Ankaragücü maçının ardından: Total tutulma

B_2e438096433cd3d70b06e519f9e14d58

Bir zamanlar çok köklü bir hastalığı vardı Türkiye’nin. Şerefli mağlubiyetler döneminin, “Çanakkale geçilmez” günlerinin hastalığıydı bu. Futbolun bir takım oyunu olduğunu Türkiye’nin henüz bilmediği çağlarda kasıp kavururdu ülkeyi bu hastalık.

 

Özellikle deplasmanlarda sarardı bünyeyi. Vatan ve millet aşkına bir miktar direndikten sonra bir gol yenilince ortaya çıkardı aniden. Bozgundu bu hastalığın adı, ya da dağılma. Yenilen o golün peşisıra bir anda 3-0 geriye düşerdi takımlarımız bu hastalık yüzünden. Eğer hakemin maçı bitiren düdüğü imdada yetişmezse beşe, yediye kadar arsızlandığı olurdu skorun o hastalık yüzünden. Hatta sekize.

 

Sonra? Ak saçlı bir adam geldi ülkeye; Jupp Derwall. Geldi ve önce Galatasaray’ın, Galatasaray’la birlikte ülkenin de makus talihini değiştirmeye başladı yavaş yavaş. Öğrettiği ilk şey, oynanan oyunun bir takım sporu olduğuydu o ak saçlı Derwall’in.

 

Sözün gelişi elbette “öğrettiği ilk şey” lafı burada. Doğrusu, “öğrettiği tek şey” aslında. Neredeyse Türkiye’de geçirdiği tüm yıllarını aldı rahmetli Derwall’in Türk çocuklarına futbolun bir takım oyunu olduğunu öğretmek.

 

 

B_961fff4cf783d1e80796bea5242fe86b

Onun yeniden yarattığı Galatasaray, sonraki yıllarda neredeyse hiç yakalanmamıştı o hastalığa. Ta ki düne kadar. Ankaragücü maçında, radara girmeyen sinsi bir denizaltı gibi derinden ilerleyen bu hastalık ilk golden sonra ortaya çıktı ve yerle bir etti Galatasaray’ı.

 

Yalnız temel bir sorun var. Eskiden rakip takıma karşı sürdürülen direnişin delinmesinin ardından ortaya çıkardı bu hastalık, moralin yerle bir olmasıyla birlikte. Dün ise rakip Ankaragücü’ne karşı direnmezken geldi bu hastalık. Ve ilk golden sonra, meme ipi çözülmüş bir balon gibi delicesine küçülerek yok oldu Galatasaray.

 

Sorun burada işte. Rakibine karşı direnmezken tutuldu o hastalığa Galatasaray. (Hatta tam tersine, direnen bir takım varsa, o da, Galatasaray’ı yenmek için o dakikalarda delicesine çırpınan Ankaragücü’ydü, Galatasaray değil.)

 

Peki o zaman nasıl izah edeceğiz bu bozgunu? Önce oynanan futbol üzerinden ve 105 x 68 içinde kalarak elbette.

 

Galatasaray’ın oyun şablonu

 

Bir 4-3-3 takımı Galatasaray. Oyun şablonu bu. Ancak ana hatları çok keskin bir 4-3-3 değil Galatasaray’ın. Genellikle defans yaparken 4-2-3-1 şablonuna dönüyor takım saha içinde. Sıra hücuma gelince de 4-2-4’ü görüyoruz ağırlıklı olarak. Bu anlamda organizasyon şeması olarak diğer takımlarla arasında belirgin bir farkı bulunmadığı söylenebilir Galatasaray’ın.

 

Tek farkı var Galatasaray’ın, onu diğer takımlardan ayıran, o da futbol değerleri. “Rijkaard İlkeleri” olarak adlandırabileceğimiz bir futbol felsefesine sahip Galatasaray. Bu yüzden de rakip kim olursa olsun, sahip çıkmaya çalıştığı bu değerlere sadık kalmaya gayret ederek kendi futbolunu koşturmak için çıkıyor sahaya. (Bu anlamda yıllar önce Derwall’le benzer şeyleri öğretmeye çalışıyor Rijkaard.) 

 

Galatasaray’ı diğer takımlardan farklı kılan “Rijkaard İlkeleri” şunlar:

 

1. Futbol seyredenlere ve oynayanlara keyif vermek için akılla oynanan bir takım oyunudur.

2. Bu oyunun amacı gol atmak, rakibe üstünlük sağlamaktır. Bunu gerçekleştirmenin yolu güzel futbol oynamaktan geçer.

3. Güzel futbol oynamak basit ve takım oyunu oynamakla mümkündür. Bu da saha içinde bir planlama gerektirir.

4. Saha içi planlamasının temelini, yetenekleri, zekâları ve becerileri farklılık gösteren 11 futbolcunun tek bir organizma gibi hareket etmesi oluşturur.

5. Saha içindeki bütün futbolcular eşittir. İlkesel planda hiçbir futbolcunun takıma katkısı, diğer arkadaşının katkısından daha önemli ve daha büyük değildir.

6. Futbolda, yıldızları parlatan, onları daha gösterişli gösteren tek şey takım oyunudur.

7. Rakibe üstünlük sağlamak için hız ve saha içi hareketlilik gerekir.

8. Sahada hızlı olmanın tek yolu paslı oynamaktır, çünkü sahada en hızlı şey toptur. Yaratıcılık ise pas futbolunu desteklediği ölçüde değerlidir.

 

Sisteme içinden bakmak

 

105 x 68 içinde kalma sözü verilmesine rağmen laf açılıp buraya kadar geldi 4-3-3’ten başlayarak. Gelmeliydi de. Çünkü bir oyun ve sistem eleştirisi için önce, temel planı ve temel çerçeveyi biliyor olmak gerekiyor. Yani “sistem ne vaadediyor ve nasıl işliyor”, “projenin ne kadarı gerçekleşti”, “sistem bütün ilke ve parçalarıyla işletildi mi bugüne kadar” gibi soruların yanıtlarını bilmek şart. Ki böylece “B planı yok” gibi çapaçulluğa düşmeyelim sonradan. Ya da zaten yeterince kalabalık olan klişe dağarcığımıza “Arda’yla Elano beraber oynar mı” ya da “Nonda Baros’la çift santrfor oynamalı” türü yenilerini eklemeyelim.

 

İki temel şifresi vardı Ankaragücü-Galatasaray maçının. İlki Ankaragücü’nün maçın son bölümüne zinde ve diri girmesiydi, ki geçen hafta Gaziantepspor deplasmanda da benzer senaryoyu uygulamıştı Hikmet Karaman. İkincisi ise Galatasaray’ın Ankaragücü karşısında Rijkaard’ın değer ve ilkelerine uymaması esas olarak.

 

Ankaragücü’nün maçın son bölümüne zinde ve diri girmesi bir maç planlaması olması bakımından önemli. Ama maçın niçin 3-0 bittiğini ve Galatasaray’ın niçin buharlaştığını tek başına açıklama gücüne sahip değil. Bu bakımından Galatasaray’ın Ankaragücü karşısında Rijkaard’ın değer ve ilkelerine uymaması daha önemli.

 

B_5c1f1ed8f849839bff1e4050d2819f28

 

Hız ve hareketlilik

 

Ne diyordu Rijkaard’ın ilkeleri? “Rakibe üstünlük sağlamak için hız ve saha içi hareketlilik gerekir.” Ve de “sahada hızlı olmanın tek yolu paslı oynamaktır, yaratıcılık ise pas futbolunu desteklediği ölçüde değerlidir.”

 

Dönüp geliyoruz maça ve Galatasaray’ın ne kadar hızlı olduğuna bakıyoruz ilk olarak. İstatistiklerin ortaya koyduğu çok net bir sonuç var. Galatasaray TSL’deki en yavaş maçını oynadı Ankaragücü karşısında. Topun kendisinde olduğu zaman dilimi içinde her 3.34 saniyede tek pas yapabildi. Galatasaray’ın, isabetli pas hızı ise 4.30 saniyeydi.

 

(Çarpıcı bir örnek. Galatasaray’ın verdiği iki isabetli pasın gerçekleşme zamanından daha hızlı sürede koşuyor Usain Bolt iki aut çizgisi arasındaki mesafeyi. Hani daha hızlıydı top insandan?)

 

Oysa ki Galatasaray ligin en hızlı maçını yine Ankara’da oynamıştı Ankaraspor’a karşı. O maçtaki isabetli pas hızı, Ankaragücü karşısındakinden neredeyse tam bir saniye daha hızlıydı. Vahim olan bu. Neredeyse aradan geçen bir ayda Galatasaray’ın her isabetli pasta bir saniye daha yavaşlaması yani.

 

Başka bir sorun

 

Bundan daha da vahim bir şey var. Bugüne kadarki en yavaş iki maçını Sturm ve Ankaragücü’ne karşı oynadı Galatasaray. Sturm her pozisyonda topun arkasına geçerek hareketli alan savunması yapan bir takımdı. Galatasaray’ı boşluk bırakmadığı için yavaşlatmıştı. Peki ya Ankaragücü?

 

Ne maçın hiçbir anında topun arkasına geçti 11 futbolcusuyla Ankaragücü, ne de agresif bir alan savunması yaparak korudu kalesini. Tam tersine neredeyse kendi birinci bölgesinin önüne kadar, Galatasaray’ın paslaşmalarına neredeyse göz yumdu Ankaragücü. Daha da vahim olan da bu işte. En önemli silahı olan paslaşma konusunda kendisini fazla rahatsız etmeyen bir rakip karşısında karşısında Galatasaray’ın yavaş kalması yani.

 

Bir sorun daha

 

En vahimi. Sturm’un yaptığı sadece yavaşlatmak değildi Galatasaray’ı. Aynı zamanda pas verme hızında Galatasaray’dan daha da süratliydi Sturm. Peki Ankaragücü? En az Galatasaray kadar yavaştı Ankaragücü Sturm’dan farklı olarak. Hem paslaşmada, hem de isabetli paslaşmada. En vahim olan da bu işte. Galatasaray’ın, daha kolay ve daha hızlı paslaştığı bir maçı kendisinden daha yavaş olan rakibine karşı kaybetmeyi başarması yani.

 

Mevcut durum ve sonuç

 

Sırada iki önemli soru daha var. İlki, Galatasaray’ın hızı ya da yavaşlığı, bir mevcut durum mudur, yoksa bir sonuç mu? İkincisi. Galatasaray’ın uymadığı tek Rijkaard ilkesi hız ve hareketlilik miydi Ankaragücü karşısında?

 

Önce ilk sorunun yanıtını verelim. Galatasaray’ın hızı, perşembe günkü Sturm maçında bir mevcut durumdu. Yani olup bitenin ta kendisi. Ancak Ankaragücü karşısında bir sonuçtu. Ne demek istiyoruz bununla? Galatasaray’ın Ankaragücü karşısında yavaş oynamasının bir sonuçtur sadece, maçın niçin böyle sonuçlandığını açıklayan bir neden değil.

 

Peki neden yavaş oynadı Galatasaray Ankaragücü karşısında? Neredeyse ilkinden sonuncusuna dek, hiçbir Rijkaard ilkesine uymadığı için.

 

Ne yaptı Galatasaray?

 

Yazalım şimdi tek tek ve alt alta Galatasaray’ın ne yaptığını Rijkaard kriterleri bakımından.

 

  • Öncelikle aklıyla oynamadı Galatasaray.
  • Maçın hiçbir anında keyif vermedi eskiden olduğu gibi. Güzel hiç oynamadı.
  • Ne basit olanı yaptı, ne de takım oyunu oynadı Galatasaray.
  • 11 futbolcu tek bir organizma gibi hareket etmediği için saha içi planlamasından yoksundu.
  • Saha içindeki bütün futbolcular eşit değildi, bazıları kendilerini daha eşit sandılar takım arkadaşlarına göre. Bu yüzden ne takım oyunu parladı, ne de yıldızlar. Tam tersine yıldızları söndü Galatasaray’ın.
  • Ne hızlı olabildiler, ne de hareketli. Pas futbolunun, sadece defanstan pas yaparak çıkmaktan ibaret olduğunu sandılar.
  • Top üçüncü bölgeye gelince, futbolun antik çağından kalma vur gitsin – sür gitsin egoizmine tutuldu Galatasaray forvetleri.
  • En önemli yaratıcılığın adam geçme değil, pas verme yaratıcılığı olduğunu unuttu oyuncular.

 

Özetle. Futbolun bir akıl ve takım oyunu olduğunu unutunca Galatasaray, tuhaf ve karışık duygular çıktı ön plana futbolcuların zihinlerindeki. Bunlar da yenilen ilk golden sonra anlamlarını yitirince birden, bir duygu ve akıl boşanması yaşandı. Çok, çok eskilerde kalmış bozgun hastalığının birden ortaya çıkma nedeni buydu işte. Yaşanan total tutulma yani.

 

Yalnız bu total tutulma sadece Galatasaraylı futbolcularla sınırlı değil. Kim ki uygulanmayan sistem yüzünden histerik bir Rijkaard eleştirisine kalkışıp “B planı” çapaçulluğuna giriyordur, o da dahildir o total tutulmaya.

141 Kişi Fikrini Belirtmiş Bu Konuda: “Ankaragücü maçının ardından: Total tutulma”

  1. alikemal Demiş ki:

    zerre üzüntü yok içimde yeminle. zerre şüphe yok ayrıca muzafferiyetten. sadece çok kızgınım. ama çok.. yazmıyorum o yüzden…

  2. keremgs1905 Demiş ki:

    Abi sabirsizlikla yazini bekliyorum

  3. Yener Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Maalesef bu macta Sturm durgunlugu daha da ust seviyelere tirmandi. Sebebini bilemiyorum ama futbolcularimizda inanilmaz bir performans dususu var. Ilk yaridaki resim, sahanin her alanina yayilmis ve bekleyen sari kirmizili oyuncular ve yanlarinda sari lacivertli futbolcular topluluguydu. Leo topu eliyle Servet’e veriyor, Servet en yakinindaki oyuncuya bakiyor ve bir tek Hakan Balta var. Hakan’a topu veriyor ve Hakan en yakinindaki futbolcuyu ariyor ama bulamiyor. O sirada Aydin diger yari sahanin sag ucunda beklemekte, Arda da sol ucunda. Baros da cezaalani onunde bekliyor. Orta saha oyunculari daginik bir sekilde ve ilginctir ki onlar da bekliyor. Nitekim kotu bir pasla topu kaptiriyoruz ve tum takim geri kosuyor az evvel topu almak icin yaklasmak yerine. Sonra atagi durduruyoruz ve ayni dizilisle ayni bekleme yeniden basliyor. Ilk yari gol pozisyonuz, bol hatali pasli ve kisir bir sekilde bitiyor. Ikinci yari biraz istahli gibi sanki takimimiz. Ayhan ve Sarp bu kez top tasimaya basliyorlar. Sonra Aydin’in dizini tekmeliyor bir sari lacivertli, hakemin pozisyona faul bile vermedigi ve Aydin’i kaybediyoruz. Baros’u aliyor yanina FR ve Nonda giriyor oyuna bitkin ve bezgin bir vaziyette. Ama oyunumuz bir sure sonra tekrar ilk yaridaki formatina donuyor, gol gelmiyorum diyor adeta. Nitekim sonlara dogru defansimizin beceriksizligi, isteksizligi, mutsuzlugu 3 gol getiriyor Ankaragucu’ne.

