle damalı Marsilya kopyası yapmaya çalıştıkları forma gerçekten kötü olmuş futbolcular da fazla giymeyeceklerdir heralde.
Bu arada Mehmet Demirkol bahsettiği Portekizli futbolcunun Deco olduğunu belirtmiş olursa süper olur ancak ben fazla ihtimal vermiyorum.
(Selam Berk. Evet bizim formalar açık ara güzeller. Sevgiler. Melih)
Merhaba,
İki gündür yorumları okuyor ve kendi kendime düşünüyorum. Yarın eczaneye gittiğimde şöyle bir ilan görsem keşke: İspanya’da üretilen mucize hap geldi! Sabırsızlığa, karamsarlığa, sinire birebir:
Adı “4-3-3″
Ben acaba 1 yıl sabredebilir miyiz diye merak ediyordum, 1 maçta sabırlar tükendi. Bu sistemi oturtmak bu kadar kolay olsa herkes Barça olurdu.
Hem işin güzelliği burada değil mi? Zor olanı başarmak. Bilinen ve güvenli olanı değil, bilinmeyen ama gerçekte ideal olanı uygulamak.
Diğerleri güvenli topraklarda, başkalarının ayak izlerini araya dursun, biz yeni bir ada keşfettik; bakir, merak uyandırıcı ve tehlikeli. Burası total futbol adası!
Bu kadar korku niye? Olur olmaz, tutar tutmaz bu başka bir şey. Ama en azından ileride diyebiliceğiz ki “biz risk aldık, denedik, cesaret edebildik. Güvenli sular yerine okyanuslara attık kendimizi. Çünkü hedefimiz karşı kıyıya geçmek değil, başka kıtalara ulaşmaktı!”
Tabii ki beklentilerimiz yüksek olsun, ama şimdi, hemen değil. Bu takım resmen yeniden doğdu, çünkü yeni bir sistem oturtuyoruz. Bir bebekten daha adım atmadan koşması nasıl beklenir? Önce dengede duracağız, adım atacağız, yürüyeceğiz ve en sonunda koşacağız merak etmeyin. Benim buna inancım tam. Korktuğum tek şey zaman. Zamanın sisteme galip gelmesi. Time against the Machine!
Eğer olur da sabredersek, daha ilk maçta kelle istemek yerine küçük değişimleri, gelişimleri görmeye çalışırsak eminim bir iki yıl içerisinde Avrupa’da konuşulan yepyeni bir takım görüceğiz birlikte.
Ve onun adı tabii ki GALATASARAY olacak!
(Hande selam. Güzel benzetmelerle süslü yazın için çok teşekkürler. Bir de şu var. Galatasaray sadece risk de almıyor. İnanılmaz planlı ve programlı biçimde çalışıyor. Eğer çalışılarak bir yere varılamıyorsa, biz de varamayız, ama biliyoruz ki bir yere varanlar ancak çalışanlardır. Sevgiler. Melih)
Selam Melih abi
Açıkçası taraftar konusunda büyük hayal kırıklığına uğradım. Rijkaard ilk geldiğinde sabır sabır diyenlerin bir kısmı, sabırlık bir şey olmamasına rağmen sabrı unuttu sistemi, taktiği, oyuncuları vs. eleştiriyorlar. Çok büyük şoktayım. Sormak istiyorum bu şahıslara Rijkaard’a sabredemeyeceklerse kime sabredebilirler ki ? Türkiye’ye gelebilecek en iyi td ve ekibi geldi (bu her zaman aklımızda bulunsun). Hem daha çok değil geçen sezon bile Skibbe’yi istemeyenler Skibbe gittikten sonra aramaya başladılar. Neden bu kadar çabuk unutuyoruz her şeyi anlayamıyorum.
Bazen sinirlenip diyorum ki keşke ne Uefa,ne Super Cup ne de 4 yıl üstüste şampiyonluğumuz olmasaydı, FB’den de BJK’den de şampiyonluk konusunda geride olsaydık, taraftarımız onlardan az olsaydı da eski taraftar profili, eski Galatasaray kültürü devam etseydi …
Buradan da bu futbol profesörlerine sesleniyorum destek olmayacaksanız köstek de olmayın.
Gölge etme başka ihsan istemem senden.
(Selam Kerem. Biraz ilginç bir ülke Türkiye. Bir tarafta ciddi bir iletişim stratejisi göze çarpıyor. Şöyle ki, her gün bir Fenerbahçeli futbolcu ortaya çıkıp Daum lehine demeç veriyor. Dün Alex’ti bu isim, bugün Uğur Boral olmuş. Yarın eminim Deniz Barış konuşacaktır. Ertesi gün de Gökhan Gönül.
Öbür tarafta ise üçü hariç bütün Galatasaraylısı, Fenerbahçeli köşe yazarları Rijkaard’ı eleştiriyor Tobol maçı nedeniyle. Ve tüm bunları süzemeyen benim canım Galatasaraylı taraftarım da bir yandan Rijkaard’ı destekler görünürken, diğer yandan onun çıkardığı kadroyu sağbekten sol açığa kadar sorguluyor ve de bunu ilk resmi yapıyor. Diyecek fazla bir şey yok. Sevgilerimle. melih)
melih abi merhaba. resmi sitede adnan polat ve toki başkanı bayraktar’ın pazartesi basın toplantısı yapacakları açıklandı. güzel bir gelişme sanırım, acaba toplantı içeriği konusunda bir duyumunuz var mı?
(Merhaba. Açıkça bir duyumum yok, ancak ihale ayın 27’sinde. Sanırım ortak bir açıklama yaparak hem stadın bir yıl içinde biteceğinin altını çizeceklerdir, hem de ihaleye katılmaları için şirketleri teşvik edecekler. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi merhaba,
Uzun zamandır tek yönlü (sadece okuyucu) oyuncusu olduğum Gayın-Sin takımında Galatasaray’daki planlı dönüşüme paralel oyunu çift yönlü (okuyucu + yorumcu ) oynamak modern futbol adına farz oldu.
Tercihim total futbol oynayan Gayın-Sin takımı, çünkü 4-2-1-2-1 dizilişte çapa olarak görev aldığınız her bir maçta, degaj (Rıdan Dilmen salvoları) olarak başlatılmayan ilk topun savunmadan size gelip diğer oyuncular (yorumcular) ile bu dizilişe uygun paslaşmaların getireceği ataklar ortaya seyri güzel bir maç çıkarmaktadır. Bu takımda yer almamak büyük bir kayıp olurdu.
Bu topraklar modern ve doğru olanı getirene her zaman karşı çıkmıştır. Öncü olan İbrahim Müteferrika veya Frank Edmundo Rijkaard olsa bile. Bu değişimin camia tarafından içselleştirilmesine kadar bayağı bir sancı çekilecektir.
Keşke bu değişim bir gecede gerçekleşen bir devrim gibi olsa. O yüzden
Galatasaray’daki bu durum bir devrimden ziyade sıfırdan başlayan planlı bir oluşum sürecidir.
Tesadüf müdür bilmem ama Galatasaray’ın bu yeni yapılanması ve Fenerbahçe’nin mevcut durumu bana Ali Sami Yen, Şükrü Saraçoğlu ve TT Arena’yı anlatıyor.
Statükoyu temsil eden Fenerbahçe, eskinin üzerine bir şeyler koyuyor ve medyası ile muhteşem bir yapı diye yutturuyor.
Ama Galatasaray eskiye olan saygısını bir kenara bırakmadan sıfırdan yenisini inşa ediyor. Tüm riskleri göze alıyor. Bu esnada sorunlar çıkabiliyor, planlanandan yavaş ileriyor fakat sonuçta ortaya çıkacak şeyin tüm sıkıntılara değeceğini biliyor.
Ama şunu iyi bilmeliyiz ki bizi projelendirecek ve inşa edecek olan mühendis ve ekibi (FR, Neeskens, Puyol, Cuadrat) tıpkı Derwall ve Kalli gibi AR-GE’si ile birlikte gelmiştir. Ve işlerini bitirip gittiklerinde geriye üzerinde çeşitli deneyler yapacağımız muhteşem bir laboratuvar kalacaktır.
(Merhaba. Gayın-Sin takımına hoşgeldin. Oyunu çiftten de öte, çok yönlü oynamak için her analitik fikir ve düşünceye ihtiyaç var. Şükrü Saraçoğlu ve Ali Sami Yen kompleksi benzetmen gerçekten müthiş. Bir arkadaşımız bahsetmişti Türkiye’deki futbol paradigmasını değiştirmekten. Önümüzdeki sezon Aslantepe’de Rijkaard’ın total futbol oynayan talebelerini seyretmek bile bu paradigma değişikliğinin basit bir sembolü olacak. Görüşmek üzere. Sevgilerimle. Melih)
iyi günler melih abi ileri üçlüde oynayacak oyuncuların içinde serkan çalık’ın adına rastlayamadım hiçbir yorumda. halbuki kısa boylu olduğu için çok iyi ayağa pas yapan futbolcu olacağını düşünüyordum tabi bu düşüncem yalnızca serkan’ın kısa boylu olmasından ve daha hızlı olabileceğinden ileri geliyor. çok saçma bir düşünce olabilir bilemiyorum, sence serkan çalık bu sene oynayabilir mi?
(Canerciğim. Serkan Çalık çok büyük bir sakatlıktan çıktı. Bildiğim kadarıyla özel idmanlarla güç topluyor. Oynamaya başlayınca o da hızlı olduğu için Rijkaard’ın gözlerini üzerine dikeceği gençlerden birisi olabilir. (Bildiğin gibi iki sezon önce Dunga gelmişti Fenerbahçe-Galatasaray maçında Fenerbahçe’deki Brezilyalılar’ı seyredip ulusal takıma alıp alamayacağına bakmak için. Maç bittikten sonra sadece Serkan Çalık’tan söz etmişti.) Sevgilerimle. Melih)
Her sorunu iyiye yormadan, iyimserlik krizlerine girmeden tabloya şöyle bir baktığımda olumlu birşey göremiyorum. Hocası yeni değişen Leverkusen gibi hazır değiliz, Tobol’un dar alandaki paslaşmalarla ileri çıkmasını bile henüz yapabiliyor değiliz. Bir sağ bek sorunu var ki evlere şenlik. Senelerce, esas mevkilerinde başarılı olamayanları sağ bek yapmaya çalışıyoruz. Sebastian Perez’den beri bir sağ bekimiz yok sayılır. Bir buçuk senedir sakat olan Uğur’a ve illallah dedirten Sabri’ye güveniyorsak çok yazık olur derim. Hazırlık maçları ve resmi maçlarda yaptığımız toplam 5 maçta, 5. ligde oynayan ilk rakibimizle yaptığımız maç hariç tek bir gol pozisyonumuz yok gibi. Blogun ve forumların meşhur söyleminden yola çıkarak, Galatasaray’ın olduğu yerde her zaman umut vardır diyelim ve iyimser olalım. Peki kötümser olmak için daha ne olması gerekirdi diye kendime sormadan edemiyorum.
(Selam Emrah. Kötümser olmak için neler gerektiğini sormuşsun. Şunlar olabilir bence.
Bir futbol felsefemizin olmaması.
Henüz hiçbir güçlendirici antrenman yapmadan as takımı sahaya sürmemiz.
Her maç başka bir sistem oynamamız, şablon bir sistemimizin olmaması.
Teknik direktörümüzün Rijkaard-Neeskens yerine Erdoğan Arıca olması. Teknik direktörümüzün Tobol karşısında maç 0-1 olduktan sonra elimizdeki tüm forvetleri sahaya sürüp Zn ve Çetin’e topu ileri şişirmelerini söylemesi.
Maçtan sonra yöneticilerimizin ofansif gücümüzü artırmak için Gaziantep’e Tabata için 10 milyon Euro önermesi.
Rijkaard’ın yardımcılığına Hakan Şükür’ün getirilmesi.
Arda Turan’ın bir açıklama yaparak Emre Belözoğlu’nu Galatasaray’da görmek istediğini söylemesi.
Haldun Üstünel’in Galatasaray Dergisi’ne demeç vererek Rijkaard’ın Türkiye’yi bilmemesi nedeniyle risk aldığımızı belirtmesi.
Tobol maçının devre arasında Adnan Polat’ın soyunma odasına inerek futbolcuları “sizi salatalık gibi doğrarım” diye tehdit etmesi.
Hakan Ünsal’ın NTV’de Hakan Şükür’ün işbaşı yapmasıyla Rijkaard’ın ayaklarının yere basacağını söylemesi.
Rijkaard’ın Levent Tüzemen’in yazısı üzerine 4-3-3′ten vazgeçerek 4-4-2′ye dönmesi.
Devam edeyim mi? Sevgilerimle. Melih)
Şu Sabri eleştiriler konusunda şunu çok söylemek istedim;
Kimse kusura bakmasın ama Tobol gibi bir takımla maç yaparken daha maçın 2. dakikasın da tekmeye kafa falan sokulmaz.
Ayrıca bence o topa arkasını dönmese de kafasını soksa da müdahale etmesi imkansızdı. Top rakibin bile bir nebze arkasında kaldı ve bence müthiş bir vuruş yaptı.
Normal bir goldü. Çok eleştirmek istiyorsak stoperleri eleştirmek lazım.
Ama bence şu aşamada eleştiri yapmak bile ayıp. Durun yahu. Daha yeni başladık…
Sistemin bir raya oturmasını bırakın, bir rayda yalpalaya yalpalaya, arada sırada raydan çıkıp tekrar raya dönmesi gibi bir şey bile şu 20 günlük süreç içerisinde mümkün değil.
Tobol maçında takım 4-3-3 oynamak isterken, 4-5-1 oynadı.
Çünkü henüz çok erken.
Oyuncuların alışkanlıkları var.
Bu alışkanlıklardan kurtulmaları lazım.
Kanat oyuncularının korner çizgisine doğru değil çaprazdan penaltı noktasına doğru akmalarını beklemek için çok çok erken.
Orta saha oyuncularının, oyunun yönünü çok seri bir şekilde sürekli değiştirebilmelerini beklemek için çok erken.
Defans oyuncularının, defansı orta sahaya yakın bir yere çekmelerini beklemek için çok erken.
Hele hele bu kadar as oyuncunun olmadığı bir maçta bundan bir çıkarım yapmak inanılmaz erken.
Dolayısıyla bu sistem bize uymaz değiştirmeliyiz demek için çok çok çok erken.
Yolumuz şu an da bu.
Bu yolda da ilerleyeceğiz.
Olmazsa mı ?
Olmazsa 4-4-2 ya da 4-3-2-1 ya da 4-4-1-1 gibi sistemlere geçiş yapmak için ekstra bir çalışmaya zaten gerek yok. Çünkü zaten o oyun düzenini ezbere çekmiş oyuncular var kadronda.
Ayrıca biz 4-3-3 sistemi dışında bir sistem oynayacaksak şu kesin ki RİJKAARD yanlış tercihtir.
(Selam Hakan. Son söylediğin çok önemli. Biz istiyoruz ki hem Rijkaard teknik direktörümüz olsun, hem de 4-3-3 gibi zor bir formasyon riskine girmeden 4-4-2 gibi bir dizilişle, bir futbol felsefesine sahip olmadan Türkiye’yi domine edelim. Yani Terim sonrasındaki 9 yıl boyunca yapıldığı gibi bir geleceğimiz ve sistemimiz olmasın, günü kurtaralım. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi selamlar,
Neeskens’in sakatlığıyla ilgili bir malumatın var mı acaba? Tam çalışmalar tıkır tıkır devam ederken nazar değdi herhalde, böyle bir talihsizlik oldu. Antrenmanlardan ne kadar süre ayrı kalacak diye merak ettim de.
Sevgiler
Özgür
(Özgür selam. Antrenmanlara çıkacak Neeskens, ama oynayamayacak:-)) Yani asıl işi konusunda bir sorun yok. Sevgiler. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Sözde futbol yazarları(!!!)nın yazdıklarını gördükçe ve bunlarla aynı paralelde düşünüp tuttuğu takıma zarar veren taraftarları gördükçe sinir katsayım her geçen gün artıyor. Normalde çok sakin bir insanım. En ters düşünceye bile gayet sakin bir şekilde yanıt veren ve asla ters laf etmeyen biriyim. Ama Leverkusen maçından sonra son günlerde tarzımı değiştirmiş durumdayım. Çok ama çok öfkeliyim; sabırsızlara, tetikçilere, medyaya çanak tutanlara, gerçekleri göremeyenlere… Kendimi bir an her şeye sinirli olan, öfkelenen ve nefret dolmuş ergen gibi hissedeceğim neredeyse, hem de 33 yaşımda…
Bizim taraftarların sabrı lafta. Bunu hep söylüyorum. Onların asıl istedikleri kendilerini tatmin etmek ve ağız dalaşına girdiklerine “nasıl geçirdik”, “nasıl oynuyoruz ha” gibi laflar sokmak sanki. Asıl büyük sorun bu bir kere. Biz Galatasaray’ı değil her şeyden önce kendimizi düşünüyoruz. Kendimizi tatmine önem veriyoruz. Oturacak sistemmiş, zamana ihtiyaç varmış, oyuncuların hazır olmasıymış umurumuzda bile değil. Benim takımım daha ilk maçında adı sanı duyulmayan bir takımı beşlemeli, hemencecik Barça gibi top oynamalı ve ben de böylece mest olarak, kendimi tatmin ederek zevkten dört köşe olmalı, bana sürekli laf sokmaya çalışan öteki takım taraftarlarına sağ avuç içimi, sol elimi sıkıp 90 derece tutup üzerine tüm hışmıyla vurarak “nasıl geçirdik” diyebilmeliyim!
Ülkemizdeki futbol budur işte. Futbol yorumculuğu kafatasçıların elinde, goygoycuların elinde, atom bombacılarının elinde, ortalığı karıştırmak ve reytingin dibine vurmak için futbol gerçeklerinden uzaklaşıp saçma sapan saldırılar yapanların elinde. Çünkü eğer bunu yapamazlarsa yerlerinde duramayacaklar. Eğer bir gün için reytingleri arttıracak ve tüm okları bir yere doğrultacak saçma sapan konular bulamazlarsa ertesi gün kıdem tazminatı ellerine verilerek sepetleneceklerdir. Ekmek parasının bu kadar namussuzca bir metodun midesinin içinde olması ne kadar da ağırdır. Medya tekelleri böyledir işte.
Uzun zamandır Fenerli medya diye çığlıklar attığımızı biliyoruz. Arda’ya saldırıyorlar diyorlar, Galatasaray’a saldırıyorlar diyorlar. Satılmış medya diyorlar. Passat’ını kim yolladı diyorlar. Hepimiz diyoruz belki de…
Peki!
İyi, güzel!
Medya saçma sapan konularda en gözlere inanılmayacak aslı astarı olmayan eleştirileri şimdiden yapıyor Galatasaray ve Rijkaard için ama Galatasaray’ı tutup da Galatasaray taraftarı olarak geçinip daha ilk maçta takımı yerden yere vuranlara ne diyeceğiz?
Kim hediye etti onlara Audi’leri?
Kim?
Söyleyin, kimler para akıtıyor bu taraftarlara?
Her minicik konuda Galatasaray’ın üzerine giden ama onca saçma sapan şey yaşamasına rağmen Fenerbahçe’nin ufacık kupürlerle yer aldığı medya ortamında bu kişiler bu duruma dellenirken ve kafayı yerken, kafatasçılıkla itham ederken, çeşitli Galatasaray forumlarında şimdiden kafatasçılık yapanlara ne demeli?
Allah aşkına sakın bir daha bu medya satılmış falan demesinler. Çünkü Galatasaraylı diye geçinip Galatasaray’a medya kadar zarar veren bir kesim varsa o da sabırsız ve bilinçsiz Galatasaray taraftarı(!!!)dır. Onlar kadar zarar veriyorlar bu takıma. Negatif elektriklerle kuşatıyorlar dört yanı. Asıl futbol uleması onlar. Futbolu onlar biliyor. Rijkaard adam bile değil, futboldan ne anlar ki? Asıl düşman içimizde. İçimizde dolaşıyorlar; sürekli yaptıkları negatif mesnetsiz laf atışlarıyla.
Bu Galatasaray sevgisi falan değil. Kendini tatmin etmek. Rakibe dönüp şaaaakk şaaakk diye hareket çekmeye duyulan büyük açlık. Futbol sevgileri bundan ibaret.
Medyayı en azından az çok anlayabiliriz. Rijkaard’ı ne yaparsa yapsın hep eleştirecekler.
Günümüzde futbol basını her yerde aynı. Futbol inanılmaz bir endüstri. İnanılmaz paralar dönüyor. Bu pastadan medya da nemalanıyor. Eğer ne kadar mesnetsiz ve desteksiz sallanırsa reklam ve reyting artıyor, cepler parayla doluyor. Bu yüzden bu durum küresel bir durum.
Futbol endüstrisinde para denen şey din, iman, kitap olmuştur. Parayı veren düdüğü çalar. Medya da muhteşem sololar atar. İster İspanya’da ister Türkiye’de. Rijkaard’ım hiçbirini zerre kaale bile almasın. Onlara efendice cevaplar vermesi bile onlar için lüks.
Para destelerini çoğaltacak hareket neredeyse, manevra oraya doğru gidecektir. Yarın öbür gün Rijkaard takımı uçuşa geçirdiğinde, onun en büyük yalakaları bugün yerden yere vuran kişiler olacak. Ama bizim için Rijkaard ve teknik ekibi bugün neyse, o zaman da aynı olacak. Ülkemdeki cahil futbol paradigmalarını değiştirecek her atılıma varım. Bu ekip bu paradigmaları değiştirsin o zaman benim içim Galatasaray’ın Derwall’ı gibi bir şey olacaklar.
Bugün bir futbol yazarı(!)nın yazısına rastladım. Yazdıklarına inanamadım.
Bu kişi aynen şöyle başlıyor laflarına:
—————————————————————————————————
“Herkes bal gibi biliyor ki, Tobol rövanşına Kazakistan’daki “ilk onbir”le çıkarsa, Avrupa Ligi’ne ikinci ön eleme turundan veda eder Galatasaray.
Aslında, ikinci devredeki Arda’lı, Baros’lu, Uğur’lu takımın da İstanbul’da turu garantilediği kesin değil ya; neyse.
Özetle:
Frank Rijkaard’ın dağıttığı formalar yanlıştı. En azından oynatmak istediği sistemle örtüşmüyordu. Yoksa sistem mi bizimkilere uymuyordu?.. Sonuçta, az daha kanatlanıp gidiyordu hayaller.
Var mı itirazı olan?..
Yoktur… Olmamalı.”
—————————————————————————————————
Şaka gibi Melih Abi!
Peki bu yazar beye şöyle bir şey sorsak.
Eğer Rijkaard Tobol karşısına tam, ideal kadro ile çıksaydı ne diyecektiniz?
Cevaplayayım:
- Rijkaard gençleri sildi.
- Rijkaard da gençlere önem vermeyecek.
- Rijkaard’ın gelecek planlaması için geldiği yalanmış.
Bu sefer bu tür yorumları görecektik arkadaşlar. Rijkaard’ı tam kadro çıkarsaydı yine eleştireceklerdi. Çünkü işleri bu. Hep eleştirmek. Çünkü Rijkaard’dan daha iyi biliyorlar bu futbol dahileri futbolu.
Daha geçen Steaua Bükreş maçında Skibbe sahaya 30 yaş ve üzeri bir ton futbolcuyla çıktı, hani gençlere önem veriyordu diye yerin dibine sokan kimdi?
Ben miydim?
Yoksa bu bildiğimiz sürekli bol keseden sallayan kendilerini futbol uleması sanan tetikçiler mi?
Gazetelerde şunlar olurdu Tobol maçı sonrası:
“Bu gençlere Tobol maçında şans vermeyeceksin de ne zaman şans vereceksin Rijkaaard?”
Zaten bu tetikçi medya ulemalarına şunu da sormak lazım. Acaba Galatasaray sürekli aynı 11 ile mi oynayacak? Bu takım hiç mi yorulmayacak?
Varsayalım Keita sakatlandı, cezalı duruma düştü, Afrika Şampiyonası’na gitti. Ee, yerinde kim oynayacak?
Ya aynı şey Kewell’ın başına gelirse? Kim oynayacak yerinde?
Kısacası bu kadro alternatifli kadro olmak zorundadır. Rijkaard rotasyon kullanan bir hoca. 25 kişilik kadronun tamamen hazır olması gerekiyor. Çünkü ileriyi düşünmek zorundasınız. İdeal kadrodan bir eleman mecburen eksik olduğunda yerini doldurabilmelisiniz. O yüzden bütün oyuncularınız hazır olmalıdır. Misal şu an hazır değil gibi görünen Yaser hazır olmalı, bu sistemi bilmeli, oynayarak öğrenmelidir.
Mecburdur.
25 kişilik kadronun içinde yer alacak her futbolcu bu sistemi öğrenmelidir ve bunun gerçekleşmesi için oynaması gereklidir. Bu öncelik olarak şart.
Kewell, Keita gibi adamlar bu sistemi zaten biliyor. Tek ihtiyaçları güçlenmeleri, hazırlanmaları ve oynayacak hale gelip diğer takım arkadaşlarıyla birlikte oynamalarıdır.
Tüm bunlar uzun ve zorlu bir planlama gerektirir. Rijkaard’ın yaptığı da budur. Bu gençler takımda yer bulacaklar. Onlar da takımın bir parçası olacak.
Başka bir hoca olsaydı Tobol sonrası alınan 1-1′lik sonuç ve oynatılan gençler nedeniyle oynatmak zorunda kaldım vb. gibi demeçler vereceklerken Rijkaard onların yardımını almaktan bahsediyordu. Bu çok onore edici bir laftır. Böyle bir görüş karşısında gençler adaletin ne kadar keskin olduğunu görürler ve ona göre işlerine bakarlar.
Futbol bir iki cümle yazmakla geçiştirilecek kadar basit bir oyun değildir. Hele “yanlış forma dağıtmak” demek kadar acizce bir yorum hiç değildir. Ben günümü kurtarmaktan bahsetmiyorum, gelecekten bahsediyorum. Bu gençlerin bazıları şu an için belki formda değiller, tam güçlerinde değiller ama bunlar takımın bir parçası olacaklar. Yarın öbür gün Keita, Kewell’lara bir şey olduğunda sokaktan adam bulmayacağız, rotasyonun parçası olan ve sistemi oynayarak öğrenmiş olan bu genç değerlere şans vereceğiz. Rijkaard’ın çocuklarına…
Yazara bak, yoruma gel; yanlış forma dağıtmakmış..
Hadi oradan. Oturduğumuz yerden altımızda pijamayla, hocanın sürekli birlikte yaşadığı, çalıştırdığı, az çok tanıdığı ve bir şeyler beklediği oyuncuları seçmesini yargılamak pijamalıların işi değildir.
Bu tetikçilere, futbolu nasıl yorumlamaları gerektiğinden bihaber kişilere şunu söyleyerek sonlandırıyorum yazımı Melih Abi.
“Sütünüz soğudu, çabuk içiniz, sonra tetikçi yorumları yazmaya devam edersiniz. Dişlerinizi fırçalamayı da unutmayınız. “
Öfkem için kusura bakmayın. Bu zatlar böyle devam ettiği sürece ben de onların anladıkları dilden savaşımı sürdürmeye, Galatasaray’ımı, gerçekleri ve gerçek futbolu savunmaya, savaşmaya devam edeceğim.
Selametle…
(Yazın için fikrine sağlık Atilla. Medyayla Rijkaard (aslında Galatasaray tabi) aynı ırmaktan su içen kurtla kuzu gibi. Kuzu ne yaparsa yapsın, kurt her zaman ve her yerde “suyumu bulandırıyorsun” diyecek. Selametle kal. Melih)
Melih abi merhaba,
Cevaplar arasinda kotumser olmamiz icin verdiginiz sebepler cok hosuma gitti, aman Allah bizi onlardan korusun. Ben kendi adima cok ama cok rahat ve umitliyim. Birakalim medya komik ve cahilce yazilarini yazsin. Senelerce cesaretsiz sonuca odaklanmis hoca istemedik simdi de tam cesur hoca bulmus iken tadini cikaramiyoruz. Keita’nin ve Kewell’in katilmasi ile ofansta hic sorun kalmayacagindan eminim. Umarim Linderoth da bu sene takima katilir ve yabancilarimizdan tam faydalanabiliriz. Sevgi ve selamlar.
(Haluk selam. Evet bazen unutuyoruz hangi hal ve şartta olduğumuzu ve diğerlerinin her gün yaşadıkları ama bir şekilde normal kabul ettikleri şeyleri. Onun için yazmıştım kötümserlik senaryolarını. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih abi;
Senin yazılarını ve arkadaşların yorumlarına vermiş olduğun cevapları okuyunca, içimi bir sevinç, gözlerimide sevinç gözyaşları kaplıyor.
Ben de benim yaş grubumda olanlar gibi (çocuklukları 80′ler dönemine denk gelenler), Galatasaraylılığımı 14 sene sonra gelen şampiyonlukla bugünlere taşıdım. Zaten o yıldan sonra da (günü birlik başarısızlıklar hariç) hiç üzüntü yaşamadık. Her dönem üstüne katlanarak sevincimiz arttı.
90′larda doğanlar, her şeyin hazırına denk geldiler. 80′lerin sonu ile 90′ların sonu arasında bir uçurum var resmen. Ben 7-8 yaşında Comodore 64′ü her açışımda korkardım acaba yanlış bir şey yapıp bozar mıyım diye, ama şimdi 5-6 yaşındaki cocuklar PC’ye karmaşık işlemlerle oyun kurup, o oyunu oynuyorlar. Eskiden bir veya iki TV kanalı varken, şimdi türlü türlü digital platformlar var. İstediğin kadar çizgi filminden futbol maçlarına, filminden belgesellerine müzik kanallarına kadar her şey herkesin elinin altında. Artık kimse herhangi bir şeye hasret kalmıyor. Her sene gerçekleşen konserler, festivaller, organizasyonlar….
Gelişen, hızla büyüyen dünya ile birlikte aynı hızla Türkiye ‘de büyüyor. 2000 yılında Galatasaray çıtayı ve futbol seviyesini bir noktaya ulaştırdı. Dünya’da da futbol her sene üstüne koyarak ilerliyor. Artık sömürge ülkesinden, en gelişmiş ülkeye kadar herkes kendi gücünde bir futbol oynuyor.
Türkiye’de hemen her firma, kendini dünya ile yarışabilecek kurumsal bir yapıya dönüştürürken, futbol kulüplerimiz Avrupa’daki akranlarına ayak uyduramadı. Kendi yönetim yapılarını, tüzüklerini Avrupa standartına getiremedi. Türk futbolu kalp kardiyosu gibi inişli çıkışlı bir hal aldı. Bir önceki sene Juventus’u yenerken, sonraki sene Tromso’ya elendi. Her türlü duygu enflasyona uğradığı gibi, sabır da bir enflasyona uğradı. Birçok şeye anında ve çabuk ulaştığı için halkımız, futboldaki başarıyı da, evine uydu anten takıp dijital receiver bağlanınca hemen elde edilecek bir keyif olarak görmeye başladı.
Sonuç olarak Galatasaray bir yapılanmaya gitti. GSM operatörü, TV’si, mağazaları, stad projesi …… en önemlisi yeni bir takım ve sistem projesi. Artık Galatasaray Avrupa’daki akranları gibi, her şeyi planlamaya başladı. 21. yüzyılda insanların ulaşamadığı tek bir şey var heralde, o da “sabır”. Sabretmeye ulaşmak çok zor. Galatasaraylı bence bu sene (hatta yarım sezon) sabredecek. Her türlü sonuca, her türlü futbolcuya. Bundan daha önemli bir fırsat olmayacığını bilmeli. (Herkes gibi ben de sabıra değindim. Tüm Galatasaraylıların beynine kazılmalı “SABIR”.)
Benim gibilerin fazla bir şey yapabilme imkanı yok. Tribunde veya TV başında maç seyrederken olumsuz yönde yorum yapanları, doğrusunu bir şekilde anlatmak (statta biraz zor olur, nasıl bir cevap karşılaşılacağı belli olmaz ve de konunun nereye gideceği). Ama Melih abi sizin gibiler, bir şekilde medyayı kullanabilenler, bir şeyler yapabilir. Duygularımızı taşıyabilir. GS TV’deki Gayın-Sin programını zevkle takip ediyordum. Affına sığınarak naçizane bir – iki önerim olacaktı. Senin programın bir farklı konseptinin de yapılma olasılığı var mı? Mesela Gayın-Sin Total Futbol veya Gayın-Sin Forum. Taraftarların senin sitende ya da forumlarda yazdıklarını ekrana taşısan. Hatta yanına bir – iki blog yazarı alsan, onlarla ayrı bir program yapsan bence etkili olabilir. Diğeri de maçlardan sonra, Ali Sami Yen’deki basın toplantısına senin de katılman gerekebilir, çünkü birçok basın mensubu abuk sabuk, önceden kurgulanmış sorular soracaktır. 4-3-3′ü ve total futbolu bilen birisi olarak, senin sorularına ihtiyacı olacaktır. Maç sonu basın toplatılarının.
Seni, yazıyı okuturken yorduysak ve sürçü lisan ettiysek affola…
(Selam Serhat. 14 seneyi bilenlere ve yaşayanlara rastlayınca, benim de içimi bir sevinç kaplıyor. Çünkü biliyorum ki karşımdakinin Galatasaraylılık sevgisi ve anlayışı inanılmaz damıtılarak elde edilmiş bir duygu. Kıymetli bir şey onun Galatasaraylılık’ı. Başarılı olanın doğal çekim alanına girmiş, popüler olanın peşinde koşan birinin Galatasaray’ı sevmesinden farklı bir şey onunki. Yani seninki. Yorumun için çok sağol.
Esasında bunu şimdi paylaşmak istemezdim ama GSTV’de bahsettiğin tür bir program yapacağız. Sadece o haftaki maçı analiz edeceğiz bazı blog yazarlarıyla. Böyle bir hazırlığımız var. Ancak işin basın toplantısı bölümü beni aşar. Çünkü ben dışarıdan program yapan biriyim. Bir basın mensubu hiç değilim. O yüzden biraz zor. Ancak kafamda başka bir proje var Dergi için. O kapsamda bazı şeyler yapılabilir. Sevgi ve dostlukla. Melih)
küçük İskender yıllar önce Rimbaud’ya Akıl Notları kitabını bana “Sana akıl vermek için bir yerlerden Tanrı çalmak lazım” diyerek imzalamıştı. Ben de spor yorumcularımızın Rijkaard’a akıl vermeleri için bir yerlerden Tanrı çalmalarının lazım geldiğini düşünüyorum. Rıdvan Dilmen “Galatasaray golü bulup top çevirmeli” diyor. O kadarla bitiyorsa iş, kendisi MTK karşısında yapsaydı bunu. Galatasaray bir sonraki maçta iki farklı galibiyet alınca bu sesler ciddi oranda diner.