    Acikcasi Galatasaray’i taniyamiyorum. Tek tek incelemek dahi istemiyorum futbolculari cunku goze batan tek bir futbolcu yok, hepsi de ayni isteksizlikte. Belki Caner’i ayirabilirim bir tarafa %10 isabetli pas oraniyla…

    Sorguluyorum neden boyle oldu bu takim, bulamiyorum cevabi. Acaba Elano’nun gelisi huzursuzluk mu yaratti? Acaba Ayhan’in sakatligi mi bitirdi bizi? Arda neden Hasan Sas gibi oynamaya basladi? O eski Ayhan nereye gitti? Sarp’e, Topal’a ne oldu? Ugur cok da ust duzey olmayan bir futbolcudan nasil bacak arasi calimi yiyebildi? Acaba kamplari kaldirmak, futbolcularin profesyonelce yasayacagini ve maclara kendi kendilerine hazirlanacagini tahmin etmek FR’in yaptigi bir hata miydi? Acaba psikolojik bir etken mi var takimin kazanma istegini bitiren? Yazinizi merakla bekliyorum, umarim sizin yazinizi okuduktan sonra biraz morallenebilirim gelecegimiz icin.

    Tesekkurler.

  4. Karagolge Demiş ki:

    Açıkçası böyle bir skoru ne zaman alacağız diye bekliyordum 4-5 maçtır. Çünkü inanılmaz açıklar veriyoz defansımızda araya atılan her top gol pozisyonu oluyordu çünkü. İlk maçlarda defansımızı çok önde kuruyorduk ve rakipler baya bir ofsayta takılıyorlardı bundan vazgeçtik defans biraz daha arkada kaldı bu seferde orta saha ile defans arası bomboş kaldı ve çoğu takım 2-3 pas pile yapmadan orta sahamızı geçtiler ve bunun pahalıya malolacağı belliydi. Arda’ya bir haller olmuş bütün dağları ben yarattım edasında adamı çalımlayıp önünü boşaltmışken gidiyor aynı adama bir kez daha çalım attıktan sonra topu altı pasa yuvarlayacağına ben yarattım dediği dağlara gönderiyor. Arda’nın gol atma isteğini anlayamıyorum sezon başında bu kadar bencil oynamıyordu. (Messiye mi özeniyor ne !!!) Baros rakibin gardını düşereceğimiz anlarda net fırsatlardan yararlanamıyor. Anlıyacağınız herkes ayrı bir telden çalınca olmadı maalesef. Bir de şunu gördük ki GS ilk golü yediğinde bayağı bir yalpalanıyor ve takımın bir anda kendine güveni kayboluyor ve herkes tedirgin oynamaya başlıyor buda orta sahada inanılmaz top kaybı yapmamızı sağlıyor.İlk 15 dakika tempo yapıp erken goller atıyorduk ve rakibin ipini çekiyorduk. Artık oda yok. İnşallah milli maç arasında takım toparlanırda fener maçına daha iyi bir şekilde çıkarız. Yoksa Kayahan’ın dediği gibi yine bana hüsran yine bana hasret var eyvah !

    Saygılarımla Melih abi.

  5. sencer says:

    Tabi ki memnuniyetsiz olabilir çoğu insan bu futboldan. Elbette kazanıp kaybedeceğiz.

    Ama bugün bence önemli olan, golü kaçıran, direğe nişanlayan futbolcusuna kenardan (bunun için özür dilerim) ”yerden vursana a…….. k….. çocuğu” (kamera dövünen Hikmet Karaman’a döndüğünde Türkçe bilen herkesin ağzını okuyabileceği şekilde görüldü) diye bağıran bir zihniyetin futbol sahasına antrenör olarak girebilmesiydi. Ben bir futbol seyircisi olmaktan çok, bir insan olarak takımının başarısı ve dolaylı yoldan kendi kariyerinin gelişmesi için, onun direktiflerini dinleyen, koşturup ter akıtan, emek sarfeden futbolcusuna küfür eden teknik direktörü futbol sahasında değil, herhangi bir yerde dahi görmek istemiyorum. Ve bence Ata Demirer’den bile daha iyi Fatih Terim taklidi yapıyor kendisi.

  6. yavuzca Demiş ki:

    Arkadaşlar kimse üzülmesin. Biz sezonu 22 haziranda açtık ve bu takım 2 temmuzdan beri maç yapıyor.ilk haftalardaki tempomuzu devam ettirseydik bu ligi bitiremezdik. rijkaard ve teknik ekibi bilerek ve isteyerek galatasaray’ı geri çekti. bu aralar fazla yükleme yapmıyorlar. hatırlayın ersun yanal takımlarını ilk 10 hafta süper, sonraları ise ligi küme düşme hattında bitiriyorlar. yine geçen seneki Trabzon’u hatırlayın ligin son haftalarını zor bitirdiler. Yine eski yıllarda Nejat Biyediç’in Bursasporu’nu çok formdaydılar. Sezonu erken açmışlardı ve Intertoto’da 4′te 4 yapmışlardı son maçlarında Haesler’li Hamburg’a elenmişlerdi. O yıl Bursaspor için çok kötü bir sezon oldu sanıyorum ligi ilk 10′a giremeden tamamladılar ve sezon içinde Biyediç istifa etmek zorunda kaldı. Dolayısıyla bu düşüş normal. İlk perdenin sonu 19 puan. Bence fevkalede. Sezon başı benim tahminim şu an Beşiktaş’ın bulunduğu yerdi. Galatasaray emekleme dönemini geçiriyor. Daha kalkacak yürüyecek koşacak ve hepimizi coşturacak. Buna inanın ve takımımıza sahip çıkın. Bir yıl şampiyon olan diğer yıl ligi beşinci bitiren bir Galatasaray istemiyorsak var gücümüzle desteklemeliyiz bu takımı. Neden bir Porto gibi her yıl şampiyonlar liginde çeyrek final oynayan bir takımımız olmasın. Neden sahaya çıktığında gerek oyunuyla gerek sahaya yayılmasıyla gurur duyduğumuz bir Galatasaray olmasın. Bu arada Melih abi sizce Elano’nun çıkması doğru muydu? Zira elano çıkınca Ankaragücü’de çıkmaya başladı. Selamlar.

    (Merhaba. Galiba önemli olmayacaktı Elano değişikliği. Sevgilerimle. Melih)

  7. Mehmet Demirci Demiş ki:

    Selam Melih Abi,

    Başka takımlıların önünde takımımızı eleştirmekten kaçınmamız gerektiğine inanıyorum zira bu onlara güven veriyor, tabiri caizse yüz buluyorlar, hem de takımdaki huzuru bozabilecek kötü niyetli saldırılara zemin hazırlamış oluyoruz. Aslında sezon başından beri birçok Galatasaraylı benimle benzer bir tutum içerisinde her ortamda takımı savunmaya çalışıyorlar. Böylece istemeden de olsa Galatasaray’ı bilinçli olarak (düşüş şiddetli olsun diye) göklere çıkaran medyanın oyununa göz yummuş olduk. Burada Galatasaraylı dostlarla biz bize olduğumuz için eleştirel yazacağım.

    Bu maçla ilgili fikirlerimi iki başlık altında ifade edeceğim: disiplinsizlik ve isteksizlik.
    Servet’in driplingle ileriye çıkışları ve Arda’nın çalım sevdası oyun disiplinindeki eksikliğin örnekleri. Ama asıl sorun bu değil. Disiplinsizliğin bir alt başlığı olarak değerlendirilebilecek takım içi kopuklukları ve kamplaşma emarelerini daha tehlikeli görüyorum.

    Burada Arda’ya bir paragraf açmak lazım. Yeteneklerinin etkisini sıfıra indiren bu oyun tarzını anlamakta zorlanıyorum. Herhalde neden bahsettiğimi herkes anladı ama bir iki örnek vermek istiyorum. İlk yarıda muhteşem bir hareketle iki rakip oyuncudan sıyrılıp soldan ceza sahasına daldı. Kafasını kaldırdı ve arka
    direkte boşa kaçan Baros’u gördü. Sonra birden dar açıdan kaleye şut attı. Böylece o harika çalımını heba etmiş oldu. Daha önemlisi Baros’u kızdırdı ki buna bir paragraf açacağım. Dakika 90 olmuş, 3. golu yemişiz,
    Arda santradan aldığı topla hareketlendi, topu sürüp önüne gelene çalım atarak ilerlemeye kalktı ve topu kaptırdı. Bir de duran toplar var. İlk maçlarda her kornerimiz tehlike oluyordu. Bu maçta ise Arda bütün
    kornerlerde elini kaldırdı ve topu ön direğe, genellikle Servet’e doğru etkisizce kesti. İkinci yarıdaki bir frikikte yine topu Servet’e şişirdi. Arda ne yapmaya çalışıyor? Galatasaray taraftarı onu sadece futbolculuğuyla değil mütevazı karakteriyle ve iyi niyetliliğiyle sevdi. Arda kaptanlık yükünün altında eziliyor. Rijkaard’ın uyarması gerekir ama yetmez, Adnan Polat’ın da Arda’nın kulağını çekmesi lazım. Bunu söylemek acı veriyor ama hem oyun tarzı hem takım arkadaşlarına yaklaşımı açısından gittiği yol
    Hasan Şaş’ın yolu.

    Baros takımın yalnız adamı. Takım arkadaşları onu sevmiyor gibi geliyor, sebebini bilmiyorum. Maçtan sonra Ekşi Sözlük’te bir yorum okudum, ilk cümle aynen şöyleydi: “Baros adam mı ki Arda ona pas versin..” Sonrasında da Baros’un oyun tarzına ve karakterine giydirmeler. Acaba bazı oyuncular etraflarında böyle konuşan insanların dolduruşuna mı geliyor?

    Baros, Sturm Graz maçında Sabri’ye ve bu maçta Arda’ya müsait pozisyonda pas vermedikleri için sert tepki gösterdi ve bence sonuna kadar haklıydı. Futbolda santrfor, basketboldaki pivot gibidir. Sağlıklı bir takım oyunu için onu iyi beslemelisiniz. Pivotunuz koşup içeride pozisyon aldığında topu ona indirip çabasını ödüllendirmelisiniz. Baros boştayken takım arkadaşları onu görmezden geliyor. Sonra gol kaçırdığında tavır alıyorlar. Baros’un ikinci yarıda kaçırdığı pozisyondan sonra Servet sırtını dönüp elini kolunu sallayarak söylenmeye başladı. Hiçbir oyuncunun takım arkadaşına böyle davranmaya hakkı yok. Böyle bir takımda bütünlük, arkadaşlık, takım havası vs. olması mümkün değil. Baros’u düzenli olarak beslemeye çalışan tek oyuncu Elano, zaten Baros’a son iki golünün asistini yapan da o. Ama Elano da takımdaki diğer yalnız adam. Kaptan başta olmak üzere diğer oyuncular Elano’ya inisiyatif vermekten imtina ediyorlar.

    Bu kadar disiplinsizlik yetmiyormuş gibi bir de garip bir isteksizlik peydah oldu. Son maçlarda futbol yorumcuları “Galatasaray fazla sakin oynuyor” diyorlardı, biz de “ne güzel işte, sisteme sadığız, panik yapmıyoruz, sakinlik iyi bir şey” diyorduk. Sakinlik iyidir ama “fazla sakin” tabirini “yeterince koşmuyor ve çaba göstermiyor” şeklinde ifade edersek herhalde hiçbirimiz bu da iyi bir şey demeyiz. Birkaç maçtır olan da bu.

    Disiplinsizlik ya da isteksizlik tek başına bir takıma maç kaybettirebilir. İkisi bir araya gelince sonuç bugünkü gibi hezimet oldu. Biri maçtan önce “80. dakikaya kadar gol yok, sonra 3 gol olacak” dese herhalde hiçbirimiz maçı yine son dakikalarda koparacağımızdan şüphe duymazdı. Galatasaray, ilk haftadaki Antep maçında yediği penaltı golünden bu yana ilk defa kalesinde 80. dakikadan sonra gol gördü. Hem de 3 tane birden. Bu, kondisyon olarak büyük aşama kaydeden takımımız için inanılmaz bir olay. İlk golü savunma disiplininden koptuğumuz için yedik, sonra tümden oyun disiplinini çöpe attık ve zaten az olan isteğimiz de yok oldu.

    Sonuç olarak ben bu maçı bir yol kazası olarak göremiyorum. Çok ciddi tehlike çanları, sarı ve kırmızı alarmlar var. Orta sahamız tutuk ve etkisiz, defansımız müzmin sakatlıklar yüzünden eksik, ileri uçtaki oyuncularımız formsuz ve birbirinden kopuk. Ama en büyük tehlike yukarıda belirtmeye çalıştıklarım. Kısa vadede en önemli hedefimiz takım bütünlüğünü korumak olmalı. İnşallah bu milli maç arası düzelmeye vesile olur.

    Melih Abi bu tatsız yoruma cevap yazmanı beklemiyorum. Senin ve bu yorumu okuyanların canını sıktıysam özür dilerim. Özellikle Arda’yı fazla eleştirdim ama kaptan olması hasebiyle takımdaki arızalarda en büyük sorumluluğa sahip olan oyuncunun o olduğunu ve eleştiriyi hak ettiğini düşünüyorum.

    Çok daha güzel günlerde buluşmak dileğiyle…

  8. kaptan Demiş ki:

    bugun araniza yeni katildim 50 yasindayim babam 1959 senesinde adimi metin oktay’dan imrenerek dogdugumda koymus 50 yildir galatasarayliyim tek bir kelime yazacagim o da arda icin oglum cok fazla takiliyorsun acunla macunla sonra sen de olursun cubuklu macun benim yorumum bu kadar arkadas mehmet demirci cok iyi anlatmis, en buyuk sevdamiz galatasarayimiz neler gorduk metin oktayin formasini giymek cok onurludur ve onurlu olmak lazimdir

  9. suhan cem Demiş ki:

    şimdi bu mağlubiyetten sonra gülücükler dağıtacak değilim hayırlı mağlubiyet de demeyeceğim.GS futbol takımı için sezon başında beklentilerimiz sınırlı idi.Sonunda taraftarda aydınlatılmış, birhocanın geldiği gibi takıma, sistemini kabul ettiremeyeceği, bunun biraz zaman alacağı konusunda hem fikir olmuştuk.
    ve ilk tobol maçı ile birlikte sıkıntılı bekleyiş oalcak derken birden takımdaki ivmelenme, bizi beklentilerimizi büyütmeye doğru götürmüştü.