(Selam Koray. Sana ve bize elbette öyle görünüyor bulunduğumuz yerden bakınca. Ancak çoğu yorumcu oradan bize bakınca, tek bir şey görüyorlar: Onlar birer tanrı. Tek eksikleri var, o da verdikleri aklı uygulamaları için teknik direktörler, kulüp yöneticileri, taraftarlar. Görüşmek üzere sevgiler. Melih)
Melih abi (önce bey yazmıştım ama bu konudaki hassasiyetiniz hatırlayarak…:) sitenizdeki analizleri, tarihsel yazıları beğeniyle takip eden biriyim uzun zamandır. Vakit konusunda sıkıntı yaşadığım için yorumlarımla katılamadım aranıza. Ben de transfer üyelerinin buradan ayrılmasını bekliyorum herkes gibi asıl gayın-sin i izleyebilmek için. Fazla uzattım hemen konuya gireceğim.
Rijkaard’ın yardımcılığına Hakan Şükür’ün getirilmesi.
Hakan Ünsal’ın NTV’de Hakan Şükür’ün işbaşı yapmasıyla Rijkaard’ın ayaklarının yere basacağını söylemesi.
Bu 2 cümle inanın beni ziyedesiyle üzdü. Çünkü insanlardaki bu Hakan Şükür nefretinin (özellikle bu kelimeyi seçtim) nedenini çözebilmiş, anlayabilmiş değilim. Hakan Şükür’ün kariyerini yaptıklarını vs. uzun uzun yazacak değilim fakat birkaç şeyi gündeme getirmek isterim.
Hakan Şükür KOVULMADAN önceki son sezonunda 11 gol 7 de asist yaptı. Ümit Karan ve Nonda da 11′er gol attılar aynı asist sayısına ulaşamadan. H. Şükür’ün penaltıdan gol atmadığını ve yaptırdığı 2 penaltının 1′ini Ü. Karan’ın 1′ini de Nonda’nın attığını belirtmek isterim. Tabi ki Hakan Şükür’ün inkar etmeyeceğiniz bir şekilde Ümit Karan gibi istatistik futbolcusu olmadığını da hatırlamak lazım. Yani Hakan Şükür gol atamadığı, asist yapamadığı maçlarda da takıma katkıda bulunabilir -Nonda da biraz boyle- fakat Ü. Karan için gol yoksa oyun da yok. Velhasıl bu 2 forvet takımda kalırken Galatasaray’la özdeşleşmiş Hakan Şükür nasıl gönderilir? (Yeni yetme fm’ciler gibi yaş konuşmayacağınızı biliyorum fakat okuyanlar! için yazmak istedim)
Feldkamp’ın takımdan gönderilecekler raporunu da hatırlatmak isterim. Bir röportajında o listede Sabri’nin Ümit Karan’ın olduğunu ama Hakan Şükür’ün bulunmadığını belirtmişti. Feldkamp’ın futbol bilgisini tartışmayacağız değil mi? Zaten Ümit Karan’ın bu seneki performansıyla haklı da çıktı. (Tabi ben de arkadaşlarım nezdinde.)
Bir ara Hakan Şükür’e -onu ağlatacak kadar- Adnan Sezgin tarafından yapılanlari anlatmanızı isterim. Evet TV’de eleştiriyor olabilir fakat bir de onun penceresinden bakın olaya. Ben bir kırgınlığım yüzünden bu yazıyı yazdım. Saygı duyduğum bir insanın bu yorumlarından dolayı yazdım bunları, şu anda harıl harıl ders çalışmam gerekirken. Mesajımı politik bir cevapla geçiştirmeyeceğinizi düşünürek iyi akşamlar diliyorum. Gerekirse cevabınızı tokat gibi yüzüme çarpmaktan çekinmeyin lütfen. (Dilerseniz mesajımı yayınlamadan da bana e-mail da atabilirsiniz, meselem bu konudaki göşünüzü ayrıntılı bir şekilde öğrenmek, insanlara bazı şeyleri afişe etmek değil.)
İleriki zamanlarda tekrar yazacağım en azından bu konuyla ilgili görüşmek üzere.
(Selamlar Taha. (Ders çalışmam dediğin için benden yaşça küçük olduğunu varsayıyorum.) Hakan Şükür’ün futbolculuğunu tartışacak değilim elbette. İşin o tarafıyla ilgili değilim bahsettiğin yorumu yazarken.
Beni ilgilendiren tek şey, kendini Galatasaraylı olarak tanımlayan birisinin Galatasaray’a geldiği ilk günden bu yana bütün sorunlarını medya önünde tartışmasıdır. Özellikle geçtiğimiz sezon katıldığı bütün programlarda Galatasaray’ın hak ve hukukunu korumak yerine, Galatasaray aleyhine konuşmaktan pek imtina etmeyen bir Hakan Şükür gördük.
Özür dilerim ama benim Galatasaraylılık telakkime pek uymuyor bu durum. Ben önüne TV mikrofonları uzatıldığında kulübünü ve kulübünün insanlarını savunan bir Galatasaraylılık anlayışıyla yetiştim. Bunu bilir, bunu savunurum.
Bir de naçizane şöyle düşünüyorum. Hakan Şükür sadece futbol meziyetleri sayesinde o mevkiye gelmedi. Bir yere geldiyse şayet, bu daha çok Galatasaray’da oynadığı için oldu. Ne ki kendisinin bunu telakki ettiği, Galatasaray’ı pek temsil ve temessül ettiği kanısında değilim.
Ayrıca ikinci cümlemde Hakan Şükür’e hiçbir eleştiri yok. Onun seni niçin üzdüğünü pek anlayamadım. Eğer Hakan Ünsal’a da benzer duygular beslemiyorsan tabi. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Tobol maçı sonrasındaki yorumların çoğunda olumsuz eleştirilerin olması benim de canımı sıktı. Ancak FR döneminin anahtar kelimesi “sabır”ın, özellikle biz taraftarlar olarak sağlam bir duvar olarak inşa edilmesi ve önünde durulması gerekmektedir. Daha sezonu yeni açmışken, 3 ay önce CL kupasını kaldıran Barcelona gibi oynanmasını bekleyen beyinlerin, teknik kadronun CV’sine bakıp, onların bu işi bizlerden daha iyi bilme ihtimallerinin hiç de az olmadığını görmelerini beklemek, belki bizim için de biraz saflık olsa da takımın emin ellere emanet edildiğini bilmek/görmek yine de bizleri rahatlatıyor.
Bir söz de son dönem yorumlarının vazgeçilmezi Sabri için… Evet, sahada antipatik hareketleri var, bir çok taraftar da bunu eleştiriyor. Ancak Ümit Milli Takım’da 10 numara oynamış bir adamın senelerdir sağ bek oynamak zorunda kalmasını, empati kurarak tekrar değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bence orta üçlünün sağ tarafı şu an için kendisinden optimum verimin alınabileceği bölgedir.
Sevgiler,
Fatih
(Merhaba Fatih. Bu sabır meselesinde biraz değişik düşünmeye başladım. Kim sabreder? Ümidi olan, inancı olan değil mi? Ümitsizler ve inançsızlar ise sabretmez, sabredemez. Sabır göstermeyenlerde aslında sorgulanması gereken inançsızlıkları ve ümitsizlikleri olsa gerektir. Sevgilerimle. Melih)
Akın var güneşe akın
Güneşi zaptedeceğiz
Güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların göz yaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşıyanlar!
İşte:
Şu güneşten düşen ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten düşen ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Demek istedigim su ki;
Güzel günler yakindir. Sadece sabir, biraz sabir. Günesin zapti yakindir.
14 senenin son 2 senesini az cok bilincli yasamis biri olarak, daha 7 yasindayken, “14 senelik bu cile, bitsin artik bu sene…” diye sarkilar söylemis biri olarak, sizlerden istedigim biraz sabirdir…
Kapatin NTV’yi, okumayin Fanatik’i Fotomac’i. Kendinizi takiminiza verin. Yok muydu cocuklarin elestirilecek yanlari Tobol macinda. Elbette vardi. Ama ben bir sisteme dogru ilerledigimizi gördügüm icin yapmadim elestirilerimi üye oldugum forumlarda. Siz de deneyebilirsiniz bunu…
Nazim Hikmet’e tesekkürler…
(Sana da teşekkürler Çağdaş. Sevgiler. Melih)
SABIR
Sevgili Melih Agabey,
son günlerde dillerden düsmeyen bir sözcük oldu “sabir”.
Peki nedir sabir ve belki de daha önemlisi ne DEGILDIR?
Sabrin toplumdaki algilanma sekli, hatta bu ifadenin cümlelerimizde kazandigi yapi, aslinda sabrin ne oldugunun hic de bilinmedigini gösteriyor.
Birkac örnek:
Allah’im bana sabir ver.
Sabirla beklemeliyiz.
Rijkaard’a sabir gösterirsek basari gelecektir.
Örnekler daha da uzar gider. Ilk bakista bu yazdigim cümleler icin “e ne var bunda” dediginizi duyar gibiyim. Cünkü bu konuda artik kaniksanmis bir algi var.
Ilk cümleyle baslayalim: Allah’im bana sabir VER !
Sabir; asla VERILEN degil; EDINILEN, ÖGRENILEN bir özelliktir.
Eskiler ne güzel söylemisler: “Allah’im derdimi arttir!”
Iste onlar olayin özünü görebilmisler.
Dert cekmeyen, ac kalmayan, rüzgara karsi kosmayan, hasret kalmayan, yalnizligi tatmayan, aciya RAGMEN ilerlemeyen sabri ög-re-ne-mez!
Allah’a edilen bu dua, kemalat yolundaki olgunlasmanin geregidir. Yani kim sabri istiyorsa, önce DERT istesin. Güllük gülistanlik bir ortamda sabir ögrenilemez, cünkü sabretmeyi gerektirecek bir sebep yoktur.
Ikinci cümle: Sabirla BEKLEMELIYIZ!
Dogrudur, sabir bazen pasif bir sürectir. Beklemeyi gerektirdigi de olur. Ancak cogunlukla AKTIF bir fenomendir. -E RAGMEN YOLA DEVAM ETMEKTIR.
yola devam etmek…
yani ac kalinca oturup BEKLEMEK degil yemegin gelmesini. Acliga RAGMEN ise DEVAM etmektir.
hasrete ragmen, yürüyüse devam etmek..
yalnizliga ragmen, kosar adim ilerlemek..
cikik omuza ragmen, macin sonuna dek sahada kalmak ve mücadeleyi sürdürmek..
yani durup beklemek degil; devam etmek, -e ragmen ilerlemek!
Ücüncü cümle: Rijkaard’a sabir GÖSTERIRSEK basari gelecektir: Sabir, gösterilen, göstermelik bir olgu degildir. Bizzat YASANAN, iliklerine kadar hissedilen bir kemalat yoludur. Buradaki tabir “müsamaha göstermek, tolerans tanimak, firsat sunmak” olmalidir.
Bu nacizane tanimlamalarin isiginda simdi herkes kendine göre kararini versin; istedigi seyin aslinda ne oldugu hakkinda..
Istenilen sey dikensiz gül ise, sabri edinemeyeceginiz kesindir.
Yani medya hic kötü yazmasin, tüm maclari mükemmel bir oyun ve skorla kazanalim. Ilk günden itibaren hersey yolunda gitsin.
Bir taraftar tüm bunlari isteyebilir, hicbir sorun yok. Ama bunlari istiyorsa artik tek bir seyi isteyemez, sabir..
Cünkü bunlarin gerceklestigi bir ortamda sabir kazanmasi imkansizdir.
Bir taraftar sabretmeyi ögrenmek de isteyebilir, ben örnegin böyle bir taraftarim. O halde medyanin olumlu yazmamasini, hatta olabildigince tarafli olmasini, islerin a’dan z’ye yolunda gitmemesini, bazi türbülanslarin atlatilmasini, tirnaklarla kazinan bir yol olmasini Allah’tan niyaz etmeliyim. Cünkü baska türlü sabri edinmemin imkan ve ihtimali yok.
O halde simdi tekrar düsünelim;
istedigimiz nedir..
Ici bosaltilmis bir sabir lafi mi;
yoksa gercekten sabri ögrenmek, onu edinmek, ragmenlere karsi girisilen asil bir mücadele mi..
ben secimimi yaptim, tüm hayatimda oldugu gibi.
sevgiler
yilmaz
(Yılmaz selam. Bigünlerde sık sık kullanılan sabrın ne olduğunu net olarak bize gösterdiğin için çok sağol. Gördüğüm kadarıyla futbolu mültidisipliner ele alma bahsine tasavvuf da girdi? Doğru mu? Muhabbetle. Melih)
Selamlar…
Eğitim işine fena halde takmış, takılmış vaziyetteyim. Gencecik çocuklarla çıktık yola. Nasıl öğretirsek öyle olacaklar. Belki ileride bazıları teknik direktör olacak, bazıları yönetime girecek, bazıları Avrupa’nın en pahalı transferine imzayı atacak. Hepsinin altyapısını şimdiden hazırlıyorlar. Sadece çok iyi futbolcu olmak için uğraşılmıyor. Nitelikli ve düzgün ahlâklı futbolcu olmaları lazım aynı zamanda.
Şimdi önlerinde Bir Lincoln örneği var. Yine önlerinde Bir Kewell, Baros örneği var. Yollarını kendileri çizecek. Basında yazılanların hangilerinin kendileri için yazılmasını isteyecekler ona karar verecekler. Galatasaray bir okul aynı zamanda. Galatasaray kültürü almak ne paraya değişilir, ne şana, ne şöhrete… Ben resmi olarak o formayı bir saat giyebilseydim kendimi dünyanın en şanslı insanı hissederdim. Diyeceğim şu ki, çocuklara fazla yüklenilmesin. Her gelen hoca kendi anlayışını öğretiyor. İleri koş denilen adama geri de koş deniliyor. Zamanla her şey olacak.
Saygılar…
(İdris, bir şey yok artık benim bir şey dememe. Oldun sen. Sevgiler. Melih)
Merhabalar,
Tobol maçından sonra pek çok GS forumlarındaki eğilimlerin “kendisinden söz ettirmek” eğilimli olan, maçı TV başından izleyip, giren-çıkan oyuncuları bile ayırt edemeyen “futbol yorumcularının değerlendirmelerinden” sonra değiştiğini görüyoruz.
Türk toplumunun en temel hastalığı bu.
Ya hemen göklere çıkarıyoruz ya da hemen yerin dibine batırıyoruz.
Rijkaard’ın takımımızın başına gelmesiyle başlayan iyimserlik, pusuda bekleyen “fitne erbabının” kışkırtmaları sonucu yerini kötümserliğe bıraktı.
Derwall’lı yılların ya üçüncüsü ya da dördüncüsüydü. Takımımız iddialı gittiği Rize deplasmanından beraberlikle dönüyordu. Takımın İstanbul’a döndüğü uçakta GS Başkanı (tam hatırlayamıyorum Ali Uras veya Alp Yalman olabilir) ağzındaki puro ile Derwall ile şakalaşıyordu. Günlük bir gazetenin spor sayfasından hatırladığım bu resme ilişkin yorumda da, hem Derwall hem de başkanımız “nasıl böyle rahat olurlar” gibi bir mantıkla kınanıyordu!
Gelelim 1996 yılına. Büyük ümitlerle gelen Fatih Terim, sezonun ilk yarısında “fitne erbabına” epeyce malzeme çıkaracak sonuçlar elde etmişti. O dönemdeki yorumları hatırlıyorum. Terim’in (kariyerini milli takımda yapması nedeniyle) “kulüp takımı deneyimi olmaması”, “vizyonsuzluğu”, “maçoluğu” vs. gibi pek çok insafsız ve asılsız suçlamalara maruz kaldığını, bizlerin de bundan etkilendiğini hatırlıyorum. Takımımız o dönem sezonun ilk yarısını beklentilerimizin oldukça gerisinde tamamlamıştı.
Ama devre arasındaki Marmaris kampında, Terim uygulamaya çalıştığı sistemi deneysel olarak tekrar aktararak, futbolculara güç ve motivasyon yükleyerek 4 sene üst üste şampiyon olacak bir takımın temellerini atmıştı.
Şahsen ben de o sezonun ilk yarısının sonunda Terim’in “derhal gönderilmesini” savunuyordum. Daha doğrusu futbolu; gol atmak, galip gelmek, puan cetvelinin başında yer almak gibi sabitlerin dışında değerlendirebilecek birikimden yoksun olduğum için GS bahsi açıldığı zaman söyleyebilecek başka bir sözüm yoktu.
O dönemki yönetim bütün uğursuz ve art niyetli çabalar karşısında Terim’in arkasında durdu ve Türk futbol tarihindeki bütün rekorların kırılmasının mimarı oldu.
Dünya futbolu Fatih Terim gibi bir gerçekliği kazandığı gibi, Galatasaray da dünya markası oldu.
O dönemde; Rıdvan Dilmen’in Tobol maçında olduğu gibi evinde, oturduğu koltukta maç yorumlayanların Terim için “bu Adanalı ne geziyor buralarda, çeksin gitsin” diyenlerin, şimdi Rijkaard için “Hollandalı” demeye başlamaları sürpriz olmamalıdır.
Tarihe kolay yoldan geçmek isteyen kulüp başkanları popüler transferler ve kısa vadeli yatırımlar gerçekleştirirler. Nasıl olsa borcu gelecek yönetimler ödeyecektir. Ama Adnan Polat yönetimi böyle bir ucuzluğa kaçmadan, kulübün hem maddi hem de manevi acıdan geleceğini düşünerek bir tercih yapmıştır. Aziz Yıldırım gibi “3 senede 3 şampiyonluk” demeyerek, Galatasaray’ın vizyon farkını ortaya koymuştur.
Rijkaard tercihi böyle bir paradigmanın sonucudur.
Galatasaray taraftarı pusudaki “fırsatçılara fırsat verecek” tavırlardan kaçınarak, Derwall ve Terim’e tanıdığı krediyi Rijkaard’a da tanımak zorundadır. Sabır zordur ama sonucu kurtarıcıdır..
Aksi takdirde saman alevi gibi parlayan diğer takımlardan farkımız kalmaz ve bu saatten sonra da Galatasarayımız’ın sadece adı kalır..
Selamlar..
(Selam. Çok güzel yorum. İki minik düzeltme yapayım. Rizespor maçı Derwall’in üçüncü yılındaydı, ki o sezon sonunda geldi şampiyonluk. Marmaris kampı da Terim’in ikinci yılındaydı. Sevgilerimle ve görüşmek üzere. Melih)
Selamlar abi.
Yazıların hakikaten insanın bakış açısını yenileyecek kadar güzel. Okudukça farklı yerlere bakmayı öğreniyorum. Görülenin, görülmediğini anlayabiliyorum. Teşekkür ederim bunun için.
Tobol maçına ise böyle nasıl denir; haykırmaya gerek yok. Battık, öldükçüler lütfen 1-2 ay daha beklesin. Belki de daha fazla bekleyecekler. Çünkü bir sistem yaratılıyor. Diziliş değil. Sivasspor da 4-3-3 oynuyor bakarsak, B. Belediyespor da. Bu yüzden olayı iyi analiz etmek lazım.
Birincisi en azından bir sisteme adım attığımızı, senin de dediğin gibi abi, yenilen golden sonra panik yapmadan, oyuna, oyunumuza devam etmemizden anlayabiliyoruz. Buradan çıkan diğer sonuç ise takımın Rijkaard’a büyük saygı duyduğudur. Lafını bir topluluğa dinletmek de büyük beceridir zaten.
İkincisi Galatasaray öyle çok da kötü değildi. Pozisyon yaratmada sıkıntısı vardı. Ama sadece Arda’nın bile, belki de ilk defa bir maçta orta sahanın ortasında oynamasına rağmen, yaptığı katkıyla ikinci yarı daha da değişti maç. Demek ki asıp kesmeden tam takımı beklemek lazım. Sağda Keita, solda Kewell’ın yapacağı hücumlar ve kendi yaratıcılıklarının takıma katacaklarını düşünmeden konuşmak kolay geliyor tabi.
Özellikle gazeteler takımı küçük gördü diyor Rijkaard için. Öncelikle bunu Galatasaray forması giyen oyuncular için hakaret olarak algılıyorum. Zira Erhan’ın oynaması rakibi küçük görmek değildir. Erhan çocukluktan beri Galatasaray altyapısında olan, geçtiğimiz sene bir takımı alt ligden, üst lige çıkartmaya yardım etmiş bir oyuncu. Keza Yaser’in 2. senesi, Aydın’ı hepimiz biliyoruz. Bu adamlar oynuyor diye rakibi küçümsedik anlayışına katılmıyorum bu yüzden. Hepsi belli meziyetleri olduğu için Galatasaray’dalar. Alternatifler belki, belki bazıları sürpriz yapıp kadroya girecekler. Fakat kesinlikle rakibi küçük görmek yüzünden oynamış futbolcular değiller.
Son olarak ise Neeskens’e geçmiş olsun dilemek lazım. Hakikaten en az Frank Rijkaard kadar önemli bir isim olduğunu bilmeyenlere maçlarda, saha kenarındaki agresifliği ve aktifliği ile gösterdi. Uzun zamandır böyle bir yardımcı* görmemiştim.
Saygılar abi.
*Bunu derken biraz çekiniyorum. Zira yardımcı dediğim kişi Neeskens. Bir garip oldum şimdi.:)
(Anılcığım selamlar. “Tobol’u küçümseme” iddiasına karşı verdiğin cevap çok güzel ve doğru. Kaldı ki Rijkaard tobol’un ciddi bir ekip olduğunu da söylemişti. Ki bunu oynadıkları futboldan da gördük. Şimdi de ASY’de fark beklentisi yaratılıyor. Bu büyük bir tuzak. Galatasaray’ın oynadığı futbol bir haftada inanılmaz ilerlemeyecek. Kaldı ki Tobol da yine aynı direnci gösterecek. Galatasaray bir üst tura çıkacaksa bu gençlerin mücadele etmesiyle olacak. Bu şimdiden böyle bilinmeli. Sevgilerimle. Melih)
Hayatının büyük bölümünü Sait Faik gibi geciren ve Orhan Veli gibi sokaklarda hayatını kaybeden ORHAN ŞENGÜRBÜZ’e Allah’tan rahmet diliyoruz. Oniki yaşındaki Oğlu Utku’ya Allah sabır versin. Annesi kanserden yoğun bakımda yatarken bir anda babasını kaybetti. Çok erken gittin be Orhan Abi…
(Kaan. Bunu yazmakla çok iyi ettin. Önemli şeyler bunlar. Melih)
Selamlar Melih Abi,
Abi Emre Belezoğlu Fenerbahçe kampında traş makinesini eline almış, genç oyuncuların saçlarını kazımış ve gelenek devam etmiş!
Benim bildiğim bu gelenek Galatasaray’a ait. Basında bu geleneğin bize ait olduğu ve Fenerbahçe’nin bunu taklit ettiğine dair herhangi bir yazı da göremedim. Ben mi yanlış biliyorum yoksa.
Altyapımızdan yetişmiş yıldız oyuncumuzu, kaptanımızı almaya çalışan ve bir gün herkes Fenerbahçeli olacak sloganıyla ilerleyen bu takım acaba geleneklerimizi de mi bir gün Fenerbahçeli yapacak. Yoksa ben hep Fenerbahçeli’ydim diyen Emre bir gün Fenerbahçeli olduktan sonra içinde hala Galatasaraylı mı? Bu konuda ne düşündüğünü merak ettim abi. Sevgilerimle. Onur.
(Onur selam. Görmemiştim bu haberi. Bence kızmıştır zaten çoğu Fenerbahçeli bu işe. Bizi Galatasaraylılaştırmayın diye:-))
Gelenek, kişilerden bağımsız olarak kuşaktan kuşağa aktarılırsa gelenek olur. Belli ki Emre Belözoğlu Galatasaray kamplarında gördüğü ve öğrendiği bir şeyi Fenerbahçe’de gelenekleştirmeye çalışıyor. Ama şundan eminim ki, Emre Belözoğlu’ndan sonra böyle bir uygulama olmayacak Fenerbahçe’de. Hatta Belözoğlu varken bile, olmayacak. (İşin iki ayrı boyutu daha var. İlki Emre Belözoğlu’nun kaptan yapılmaya çalışılması. Bu saç kesmeyi bir fırsat olarak görmüş olabilir Belözoğlu. İkincisi, bu futbolcumuz gençlere öğüt vermekle, onları belli bir öğretiye kazandırmaya çalışmakla da bilinir. Vaktinde Hakan Ünsal, Galatasaray’da aynı şeyleri yaptıklarını itiraf etmişti.)
Buna gelenek diyenlere şunu soralım. Fenerbahçe’de yaşgününü Brezilyalılar gibi kutlama uygulaması vardı bir ara. Gelenek oldu mu, yoksa Zico’dan sonra unutuldu mu? Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi, Tobol maçından sonra önemli bir anlam kargaşası oluşmuş gözüküyor. Şöyle ki, GS’ı eleştirenlerden bazılarının yorumları tam kavranamadıgı için sert tepkiler oluşuyor zaman zaman. Zaten GS’ın taraftarı bence diger taraftarlara oranla kulubünü daha çok eleştiren bir yapıya sahiptir. Bu da demokratik bir yapı gereği olağandır. Ben de eleştiride bulunanlardanım ancak asla enseyi kararatmadım bugüne kadar. Bazı arkadaşlarımız gibi ben de, takımın yeni kuruldugunun farkındayım. Yeni bir sistem olusturulacagının ve bunun uzun zaman alacagının bilincindeyim. Aklı başında her insan bu takımın bir çırpıda Barça gibi oynamyacagını bilir. Bir çok eleştiri yapan kişi takımın bir anda Barça gibi oynayamayacagının çok üstünde bir bilgiye sahip burada. Yani bizim yaptıgımız eleştiriler takım oyunu kurgusunun dısında daha çok kişilere yönelmiş eleştiriler. Bunu biraz açarsak oyuncuların isteksizligi ve yeteneklerinin bu takım için yetersiz kalışı. Ayrıca Yaser, Orkun, Sabri oyuncuların hem sosyal eğitim hem de futbol teknigi ve egitimi bakımından yetersiz kalışları tıpkı zamanında çok koşan mücadele veren Cihan Haspolatlı ve Orhan Ak gibi.
GS’ın genç bir kuşagı var ve o kuşaktan Arda ve Uğur çıktı. Geriye kalan genç oyuncuların hepsinin Arda ve Ugur kalitesinde olması çok zor. Olabilirler mi? Olabilirler.. Şöyle ki Arsene Wenger Walcott’un göğüs bölgesini geliştirmek için tam iki yıl özel program uygulattı. Sabır edildi bugün meyveleri toplanıyor ama oradaki şartlarda, kültürde, anlayışta yaptı bunları Wenger. Bugün ülkemiz şartlarında maalesef bir oyuncuya 2 yıl harcanması cok zor gözüküyor.
Bugün tüm basın, camia baskısını kaldırabilecek bir ekip var takımın başında. Su andaki kadroda üstün yeteneği olan ama bunu sergilemekte zorlanan oyuncu sayısı bir. O da bence Aydın Yılmaz. (Alpaslan ve Emre belli bir performansı sergiledikleri için onları saymıyorum.) Bugün Aydın bence Walcott gibi zaman harcanılması gereken bir oyuncu içine kapanık ve özel ilgi gösterilmesi gerekiyor. İstanbul Belediye’de son 3 maçta nasıl oynadıgını görmüştük.
Bugün takımın başında Rijkaard ve muhteşem bir ekip var. Ancak Aydın’da bir azim, istek azalması yasanıyor. Bunun nedeni ise onun üstünde oluşturulan gönderilme baskısı. Bence transfer söylentilerinden uzak tutulup sadece takıma konsantre edilmesi lazım. Bu son şansın eger bu maçta iyi oynayamazsan gönderileceksin düşüncesinden arındırılması gerekir. Bir de Yaser gibi Sabri gibi sınırlı yetenekte olan ve hızlı oldukları için takımda tutunmaya çalışan çaba harcayan arkadaslar var. Benim eleştirim yetenekli olan Aydın gibi oyuncuların daha az yetenekli ama arzulu olan Yaser gibi oyuncuların arzusuna, istegine sahip olmaları. Yani Aydın’ın bu düşünceyi artık kavraması gerekiyor.
Bir diger görüşüm de seneye bu zamanlar Yaser Yıldız’ı Sivasspor, Eskisehirspor vb. takımların birinde oynadıgını görecegiz. Bence GS’da en çok şans tanınan ama faul almaktan ve koşmaktan başka hiçbir şey sergilemeyen düz bir oyuncu. Zamanında şans verilen oyucuların kendisi mevkisinin dısında sagbekte Anadolu takımlarında neler yaptıgını gördük. Yeter ki yetenek ve GS sevgisi olsun. Eger takımın basında Rijkaard olmasaydı bu iddiam cok kuvvetle tutardı ancak Rijkaard bu ihtimalin zayıflamasına neden. Bakalım bekleyip göreceğiz.
(Selam Kaan. Sanırım Arsen(e Wenger)al’in Walcott’a gösterdiği ihtimamı bundan böyle Galatasaray’ın da yıldız adaylarına göstermesini göstermesini bekleyebiliriz.
Benim en temelde şuna itirazım var. Rijkaard’ı sonuna kadar savunanlar (ya da öyle görünenler) Rijkaard’ın çocuklarına saldırıyorlar (şimdilik). Soru şu: Rijkaard sıkça yazıldığı gibi, Mustafa Sarp’ın, Sabri Sarıoğlu’nun, Yaser Yıldız’ın, Erhan Şentürk’ün, Barış Özbek’in Galatasaray’ın bırakalım as takımını yedek kadrosuna bile giremeyeceğini göremeyecek denli mi anlamıyor futboldan? (Tabi Rijkaard’ı içten pazarlıklı birisi kabul etmiyorsak. Yani Yaser Yıldız’ı, Sabri Sarıoğlu’nu bilerek kadroya koyuyor ki kötü sonuç alınsın, böylece yöneticiler de kesenin ağzını açsınlar, transfer yapılsın.) Bu sorunun yanıtını samimi bir şekilde vermeden futbolcular üzerinden konuşmamak lazım. Özetle, Rijkaard’a güveniyoruz demek yetmiyor. Onun kadar, onun kararlarına ve tercihlerine de saygı duymak lazım. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Bu sene işimiz çok zor, Galatasaray düşmanları ile. Hatta kendi içimizde bile zor.
2 haftadır tatildeyim, dün bir kafede izledim maçı. Yanımda da 50 yaşlarında bir adam var. Rıdvan Dilmen’in yorumlarıyla o kadar gaza gelmiş ki; Erhan Şentürk kim, Yaser kim, Alparslan bu takımda oynayacak adam mı, deyince başladım savunmaya geçmeye.
Abi diyorum milli oyuncular daha hazır değil, ayrıca gençlere önem veren tek kulübüz, bir anda hepsi nasıl tıkır tıkır oynasın dedim; Emre Çolak’ı niye almıyor o zaman dedi. Dedim bir bildiği vardır. Ne bilecek hala deniyor, bu iş böyle yürümez dedi.
Ayrıca Galatasaray maçını neden fanatik Fenerbahçeli Rıdvan Dilmen yapıyor anlamış değilim.
Bu hikaye sadece bu adamın değil, çoğu Galatasaray taraftarının görüşü. Çok sancılı bir dönemdem geçiyoruz. Kimse sahada yapılanlara bu kadar iyi bakamıyor, bakmıyor ve bakamaz da. Hafızaya yerleşmiş sadece tabeladaki skor. Herkes oraya bakıyor. Fazla gol olsun ama nasıl olursa olsun.
Tek dileğim Rijkaard’ın bahtının açık olması ve medya maymunlarına yem olmamasıdır bu saatten sonra.
(Cem selam. Epeydir yoktun. Ben de kalabalık bir ortamda izledim maçı. Yanımda oturan insan benden yaşlı, futbolu iyi bilen ve Fenerbahçeli birisiydi. Bir ara dönüp bana şöyle dedi: “Galatasaray çok iyi paslaşıyor.” Fanatizmi bıraktıktan sonra maçı sakin kafayla ve serinkanlı izleyenler başka şeyler gürüyor. Paradigmalarıyla izleyenler başka şey. Bize düşen sakin olmak. Sevgilerimle. Melih)
Tekrar merhaba Melih abi,
Öncelikle yaptığım yazım hatasını (nezdinde) düzelttiğiniz için sağolun:)(Sözde üniversitede iktisat okuyoruz ama:) Ayrıca 2. cümleyi de 1.cümlenin gazıyla yanlış anlamışım kusura bakmayın, yoksa Hakan Ünsal’a karşı bir sempatim yok artık, ona yapıldığını söylediği şeylere rağmen (bknz: Fatih Altaylı ve açıklamaları H.Ü. hakkında).
Hakan Şükür konusunu pek uzatmak istemiyorum ama bir şeyler daha karalamak iyi olacak benim için.
Amacım H.Şükür’ün fubolculuğunu tartışmak değildi zaten sizin tartışacağınızı da sanmıyorum.
Kastettiğim şuydu: Neden takımın diğer 2 forvetinden çok daha iyi performans göstermesine karşın takımın kaptanı gönderildi ve o forvetler takımda kaldılar?
Profesyonel yaşamıyor muydu? Takımda ondan bu konuda daha iyi belki bir Linderoth olabilirdi ama belki. Takımda sorun mu çıkarıyordu? Hiçbir futbolcunun bunu kabul edeceğini sanmıyorum. Suçu maçtan bir gece önce barlarda eğlenmemek miydi?
Melih abi Hakan Şükür’den daha çalışkan, daha profesyonel bir Türk oyuncusu söyleyin bana (aklınıza sadece ama sadece Tugay K. geliyor galiba, fakat hangisi bu konuda daha iyi o bile tartışılır.)
Sadece medyaya karşı biraz sivri dilli olması mıdır sorun bu kadar güzelliğin yanında. Hakan Ünsallar’la Tanju Çolaklar’la bir mi tutulmalıdır Hakan Şükür?
Ayrıca medyanın Galatasaray düşmanlığı gibi kronikleşmiş bir düşmanlığı da Hakan Şükür’e karşıydı (kimse inkar edemez sanırım). O zaman nasıl oluyor da Galatasaray ve Hakan Şükür farklı yolların yolcuları oluyorlar. Hakan Şükür denildiği gibi bir muhalif olsaydı şimdi Hakan Ünsal’la birlikte NTV’de çalışıyor olurdu. Onun gündeme gelmesi Galatasaray için bir kazançtı her zaman. Bunu müşâhede etmek bu kadar zor olmamalı.