    GS futbol takımı için sabrinin nasıl değerli bir oyuncu olduğunu anlamamızı sağlayan bir maç oldu bence. ki önünde keita oynamış, aydın oynamış önemi kalmıyordu. Arkada sabri gibi biri olduğu için ve biliyorum ki eğer ilk golde uğurun yediği o çalımlar sonucunda gelen golde kahraman, uğur yerine sabri oslaydı çok daha farklı bir bakış atacaktı,GS sevdalıları.
    sistem ve oynana oyunla ilgili ebdne bir yazı yazacağım ama öncelikle bende melih abinin yazısını beklemek istiyorum ondan arta kalan boşluklar varsa onalrı doldurmayı istiyorum.
    bu mağlubiyette canım sıkılsa da ümit konusunda ilkgündne dah az bir ümidim var diyemem hala aynı coşkuyu içimde taşıyorum. ama hezeyanlarım var takıma.
    GS futbol takımındaki herhangi bir oyuncu ilk goldeki kadar basit çalım yememeli(ki bu oyuncu orta saha yada forvet oyuncusu olsa analrım ama uğurun savunma kökenli bir oyuncu olması sebebi ile ilk görevi topu kapmak değil, savunmanın yerleşmesi için zaman kazandırmak amacı ile topun önünde durmak olmalıydı). 2. golde iki defa taban göstererek topu kapan emrenin faulü hareketi konusunda bir itiraz edilmedi bile futbolcualrımızdan, ve santradan kaptırılıp yenilen 3. gol esnaıs futbolcualrın pervasızlığı. yani ilk golü yedikten sonra dağılan bu ruh hali nasıl anlatılır bilemiyorum ama bugün GS’ın sistemini bir kenarabırakın,4-4-2 4-2-4 4-3-3 3-5-2 sistem ne olrusa olsun bugünkü mağlubiyet sistemden değil, futbolcualrın konsantrasyon eksikliğindne ve kendilerini acz içinde görmelerinden kaynaklandı. santra yapıldığı gibi gol yiyen bir takıma için nasıl olruda sistem yanlıştı eleştirisi yaparlar anlamam
    bu arada rıdvan dilmenin 3 dakika içnide çelişen farklı yorumlarla takımı eleştirmeside ilginçti. ne diyor rıdvan : kondisyoner süper di hani takımı bir yerlere getirmişti.hani neeskens diyorlardı nerde neeskens?(burda neeskensin kondisyoner olamdığını biri ona söylemeli) takımda neeskens de osla bu takımın hocası reijkaard o belirleyecek sistemini..
    aynı rıdvan 1.5 dakika sonra ise futbol bir tkaım oyunudur bir mağlubiyet varsa bunda tüm teknik akdro sorumludur diyor. bu ne yaman çelişkidir:) buna bener bir çok çelişkili yorumalrı sıra ile yaptı rıdvan dilmen.
    neyse konumuz zaten rıdvan değil. ama GS futbol takımının kimyasının bozulması için yapılan bupsikolojik oyunalra gelmeyeceğine inandığım bir 4lü grubun en önemli parçası idi futbolcular. sonuçta bu dörtlüyü tamamlayan teknik kadro ve yönetimde de bozulmalar olamayacaktır. tek korktuğum 4. ayak olan taraftrdı. ama bugün iş taraftara klmadan futbolcularımızın ruh halinin kötüleşmeye başladığını gördüm. bence 3. golü hiç bir futbolcumuz bana anlatamaz bu sorumsuzlukdur. dünya tarihinde yok santra yapıp gol yemek. Geleceğe dair ümitlerimi yeşerten gelişmelerde oldu onuda melih abinin yazısından sonra anlatacağım ama arda’yı eleştirenlere katılmıyorum bugün oldukça iyiydi diğer maçlardada sık sık yaptığı çok top tutma meselesini saymazsak..

  10. nusret says:

    Sevgili Melih Abi,

    Galatasaray’a ayrılan %5 kontenjan nedeniyle maça gidememenin üzüntüsü vardı maç öncesi.

    Maçta son hareketlerin yapılamaması nedeniyle Galatasaray,bu sezon ilk kez gol atamadı.Ankaragücü ise direkten dönen şutun dışında pozisyon bulamadı.İlk golden sonrasını saymıyorum!

    Maçtan sonra televizyondaki yorumlar ve çevremdeki Galatasaraylıların(!) yorumları ise daha da üzüntü vericiydi.

    Franklin Edmundo Rijkaard önderliğindeki Galatasaray Teknik Kadrosu,ilerisi için çalışmalarına devam edeceklerdir.

    Bu yenilgiyle daha güçlü olacağız.Eminim.

    Saygılarımla…

  11. Murat Celep Demiş ki:

    Selamlar Melih abi Rijkaard ve ekibine güvenimiz sonsuz ama futbolcular arasında bizim bilmediğimiz bi sorun mu var acaba çünkü bazı oyuncularımızın aşırı formsuzluğu pek hayra alamet değil örneğin;Arda böyle değildi siz bu formsuzluğu neye bağlıyorsunuz?

  12. kaan_extra Demiş ki:

    Zihinlerden geçen her düşünce aslında anlatılmak istenen değil biliyorum. Ne söylediklerimiz söylemek istediklerimiz, ne de söyleyemediklerimizin cümleye dönüşecek hali var.

    Kimse muhteşem, benzersiz bir başlangıç beklemiyordu sezon başında Galatasaray’ dan. Uzun yıllar futbol takımı üzerinde egemen olmuş, kaos futbolu olarak adlandırılan sistemden tam anlamıyla geri dönüp yepyeni bir anlayışa bürünmenin bir bedeli olacağının farkındaydı aslında sarı ve kırmızı rengi yürekten sevenler. Ancak futbol adlı oyunun günümüzde yaşayan en büyük bilgelerinden bir tanesi takımın başına geçti ve kolları sıvar sıvamaz kadroda yer alan (alacak olan) herkese nasıl bir sistem arzuladığını anlatmaya başladı. Aslında çok da yabancı olmayan bir oyun şekliydi bu Galatasaray havasını daha önceden soluyanlar için. Sadece daha gelişmiş ve daha profesyonelleşmiş haliydi.

    Başlangıçta izlediğimiz sıra dışı futbol ve açıkçası beklediğimizin çok üstünde sonuçlar erken gelen bahar gibi umutlandırdı hepimizi. Yaz geldi sandık ve çıkardık üzerimizden içimizi daraltan kalın, koyu umutsuzluk kıyafetlerini. Yerine rengârenk yazlık elbiselerimizi giydik sevinç içerisinde. Yalancı bir bahar yaşadığımızın farkına varamadık ancak bizler deniz sezonunu erkenden açmaya hazırlanırken kışlık kıyafetlerini üzerinden çıkarmayan ve farklı kazandığımız maçlarda bile tedbiri elden bırakmayan, hatalarımızı açık yüreklilikle söyleyen ve daha çok çalışmak gerektiğini kafamıza vura vura anlatma gayreti içerisinde olan bilgenin sözlerini “Ne kadar mütevazi adam” sığlığında yorumlayabildik belki.

    Sadece biz mi? Renkleri için diyardan diyara sürüklendiğimiz formaları teslim ettiğimiz oyuncularımız da sanırım aynı hatayı yaptı ve yaz gelmeden yalancı baharın aldatıcı havasına kaptırdılar kendilerini. Elde edilen olağan üstü skorların ardından herkeste bir “Karpuz kabuğu denize düştü” rehaveti peydahlandı ki Frank Rijkaard ve ekibi ne kadar çabalarlarsa çabalasın bu gevşekliği (başta taraftar arasında sonra da kadro içerisinde) ciddiyete dönüştürmeyi başaramazken sergilenen futbolun yetersizliğini de verdikleri röportajlarda satır aralarında sürekli dile getirmeye devam ettiler.

    Ankaragücü maçıyla beraber kimileri için “Takke düştü kel göründü”, kimilerine göre”B planı olmayan Rijkaard’ın felsefesi çöktü”, kimine göre de “Balon patladı”.

    Ama aslında olan biten bir şey yoktu. Yaşanan sadece yeni bir sistemin denenmesinde ortaya çıkması muhtemel sorunların baş göstermeye başlamasıydı. Olayı bu kadar dramatik hale getiren belki de rakip takımın ligde fire vermeden yoluna devam etmesiydi ki özellikle taraftarlar arası rekabet söz konusu olduğunda bu Galatasaraylıların bir hayli canını yakabilecek bir durumdu.

    Yalnız kimsenin hesap etmediği, edemediği bir Galatasaraylılık duruşu yeniden canlanmaya başladı Ankaragücü mağlubiyetiyle beraber. “En zor zamanlarda bile kendine dönüp, küllerinden yeniden doğan bir camia.” En yetkilisinden en etkisizine kadar sarı ve kırmızı paydada buluşan herkes bu duruşun asil neferleri olarak duruyor ve inanıyorum ki durmaya devam edecek.

    Oynadığımız oyun mu? Bence kazanmak için bu kadar uğraşan bir takımın son 10 dakikada yediği golden sonra gardının düşmesi sistemin iflasını değil, yalancı baharı yaşarken şaşkın ıslatan yağmuruna yakalanan insanların durumunu anlatıyor.

  13. Gorkem Demiş ki:

    Basit Oyun

    Çok değil bir-iki maç önce yazdıklarımı tekrarlıyorum.
    “Futbol çok basit bir oyundur.”
    Yanlış anlaşılmasın, bu cümleyi futbolu aşağılamak için yazmıyorum.
    En iyisi örnekle anlatayım;

    Chelsea – Liverpool maçında Chelsea’nin attığı birinci golü lütfen seyredin. Orta sahada Chelsea’li 2 oyuncu basit bir pres yapıyor ve topu kapıyor. 1. basit tek pas, 2. basit tek pas ve 3. basit tek pastan sonra top Drogba’ya geliyor. ( Bu presi ve basit pasları ligimizdeki bütün oyuncular yapar )Oda yeteneğine uygun bir tek pasla (asla orta değil ) golü Anelka’ya attırıyor.

    Şimdi Drogba’yı ortadan kaldırıp yerine bizim kaptan Arda’yı koyuyorum zihnimin sanal alemine. Arda olsa ne yapardı. Önce güzel bir kontrol ve 1-2 saniye geçti. Daha sonra sağ ayağına çekip bir çalım. Hadi geçti diyelim bir çalım daha. Hadi onuda geçti. Sonra elverişsiz pozisyonda kaleye şut ve top dışarı. Anelkanın motivasyonu bitti. Tabi Ardanın kahramanlığıda!!!

    Tek topu takımın %80′i uygulamasına ragmen sizin sonucu değiştirecek oyuncunuz varyete yaparsa, bireysel oynarsa takımın motivasyonu kaybolur, ( takımın 3. golü hediye etmesi gibi ) sizde maçı kaybedersiniz.

    Peki Arda’ya ne oldu. İlk 4 maçta tek pas yapan başarılı Arda’ya. Acaba milli takımda birşeyler olmuş olabilir mi? Birileri yanlış rol verip kafasını karıştırmış olabilir mi? Peki benim verildiğini düşündüğüm bu rol, alt yapı antrenörleri tarafından maç kazanılması ve günü kurtarmak için halen bazı yetenekli oyunculara veriliyor mu yoksa takım oyunu mu öğretiliyor ?
    Bu soruyu biraz düşünmek lazım.

    Düşünmemiz gereken bir diğer konuda maçın saati. Turkcell Super ligindeki maçlara göre saat ayarlandığını biliyorduk ta Premier Lige göre maç saati ayarlandığını ilk defa görüyorum. Bravo federasyon. Bir ilke imza attın…

  14. Mehmed Sadi Demiş ki:

    Küçüğüm daha çok küçüğüm
    bu yüzden bütün hatalarım

    Övünmem bu yüzden bu yüzden kendimi özel önemli zannetmem

    Küçüğüm daha çok küçüğüm
    bu yüzden bütün saçmalamam

    Yenilmem bu yüzden
    bu yüzden kendime hala güvensizliğim

    Ne kadar az yol almışım ne kadar az yolun başındaymışım meğer

    Elimde yalandan kocaman rengârenk geçici oyuncak zaferler

    Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün korkularım

    Gururum bu yüzden
    bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım

    Küçüğüm daha çok küçüğüm
    bu yüzden sonsuz endişem

    Savunmam bu yüzden
    bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem

  15. ahcell Demiş ki:

    Merhaba Melih Bey ve değerli arkadaşlar,

    Bir musibet bin nasihatten iyidir demek istiyorum. Umarım bu sonuç takımımızdaki gol geciktiğinde hortlayan panik futbolunu iyice egemen kılmaz. Ancak daha önce elim çokca “bu takımda görmek istediğim son oyuncu Servet” yazacaktı. Ancak yazmamıştım. O kadar teknik oyuncunun içinde Maradona’lığa soyunmasını halen anlayabilmiş değilim. Zaten kahraman olduğunda da hep kaptırdığı ya da pozisyon hatası yaparak yedirdiği gollerden sonra kendini affettirmek için 2 hatta 3 kişilik oynaması gönülleri fethediyor ve hatalarını görmememize neden oluyordu. Yazık oldu 8 milyon Euro’ya ve gitmemiş olmasına. Büyük fırsattı…

    (Selam. Bunun bir nedeni olmalı. Yani üç yıl içinde nariden Maradonalık’a soyunan birisi her zaman bunu yapar oldu son üç maçta. Bir nedeni olmalı mutlaka. Belki de yenilginin nedenleriyle örtüşüyordur bu. Sevgilerimle. Melih)

  16. ali efra Demiş ki:

    Herkese selamlar,
    Bugün herhalde hepimiz çok üzgünüz. Aldığımız bu ağır mağlubiyet bence olmamalıydı. Tabii ki yenilebiliriz, karşımızdada 11 kişi mücadele ediyor, koşuyor ve formasının hakkını veriyor ama bu kadar farklı bir mağlubiyet beklemiyordum!

    Melih abi “Total tutulma” şeklnde bir başlık atmış. Kendisine katılmamak mümkün değil. Koordinasyonun olmadığı, takimdaki bütün oyuncuların sanki ilk kez beraber oynuyormuşcasına gosterdikleri kötü performans, şahsi oyun, ileri çıkma hırsı, VAZGEÇİLEMEMEZLİK duygusu, ya da her an vazgeçilebilir olabilmenin verdiği kompleks ya da siz ne derseniz deyin bu sonucu hazırladı. Belki de Rijkaard’a bir tavır vardı? Bilmiyorum? Baros %90′lık bir tane, Nonda da 2 tane hemen hemen %100′luk kacırdı! Sanki gol olsa da olur olmasa da olur havasında çektikleri şutlarla. Kewell çok pas hatası yaptı, Ayhan çok formsuzdu ve maalesef Arda alışılmışın dışında bencil oynadı! Bu takımda bazı şeylerin yolunda olmadığı aşikar ve bunlardan biri de bence uyum sorunu! Bazı yabanci futbolcularla, Türk futbolcular maalesef farklı futbol anlayışlarına sahip. Aslında bunun en iyi örneği de Kewell. Gerçekten futbolu zekasıyla oynayan bir adam ve büyük taktiksel ve teknik becerisi var ama maalesef anlaşılamıyor, ki bunun tepkisini de arkadaşlarına veriyor.