- Bratu’ya soruyorlar Romanya’da, GS’da en çok ne etkiledi seni diye. O da Hakan Şükür diyor. Antrenmanlara en erken gelip en geç gittiğini çok çalışkan olduğunu ve müthiş bir profesyonel olduğunu belirtiyor.-
Örneğin cevabını merak ettiğim bir soru sormak istiyorum. Bir derbi maçı için kimsenin SAMİMİ bir şekilde yapmadığının aksine dostluk mesajı vermek için kutlu doğum haftasını aracı kıldı.
Ne oldu peki? Ne mi oldu? Fener medyasının birinci hedefiydi öncelikle(demek ki GS’lal aynı yoldaydı yine) fakat anlaşılması zor bir şekilde nefret dolu eleştriler tezahür etti camia içinden. (Bknz Adnan Öztürk, “kulüple ilişkisi hemen kesilmeli” ve Fatih Altaylı’nın nefret dolu açıklamaları). Hakan Şükür acaba medyayı mı kullanıyordu dini alet ederek? O zaman geçen sene Hac’ca gittiğinden kimsenin niye haberi olmadı? Hamit gitmişti umreye, Ribery de hakeza, habersiz kalmadık. Ama H.Şükür bunu kimseye duyurmadığına göre (bir tanıdığım rastladı orada) demek ki amacı bu değil.
Kariyeri boyunca kırmızı kart görmeyen bir adamdan (o 1 kırmızı kartı karttan saymıyorum çoğu GS’lı gibi) ne isteniyor merak ediyorum. Melih abi tekrar sormak istiyorum çünkü cevaplamadınız: Hakan Şükür’e onu ağlatacak kadar ne yapıldı Adnan Sezgin tarafından? Ona ne yapıldığını bilmeden ya da söylemeden onu bu kadar eleştirmek doğru mu sizce?
- Hakan Şükür’ün Metin Oktay’dan gözümde zerre kadar farkı yoktur. O gördüğüm en karakterli, çalışkan ve iyi futbolcudur Türkiye’de ve geçen sene o olsaydı eminim biz şampiyon olurduk. HİÇ FORMA GİYMESE DE (ne anlatmak istediğim anlaşılmıştır sanırım.)-
Melih abi ricam şudur: Hakan Şükür’den bu kadar nefret etmeyelim. Diyelim ki siz haklısınız yine de bu efsane hiç vefayı hak etmiyor mu?
(Selam Talha. Öncelikle bir iktisat öğrencisine göre imlân fena değil. Ancak yine de çalışman lazım. (Dilersen bana gönderdiğin metni bir yere kopyala, burada yayınlanmasının ardından da bir karşılaştır. O zaman görürsün ve düzeltme imkânı bulursun yanlışlarını.)
Şimdi. Hakan Şükür’ü geldiği ilk günden bu yana futbolcu olarak hep savundum. Bu konudaki geçmişim pırıl pırıldır. (Malum Numaralı Tribün’de çoğu insan oynanan futbola göre deği, futbolcusunun zekâsına bakarak değerlendirir maçı. Şükür de çok gol kaçırdığı için hep futbol zekâsı olmamakla eleştirildi. Etrafımda kim eleştirirse Şükür’ü, ona uzun uzun pozisyonu anlatırdım, Şükür’ün iyi bir futbolcu olduğunu göstermek için. Belirli bir süre sonra da etrafımdaki herkes kabul etti Şükür gerçeğini.)
İkincisi. Liselilerin olduğu bir platformda Kutlu Doğum haftası nedeniyle sevdiğim ve saygı gören bir abimiz, ağır bir yazı yazmıştı, “Şükür hemen uzaklaştırılmalı takımdan ve Galatasaray Fenerbahçe’ye yenilmeli” diye. Kimse de sesini çıkarmamıştı. Bir süre bekledikten sonra buna ilk itiraz eden ben olmuştum. Ardından birkaç kardeşim de itiraz ettiler. (Bu benim için mahrem bir şey ama tasavvurumu anlaman için haylaşıyorum.)
Üçüncüsü. Hukukta mütekabiliyet (güç denkler) kuralı vardır ama Galatasaray’da asla. Onu ağlatacak ne yapılmışsa yapılsın, hiçbir şey Galatasaray’ı TV mikrofonlarına eleştirmeyi hak etmez. Bunu o camianın içinde 17 yılını geçiren Şükür çok iyi biliyor olmalıydı.
Dördüncüsü. Bu Hac meselesine çok üzüldüm. Çünkü demek ki Şükür bütün hayatını medyayla paylaşmıyormuş. Çünkü Şükür’ün medyayla hiç paylaşmadığı kutsalları varmış. Ve de o kutsallarının içinde Galatasaray yokmuş. (Lütfen buna “hâşâ” deme. Galatasaray da benim için kutsal bir şeydir. Tüm kişilerden, dinlerden, milliyetlerden, kültürlerden üstte yer alan bir kurum olarak.)
Beşincisi. Sandığın gibi dini mülahaza nedeniyle gönderilmedi Şükür Galatasaray’dan. Bunu karşılaşırsak bir yerde anlatırım sana. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Birinci konu: Çubuklu forma var diye yazıp çiziyorlar. Ben olmadığını biliyorum bu sene kullanılacak formalar arasında. Ancak varsa da vardır. (babamın bana aldığı ilk forma dizlerime kadar gelen çubuklu formadır. Aslan babam:))
İkinci konu: Yeni transferlerin oynamaması hakkında. Kalli de geldiğinde Lincoln’ü İstanbulspor ile oynadığımız hazırlık maçına kadar kimseye göstermemişti. Tam hazır olsunlar yeter ki.
Üçüncü konu: Oyun şablonu dediğimiz bir karakter meselesi. Bu karakter zihinlerde olur ama uygulamada değişiklikler arz edebilir. Maçta 2-0 yenikseniz 4-3-3′ü değil 3-3-4′ü uygularsınız. Ya da eleme usulü bir müsabakada turu geçecek skoru elde etmişsiniz 4-3-3′te ısrar etmezsiniz.
Dördüncü konu: Bu sene lig çok zor geçecek. Biz son derece iyiyiz ama hazır değiliz. Hazır olmamız uzun sürebilir. Fener şu an sonuca ulaşma noktasında iyi adımlar atıyor. Onların sonucu ile bizim ulaşmak istediğimiz yer arasındaki farkın bilinmesini isterim bu arada. Beşiktaş lige iyi başlayacaktır diye düşünüyorum. Trabzonspor’un durumu ise tam bir muamma. Hocaya sabrederlerse iyi işler yapabilirler.
Bizim bu hengame (pek hengame sayılmaz ama) içinde kendi oyunumuzu ve karakterimizi sahaya yansıtmamız gerekiyor. Yarışma halindeyiz ama tarlaya atılan tohum misali de daha önceki pek çok yoruma konu olan sabır kavramını artık iyice içselleştirmeliyiz. Sadece bir sene. Sonrası kolay olacak diye düşünüyorum.
Saygılar…
(Selam İdris. Tek bir şey. Çubuklu forma yok. Kim var diyorsa bunu bilmeli. Sevgiler. melih)
Melih abi selamlar.
Öncelikle ne zamandır sadece okuyordum yorumlarınızı şimdi yazma gereksiniminde hissettim kendimi.
Öncelikle Tobol maçı sadece oynanması gereken bir antrenman maçı veya formaliteden bir maçtır. Sezona yeni hoca yeni sistem ve eksik başlamış bir takımdan çok şey bekleniyor. Takımın birbirleriyle oynama eksikliği göze çarpan ilk unsurdur bana göre. Oynadıkça aynı takım birbirleriyle ezbere arkadasının nerde olduğunu bilen bir şekilde topu oyuna sokacak veya pasını verecek. Ben geçen sene başında Baroş için söylenen Kewell için söylenen sözlerini aklıma getırdıgımde Rıdvan Dilmen’in pek kaale alınacak bir yorumcu olacağını düşünmüyorum.
Baroş için bitmiş diye sözler sarfedip sonra böyle yıldız oyuncuyu boş bırakırsan affetmez laflarının mimarıdır kendileri. Kewell için tanımıyorum diyen birisi ve çok iyi oyuncu değildir ve bırkac hafta sonra özür dileyende bu şahıstır.
Niye Fenerbahçe’yi kimse eleştirmiyor as takımla Nürnberg’le 3-3 berabere kaldılar. Bizim Leverkusen’e yenildiğimiz mactan sonra medyayı hatırladınız değil mi? Nerede Sayın Rıdvan Dilmen veya başka yazarlar? Haftaya cuma günü yine çıkarlar medyada atıp tutarlar.
Ben sadece bir şey merak ediyorum izninizle arkadaşlar.. Galatasaray taraftarı olup Tobol’la berabere kaldığımızda Rijkaard’a futbol dersi veren birkaç yorumcu mu sizi Galatasaray hakkında bir izlenime sokuyorlar??
Herkesi saygıyla selamlıyorum..
(Mustafa selam. Gayın-Sin’e hoşgeldin. Sorunun yanıtı belli değil mi? (Ancak bugün Uğur meleke’nin güzel bir yazısını okudum, günlerdir birilerinin yazmasını beklediğim. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih abi,
Sizin nesil 14 senelik çileyi şampiyonluk için çekmiş. Bizim nesil de 14 senelik çileyi 2. Avrupa kupası için çekecek gibime geliyor. İçimde böyle bir his var, hazır Arsene Wenger takımının önümüzdeki yıllarda patlayabilecek alt yapısını oluşturuyorken Galatasaray’ın da durumu ortadayken, ne dersin Melih abi 17 mayıs 2014 Galatasaray – Arsenal Şampiyonlar Ligi finaline?
O sene dünya kupası var ligler erken biter takvimden baktım 17 mayıs cumartesiye geliyor. Bunlar tesadüf değildir inşallah. 3. kez elersek Arsene Wenger’i futbolu Galatasaray yüzünden bıraktım diye bir açıklamayla emekli de olabilir. Saygılar.
(Selam Fatih. Neden olmasın demek var tabi önce. Ardından da şu an için CL’de yarı final oynamanın bile bir Türk takımı için müthiş başarı olduğunu söylemeliyim. Çünkü fark inanılmaz açıldı. Biz o şu ana kadarki en iyi takımızla bile CL’de çeyrek finalden ileri gidememiştik, ki o yıllarda toplama bir takım olan Los Galacticos domine ediyordu CL’yi. 2004′ten sonra futbol çok daha hızlı değişti. İnanılmaz hızlandı. Ve de biz maalesef makası kapatmak için çalışacağımıza yanlış yönetimler yüzünden Avrupa’dan uzaklaştık. Umarım dediğin olur 2014′te. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi,
Sabri konusundaki serzenişime özellikle Rijkaard ve ekibiyle alevlenen bu sezonki ümitlerimiz ve takımdaki pozitif havanın etkisiyle anlayışla ve her şeye rağmen iyimser yaklaşman dolayısıyla sana saygı duyuyorum. Fenerbahçe medyasının hemen her oyuncumuz hakkında atıp tuttuğu, saçma sapan haberler çıkarabildiği bu zamanlarda dikkatli olmalı ve oyuncularımıza sahip çıkmalıyız. Sabri, tek başına bu sınırlardan ayrılıyordu benim gözümde.
Her neyse, sorum takımın forvet hattıyla ilgili. Elbette her haberi dikkate alan, her görüşe inanan kimseler değiliz -Tobol maçıyla ’sabır’ söylemlerini bir çırpıda kenara atan bazı taraftar(!)larımızı konunun dışında tutuyorum- ama son zamanlarda sıklıkla karşılaştığım haberler Rijkaard’ın Baros’a bir alternatif istediği ile ilgili. Senin böyle bir duyumun var mı? Bunun yanında sence takıma Rijkaard’ın oyun şablonunu dikkate alarak bir santrfor daha gerekli mi?
Benim görüşüm 4-3-3 sisteminin ileri 3′lüsünde kanatlara alternatife ihtiyacımız olmadığı yönünde. Kewell, Keita, Arda gibi isimlerin yanında Yaser, Aydın, Serdar, Serkan Çalık, Erhan Şentürk gibi gençleri de rotasyon anlamında yerleştirebilirsek ileri 3′lünün kanatlarında sorun yaşayacağımızı düşünmüyorum.
Bir Volkan Şen transferi elbette süper olur ama sanırım bu şartlarda artık zor gibi. İleri 3′lünün en ilerisindeki oyuncumuz ise tabii ki Baros. Bence Keita ile bir sezon aynı takımda oynaması Nonda için bir avantaj. Elbette Baros kadar hızlı, çevik ve gol yollarında etkili değil ama bence iyi bir rotasyon elemanı olur takımda. Mesela Türkiye Kupası maçlarında Baros yerine Nonda pekala kullanılabilir. Bunun yanında yine saydığım gençlerden de 1 oyuncu o bölgeye yerleştirebilir, bahsini bile açmak istemediğim Baros’un sakatlık gibi bir problemi durumunda ya da nispeten kolay maçlar için. Sözün özü bence stoper bölgesi apaçık sorunlar içerisindeyken santrafor mevkisi transfer için düşünülmesi gereken son mevki.
(Mert selamlar. Evet çok haklısın. Öncelikle şunu belirtmek lazım ki Baros klasik bir merkez hücum oyuncusu değil. Aynı zamanda kanatta da (sağ) oynayabiliyor. Keza Keita. O da hem kanatta hem de merkezde oynayabiliyor. Rijkaard’ın sisteminde çakılı santrfor olmadığı için hücum bloğunda yer alacak futbolcunun hem kanatta, hem de merkezde oynayabilmesi lazım. Hızlı olması lazım. Bileklerinin ince olması lazım. Takdir edersin ki bu niteliklere sahip birisi hem bonservis olarak pahalı, hem de rotasyon futbolcusu olmayı kolay kabul etmez. Velev ki genç olmasın.
Rijkaard’ın Tobol maçına Aydın Yılmaz ve Yaser Yıldız’la beraber çıkmasının nedeni de bu. Bu iki hızlı oyuncuyu ideal bir rotasyon futbolcusuna çevirmeyi planlıyor diye düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih,
Hayırlı kandiller. Huzur dolu, hayırlı ve bereketli bir gece diliyorum tüm Galatasaray’lılar için…
(Emrah selam. Biraz geciktim ama, ben de katılıyorum dileklerine. Sevgiler. Melih)
(Tek bir sorum olacak. Sence Zan-Çetin tandemi Rijkaard’ın hilafına mı geriye çekiliyorlar? Yani Rijkaard onlara ileri çıkmalarını öğütlerken, onlar buna uymuyor mu?)
melih ağabey onu bilemeyeceğim belki rijkaard’ın söylediklerine rağmen geride oynamışlardır belki de rijkaard onların oynayamıyacağını anlayıp geri çekmiştir. fakat bildiğim şey rijkaard’ın sisteminde gökhan ve servet’in birlikte oynayamayacağı.
(Selam. Bunun yanıtını zaman söylecek bize. Bekleyip göreceğiz. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi merhaba..
Yorumlarda verdiğin cevaplari okudum da aklima geldi. Bu oyunda hız çok önemli olduğu için bekler çok hızlı olmalı dediğiniz gibi. Hakan Balta’yı kesmek kolay değil ama düşünüyorum da bu sene Alparslan’ı ilk 11′de oldukça görebiliriz.
Hakan Balta bence Türkiye’nin en iyi ve en istikrarlı sol beki; ama bildiğimiz gibi biraz ağır. Hem sizin söylediğiniz gibi bu oyunu oynayabilmek için takımın boyu kısalmalı. Acaba Rijkaard Alparslan’ı ilk 11 düşünüyorsa Hakan Balta’yı Servet ve ya Gökhan’ ın yerine stoperde kullanır mı geriden oyunu kurma amacıyla?
Bir de eğer Galatasaray transfer yapacaksa hangi bölgeye veya bölgelere yapmalı sizce?
Tesekkürler; iyi geceler melih abi..
(Ahmet selam. Galatasaray’ın şöyle bir sorunu var savunmada. Eğer tercihini hızdan yana kullanıp savunma hattını Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan (Emre Güngör), Servet Çetin ve Alpaslan Erdem’den yana kullanırsa, kanatların boyu oldukça kısa kalıyor. Yani iki kısa, iki uzun oyuncu oluyor ki, ölü toplarda bu çok ciddi bir tehlike, bir de beklerin ters kademeye girmesi gereken durumlarda. (Aslında Tobo maçındaki yediğimiz golde bunu yaşadık biraz da.) Bu yüzden dört savunma oyuncusunun en az üçünün uzun boylu olmasında fayda var.
Toparlarsak Uğur Uçar’ın forma giydiği maçlarda Alpaslan Erdem’i görmeyi bekleyebiliriz. Eğer sağ bek Sabri Sarıoğlu olacaksa sol bek tercihinde Hakan Balta doğru tercih olacaktır. Tabi Galatasaray’ın Alpaslan Erdem’den sadece sol bekte yararlanacağı diye bir şey de yok.
Kanımca transfer için en acil bölge ofansif orta saha. Diğer mevkiler sağ bek olabilir, bir de sol kanat. Sevgilerimle. Melih)
melih abi ben barça futbolu yerine manu futbolunu tercih ederim. seyirlik açıdan daha iyi oluyor manu futbolu. hız çok önemli. tobol maçında gördük ki gs’da hız ve dikine oyun yok. şunu da gördüm. barça gibi rakip sahaya yerleşiyoruz. ve pas yapıyoruz. ama sağa sola. bu sistemde gol atmak zor. hele türkiye’de daha zor.ama avantajı da şu. gol yemek de zor. çünkü top sende oluyor genelde.
barca nasıl çok gol atıyor dersen o barca. isimler farklı. yani bu oyuncu topluluğu ile barca futbolunu sistemini oynamak zor ve olumlu netice vermez. manu’ya dönersek. manu sistemi hızlı dikine organize paslarla kaleye gitmektir. bu sistemde sahayı 3 kısma bölersek manu rakibi birinci bölgede yani 30 uncu metrede karşılıyor.yani oraya kadar rakibini çekiyor. rakip oraya geldiğinde doğal olarak arkada boşluklar oluşuyor. ileri üçlü bu durumda orta saha çizgisinde bekliyor. (ronaldo-tevez-rooney). 30′uncu metrede topu kapan manu hızlıca bu üçlüden birine topu veriyor. bunlar da topla dikine gitmeyi seven oyuncular. ronolda sağdan dikine gidince ortadan da destek olarak anderson ve carrrick gibi oyuncular geliyor. ve hucumu bu şekilde hızlı yapmış oluyorlar.
başka bir hucum şekli ise manu eğer topu kaptığı zaman rakip kendi sahasına ve orta alana yerleşmişse farklı bir tarz deniyorlar. bu kez 2. bölgeye yani 30 ile 60′ıncı metrelerdeki bölgelerde oyun kurmaya başlıyor. yani 2.ci bölgedeki 30 metrede oyun oynanıyor. tevez-ronaldo-rooney üçlüsü 60′ıncı metreye kadar geri geliyorlar. rakip de bunları ve diğerlerini takip ediyor. böyle olunca 60 ıncı metreden sonraki 3. bölge(ceza alanaı ve civarı) yine boş kalıyor. yani tevez ronaldo ve rooney 80′inci metrelerde topu beklemiyorlar. rakibi çekmek için geriye doğru 2. bölgeye geliyorlar. bu hucum şeklinde de yine verkaç ve dikine paslarla 3. bölgeye sarkıp gol pozisyonu yakalıyorlar.
eğer rakip bu tuzağa düşmeyip 3. bölgede beklerse de durum değişiyor yine manu lehine. bu kez 2. bölgede pres olmadığı için 2. bölgeyi manu ele geçiriyor ve kanatlardan ortalarla pozisyon bulmaya çalışıyor.
türk takımlarını izlediğimiz zaman ve özelde tobol maçını futbolcular gs hucumdayken rakip sahaya 50 metre yayılıyorlar.böyle olunca boşluk olma imkanı olmuyor. arkaya sarkma diye birşey söz konusu olmuyor. çıkmaz sokak gibi birşey. gs -tobol maçında ileri üçlü eğer 2.ci bölgeye gelseydi hem yardımlaşma daha iyi olurdu hem de arkada boşluklar olabilirdi. yani bu maçta adeta 3 kişi eksik oynadık. ileri üçlü ileride kaldı.
benfica-gs maçını hatırlarsak kısa paslaşmalar birbirine yakın olmak ve arkadaki boşluklardan yararlanmak. güzel oyun böyle ortaya çıktı, benfica maçında. futbolun sistemin en önemli özelliği 30 metrede oynamak. ve de rakibi kendi yarı alanına çekmek. ve 3 forveti bu durumda etkin kullanmak. (ronaldo-tevez-rooney) gibi.
bir de şu var. rakip hucum yaparken manu bu üçlüyü orta sahada bırakıyor. böyle olunca da manu’nun rakibi bunların başına 5 kişiyi dikmek zorunda kalıyor. böyle olunca da rakip 5 kişiyle hucum yapmak zorunda kalıyor. böyle olunca da manu’yu kendi sahasına hapsetmek imkansız oluyor.
bence barca’nın oyunu marjinal bir oyundur. ve bu sistem için oyuncular daha ön plandadır. ama manu’nun oyununda sistem biraz daha öndedir. ve uygulanması barca’ya göre daha kolaydır. manu’nun sisteminde de öndeki 3′lü çok önemlidir. çünkü defanstan bunlara top geldiği zaman topla birlikte dikine gidebilirsin adam eksiltsin vs. nobre tipi oyuncularla bu olmaz.
ama baros keita tipi gibi oyuncularla olabilir. hem hızlı olacak. yani manu topu kapıp uzun defansın arkasına top atıldığı zaman hızlı bir şekilde arkaya sarkabilecek. ve de teknik olacak. manu yine topu kapıp defansın arkasına değil de direkt arkadaşına (öndeki üçlüden biri) attığı zaman tekniği sayesinde rakibi geçip boş alana hızla girecek. keita bunun için önemli bir transfer. ferguson’un sevdiği tarzda bir oyuncu. tobol maçı bana bir ışık vermedi. ama kadro ideal kadro değildi tabii. ve de yorgunluk vardı. ama buna rağmen bir varyasyon da göremedim. yani 3 adım sonrasını hesaplayan sanki kimse yoktu. pas verip tıkanıyordu her şey. ver al sonra tekrar ver oldu bazen. o da sağa ve sola. dikine değil. manu’nun sistemi bana göre hem heyecan verici ve hem de gerçekçi bir sistem. taraftar açısından da daha seyre değer. yani 20 pas yapıp taraftarlar 1 pozisyon izleyeceğine 4-5 pasta hızlı bir şekilde pozisyon izlemeleri heyecan verici. elbette bu sistem konuşmakla olacak değil. ferguson yılların sonunda takımını bir makine, hızlı işleyen bir makina düzeninde oynatmaya başladı. ve ona uygun transferler yaptı. aslında gs’ın elinde kewell (fizik kondisyonu yükselirse) baros ve keita üçlüsü var manu’nun sistemini uygulayacak. üçü de teknik hızlı ve dikine gidebilir. arkaya sarkabilir. kewell biraz soru işareti olsa da yeterlidir. ve bunlara o pası atacak arda gibi zeki bir oyuncu var. ve hatta ayhan da bu pasları atabilir. ayhan ve arda gibi oyuncular birinci bölgede topu kaptığı zaman hem hızlı düşünür ve hemde düşündüğünü uygulamaya sokan yetenektediler.
problem şu ki öndeki üçlü atağa kaltığı zaman yani bindirdiği zaman sağdan ya da solda acaba orta üçlüden arda-ayhan-mehmet topal üçlüsünden en az biri bu öndeki üçlüye ortadan yardım eder mi?edebilir mi? arda bunu yapamaz kesinlikle. çünkü birinci bölgenin hemen önünde depar atıp 3. bölgeye gidecek. ve sonra tekrar birinci bölgenin 30′uncu metrelerine geri dönecek. bu imkansız fizik kondisyon açısından arda’nın. bunu mehmet yapabilir. bir de sağ bek ya da sol bek de yardıma gidebilir. toplamda da 5 oyuncu hızlı hucuma çıkmış olur.
türkiye’de durum biraz farklı. anadolu takımları hucumu fazla düşünmedikleri için 0-0′a razı oldukları için oyunu kendi yarı alanında kabulleniyorlar ve ileriye az adamla çıkıyorlar. yani rakibi kendi birinci bölgeme çekeyim üzerime gelsin dersen hata olur. oyun rolantide gider. gelmez üzerine. yani arkada boşluklar vermez. ingiltere’de ise her takım hucumu düşündüğü için hızlı hucum daha gerçekleştirilebilir oluyor. zaten bu sene büyük maçlarda çokça 4-4′lük maçlar gördük. iki takım da hızlı hucumu düşünürse ortaya tempo dediğimiz şey çıkıyor. vay bee ne tempolu oynuyorlar diyoruz! tempo hucumu düşünmek ve hızlı hucum yapmakla oluyor.
türkiye’ye gelince. yukarıda belirttiğim gibi türkiye’de hızlı hucumdan çok 2. bölgede kalabalık olup yardımlaşarak rakibin! birinci bölgesini yani defansını ikinci bölgeye çekmek. ve defansın arkasına sarkmak. gs’ın ankara deplasmanlarındaki taktiği buydu. ikinci bölgede paslaşmak kendi forvetlerini de 2. bölgeye getirmek. eğer rakip ille de ben ceza alanında dafans yapmak istiyorum derse yani 2. bölgeye gelmiyorum derse bu kez .i bölgenin hakimi siz oluyorsunuz. çünkü rakip ceza alanında ve sizin 3 forvetiniz 2. bölgede. yani sayı olarak 2. bölgede rakipten fazlasınızdır. top yapma paslaşma imkanı daha kolaylaşıyor.ve bu durumda genelde dikine pozisyon arama olmaz. kanatlara inip orta yapmak ya da şut çekmek. kaleciyle karşı karşıya kalma imkanı da azalıyor. ve karamboller de çoğalıyor. tabi türk takımlarını izlerken futbolcular sabit duruyor. oysa manu’nun oyuncuları özellikle ileri üçlü devamlı hareket halinde. bu da fiziki güç gerektiriyor. bu organizasyon olayı. sistemi oturtmak zaman ister her zaman. futbolcular birbirlerinin dilinden anlamaları lazım. birbirlerini tamamlamaları lazım. uzun süre beraber oynamaları lazım. sistemi işletecek yetenekte olmaları lazım. manuyu hayranlıkla izliyoruz. ama bize sunulan bu yemeğin hazırlanması yıllar almıştır. biz sadece buz dağının üstündekileri görüyoruz. rijkaard için ön yargılı değilim tabii. kim olabilir ki? barca’da kendini ispatlamış bir hoca. benim kuşkum barca ile gs’ın çok farklı olması. az buz değil çok çok fark var oyuncu yapısında. üstünlük bakımından değil. hatta manu ile barca elmayla armut gibi farklı iki takım. manu’ya barca futbolunu da oynatmak en az gs’a oynatmak kadar zordur. bekleyip göreceğiz ideal kadronun oynadığı oyunu. oyun 30 metrede oynanırsa ne ala. ama 50 metrede bu oyun zor olur gibime geliyor.
(Selam. Manu’yu tanıtıcı yazın için çok sağol. Bilmem ne düşünür arkadaşlar? Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi saygılarımla,
Bugün bir Neill’dir gidiyor, televizyonda da söylendi transfer etmek üzereymişiz. Neill’e gerek var mıydı? Sağ bek olarak mı düşünülüyor stoper mi? Sanırım stoper mevkii için düşünülüyor çünkü sağ bek olarak oldukça ağır Neill. Uğur mu? Neill mi? dersek tereddütsüz Uğur, hal böyleyken stopere ihtiyacımız var mıydı diye de sormadan edemiyorum. Alacağımız Lucas, Neill olmamalı bence Leiva olmalı diye düşünüyorum. Sizin de fikirlerinizi bekliyorum. Teşekkür ederim. Sevgilerimle…
(Ozan selam. Gelip imza atmadan takımla antrenmana çıkmadan, beş altı maç görmeden sanırım konuşmamız çok değil şu an. Basında yazan bir haber üzerine inşa edemeyiz şu an hiçbir şey. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi
Bir suredir dunyadan kopugum. Galatasaray’dan da. Lakin hazirlik maclarimizin ve Tobol macinin yorumlarini, bulabildigim kisitli surelerde muhtelif Galatasaray forumlarinda okudum. Bu sene icin Galatasaray’dan basari beklentim yok. Cok da muhim gormuyorum basariyi. Yeter ki Galatasaray total futbolun dogrularini sahaya yansitsin. 4-3-3 veya 4-2-3-1 veya 4-1-3-2 farketmez. Ama ongorum odur ki Galatasaray oyun ve mantalite olarak dogru mesajlar verecegi halde cok muthis puan kayiplari yasayacak. Kongre’ye muhtemelen Fenerbahce’nin 8-10 puan gerisinde girecek.
Senden ricam bu tarz bir senaryonun gerceklesmesi durumunda camianin reaksiyonunun ne olabilecegini analiz etmen. Rijkaard ve ekibi dogru isimlerden olusuyor. Ama bu sene skor acisindan isler kotu gidecek. Kaygim bu kotu gidisin Galatasaray’in gelecegine zarar vermesi.
(Yektacan selam. Umarım iyisindir ve her şey yolundadır. Şu an için Mart’a ilişkin senaryolar üzerinde çalışmak sanırım doğru olmayacak. Zira bu konudaki tek parametre kongreye liderin 8-10 puan gerisinde girmek pek değil. Önemli olan takımın o an için oynadığı oyunun niteliği ve ışık verip vermediği. Ve de bildiğin gibi bazı başka parametreler daha var. Şirket evliliği gibi, stad inşası gibi. Sanırım Ocak ayında bunları konuşuyor olmak daha doğru isabetli konuşabilmek adına. Sevgiler ve ABD’ye selamlar. Melih)
selamlar, ben omer
galatasaray’i siz nasil oluyor da “kutsal” olarak tanimlayabiliyorsunuz? galatasaray dediginiz nedir. kendiniz bile bazi arkadaslara bu isler icin “bos isler, gidin dersinizi calisin” dediginiz halde. galatasaray’in kurucularindan canakkale’de sehit dusenleri hic mi hatirlamazsiniz. bu adamlar icin kutsal olan galatasaray miydi yoksa vatanlari dinleri namuslari miydi. yoksa orada galatasaray icin mi sehit dustuler de biz bilmiyoruz.
size bu elestirileri Allah’a inandiginizi ve musluman oldugunuzu varsayarak yapiyorum. eger birseye inanmiyorsaniz butun elestirilerimi geri aliyorum. hicbir seye inanmayan bir insan icin ideal bir tutunacak daldir galatasaray hayata baglanmak icin.
(Selam Ömer. Galatasaray’ın Çanakkale’de şehit düşen bir kurucusu yok. Din meselesi kişisel vicdana girer ve bu konudaki tutumumu izninizle kamu önünde paylaşmak arzusunda değilim. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi Hakan Şükür konusunu şimdilik noktalamak daha iyi olacak sanırım ama bu konuda düşündüğümün aksine daha realist ve optimist olmanız hoşuma gitti açıkçası.
Umarım dediğiniz gibi bir gün karşılaşırız da sizinle uzun uzun futbol sohbeti yapmak nasip olur bana tabi Hakan Şükür hakkında konuşmak da.
Sizden bir ricam gelecekte Hakan Şükür hakkında bir yazı kaleme almanızdır, gerekirse teessüflerinizi de belirterek. Onun futbolculuğunu sizden okumak çok hoşuma gidecektir eminim. Tabi polemiğe gebe bir konu olacağından yazmak istemezseniz de anlayışla karşılarım. (Kendi açımdan değil, umumi bakımdan kasdediyorum.)
Görüşmek üzere…
(Tahacığım bu kararına çok sevindim. Görüşmek üzere selametle. Melih)
Merhaba Melih abi,
Ben ilk defa size yaziyorum. Uzun zamandir sizi takip ediyor ve büyük bir begeni ile yazilarinizi ve yorumlarinizi okuyorum.
Cesitli anketler gösterdi ki en büyük taraftar kitlesine sahibiz. Ama acik konusmak gerekirse, bence daha taraftar olamadik. Cogu Galatasaray taraftari basariya fazlaca endekslenmis durumda. Basarisiz bir takima destek olmak yerine, yerden yere vuruyor. Taraftarlik bu mudur? Ezeli rakibimize bakalim. 102 yildir ne yaptilar? Ne basari gördüler? Sifir.. Ama taraftarina bakiyoruz FB takiminin.. Adamlar hep destek tam destek. Basarisiz olduklarina bile stadlari hep dolu. Biz en büyük kitle olarak 22.500lük stadi dolduramazken adamlar hep 50.000 kisi önünde oynuyor.
Unutmuyorum adamlar acik ara liderken bir macta “ruhsuz” oynadilar diye taraftar Samandira’yi basip futbolculara saldirmisti. Barbarlik diyebilirsiniz. Rüstü’yü dövmeleri ve benzeri onlarca olaylari yanlis elbette. Ama dogru olan bir sey var. Adamlar skor-taraftari degil. Skora göre degil. Oynanan futbola göre degerlendiriyor taraftari.
Keske en cok taraftar biz olmasaydik. Belki en simarik taraftar olmaktan da kurtulurduk. Son yillarda bazi taraftarlar beni “keske uefa’yi almasaydik” dedirtecek hale getirdiler. Bakiniz Aziz Yildirim döneminde Tuncay, Aurelio, Appiah, Ortega ve Lugano gibi taraftarin sevgilileri olayli veya bedelsiz sekilde gitti ama Aziz Yildirim’a kimse bir sey demiyor. Taraftar yönetimin arkasinda duruyor onca yanlisa ragmen.
Bizim taraftara bir bakalim: Gökhan Zan bedelsiz geldi. Yönetime küfürrrrrrr. Mustafa Sarp bedelsiz geldi.. Yönetime küfürrrrrr.. Meira kâr payi ile satildi.. Yönetime küfürrrrr.. Bu ne yahu? Biz ne zaman ön yargisiz seyredecegiz oyuncularimizi? Zan son macta Servet’ten cok daha güzel oynadi ama taraftara sorsan hemen kovulmali.. Mustafa Sarp sahanin en iyisiydi ama taraftara sorsan GS futbolcusu degil. Kusura bakmayin ama böyle bencil taraftar da taraftar degil.
Hakan Sükür’e isyan ederler.. Biraksin diye yalvarirlar.. Sonra yönetim onu birakinca yönetim vefasiz oluyor.. Yönetim hatali oluyor. Hasan Sas’a sisko derler.. Küfür ederler.. Küstürürler.. Yönetim gönderince, “Yaziklar olsun vefasiz Yönetime” derler. Necati Ates defolsun derler. Kovulur Necati. “Keske yollamasaydilar” derler.
IDDIA EDIYORUM: Sabri bugün kovulsa yarin “Ahhh Ahhh bilemedik kiymetini. Keske geri dönse” derler.. Yaziklar olsun biz taraftarlara.. Bu kadar simarik, bu kadar kaprisli taraftar kitlesi yoktur. Genelleme yapma diyeceksin ama ASY her mac full tribün olmadikca ben genelleme yaparim. Istanbul’da 4 Milyon Galatasaraylı 22.500′lük stadi dolduramiyorsa yaziklar olsun.
Agabey benim senden bir, hatta iki ricam olacak. Aslinda tek istek. Formalardaki SARI rengine düsmanligin sebebini yönetimden sorup bize sonra bir aciklama yapar misin?
SARI renge düsmanlik.. Kulaga garip geliyor.. Ama soruyorum.. Kac sezondur sari forma (arada altin rengi bir forma olmustu ama ben sari istiyorum) giymedik? 6 yasindaydim. Manchester Galatasaray’a karsi oynuyordu. Ve devriliyordu dev Manchester. Üstümüzde sari forma.. Unutmak mümkün mü? O mac sembol olmali Galatasaray’in Avrupaliligi’na. O halde o forma da sembol olmali. Peki simdi yeniden bir baslangic var. Rijkaard geldi. O sembolle basariya ilk adimi atmaliydik bence. Bu sene parcali, lila ve beyazin yaninda 4. bile olsa bir sari forma yakisirdi. Düsmanlikmi var bu renge? Bence var.. Yoksa senelerdir kirmizi formanin arkasina neden sari yazi yazilmiyor da siyahta israr var? Oysa sari rengi cok yakisiyordu kirmizinin üstüne. LÜTFEN anlatin bir yöneticiye. Taraftarlar sari forma istiyor deyin. Senelerdir beyaz giyiyoruz. Bari seneye sari giyelim. Beyazdan biktik. Rengimizi istiyoruz!!!
Bu arada sanirim siz görmüstünüz formalari.. Hepsini biraz anlatirmisiniz.. Lila nasil bi tonda? Parcali’nin arkasinda beyaz yazi var mi(Metin Oktay misali)? Kirmizi formanin arkasinda yine mi siyah var? Beyaz forma neye benzemis. Bayern Münih’in kirmizi formasini andiran formamiz var mi?
Almanya’dan sevgiler saygilar.
(Mesut selam. Gayın-Sin’e hoşgeldin. Sondan başlayayım. Bu sezon formalardaki huruatın (font) rengini açıkça bilmiyorum, sormadım da. Uygun bir zamanda sorarım. (Ama zaten bir hafta sonra tanıtım var.) Bu seneki kırmızı formamız eski Liverpool ve Bayern Münih formaları gibi. Kıpkızıl yani. Bence çok güzeller.
Sarı renge gelince. Ben açıkça bir düşmanlık olduğunu düşünmüyorum. Evet dediğin doğru son dönemde hiç görmez olduk o formayı. Ama şunu bilmeni isterim ki, (ben de yeni öğrendim aslında) forma tasarımları bir yıl önceden yapılıyormuş. Yani aslında 2010-2011 yılında giyeceğimiz formalara son halleri şimdi veriliyor. Yani bir günde karar alıp ertesi günkü maça sarı formayla çıkmak mümkün değil. Eğer uygun bir durum olursa, Pazarlama yöneticilerine sorarım tabi sarının akibetini.
Taraftar konusunda yazdıkların maalesef ki çok doğru. Ancak bu konuda bence kulübün de bir kusuru var. Kulüp de taraftarla bütünleşmek, ortak bir sinerji yaratmak için harekete geçmeli. Çünkü son dönemde taraftara sadece “müşteri” olmak hakkı tanındı, o kadar. Evet Fenerbahçe taraftarı duygularını abartılı yaşar. Ama takımları kötü olunca eskiden onlar da boş stadlara oynarlardı. Yeni stadla beraber “maç günü” bir yaşam tarzına (life style) dönüştü Fenerbahçeliler için. Maç gününü stadlarıyla bütünleşerek geçiriyorlar. Benzer bir etkiyi Aslantepe’de de göreceğiz diye düşünüyorum. Viele Grüsse von Türkei. Melih)
Melih Abi selamlar.
Medyamızdaki bence en önemli, en akıllı spor yazarı Uğur Meleke Rijkaard ve Tobol maçıyla ilgili bir yazı yazmış. Tam ondan beklediğim gibi bir yazı olmuş. Bu sitede konuşulan, üzerinde durulmuyor diye üzüldüğümüz şeylerden bahsediyor Meleke: http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1119434&AuthorID=112&Date=20.07.2009&b=G.Saray,%20Tobola%20kaybedebilirdi…&a=U%C4%9Fur%20Meleke
Sonunda medyada birileri Rijkaard’ın ne yapmaya çalıştığını anlamaya başladı. Umarım devamı gelir.
Bu arada bana hep Meleke Galatasaraylı’ymış gibi geliyor. Umarım öyledir:) Onun gibi yazarların sayısı keşke artsa, ama öyle azlar ki… Ben Meleke’nin Rijkaard’ın her hamlesini savunacağını düşünüyorum. Bunu bir kere Rijkaard’a inanılmaz saygı duymasından, onun değerini bilmesinden ötürü yapacak.
Ben Galatasaray’ın başında hep Abdullah Avcı’yı görmek istedim. Avcı gelmiş olsaydı Rijkaard’ın yaptığına benzer şeyler yapardı muhtemelen, ama bu kadar cesur olabilir miydi, bilmiyorum. Şimdi Abdullah Avcı’nın muhtemelen örnek aldığı adamlardan biri var takımın başında. Bu gerçekten de inanılmaz bir şey. Oysa biz onun değerini anlamamak konusunda ısrar ediyoruz. Ben Rijkaard konusunda medyaya çok kızgınım. Ama Galatasaray’ın kısa vâdede de uzun vâdede de çok şey kazanacağından eminim.
(Selam Koray. Ben de bir yorumda belirttiğim gibi sevinçle okudum bu yazıyı. Evet Meleke bir Galatasaraylı. Ancak, bunu ön plana çıkarmıyor haklı olarak. Çünkü takip edildiği gibi kulüplerüstü bir tutumu var. Zaten onu iyi bir yazar yapan nedenlerden de birisi tamamen bu. Tabi futbolu hem yerel, hem global düzeyde büyük bir envanter tutarak izlemesi onun en büyük avantajı. Sevgilerimle. Melih)
Tobol maçında asların yer almayışına gelecekle ilgili derin anlamlar yüklemekte acele etmiyor muyuz?
Teknik kadronun sadece bilimsel ve profesyonel davrandığını ve tam hazır olmayan oyunculara isimlerinin ne olduğuna bakmadan yer vermediği neden aklımıza gelmez ..
Evet, bu adım bugünle ve skorla sınırlı olmayan bir yaklaşımın sonucu.
Evet, bu adım verilen emeğe ve aşağıdan gelen gençlere saygı duyan cesur bir adım.
Evet, bu adım oyuncuyu değil sistemi öne koyan bir tercih..
Ama özünde fiziksel olarak tam hazır olmayan oyunculara erken yük bindirip risk almaktan kaçınan ve planlanmış fiziki gelişim sürecinin aksamamasını temel alan bir davranış sonuçta.
Bu kadar yalın.
Bireysel olarak tek tek tüm oyunculardan maksimum verim almak için herkesin zamanını bekleme olgunluğu.
Konjonktüre göre uzun vadeli planlamadan taviz vermeme rasyonalitesi..
Kendi adıma sadece gelecekte maruz kalınabilecek olası baskılar karşısında telaşa kapılınmayacağının, duruşun korunacağının öncü
göstergesi olarak değerli ..
O kadar..
Bu teknik kadronun etrafa saçtığı ışık ve umudu önemsememek anlamına gelmez. Kıymetini bilmemiz gereği açık.
Ama her adımda bir hikmet arama çabasının gerçekle bağımızı koparma tehlikesi içerdiği ve sürece gereksiz bir beklenti yükleme riskine dikkat çekmek istedim sadece..
Medya konusuna gelince..
Tek tek spor yazarı bazında karşımıza çıkan örnekler üzerinden pozisyon almak sadece zaman ve kaynak israfı olur..
Binlerce tuhaf örneği yaşanacak sezon boyu.
Buraya fonksiyonel bakmak gerek.
Kişisel anlamda yazar olamayacaklar var.
Yazıların neredeyse tamamı her hangi bir fikir içermiyor.
Bir çoğu bir yerlere angaje.
Hiç bir tutarlılık, çizgi barındırmayan karalamaları üzerimize boca ediyorlar.
Hepsi tamam.
Ama işleyen bir sistem var.
Talep arzı belirliyor büyük ölçüde.
Bileşik kaplar yasası hükmünü yürütüyor.
Eşit, adil olmayan verili yapıda radikal bir iyileşme beklenemeyeceğine göre en azından bu kalabalığa dahil olmak istemeyenlere benim yaptığım gibi yapıp seçtiğiniz bir kaç spor yazarının dışında kalanlara YOKMUŞLAR gibi davranmanızı ve göz ve kulaklarınızı kapamanızı önerebilirim.
KAYITSIZLIK önemli bir silahtır.
Hakaret etmekten, aşağılamaktan, küçümsemekten bile daha yaralayıcı bir güç..
Bulaşmak istemediklerinizi muhatap almayarak kendi çöplüklerine hapseden, dışımızda tutan bir silah.
Polemiğe girdiğinizi kazanacağınızı, sterilize edebileceğinizi düşünüyorsanız mesele yok.
Ama bu ne kadar mümkün ?
En iyisi herkes kendi yolunda yürüsün.
Topyekun eforumuzu daha verimli yerlere kullanmak adına zaman kazandıracak bir filtreleme önerisi sadece benimki.
Ve giderek bir fetiş haline gelmekte olan sabır konusu.
Önce şunu belirleyelim.
Sabır ulaşmak istediğimiz nihai bir hedef falan değil.
Sadece gerek duyabileceğimiz ve geçmişte iyi sınav verilmemiş bir özelliğimiz.
Bir proje sigortası olarak önemsiyoruz.
Başımıza gelebilecekleri tevekkülle karşılayalım önerisi olmaktan ziyade nereye gittiğini bilenlerin maruz kalabilecekleri dış
faktörlerle başedebilme direnci ve inancı içeren paylaşımcı bir sahiplenme ruh hali ..
Bir uzun yol arkadaşlığı..
Her şeye rağmen yolunun doğruluğuna gönül koyan bir rasyonel irade..
Günü öncelemeyen bir gelecek tasavvuru..
Oraya giden güzergahta tereddüte düşmeyen bir ikna olmuşluğun yarattığı kabullenmişlik, karşı duruş..
Bu yola taş koyanlara tavır alan bir itiraz,
isyan haleti ruhiyesi..
Filizlerin çiçek açmasına ve meyvanın
olgunlaşamasına imkan tanıyan, telaşsız bir
sukunet ..
Heybemizde bulunması gereken, gerekirse
başvurulacak, yangın halinde ilk kurtarılacaklar talimatnamesi gibi bir araç..
Geçiş aşamasında ihtiyaç duyabileceğimiz bir enstrüman..
Hepsi bu.
Fazla soyut anlamlar yükleyip, kutsallaştırmaya
kalkmak gerekli olan sabra günü geldiğinde trübünleri dahil etmeyi zorlaştırır diye korkuyorum..
Elele tutuşmak için daha elle tutulur, gözle görülür ortak paydalara ihtiyacımız var sanki..
(Ne diyeyim? Hiçbir şey tabi. Bu sözlerden sonrası bomboş çünkü. Sevgiler. Melih)
Melih abi merhaba.
Maçla ilgili yazını okudum, yaptığın yorumlarınla düşüncelerini iyice anladım, neredeyse aynı fikirde olduğumuz için konuyu uzatmayacağım. Seninle aynı safta olduğum için her zaman gururluyum. (Bu arada ASY.net konusunu da kapattım artık
canları sağolsun)
Bugün için asıl konu; ayakta duramayanların ağızlarına sakız ettiği “duruş” kelimesinin karşılığı, güzel insan, Vedat Okyar’ı kaybettik… 30′lara yaklaştığım yaşamımda onun bir tek kötü, kırıcı, hakaretvari yorumunu görmedim. Sanıyorum renk farkı olmadan büyük taraftar çoğunlukları onu hep iyi hatırlayacak…
Bu naif insanla ilgili değerli bir yazı bulamadım, varsa bağışlayın. tarihle yoğrulmuş ellerinden bir veda yazısı olabilir mi?
Saygılar, sevgiler.
(Hasan kardeş. Önümde iki yorum daha kaldı. Hemen onunla ilgili karınca kararınca minik bir şey yazacağım. Özellikle futbolucum günleriyle ilgili. Sağlıcakla kal. Muhabetle. Melih)
Merhaba,
Ben gozumde hep Barcelona’yi canlandirdigim icin, zamanla onlar gibi oynamamamizi istedigim icin bu takimdan ornekler verecegim gene. Barca’daki 3 forvetin kanatlarda oynayanlari kanada gore ters ayaklarini kullanabilen adamlar, Messi mesela sol ayagini kullaniyor hep verkac yapiyor ve oyle iceri giriyor. Keza Henry de ayni sekilde iceriye katediyor. Biz de ise sanki kanatlardaki oyuncular kanada inmeye calisacak gibi gozukuyor. Halbuki Arda’yi ters ayakli kanatta kullanamaz miyiz, ozellikle sutlarini gelistirirse? Baska mesajinizda sol kanat demissiniz fakat ben acil oldugunu dusunmuyorum o kanadin, cunku gerektiginde Ayhan bile orada oynayabiliyor. Kaldi ki, bence Alparslan zamanla sol kanada cekilebilecek bir futbolcu, yeterli altyapisi oldugunu dusunuyorum bu is icin. Benim gozumde Galatasaray’in en acil sorunu ayagina hakim topla cikabilen bir defans oyuncusudur, bu tarz oynayacak adam ne Gokhan ne de Servet’tir, takim icinde bu ise en yatkin Hakan Balta’dir, ama gonlum transferden yanadir bu mevki icin.
Ayrica Ugur Meleke’nin yazisi gercekten guzel olmus, ve Rijkaard’in ne yapmaya calistigini anlayan tek yazar belki de su anda Turkiye’de..
Saygilar,
Gokhan
(Gökhan selam. Dediğin gibi Alpaslan Erdem’i solda kullanabiliriz kanat için. Ama o zaman da sol bek için alternatif ihtiyacı ortaya çıkıyor. Diğer görüşün (stoper meselesi) konusunda parametrem Rijkaard olacak. Eğer istiyorsa bu transferi ister ve desteklerim. İstemiyorsa, onca eksiklik olmayan benim için hiç değildir diye düşüneceğim. Sevgilerimle. Melih)
Merhabalar,
Bundan iki sene sonrası hakkında bir projeksiyon:
Galatasaray henüz stat inşaatı tamamlanmadan gerçekleştirdiği satışlardan elde ettiği gelirle şirket birleşmesini tamamlamış…
Aslantepe gerek Avrupa’nın en şöhretli takımlarından birine ev sahipliği yapması, gerekse Avrupa’nın en güzel stadyumların biri olması nedeniyle tüm Avrupa’da ilgi uyandıran görkemli bir tören ve Avrupa’nın büyük kulüplerinin katılımıyla gerçekleştirilen bir turnuva ile açılmış…
Şirket birleşmesi ile Riva arazisinin Galatasaray’ın çıkarları için kullanılmasının önündeki en önemli engel kalkmış ve Riva projesi ya da Riva’nın satışından elde edilen gelir ile Galatasaray uzun yıllar ve belki de sürekli olarak faydalanacağı bir gelir kalemine kavuşmuş… Ayrıca yeni stadyum Galatasaray’ın gelirlerinde ciddi bir artış yaratmış ve bunlar elbette Galatasaray’ın kredibilitesini de ciddi ölçekte arttırmış…
Ortaya çıkan tablo şudur:
Galatasaray iki sene sonra sonu çok aşikar olan bir yola girer, eğer başarılı olursa bu yolun sonunda Galatasaray’ın Türkiye’de bulunacağı konum Fransa’da Lyon Almanya’da Bayern München’in ulaştığı ya da zaten sahip olduğu konumdur.
Bütün bunlar Galatasaray için uzun bir zamandır öngörülebilen gelişmeler. Ancak bugün itibari ile finansal birer sıçramaya neden olabilecek yukarıdaki pek çok etkene ek olarak Galatasaray futbol takımının futbol anlayışında da bir sıçramaya neden olabilecek bir etken var: Rijkaard ve Neeskens önderliğindeki teknik kadromuz. Elbette takımın kulübün kaydetmesini beklediğimiz finansal ilerlemeye parelel bir ilerleme kaydetmesi başka bir teknik kadro ile de olabilirdi ve bir aksilik olursa hala da olabilir. Fakat resme bir bakarsak göreceğiz ki teknik kadromuz gerek tecrübesi gerek vizyonu ile diğer olumlu faktörlerin yokluğunda dahi tek başına Galatasaray için avantaj olarak kabul edilebilecek bir faktördür.
Pek çok faktörün bir araya gelmesiyle oluşmuş bu fırsatı Galatasaray kulüp olarak iyi kullanmak durrumundadır. Bunun nedenlerini anlamak için şunları hatırlamalıyız:
Bu yola Galatasaray’dan önce giren ve 2003’ten sonra bu yolda olan Fenerbahçe’nin kulüp ve futbol kültüründeki eksikliklikler ve yetersiz altyapısı en önemli sorunlarıydı. Bu yolda Galatasaray’ın Gerets ile neredeyse bütçesiz kazandığı şampiyonluk aldıkları önemli darbelerdendi. Geçen sene yaptıkları yanlış tercihler ve yaşadıkları üçlü başarısızlıktan ve bu sene yaptıkları geriye dönüşten sonra onların artık bu yolda olduğunu söylemek ise mümkün değil. Tekrar bu şansı yakalamalarına yol açacak bir finansal sıçrama ise orta vadede gözükmüyor. Beşiktaş’ın ise bu şansı yakalamasını sağlayabilecek bir etken görünürde yok…
Bu durum bize Galatasaray’ın durumuna bir kez daha bakmamız gerektiğini söylüyor ve görüyoruz ki bahsettiğim dönüşümler gerçekleştikten sonra orta vadede Galatasaray için bir finansal sıçrama şansı daha olmayacak. Dolayısıyla Galatasaray’ın eline geçen/geçmekte olan bu fırsat uzun süre tekrar yakalayamayacağı bir fırsat. Galatasaray nispeten iyi altyapısı ve uluslarası müsabaka tecrübesininden ve sahip olduğu futbol ve kulüp kültüründen kaynaklanan avantajlarından ötürü daha bu yola girerken Fenerbahçe’den şanslı görünüyor.
Bu yola girerken sahip olduğumuz kadro ise her ne kadar dört başı mamur bir kadro değilse de hem derli toplu hem de gelecek vaad eden yapısıyla 2003 Fenerbahçesi’ne göre önde. Ancak bu açılardan Fenerbahçe’den önde olmamız yeterli olduğumuz anlamına gelmiyor, aksine gerek bu konularda gerekse diğer konularda katetmemiz gereken önemli yollar var ve bu yollarda kulübün karşılaşacağı büyük güçlükler var.
Bütün bu faktörleri tek tek ele almayacağım ancak bugün karşılaştığımız sorunla önemli bir ilişkiye sahip olan kulüp yönetim yapımıza kısmen değineceğim. Her spor kulübü için gelir kaynağını oluşturan taraftarının mutluluğu kararlarını alırken önemli bir etkendir. Ancak yönetim biçimlerindeki farklılıklar ve yöneticiler bu etkinin şeklini değiştirir. Bu etki kulüplerin projelerini gerçekleştirmek için taraftarın tepkisine karşı dirençlerini belirliyor. Galatasaray kongre yapısı nedeniyle burada pek rastlanmayan bir konumda duruyor. Ne Lyon gibi rahat ne de Fenerbahçe gibi her homurdanmada bir değişikliğe gidecek kadar iğne üstünde.
Galatasaray finansal açıdan bir sıçramanın eşiğinde bulunduğu bu günlerde bu sıçramadan istifade edebilmek için için futbol takımını ciddi ölçekte ileriye götürecek adımlar atmak durumundadır, aksi halde kaydedeceğimiz ilerleme son sekiz senede geliri katlanan Fenerbahçe’nin futbolda kaydettiği, kaydettiyse eğer, ilerlemenin ötesine geçmeyebilir.
Elbette Rijkaard ve ekibinin başarısızlığı bütün dönüşümün başarısız olacağı anlamına gelmiyor, seneye yeni bir teknik kadro kurma şansımız yine olabilir, ancak bu kadar uygun bir teknik kadroyu hele de böylesine bir ekip başarısız olduktan sonra ikna edip edemeyeceğimiz oldukça şüpheli. Bu kadro bu dönüşümü gerçekleştirmek için uygun kadro gibi gözükmektedir ve kulübünü daha önce de bu tür dönüşümler yaşarken ve başarılı olurken görmüş olan taraftar bu projenin gerçekleştirilmesinde de destek ve hatta itici güç olmalıdır. Bu, projenin gerçekleşmesi için taraftarımızın üstüne düşen görevdir.
Galatasaray’ın örnek olarak gösterdiğim Lyon ve Bayern gibi kulüpler ile benzerlikleri ve farklıları bunların, sebep olacağı avantaj ve dezavatajlar ve en önemlisi Galatasaray’ın uluslararası futbol camiası içinde ne tür bir yer edinebileceği buna bağlı olarak izlemesi gereken transfer ve futbolcu yetiştirme politikaları bu dönüşüm hakkında konuşulurken ele alınması gereken önemli konular.
Ancak gördüğüm kadarıyla dikkatimiz özellikle medyanın etkisiyle başka yönlere ve daha çok teknik direktör tercihindeki isabetlilik başlığına çekilmeye çalışılmaktadır. Bulunduğumuz aşama bunu tartışmak için çok erkendir ve eğer bu tartışmaların sonucunda kulübümüz için bir entelektüel birikim oluşturmayı umuyorsak yukarıdaki konular üzerinde yoğunlaşan tartışmalara ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Bu noktaya geri dönmemek içinse hatırlamamız gereken şudur; bizim bu yola çıkarken güvendiğimiz insanlar birilerine güven telkin etmek için başka birilerinin referansına ihtiyaç duyacak türde insanlar değil. Biz kimsenin sözüyle onlara güvenmedik ki başka birilerininkiyle bu güvenimiz kaybolsun.
Sevgiler…
(Selam. Yenibiryazar adıyla yazmışsınız. Gerçekten yeni bir yazarsınız Gayın-Sin için. Hoşgeldiniz. Bir Galatasaraylı sorumluluğu, duyarlılığı ve vizyonuyla kaleme alınmış bir yazı. Çok teşekkür ediyorum ufuk açıcı bu yazı için. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi merhaba,
Transfer hakkında konuşmayı sevmesen de bitti dediğin oyuncuyu açıklayabilirsin artık. Çünkü şimdi gerçekten bitti.
(Yok Berk. Şimdi baktım haberlere. Yeni bir gelişme yok. Olumsuz olursa elbette açıklayacağım. Sözüm söz. Sevgiler. Melih)
Yeni formalarımızı görmüşsünüz sanırım. Göğüs reklamı olarak internetteki tasarımlarda yapıldığı gibi TTnet reklamı mı var ? Yoksa Trabzonspor formalarında olduğu gibi Türk Telekom mu yazıyor ?
Ayrıca bu günlerde Lucas Neill transferi ile ilgili haberler yine çoğaldı. Bu transferin gerçekleşmesi bize yarar sağlar mı sizce ?
Cevabınız için şimdiden teşekkür ediyorum.
(Ceyhan selam. Göğüs reklamı şimdiki gibi. Yani iki satırlık Türk Telekom logosu. Transfer konusunda sanırım gazetelerde yazan haberleri pek ciddiye almamız gerektiğini öğrendik. Önce resmi site ilan etsin kimin geleceğini o zaman yorum yapalım. Şu an için oldukça afâkî. Ne dersin? Sevgilerimle. Melih)
Melih abi, merhabalar.
Takımın oynadığı oyun, 4-3-3’ü kaldırıp-kaldıramayacağı ile ilgili yorumlar sizce de çok-çok erken değil mi? Gerçekten sabır-falan kalmamış çoğumuzda. Sanırım bunda en önemli etkenlerden biri de internet. Her şeyin internet ortamında olduğu gibi bir anda, ani gerçekleşmesini bekliyoruz. Tamam, teorik olarak herkes bir şeyler söyleyebilir. Söylesinler de. Ama bir durun bakalım, daha ideal, hatta ideale yakın kadromuzla bile sahaya çıkmadık. Leo Franco, Uğur, Servet, Gökhan, Hakan, Topal, Linderoth, Arda, Keita, Kewell ve Baros onbirini bekleyelim. (Muhtemelen direkt 11’e girecek bir oyuncu daha gelecek.) Bırakalım bu kadro en az 4-5 resmi maça çıksın, bazı gençlerimizi ustalarla aynı takımda görelim, pratikte neler yapıldığını izleyelim dikkatlice. Sonra bu takımın 4-3-3’ü nasıl oynadığına dair uzunboylu tahliller yaparız.
Bir de şunu hiçbir zaman unutmayalım ki takımın her türlü sorunlarını, kusurlarını, neyi yapıp, neyi yapamayacağını Rijkaard, Neeskens bizden çok önce farkediyor ve gerekenleri uyguluyorlar. Şu sabır denen şey ne zormuş gerçekten de…
(Şahin selam. Belli ki bir süre Rijkaard, 4-3-3, total futbol, o veya bu üzerinden Galatasaray’ı tartışacağız. Ve yine belli ki her tartışma alınan kötü sonuçlardan sonra zirve yapacak. Ve yine belli ki bu tartışmalar sırasında şu oyuncu Galatasaray’a yakışmıyor, bu oyuncu bu takımda oynar mı türü yorumlar dinleyeceğiz. Bu Türkiye’nin gerçeği. Taraftar da, medya da, yorumcular da, internet de, forumlar da. Sağlıcakla kal. Melih)
Melih Abi,
Stadyum’da yaşama maç öncesi ve boş günlerde stadın aktif olması gerektiğini biliyoruz, tekrar dile getirenler olmuş. Bu konuda şöyle bir fikrim var, belki benimsenir…
Aslantepe’ye bir spor salonu yapılması gündeme gelmişti ama projenin sonraki aşamalarına eklendi. Galatasaray kendi imkanlarıyla ve sponsor desteğiyle böyle bir salonu yapabilir. NBA seviyesinde havalandırmasıyla, teknolojisiyle Galatasaray’a yakışan, voleybol ve basketbol şubelerinin kullanabileceği böyle bir salon futbol maçları öncesi çok rahat dolar.
Futbol maçı için bileti olana 5-10 liralık veya ücretsiz giriş sağlanırsa maçtan 2 saat önce taraftar ailesiyle gelir basketbol, voleybol takımını destekler hem sıkılmaz oradan da futbol maçına gider. Bu şubelerimize heyecan gelir, ilgi artar hem de bir aktivite olmuş olur. Bu tarz örnekler Avrupa’da var. Kadın ve çocuklara ASY’nin son sezonunda indirim yapan kulüp bu tarzda çalışmalara devam etmeli. Doğru yoldalar…
Bir not daha: Likör fabrikasını alan şirketin Seyrantepe ihalesini alması durumunda eğer likör fabrikası ve ASY projeleri birleşirse fazladan bir rant oluşuyor. Bu rant mutlaka hukuki sorunlar yaratacaktır ve bana göre şartnameye ek yükümlülükler getirmelidir. Örneğin, salon inşaatı gibi. Maalesef, yetiştirme baskısı olduğu için yönetim bu kozlarını oynayamıyor.
(Selam Arda. Dediğin futboluyla, basketboluyla, voleyboluyla “Galatasaray spor günü” türü önerin çok yerinde ve uygun. İnşallah o günleri de göreceğiz. Likör Fabrikası meselesine gelince. Bu çok önemli bir konu. Yakında daha çok konuşacağız. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih abi,
Formaları gördüğüne göre sana soru sorabilirim. Türk Telekom logosu formaya yapıştırılmış gibi duruyor. Kırmızı arka plan üstüne Türk Telekom yazısı… Yeni formalarımızda, hazırlık maçındaki gibi yapıştıraya benzer mi görünecek acaba?
Saygılar Melih abi…
(Selam. Yapıştırmaktan kasıt dikişli olup olmadığını sormaksa evet dikişli değildi. Daha önce Avea nasılsa Türk Telekom da aynısıydı. Sevgilerimle. Melih)
http://turkspor.net/default.asp?o=1&id=51354
vakit bulursanız okumanızı tavsiye ederim.
gerçeklik payı olabilir mi?
(Selam Ahmet. Sence olabilir mi? Bence sıfır. Sevgiler. Melih)
Selam Melih Abi.
Bugün bir sitede Arda’nın başkanı arayıp; “Beni Bırakın Başkanım” dediğini yazmışlar. Ne kadar gerçek dışı olduğunu bilsem de, sinirleniyor, tuhaf oluyor insan. Emre’yle de arkadaşlıklarını aklıma getirince hepten bir kuşku kapladı içimi durduk yere.
Senin görüşlerini merak ediyorum. Arda ve Fenerbahçe’ye gitme olasılığı karşısında. Aslında beni rahatlamanı istiyorum desem daha doğru olacak ya neyse.
Saygılar.
(Selam Samet. Rağbet etme bu tür haberlere. İçini de refah tut. Melih)
Selam Melih abi,
http://www.webaslan.com/galeri.php?frm_id=364&sira=1#galeri_anchor
Webaslan bunlari yeni formalar olarak tanitmis fakat bunlar benim de üye oldugum forumlardaki üyelerin tasarimlari.. Senin gordugun formalarla bi benzerlik varmi? Reklami ve Türk bayragini hariç..
Okan..
(Okan selam. Dediğin gibi hiçbir ilgisi yok. Nasıl bir site webaslan? Sevgiler. Melih)
Selamlar…
Kapattık dediğimiz transferi yeniden açtık galiba. Eğer eksik bulmak istersek pek çok mevkide daha eksikler bulabiliriz. (Aşağıdakiler basının evhamlarıdır)
-Sağ bek sorunu yok ama alternatifsizlik var,
-Sol bek sorunu yeni yeni ortaya çıkarılmaya başlandı; Balta sakat,
-Hücum gücü zayıf kalıyor Karan yok; sanki geçen sene golleri Karan attı,
-Oyun kurucu yok; sanki geçen sene Lincoln çok oyun kurdu,
-Kaleci muamma; 32 yaşına gelmiş adamı sen tanımıyorsan ben ne yapayım,
-Stoperler ağır; milli takım hocası da zayıf o zaman,
-Ön libero şart; o mevkide 6 adam daha var.
İstersek hasta bile olabilir, kalan günlerimizi yatakta da geçirebiliriz.
Saygılar…
(.—))) Melih)
Abi ben de inanmıyorum; ama yorumda arkadaşın dediği gibi Emre Belözoğlu faktörü var. Kafasını karıştırmaya çalışacaklardır. Belli ki Fenerbahçe medyası Arda üzerine daha çok oynayacak. Arda’nın işi de gerçekten çok zor. Ola ki iki-üç maç kötü oynadığında hemen basın yazacaktır “aklı Fener’in teklifinde kaldı” diye. Umarım Galatasaray yönetimi gerekli önlemleri alır.
Bu sene haddinden çok üzerimize gelecekler.
(Ahmet selam. Neymiş ki Emre Belözoğlu faktörü? Kimmiş Emre Belözoğlu? Fenerbahçe’ye gittiği için “ben zaten Fenerbahçeli’ydim” demek zorunda kalan Galatasaraylı mı? Adnan Polat 2006′da teletonla para toplarken Galatasaray için bağış yapan Galatasaraylı mı? Fenerbahçe’den teklif yapıldığı zaman Galatasaray’ın kapısını çalıp “ben Galatasaray’a gelmek istiyorum ama böyle bir teklif var” diyen Galatasaraylı mı?
Bir de futbol takımları birer işyeri gibidir. Nasıl ki işyerlerinde bazı özel arkadaşlıklar varsa, takımlarda da, ya da takımlar arasında da vardır. Bazı şeyleri gereğinden fazla ciddiye almamak gerek.
Bir de her şeyden önce Galatasaray kaptanından konuşuyoruz. Biraz ayıp olmuyor mu? Sevgilerimle. Melih)
haklısın abi.
Hayır Melih abi benim sormak istediğim sadece Türk Telekom yazısı olduğu mu yoksa üstteki resimde Baros’un formasında görüldüğü gibi kırmızı fon üstüne Türk Telekom yazısı mı..?
(Anladım. Sanırım forma hangi renkse fon rengi de aynı renkti. Öyle hatırlıyorum. (Yanılıyor da olabilirim ama.) Sevgilerimle. Melih)
Sezon başı yeniden başlayan, “Sabri’yi bu takımda görmek istemiyorum”, “Gönderilsin artık bu adam” tipli aşırı tepkileri kabullenemiyorum bir türlü. Muhtemelen Rijkaard’ın takımında yedek kalacak futbolcudan bahsediyoruz. Sabri yedekliği sorun edip de takım içinde problem çıkarırsa tamam, o zaman gönderilsin tabi. Ben şahsen sahada Galatasaray forması altında Galatasaray için elinden geleni yapmaya çalışan hiçbir futbolcuya kızamıyorum, beceremiyorum bunu. Galatasaray sevgisi yüzünden elbette. Televizyondan yıllardır izlediğim kadarıyla Sabri de böyle bir futbolcu – sahada elinden geleni yapmaya çalışan. Sabri’nin yanlış ortalarından, dağlara, taşlara giden vuruşlarından sonra yüzümde bir gülümseme beliriyor gayri ihtiyari.
Ben sadece Galatasaray için yeteri kadar mücadele etmediğine ve takım içinde sorun çıkardığına inandığım oyuncuya kızarım. Mesela, geçen sezonki Ümit Karan gibi. Daha ligin ikinci haftası (yanılmıyorsam) Kayseri’de yerini ilk defa Galatasaray forması ile resmi maça çıkan Milan Baros’a bırakırken yaptığı davranışlardan dolayı yönetim tarafından en sert biçimde uyarılmalı, belki de kadro dışı kalmalıydı Ümit. Ve bu futbolcumuz 1′ci kaptandı ne yazık ki!