    2 haftadır statik bir futbol aldı başını gidiyor! Ne kacmalar var, ne capraz kosular, ne ver-kaclar, ne yer değiştirmeler. Sadece Servet ileri cıkarak bir şeyler yapmak istedi ve kimi zaman hızlı bir şekilde geri döndü ve görev yerine geçti ve kimi zaman yapamadı! Orta sahada Ayhan, Mustafa Sarp ve oyuna girdikten sonra Mehmet Topal vasatlardı. Mustafa Sarp ilk günlerde birndirme yaptığı pozisyonlardan cok uzak, ve Ayhan da genelde nedense hep sıkışık noktalara pas attı ve oyunu acamadı! Oyun sağ ve sol kanada açılabildiği zaman da zaten doğru düzgün orta gelmedi, ve zaten ceza sahasında da tutukduk ve rakip hep bizden daha iyi müdahale etti.

    Psikolojik bir şeyler vardı takımın üzerinde. Bir isteksizlik, bir durgunluk! Allahtan Chelsea-Liverpool macı vardı hemen bizim maçın ardından, boylece gercekten total futbol neymiş ne değilmiş farkına vardık. Artık herkes sorumluluk alıp, gorevini en iyi şekilde yerine getirmeli. Bir uyum sağlanması amacıyla hareket edilmeli! Futbol zekası geliştirilmeli ve gelişmeyi kabul etmeyenlerle ve yapısı buna uygun olmayanlarla yollar ayrılmalı! Bir takım olduğumuz, ya da olmaya çalıştığımız tekrar hatırlanmalı ve şahi çalımlardan, kanatlardaki adamları görmemezlikten gelmelerden vazgeçilmelidir (Bugün nerdeyse Arda’nın bunu bilerek yaptığını, ve kanatlardaki takım arkadaşlarını dışladığını düşünmeye başladım.) Hiçkimse takım ruhunun üzerinde olamaz ve olmamalıdır, hiçkimse vazgeçilmez değildir ve eğer bu his bazılarına verilmişse hemen düzeltilmelidir! Herkese selamlar, saygılar!

    (Merhaba. Ben kategorik olarak Ankaragücü karşısındaki Galatasaray’la, kötü gittiği söylenen maçlardaki Galatasaray’ı ayırıyorum. Nereden bakarsak bakalım PAO, Beşiktaş, Sturm ve Eskişehirspor karşısında takım anlayışı ön plandaydı. Ancak Ankaragücü maçında görmedik bunu. Sevgilerimle. Melih)

  17. ERHAN USTA Demiş ki:

    Melih abi selamlar maçla ilgili yorum yapamayacağım maalesef ben de takım gibi isteksizim sadece Elano için şu ana kadar bende hayal kırıklığı yarattığını söylemek istiyorum, belki bana siz ve arkadaşlar kızacak ama Lincoln vasat oynadığında bile faydalı olabiliyordu umarım fizik olarak iyice güçlenir kendi kalitesini gösterir bu hali ile işi zor yazını bekliyorum saygılar abi.

    (Erhan Usta selamlar. Estağfurullah ne kızması. Sadece Elano’yla Lincoln arasında kategorik bir fark var. Elano gücüne göre elindekini vermek isteyen bir oyuncu. Lincoln pek öyle değildi. Sevgilerimle. Melih)

  18. Melih abi selamlar,
    Sen henüz yazını yazmadın ama ben seyrettiğim kadarı ve okuduğum yorumlara istinaden yorum yapmak istedim.
    Ben oynanan futboldan memnun değilim. Rijkaard – Adnan Polat – Arda bile oynanan futbolu eleştirirken oyundan memnunum demek biraz fanatizm oluyor bence.

    Skor 0-0 da olsaydı memnun değildim, 1-0 olduğunda da, 3-0 olduğunda da.
    Eğer bu şekilde oynayıp galip gelseydik belki günü kurtaracaktık ama birtakım yanlısların üstü örtülebilirdi. İş dünyasında sürekli dile getirilen bir düşünce vardır, ”kriz fırsattır”.

    Bence bu mağlubiyet eksiklikler ve hataların tespiti için, bir takım futbolcularımızın özeleştiri yapması için iyi bir fırsata dönüştürülebilir.

    Oyundan memnun olmamam demek Rijkaard istifa etsin anlamına gelmiyor. Rijkaard’a hala sonsuz güveniyorum. Arda hala Türkiye’nin en büyük yıldızı, Mehmet Topal hala 8 mm Eur degerınde bir ön libero ama bunların hiçbiri son 2-3 maçtır kötü oynadığımız daha doğrusu kapasitemizin altında oynadığımız gerçeğini değiştirmiyor. Futbolcular nasıl form düşüklüğü yaşayabiliyorsa bence Rijkaard’da da bir form düşüklüğü var. Teknik direktörlik geçmişim yok futbolculuk geçmişim de Rijkaard’ın futbolculuğu yanında top toplayıcılık ile eşdeğer :) O yüzden teknik anlamda Rijkaard’ı eleştirmek haddime değil. Ama karşı karşıya gelip soru sorabilme fırsatım olsa bugünkü maça dair soracağım tek şey ”neden Ayhan dururken Elano’yu oyundan çıkardığı” olurdu.

    Bence erken açılan sezon ve erken form tutmanın sıkıntısını yaşıyoruz. Futbol-bilim ilişkisinin bu kadar yoğun olduğu günümüz futbolunda form düzeyinin de ayarlanabildiğini düşünüyorum. Bence form düşüklüğünü milli maç arasına denk getirmeye çalıştı teknik ekibimiz ama 1 hafta erkene denk geldi form düşüklüğü sanırım.

    Bu takım neler yapabileceğini gösterdi. Yine gösterecektir. Bu süreçte yapmamız gereken medyanın gazına gelmeden, takımımızı desteklemeye devam etmek. Bu yönetim, bu teknik kadro ve bu futbolcular bu desteği ve sabrı hak ediyorlar.

    3-0 yenildik ama sistemden taviz vermedik, kolaya kaçıp doldur boşalt yapmadık. Bu da kısa günün karı olsun :)
    Melih abi rica etsem yukarıda da bahsettiğim;
    - Erken form tutma ve buna bağlı form düşüklüğü,
    - Oyun içinde ekrana yansıyan oyuncularımızın mutsuz suratlarının sebebi,
    - Ve Ayhan – Elano tercihi konusunda (daha analitik değerlendirmeler yapabildiğin ve Rijkaard’ı daha iyi değerlendirebildiğin için) yorumunu sorabilir miyim?

    (Burak selam. Naçizane bir form düşüklüğünden bahsetmek pek doğru değil Ayhan Akman ve kısmen Mehmet Topal dışında ki, bu ikisinin form düşüklüğü sakatlıktan çıkmalarıyla paralel. Bunun dışında form düşüklüğü olsa atıyorum Arda Turan sırtı kaleye dönükken o iki kişinin içinden çıkamazdı. Ya da Nonda kaçırdığı iki gol için doğru noktada olamazdı, keza Baros.

    Sanırım asıl neden zihniyet ve tasavvur meselesi ki, sen de futbolcularımızın suratından okumuşsun bunu. Takım halinde hareket etmemezi bozan bir sorun var takımda. Bu çok net. Bu yüzden herkes kendine oynamaya başladı.

    Ayhan ve Elano değişikliği için fazla bir şey diyemeyeceğim. Ben bunu Elano’nun çıkarılması değil, Arda’nın forvet arkasına geçme değişikliği olarak görüyorum. Yani Elano cezalandırılmadı, Arda ödüllendirildi. Ama bu değişiklik de fayda etmedi. Umarım açıklayıcı olabilmişimdir. Sevgilerimle. Melih)

  19. isa Demiş ki:

    Merhabalar,

    Takımımızın en kısa zamanda toparlanacağını ve eskisinden daha iyi maçlar çıkaracağına hiç bir şüphem yok. Biz teknik kadromuzla ve oyuncu kalitemizle TSL’deki bütün takımlardan daha kaliteliyiz.
    Ancak görünen o ki bu sezon sadece rakip takımlarla mücadele etmiyeceğiz. Başkanımızın acilen federasyonu uyarması gerektiğini düşünüyorum. Yenilgimizin bahanesi bu değil tabii ki ama saha kenarında 90 dakika şov yapan A.Gücü teknik direktörüne tek bir uyarı bile gelmezken FR ilk ayağa kalkışında ilk hakeme itiraz edişinde hemen 4. hakemin uyarısına maruz kalması çok garip. Özellikle de 2. yarıda Uğur’a yapılan faul sonrası sadece sarı kart cezası verilmesi çok düşündürücü; ve buna benzer bir sürü aleyhimize çalınan garip fauller var. Sanki birileri çıkmış özellikle hakeme talimat vermiş Galatasaray’ı oynatma demişcesine bir maç yönetti hakem dörtlüsü. Onun dışında maç için fazla söylenecek bir şey olduğunu sanmıyorum maalesef kaybettik. Bu maçın bizim için bir ölçü olmadığını düşünüyorum. Saygılar…

    (İsa selamlar. Sanırım bizim için ölçü değil derken “sıradışı bir maçtı”yı kastediyorsun. Ben temelde 105 x 68 içinde kalmaya çalışıyorum. Yani sahadakini futbolcular üzerinden okumaya çalışıyorum. Hakeme pek girmiyorum. Ama dediğin doğru. Bu yıl şöyle bir şey görüyorum. Özellikle deplasmanda oynadığımız zaman tecrübesiz hakemler veriliyor bu maçlara ve bu hakemler de fahiş hatalar yapıyorlar. Sevgilerimle. Melih)

  20. gtforce Demiş ki:

    Selam,

    Yaşam dinamiği; yaptıklarımızın sonuçlarını yaşarız. Yenilgiye mazeret bulmaksızın bu problemin hangi noktada oluştuğuna bakmalı, karınca ağustos böceği misalinde olduğu gibi geçtiğimiz yıl sere serpe yattık. Skibbe’yi “skip” (in english, atlamak, basıp geçmek) etti futbolcularimiz, başlarına buyruk yaşadıkları sezonun neticesini yaşıyoruz, sezon başı yapılan yüklemeyi adaleleler bu kadar tuttu, mental (total futbol mentalitesi) yükleme ise adaleler kanalıyla izlenebilir hale geliyor tarafımızdan, bunu da unutmamalıyız.

    Arda’ya sorsak bize nasıl oynamaları gerektiğini kağıt üzerinde mükemmel bir şekilde anlatır ve biz de hayran kalırız fakat bu kısım teoriktir, teori pratiğe ancak adale kanalıyla geçer ve gözlemci tarafından gözlenir.
    Maça bakarsak Ankaragücü ne hücumda ne de defansta oyunu kazanacak hiç bir şey yapmadı, kendi kendimizi yendik. Tenis maçlarında olduğu gibi kendi hatamız rakibe puan aldırdı rakibin önlenemez vuruşuyla değildi sayılar. Sturm maçında olduğu gibi topla hızlı çıktığımızda yine gol pozisyonlarını bulduk ama bu sefer 20 değil 5 dakika sürdü.

    Hastalığın nüksetmesi gibi futbolcularımızın hücresel hafızasının direnişini izliyoruz Kasımpaşa maçından beri, bugün ise tam takım olarak knock-down olduk,mental isyan vardı otoriteye!!! Arda bireyselliğin başını çekti gerisini balığın baştan kokmasına bakarak değerlendirmeli. Servet’in gereksiz çıkışlarına daha önce değinmiştim. Bunlar vatan millet sakarya yaklaşımlarıdır total futbolla hiç alakası olmaz. Sistem midir? Evet, 3.dünya futbolu sistemidir (bknz.Rijkaard’ın Türkiye’de futbol ile ilgili röportajı). Hiddink’in Fener’den neden gittiğini de bu yönde sorgulamalı, mevcut bünye aklı (sistemli düşünceyi) reddeder ve akıl ortamı terkeder! Ama biz Fener değiliz hatta Türk de değiliz bu mental bünye kıyaslaması olarak! Biz Galatasarayız, merak eden 500 yıllık mental yapıyı inceler bünyenin neler ortaya koyabilecek potansiyeli taşıdığını görür. Uyumsuz olan gider bu asla Rijkaard olmayacaktır diye düşünüyorm. İki haftalık ara iyi gelir mi şüpheliyim çünkü takımın beyinleri farklı networklerde çalışacaklar hiçbiri özellikle Signor Terim Dutch yazılım dilinden hiç anlamaz :-(

    (Selam. Analojileriyle temelde katıldığım bir yorum. Minik bir şey. Skip etmek, yani atlamak anlamında geçen seneyi boş geçen sadece biz değildik. Fenerbahçe de boş geçmişti bir seneyi. Dolayısıyla benzer turguları orada da aramak gerekir, ki pek görmüyoruz adale anlamında. Aslında tek itirazım bu noktaya. Çünkü ileri sürüldüğü gibi fizik yorgunluk yaşamıyor bu takım. Evet var bir yorgunluk ama takımın kalitesi bunun ortaya çıkmasına sebebiyet vermeyecek denli farklı. Onun dışında sağlam durmak ve Galatasaray’ın farklı olması konusunda çok beğendiğim bir içeriğe sahip. Kendi adıma teşekkür ediyorum. Sevgiler. Melih)

  21. Onur Elgul Demiş ki:

    Herkese selamlar,
    Galatasaray, hatta Türk futbolu, ve hatta Türk sporu önemli bir kırılma noktasında. Ya her şey eskisi gibi devam edecek veya gerçek profesyonellik Türk futboluna gelecek, en azından Galatasaray model alınabilecek.
    Lütfen Türk takımlarını düşünün, oturmuş bir sistemi olan, bilinçli ve mantık çerçevesinde sistemine bağlı kalarak maç stratejisiyle hareket eden örnekleri düşünün. “Uefa Cup Winner” takımımız hariç ne yapacağını insanların bildiği başka bir örnek hatırlamıyorum. (Ki bence oradaki sistem de ideal değildi, çünkü daha çok futbolculara dayalıydı.) Bu örneği saymazsak Türk futbolunda hep günü kurtarma çabası içinde, oyun stratejisi “vatan-millet-Sakarya”dan ibaret olan bir “sistemsizliğimiz” var.