Kaptan böyle yaparsa gemi tabii ki su alır. Biz geçen sezonu disiplinsizlikler nedeniyle kaybettik. Bu sezon böyle şeylere prim verilmeyeceğine eminim. Türkiye’deki Galatasaray taraftarına düşen yegane görev takım, forma, arma için mücadele eden Galatasaraylı Türk oyunculara, aynı zamanda profesyonellik anlayışı içinda Galatasaray formasını terleten yabancı futbolcularımıza sahip çıkmaktır. Bu da zor bir vazife olmasa gerek Türkiye’deki kardeşlerim için. Bütün Galatasaray’ılar’a Azerbaycandan sevgi ve saygılar.
(Güzel demişsin Şahin. Bu bir tüketim kültürü maalesef, “yenisine bakalım” uzantısı içeren. Futboldaki karşılığı da “önümüzdeki maçlara bakıyoruz”dur bunun. Bir de örtük olarak teknik direktör seçimini ciddi manada eleştiren bir yaklaşım bu. “Çocuk iyi lakin etrafındakiler…” yollu. Görünen o ki taşlar yerine oturana kadar böyle şeyleri maalesef çok duyacağız. Sevgiler ve Azerbaycan’a selamlar. Melih)
Selam Melih abi,
Lig TV’nin haberine göre gençlerden sadece Serdar Eylik A takimda kalacakmis.. Ve Emre Çolak PAF takima yollanacakmis? Sence bu dogru mu? Eger böyle bir sey olursa açikçasi çok üzülürüm, yazik olur Emre’ye çünkü çok iyi bir performans sergiledi kamp döneminde.. Umarim Oguz Sabankay gibi olmaz durumu..
Okan..
(Okan selam. Bu konuda bir bilgim yok açıkça. Serdar Eylik 1990 doğumlu, Emre Çolak 1991. Eğer Serdar Eylik A takıma alınıp Emre Çolak alınmıyorsa, bu gözden çıkarıldığı anlamına hiç gelmez. Kanımca bu tür tepkiler vermeden önce meselenin arka planını, gerekçesini öğrenmekte fayda var. Bir de kim kalacaksa ve kim gidecekse bu Rijkaard ve Neeskens’in kararı olacak. Bu unutulmamalı. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi merhaba,
Emre Çolak paf takıma gidecekmiş diye duydum bir bilgin var mı bu konuda? Serdar dışında kimse kalmayacakmış lig tv’nin haberine göre. Doğruluğunu bilmemekle beraber çok üzüldüm açıkçası.
(Muzaffer selam. Önce gelişmeleri bekleyelim. Sonra, gerekçeleri öğrenelim. Eğer üzülmemiz gerekiyorsa sonra üzülürüz. Ama şimdi hiç değil. Sevgiler. Melih)
Selam Melih bey,
İlk önce nasilsiniz? Umarim iyi.
Kusura bakmayin, konu disi mesaj olacak, ama gecenlerse size mail atmistim ama cevap veremediniz.
Umarim burada yazarsam kizmazsiniz.
Acaba bu „bizim” Ahmet Robenson mu?
Dogum ve ölüm tarihi tutuyor gibi.
http://www.findagrave.com/cgi-bin/fg.cgi?page=gr&GRid=37246949
Sevgi, saygi ve selamlar
Sercan
(Sercan selam. Evet haklısın yanıt vermedim. Çünkü İngilizler’in deyimiyle “can’t say”.
Bu konuda birisiyle görüşmem lazım. Sonra belki yanıt verebilirim. Sevgiler. Melih)
Abi merhaba. Eskiden 80′li yılların sonu 90′lı yıllarda GS’miz sezon açılışında ASY’de tüm takım toplanır tanıtılırdı. Sonra ilk idman yapılırdı hazırlık maçı vs. sonraki yıllarda bu özellik ortadan kalktı halbuki Real Madrid bile Ronaldo transferinde imza töreni için stada kaç kişi topladı forma sattı vs. Demek istediğim pazarlama yönümüz eksik değil mi? Benim istediğim yine eskisi gibi bir gün sezon açılış töreni yapılsa tüm branşlar orada olsa gövde gösterisi yapsak forma satsak bilet kombine satsak olmaz mı? Bu parasızlıkta!!!!!!!!!!!
(Selam Sarper. Sanırım ASY’de bir şey yapmamak en iyisi. Çünkü fiziki kondisyonu çok kötü stadın. Ancak Aslantepe’de bir “Galatasaray Day” espirisi içinde bir şeyler yapılabilir. Bir de eskiden takımların tek geliri maç gelirleriydi. Bu yüzden sezon açılışları da bir para kazanma yöntemiydi. İstenmeyen sahneler de yaşanmıyor değildi. Mesela koç kesip kanını futbolcuların anlına sürmek gibi. Uzatmayayım, ileride belki başka bir şekilde, başka bir yerde. Sevgilerimle. Melih)
Abi ben de aranıza yeni katıldım .. Öncelikle merhaba .. Okuduklarımdan transfer hakkındaki sorulardan bıktığınızı anlayabiliyorum, lakin hala tam anlayamadım: Siz bir isim biliyorsunuz, bu isim gelecek, geldiğinde buydu diyeceksiniz .. Haa eğer tam olarak vazgeçilirse de bu isim gelecekti diyeceksiniz. Doğru mu anlamışım ?? Ha bir de bu kadar yazmışken sormamak olmaz, bu isim taraftarı coşturur demek doğru olur mu ?
(Selam Can. Hoşgeldin Gayın-Sin’e. Meseleyi doğru anlamışsın. Ancak benim olduğunu düşündüğümüm transfer öyle taraftarı coşturacak bir isim değil. Mütevazı bir isim. Zamanında da söylemiştim. Sevgiler. Selamlar. Melih)
Merhaba Melih abi,
Lig TV’nin sitesinde izlediğim habere göre sadece Serdar Eylik A takımda kalacakmış, Emre Çolak ise PAF takıma geri dönecekmiş. Bu haber doğru mudur? Doğruysa sanırım Rijkaard Emre’nin fiziksel açıdan A takımdan ayrı olarak gelişmesini uygun buldu.
(Selam Ozan, şunu kabul etmemiz gerekiyor ki teknik heyetimiz futbola ilişkin en son bilimsel olan ne varsa bunu bilen ve buna uygun davranan bir heyet. Bilmiyorum bu haber doğru mu, ancak doğruysa bilimsel bir arka planı vardır mutlaka. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih Abi,
LİG TV’nin haberine göre;
Serdar Eylik dışındaki PAF Takım oyuncuları A Takım’a alınmamış.
LİG TV’nin haberi olduğu için ciddiye aldım. (Belki de doğru değildir.)
Emre Çolak’ın A Takım’a alınmaması benim için büyük hayal kırıklığı olur. Tahminim,sadece benim için değil neredeyse tüm Galatasaraylılar için hayal kırıklığı olur.
Saygılarımla…
(Nusret selam. Eğer haber doğruysa ne anlama gelir bu sence? Rijkaard’ın futbolcudan anlamadığı mı, yoksa bildiği bir şeyin bulunduğu mu? Bence ikincisi. Eminim sen de aynısını düşünüyorsundur. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selamlar beni üzen Galatasaraylı bildiğimiz yazarların gazete ve tv kanallarında teknik direktörümüzü ve sistemini neredeyse yerden yere vurmaları. Daha geleli 1 ay olmuş adamın bizi Barça yapmasını bekliyorlar (hoş forum sayfalarıda td’den geçilmiyor ya.
Yoksa Rıdvan öyle demiş, öbürü şöyle demiş, onlar boş ama bizden olduklarını bildiğimiz kalemlerin bunları yapması beni rahatsız ediyor. Ne var kardeşim biraz sabır et kadro otursun gelecekler gelsin gidecekler gitsin. neyse abi kal sağlıcakla kolay gelsin .
(Vedat Okyar’a Allah’tan rahmet diliyorum.)
(Amin Erhan Usta. Diyorsun ki “dostun attığı gül pâreler beni.” Doğru diyorsun. Ama şu da var. Dost ve dost olmayan bugün belli olur. Sevgiler ve kolay gelsin.)
Melih Abi Emre’nin gelmeden önce aradığı, bağış yaptığı falan doğru ama, Hakan Şükür’ün Emre G.Saray’dayken de Fenerbahçeli’ydi açıklaması vardı.
(Sametçiğim. Demek ki kardeşine yardımcı olmak istemiş. İstemiş ki Fenerbahçe’de rahat etsin. Uslu uslu parasını kazansın. Sevgilerimle. Melih)
Türk futbolunun en saygın ve efendi isimlerinden biri olan Vedat Okyar’ı kaybettik, Allah rahmet eylesin, ailesine Allah’tan sabır diliyorum. Nur içinde yatsın.
Tobol maçında biraz daha asa yakın bir kadro bekliyorum ve bu maçtan sonra da olası transferin sonuçlanmasını diliyorum; benim duyduğum isim ve Mehmet Demirkol’un da bahsettiği Deco, ancak anladığım kadarıyla sizin belirttiğiniz isim su ana kadar adı basında geçmemiş bir isim yanılıyoru muyum?
(Berk selam. Benim bahsettiğim isim ofansif orta saha değil, daha çok defansif orta saha. Sevgilerimle. Melih)
şu ellerin taşı hiç bana değmez, ille dostun bir tek gülü yaralar beni.
bu sözler galatasaraylı görünüp galatasaray’ın futbolunu yerli yersiz eleştirenlere. saygılar.
Melih Bey. Hatırlarsanız daha önce Rijkaard’ın çevirmeni ile ilgili bir mesaj yazmıştım. Siz de hak vermiş ve ilgileneceğinizi söylemiştiniz. Bu konu ile ilgili her hangi bir gelişme var mı?
Bana göre bu konu Tobol beraberliğinden de, Sistemden de önemli.
En son Mustafa Sarp röportajında, Mustafa Sarp, fazla ileri çıkmamasını, Rijkaard’ın istediğini söyledi. (Acaba gerçekten öyle mi söyledi, yoksa öyle mi çevrildi.)
Başka örnekler vermeye gerek yok. Zaten siz de görmüşsünüzdür. Yalçın Dümer’e de size gönderdiğim mesajın benzerini göndermiştim. O köşesinde bu konuyu gündeme getirmiş ve Rijkaard’la aynı dili konuşan Mustafa Kocabey’in bu işi yapabileceğini önermiş.
(Selam. Yalçın Dümer’i bugün okuduğumda ben bu ismi tanıyorum demiştim:-)) Ancak onun bahsettiği isim Kocabey değil, eski futbolcumuz Mustafa Yücedağ. Sevgilerimle. Melih)
Hocam öncelikle sorularımızı cevapladığınız için herkes adına tekrardan tesekkür etmek istiyorum .. Sizden isim cıkmayacağını artık anlamış bulunuyorum.. o yuzden sorumu biraz değiştiriyorum ; hocam sizce forvet arkası, ya da tanınmıs bir playmaker alma ihtimalimiz var mı ya da size bir bilgi geldi mi ? lütfen aydınlatın bizi
)
(Selam Can. Yanlış soru sormuşsun:-)) Bildiğin gibi 4-3-3′te ne forvet arkası var, ne de play-maker pozisyone ve dolayısıyla öyle bir futbolcu. Eğer kastın ofansif bir orta saha futbolcusuysa, sanırım bu yönde var bazı çalışmalar. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
- TOKİ ile yapılan anlaşma gerçekten harika oldu. Eren Talu’nun girişiminin sonuçsuz kalması beni üzdü ancak biraz da sonuca bakmak gerekiyor sanırım.
- Kaptanlık meselesinde basının iki türlü yazılar yazdığını, haberler yaptığını gördük. Birincisi Arda’ya yapılan itirazı, ikincisi de Arda’nın konuşmasının ardından oyuncuların gözyaşları içinde birbirlerine sarıldıklarını:) anlatıyordu. Etkilenmemek elde değil.
- Ters tarafta oynayan oyuncuların çizgiye hapsolmadıkları bir gerçek, savunma yönlerinin daha kuvvetli olabileceği de (rakip ters ayaklı değilse) bir gerçek ancak ileri pas yaparak ya da hamle yaparak oynayan oyuncularınız varsa bunlar avantaj haline dönüşüyor. Bu sene çok pas yaparak ilerleyeceğimiz düşünüldüğünde bu pasların bir kısmının geriye ya da yana doğru olacağını da dikkate almak gerekiyor. 18′e yönelemeyen ters ayaklı oyuncuyu ne yapayım? Ya da neden kendi kanadında değil derim? (bu nokta karmakarışık oldu, kim çözer bilemiyorum.)
- Tobol maçı çok iyi bir hazırlık müsabakası olacak. Aslında bu sene oynayacağımız derbi maçlar da dahil olmak üzere tüm maçlar birer hazırlık maçı niteliğinde. Çünkü biz gelecek seneye hazırlanıyoruz. FR Barcelona’dayken ilk senesinde malum ikinci olmuştu, Beşiktaş da kendini Barcelona’ya benzetmişti. Sonra Barcelona iki defa CL kazandı, La Liga’yı aldı, Beşiktaş Fener’in elinden kupa almaktan başka bir şey yapmadı. Demek istediğim güzel günleri erteliyoruz ama artık kullanmak istemediğim “sabır” kelimesini de unutmayarak. Takıma sabır, hocaya sabır, gençlere sabır.
- Dönüşüme bakar mısınız? FR Diyarbakır’da Türkiye’nin bir ucunda takımının başında olacak. Diyarbakır’lı futbolseverler de FR gibi bir futbol adamını görecek, belki onları sisteme angaje eden bağlar güçlenecek. (Yanlış anlaşılmasın, Diyarbakırsporlu taraftarların bazı tribün hareketlerinden bahsediyorum. Sistem dediğim de futbol sistemi. Siyasi hiç bir şey düşünmedim. O konu gelirse onu da yazarım)
- Diyarbakır örneği gibi örnek keşke ücra bir ilçe için de geçerli olsa. Küçük bir ilçe takımı bu sene (mesela Mezitlispor) Galatasaray’a Türkiye kupasında çıksa ve oradaki insanlar da Galatasaray’ı, FR’yi görseler.
- FR gibi bir dünya insanının ileride FIFA’da UEFA’da alacağı görevleri düşünerek bize ne gibi faydalar sağlayacağını daha önceki yorumlarımdan birinde hatırlatmıştım. Örnek olarak da Hagi’yi vermiştim. Belki FR bu ücra köşeleri ve oralardaki potansiyelleri görerek ülkemizi hiç terk etmez, tüm birikimini bizim harcar diye ümitleniyorum.
Saygılar…
(İdris selam. Sanırım çözdüm ters ayakla ilgili bilmeceni:-)) Evet mesela 14 yıl sonra Rijkaard UEFA Başkanı oluyor. Vay, vay, vay. Sevgiler. Melih)
Bir çok arkadaşımız Emre Çolak’ın A takıma alınmamasına çok şaşırmış ben açıkcası hiç şaşırmadım çünkü Emre Çolak’ın iyi bir kumaşı var kesin fakat maçlarda da izlediğimiz gibi, her ne kadar kendisine güveni ne kadar yüksek olsa da, en kolayından şutlarındaki çevimsiz vuruşlardan anlaşılıyordur zayıflığı. Neredeyse yerden yuvarlanan kaleciyi ısındırma topu gibi gidiyor şutları. Ben onu suçlamıyorum kendisi kesinlikle geliştirecektir ama A takımda mı kalırsa yoksa PAF’ta mı bunu daha çok geliştirme imkanı bulur, tabii ki de PAF’ta çünkü A takımda maçlarda oynama şansı oldukça az olacaktır.
Serdar ise ondan daha pişmiş bir görüntü sergiledi bence onun için böyle bişi yaptılar bence ikisi de bu sene kiralanmalıydı TSL’de olan bir takıma, Bank Asya’şa kiralamasınlar da, orada oynasalar da çok fayda ettiğine inanmıyorum, Yaser ve Özgürcan en iyi örnekleri, futbolcunun kumaşı da önemli gerçi.
(Selam. Rijkaard ve ekibi sonrasında sanırım artık gençlerin “pişmek” üzere başka takımlara kiralanması yöntemi terkedilmeli. Çünkü Galatasaray’ın kendini total futbolda ifadesini bulan bir sistemi olacağı için en iyi staj da en iyi laboratuvar da artık Galatasaray olmalı. Bir de şu var. Emre Çolak’tan ikinci yarıda daha çok verim almak mümkün, çünkü altı ay bile o yaştakı bir futbolcunun ömrünün 36′da biri oluyor ki, önemli bir zaman dilimi. Sevgilerimle. Melih)
Emre konusunda bildiğim amcasının ve babasının Fenerbahçeli olduğu, ilk önce Fenerbahçe altyapısına düşünüldüğü, Galatasaray’ın önce davranıp transferi bitirdiği. O zamanlar en genç transfer diye Milliyet’in spor sayfasında haberi çıkmıştı, küpürü saklamıştım.
İster Fenerli olsun ister Galatasaraylı önemli olan oynadığı sürece takıma verdiği emek ve formasına gösterdiği saygıdır.
Emre’ye tepki verilecek nokta Fenerbahçe’ye gitmesi ya da Fenerli’ydim çocukken demesi yerine, 2001 senesinde Inter’e sezon ortası imzasını inkar etmesi ve Okan’la beraber o dönem başta Jardel’e cephe almak üzere takım içinde huzursuzluk yaratarak muhtemel 5. şampiyonluğu engellemeleri konusunda olmalıdır.
Şu an takımda yer alan Servet, Hakan Balta gibi renksiz görünen ama işini en iyi şekilde yapmaya çalışan oyuncular çok daha değerlidir benim için aynı geçmişteki Suat Kaya, Ergün Penbe gibi.
Arda da belki ilerde başka bir takımın formasını ıslatır, belki İtalya’daki gibi takaslar olur büyükler arasında.
Teknik direktörler gibi futbolcular da bu işten para kazanan kişiler, şartlar daha iyi olduğu sürece transfer olmak onların da doğal hakkıdır.
Arda’nın Galatasaray için yapması gereken kontratı süresince her şeyiyle o formanın hakkını vermek, sonrası yönetim ve Arda arasında. Tıpkı 1 ay öncesinde gitmenin eşiğinden dönen Servet gibi.
(Selam. Doğru bir bakış açısı. Ancak bu Emre Belözoğlu’yla Okan Buruk’un Jardel’e tokatı da bir şehir efsanesi konumuna geldi. O konuda bilinmeyen birçok şey var. Emre Belözoğlu’nu o dönem Adnan Sezgin transfer etmişti. Milliyet’te haberi yapan da Halil Özer’di. (Galata Sarayı Efendileri adlı kitabında anlatır bu transferi Halil.) Aynı dönemde İstanbulsporlu Nesim de yine Galatasaray’la Fenerbahçe arasında önemli bir transfer kapışmasına neden olmuştu. Bu çocuk Galatasaray’a gelmediği için yok olup gitti. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi Fenerbahçe’nin 2 Brezilyalı daha alması takımda bu kadar fazla Brezilyalı olması takım içi ayrımı sencede tetiklemez mi, ki şu an zaten yaşadıkları bir şey, daha da fazla artacaktır. Bu da bizim işimize gelir zaten çok başarılı olacaklarına inanmıyorum.
(Selam. Kalli’nin meşhur lafıdır, “bir takımda iki Brezilyalı yeter” diye. Halen Fenerbahçe’de beş tane Brezilyalı var, artı ikiyle yediye çıkar ki, gerçekten önemli bir güç yaratır takım içinde. (Ne ki bunun olumlu yönleri de olabiliyor, Zico döneminden biliyoruz bunu.) Kanımca Daum pek sevinmiyordur bu duruma ama yapacak bir şey de yok.
Daum’un son şampiyon olduğu yıl sadece üç tane Brezilyalı vardı Fenerbahçe’de.
Anlaşılan o ki, Anelka, Appiah, Tuncay Şanlı, Mehmet Aurelio, Kezman gibi futbolcuların gidiş şekliyle Aragones’in gönderilişi Fenerbahçe’nin Avrupa futbol pazarında ciddi bir itibar kaybı yaşamasına yol açtı. Kulübüyle anlaşılan oyuncular bile tercih etmedi Fenerbahçe’yi Poulsen gibi. Bu arada yılda 4.5 milyon Euro teklif edilen Hamit Altıntop’u da saymıyorum. (Hamit Altıntop’un kafası karışmıyor da Arda Turan’ın kafası karışıyor öyle mi?) Özetle bu sezon Fenerbahçe için ya geri dönüş yılı, ya da kaosun başlangıcı. Ben öyle görüyorum naçizane. Sevgilerimle. Melih)
Hakan Şükür’ün “Emre Galatasaray’dayken de Fenerbahçeliydi” falan dediği yok. Alıntı yapacaksanız aynısını yazın, çarpıtmayın. Zaten adam ne yaparsa yapsın hemen üstüne çullanmayı bekleyenler var. Zira Hakan yeterince Galatasaraylı değil. Ama Rijkaard, Neeskens doğuştan Galatasaray’lıdır. Kokain kullanmaktan suçlu bulunan Daum, adı teşvik primiyle anılan Ersun Yenal Galatasaray’a, Galatasaraylılar’a layık görülür, Hakan’ın 2 lafı onu linç etmek için yeter. Galatasaraylılığa, ırkçılığa denk gelecek derecede tuhaf tanımlamalar getirilirse, beraberinde gelen yorumların da aynı şekilde tuhaf olması kaçınılmazdır.
(Emrah selam. Biraz sakin ol. Hakan Şükür’ü kimsenin linç ettiği yok. Galatasaraylılık’a ırkçılığa denk gelecek tanımla verense hiç yok. Gayın-Sin ve ırkçılık kelimeleri yanyana bile gelemez. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih Abi,
Rijkaard Emre Çolak’ı ya da başka bir futbolcuyu kadroda düşünmüyorsa saygıyla karşılarım bu durumu.
Yalnız en azından şunu beklerdim: Emre Çolak A Takım’da yer alsın. Maçlarda kadroya giremediği zamanlar PAF takım maçlarında yer alsın.(Tabii ki Rijkaard’ın ne karar verdiğini henüz bilmiyorum.)
Böyle bir durumu sen nasıl değerlendiriyorsun?
Saygılarımla…
(Selam Nusret. Şöyle bir şey olabilir. Emre Çolak için bir fizik güç ve teknik yetenek programı hazırlanır, altı aylık ya da bir yıllık. Çolak buna harfiyen uyar. Rijkaard ve Neeskens PAF maçlarında özenle takip ederler Çolak’ı ve ne derecede aşama katettiğini gözlemlerler. Programın bitiminde de A takıma alırlar. Yani bir tür üniversite hazırlık kursu. Ben mücbir neden dışında hem PAF, hem A takımında yer almayı pedagojik olarak doğru bulmuyorum. Özetle, Rijkaard’a bu konuda fevkalade güveniyorum. Çünkü Messiler’i Iniestalar’ı, aynı yaşlarda yetiştirmiş bir hoca o. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih abi
Her şey bir tarafa son bir kaç gündür moralim çok bozuk bunun sebebi ise D-SMART. Geçen yıl sırf Galatasaray’ın UEFA Kupası maçlarını izleyebilmek için almıştım. Ama adamlar şimdi çıkıp pişkince yeni bir kanal açıp Avrupa Ligi maçlarını buradan vereceklerini ve yıllık bedelinin 199 tl olduğunu söylüyorlar.
Oysa ki biz D-SMART kullanıcıları 2011-2012 sezonuna kadar izleyeceğimizi düşünüyorduk. Çünkü açıklamaları bu yöndeydi ve Futbol Smart kanalından yayınlanmıştı geçen yıl maçlar. Şimdi de başka bir kanal açıp maçları oraya çekiyorlar ve şifrelendiriyorlar.
İnsanları ahmak yerine koyan bu tarz kuruluşları kınıyorum.
(Cengizciğim geçmiş olsun. Diyecek bir şey yok. Bence tepkini (ve tepkilerinizi) iletmek gerek D-SMART’a. Sevgiler. melih)
Tercüman konusunda burada fikirlerimi belirtmiştim. Başka bir blogda ise resmen akrabası olmakla ve Galatasaraylı olmamakla suçlandım. Ağır eleştirildiğinden, Almanca tercümanlarının da yıllardır benzer hatalar yaptığından bahsetmiştim. Tercümanımız, daha önce bu işi yapmış bir isim. Neden Flemenkçe tercüme yapılmıyor sorusunun cevabı da bana göre kapalı devreyi korumak. Rijkaard, İspanya’da da İngilizce konuşmuş basınla yani kendini rahat hissediyor olmalı. İngilizce-İspanyolca-Türkçe üçgenini en az sayıda isimle oluşturmayı tercih etmiş olabilir yönetim. Bu noktada yönetimi işbilmezlike, tercümanı da karaktersizlikle suçlayan yorumlar okuyorum kenarda köşede. Bu kadar sert olmaya ve bir anda esip gürlemeye gerek yok. Yönetimde de kulüpte de İngilizce bilen ve bu çeviri uyuşmazlığını farkeden yeteri kadar isim vardır. Gereği yapılır.
Emre Çolak olayı var bir de. Rijkaard’dan önce taraftarlar umutsuz ve çaresizdi. Tek ortada olan isim Mustafa Sarp’tı. Teknik direktör konusunda da kimsede bir heyecan yoktu. Rijkaard geldi, herkes havalara uçtu. Sonra transfer olmuyor diye tekrar suratlar asıldı. Keita ile hava yakalayıp, gençler ile ümitlendik ve açıkcası herkes rahattı, güvenliydi. Emre Çolak’ın son hazırlık maçlarında diğer isimlere göre az süre alması, Kostanay’da oynamaması dikkat çekmedi. Şimdi bu haber geldi. Tobol beraberliğiyle de birleşti. Hemen isyan hatta Rijkaard’ı ikiyüzlülükle suçlayanlar.
Bu adam prensipleri doğrultusunda bütün sezonu riske etmeyi göze alıp, Kazakistan’da gençlere şans verdi onlara saygı gösterdi. Hemşehri kulüplerin kamplarına, altyapılarına bakın. Bu güven, bu umut ve bu potansiyel yok. Emre Çolak’ın ismi iki senedir yayıldı ama hangimiz doğru düzgün 10-15 maçını izledik. 2 maç ile zirve yaptı da Rijkaard’ı sorgulatır hale mi geldi? Bu isimlerle antreman yapan da konuşan da rapor alan da Rijkaard. Fizik-kişilik ve forma giyme ihtimali hatta farklı belki 10 neden daha bu kararı almasında etkilidir. Saygı duymak zorundayız. Ayrıca Emre dünyanın öbür ucuna sürgüne gitmiyor. PAF takımda gerekirse A takımla çalışır, formasını da giyer. Çok büyütmeye gerek yok.
Hayalini kurduğumuz “Galatasaray Günü” de olacak. Spor salonuyla, stadıyla gerçek bir Aslantepe haline gelecek orası. Eminim…
Melih Abi, bir özel soru istersen silebilirsin. Robenson’un mezarının ABD’de olması bir sorun mu? Neden pas geçmeyi tercih ettin. Yoksa bunu biliyoruz ama mezar yerini türlü çekincelerle açıkca onaylamak mı istemiyorsun.
(Arda selam. Tercüman konusuna biraz mutedil yaklaşmakta fayda var. Burada başına bir şey gelmez merak etme:-))
Emre Çolak meselesinde de yine sakin olmak gerek. Henüz doğruluğunu bilmediğimiz bir haber üzerine yorum yapmak çok gerçekçi değil. Ancak velev ki haber doğru olsa bile bunun arka planında Rijkaard’ın kesinlikle haklı olduğu meseleler vardır. (Bu arada nerede ikiyüzlü ilan edildi Rijkaard merak ettim.)
Ahmet Robenson’u sessizce geçiştirmedim Arda. 1925′te kısa bir süre de olsa başkanlığımızı yapan Robenson (ilk şampiyon olan takımın kalecisiydi Ahmet Robenson) aslen bir İngiliz’di. Ve 1926 yılında Amerika’ya göçtü ve orada öldü. Bunu biliyor hatta ABD’deki mezarını arıyoruz. Nitekim Sercan da Galatasaray tarihine merak duyan bir kardeşimiz olarak bu olayın peşine düşüp bir fotoğraf buldu. Mesele budur. Benim bu konuda daha önce temas kurduğum Rıfat Bali’yi bulmam gerekiyor, çünkü Robenson’un ABD’de nerede yaşadığını en son o biliyordu. Durum böyle işte. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi birkaç sorum var;
Arda’dan daha genç kaptan olan biri var mı tarihimizde?
Fener’in Brezilyalı transferlerini izledin mi daha önce, nasıl buluyorsun ?
Emre Çolak’ın PAF’a gönderildiği ve sadece Serdar Eylik’in A takımda kaldığı doğru mu ? Doğruysa nasıl değerlendiriyorsun..
(Cenk selam. Arda’dan daha genç kaptan olan benim bildiğim Turgay Şeren var.
Fenerbahçe’nin Brezilyalılar’ını izlemedim açıkça. Özgeçmişlerine bakınca iyi futbolcular olduklarını düşünüyorum. Özellikle sol kanada transfer etmiş oldukları futbolcu önemli, çünkü o kanatlarında sorun vardı.
Emre Çolak ve Serdar Eylik konusunda yaklaşık 15-20 yorumdan beri bayağı konuştuk. Eğer haber doğruysa Serdar Eylik’i kutlamak gerek. Umarım ve dilerim Rijkaard ve ekibinin ellerinde iyi bir kanat oyuncusuna dönüşür Galatasaray’da. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
- Servet meselesi: Tahmin ettiğim gibi olmadı. Yani transferinin gerçekleşmemesi halinde konsantrasyon problemi yaşayacağından korkuyordum, olmadı. Mutluyum.
- Emre Çolak meselesi: Resmi bir açıklama yok ama genel ağırlık haberlerde geçtiği yönünde. Kimi oynatacağını, kimi A takımda düşüneceğini hocaya birilerinin söylemesi yanlış olur. Galatasaray etiği bunun dışında kalmayı gerektirir.
- FR meselesi: Sadece hocayı görmek için bile maçlara gidecek Galatasaraylılar olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu spor adamından sonuna kadar istifade etmeliyiz. Gizli gizli taktiklerini birileri not etsin, kayda alsın, soyunma odası konuşmalarını dinlesinler… Bir şeyler yapsınlar… Bu hoca gibi bir hoca daha gelmedi çünkü. Tam derslik. (Gülelim dedim, yarısı ciddiydi ama)
- Anadolu’ya açılalım. Daha önce de Orta Asya ve Uzakdoğu’ya açılmayı teklif etmiştim hatırlarsanız. Diyarbakır ve Mezitlispor örnekleri ışığında elimizdeki kadro kalitesi ve hoca popülaritesiyle beraber ücra köşelerde amatör bile olsa takımlarla maçlar yapalım. Alman 4. ligi takımıyla yapıyoruz da Van’ın amatör takımıyla neden yapmıyoruz?
Saygılar…
(Selam İdris. Anadolu’ya açılmak güzel bir fikir. Ama önce efsane olmak gerekir, ki “beldemize şampiyonlar geldi” denilsin. Sevgiler. Melih)
Selam Melih abi, son bir haftadır Arda Turan ve Tobol polemiği yapılıyor medyada ve burada. Bu kadar sığ, içiboş, gereksiz, kahvede yapılacak tartışmaları bu platformda yapmamamız gerekir. Arda Turan’ın travma falan yaşadıgı ya da yaşayacagı yok. Arda’nın bu teklif umrunda bile değil. Dün aksam maksatlı olarak Kanalturk’te Arda Turan’a yüklendiler yine kahveagzı ile seviyesizce. Çünkü iki yıl önceden davası olan Akbin vardı. O olmasydı Rijkard’ın gelişinde bile Gerets’ten bahseden Tulun olurdu.
Arda’nın Emre Belözoglu ile yakın arkadas olması ile FB’ye gidecek olması ihtimali, aklını karışmış olması çok aptalca… Bunu yazan sitenin insanları aptal yerine koymasından baska bir sey degil. Tıpkı Keita geldginde biz söylemiştik demeleri gibi. Rijkaard’ın gelmesinden bir gün önce Mancini geliyordu dogruları yazan o siteye göre.
Bu saçma konu medyada Arda’nın performansı her düstügünde dile getirilecek. Eger biz bu konuyu tartısmaya devam edersek en büyük zararı takıma yapacagız. Bu konun ilerlemesinde Polat’ın da konuyu Arena’da ve Birand ile D Anahaber’de konuya gereksizce cevap vermesinin etkisi var. Başından kestirip atabilirdi bu gereksiz konuyu.
Maalesef ki medyamızın seviyesi çok düşük söyenilen her şeyi abartıp haftalarca polemik konusu yapıp konuyu çok farklı noktalara taşıyorlar örnek; yirmialtıncı hafta ve Mustafa Denizli. Şimdi ellerinde iyi bir koz oldu.
İkinci gündem ise total futbolu yeni yeni agzına alan Türk spor medyasının gençler üzerinden Rijkaard’a yüklenmeye başlaması. Gençlerle çıkmaması gerekirmiş. Bu konu o kadar boş ve gereksiz ki bu konuda vasat bir yazı yazan Meleke ilah ilan ediliyor. Rijkaard’ın bildigini okuyacagı cok acık. Onun gibi devrimci insanların başarıya ulaşana kadar kaybedecekleri umrunda bile olmaz. Bu adam seçim kozu Rüstü’yü bir çırpıda sildi. Saviola’yı hatta formunun zivesindeki Guily’i kulübede oturttu. Bizim burada ağzımızı bile açmaya hakkımız yok. Sorgulalamamız gereken akılcı, gerçekçi, uygulanabilir konular olabilir.
Bence Rijkaard’ın tadını çıkartın. Nasıl güzel bir konsere gittiginizde konserin hiç bitmemesini istersiniz ya da sevgilinizle buluştugunuzda zamanın hiç geçmemesini, hep onunla beraber olmak istersiniz bu ekip de öyle işte. Ben ilk geldikleri günden beri iki yıl sonra giderler mi acaba diye kara kara düşünüyorum. Bu adam sıradan bir adam değil giyimiyle kenardaki duruşuyla, hayat görüşü, dinledigi müzikler vb.. ile hem hayat hem de futbol bilgini. İnsanın beş duyusuna hitap ediyor. Kendimize kilometrelerce uzaktan bakıp bir kez daha saglıklı düşünelim bu çarpıtılmış olayları.
Bir tepki mesajı yolladım DSMART’a. Verilen cevap aynen şöyle ve ben bu mesajdan maçları 2007-2008 yılında D-SMART alanların izleyip izleyemeyeceğini hala anlamış değilim..
İyi günler
Tarafımıza göndermiş olduğunuz mesajınızın cevabı aşağıda yer almaktadır.
“D-Smart uydularda yer alan açık yayınları kullanıcıya ücretsiz olarak ulaştırır ve kullanıcıdan bu yayınlardan dolayı ücret talep etmemeyi taahhüt eder. D-Smart Kullanıcı Hakları Ve Yükümlülüklerini düzenleyen ve D-Smart uyumlu uydu alıcılarının kullanım şartlarını belirleyen ve sözleşme ile sabitlenen D-Smart Kullanıcı Bilgi Formundaki konuyla ilgili madde aşağıdaki gibidir; D-Smart Dijital Platformu kullanıcılar tarafından talep edilen paralı kanalları da ulaştıracaktır. Ancak kullanıcı, bu kanalları satın alıp almamakta tamamen (?) ğı anda izlemekte olduğu kanallar için hiçbir zaman ücret ödemeyecektir. Sözleşme formunda yer alan maddede belirtildiği gibi kitle iletişim araçları (Tv reklamları, Gazete), D-Smart Müşteri Hizmetleri ve D-Smart uyumlu uydu alıcılarının satışını gerçekleştiren bayilerde aynı yönde tanıtıcı beyanatlarda bulunulmaktadır. Futbol içeriği (Futbolsmart) Doğan TV’nin Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası karşılaşmalarının yayın sözleşmelerinin bitimi olan 2011 – 2012 futbol sezonu sonuna kadar ücretsiz olacaktır. İlgili uygulama Bireysel 2007 ve Bireysel 2008 D-Smart cihaz sahipleri için geçerli olup Bireysel 2009 D-Smart cihazlarına sahip olan D-Smart müşterileri Spor Paketini satın alarak Futbolsmart’ı izleyebilirler. D-Smart Ekstra hizmetlerinden Spor Paketi ile hazırlık maçları, Bank Asya 1. Lig, UEFA Avrupa ve UEFA Şampiyonlar Ligi ön eleme ile UEFA Avrupa Ligi Grup maçlarını izleyebilirsiniz. D-Smart’ın müşterilerine sunduğu Spor Paketi üyeliği 1 yıllık peşin fiyatına 199 Smart Para (199 TL) olarak ücretlendirilmektedir. Mevcut D-Smart kullanıcısı olup herhangi bir paket üyeliğine sahip olmayan kullanıcılarımız Spor Paket üyeliğini satın alarak spor kanallarını izleme imkanına sahip olabilirler. Mevcut D-Smart kullanıcısı olup Sinema,Aile veya Full Paket üyeliği olan ancak Euro Futbol yayınını alamayan kullanıcılarımız için ilgili paket yükseltme işlemi bir yıl geçerli olmak üzere belirli bir ücret mukabilinde gerçekleştirilebilecektir. ”
Burada en çok dikkatimi çeken cümle ise şu şekilde.
Futbol içeriği (Futbolsmart) Doğan TV’nin Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası karşılaşmalarının yayın sözleşmelerinin bitimi olan 2011 – 2012 futbol sezonu sonuna kadar ücretsiz olacaktır. İlgili uygulama Bireysel 2007 ve Bireysel 2008 D-Smart cihaz sahipleri için geçerli olup Bireysel 2009 D-Smart cihazlarına sahip olan D-Smart müşterileri Spor Paketini satın alarak Futbolsmart’ı izleyebilirler.
Şimdi 2007-2008 yıllarında D-Smart alan kişiler maçları izleyebilecek mi izleyemeyecek mi?
(Selam Cengiz. Metnin içinde atlama var. Soru işaretiyle belirttim. Benim anladığım sen maçları izleyebileceksin. Yani UEFA maçlarını. Bu arada resmi bir yerden bu kadar Türkçe’si ve imlâsı bozuk bir metin göndermeleri ilginç. Onların metnini düzeltmedim tabi:-)) Sevgilerimle. Melih)
1 – Lincoln yeni sezonda %90 Galatasaray forması giyecek. Fifa’ya başvuruldu, o oldu bu oldu haberleri doldurma… Lincoln’ün menajeri Adnan Polat ile özel bir görüşme yaptı bugün ve Lincoln’ün özel sorunları olduğunu hoşgörü ile karşılanması gerektiğini ve Lincoln ile görüşülmesi gerektiğini rica etti.. Olayın gerçek olan kısmı Lincoln’ün Gaalatasaray ile yeni sezonda devam edeceği… 11′de oynar, yedek oturur, tribünde oturur orası Başkan’ın kararı. Ama Lincoln ile %90 yolda devam.
2 – Yeni transfer, bomba transfer vs yok.. Lucas Neill transferi Adnan Sezgin yüzünden gerçekleşmiyor. Çünkü Adnan Sezgin, Sabri’yi çok seviyor ve onun 1 sezon daha sürekli oynaması gerektiğini Adnan Polat’a aşılamaya çalışıyor.
*******************************************
çok iddialı bir şekilde yazılmış yukarıdaki bilgiler bir forumda..
Gerçek olma olasılığının açıkçası olmadığını düşünüyorum.
Ya siz Melih Abi?
Sevgiler…
(Selam. Sence Rijkaard’ın olduğu bir yerde başka birinin bir futbolcuyu sevmesi ve onu takımda tutmak için transferi baltalaması mümkün mü? Sana şu diyalogu hatırlatırım.
Adnan Polat: Tobol’u eleyebilecek miyiz?
Frank Rijkaard: Bize şans dileyin Başkan.
Lincoln için de TFF nezdinde başvuru yapıldı. Bu tip mesajlara itibar edilmemesi lazım. Sevgilerimle. Melih)
Abi kusura bakma biraz yanlıs soru olmus ama oyuncuyu alacağımız takımı bilemediğim için bir şey söyleyemedim .. en nihayetinde aynı oyuncu hepsinde oynayabiliyor
..
Merhaba,
Takimdan gidecek ya da kiraya verilecek oyuncular hakkinda kesin bilginiz var mi acaba? Hurriyet’te Alparslan’in adi geciyor, umarim boyle birsey yoktur. Kendi adima inanmiyorum cunku Tobol macinda begenmedigini zannetmiyorum, ama sizin bilginiz varsa ogrenmek isterim.
Saygilar,
Gokhan
(Gökhan selam. Emre Çolak’ın PAF’ta kaldığı doğru. Diğerlerini daha doğrultamadım. Sevgiler. Melih)
Melih Abi cevabın için teşekkürler. Robenson kardeşleri senin sayende önceden tabii ki biliyordum. Geçiştirirmeden kastım, önemsememek değildi. “Can’t say” derken biliyorum ama söyleyememem gibi anladım ben. O yanlış anlamanın üzerine yorum yaptım. Bu arada biraz araştırınca, ilk Kansas valisinin benzer isme sahip olduğunu gördüm. Mezarın Kansas’da olması o valinin ailesine mensup bir ismin mezarı mı şüphesi doğurdu. Mezar Ahmet Robenson’a ait olmayabilir. Tabii eline bir bilgi geçince ABD’nin mezar ve nüfus kayıtlarına ulaşmak kolay olduğundan hemen teyit edebiliriz bunları.
Bir de Ahmet ve Abdurrahman kardeşlerin Türkiye’de izciliği başlattıklarını; Nafi Atuf Kansu ve Ethem Nejat ile federasyonunu kurduklarını biliyorum. Bu diğer iki ismin ideolojileri hakkında bilgim var ama Galatasaray ile bağları nedir veya var mıdır? Galatasaray, izcilikle ilgilenmiş midir? Bu önemli iki ismini onurlandırmak amacıyla Türkiye İzcilik Federasyonu ile bir dirsek teması, yılda bir iki defa yapılacak organizasyonlar güzel olmaz mı? Galatasaray’a yakışmaz mı? 94 yıllık vasiyeti yerine getirmede bir adım olmaz mı?
(Selam Arda. Böyle bir anda Galatasaray tarihini ilgilendiren bir konudaki bilgini görünce çok seviniyorum.
Mezar muhtemelen Ahmet Bey’e ait değil. Ama yine de kesin konuşmamak gerek.
İzciliğe gelince. Galatasaray’da (Mekteb-i Sultani) 1910 yılında izcilik vardı. Nitekim Ali Sami Yen’in Dergi’de yayınlanmış fotoğraflarında, ilk izcilik yürüyüşünden enstantaneler de var. Muhtemelen Abdurrahman ve Ahmet Robenson Kardeşler, aslen İngiliz oldukları icin ilk kez İngiltere’de çıkan izciliği hemen Türkiye’de uygulamaya başlamışlardı.
Nafi Atuf Kansu ve Ethem Nejat izcilik faaliyetlerinin daha sonraya tarihlenmesi gerekir. Bir de şu var ki, bütün okullarda izcilik teşkilatını kuran Robensonlar oldu. (Bu arada o okullara renklerini de bu ikisi verdi. Mesela, Vefa’nın yeşil beyazı, Kabataş’ın çelik rengi ve kırmızı, İstanbul Sultanisi’nin (İstanbul Erkek Lisesi) sarı-siyahı hep Robensonlar’dan gelir. Darüşşafaka’ya da bakmam gerek.
Ahmet Robenson Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu cephesinde yedek subaylık yaptı ve asıl görevi buradaki okullarda izciliği kurmaktı.
Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Merhabalar melih abi;
Uzun süredir takip ediyorum sitenizi ve üye olmak şimdiye nasip oldu. Bu interaktif sayılabilecek samimiyet eksenli ve paylaşım odaklı çalışmalarınız için teşekkür etmeyi borç bilirim..
Takım hakkında birkaç acizane fikrimi söylemek istiyorum…
Birincisi takım geçen sene 3 metrede 3′lü kombinasyonlar kurarak adeta yürüyerek oynarken, bu sene daha ilk maçtan itibaren sürekli pas prensibi (hareket halinde kalma) ile biraz kıpırdama yaşandığı aşikar.. Yalnız burda çok önemli bir nokta var. Pas verirken takımdaki oyuncular pasın şiddetini ayarlayamıyorlar.. Pasın şiddeti çok fazla ve arttıkça böyle pasa ve hıza dayalı oyunlarda bir türlü istediğiniz oyun kalitesini yakalayamıyorsunuz.. Bu da doğal olarak oyunu sürekli kanat çizgilerinde gezindirmenize sebep oluyor.. Böylece gol pozisyonu sağlayacak kale önü pozisyonlar yerine kanatlarda teknik oyuncularınıza yapılacak faullerle duran top kazanıyorsunuz.. Hocamız acilen oyuncuların pas şiddetini (özellikle defans oyuncuları için) düşürmelerini sağlamalı ki top kontrolü için zaman ve ikinci pas için rakipten önce hamle önceliği kazandırsın. aksi takdirde diri takımlar karşısında takım sürekli konsantrasyon kaybedecektir.
İkincisi Arda’nın ben orta alanda beyin görevi yapabileceğini sanmıyorum.. Kewell’ın o görevi layıkıyla yapacağına inanıyorum.. Serbest oynayan Kewell hem sağ hem de sol kanatta üçlü kombinasyonlar kuracaktır. Sağda Keita – Baros – Kewell, solda Arda – Kewell – Baros.. Kewell böylece hem sağ hem de sol kanatlara hakim olmakla beraber kaleyi de karşısında bulacağı pozisyonlar yakalayacaktır.. Arkasında Linderoth ve Ayhan’ın gereken tedbirleri alacak olması takım dizilişini oldukça sağlamlaştıracaktır. Arda maalesef kendini geliştiremiyor. Arkasını çizgiye verdiği pozisyonlarda etkili olabiliyor.. Orta alanda takımı yönlendirecek kadar hızlı pas trafiği yapabileceğini sanmıyorum.. Gözlemlerime göre daha çok arkaya etkili sert toplar atabilir. Bu da defansı kuvvetli her takım tarafından püskürtülebilir bir tehlike..
Ama her şeye rağmen teknik ekibe güvenim tam olduğundan şimdilik sabırsızlıkla takımımı izlemeyi bekliyorum. Takımı Franco- Uğur, Servet, Gökhan, Alparslan (bence Hakan’dan iyi) – Linderoth, Ayhan önlerinde Kewell – Arda, Baros, Keita…
Ayrıca Serkan Kurtuluş gibi bir oyuncuya güven verildiği takdirde çok sağlam bir yedek olacağına inanıyorum.. Transferimiz kesinlikle stopere olmalıdır.. Sağ kanada transfer bence fazla verimli değil.. Hem Uğur’a hem Serkan’a yazık.. Artık birilerine güvenmek gerek..
Saygılarımla…
(Selam. Gayın-Sin’e hoşgeldin. Sert pasta haklı olabilirsin, ancak benim dikkatimi çekmedi hazırlık maçlarında. Bu konular (pas koordinasyonu, pasın şiddeti, yönü, vs.) zaten zamanla çok iyileşecek.
Arda Turan konusundaki temel fikrini Tobol karşısında görebileceğiniz sanırım Rijkaard’ın. İlk 11′e başlaması durumunda net olarak belli olur Arda Turan hakkındaki fikri. Ama tabi Kewell’un devreye girmesinden sonra bu fikrini değiştirebilir Rijkaard. Ben Arda Turan’ın yapmak isterse, ki bu konuda hiç tereddütüm yok, Rijkaard’ın tüm direktiflerini yerine getirebilecek bir futbolcu olduğunu düşünüyorum.
Takım dizilişinde aslında önemli bir saptaman var. İki sert, bir ofansiften oluşan bir tertip yazmışsın. Bence bu sezon böyle oyanayacağız çoğu maçta. Sevgilerimle. Melih)
Bu sene Fenerbahçe’den daha maliyetli ve isim transferler bekliyordum özellikle de verilen 3 yıl üst üste şampiyonluk sözünden ve teknik direktör olarak C. Daum’un gelmesinden sonra.
Sadece bonservislere harcanan paranın 25 milyon Euro’yu bulması çok gibi gözükebilir ancak 70-80 milyon dolarlar harcadığı seneler de olduğundan bu son kriz herhalde onları da vurdu gibi geliyor.
Ancak A.Yıldırım’ın öpen takım sözünden sonra takımda Wederson da dahil 7 Brezilyalı’nın olması biraz söylemlere ters ve Daum’un koşan, mücadele eden takım anlayışına uygun olmayan bir yapı gibi gözüktü.
Bizim yapacağımız bir yerinde transfer daha bizi bu sene kağıt üstünde favori göstermek için yeterli olacaktır ki sadce ihtiyacımız olan zaman. Bu süreç ne kadar kısalırsa o kadar çabuk işler yoluna girecektir.
Beşiktaş’ın ben bu sene geçen seneki başarısını pek gösterebileceği ihtimalini vermiyorum. Trabzon’un ise daha şampiyon olacağı seviyelerde olduğunu düşünmüyorum. Her şey bu kadar olumlu gözükürken bize yapmamız gereken tek şey kalıyor perşembende itibaren stadı doldurup sabırla destek olmak, ki bu da 14 sene bekleyen taraftar için zor olmamak gerek.
(Selam Berk. Güzel demişsin ama şu an 14 yıl bekleyen taraftarı ben ortada göremiyor. Atlarına binip gitti o güzel insanlar. Sevgiler. Melih)
selam melih abi
sesiz sakin her gün yazınıza yapılan yorumları okumaktayım.
bazı konular üzerinde çok duruluyor mesela Emre Çolak’ın PAF’a yollanması gibi. Peki Frank Rijkaard’ın ağzından çıkmayan resmi sitede yayınlanmayan bu haberlerin arkasında ne olduğunu düşünen hiç yok neden. Velev ki doğrudur. F.R’ın alt yapıyı da total futbola uygun eğitmesini de konuşmuşsak burada hazırlık döneminde total futbol dersi alan bu gençlerin PAF takımına 1 aylık bu dersle donup diğer gençlere F.R’ın öğretilerini aşılayacağını neden düşünmüyoruz.
Belki her sene bir yıldız yetiştirmemiz için az da olsa öğrendikleri total futbolu diğer arkadaşlarına ağızlarının suyu aka aka anlatacaklar. Frank Rijkaard’ın onlara vereceği ödevleri PAF’ta en iyi şekilde uygulayarak diğer arkadaşlarına örnek olarak PAF’ın fikir akıl yapısını değiştirecek isimler olacak bir senede. Bunlar neden gündeme gelmiyor. Güvense güveniyoruz. Destekse destekliyoruz. Sabırsa işte TAM ZAMANI.
Sevgi ve saygılarımla Kadir ARSLANER
(Kadir selam. Bir şeyi illa övmek de gerekmiyor, yermek de. Ama Emre Çolak’ın PAF’a gönderlimesini “yavrukurt kampı bitti” diye okumak da biraz ayıp oluyor, Serdar Eylik’in A takıma alındığı gerçeği dururken ortada.
Alt yapının da başına Rijkaard’ın denetiminde yeni bir ismin geleceğini düşünürsek niçin üzülelim Çolak’ın bir yıl daha total futbol stajı yapmasına. Tam tersine, bir dahaki sene oturmuş bir sisteme, sistemi bilerek katılmış olacak Çolak. Sevgilerimle. Melih)
Abi kulübümüzün herhangi bir transfer çalışması var mı şu aralar gizli de olsa bilginiz var mı acaba? iyi günler dilerim.
(Selam Sarper. Evet Galatasaray’ın transfer çalışmaları var. Görüşmek üzere. Sevgiler. Melih)
Emre Çolak’ın alt yapıya geri dönüş olasılığı
şayet projektörleri geri dönmekte olduğu alt
yapıya çevirecekse pozitif bir işlev yüklenmiş olur.
Geri yollanışını A takıma gelişerek dönmesi amaçlı yorumlayacaksak alt yapının bugünkü mevcut yapısında bu ve benzeri gidiş dönüşlerin gerçekten olabilmesi adına da bir şeylerin planlanmakta olduğunu
varsayabiliriz.
Alt yapının reorganizasyonunu, üst yapıyla entegrasyonunu, bir bütünün uyumlu, geçişken parçası olarak iç ve dış tarama-izleme ekiplerini de kapsayacak şekilde dizaynını, sistemi tamamlayan hiyerarşik ve homojen bir yapıya dönüştürülmesini FR projesinin olmazsa olmaz bir ayağı olarak görmek durumundayız.
Ancak bu konuda ivedilikle adımlar atılması ve alt yapının gündemde öncelikli bir yer edinmesi halinde içim rahat olacak.
Tam olarak ancak o zaman önümüzde gerçekten
uzun soluklu bir gelecek tasarımı olduğu konusunda ikna olacağım..
Ancak o zaman istisnalar dışında yetenekli ama cılız halı saha futbolcuları yerine fizik olarakta üst düzey rekabete girişebilecek yetenekler bekleyebileceğim alt yapıdan.
Tatlı suda yetiştirip okyanusun tuzlu sularında yüzmesini bekliyoruz gençlerimizden sanki şu an.
FR ve ekibinden aynı havayı soluyan, aynı dili konuşan gençler yetiştirilebilmesinin yolunu açacak böyle bir hamle bekliyorum umutla..
Alt yapı hamlesini hem kadro devamlılığı ve ekonomisi hem de FR projesi adına bir gelecek sigortası olarak görüyorum.
Şaşırtmayacaklarını umuyorum.
Sabri konusu..
Dayanıklılık, sürat, çeviklik, hızlanabilme, fizik mücadelede yılmama …
Bu temel özelliklere bu seviyede tümüyle sahip kaç futbolcu var ?
Bu özelliklerin nasıl bir değere tekabül ettiğini anlamayı kolaylaştırmak için soruyu bir de şöyle soralım..
Sabri’nin bu özellikleri Arda’da olsaydı nelerden konuşuyor olurduk bugün?
Ya da bu özellikleri yazıp böyle özellikleri olan 24 yaşında bir yabancı transferi düşünülüyor deselerdi cevabımız ne olurdu..
Şuraya geliyorum..
Mantal ve zihinsel eksiklerinin dışında
görmezden gelinemeyecek bir potansiyeli barındıran bir oyuncudan bahsediyoruz..
Pas, şut seçimlerini doğru yapan, isabet oranı
yükselmiş bir Sabri’nin ne anlama geleceğini
bir an gözlerimizi kapatıp düşünelim..
Olamaz, mümkün değil diyorsanız saygı duyarım..
Ama ya FR’ın elinde olursa..
Bu olasılık sıfır mı sizce..
Denemeye, beklemeye değmez mi ?
Hadi teşvik etmiyoruz ama en azından bu sürece
bir süre sessiz kalıp zımni bir arka duruş
gösterilemez mi?
Cevabı hepimizin sağduyusuna, vicdanına,
GS’lılığına bırakıyorum..
Bir kez de bu pencereden düşünelim Sabri
konusunu ..
Ve yine sabır konusu..
Ne için sabretmeyi göze alırız..
Her şeyden önce dahil olmamız, değer atfetmemiz
gerekir..
Sonuna kadar dişini sıkmayı, inanmışlığı sağlayacak olan iliğine kemiğine kadar bir aidiyet, her şeyiyile paylaşılan kavrayıcı bir zemindir her şeyden önce..
Buradan bakarak kulübün dışlayıcı, içe kapanık üyelik yapısını, psikolojik bağlardan ibaret taraftarlık tabanınını da sorgulamaktan
kaçınmamalıyız.
GS’ın en küçük moleküllerini bile kavrayan, bütünleştiren bir açılımın bambaşka bir tablo yaratabileceğini ve müthiş bir sıçrama için tramplen olabileceğini düşünüyorum.
Aynı şekilde tersinin ciddi bir ayak bağı ve kısıtlayıcı bir faktör olabileceğini de.
Üzerinde düşünelim.
(Artık bu yorum sahibinin yazdıklarının altına bir şey yazmayacağım. Çünkü beni aşıyorlar. Zedelemek istemem. Melih)
Selam Melih abi,
Photoshop’a basladim ve tabii ki ilk isim bir forma yapmakti elimden bunlar çikti mor forma olarak :
http://i30.tinypic.com/2ef58ck.jpg
http://i25.tinypic.com/2mwt2bq.jpg
Yeni sezon da giyecegimiz mor formayla bir benzerlik var mi acaba?
Okan..
(Selam Okan. Tasarım bağımsız konuşuyorum renk yaklaşık budur. Sevgiler. Melih)
Merhaba Melih Bey.
Mustafa Kocabey yazmışım bir önceki mesajımda. Karıştırmış olabilirim ki; “Kocabey” ya da “Yücedağ” olması konunun ana fikri değildi.
Yukarıda bir arkadaşa “Tercüman konusuna biraz mutedil yaklaşmakta fayda var” demişsiniz. Ben arapça ya da farsça kökenli kelimeler konusunda biraz zayıfımdır. “Mutedil” kelimesini anlayamadım. Hava durumunda rastlarım bazen; deniz “mutedil dalgalı” denir. Hafif dalgalı mı demek istiyor, sert dalgalı mı onu anlayamam.
Bu yüzden tercüman konusunu hafife mi alayım; yoksa daha önceki mesajlarımdaki gibi paniklemeye devam mı edeyim.
Yularıdaki mesajların birinde tercümanın karekterine bile laf edildiği söylenmiş. Yapan varsa bence ayıp etmiştir. Tercümanın yüzünden bile anlaşılıyor ne karekterli, zeki bir insan olduğu. Ama çevirileri berbat.
“Yönetim bunu biliyordur, senin gördüğünü onlar da görüyorlardır, sakin ol” diyenler de var. Yönetim tabii ki biliyordur; sigara içenler de sigaranın kanser yaptığını biliyorlar, ama kanser olmayacaklarını varsayıyorlar.
“Bize bir şey olmaz, Tercüman bu işi götürür, Bu kadar işin arasında bir de bu konuyla uğraşmayalım” bahaneleriyle görmemezlikten geldikleri korkusunu taşıyorum. Belki de; Rijkaard’ın “Bugüne kadar söylediklerim yanlış mı çevriliyordu” tepkisine uğramamak isteğinde de olabilirler.
Sizden ricam, benim ve benim gibi düşünen arkadaşların sözcülüğünü yapmanız, bu konuyu takip etmenizdir. Umarım çok obsesif bir imaj çizmemişimdir. Galatasaray var ortada: “Aydın sen oraya git, Emre sen şöyle koş, Mustafa sen böyle yap” taktiklerinin çeviri hatasına uğrayacağı kuşkusu olduğu sürece obsesifleşiyorsam da normaldir.
Not: Bu arada ben ortalamanın altı bir futbol izleyicisiyim. Sizin yazılarınızı okudukça neye nasıl bakmam gerektiğini de öğreniyorum. Futbol izleyiciliği düzeyim artıyor.
(Selam Turgay. Mutedil, ılımlı demek. Yani ne sert rüzgârlı, ne de rüzgârsız. Ben konuyu kendimce dile getirdim. Bundan sonra izleyip göreceğim gelişmeleri.
Ancak Galatasaray’ın çeviri hatasına kurban gideceğini de sanmıyorum. Bir de özel görüşmelerinde Rijkaard’la İspanyolca konuşuyor olabilir tercüman. Bunu da öğrenmek gerek.
Eğer bu yazılar sayesinde sahada olup biteni daha iyi anlayabiliyorsan çok sevinirim. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih Bey,
Çok geç okumaya başlasam da yazılarınızı, Lig Radyo programlarından sizi az da olsa takip ediyordum. Oradaki konuşmalarınız ve verdiğiniz bilgiler doğrultusunda aslına bakarsanız kaleminizin de bu denli kuvvetli olması beni şaşırtmadı. Tüm emeğiniz ve şahane yazılarınız için ellerinize sağlık..
Yorumum, bu yazınızdan bağımsız ve genel bir Rijkaard & Galatasaray yorumu olacak. Ben dahil birçok Galatasaraylı (işin tabloid kısmıyla ilgilenmeyenlerden bahsediyorum), Rijkaard’a duyduğumuz derin saygıdan ötürü kararlarını eleştir(e)meme modundayız ve ben bu durumun ileriye dönük olarak tehlike arz ettiğini düşünmeye başladım. Bu fikrimin çıkış noktası, Emre Çolak’ın Paf Takıma gönderilme kararı (her ne kadar resmi olarak doğrulanmadıysa da ciddi ciddi konuşulmaya başlandı). Bu kararın tamamen Emre’nin fizik olarak yetersiz olması nedeniyle alınmış olduğunu düşünmekten başka bir çözüm üretemiyorum, çünkü karşımızda karar verici olarak Rijkaard gibi bir futbol bilgini var ve bu kararını oyuncunun profili nedeniyle almış olduğunu düşünemiyorum (ki fiziği iyi olan Serdar Eyilik’in de A Takıma alınması bu düşüncemi doğrular nitelikte görünüyor). Tobol maçıyla birlikte 4 hazırlık karşılaşmasını da canlı izleme fırsatım oldu ve tüm oyuncular bir yana Emre Çolak bir yana dedim. Gerçekten çok farklı bir oyuncu. Ama belli başlı Galatasaraylılar’dan edindiğim izlenim şu yönde: “Abi, Rijkaard bu, bir bildiği vardır elbet, ondan daha mı iyi bileceksin”. Doğrudur, katılıyorum ve aksini de iddia etmiyorum, ancak bu tavrın, alıncak olası kötü sonuçlarla birlikte ileriye dönük bir öfke birikimine dönüşmesi beni en çok korkutan. Çünkü bu futbol bilginine her ne koşulda olursa olsun sahip çıkmalıyız.
Saygı ile,
Orçun
(Selam Orçun. Gayın-Sin ailesine katılmandan çok mutlu oldum.
Öncelikle Emre Çolak’ın PAF takımına gönderildiği doğru. Serdar Eylik ise A takıma alındı. Ben esasında işe oradan bakalım derdindeyim. Çünkü belli ki Emre Çolak, altı ay, ya da sezon sonunda kesinlikle A takımda olacak. Ve o süre içinde Rijkaard ve Neeskens’in denetiminde çalışmalarını sürdürecek. Her sezon gerçekten bir futbolcu çıkarabilsek A takıma ve bir şekilde monte edebilsek büyük başarı olur.
Bahsettiğin tehlike gerçek olabilir. Yani Rijkaard n’eylerse güzel eyler mantığı. Sistem kuruluncaya kadar oldukça sıkıntı çekeceğimiz kesin. Evet içinde çok sayıda gencin bulunduğu bir sistem kuruyoruz, ama sistem kurulduktan sonra gençlerin kazanılması çok daha kolay olacak. Daha önceki tecrübelerimiz bize, bir sistem olmadan gençlerin kazanılmadığını gösteriyor. Bunu unutmamak gerek. Görüşmek üzere sevgi ve selamlar. Melih)
Melih abi cok guzel yazmıssın. Genclerin senden ogrenecek cok seyi var.
(Nilay selam. Çok teşekkürler. Melih)
Eğer dolaşan haberler doğruysa ve Serdar Eyilik dışındaki PAF takım orjinli oyuncuların yollarına bir süre daha PAF’ta devamı uygun
görülmüşse bu duruma klasik, gençlerin FR
takımında bile yer bulamaması ve işte gerçekler vs. şeklinde yüzeysel yaklaşacaklara sonradan ofsaytta kalmamaları için acele etmemelerini öneriyorum..
PAF çıkışlıların fiziksel yetersizlikleri malumumuz.
Şu an itibariyle spotların altında olmamaları ve göz önünde olmadan, gereksiz yükleri ve beklentileri göğüslemek zorunda kalmadan, öngörülmüş bir program çerçevesinde gelişimlerini sürdürmelerinin uygun görülmüş olması yüksek ihtimal.
Koruma altında özenli bir gözetim süreci..
Düşündüğümüz gibi yürüyecekse süreç bu gençlerin bir bölümünü bir kaç sene içinde
FR döneminin ilk çekirdek jenerasyonu olarak
görmek sürpriz olmayacaktır.
Acelesi olmayan, nereye gittiğini bilenlerin
sakin ve olgun fırça darbeleriyle şekillendirdiği ilk kuşak sistem içi yıldızları olarak..
Bu gibi şeyleri konuşabilmek ne hoş..
Nereye götürür bu süreç ?
Hangi ihtimalleri sokar kadraja?
Örneğin 2010′ları domine eden ve sol şeridi kapatıp tüm dengeleri yeniden dizayn eden bir yeni dönem mi ?
Veya olağanlaşan Avrupa çeyrekleri mi?
30/40 milyon euroluk ihraç ürünleri mi?
Bugünden bilinemez..
Gerekli olan birikimli emek, sabır, öngörü, akıl, dayanışma bile
yeterli olmayabilir.
Her şeyin rast gittiği, rüzgarı ardına almış bir konjonktürde bile hayal edilen noktada olunamayabilir..
Belki de nerede olunacağından çok bu tabloyu
düşünülebilir kılan, bu yönde ışık ve ümit veren bir gidişattır aslolan..
Bizi mutlandıracak, nabzımızı yükseltecek olan.
Böyle bir manzarayı yaratmak mümkün olabilecekse bir gün bunun ancak GS’dan beklenebileceği inancı..
Laf ola beri gele kof bir hayal değil..
Neden olmasın diyebilen ufku geniş uzun bir yürüyüş..
Bu yürüyüşe bugünkünden daha yakışan bir kılavuz bulmak hiç kolay değil.
Eşlik etmeye hazır mıyız..
Selam Melih Abi uzun zamandır yazmıyordum Giresun’da olmamdan dolayı. Kısmet bugüneymiş.
Ben biraz farklı bir konuya değinmek istiyorum.
Rakibimiz Fenerbahçe’nin aldığı oyuncular, eminim herkesin dikkatini çekiyordur, topa uzaktan çok iyi vuran (Santos, Topuz) ya da çok iyi frikik kullan adamlar (Topuz, Bilica) dikkat ettiysen. Yani demek istediğim o ki Fenerbahçe bu yıl oynamadan pek çok maç kazanacak sırf uzaktan şut ya da duran toptan bulduğu gollerle.
Bizimse yıllardır bu iki alanda ciddi sıkıntılarımız var. Son bir kaç yıldır uzaktan şuttan ya da duran toptan gelen gollere hasretim.
Kabul, oynamadan kazanmayı ben de istemem ama Türkiye Ligi gibi takımların sert kapandığı bir maratonda sence de uzaktan şutlar ve duran toplar etkili silahlar olmaz mı? Saygı ve sevgilerimle.
(Doruk selam. Uzaktan şut, bizde Kewell dışında pek rastlanan bir şey değil. Ancak Keita’nın da iyi bir referansı var bu konuda. Arda Turan ve yeni gelecek olan futbolcular da eşlik ederlerse uzaktan şut konusunda ciddi bir fark yaşamayız. Ancak frikik konusunda aynı şeyler söz konusu olmayacak muhtemelen. Daum’un özellikle ölü top çalıştırma konusundaki yeteneği biliniyor. Umarım Rijkaard da benzer önlemleri alır. Memlekete selamlar. Sevgiler. Melih)
Abi Brezilyalı bir oyuncunun 26-27 yasına kadar ülkesinden cıkmaması onun futbolu hakkında bir seyler anlatabilir mi? Bir de bildigim kadarıyla Pele 34 yasında Cosmos’a gitti, neden onu büyük takımlar o zamana kadar almadı ? Oysa Ronaldo 18 yasında PSV’ye gitmisti ..
(Can selam. Önce Pele meselesi. Pele’nin yurtdışına transferi Brezilya Meclisi’nin çıkardığı bir yasayla yasaklanmıştı, çünkü ulusal bir değer kabul ediliyordu. Pele jübile yaptıktan sonra gitti Cosmos’a.
Açıkça yurtdışına çıkma ya da çıkmama, TSL merkezli konuşuyorsak önemli bir kıstas değil. Galatasaray da vaktinde Felipe’yi transfer ettiğinde, o da Avrupa’da tutunamamış bir oyuncuydu. Ve aslında Türkiye’de inanılmaz işler yapacakken Terim’in vetosuna takıldı ve gönderilerek Galatasaray zarara uğratıldı.
Nobre ve Aurelio da yurt dışına çıkmamış Brezilyalılar’dı. Keza Alex de. (Alex’in Avrupa macerası Felipe’nin Galatasaray macerasına benzer.) Aurelio’yu bir önstoper canavarına dönüştüren Daum’du. O yüzden Fenerbahçe’nin yeni transferlerine objektif bakmakta ve değerlendirmekte fayda var. Sevgilerimle. Melih)
3 gün önce “Galatasaraylılık dinlerin, milletlerin üzerinde” şeklinde başlayan çok rahatsız edici bir mesaj okumuştum. Alıntıyı tam yazamıyorum çünkü artık o mesajı bulamıyorum. Abartılı olduğunu düşünüp silmiş olabilirsiniz. Ya da ben gıda zehirlenmesi geçirmemin etkisiyle forumları blogları birbirine karıştırmış, hatta rüyamda bile görüp gerçek sanmış olabilirim. Böyle bir durum varsa bir önceki mesajımdaki ırkçılıkla ilgili yorumum için özür dilerim.