    Daha önce de belirttiğim gibi aslında konu daha genel, sadece futbol değil, aklıma gelen diğer branşlarda da öyle; basketbol milli takımımız namağlup devam ettiği turnuvada motivasyonu düştüğü için hiçbir maçını kazanamadan bitiriyor.

    Ama asıl konumuz futbol. Çok motive, mücadele gücü üst düzeyde gerçekleştirdiğimiz ve sonucunu aldığımız gerek kulüp düzeyinde gerekse milli takım düzeyinde başarılarımız yok değil aslında. Ama kalıcı olmuyor bu başarılar, devamı bir türlü gelmiyor. Sebebi ise çok belli, yeterince profesyonel değiliz ve sistemlere inanmıyoruz.

    Sezon başlamadan önce, hangi takımdaşımla konuşsam aynı şeyi söylüyorlardı, “FR iyi bir sistem oturtacak, sabretmeliyiz, güvenmeliyiz, desteklemeliyiz.” Evet en doğru yorum budur, birkaç maç işler iyi gitti diye sistemin oturduğunu düşünmek ve kaybedilen maçtan sonra sistemin iyi işlemediğini düşünmek bence acelecilikten başka birşey değildir.

    “Takım kamp yapmıyor, Türk futbolcusu kampsız maça motive olamaz, bu hoca Türk futbolunu bilmiyor, olmaz bu iş” demek ise en hafif deyimle “vizyonsuzluk”tur. Sanki Türk futbolu dünya kupaları getirmiş, sanki kulüpler Avrupa’da devamlı ve büyük başarılar sağlamış gibi eskiye sıkı sıkı sarılmak, yeniyi eleştirmek ve değişime direnç göstermek maalesef spor kamuoyumuzun ne kadar köhnemiş olduğunu göstermektedir.
    Sezon başında, ezeli rakimizin yaptığı gibi Türkiye’yi bilen bir teknik direktör getirerek de yola devam edilebilirdi. Belki o teknik direktör çift santraforu aynı anda oynarak şu iki maçtaki puanları da alabilirdi. Sonuç ne olacaktı peki, yine kendi küçük dünyamızda aldığımız bir başarıyla kendimizi kandıracaktık. Yönetimin bu yolu seçmek yerine, zor olanı; karakter kazandıracak, uzun vadede daha büyük başarılar sağlayacak ve devamlılığı olan bir yolu seçtiler. Bu yol çok çetin bir yol, bu yola girmek ancak Galatasaray camiasının altından kalkacağı yüklerle dolu. Daha önce yaptık, 4. sene sonunda kupa geldi. Bu defaki daha zor ama vaadettiği gelecek çok daha uzun ömürlü. Yapabilirsek gerçek bir sistem takımı olacağız.
    Ya yapacak sabrı gösteremezsek;

    1)Yukarıda küçümsediğim kendi dünyamızdaki başarılarla övüneceğiz.
    2)Yeni bir sistem takımı yaratma girişimlerinin cesareti kırılacak.
    3)Yeni bir sistem takımı yaratılma süreci, olumsuz örnekten dolayı istenmeyecek.

    Daha uzun yıllar “Allah yardımcını olsun!” diye sırtlarına vurularak sahaya çıkarılan futbolcuları izleyip, Türkiye sınırları içinde kazanılan başarılarla avunup kendimizi kandıracağız.

    Yönetim, doğruyu görerek vizyoner bir bakış açısıyla bir mücadeleye girişti. Tereddüt etmeden devam etmeli, taraftar olarak bizler medyadan gelen tüm kışkırtmalara karşı mantığımızla hareket edip takımımızın, yönetimin ve özellikle hocamızın arkasında olduğumuzu hissettirmeliyiz.

    Medyada gördüğümüz sezon başından bu yana süregelen bağırış çağırış, bu mücadeleden galip çıkacağımız korkusundandır.

    Korktukları başlarına gelecek..Ama zamanla…

    Saygılarımla..

    (Selam Onur. Bu sağduyulu ve vizyoner yorum için çok sağol. Sevgilerimle. Melih)

  22. Umit_Ankara Demiş ki:

    Merhabalar Melih Bey;

    Yaklaşık 4 aydır yazılarınızı büyük keyifle takip etmekteyim. Açıkçası bugüne kadar siteyi okumak benim için yeterli olmuştu, lakin bu sefer benim de söyleyeceklerim var!

    Birkaç maçtır devam eden tutukluğa çare bulmak için, “B planı” olmadığı söylenen teknik ekibimizin, orta saha kurgusu üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz, ki bence bu doğru bir yaklaşım. Aslında, teknik ekibimizin, oynanan her maçı doğru analiz ettiğini ve aldığı önlemleri bir sonraki maçta uygulamaya çalıştıklarını da görüyoruz. Biz görüyoruz ama son 10 gündür, adeta bir yerlerden işaret almışçasına saldırıya geçen medyamızın sözde sarı-kırmızı kalemleri görmüyor.. Gören göz nasip etsin yaradan, ne diyeyim.

    Konudan uzaklaştım, kusuruma bakmayın, biraz doluyum da.. Orta saha diyordum; Ayhan’ın sakatlığı ile birlikte, aynı çizgide oynayan, defansif yönü kuvvetli iki oyunculu orta saha kurgumuzu, Ankaragücü maçı ile, defansif yönü kuvvetli 1 oyuncu (Sarp) ve onun önünde oynayan 2 hücuma yönelik oyuncuya (Ayhan-Elano) çevirdik. Ancak ne yazık ki, bence teoride doğru olan -ya da en azından son haftalardaki sorunumuza çare olabilecek-bu yaklaşımın, pratikte işe yaramadığını da gördük. Bundaki temel nedenin, topa sahip olduğumuzda Ayhan-Elano ikilisinin forvetlere gereğinden fazla yaklaşması olduğunu düşünüyorum. Onların bu şekilde oynamaları sonucunda hücum başlangıçlarımızın Sarp ve zaman zaman da kaçınılmaz olarak Servet’e yüklenmesi, bir türlü arzu ettiğimiz organizasyonların ortaya konulamamasına sebep oldu. Topun kaptırıldığı anlarda, Elano-Ayhan ikilisinin deparla geriye dönme çabası da, fizik gücü zaten yetersiz olan Elano’nun 60′ncı dakikada tıkanmasına ve ardından gelen taktiksel değişiklikle orta sahanın hepten rakibe terk edilmesine yol açtı.

    Yani bence, maçı Elano oyundan çıkarken kaybettik. Kazanabilir miydik, muhtemelen hayır. Elano-Ayhan ikilisinin kademeli şekilde oynaması sağlanmadığı müddetçe kazanma ihtimalimiz yoktu.

    Bu arada, takımımızın genelinin sezon başından çok farklı bir görüntü çizdiğini de kabul etmemiz gerekiyor. Aslında son bir kaç maçtır devam eden bu durum Ankaragücü maçında -umarım- zirve yaptı. Sanki oyuncularımızın bir kısmı “İlk 15 maç bu Hollandalıların dediğini yaptık. Bir de kendi bildiğimizi yapalım, bakalım ne oluyor?” diye düşünüyorlar. Açıkçası bugünkü maçta, Uğur, Elano, Aydın ve Baros haricindekilerin takımımızın “felsefesi”ne ihanetini başka türlü yorumlayamıyorum. Milli maç arası sonrası, “FT travmasını” üzerinden bir türlü atamayan Arda’nın, arkadaşlarla aramızda “Messi mi olacak Iniesta mı?” diye tartıştığımız Arda’nın, Hasan Şaş olma kararına başka türlü anlam bulamıyorum.

    10′uncu hafta öncesinde mağlubiyet almamızın çok önemli olduğuna inanıyordum baştan beri. Asya’ya namağlup olmanın stresi ile gitmek istemiyordum. Ve aslında 0-1 yerine 0-3 olmasından da skorun memnunum. Umarım bir soğuk su etkisi yapar oyuncularımızın üzerinde bu skor. Umarım, maçtan sonra hocamızın açıklamaları ekseninde, oyuncularımız fark eder ki, bu gemi batarsa kaptanından miçosuna kadar hepsi ıslanır. Ve umarım milli maç arası bu kez tam ters etki yapar da toparlanmaya başlarız.

    Aksi takdirde, sarı-lacivertli bir rakiple sonraki karşılaşmamızda skorun 3′te kalması bir mucize olur korkarım ki.

    (Selamlar Ümit. Öncelikle hoşgeldin Gayın-Sin’e.

    Galatasaray orta sahasıyla ilgili yorumuna temelde katılıyorum. Sanırım durumu defansif açıdan inceledim. Ofansif olarak etkisizliğimizi de (ki bu maç Galatasaray’ın en pozisyona girdiği maç olarak geçti kayıtlara Kayserispor maçıyla birlikte) sistem dışı egoistliklerle açıklamış oldun. Yanılıyor muyum? Böyleyse bir sorun yok. Ancak yine de Mehmet Topal’ın girmesinden sonra, yani çift defansif orta saha oyuncusuna döndüğümüzde durumu kurtarmak gerekiyordu sanırım. Yani maç en kötü 0-0 bitmeliydi o zaman. Ama Mehmet topal’ın olduğu zaman diliminde 3 gol yemek beni orta saha dışında yerlere daha dikkatle bakmaya yöneltiyor. Ki bu yer dediğin gibi Uğur Uçar, Aydın Yılmaz, Ralph Elano ve Milan Baros dışındakilerin takım (taktik demiyorum) disiplininden kopması olabilir. Sevgilerimle. Melih)

  23. umit Demiş ki:

    Melih abi,
    Maç hakkında sayfalarca yazı yazılabilir. Fakat ben iki kelime ile maçı özetlemek istiyorum.

    “İhaneti Gördüm”

    Evet, bugün takımın sisteme ve Rijkaard’a ihanetini gördüm. Hatta lafı dolandırmadan direkt oyuncular özelinde söyleyeyim. Arda ve Servet sisteme açıkça ihanet ettiler bu maçta. Fotoğraf o kadar güzel anlatıyor ki bu durumu.

    -Et tu Brute..

    15 Mart M.Ö. 44′te Julius Sezar, Marcus Junius Brutus liderliğindeki kızgın bir grup senatör tarafından sırtından hançerlenmiştir. Brutus Sezar’ın en yakın arkadaşıydı. Sezar’ın önce saldırganlara karşı koymaya çalıştığı, fakat Brutus’u görünce, bu sözleri (Et tu, Brutus?) söylediği ve kendisini kadere bıraktığı (karşı koymayı bıraktığı) rivayet edilir. (wikipedia)

    Ama benim bildiğim tek gerçek, Rijkaard kendisini kadere bırakacak, karşı koymaktan vazgeçecek bir komutan değil.

    Arda’nın önünde iki seçenek var, ilki Hasan Şaş olmak, diğer seçenek Arda Turan olmak.

    Fenerbahçe’nin çok iyi yaptığı ve bizim iyi yapamadığımız, hatta hiç yapamadığımız bir şey var. Kontra atak. Birinci ve ikinci bölgede kaptığımız topları Ayhan, Arda, M.Topal gibi oyuncularımız o kadar yavaş ve o kadar kötü kullanıyorlar ki.. Alex’in hakkını burada teslim etmem gerekiyor. Futbol zekası gerçekten üst düzey, Antalyaspor maçında ikinci golde yaptığını bizim takımda yapabilecek tek bir kişi var. Elano. Evet çok formsuz ve beklenenden çok uzak, bunda fiziksel olarak hala hazır olmayışının da etkisi var, ama Rijkaard’ın istediği o seri paslaşmayı yapmaya çalışan bir tek onu görüyorum sahada.

    Leo, Keita ve Sabri bu takımın vazgeçilmezi. Artık taraftar Uğur fetişizminden kurtulur inşallah. İlk golde Uğur o kadar güçsüz kaldı ki rakibini düşüremedi bile. Sabri o kadar aciz kalır mıydı aynı pozisyonda?

    Leo’ya da bir parantez açmak gerekiyor. Futbol/savunma anlayışı/bilgisi gerçekten üst düzey, hatta takımdaki defans ve orta saha oyuncularından daha iyi. Ve Gökhan Zan.. Ne çok hissettik yokluğunu değil mi? Topu oyuna Servet’ten de Hakan’dan da iyi sokuyor. İlk geldiğinde burun kıvırdığımız, Rijkaard’ı eleştirdiğimiz Gökhan’ın sistem için ne kadar gerekli bir oyuncu olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

    Bunları skor kötü olduğu için böyle yazmadım. Penaltı verilse ve maç 1-0 lehimize bitse de görüşlerim değişmezdi. Ortada oynanan oyundan ziyade farklı şeyler var. Bir ihanet var. Oyuncular arasındaki sezon öncesi kolej havası kesinlikle kaybolmuş, ve kesinlikle yolunda gitmeyen olaylar var bu açık ve net.

    Rijkaard ve Neeskens’e büyük iş düşüyor. Önceki yazında yazdığın gibi, asıl ateşle imtihan yeni başlıyor. Bu ateş sönmez ise 10.hafta çok kişiyi yakar.

    (Ümit selam. Temelde katılmakla beraber yaşadığımız durum için ihanet kelimesini biraz fazla buluyorum açıkça. Evet yoğun biçimde bir saha içi disiplinsizlikten bahsetmek gerekiyor. mesela Arda Turan’ın asist yapmayı maç 1-0′ken getirmesi oldukça manidar. Ama yine de buna ihanet demek başka bir şey.

    Uğur Uçar bence taktik disiplin olarak elinden geleni yaptı. İkisi Aydın Yılmaz’la birlikte bir şeyler yapmaya çalıştılar sağda. Esasında iki pozisyon da ürettiler. Ama Uğur Uçar ilk golde sürati nedeniyle aciz kaldı, güçsüzlüğü de buna eklendi. Ama yine de nasıl vaktinde Sabri Sarıoğlu’na haksızlık yapılmasına karşı çıkıldıysa Gayın-Sin’de hem gerçek hem de futbol adaleti bakımından, şimdi de Uğur Uçar’ın idam edilmesine karşı çıkmak şart. Maçla ilgili en temel sıkıntıyı Keita’sızlıkta yaşadık. Çünkü özellikle ilk yarılarda o kadar alışmıştık ki sağ kanat dominasyonuna neredeyse bir kanadımız yok gibi oynadık.

    Kontrat futbolu için Elano olmazsa olmaz birisi. Sanırım ulusal maç dönüşü Rijkaard sahi içi liderliği ona verecek. Sevgilerimle. Melih)

  24. muratafsar says:

    Selamlar Melih Ağabey,

    Eski bir Roma mottosu der ki; “İncrescunt animi virescit volnere virtus.”

    “Aldığın yaralar seni güçlendirir”

    5 puan fark önemli değil, şu an eleştirilerin en büyük sebebinin ezeli rakibimizin çok kötü oyunlarla aldığı puanların kıymetini görüyor olmamız aslında.