(Emrah selam. Öncelikle büyük geçmiş olsun. Bahsettiğin yorumu silmedim. Zaten yapmam da öyle bir şey.
Galatasaray milletlerüstü, dinlerüstü, sınıflarüstü, kültürlerüstü bir kurumdur bence. Buradaki “üstü”yü “üstün” olarak okumazsan, “arası” gibi değerlendirirsen sevinirim.
Bunu söylemememin bir nedeni var. Malum Galatasaray köklerini Mekteb-i Sultani’den alır. Mekteb-i Sultani’de de her sınıftan, dinden, milletten, kültürden insan vardı. (Makedonya’da birbirlerini boğazlayan Bulgarlar, Arnavutlar, Karadağlılar mektepte birbirlerinin kardeşleri gibi okuyabilirlerdi. Bu nedenle kendi ülkelerinin önemli insanları Galatasaray kökenliydi. Mesela Bulgaristan’da önemli görevlere gelmiş Alexander Stamboliski, yani İstanbuloğlu. Veya Balkan Harbi’nde Doğu Cephesi’nin komutanı.) Bunlar birbirlerini rahatsız etmeden ve ötekileştirmeden yaşadılar ve mektebi yaşattılar, büyüttüler. Galatasaray kültürel zenginliği ve demokrasi anlayışı buradan alır.
Sadece bunu anlatmaya çalışıyorum ve Galatasaray’ın bu özelliğini “kutsal” biliyorum. Galatasaray mezunu olup da Fenerbahçe’de başkanlık yapanları, (Şehzade Faruk, Ali Naci Karacan), Beşiktaş’ı kuranları ve yönetenleri o “üstü” gördüğüm Galatasaray kültürünün zenginliğine yoruyorum. Bence tabi. Sevgiler. Melih)
Melih abi Tobol rövanş maçı için ne düşünüyorsun? Yine genç ağırlıklı bir kadro mu izleyeceğiz? Baros ve Arda 11 başlayacaklar sanırım. Ayrıca Hakan Balta’nın katılımı da olumlu yansıyacaktır diye düşünüyorum takıma. Asıl soru inşallah Tobol’u geçtikten sonraki 2 maçta ideale yakın bir kadro bekliyor musun? Kewell, Leo Franco, Keita, Mehmet Topal, Uğur Uçar’ın katılımını yani?
(Selam Mert. Sanırım Rijkaard 25 kişilik kadrosunu belirledi. Artık onlarla birlikte yürüyecek yolunda. Bu kadro içinde yer alanlar arasında bir ayrım yapacağını düşünmüyorum. Mevkiinde kim formda ve zindeyse onu oynatır. Artık buradaki paradigma, genç-yaşlı, A takım-yedek takım değil. Bir de liglerin başlamasına fazla bir şey kalmadı. Sanırım millilere gerekli yükleme yapıldı ve onlar da oynayabilecek bir duruma geldiler. Uygun olursa ben Kewell’u bile maçın sonunda sahaya sürebileceğini düşünüyorum Rijkaard’ın Tobol karşısında. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Gençlik yıllarım komplo teorileri üretenlere saygı duymakla geçti diyebilirim. (hala gencim, “29 anni”… İtalya 90′da böyle yazardı)
Çolak konusunda da bazı teoriler okumaktayım, bazılarını da kendim uydururken yakalamaktayım kendimi. Sanırım 91 doğumlu bu çocuk ve henüz 18 yaşında. Diyorlar ki bilmem ne oyuncu 16 yaşında A takıma girmişti. Emre de girdi, şimdi çıkıyor, belli ki yeniden girecek. Her sene bir ya da iki oyuncu çıkarabiliryorsanız altyapıdan bu mükemmel bir şeydir, ancak bunu her sene başaramazsanız kimse size altayapıya önem vermiyor diyemez. Ayrıca bir oyuncunun altyapısından çıktığı takımda oynaması şart değil, 1 milyon tane daha kulüp var, kendisini oralarda gösterir.
Fener takımı iki transfer yaparak eksikliğini hissettiği bölgelere takviye yapmış oldu. Kaç yabancıları var bilemiyorum ama sanırım İtalya Serie A’da oynayan Brezilyalı sayısına ulaştılar. Bu noktada Aurellio transferinin artık söz konusu olamayacağını düşünüyorum. Bizimkiler istiyorlarsa yaparlar bir şeyler, itirazım olmaz.
Emre Çolak meselesinde son fikrim: Eğer FR bu oyuncuyu değerlendirmek istemiyorsa bu futbolcu yetersizdir. İki maçta harikalar yaratması yetmiyor demek ki. Bence de çok iyi oyuncu ve mutlaka A takıma alınması gerekli, hem de bu sene. Ancak görüldüğü üzere Galatasaray yönetimi beni değil FR’yi getirdi takımın başına. Sanırım aramızda bir fark var.
Saygılar…
Melih Agabey merhabalar,
Bundan önceki yazilarimdan birinde Daum icin “asla iyi bir taktisyen degildi, simdi buna bir de asiri derecede kaybetme korkusu eklenmis. Kötü bir kombinasyon.” diye yazmistim.
Daum’un hazirlik maclarindan sonraki kendini skor anlaminda HESAP VERME zorundaymis gibi hissetmesi ve “aslinda bugün skoru koruyabilirdik” tarzi sadece tabelaya yönelik kritikler yapmasi ve oyun yapisi, sistem, filozofi, plan, program, strateji üzerine tek kelime etmemesi, gelecege yönelik sadece “x hafta sonra esas gücümüze kavusacagiz” tarzi yuvarlak ve icinde bolca gereksiz DEFANSIF TUTUM barindiran fikir beyani…
Üzerinde inanilmaz bir baski var.
Baski bazen iyidir ama kombinasyonun ikinci parametresi kendine güven olursa yani…
Özgüven + Baski = Pozitif Güc
Ancak parametrelerden biri korku olursa (bunun anlamini gecen seneki Skibbe’de cok net kavradik), yani…
Korku + Baski = ?
Fener’in bu sene yasayacaklari konusunda bulundugum kehanet puzzle’inin parcalari gün gectikce netlesiyor.
Teknik direktör psikolojisinin; bu konumda olanlarin güvensizlik, panik, sabirsizlik, endise gibi duygusal devinimlerle bogusmalarinda girdikleri girdaplarin olaylari nereye tasidigini bu sene cok net izleyecegiz.
Kehanetimin halen ve giderek de kuvvetlenen ipuclariyla arkasindayim.
Fenerbahçe
1 Avrupa Ligi’nde gruplara kalamayacak.
2 Ligde kaosa sürüklenecek (10. haftaya kadar kütüklerin sömineye dizilecegini ve 10. haftada cakmagi bizim cakacagimizi tahmin ediyorum.)
Not: getirdikleri iki yeni oyuncu…
Dos Santos:
1. ligde toplam 36 mac !
Gecen sene 5 mac!
Cristian
1. ligde toplam 60 mac
Gecen sene 9 mac!
Bu istatistigi 18-20 yasindaki bir futbolcu icin olumlu görebilirdim
ama 26 yasina gelmis ve son 3 senede 6’sar takim degistirmis (yani bonservissiz oradan oraya savrulmus) iki oyuncu icin fiyasko olarak degerlendiriyorum.
Sevgilerle.
(Selam. Senin kehanetlerinin çıkmasını ben de çok istiyorum inan;-)) Her ne kadar Daum’u senden çok daha fazla saygın ve fonksiyonel bulsam da.
Ancak Fenerbahçe’nin transfer ettiği futbolcuların istatistikleri beni çok şaşırttı emin ol. Bunlar doğru mu gerçekten. Yani Fenerbahçe geçen sezon kendi liginde toplam 14 maç yapmış iki oyuncu mu aldı. Yoksa, Brezilya’da ligler yeni başladığı için mi bu rakamlar? Sevgilerimle. Melih)
melih abi selamlar,
yazılarınızı zevkle takip ediyoruz, bugün medyada gencler ve gidecekler konusunda bazı haberler yer aldı, emre colak’ın paf’a gönderilmesi doğruymuş sizden duyduk ama ben, esas şoke eden alpaslan’ın gönderilme haberi, eğer gönderilirse maalesef ilk güvensizlik notumu vereceğim teknik kadroya, çünkü bu büyük hata olur. (sol bek-sol orta saha-orta göbek hepsinde oynayabilen bir oyuncudur alpaslan da.)
cevabınızı bekliyor, güzel yazılarınız için de teşekkürlerimi sunuyorum…
(Selam Uğur. Nezaketin için çok teşekkür ederim. Alpaslan Erdem konusundaki haberleri henüz doğrultamadım. O yüzden bir şey diyemeyeceğim. Belli olunca konuşuruz üstünde, ama yine de enseyi karartmamak lazım. Sevgiler. Melih)
Uyari icin tesekkürler Melih Agabey,
Haklisin bu rakamlar ligler yeni basladigi icin olsa gerek.
Ancak söyle bir sey var; bu iki oyuncu 2006′dan yani 23 yaslarindan beri sürekli biryerlere kiralanmislar. Kimi zaman 2. lig takimlarina, kimi zaman 1. lig takimlarina ve 3 senede toplam 5-6 kulüp gezmisler. bonservis bedeli olarak da kariyerleri boyunca toplamda birisi icin 350.000, digeri icin 400.000 euro ödenmis.
Çiktiklari mac sayilari da istikrarsiz.
Mesela Cristian 2 sene önceki sezon 33 maca cikarken gecen sene 18 maca cikmis (belki sakatlik sözkonusuydu.)
Dos Santos ise 2006′da 6 mac, 2007′de 30 mac, 2008′de 1.ligde 8, 2. ligde 9 mac yapmis.
Yani cok istikrarsiz bir grafik.
23-26 yas arasinda gezilen 5-6 kulüp.
Her ikisi icin 2. lig de bu dönemde sözkonusu (hani genc yasta, 18-20lerde olsa anlarim).
Bir sezon 30 mac, ertesi sene 17-18.
Medyadaki yankisiyla gercek performanslar arasinda her halukarda ucurum var.
Sevgilerle.
(Selam Ömer Üründül çıplak gözle seyretmiş Dos Santos’u. Kanat oyuncusu değil, sol bek olduğunu söylüyor. Alex önermiş. Bu durumda mazbut bir hayatları olduğunu düşünebiliriz. Sevgiler. Melih)
Melih agbi merhaba,
Memlekete tekrar hoscakal dedim,
Amsterdam’dan yaziyorum bu sefer Gayin-Sin’e.
)
Basimdan Izmir’de hafta sonu gecen bir olayi anlatmak istiyorum.
Malum Turkiye’ye gelmisken berbere gitmeyip futbol sohbeti yapmadan olmaz. Tabii ki ne kadar komik olsa da ben burada yasadigim yillarda berberlerde futbolun nabzi tutulurdu
Spor-Toto tahminlerini cocukken bana soran bir berber agbimiz vardi Izmir’de. Simdi oglu calistiriyor.
Ivic’in geldigi sene Adana Demirspor’u 9-2 yendigimiz yil, her hafta maclari Goztepe’de Cemil agbinin orada radyodan dinlerdim.
Yillar sonra Hollanda’da Ahmet Keloglu’nu gorup “sizi radyoda cok dinledim…”seklinde baslayan muhabbetim bile oldu kendisiyle.
Neyse Melih agbi, berber direkt “Rijkard’dan bir sey olmaz” dedi..
Ben de adam zaten, dunyanin en iyi futbolcularindan olmus, en rutbeli teknik adamlarindan olmus, olamayacagi sey ne olabilir dedim.. Sustu.
Sonra “aslinda Skibbe de iyiydi yav” gibi laflar etti, ama gecen aylarda geldigimde cok fena verip veristiriyordu..
Burdan sadece Turk taraftar profilinin cogunlugunun ne kadar medya eksenli oldugunu gorebiliyoruz. Insanlar kendi fikirlerini olusturamiyor.
Eger Kral TV izliyorsan kendi muzik zevkin degil baskalarinin sana dayattigi bir muzik secimin var demektir.
Bu politikada, sporda da boyle.
Her seyin gibi, gibisinin yapildigi bir ulkede isin gercegini yapan birisi gelince insanlar afalliyor.
Benim bu ulkeden ayrilma sebeplerimdende birisi bu tutumumuz. Her seyi biliyor gibi yapmamiz. Berber de biliyor gibi yapiyor, en entellektuelimiz de cok biliyorum diyor.
Neeskens gelmis, Puyol gelmis.. Hic onemli degil.
Ridvan Dilmen’i o berbere davet ediyorum, rahat rahat takilirlar.
Melih agbi iyi ki varsiniz. Yorumlara verdiginiz cevaplar muthis aydinlatici. Sizden ogrenecegimiz daha neler olacak kimbilir. Burayi berber muhabbetiyle doldurdugum icin de ozur dilerim.
Sevgiyle kalin.
Ahmet.
(Ahmet selam. Benim çocukluğumda da berberler bu meselede en önemli mekânlardı. Maçın fotoromanını yapan bir dergi olurdu eskiden. Maçtan fotoğraflara konuşma balonu yapıştırır içini de doldururlardı. Böylece maçta futbolcuları birbirleriyle konuşturmuş olurlardı. Bu dergiyi sadece berberde okuyabilirdim.
Bakmakla görmek arasında fark var. Biz maalesef bakmayı bilmeyen bir toplumuz. Bu durumda gördüğümüz şey de bize ne gösterilmek isteniyorsa o oluyor.
Sistem oturdukça, o berberin çöp kutusu kesilmiş saçlarla doldukça, çok su kaldırır bu konu. Şundan eminim. Futbola futbol olarak bakanlar zamanla artacak bu ülkede de. Sevgilerimle. Melih)
tunguska demiş ki:
Temmuz 21st, 2009 at 23:23
“melih abi selamlar,
yazılarınızı zevkle takip ediyoruz, bugün medyada gencler ve gidecekler konusunda bazı haberler yer aldı, emre colak’ın paf’a gönderilmesi doğruymuş sizden duyduk ama ben, esas şoke eden alpaslan’ın gönderilme haberi, eğer gönderilirse maalesef ilk güvensizlik notumu vereceğim teknik kadroya, çünkü bu büyük hata olur. (sol bek-sol orta saha-orta göbek hepsinde oynayabilen bir oyuncudur alpaslan da.)
cevabınızı bekliyor, güzel yazılarınız için de teşekkürlerimi sunuyorum…”
Uğur Bey, bir futbolcu davranışlarını kontrol edebilecek seviyede değilse, oyun performansının ehemmiyeti olamaz. Alpaslan oynadığı maçta Galatasaraylı bir sporcuya yakışmayacak davranışlarda bulunmuştur. Kritize edilmesi gereken bence budur.
Bugünkü Serdar Eyilik ve Emre Colak 2005-2006 sezonunda görülmüstü. Manisa’ya giderken bugünkü Emre Colak gibi 18 yasindaydi Arda.
Aydin kadroda kalmisti Arda Manisa’ya yollanirken. Tipki Serdar’in kadroya alinip Emre Colak’in seneye saklanmasi gibi.
Arda Manisaspor’dan döndügünde 19 yasindaydi. Manisa’ya gitmeyip bizde kalsa belki 20’ser dakika forma giyecek ama kendini yeterince gelistirmeyecekti. Belki Aydin gibi parlamayan bir yildiz kalacakti.. Kim bilir..
Simdi ben Emre icin Rijkaard’in (Arda’nin Manisa’daki gelisimine benzer) bir gelistirme cabasinda oldugunu görüyorum.. Evet kumas iyi, ama belki bu kadar “poh poh”lanmis bir Emre ters etkiye maruz kalacakti. Yazik olacakti. Emre’yi kiralanmis varsaymaliyiz. Ve herkesin söz verdigi gibi sabretmeliyiz.. Sabrin sonu selamet.. Emre’de sabredersek Arda’dan kaptanligi alacak bir gence kavusacagiz.. Rijkaard samani sakliyor, zamanini bekliyor..
Dipnot: Umarim Serdar´in sonu Aydin gibi olmaz.
Dipnot2: Umarim Alparslan’a yazik edilmez.
(Mesut selam. Ben de umuyorum. Sevgiler. Melih)
Rijkaard, Emre Çolak için yaptığı açıklamada “Emre ilerleyen zamanlarda aramıza tekrar katılabilir” dedi. Ben bunu “Emre güçlenme çalışmaları yapıyor, şu an fizik gücü A takımda oynamak için yeterli değil, biraz daha güçlenirse onu sezon içinde kadroda kullanırım” diye tercüme ediyorum.
Ben Fenerbahçe’nin dengeli ama derin olmayan bir kadro kurduğunu düşünüyorum. Ama çok büyük bir dezavantajları var: Kadroları yabancılara dayalı. 6+2′de çok zorlanacaklar. Lugano’nun tekrar Fenerbahçe’yle anlaşacağını düşünüyorum. Bilica konusunda net bir fikre sahip olamadım henüz. Yeni gelen Brezilyalılar konusunda da. Ama iyi oyuncular olduğunu varsayıyorum.
Soldaki oyuncularının gollerini gördüm, topa iyi vuruyor, dar alanda da başarılı. Ancak devamlılık, defansif güç, takımiçi uyum gibi yönlerini bilmiyoruz. Dün Gol programında Ercan Taner her yıl 390 Brezilyalı oyuncunun ülkesine avdet ettiğini söylüyor. Türkiye Ligi Brezilya Ligi’ne oranla çok daha sert. Bu iki oyuncu da soru işareti. Ancak onları iyi oyuncu varsayıp öyle bakmamız gerek planlarımıza.
Fenerbahçe’nin önüne en çok çıkacak problem 6+2 sorunu olur sanırım. Bir de herhangi bir ciddi sakatlıkta çok zorlanırlar. Çünkü kadro derinlikleri yok. Lugano sık sık takımını yalnız bırakan bir oyuncu. Onun yokluğunda Bekir ne yapabilir? Ancak Lugano’nun en büyük katkısı heyecanı olacaktır sanırım. Bu onun en büyük dezavantajı da aynı zamanda. Aynı şekilde geçen yıl Volkan’ın arkasında iyi bir kalecinin olmaması sorununu da çok yaşadılar. O da Bilica da, Mehmet Topuz da takımını yalnız bırakabilecek oyuncular. İyi yedekleri olmalı Fenerbahçe’nin. Galatasaray’ın genç oyuncularını, “yedeklerini” beğenmeyen Rıdvan Dilmen Fener’e alkış tutuyor. Rotasyondan hiç söz etmiyor. İlginç.
Ve Milliyet’in haberine göre Lincoln’ün sözleşmesi feshedildi. O adamı geldiğinden beri hiç sevmiyorum. Oyun tarzını da, karakterini de, duruşunu da. Schalke’deyken de sevmezdim. Çok sevindim okuyunca, umarım doğdudur, yahut tez vakitte böyle bir sonuç alırız.
Sevgiler, esenlikler dilerim.
Ve bir de şu var: Fenerbahçe’nin iki yeni oyuncusunun toplam 14 maç yapmış olmaları sanırım Brezilya’da henüz 12 haftanın geride kalmasından. Yine de rakamlar daha yüksek olabilirdi. Ama ben bu iki oyuncu için fikir sahibi olmak konusunda aceleci davranmama yanlısıyım. Topal da ikinci ligden geldi. Servet 500 bin Euro’ya geldi. Sonuç ortada.
Bence belirleyici olan bu iki oyuncunun Türkiye’ye uyum sağlayıp sağlayamayacağı. Fenerbahçe’nin tempoyu arttırma sıkıntısı çekeceğini düşünüyorum genel olarak. Bir de az önce dediğim gibi, kadro derinliği. Bu iki oyuncunun tempolu olacağını sanmıyorum, çünkü Brezilya’da futbol bizden de yavaş ve çok daha yumuşak oynanıyor. 26 yaşında bu uyumu sağlamak ne derece kolay olur, açıkçası kuşkuluyum. Deivid’in uyum süreci 1 yılı bulmuştu. Bu oyuncuların kondisyon açısından da hazır olarak gelmeleri bir avantaj tabii. Bence bu iki oyuncu da küçümsenmemeli. Karar vermek için beklemeli.
(Koray selam. Katılıyorum bu yorumuna. Karar vermeden önce beklemek gerek. Sevgiler. Melih)
Sevgili Melih,
Rijkaard’ın tercümanının İspanyolcasını öven bir kaç satır yazmıştım. Ancak o günden beri Rijkaard ile İngilizce anlaştıklarını görüyorum. Ve İngilizcesinin İspanyolcası kadar iyi olmadığını söylemek zorundayım. Veya belki de İspanyolcayı da böyle gelişi güzel çeviriyordu. Bana, rahatlığı, akıcılığı, uzun cümleleri aklında tutup bir seferde aktarabilmesi bir fikir vermişti, yoksa İspanyolcam yok. Bu kadar yanlış çevirsem, ben de çevrirdim herhalde o denli akıcı:)
Bugün, bütün basın organlarında, tercüman yüzünden yanlış aksettirilmiş fahiş hatalar var.
EkşiSözlükten alıntılıyorum;
***
“if we are interested… we make transfer bla bla”
çeviri: “eğer futbolcu ilginçse transfer ederiz, ilginç değilse etmeyiz vs.”
ilginç futbolcu nedir arkadaşım !?? “ilgi duymak, ilgilenmek” nedir bilmezsen azcık ayıp olmaz mı?!
bir diğeri ise:
“we have to sacrifice… to win bla bla”
çeviri: “acı çekmemiz gerek”
güzel kardeşim, “fedakarlık”la “acı çekmek” arasında ciddi bir fark var. daha da vahimi, bu ifadenin birçok spor sitesinde an itibariyle manşet olması.
***
Kısaca durum çok ciddi ve vahim…
(Farkındayım Emrah. Sanırım aslında İngilizcesi’nden daha çok Türkçesi kötü. “Interested”ı ilgilendiğimiz yerine “ilginç” olarak çevirmek biraz tuhaf. Halbuki ilginç bulduğumuz diye çevirse çok da yanlış olmayacaktı.
To sacriface fiilini de yanlış çevirmiş. “Acı çekmemiz” yerine “fedakârlık yapmamız” diye çevirmesi lazımdı. Sevgiler. Melih)
Melih Abi merhaba,
Transfer söylentileri yine arttı. Gerçekleşmesi yakın mıdır? Yarın açıklanacağına dair söylentiler var.
(Selam Turgay. Söylentiler niçin artıyor? Fenerbahçe iki transfer yaptı diye mi? Uygun zaman ve şartta yapar Galatasaray transferini. Bunu öğrendik sanırım artık. Sevgiler. Melih)
İyi akşamlar Melih abi.
Şu ana kadar okuduğum en iyi Tobol macı Galatasaray analizi.. Kesinlikle harika.. Biraz sabır gerekiyor başarı için.. Ben futbolcularımıza da teknik ekibimize de kısacası bütün Galatasaray camiasına güveniyorum, inanıyorum.. Kısa vadede başarı gelmeyebilir fakat uzun vadede cok onem kazanacak işler yapıyor sayın Rijkaard. Gençlerimizin önünü açıyor, onlara bir abi belki de baba şevkatiyle yaklaşıp onları takıma kazandırıyor.. Bu her teknik direktörün yapabileceği bir şey değil..
Bu takımın eninde sonunda başarıyı yakalayacağını düşünüyorum.. Biraz zaman alabilir ama başarılı olacakları kesin..
Bu arada Melih abi bazı bloglarda transfer görüşmelerinin yapıldıgı 2 oyuncuyla anlasılmak üzere olduğu yazılıyor.. Bu konu hakkında bir bilgin var mı? Çok faal olmasam da bu forumda yorumlardan okuduğum kadarıyla transfer muhabbetlerinden pek hoşlanmıyorsun ama merak ettiğim için sordum..
Saygılarımla..
Kürşat Can Ata
(Selamlar Kürşat. Yorumun için teşekkürler. Bildiğin gibi transfer zor bir süreç. Olgunlaştırmak ve çok çalışmak gerekiyor. Sanırım yeni transferler olgunlaşmak üzere. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi öncelikle merhaba.
Belki kızabilirsin ama transfer çalışmaları devam ediyor mu? Biraz olsun bilgilendirebilirsen seviniriz!
Hoşçakal!
(Selam Devran. Sanırım devam ediyor çalışmalar. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi Keita ile ilgili sorun tam olarak nedir saygılar.
(Selam Erhan Usta. Keita transferiyle ilgili sorun galiba, teminat mektubunun gönderilememiş olması. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Yazılarınızı zaten 10-15 defa tekrar tekrar okuyorum da yapılan yorumları ve onlara yapılan cevabi yorumları defalarca okumak neyin nesi, anlayamadım. Ne kadar güzel şeyler çıkıyor, yorum yapan arkadaşlarımı ve sizi tebrik etmek istiyorum.
Konulara gelelim:
- Rakibimizin son yaptığı transerleri kötüleyerek bir yerlere varamayız, bekleyip göreceğiz. Ben de pek ümitli değilim ama bakarsınız maya tutar, içeride onların yedeği olacak bundan önce as oyuncu statüsündeki oyuncular hır çıkarmaz o zaman bir şeyler olabilir.
-Daum’un çalışabileceği oyuncular böyle isimsiz oyuncular zaten. Yıldızlardan nefret ettiğini biliyoruz. Dikkat edin yıldızları yok. Carlos’u da by-pass etmiş olmadı mı son transferlerle?
- Hocamız bugün basın toplantısında çeşitli açıklamalarda bulundu. Benim en çok dikkatimi çeken Tobol maçına ilişkin söyledikleriydi. FR Tobol diye bir takımın varlığını kabul ediyor ve imaen de olsa Ali Sami Yen’de onların da şansı olduğunu belirtiyor. Bu ciddiyetle Tobol’u rahat geçeceğimizi düşünüyorum. (Futbolcular benim kadar rahat olmasınlar ama:))
- Bir sorum var size: Hatırlayamadığım için soruyorum… Uğur sakatlanmadan önce sağ bek mevkiinde Sabri-Uğur değişmeli mi oynuyordu, Sabri sağ açık mı oynuyordu?
Saygılar…
(Selam İdris. Evet yorumlardaki konular çok verimli oluyor. Çok üstadâne yazan arkadaşlarımız var. Önemli konuları gündeme getiren arkadaşlarımız var. Önemli şeyleri soran arkadaşlarımız var. Velhasıl yorum bazında da önemli bir külliyat çıkıyor ortaya. Soruna gelince. Kalli 4-3-1-2 oynatıyordu takımı genellikle. Bu durumda Barış Özbek’le Sabri Sarıoğlu sağda Uğur Uçar’ın önünde rotasyona giriyorlardı sıklıkla. Tabi Serkan Çalık da vardı o kanatta, forveti çiftlerken kullanmak dışında.
Bu Daum meselesi enteresan. Geçen gün Levent Tüzemen Sabah’ta önemli bir yazı yazdı, 4-3-3 sistemi yüzünden takıma giremeyecek birçok oyuncudan bahsederek. Doğrudur, yanlıştır ama yazdı işte bir Galatasaraylı olarak. Düşüncesini hür biçimde açıkladı. Bu yazıdan sonra tartışmalar yapıldı. Burada bir sorun yok. Galatasaray kendi demokrasi teamülü çerçevesinde bir şeyleri tartışıyor ve tartışacak.
Uzatmayayım. Bildiğin gibi Alex’in gelmesinden sonra Türkiye’de ilk kez 4-2-3-1′i Daum oynattı. Şimdi de yine aynı sistemle devam ediyor. Fenerbahçe’nin sağ kanadına bakıyorum. Mehmet Topuz, Özer Hurmacı, Deivid, Kazım Kazım. Hadi Özer Hurmacı Alex’in rotasyonuna girebilecek birisi. Ama kimse bunu mesele etmiyor, yani bu sistemde birçok oyuncu göz göre heba olacak diyen yok.
Aslında Galatasaray’ı bundan (da) seviyorum. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih Abi.
“Interested” ile “interesting”i karıştırtıran bir tercüman hakkında pek olumlu düşünemiyorum.
Yönetime ulaşmadı mı bu konu acaba? Veya Yako Bey bir uyarıda bulunmadı mı yönetim adına tercümana?
Galatasaray gibi bir kulüpte olmaması gereken şeyler bunlar.
Keita’nın sertifika sorunu da cabası.
(Selam Samet. Keita’nın meselesi banka teminatı. Finansal meseler çerçevesinde düzelir. Mesele değil. Tercümana gelince. Aslında bu iş de futbolculuk, çalıştırıcılık, ya da diğer meslekler gibi. Hata yaparak olgunlaşılıyor.
Bildiğim kadarıyla Yako İgual, tercümandan oldukça memnun. 25 yaşında pırıl pırıl bir genç olduğunu söylüyor ve dört lisanı iyi bildiğinden bahsediyor. Sanırım öfkelenmeden ve tolerans göstererek bakmak lazım meseleye.
Bu arada tercümana gerekli uyarılar da yapılıyormuş. Yani konu biliniyor ancak tercüman değiştirilmesi gündemde değil. Sevgilerimle. Melih)
iyi akşamlar melih abi, takımdan kimler gitti en azından doğrulattığın kadarıyla paylaşır mısın? ben şu ana kadar emre çolak’ın paf’a gönderildiğini ve eylik’in kaldığını biliyorum, bir de basında yazdığı gibi a. erdem gidecekse hakan balta’nın yine bir yedeği olmayacak.
(Canerciğim. Bu biraz karışık mesele. Gönderilecek isimler takasta kullanılacağı için gizli ve hassa yürütülüyor bu operasyon. Şu an için bildiğimiz PAF ayağı. Diğer taraf kesin belli değil. Sevgilerimle. Melih)
(Bu kez başa yorum yapıyorum önce. Çünkü uzun diye okunulmamasından korktuğum harika bir yazı var aşağıda. Lütfen okuyun. Melih)
Selamlar Melih Ağabey,
Sitenizi bir kaç aydır beğenerek takip ediyorum ve sözün burasında bilgiden çok bilgi kirliliğinin hüküm sürdüğü Türkçe internet ortamına adeta bir ışık huzmesi gibi girerek bazı şeylerin aslında çok farklı yapılabileceğini ortaya koyduğunuz için teşekkür ederek söze başlamak istiyorum. Uzun zamandır bir şeyler yazmak istiyordum ama her seferinde çeşitli sebeplerden ötürü erteledim. Bunlardan en önemlisi de oldukça fakir olan futbol bilgim ile görüntü kirliliği yaratmaktan çekinmemdi. O yüzden simdi yazacaklarım biraz uzun olabilir.
Dürüst olmam gerekirse ben ortalama altı bir futbol “tüketicisiyim”. Türkiye’de yaşadığım 17 yıl boyunca Galatasaray’ın Türkiye’deki spor anlayışını kökünden değiştirdiği 1999–2000 sezonuna kadar futbolla hiç ilgilenmedim. Bu futbolu ilgi çekici olmayan bir spor olmayan bir spor olarak görmemden çok, o güne dek tecrübe ettiğim Türkiye’deki futbolsever profilinin bende sürekli olarak şiddete meyyal, cahil ve lümpen bir intiba yaratmasının yani sıra, uğrunda bu kadar kıyamet kopartılan bir sporun verip verebileceği tek şeyin Türkiye 1. Ligi denen (şimdilerde Süper Lig olmuş) standartları belli bir kompetisyonda tabir yerindeyse (burada biraz sert bir dil kullanacağım) kendi çöplüğünde eşinip, bu çöplüğün kralı olmaktan öteye bir vizyon taşımamasıydı. Bu aslında küçük, günübirlik hedefleri bir düstur haline getirmiş olan, dünyaya kapalı Türkiye’nin bir tekrarıydı ve dolayısıyla çok sıkıcıydı.
Tüm bunlara rağmen o güne dek hayatımda bir maçın 90 dakikasına katlanabilmeyi beceremediğim halde Galatasaraylı olduğumu iç rahatlığıyla söyleyebilirdim. Çünkü Galatasaray bir takımdan ya da kulüpten fazlasıydı benim için. Galatasaray bir kültürdü, ömrünü dolduran Doğu Roma’dan miras aldığı antik imparatorluk kavramını 20. yüzyıla kadar taşımış Akdeniz-Türk uygarlığının bugüne dek süregelmiş köklü bir kurumuydu.
Doğu Roma sancağına ve hanedanlık armasına rengini veren, bahar aylarında 7 kat erguvana kesen 7 tepenin şehri İstanbul’un ta kendisi olmak ve bu bin yıllık İstanbul rengini bu sezonda gördüğümüz üzere formasına aktararak neyin mirasçısı olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini dünyaya zarafetle ilan edebilmek, geleneğe ve kimliğe arkasını dönmeden, dünyaya açılabilmek, çeşitlilikten korkmamak demekti. Galatasaray tüketim yerine eğitim demekti.
2000 yılında uzun seneler süren uğraşların, uzun vadeli hedefe yönelik çalışmaların ve en öz bicimde “vizyon” sahibi olmanın meyveleri toplandığı eğitim ve is hayati gibi sebeplerle 9 yıl boyunca tekrar ayak basamamak üzere doğduğum toprakları terk edip İsviçre’ye yerleştim. Bu tarihten sonra en fazla Galatasaray’ın Türkiye futboluna kattığı öforiyle oynayan Milli Takim’in başarılarını takip edebildim. Bir süre sonra Türkiye A Milli Futbol takiminin oynadığı futbolun da kendini tekrar eden bir hale dönüşmesiyle bu ilgim de giderek söndü. Ta ki Euro 2008’de sahadaki tüm kaosa rağmen inanç ve bireysel yetenekleriyle yarı finale kadar çıkan milli oyuncuları izleyene dek. O andan itibaren Türkiye’de tekrar bir şeylerin kıpırdanmaya başladığını ve bazı şeyleri kökünden değiştirebilecek bir oyuncu kuşağının yetişmiş olduğunu fark ettim. Ama anladığım kadarıyla çok ciddi bir eksik hala olduğu yerde duruyordu. Bu yetenekli kuşağı yoğurup gerçek potansiyelini ortaya çıkaracak, denemekten korkmayan iyi bir pedagogun, iyi bir teknik adamın varlığı…
Bu satırdan itibaren mesleki anlamda uzmanı olduğum iki alanı baz alarak ve bunlarla analojiler kurarak düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. Dediğim gibi, futboldan pek anladığımı iddia edemem. Uzmanı olduğum iki alan ise uzun yıllar mesleki olarak icra ettiğim klasik bale ve şimdiki mesleğim olan psikoloji.