    Dünkü maça bakınca bir dağınıklık vardı, evet. Ancak ilk 6 maçlık periyodun ve takımdan beklentilerin çok yükselmiş olmasının bireysel anlamdaki stresi, ve özellikle son iki maçtaki kayıpların yarattığı moral çöküntü oldukça göze battı.

    Maçın teknik analizini yapmaya ihtiyaç duymuyorum açıkçası, çünkü bu sene Galatasarayımızın Süper Lig maçlarında oynadığı en zayıf rakipti bu takım, Kasımpaşa da dahil olmak üzere. Artık bize karşı oynanması şart olduğu bilinen sistemi uygulayan, sistemsiz ve kesinlikle organize olmayan vasat altı bir takımdı Ankaragücü. Bunun yanına biraz oyuncularımızın gol gelmedikçe moral anlamda çöküntüleri, biraz da bu durumu iyice destekleyen “tuhaf” hakem takdirleri eklenince ikinci devrenin sonlarına doğru maç çığrından çıktı maalesef.

    Maçın kırılma noktalarını kendi adıma ne Uğur’un direkten dönen topu, ne Nonda’nın kaçırdıkları, ne Baros’un pozisyonu, ne Arda’nın penaltı itirazlı pozisyonu olarak görüyorum. Bence kırılma anı Aydın’a yan hakemin gözü önünde yapılan kartlık faulün göz ardı edilmesi ve devamında 20 saniye sonra Ceyhun’a verilen “omuz omuza” pozisyondaki faul kararıdır. Zira bu andan itibaren, o dakikaya kadarki moral çöküntü üzerine bir de fizik yorgunluk girince oyuncularımızı iyiden iyiye etkiledi. Açıkçası o pozisyondan sonra bu maçtan 3 puan alamayacağımızdan neredeyse yüzde yüz emindim. Yenen 3 gol için denecek hiçbir şey yok bence, zira 1-0′a da 3 puan kaybediyoruz, 3-0′a da. Ankaragücü’yle ikili averaja kalmamızın da pek anlamı olmadığına göre sadece istatistik anlamında üzülürüz sanıyorum.

    İstatistik demişken, maç oranları nedir bilmiyorum ama 75 dakikalık periyodda son 3 maçımıza oranla kesinlikle bir yükseliş içinde olduğumuzu düşünüyorum, Uğur’un ve Caner’in bek bindirmeleri, temel futbol prensiplerine uygun atak anlayışları ben ilerisi için mutlu etti.

    Belki de bu maç için denecek tek şey var işte sonuçta,

    “Atamayana atarlar.”

    Geleceğimizi kuruyoruz, kili henüz çömlekçi çarkına attık biz, daha yeni şekilleniyor. Suyla sıvazlanarak şekle sokulacak yerler olacak daha, ama eminim beklediğimize değecek. Kimbilir, belki 10. haftada yıllardır süren talihimizi kırarız. (Her ne kadar rakip takımda herkes biten kredilerinin bu maçla en az 10 maçlığına geri geleceğini bildiğinden yine en üst şekilde kendilerini parçalayacak olsa da, heheh.)

    Saygılar, sevgiler.

    (Murat selam. Açıkça ilk 75 dakikadaki istatistikleri pek bilmiyorum. Ama ortalama olarak rakibin isabetli pasını belirli bir seviyenin altında tutamadık. Bu sanırım 75 dakikalık zaman diliminde de aynıydı, sonrasında da.

    Bir de Nietzsche herhalde bu Latin deyişini yeniden seslindirdi, öyle anlıyorum. Sevgilerimle. Melih)

  25. maiask Demiş ki:

    Sevgili Melih ağabey;
    Belki yazacak onca şey bulacağız, ama herkesin affına sığınarak söylemek isterim ki; bizler güzel günlerin mücadelesi için buradayız. Bizi en çok üzen inandığımız takımımızın inandıklarından korkmasıdır…
    Strum Graz maçı sonrası yazımdaki eleştirim için fazla acımasız olduğumu söylemiştin.
    Aama bugün öyle çok eleştirmek istemiyorum.
    Bu kadar çok değişen bir savunma bloğunun içinde Uğur, Servet, Hakan ve Caner’i maç içinde kaç kez uyardı teknik direktörümüz ben sayısını hatırlamıyorum.
    Uğur adına çok üzüldüm arka arkaya iki çalım onun dengesini bozdu.
    Arda inanılmaz mücadele etti (kimi zaman yapamayacağını bile bile şutlar attı) bir deplasman maçı için çok fazla servis yaptı.
    Baros için fazla birşey söylememize gerek yok bildiğimiz Baros; kaçıracakta atacakta… (ama keşke takımın ona bu kadar çok ihtiyaç duyduğu bir anda beklentilere cevap verebilse)
    Elano… Premier lig patentli Brezilya Milli Takım Oyuncumuz, anlaşılan o ki hala hiç ama hiç ısınamamış takıma, sisteme, ligimize ve Ülkemiz Futboluna.
    Sevgili Frank Riijkard’ın dediği gibi güzel şeyler yaptık, yapabileceğimizi gösterdik ve yolunda gitmeyen nedenleri bulup değerlendireceğiz.
    Ama Melih Ağabey bu son satırlara kızma…
    Neden 2-3 yıldır sürekli ama sürekli bu sakatlıklarla uğraşıyoruz… Tamam geçen yıl takımımız hazırlık yapmadı dedik, peki ya bu yıl Gökhan Zan nerede, Emre Güngör neden hala bir 90 dakika yok, Linderoht neden hala hazır değil, (Emre Aşık belki çok fazla yoruldu) ve bilmem hatırlarmısınız iki yıl önce oynayan bir Serkan Çalık vardı, acaba o nerede… ve bunca eleştiriye rağmen neden Sağlık Ekibimiz gerekli açıklamayı yapmıyor.
    Her takım kaybedebilir; ama böyle olmamalı, yenilen bir gol bu kadar herşeyi yıkmamalı, bütün özgüvenimizi yerle bir etmemeli, biz büyük bir camiayız, o üçüncü golü bizim takımımız yememeliydi Melih Ağabey…
    Son sözüm…
    Bize onca güzellikleri yaşatan takımımız bizi yine mutlu edecek onlar, kaybetmeleri bizleri üzmez. Ama öğrenmekten vazgeçerlerse bizi üzerler hiçbir alışkanlık kolay kazanılmaz, oluşturmaya çalıştıkları sistemin zorluğunu hepimiz biliyoruz “Total”… ismi gibi birlik ister, mücadele ister, futbol topunu çocuğu gibi sevmek ister, takım arkadaşının bütün iyi ve kötü yanlarını bilmeyi ister, herkesin yapabildiği en iyi şeyi yapmasını ister, ve inanmak ister hiç bakmadan, usanmadan, yorulmadan…
    En zor günler bizim işimiz… Yeter ki inancımızı kaybetmeyelim…

  26. Bald Demiş ki:

    Merhaba,

    Devrim futbolda da kolay gerçekleşmiyor. Tam da sıkıntılar tespit edildi, bunlara çözüm üretilir derken sıkıntı başka yanlarda belirdi Ankaragücü maçı ile.

    Aslında sıkıntıları birbirinden ayırmakta pek doğru değil..takım oyunundan, total futboldan uzaklaştıkça bir şeyler daha belirginleşiyor.

    Öğretilmeye çalışılanın aksine sonuca neredeyse tamamen bireysel aksiyonlar ile ulaşmaya çabalamak devrimin parlak bireyleri olacakları sıradanlaştırıyor.

    Fazla söze gerek yok..total futbolu sadece total hücum olarak algılamayalım yeter. Biraz da sabır futbolu.

  27. ertugrul Demiş ki:

    Bu tip maclar elbette olacaktir, ben daha erken bekliyordum bu yol kazasini ama, yine iyi geldi buraya kadar galatasaray.
    Bu mac ozelinde degil, genel olarak soyle bir sey soylemek istiyorum, bu mactan hemen once Arsenal-Blackburn sonrasindada Chelsea-Liverpool maci vardi malum, onlarida izledim, acikcasi merak ettim acaba kac dakika oyunda kaldi top, cunku bir ara hakemin oldugunu unuttum maclarda. Bence, Turkiyede takimlar eger rakip kendisinden teknik olarak gucluyse cok faullu oynuyorlar, oyunu cok yavaslatiyorlar, maalesef hakemlerde bunu engelle(ye)miyorlar.Sanirim Galatasarayin gecmis maclari ile alakali topun oyunda kalma suresi ile alakali bir istatistik vardir, muhtemelen bu istatistik, avrupa maclarinda daha yukari cikiyordur. Topun oyunda kalma suresinin azalmasi, oyunun sogumasi demek buda bizim takimimiz gibi futbol oynamak isteyen bir takimin konsantrasyonunu etkiler diye dusunuyorum.Kaldi ki futbol seyircisinin bile konsantresini dusuruyor.
    Sirf bu yuzden bile Frank Rijkaard gibi bir teknik adamin burada olmasi sevindirici, cunku eger Galatasaray basarili olursa, bu TSL’deki diger takimlarada olumlu yansiyacaktir.Belki o zaman bu ligde daha kaliteli, daha hizli futbol maclari izleriz.

  28. Seyhmus Demiş ki:

    Evet bir tokat gerekiyordu Galatasaraya ve o tokat dun yenilmisti.

    Bana gore Galatasarayin en buyuk sorunlarindan biri erken gol bulma istegi ve bu istegi yerine getiremeyince strese girme.Dakikalar gectikce Galatasaray daha da kasiliyor ve daha 60.dakikada strese giriyor.Son 2 mactaki form dusuklugu bu macta zirveye cikmisti.

    Bu sorunda cift forvete donerek cozulmez bence.Onemli olan orta saha direnci.Fenerin 8′de 8 yapmasinin en buyuk nedeni orta sahadaki direncidir.Bu yuzden orta sahadaki direnci arttirmaliyiz.

    Sonuc:Bu 2 haftalik arayi cok iyi degerlendirmeliyiz.Nerede hata yaptik niye boyle oldu diye dusunmeliyiz.Bu takim nasil ilk zamanlar gelen gecene 4-5 atiyorsa simdi de bu durumdan onlar duzluge cikaracak takimi.Ben takimima guveniyorum.

    “Bir günde Kral olmadık, bir günde tahttan inmeyiz”

  29. ozemir59 Demiş ki:

    herkese slm kesinlikle ve kesinlikle hiç kimse üzülmesin bu takım hala ligin en iyi top oynayan takımı rijkaard mutlaka takımı toparlayacaktır. arda için söylenenlere kesinlikle katılıyorum sadece futbolu düşünsün eğer barçada oynamak istiyorsa son iki haftadır yine magazin programlarında görmeye başladım kendisine yazık etmesin ben onu barçada izlemek istiyorum.

  30. Erasmus Demiş ki:

    Merhabalar,
    Sanırım total tutulma derken, bizim de aklımız tutuluyor. Daha 4-6 hafta önce bizi çok mutlu eden bu çocuklar değilmiş gibi davranıyoruz. O zamanki oyun da bu ekibe aitti, bu oyunda bu ekibe ait. Dolayısıyla kişiler üzerinden yola çıkmak, örneğin Arda’nın hayatındaki arkadaşlıklarını sorgulamak, çok da doğru değil gibi geliyor. Arda ayağında çok top tutmuş, Servet gereksiz zorlamalar yapmış, öte yandan başka oyuncular başka hatalar yapmış diye eleştiri yapmak büyük resmi anlamamızı engeller diye düşünüyorum. Sorun takım oyununa sahip çıkmamaktan kaynaklandı. Takım oyununu bir kenara bırakınca da, yediğimiz ilk golle birlikte çözüldük. FR’ın açıklamalarını dinledim az önce. Ne diyor FR: takım olarak kaybettik. Bana göre futbolun bir takım oyunu olduğunu, eğer bu ilkeyi unutursanız dağılmanızın çok da mümkün olabildiğini çok güzel bir dersle öğrendik. Önemli olan bir sonraki maçta nasıl tepki göstereceğimiz. Eğer gene aynı dağınıklık ile oynarsak asıl tehlike o zaman başlayacaktır, çünkü hatalarımızdan ders alma konusunda problemlerimiz var anlamına gelecektir bu durum. O yüzden bir sonraki maçımıza kadar beklememiz en doğrusu olacaktır. Umuyorum bu maçta gördüğümüz arızalar mümkün olan en az seviyeye gerilemiş olur.

  31. Baris Tokyay Demiş ki:

    Merhaba,
    Her hattı ile isteksiz, gayriciddi, disiplinsiz ve bunların sonucunda takım olarak kötü oynanan bir maçtan sonra “şu onamalıydı, bu kötüydü, Elano fıs, Arda tıss” yorumları bence gereksizdir. Zaten ne Melih Bey ne de şu ana kadar okudğum yorumcular saha içi performans konusunda pek özele inmemiş. Arda’nın saha içi performasını etkileyen ama kayanağını bilemediğimiz sorunu hariç.
    Bir çok kişi gibi ben de Arda’daki davranış değişikliği ile ilgili varsa bilginizi, yorumunuzu okumak isterim.
    Benim 1.dakikadan itibaren hissettiğim yoğun stresi aynen futbolcularda da gördüm ve sınava girip de stresten bildiklerini de unutan ve yapabileceği soruları da yapamayan bir öğrenciye benzettim oyuncularımızı(ben şahsen yaşardım bunu.) Bu stres 1 gol gelse biraz hafifleyecekti, Baros akıl almaz şekilde golü kaçırdığında Servet’in suratındaki ifadenin sebebi de buydu.
    Size şöyle bir soru sormak isterim, Teknik Ekibmizden hiç şüphem yok ve oyun planı değişikliği oyuncu seçimi gibi konularda da hiç ahkam kesesim yok, öte yandan girişte yazdığım isteksiz, gayriciddi, disiplinsiz oyun konusunda sizce Teknik Ekip neler yapmalıdır? Yapacak mıdır? Futbol Şubesi neler yapmalıdır? Yapacaklar mıdır? Hem tecrübeniz hem varsa bilgileriniz hem de genel analizleriniz sonucu bu sorulara kısa yanıtlarınız olursa çok sevineceğim.
    Bu dönemin Trabzonspor maçı ile bitmesi dileğiyle.
    Saygılar

  32. repla78 Demiş ki:

    Akıl yolundan sapıyoruz. Herşeyin ancak çok tekrar ve çalışmayla mükemmel olacağını anlamıyoruz. Profesyenelliğin sadece takım değiştirme ve ücret konusunda olduğunu düşünüyoruz.
    Galiba burada genel futbolcu manteletemizi sorgulamak gerek. Gaz insanı, herşey ölüm kalım, sürekli yapılması gereken ve tekrara dayalı sabır isteyenleri bir kenara bırakmak.
    Bunun sonucunda takım oyunu yok. Uygulamakta olduğumuz sistemin gerekliliklerini yerine getiremiyoruz.
    A.Gücü akıllı oynadı. S.Graz maçında yaptığımız gibi yine rakip alanda top çevirmek yerine kendi sahamızda top çevirmeyi beceri saydık. Buda şu anlama geliyor ki, sadece sistemi uygulamak ister gibi göründük. Sadece görünürde vardı bu. Ve biz bunu bile hızlı yapamadık.
    Rakip sahada kalmanın yolunun top sürmek değil paslaşmak olduğunu, sadece topu kapmak için değil paslaşmak için koşmamız gerektiğini anlamalıyız.
    Şimdi futbolcu istatistiklerine baksanız her fubolcu her ligde ortalama 9-10 km koşuyor. Galiba burada önemli bir istatistik eksikliği olduğu kanısındayım. Bu koşunun kaçı top kendi takımındayken kaçı karşı takımdayken oluyor. Top sendeyken koşmayı düşünmüyorsan ve seyretmeye geçiyorsan. Öenmli bir terslik vardır.
    İkinci olarakta topa sahip olma ve rakip sahada topla oynama süren. İşte olayın esas noktası burası galiba. Risk almak budur işte.Yoksa bütün takımı ileriye yollamak değil. Rakip sahada topu kaybetme riskinde olsa paslaşmak, paslaşmak. Tabi defans oyuncuların kendini kurtarmak için kendilerini geriye atmıyorlarsa. Atınca 70 m paslaşmak kolay olmasa gerek.
    Hala top kaptıran kişinin kademesini sağlayamıyoruz. Sahadaki her oyuncu en yakınındaki ve öndeki oyuncunun kademesi olmalı ve ona yakın olmalı. Ama bizim mantığımızda tedbirli ve defans güvenlikli oynamak adamımız ilerdeyken geride beklemek oluyor.Nasıl olsa o yetenekli yapar bişey. Ama sonradan o kişide buna soyunup beceremeyince suçlu. Ama ou böyle oynamaya iten neden diğer oyuncuların oynama tarzı. Hayır olaynın başladığı yerde müdahale esas defans yapmak ve tedbirli davranmaktır. Ama bunu takım halinde uyumlu yapamıyorsanız yoksunuz demek.
    Son olarakta hala ısrarlıyım bu konuda. Bizim türk futbolundaki orta saha oyuncuları rakiple omuz omuza mücadele ederek yıkılmadan top almayı yani hızlı ve gücüne güvenerek top almayı bilmiyor. Uzak kalıyorlar sonrada hamleyle top almaya çalışıyolar. Yok öyle birşey adama yakın olacan ve kendini mümkün olduğu kadar yere yatırmadan alacaksın topu. Yere düşersen kalkamazsın. Ve geri dönemezsin.

    Galiba bizim türk futbolcuları için çarede antreman değil. Otturup videolarla 3 aylık hızlandırılmış bir kurs hazırlayıp, bu kurstan geçirmek olacak. Çünkü bizim vücud antremanından çok beynimizi çalıştıracak şeylere ihtiyacımız var. Galiba zor olanda bu. Çünkü beynimizle düşünmek zor geliyor bizlere.

  33. onderali Demiş ki:

    Dün maalesef maçı izleyemedim.
    Ancak vakit bulup internetten skoru aldığımda şok oldum. Melih Ağbi bu garip mağlubiyetin nedenlerini gayet güzel yazmış. Sanırım bizler için olduğu kadar futbolcular için de rüyadan uyanma vakti. Aslında bu vaktin geldiğini Eskişehirspor maçı söylemişti, Strum ikinci uyarıyı yaptı. Ancak belli ki uyarılar istenilen etkiyi yapamadı. Uyku sürdü. Bu puan kaybı hiç de önemli değil. Elbette bir toparlanma, uyanma etkisi yaratması koşuluyla. Kısa bir not olsun: Önemli olan madem ki sistem, o halde bu seneyi, hatta bir sonraki seneyi “boş” geçebilme ihtimalini ıskalamamak gerekiyor. Yani bu toparlanma süreci birkaç yıl dahi sürebilir. Böyle bakıldığı an gerçekten F.R’ı anlamış ve inanmış oluruz…

    Sevgilerimle…

  34. ergin Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    Dediğin gibi üzüntüden yorum yazamadım.Ama kızgın değilim. FR ile güzel günlerin bizi bekledigini biliyorum. Dünkü maçla ilgili iki notum var.Bunlar :

    1. Servet’in , ileride fantastik çalımlar atıp , orta yapma sevdasından vazgeçmesi gerekir. Çünkü öyle bir kapasitesi maalesef yok. Çirkin gözükmeye başladı artık.Bence Rijkaard’ın sisteminde kimse kahramanlıga soyunmamalı , sadece denileni yapmalı. Arda da buna dahildir.

    2. Caner’in sürekli solbekten niye uzun toplar oynadıgını anlayamadım ? Total futboldan , bloklar arası bağlantıdan bahsediyoruz .Ancak Caner sürekli uzun top oynuyor. Geçen maçta yaptıgında ,heyecanına kendini kanıtlama arzusuna yorumlamıştım.Ancak bu maçtada yapmaya devam etti.

    3. Dengemizin, milli takım maçları nedeniyle bozuldugunu düşünüyorum. Bir alfabeyi yeni öğrenmeye başlamışken , onu bırakıp başla şeyler düşünmeye başladık. Böylece öğrendiğimiz şeyler tekrar etmemekten dolayı unuttuk. Birşeyi öğrenmek için , sürekli tekrar ve pratik gerekir. Sanırım Rijkaard ,ana oyunumuzu tamamıyle öğretene kadar herhangi bir ikinci plan uygalamayacaktır.Bence de , bu uzun sürede başarıyı getirecektir.

    Saygılarımla,
    ERGIN

  35. Trevan Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,

    Yazdiklarina A-Z’ye katiliyorum. Eline saglik.

    F.R. mactan sonra bu mactan ders almamiz gerekiyor dedi. Ders alacagimiz umit ediyorum. Israrla yapmadigimiz bazi basit seyler var,anlamakta sikinti yasiyorum. Ornegin, ceza sahasina giren oyuncu cok zor bir durumda sut cekmek yerine bos pozisyondaki arkadasina neden pas vermez ? Ya da hucuma cikarken, bir kanat oyuncusu, orta alanda ona yakin ve bos pozisyondaki arkadasina yerden pas vermek yerine neden havadan 20 metrelik bir pasla direkt ceza alani onune top atmaya calisir ? Bir takim bu kadar rahat gol pozisyonuna girip nasil hicbirini atamaz ?

    Son olarak sevgili skor basinimiza deginmeden gecemeyecegim.

    Dun reytingi yuksek spor kanallarini bir sure izledim, cok bilmis amcalarin hepsi keyifle bekliyordu, agizlar kulaklarina varmis, video bantlar hazirlanmis, onceki haftalarda nasil uyarmislar Frank Rijkard’i. Defansta verilen aciklar zaten asikarmis, cekirge bir sicrarmis, aman efendim artik cocuklar bile ezberlemis oyuncu degisikliklerini, vs vs vs….
    GS eninde sonunda tekrar duzelecek, bizim gorduklerimizi F.R. ‘da goruyor. Zor bir donemdem geciyoruz ama bunu altedecegiz. Ve bu takim tekrar bir makina gibi islemeye basladiginda, F.R. yine tek santraforla oynayacak, yine 60′da keita yerine Kewell’i alacak, yine 70′de Baros yerine Nonda’yi alacak. O gun geldiginde herkesin ezbere bilecegi bu sablona karsi ne yapacaklar cok merak ediyorum ? Bir seyi bilmek onu altetmek icin yeterli mi ? O halde neden Barcelona tum maclarini kaybetmiyor ? Her mac bir surpriz mi yapiyor ?

    Herkese saygilar ve sevgiler,

    Moral bozmanin alemi yok, her sey guzel olacak :)

    Cem,

  36. Shahin Demiş ki:

    Doğum günümde aslanlardan zafer bekliyordum, ama hüsranla karşılaştık. Canları sağolsun. Asla şok olmadım. Çünkü puan kayıplarını sezon başı bekliyordum, şimdi gerçekleşiyor. Düşüşümüzü bir kaç faktöre bağlıyorum:

    1. Sezonu erken açmamızdan dolayı form düşüklüyü, fizik ve en önemlisi de mental yorgunluk yaşıyoruz.

    2. Dört stoperden üçünün sakatlanması, üstelik son maçta Sabri’nin de eksikliği savunma düzenimizi alt-üst etdi.

    3. Pozisyon bulmada sıkıntımız yok. Bu maçta bile en az 3 tane yüzde yüzlük gol pozisyonumuz var. Sezon başı böyle pozisyonları gole çeviriyorduk, şimdi atamıyoruz. Artık buna şanssızlık mı, beceriksizlik mi, formsuzluk mu, laubalilik mi denir, karar veremiyorum.

    4. Maçlar öncesi kamp uygulaması tekrar başlatılmalı. Rijkaard oyuncuların profesyonelliğine çok inanıyor, ama sanırım Türkiye’nin hiçbir yönü ile Batı Avrupa ülkelerine benzemediğini gördü. Özellikle de Türk oyuncuları başıboş bırakırsanız, kulaklarını çekmezseniz sonu böyle olur.

    5. Yönetim ve teknik heyet sezon başında Linderoth, Emre Güngör, Gökhan Zan gibi sakatlık şampiyonlarına, yaşı ilerlemiş Emre Aşık’a güvenerek büyük hata yaptı. Emreler ve Gökhan üçü bir stoper etmiyor. Linderoth gibi 2 yıldır sakat olan bir adama nasıl güvenilir, anlamıyorum. Daha önce de yazdığım gibi, devre arası kaliteli stoper ve çiftyönlü orta saha oyuncusu almazsak, sezonu hayalkırıklığı ile tamamlamaya hazır olalım. Ayrıca bir forvet transferine de ihtiyacı var takımın. Ama bu transfer yeni sezona bırakılabilir.

    6. Hakemler kesinlikle bize karşı kötü niyetli. Hakem camiası Fenerbahçe’nin şampiyonluğuna şartlandırılmış. Bu hain senaryoyu sadece futbol takımımız gerçek gücünü ortaya koyarak bozabilir.

    Melih abi, Siz Florya’dan muhakkak bilgiler alıyorsunuz, neler oluyor takımda? Takım olgusunun kaybolmasının sebepleri neler? Rijkaard’ın maç sonu açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Fenerbahçe maçını da düşünerek sistem değişikliyine gidebilirmi hocamız?

  37. ifzor Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi. Selamlar öncelikle. Maçın analizi diye bir konuya değinmeyeceğim. Dün sahada olan 10 kişi kaleci hariç ve daha sonra oyuna giren 3 kişi de dahil laubali oynadılar. Defans savunmasını, forvet hücümunu yapmadı. Gayrı ciddi oynamanın bedeli 7 dakikada 3 gol oluyor tabi. Yenilen gollere bakın Hakan Balta stoperimiz hiçbirinde yok. Diğer stoperimiz olan Servet in ikinci goldeki durumuna bakın. Kayarak müdahale etmek istiyor (sadece istiyor) sonra yerden kalksam mı kalkmasam mı diye nerdeyse kendisiyle savaş içinde. Bu arada topu oyuna Hakan Balta nın sokması lazım Servet ona atıyor Hakan Balta da ona geri atıyor. Ortasaha oyuncuları Mustafa Sarp, Ayhan ve Mehmet Topal söylenecek kelimem yok pas hataları, sorumluluk almama ne ararsanız vardı. Bu arada Elano dan bahsetmiyorum. Konuşmam için birşeyler yapması lazım. Ne koşuyor ne pas yapıyor pas hatalarından hala kondüsyonu yok. Arda için ayrı bir cümle kuruyorum. İyi oynamayan futbolcunun ağzı iş yapmaya başlar. Ben Arda da bunu görüyorum. Halbuki Arda bizim için en değerli olanlardan ama o kadar çok medyada yıpratıldı ki(Ben bazı durumlarda kendisinin de çanak tuttuğunu düşünüyorum). Forvet de zaten takımın geneline uyuyor atsam ne olur atmasam ne olur derecesinde vurdumduymazlık içinde. Ben Teknik Direktörümüzün buna bir diyeceğini düşünüyorum. Herkes kendi görevini yapmalı öncelikli olarak ve bu takımda herkes aynı değerde değil bunu da anlatmak gerek anlamıyorlarsa tekrar tekrar anlatıp rotasyona sokmak lazım. Maç aklıma gelince hala sinirleniyorum. Neyse biz de Kaptanımız Arda gibi zamana uyalım: “Önümüzdeki maçlara bakıcaz”… İnşallah tehlikenin farkına varabiliriz.Saygılar

  38. Emrah Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Takımın ‘Rijkaard İlkeleri’ni yerine getirememesine bağlamışsın mağlubiyeti… Peki bu takım bu ilkeleri ilk 6 haftada yerine getiriyordu da şimdi mi getiremez oldu? Oynadığı futbolun üzerine koyması gerekirken, geri vitese mi taktı? İlginç…

    Demek ki futbolcular ya hiç öğrenememiş o ilkeleri, ya da aşağıda bahsettiklerim bu mağlubiyetin zeminini hazırlamış olabilir;

    _Aydın takımı 10 kişi oynamak durumunda bırakmıştır. Ve ne hikmetse 90dk. sahada kalabilmiştir.

    _Arda’nın bencilliği kabul edilebilir boyutları çoktan aşmıştır. Ayrıca, geçmiş senelerde olduğu gibi kornerleri ön direğe ortalama aşkı nüksetmiştir ve bütün kornerler heba olmuştur.

    _Servet’in forvet olma aşkı takıma zerre katkı sağlamadığı gibi her maç 3, 4 atağımızın ziyan olmasına sebebiyet vermektedir.

    _Birinci amacı top kesmek olan ön liberolarımız Ayhan ve Sarp, kaptığından daha fazlasını kaptırma becerisi göstermiştir. (Ayhan’a alışığım da, Sarp’a ne oluyor.)

    _Elano henüz takıma adapte olamamıştır. (Ama isteği, arzusu yerinde neyse ki)

    Yukarıdaki sorunları çözersek galibiyet serimize başlarız.

    Ve maalesef Gökhan Zan sakatlandığından beri defansımız güven vermiyor, bir an önce iyileşmesini temenni ediyorum.