Çok istememe rağmen 2008 Süper Lig sezonunu buradan takip edemedim. Sanırım 1 aydır burada da LigTV yayınları başladı ve bir paket almayı düşünüyorum, buna rağmen gecen senenin maçlarını bölük pörçük de olsa çeşitli kaynaklardan izleyip anlamaya çalıştım.
Galatasaray’ın gecen yıl oynadığı futbol mantalite açısından bende oyuncuların çelişkiler yaşadığı izlenimi yaratıyordu. Ortada uygulanan yeni bir sistem vardı ama sistemi uygulatacak kişi, bu denli devrimsel bir görevi Galatasaray kalibresindeki bir takıma kolayca kabul ettirebilecek otorite ve karizmaya sahip değildi. Bülent Korkmaz döneminde ise öne çıkan problemlerin daha çok taktik ve motivasyonel olduğunu düşünüyorum.
Burada motivasyondan bahsetmişken uzun zamandır kendime sorduğum bir soru da Galatasaray’daki teknik kadronun bugüne dek bir spor psikologu içerip içermediği. Sanırım su anki teknik kadrodaki hocalarımızdan biri ayni zamanda spor psikolojisi dalında uzman. Bunun değerinin Türkiye’de ne kadar anlaşıldığını bilemeyeceğim ama sahadaki oyuncu davranışlarına bakan bir psikolog olarak söyleyebileceğim, bugün ben dahil herkese sac bas yolduran bir Sabri Sarıoğlu’nun problemlerinin teknik yetersizlikten veya bazılarının iddia ettiği gibi “aptallık” gibi nedenlerden ziyade gerekli mantal dinginliğe sahip olmamaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Aslında Arda gibi soğukkanlılığını koruyabilen bir kaç oyuncu dışında Türkiye’de yetişmiş Türk oyuncularımızın çok büyük çoğunluğunun kanımca zayıf yönü teknik ya da fizik yetersizlik değil (fiziksel güç olarak kat etmeleri gereken bazı mesafeler olsa da) özgüven eksikliği ve İngilizce terminolojide “composure” diye ifade ettiğimiz ve konsantrasyon, optik algı / vücut koordinasyonu gibi hayati önemdeki fonksiyonların optimal çalışmasına temel oluşturan “dinginlik” özelliği.
Özgüven eksikliğinin önemli ölçüde bireyselliği yok etmeye meyilli ve keskin hiyerarşik toplum yapımızla bağlantılı olduğunu düşünsem de en azından “dinginlik” probleminin doğru bir psikolojik destekle çözümleneceğini ve bu şekilde pek çok oyuncumuzdan bugüne dek görmeyi hayal edemediğimiz performansı alabileceğimizi garanti edebilirim. Bunun çok güzel bir örneğini 4-2 yendiğimiz halde elendiğimiz İsviçre-Türkiye maçında görmüştük. Teknik olarak adeta karşımızda ezilen İsviçreli gepegenç oyuncuların ceza sahamıza sakin ve planlı paslarla gelişleri ve ayni sakinlikle çektikleri isabetli sutlara karşılık, “overmotivation” dediğimiz aşırı beklentilerin yüküyle gerilim içinde çıktıkları sahada yılların tecrübeli savunma oyuncusu Alpay’ın daha maçın başında istemsizce yaptığı bir hareketle ceza sahasında elle müdahale sonucu İsviçre’ye kazandırdığı penaltı atisini hatırlayalım.
Örneğin Sabri’nin kullandığı ortalar ve uzun paslarda da ayni kontrolsüzlüğü, beklentileri „bu sefer“ karşılama isteğiyle yapılan hareketlerde vücudun bir anda kasılıp istemsiz tepkiler vererek her şeyi berbat etmesini görüyorum. Dahası yıllar önce henüz 22 yaşında bir genç balet olarak uçaktan indiğim sırada karşıma çıkan direktörümün, 1. solist sakatlandı simdi çıkıp 20 dakika emprovizasyon yapacaksın dediği günü, o zamana dek onlarca defa çıktığım sahnenin birden devleşip beni yuttuğu, gayet alışık olduğum spot ışıklarının gözümü kör ettiği ve emprovizasyonun sonlarında gerilimden ötürü baldırlarıma giren korkunç krampla sahneye yığıldığım akşamı tekrar yaşıyorum. Ve ülkemin insaninin empatiden ne kadar uzak ve bilmediği şeyler hakkında ahkam kesmeyi ne kadar sevdiğini görüp bunalıyorum.
Bugün tüm bu sorunları asabilecek ve takımdaki otorite boşluğunu ortadan kaldırabilecek bir teknik ekip ve bu ekibin başında Türkiye’nin hayal bile edemeyeceği kalitede bir direktör var. Galatasaray kaosla gecen yılların ardından köklü geleneklerinden birinin de vizyon sahibi olmak ve bu ülkeye vizyon getirmek, dışarıya açılabilmek olduğunu hatırlayıp gereken adimi attı. Ve tabii bu da beklediğim tepkiyi doğurdu.
Kim bilir hangi tavizlerle tabiri yerindeyse kıtipiyoz Türk basınında kıtipiyoz bir köse edinebilmiş, ne uzar ne kısalır vasıflı insanlar sanki kahvehaneden arkadaşlarıymış gibi Rijkaard’a sataşmaya başladılar. Rijkaard’in, Neeskens’in kim olduğunu aşağı yukarı bilen herkes için yazdıkları içerikle ancak soytarı muamelesi görebilecek bu kişilerin dünyada ne olup bittiğini pek de bilmeyen ama asil etkiyi yaratan büyük kitleler üzerindeki gücü de malum. Şu anda en çok korktuğum şey Rijkaard gibi bir insana ve ekibine minik iktidar savaşları için Galatasaray’da ayıp edilmesi ve saygısız bir muamele görmesi. Bunun olacağına çok da ihtimal vermemekle birlikte böyle bir şeyin olması durumunda bu kulübün o andan itibaren ağzıyla kuş tutsa bana yaranamayacak olduğunu çok iyi biliyorum. Bu ayni zamanda Türk futboluyla ilgili kafamda olan tüm bağları sonsuza dek kopardığım an olacaktır.
Bugün vasıfsız Türk spor yazarlarının Rijkaard hakkındaki atıp tutmalarını, basit, zavallı günübirlik mantıklarını ve sistem anlayışından ne kadar uzak olduklarını gördükçe aklıma 2. Dünya Savaşındaki Alman panzer birliklerinin yaratıcısı General Heinz Guderian’in Hitler ile ilgili yaptığı bir tespit aklıma geliyor. Guderian Moskova’ya yapılan taarruzun aşırı soğuk nedeniyle duracağını hesap etmiş ve hakli çıktıktan sonra Hitler ile sert bir münakasa yasamıştır. Hitler -40 derecede benzini donan tankların çalışmadığı argümanına taarruzdan önce altlarında ateş yakmak suretiyle bu problemlin giderileceği talimatıyla cevap vermiş, 5 metre derinliğe kadar donan toprağa siper ya da avcı çukuru kazmanın olanaksızlığına karşılık ise obüs atışlarıyla delikler açılıp buraya mevzilenilmesini istemiştir. Guderian ise cephe çizgisinin 20 km gerisinde bulunan Orel mevkiine çekilmek ve burada hazır bulunan kapali beton mevkiiler içinde kışı rahat bir bicimde geçirerek baharda tekrar taarruza başlamanın doğru mantık olacağını savunmakta, yazlık keten üniformalarla açıkta kalan askerlerinin donmakta olduğunu anlatmaktadır. Hitler ise bırakın geçici süreyle 20 km mesafe geri çekilmeyi her metre için çarpışılması gerektiğini söyleyerek toplantıyı bitirir. Guderian anılarında bunun üzerine söyle nakleder:
“Artik aramız tamamen açılmıştı ve bir daha kapanamazdı. Moskova’ya yaptığımız taarruz tamamen durmuştu ve bu duvara yazı yazmaktan farklı bir şey değildi. Artik bu adamla bir şey konuşamayacağımı anlamıştım, çünkü savaşların sadece cephe çizgisinin ilerlemesiyle kazanıldığını sanacak kadar askerlik sanatından anlıyordu.”
Sanırım yukarıdaki anekdot “uçakla 6 saat” gidilen bir yolda as oyuncularını riske atmaktansa gençlere güzel bir maç tecrübesi kazandırmayı ve bu arada içi bos bir gösterişe kaçmadan avantajlı bir skoru garantileyecek kadar iyi bir stratej ve planlamacı olan Rijkaard ile daha onu sezon başlamadan linç etmeye çalışan bir takim zevatın durumunu görmek açısından yararlı olmuştur.
Bu zevatın gazına gelerek ayni linç kampanyasına katılan 6 saatlik uçak mesafesinin neye tekabül ettiği konusunda hiç bir fikri olmayan ve jet-lag dendiğinde büyük ihtimalle ttnet’in internet hızından bahsedildiğini sanacak olan diğer kitleye de anlayış göstermek istiyorum ama tepkilerinin ilkelliği, saygısızlıkları ve lümpenlikleri öfkemi bastırmama mani oluyor.
Bu arada Rijkaard’in geleceğini parlak gördüğü genç oyuncuları Bayer Leverkusen maçından sonra tekrar sahaya sürmemesi de ne kadar iyi bir pedagog olduğunu gösterir. Zira teknik yeterliliğine rağmen örneğin Emre Colak Leverkusen maçında rakip oyuncular tarafından fiziken bayağı bir itilip kakıldı ve topla oynanmasına izin verilmedi. Atak varyasyonlarının bu maçta gittikçe kanatlara kaymasının sebeplerinden biri de aslında buydu. Orta sahamızdaki genç oyuncuların Leverkusen’in A takimi oyuncuları tarafından adeta çiğnenmesi… Başarılı kuşaklar yetiştirmek isteyen hiç bir hocanın bu gençleri daha parlamadan sönecekleri durumlarda sahaya sürmesini beklemem ve desteklemem. Rijkaard da bunu yapmaktan hakli olarak kaçındı.
Çok uzun yazdığımın farkındayım ama son olarak tercümanla ilgili kısa bir not düşmek istiyorum. Tek kelimeyle çok yetersiz ve çok kötü çeviriler yapıyor. Bu durum sadece Rijkaard’in sözlerini “utanç verici” ve “acı çekmemiz gerek” gibi inanılmaz örneklerde gördüğümüz üzere Türkçeye çevirmesiyle sınırlı değil. Türk gazetecilerinin sorularını da İngilizceye tamamen eksik ve keyfi bicimde çeviriyor. Örneğin Rijkaard’a Rüştü Reçber ile ilgili soruyu tamamen eksik çevirmişti, Rijkaard’in cevabını da yorumlar katarak çevirdi. Bugüne dek sadece basın açıklamalarını değil YouTube’da çok kısa bir egzersiz videosunu da izledim. Video’da Rijkaard’in ağzından orta saha sözcüğü çıkmamasına rağmen çevirisinde oyunculara “orta sahada X yapıyoruz” diye aktarıyordu. Bu yetersizlik ve lakaytlığına rağmen nasıl bu pozisyona getirildiğini anlamamak bir yana bu pozisyonda kalmasının yakında çok ciddi problemlere yol açacağını ve Rijkaard ekibini linç etmek için bekleyen bir kısım tetikçiye ciddi kozlar vererek basa bela açacağını düşünüyorum. Bunun da ötesinde teknik direktifleri oyunculara yanlış aktarıyor olduğunu gördüğüm zaman çok sinirlendim. İspanyolca çevirilerinde de İngilizce olduğu gibi yorum katıyor. Bu konuda yönetimin tez elden bir şeyler yapması ve doğru bir kişinin o pozisyona getirilmesi gerektiği kanısındayım. Bu isi layığıyla yapabilecek bir sürü insan varken Galatasaray gibi ciddi ve iddialı bir kulübün böyle bir hata yapmasının da üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Son olarak yazımda ortaya çıkmış olması muhtemel bazı Türkçe karakter hatalarından ötürü de özür diliyorum.
Sevgiler, saygılar
(Selamlar. Öncelikle seni Gayın-Sin’de görmekten mutlu olduğumu söyleyeyim. Ocak ayında ilk kez yola koyulduğumuzda manifesto türü bir yazı koymak istemiştim bloga, burasının bir post değil yazı cenneti olacağını belirten. Sonra bunun örtük olarak zaten ortaya çıkacağını düşünerek vazgeçtim. Bu nedenle yukarıdaki gibi, Türkçesi özenli, futbola mültidisipliner bakan ve önüne gelen bir hadiseyi başka disiplinlerden örneklerle izah ederek ufuk açan bir yazıyı görmekten çok memnunum. Özellikle de Sabri Sarıoğlu meselesinde ezber bozucu bir bakış açısına sahip olduğu için. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)
İyi akşamlar Melih Abi, aylardır kafamı kurcalayan bir soruyu burada sana sormak istiyorum. Piyasadaki; “geleceği görme yetisinden” aciz, yalnızca düne ve bugüne odaklanan skor yazarları (ki pek çoğu ne yazık ki Galatasaraylıdır) nasıl oluyor da gazetelerde iş buluyor? Kimse çıkıp demiyor mu onlara “ne biçim GAZETECİSİN sen” diye?
(Selam Doruk. Gazetecilikte malum en iyi haber “kötü” haberdir. Yani insanların öldüğü, yaralandığı haber. “Bad news, good news” diye adlandırılır bu durum. Bu yüzden sert eleştiri daha makbul sayılır basında, ki halk da sert eleştiri yapanları daha benimser, onlara sahip çıkar. Çark böyledir. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih Agabey,
Tobol rövansinin yorumunu yapacagin yazidan sonra kaleme alacagin ilk yazinin
“Hacitu” basligi altinda cok dekoratif bir yazi olma ihtimali nedir sence?
Sevgilerle.
(:-))) Melih)
Ben Galatasaray’ın şiddetle bir oyun kurucuya ihtiyacı var desem
))
siz de “Selam Sezer. Deco nasıl olur” deseniz keşke
(Selam Sezer. Sanırım bu tip şeyleri ilk önce resmi siteden duyacağız. Sevgilerimle. Melih)
@ feroxius
Ne diyeceğimi bilemiyorum, sadece şoktayım.. Tarif edilemez bir keyif aldım, yorum dendiğinde hakaret sayılabilecek üstteki yazıyı okurken. Muhteşem bilgilerle donattınız çok teşekkürler.
Bir teşekkür de, böylesine bilgi birikimine sahip kişileri, bu bilgilerini herkesle paylaşması konusunda teşvik edecek yazılar yazan ve böylesi bir blog sitesi oluşturan Melih Şabanoğlu’na..
Saygılar
Melih Abi Deco haberinin şaşırtmaca olduğunu mu düşünüyorsun?
Sence yeni transfer(ler)imizin açıklanması kaç günü bulur?
(Selam Samet. Deco şaşırtmaca değildi. Unutmayalım ki dış basın kaynaklı haberler de çıktı. (Bence Galatasaray en fazla üç transfer yapacak, biri yabancı ikisi yerli. Ama zamanlamayı bilmiyorum. Sevgiler. Melih)
Enseyi karartmaya lüzum yok, Tobol’la ilk maça çıkartılan kadrodan tutun da Emre Çolak’ın bir süre daha PAF’ta tutulmasına dek teknik ekibin verdiği tüm kararlar, uzun zamandır Galatasaray’ın teknik anlamda tutarlı, doğru ve bir futbol politikası çerçevesinde verdiği ilk kararlardı, bundan sonraki süreçte de bu vizyon ve prensiplerle, bildikleri yoldan şaşmadan ilerlemeleri tek dileğim.
Umarım yönetim günlük politikalara, ucuz, anlık tribün tepkilerine yenik düşmez ve bu “dream team” teknik ekibin her anlamda destekçisi olurlar.
Galatasaray çok önemli bir eşikte duruyor şu an, elimize yüzümüze bulaştırmadan bu devrimi gerçekleştirmeliyiz. Bunun daha az sancılı olması icin de orta sahaya tek ama doğru bir transfer yetebilir, umarım bu şansı iyi kullanırız.
Sevgiler
Merhaba,
Gerek Melih Agabey’in gerekse diger kullanicilarin yazilarini begenerek okuyorum. Melih Agabey Turkce imla kurallarina verdigin ozeni biliyoruz fakat bazi diger yazarlar gibi sen de yabanci kelimeleri cok kullaniyorsun. Multikulturel, kompetisyon gibi cok rahatca Turkce karsiliklari bulunabilecek kelimelerin tercih edilmemesini rica ediyorum.
Bunun disinda, mac saatini bekledigimiz su saatlerde acaba mac sonrasi bir transfer haberi almamiz olasi olur mu? Biri Deco mu dedi yoksa?
(Selam. Bu konuda daha da özenli davranacağımdan emin olabilirsin. Şimdilik kimsenin bir şey dediği yok. Sevgilerimle. Melih)
Melih Ağabey çok teşekkür ediyorum cesaretlendirici sözlerin için. Gerçi özenli Türkçe diyerek beni biraz mahcup ettin
Çünkü dalgınlıkla baslarda bazı cümleleri bitirmeden yenisine geçmişim, tuhaf olmuş. Ama anlaşılabildiğine çok sevindim. Bundan böyle fırsat buldukça ve elimden geldiğince Gayin-Sin okyanusunda bir damla olmaya çalışacağım.
Dün bu yazıyı kaleme alırken biraz doluydum o yüzden asil konuya, yani Tobol maçına pek değinmemişim. Beni Tobol maçı öncesi ve sonrası en çok rahatsız eden konulardan biri medya ve taraftarda rastlanan küçümseme ve hatta aşağılama eğilimiydi. Bunu iki nedenden ötürü çok rahatsız edici buluyorum.
Birincisi, etik perspektiften baktığımda Tobol küçük ve oldukça iddiasız bir takim gibi görünse de, köy takimi vb. aşağılayıcı ifadeleri kullanan kişilerin nereden gelip nereye gittiğinin farkında olmayan bir kitle olduğunu düşünüyorum. Yani bundan çok değil 10 yıl önce Galatasaray, Türkiye futbolunu Avrupa’ya açarken Avrupa’daki futbol “otoriteleri” de Galatasaray için aşağı yukarı ayni tepkileri veriyor, kimisi turları bile geçemezler derken GS elemelerde ilerledikçe bir sonraki maçta Avrupalı rakibin en az 5 gol atıp bu kendini bilmez ve “şanslı” Türk takımına sonunda haddini bildireceği hayallerini kuruyordu.
Kısacası Tobol niçin günün birinde Kazakistan’ın Galatasaray’ı olmasın? Niçin bu yollardan geçen ve bu tür muamelelerin ne kadar onur kırıcı olduğunu en iyi bilmesi gereken biz Galatasaraylılar onlara en ufak saygıyı göstermekten kaçınıyoruz? 10 yılda gele gele bu noktaya mi geldik?
İkincisi, evet Tobol’un kadrosunda GS’nin o dönemki kadrosunda bulunan oyuncu kadrosunun kalitesine bireysel anlamda yaklaşabilen oyuncu yok. Ama Kostanay’da oynanan maçta gördüğüm kadarıyla durduramadıkları rakibe çaresizce faul yapmaları ya da kurnaz numaralarla yerlerde debelenmelerine karşın (ki bu tür kurnazlıkları bile hafif bir tebessümle hoş gördüğümü söylemeliyim) kollektif disiplini iyi oturtmuş ve bu disiplinden şaşmayan, staminası (dayanma gücü) oldukça yüksek (ki bu kanımca branştan bağımsız olarak eski Sovyet ekolünden yetişmiş tüm sporcuların ortak özelliğidir, hatta bu durum balede de böyledir) ayni zamanda soğukkanlı bicimde paslaşan bir takimdi. Bu takdirde Tobol’ün kötü bir takim olduğunu söylemek sanırım kişinin futbol bilgisinden bağımsız olarak ciddi anlamda önyargılı olduğunu gösterir. Galatasaray 5 gol atmalıydı mantığını çok sakat buluyorum. Tobol gibi futbol sahnesinde kendine bir avuç yer kapmaya çalışan bir takimi 5-0 yenseniz ne olur? GS gibi bir takim olarak bundan ne kazanırsınız? Peki, Tobol ne kaybeder? Bir maçtan öte, belki de dünyanın unutulmuş bir kıyısında kendilerince futbol oynayıp kurdukları hayalleri kaybederler. Bu durum ise Galatasaray taraftarının 10 yılda egosunun ne kadar büyüyüp, hayallerinin ne kadar küçüldüğünü gösterir. Zira Galatasaray’ın içinde bulunduğu durumda başarı kriteri Tobol’ü 5-0 yenmek olmuşsa bu camiada ciddi sorunlar var demektir. Galatasaray ille birilerini 5-0 yenmekle gurur duyacaksa bunlar günümüzde Bayer Leverkusen gibi kendi çizgisindeki takımlar olmalıdır.
Öte yandan dünyadan bihaber spor medyasının kitleleri gazlamak için kullandığı “YAHU KEWELL NEREDE? KEITA NICIN OYNAMIYOR?? TAKIM ALARM VERIYOR. RIJKAARD FUTBOL ÖGREN!!” içerikli abuklamalara dönüp su soruyu soralım. Geçen sezon sakatlıklardan belini doğrultamadığı için tarihinin en rezil lig tecrübelerinden birini yaşamış bir takıma, as oyuncularını temmuzun ortasında forma sokmadığı için çemkirmek (bu sözcüğü kullandığım için üzgünüm) nasıl bir zihniyetin, nasıl bir cehaletin eseridir? Temmuzda 90 dakika maç yapmaya başlayan bir kadro ocak ayında ne hale gelir? Acaba bu yaygaraları kopartanların insan fizyolojisinin çalışma prensipleri hakkında en ufak bir fikri var mıdır? Büyük olasılıkla bugünkü maça da Galatasaray ağırlıklı olarak yedeklerden oluşan bir kadroyla çıkacak ve turu (eğer çok büyük bir sürpriz olmazsa) geçecektir.
Tobol’e karşı sahaya sürülen ilk 11’e bakarak Rijkaard artik takimi öğrenmeli vb. sözler edenlerin ise ya iyi niyetlerini ya da planlamaya dair bilgilerini sorgulamak durumunda kalıyorum. Bir diğer yazar familyası da 4-3-3 bu takımın karakterine uymuyor, 4-4-2’ye geçilsin diyecek kadar ortada döneni okumaktan aciz bir tablo çiziyor. Eğer Galatasaray’ın derdi yeni ufukları keşfetmek değil eski tas eski hamam mantığında devam edip Türkiye hudutları içinde “King of the Garbage Pile” (çöp yığınının kralı) olmak olsaydı zaten Rijkaard’i takimin başına getirmez, dönüp dolaşıp kimilerinin yaptığı gibi kovduğu teknik direktörleri getirip takimin başına koyar, Lucescu mu olsun, Terim mi olsun yavanlığına koyverirdi.
Oysa hedef 3 İstanbul kulübünün çekişmesinde tabiri yerindeyse fındık fıstık olup kaynayan 10 küsur Anadolu kulübünden müteşekkil bir ligde kabadayılık etmek değil uzak denizlere açılacak hazırlığı yapmak olduğundan Rijkaard bugün Florya’dadır. Tabii “X,Y adam değil” ekseninde yaşayan bir spor basınından (ki dün bir spor gazetesinde eğer yanlış anlamadıysam Rijkaard’dan “esmer hayta” diye bahsedecek kadar düzeysiz bir yazar profili gördüğümü ve iğrendiğimi eklemeliyim) ve spor algısı 6alatasaray, Fener5ahce, 8taş derinliğinde seyreden YouTube kuşağı bir taraftar kitlesinden bunu görmesini beklemek çok mantıklı olmasa da, umut fakirin ekmeği misali bunu görebilecekleri bir günün hayalini kuruyoruz.
Galatasaray belki bu dönem bastan sona oldukça tutuk ve bizleri çok da tatmin etmeyen bir futbol ortaya koyacaktır. Böyle bir durumda çok içiniz daralırsa siz de benim gibi yapmayı deneyin ve Andersen’in “çirkin ördek yavrusu” masalını aklınıza getirin. Belki iki hikâye arasındaki benzerlik kimin hangi yolda ve hangi yolun doğru yol olduğuna dair bir ipucu verecektir.
@ Orcun
Güzel sözlerin için asil ben çok teşekkür ederim. Sınırlı futbol bilgime karşın bu tartışmaya bir renk katabildiysem ne mutlu bana. Ama son cümlende de belirttiğin gibi asil teşekkürü hakedenin Melih Ağabey olduğunu düşünüyorum.
Sevgiler, saygılar
Onur Yavuz
(Onur selam. Öncelikle yazını biraz geç okuduğum için özür dilerim. Tobol maçında şunu gördüm ki, Galatasaray seyircisi Rijkaard’ın niçin Türkiye’ye getirildiğini çok iyi anlamış, bunu özümsemiş ve onun liderliğini üstlendiği devrime katılmaya çoktan hazır. Biz internet âlemine bakarak Galatasaray taraftarı hakkında birkaç olumsuz yorum yazmıştık (özellikle de ben) ama gördüm ki gerçek Galatasaray taraftarı internet âleminin ve spor medyasının çok önünde. Hepsi heyecanlılar.
Sanırım bazı şeylerden akıllanmıyoruz. Özellikle de isme göre takımı değerlendirme huyundan. Trömsö’yü geçiyorum, geçen sezon Metalist tüm Türkiye’ye bir takımı değerlendirirken isme bakmamak gerektiğini göstermişti aslında, UEFA Kupası’nda Beşiktaş’ı eleyip Galatasaray’dan daha iyi bir derece yaptığında. (Ben bazı Galatasaraylılar’ın Tobol’ü küçümsemelerinin temel nedenini Galatasaray’ı Barça gibi görmeleri olduğunu düşünüyorum. Senin deyiminle nereden gelip nereye gittiğini bilmeme sendromu. Ya da “maksimalizm” diyelim.)
Çirkin ördek benzetmesi çok doğru. Ama Tobol karşısında son yarım saatteki takım bayağı bayağı kuğuya doğru evrilmeye başlamıştı. Keita ve Topal’ın katılmasıyla ciddi güçlü bir ekip haline gelecek Galatasaray. Bu görüldü Tobol karşısında.
Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)
Melih agbi,
Emin adimlarla geliyoruz!!!
2. mac hakkinda yazacaksiniz degil mi?
Cok ama cok guzel ipuclari verdi bu 2. Tobol maci. Analizinizi bekliyoruz sabirsizlikla.
Sevgilerle,
Ahmet.
(Ahmet selam. Biraz geç de olsa yazdım. Ve yazmak istememe rağmen da uzatmamak için yazmadığım da üç konu vardı. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih,
Muhtemelen bir maç yazısı yazacaksındır ancak haftaya Maccabi Netanya maçı var.
Her sezon başı, takım hakkında görüş belirtmeden önce, ligde 5. haftanın geride kalmasını beklerim. Ne yazık ki bu sene Avrupa fikstürü buna elvermiyor. Bu sebeble, AN İTİBARİYLE takımda gördüğün EKSİKLİKLER nelerdir?
(Emrah selam. Tobol maçında yanımdakilere karşılaşmanın zor geçeceğini baştan söylemiştim. Maç sonunda umduğumdan daha az zorlandığımızı ve umduğumdan çok daha iyi oynadığımızı düşündüm. Bunda elbette takıma Kewell ve Linderoth’un eklemlenmesinin payı vardı. (İyi futbol iyi futbolcularla oynanıyor çünkü.)
Bence şu an için gördüğüm en temel eksiklik, her ne kadar 90 dakikayı çıkarmış da olsa ilk kez, Baros’un güçsüzlüğü. Kewell bir nebze olsun yükünü aldı Baros’un, ama asıl Keita’yı beklememiz gerekiyor galiba yükün daha da azalması için. Tabi Baros’un da güçleneceğini düşünüyorum daha.
Bu arada Linderoth gerçekten çok iyi geri döndü. Onun saha içindeki mücadele gücü ve takımı öne itmesini görünce Tobol karşısında, yeni bir transfer yapmışcasına sevindim içimden. Bir de Mehmet Topal devreye girerse kanatlar hariç önemli bir kadro derinliğine ulaşacak Galatasaray.
Kadro derinliğini artırmak için (kalacaklarsa şayet) Aydın Yılmaz ve Yaser Yıldız’la Serdar Eylik’in çok büyük bir aşama katetmeleri gerekiyor. Bu mümkün olmazsa, Rijkaard bir transfer daha isteyebilir kanada. Ya da ofansif orta sahaya, Arda Turan’ı kanada atabilmek için.
Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selamlar ne olacak bu Galatasarayın hali?:)
Şaka bir yana ben bu maçta takımı fena bulmadım rakip kaleci iyi gününde olmasa daha farklı olurdu ayağa oynamaya çalışıyoruz, şişirme toplar yok, duran toptan goller atıyoruz, tam kadro olduğumuzda ve biraz daha kondisyonumuz arttığında tam süper olacak dediğim gibi takım iyi sayılırdı(Ayhan ve Sabri hariç) maç yazını bekliyorum kolay gelsin.
(Selam Erhan Usta. Sabri Sarıoğlu takımın bence en iyilerinden birisiydi. Sadece bir keresinde gereksiz biçimde şut attı, bir keresinde bir zamanlama hatası yaptı. Maç yazısında yazdığım gibi itfaiyecilik görevini iyi yaptı. Sabri Sarıoğlu meselesini kanımca bir takıntı haline getirmemek gerekir. Ki şu an gerek tribünün, gerek internet âleminin en çok takmış olduğu futbolcu konumunda. Eğer Rijkaard ona güveniyorsa ve forma veriyorsa, biz de güvenmeliyiz. Sevgilerimle. Melih)
medyayı anlamakta güçlük çekiyorum, neymiş takım vasat bir futbol ortaya koymuş.
insaf yahu çocukların hepsi bana göre kazanmak için muazzam bir çaba gösterdiler hiç mücadele etmeyen bir oyuncu var mıydı sahada? maçta birçok pozisyonu kaleci önledi kaldı ki rakip 11 kişiyle savunma yaparken top oynamak kolay bir şey degildir. Melih abi sen ne düşünüyorsun?Bilmiyorum geçen seneki Orkun’la bu yıl ki Orkun arasında çok fark var, kalede duruşuyla güven vermeye başladı bana.
(Selam. Esasında Aykut Erçetin Orkun Usak’tan daha iyi bir kaleci. Ne ki Aykut Erçetin muhtemel bir takasta kullanılacağı için iki maçta da Orkun Usak geçti kaleye. Ama bu Orkun Usak’ın yedek kaleci olamayacağı anlamına gelmiyor. Maçla ilgili görüşlerimi yazıda yazdım. Görüşmek üzere. Sevgiler. Melih)
Sabırsızlıkla beklemekteyim
İkinci Tobol maçının ardından..
Önce rakiple ilgili bir saptama..
Tobol necip Türk basınının ifade ettiği gibi
Türkiye liginde uzak ara küme düşecek bir takım asla değil.
Denemesi mümkün olsa her şekilde ilk onda olacaklarına bahse girerdim. Türkiye liginde az takımın yapabildiği hızlı tek pas yapabilen bir kollektif uyumları var ve dikine hızlı çıkabilen, taktik disiplinden hiç kopmayan dirençli bir takım Tobol.
Tek tük istisnalar dışında GS ne oynadı diye bakmanın ötesine geçmeyen medyayı kendi küçük dünyalarıyla başbaşa bırakmaktan başka yapılabilecek bir şey yok..
Perspektifleri günün skoru, takım dizilişi ve kimlerin oynadığıyla sınırlı olanlarla aynı yolun yolcusu değiliz.
Belki zamanla GS’ın yapmak istedikleri daha gözükür hale geldikçe uzaklığımız azalır.
O güne kadar havamızı kirletmemeleri için uzak durmak en iyisi galiba.
GS’ın oyununun geniş kitlelerce başka bir ufka yelken açmış rotasının neresinde olduğu ve nereye evrilmekte olduğu üzerinden
okunmasını bekleyemeyiz henüz..
Ama herhalde FR’ın herhangi bir sezonluk TD
değişimi olmadığını hissediyorlardır.
Dünkü maç bu hissiyatın üzerine bir kaç tuğla koyabilmiş olması adına önemliydi.
Ne fark vardı sahada?
Defans oyuncuları ileri rastgele top şişirmedi. Orkun’un degaj saplantısı çelişiyor bu durumla ve çözüm bekliyor.
Top nadiren havaya kalktı.
Sabri bir kez hariç sallapati orta yapmadı.
Top rakipteyken hareketsiz top bekleyen kimse olmadı.
Arda uzaktan şutlar denedi.
Duran toptan iki gol atıldı.
Fiziksel hazırlığının belli bir aşamasını geride bırakmamış hiç bir oyuncu maçı kurtaralım diye sahaya sürülmedi.
Göze çarpan bu ve benzeri farklı görüntüler
tesadüf mü sizce..
Yoksa inşa edilmekte olan yeni bir yapının tuğlaları mı?
Kararı zaman verecek..
Yeter ki süreç kendi doğal akışını yaşasın, kendi mecrasında akma imkanı olsun.
Ocağın altı sönmüş diyenlere inanmayın..
Çayımız demleniyor..
Sadece çevremizdeki ses gürültüsüne kulaklarımızı kapatıp içimizdeki sese inanalım..
(Selam. Küçük bir araştırma yaptım. Sanırım sadece söz yazarlığıyla sınırlı değil bu yetenek. Serde şairlik de var. Ama tevazu daha ön planda kuşkusuz. Minik bir not. Bence medya erkenden söküleceğini anladı pençelerinin. Sevgilerimle. Melih)
Melih agabey,
kendi tasarladigim bir Forma vardi. Ilk yazdigim yazima cevabinda Bayern veya Liverpool kirmizisi bir forma olacak demistin. Benim tasarladigim formanin gördügünüz orjinal forma ile ne kadar benzestigini sormak istiyorum.
http://www.oyla4.de/userdaten/26785680/bilder/gs3.jpg
Cevabiniz icin simdiden tesekkürler.
(Mesut selam. Bence çok güzel bir tasarım yapmışsın. Eline sağlık. Ancak logoyu değiştirmen iyi olacak. çünkü TTNet değil, Türk Telekom bizim sponsorumuz. Kollarda da Avea var. Bizim forma kıpkırmızı. Tek fark o. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi Merhaba,
Gecenin bu saatinde sizi sorularımla sıkmak istemem ama kusuruma bakmazsınız umarım. Fatih İbradı’nın görevden alındığı söyleniyor. Altyapı organizasyonundaki gelişmelerden haberdar mısınız?
(Selam Turgay. Ben de basından öğrendim. Bir detaya sahip değilim. Ancak altyapıda Rijkaard’ın gelmesiyle birlikte toplu bir revizyona gidilecekti. Bu görev değişikliğini buna yormak lazım. Sevgilerimle. Melih)