    P.S: Bu maçtan aklımda kalan olumlu iki şey; Leo’nun cidden süper bir kaleci olduğu ve Caner’in bencilliğini ve uzun top oynama isteğini biraz törpülerse çok çok iyi bir sağ bek kazanmış olduğumuz…

  39. u-topie Demiş ki:

    Saha içiyle ilgili bir sistem tasavvuru var GS’ın.
    Takım halinde hareketlilk ve hız bu sistemin
    çimentosu.Bu iki değişken kabul edilebilir bir eşiğin üzerinde gerçekleşmediğinde parçaların senkronize ve uyumlu bir bütün olması zorlaşıyor.
    Takım olma zemini aşınıyor.
    Zihinlerde yeni boy atmakta olan kollektif
    refleksler yerini bireysel zorlamalara bırakıyor.
    Final paslarındaki zihinsel dağınıklık ve düşen etkinlik bir sonuç bu anlamda.
    HIZ üzerine kurgulanmış bir yapıda daha alt hız seviyelerinde bir çok komplikasyon ve yan etkinin ortaya çıkması kaçınılmaz.
    Şu anda yaşanan sıkıntı kadro seçimi,kimin kimle oynayıp oynayamayacağından çok binlerce tekrarla içselleştirilebilecek ezberlerin henüz takımın hücrelernde geriye dönülmeyecek denli kökleşememiş oluşu.
    Bu sindirim için gereken sürenin henüz tamamlanmamış oluşu.Bu çok doğal.
    Henüz emeklemekte olan bir çocuğu düşünün.Yere her düşüşünde,her sendeleyişinde acaba tekrar denediğimde yürüyebilecekmiyim kaygısı duymaması düşünülemez.Kuşkusu yürümek
    eylemi üzerinedir o aşamada.Kendi yapabilirliğinden bağımsız olarak.Bir kaç ay sonra ise artık yürümeye başlamıştır.Ve hafızasında ki yürümekle ilgili soru işaretleri tümüyle geride kalmıştır.
    GS!lı oyuncuların bugün yalpalayan,sistem dışına sapmaya eğilimli ruh halinin de aynı rotayı takip edeceğini düşünebiliriz.
    İlk tökezleyişinde bu takımın yarın kalkıp yürüyeceğinden ,koşacağından kuşkuya düşmek
    doğaya aykırı..
    Yenilgi anlarındaki tavırlar ,yaklaşımlar hayatidir kalıcılık arayan yapılarda.
    Gelecek inancının gücü,düzeyi bu anlarda görülür,test edilir.
    Bu anlarda sakin ve güvenli durabilmek gerek.
    Kulaklarımızı yerel çığırtkanlara kapayıp,işimize konsantre olmak.
    FR’ın dediği gibi tek yapmamız gereken çalışmak ve hatalarımızı tekrar etmemek.
    Ve bugüne bakarken yarını gözden kaçırmamak.
    Bugünün gözümüzü kamaştırmasına izin vermemek.
    Ufka bakmaktan vazgeçmemek.
    Sadece bir not.
    Arda her pozisyonda kaleyi vurmayı seçti diyenlerle bir önceki maç takım şut atmıyor
    diyenler aynı kişiler olmasın sakın.
    Bir önceki maçta yapılamayan nelere el atıldığına dikkat çekmek için bir örnek olsun diye altını çizmek istedim.
    Tek tek tuğlalar konuluyor usul usul.
    Hayat bugünden ibaret değil.
    Aceleye gelmez demlenen çay.

  40. ersin.gs Demiş ki:

    “Bazı yıkılışlar daha parlak kalkınışların teşvikçisidir” (Şekspir)

    GS’nin FR yönetiminde bu sözü gerçekleştireceğine inanıyorum.

  41. nmn1905 Demiş ki:

    Melih abi ellerinize saglik.
    Insallah bu total tutulmayi en kisa sürede atlatiriz.
    Benimde bir kac sorum olacakti.
    Sezon basinda catir catir pas yaparak oynarken ne degistide bizim oyuncularimiz artik 3. bölgede pas yapamaz oldu?
    Bunun nedenini cok merak ediyorum.
    Aslan yürekli Rijkaardi dinlemedikleri belli olmuyormu sizcede?
    Bence dinlemiyorlar ama neden dinlemiyorlar onu anlayamiyorum.
    Servetede ayri bir parantez acmak lazim.
    Cok ileri cikar oldu Melih abi ya. Neden bu kadar ileri cikiyor onuda anlamiyorum. Biz ondan sadece savunma yapmasini bekliyoruz. Yemin ederim Servet ciksin gol atsin diye bir düsüncem hicbirzaman olmadi. Servetin kendi kafasina göre ileriye ciktigini düsünüyorum.
    Bir baska noktada mac sonunda yayinci kurulusun yapmis oldugu kesintisiz 20 dk lik ankaragüclü oyunculari canli göstermesi.
    Hic reklam koymadilar. Acaba biz yensek kac reklam koyarlardi?
    Simdiden verecegin cevaplar icin tesekkür ederim..

  42. ruhi Demiş ki:

    Selamlar Melih abi.

    Dün Uğur’un, Arda’nın, Baros’un kaçırdığı çok önemli pozisyonlar vardı. Onları atsaydık belki de biz 3-0 kazanacaktık maçı, ama olmadı. Yalnız Galatasaray’ın son 3 maçtır çok da iyi oynamadığını görüyoruz. Onun için bu skor bize bi silkinme olarak geri dönmez mi? Bir de en azından yenilme kontenjanımızı deplasman maçında kullanmış olduk. Dün galip gelseydik, Trabzon ya da Dinamo maçında puan kaybederdik eminim…

    Pollyanna gibi oldum sanki :) Fakat olmalıyız bence. Geçen sene Skibbe döneminde yenildikçe ahlar vahlar çekiyordum, bu sene öyle bi durum yok diye düşünüyorum.

  43. Murat Mustafa Demiş ki:

    merhabalar.

    bence bizim üzülmemizin asil sebebi, rakibimizin hic de iyi oynamayarak elde ettigi 8′de 8 lig baslangici. yoksa normal sartlarda bizim yaptigimiz baslangic hic de fena sayilmayacak bir baslangic. umarim bunu tüm camia olarak kafamiza sokabiliriz ama cok zor.

    macla ilgili söylenecek cok sey var. ama görülüp anlatilacak seyleri Frank Rijkaard ve ekibi yapacaktir zaten. bence en büyük sorun özellikle servet’in basini cektigi oyun disiplini. daha sonra ise bazi anlarda topu kaptirdiktan sonra yer alma konusunda amatör bir takim gibi hareket etmemiz ve en sonunda yine basini arda’nin cektigi ileri derecede sahsi varyeteler.

    ama dün bile takimin gelecegiyle ilgili cok önemli seyler gördüm ben. iyimser degilimdir hic, bunu da böyle bir ruh haliyle söylemiyorum. ama dikkat edin, servetle birlikte baslayan ‘biz galatasaray’iz, berabere kalamayiz’ güdüsü ve pozisyon kaybetmeleri baslayana kadar tek bir pozisyonu yok rakibin. bizimse ugur, milan baros ve shabani nonda’yla 3 net, ayrica arda’nin cok müsait pozisyonlarda, mutlak golle sonuclanabilecek pozisyonlarda inanilmaz kötü tercihler yapmasiyla yok olan 2 pozisyonumuz var. yine durum 1-0 iken nonda’nin mutlak bir gol pozisyonu daha. sunu hicbir zaman unutmamak gerekiyor. yenemiyorsan yenilmeyeceksin!

    milli mac arasinin bize pek iyi gelecegini sanmiyorum zira cogu oyuncumuz kendi milli takimlarinda. sadece basinin ilgisini baska yönlere cekmesi bizi biraz olsun rahatlatabilir. sturm graz macinin ardindan söylediklerimin hala ve hep arkasindayim. 3 mac degil 13 mac ta kötü gitsek, bu teknik kadronun arkasinda durmaliyiz. zira böyle bir sansimiz bir daha olmayabilir.

    hakkimizda hayirlisi.

  44. scampi Demiş ki:

    merhaba melih abi. uzulecek bise yok. hayal kirikligida yok. sadece kizginlik var bulent tulun ve ridvan dilmene. bulent tulun rijkardi 4-4-2 dersini bilmeyen sadece duz bir teknik adam olarak tarif etme gafletinde bulundu acaba ne kadar komik oldugunu kendide farketmismidir sence? ridvana gelince ntv de konusurken zafer kazanmis bir dusman edasindaydi mimiklerinden cok rahat anlasiliyordu. o da soyle bir laf etti ben rijjkardin yerinde olsaydim……. eee be adam sen zaten onun gibi olamadigindan orada oturuyorsun yoksa herhangi bir takimi calistirirdin. galatasarayli arkadaslarim gun uzulme gunu degil gun destek gunu. lutfen bunu unutmayalim. saygilar sevgiler

  45. ahmet ilker Demiş ki:

    selamlar,
    her ne kadar çok fazla futbol bilgim olmasa da bir yorum yapmak isterim.
    sezon başında frank rijkaard teknik direktörümüz olduğunu öğrendiğimiz o muhteşem gün, yeni teknik direktörümüzün bir önceki takımı olan Barcelona’daki seyrini incelemiştim.İlk geldiği sene korkunç kötü sonuçlar almış ve La Liga’da onikinciliğe kadar düşmüş Frank Rijkaard Barcelona’nın başındayken.Sonra inanılmaz bir tempo ile ardarda oniki maç alarak ligi ikinci bitirmiş sonraki seneleri ise domine etmiş.
    Bu seyrin mantıklı olduğunu düşünmüştüm.Çünkü bir takımın rengini ve şeklini değiştirmek , en önemlisi takım zekasını bambaşka bir şekle sokmak çok zordur ve ızdıraplı bir süreç gerektirirdi.
    Galatasarayımın da böyle bir süreçten geçeceğini düşünüyordum.Çünkü bir değişim olacaktı.
    Her ne kadar ilk haftalar bize inanılmaz zevk veren bir futbol görüp bir an hayallere kapılsam da özellikle Pao maçında tehlike sinyalleri çalmaya başladı.Nitekim o maçı her ne kadar almış olsak da ardı ardına kötü sonuçlar aldık.
    Bundan sonra ardarda mağlubiyetlerle onikinci sıraya bile düşebiliriz.Belki de bu sene final bile göremeyebiliriz.Ama bu Galatasarayımın kötü olduğunu değil bir değişim sürecinde olduğunu gösterir.
    Ezeli rakibimiz mağlubiyet aldığı zaman bile üzerine gidilmemesine rağmen, teknik direktörümüz için asılsız iddialarda bulunan medya eleştirilerini arttırıp kaos yaratmaya çalışabilir.Ya da rakiplerimizin taraftarı bizimle dalga geçmeye devam edebilir.Bunların hiçbiri önemli değil.Sakin olup, sabredip sancılı dönemimizi atlatmamız gerekmekte.Nitekim en büyük eserler ağır sancılar sonucunda doğar.Kimse bu takıma olan inancını kaybetmesin.Ben asla kaybetmeyeceğim.

  46. Clair Demiş ki:

    Merhabalar,
    Melih abi orta sahada oyun hakimiyeti kuramıyoruz sanki. Bu yüzden topu hemen sağa sola bırakıp taç çizgisinden rakip kaleye gitmeye çalışıyoruz. Rakip te ençok bu noktaları tıkamaya çalışınca zorlanıyoruz pozisyon bulmada.Bunda bence Mustafa Sarp ve Mehmet Topal’ın orta alandaki top kullanmadaki zaafları etkili oluyor. Hele ki bu bölge de yapılan top kayıpları, defansımızla rakip takımın ofans hattını karşı karşıya bırakıyor. Bu da defansımızı zor durumda bırakıyor.
    Bir de bazı oyuncularımız gününde olmayınca(dün ki baros gibi) işimiz zorlaşıyor.Bu aralar iki soru var hocaya yöneltilen, Nonda’yla Baros birlikte oynamazmı ,bir de Elano’yla arda birlikte oynarmı? Nonda’nın ağır bi sakatlıktan çıktığı ve 90 dakika forma giyemeyeceğini defalarca belirtti Rijkaard hoca. Elano’ya ise bence sabırlı olmalıyız. Yalnız yine forvet konusunda sanki bi oyuncuya daha ihtiyacımız olacak Baros’un sakat ve cezalı olduğu ileriki lig,kupa ve avrupa maçlarında sağlam bi forvet bize gerekebilir diye düşünüyorum.
    Mağlup olduk ama içimdeki güven ve umuttan zerre kadar eksilme olmadı.
    Eminiz ki doğru yoldayız.Rijkaard’ın sonuna kadar arkasındayız.
    Saygılar, Mehmet.

  47. aksilaz says:

    Merhaba melih Bey,
    Uzun süredir takip ediyorum yazılarınızı ve ilk kez yorum yapıyorum.

    Sanırım yaz başından beri bir rüyadaydık hepimiz. Rijkaard güzel bir sistem ve güzel futbol amacı ile yola çıktı. Bir yere kadar çok güzel gitti takım ancak şuan takım içinde müthiş bir uyumsuzluk mevcut. Birbirine pas vermeyen oyuncuların oldugunu anlamak hiçte güç değil. özellikle Kewell’ı yüzündek, mutsuzluk ibret verici. Bu takımın içinde ciddi sorunlar var. Bu sorunu Rijkaard ve ekibi umarım çözebilir. Yoksa geçen seneki gibi hüsran yaşarız.

    Galatasaray takımı kötü oynayıp yenilebilir ancak ruhsuz oynamaya asla hakkı yok. Santradan kaptırıp gol yemek bunun en büyük kanıtı. Gerekli kişilere gerekli cezalar verilmediği takdirde bu seneyie kaybederiz. O golü yiyecek başka bir takım yok suan TSL de. Tek kelime ile rezillik maalesef.
    Selamlar

  48. TAHTASAKAL Demiş ki:

    Melih Bey Selamlar,
    “Fazla yorum gelmemiş belli ki üzgün herkes” demişsiniz; hakikaten de üzgünüz çok. Kayseri’den kalktım bu sezon ilk defa canlı izlemek için Graz maçına gittim, oradan da Ankara’ya. Şu anda hakikaten ne düşüneceğimi bilmiyorum. Sürekli birşeyler yazıp tekrar siliyorum.
    Sadece şunu umut ediyorum Rijkaard ve ekibi de pas, hız gibi sizin yaptığınız istatistiksel analizleri yapıyorlardır ve sorunu ve çözümü biliyorlardır inşallah.
    Sürekli kafamda hafta boyu okuduğumuz; 1+1 mukavele, Milan, rakipleri izletmeye yardımcı yollamıyor, over-cool, v.s,v.s. kelimeleri dolaşıyor. Fazla mı demoralize oldum bilmiyorum ama temelde Rijkaard’ın doğru olanı uygulama çalıştığını da bir yandan düşünüyorum.
    Yani ben premier ligde ya da barcelona gibi üst düzey takımlarda yenik duruma düşülünce ikinci santrafor oyuna sokulduğunu filan görmedim hiç. Futbolu A dan Z ye bilen iki adamın B planları yok gibi bir saçmalığa da gülüp geçmemek elde değil ama doğruyu yapmaya çalıştığını bildiğiniz takımınız liderin nasıl olur da 5 puan gerisine düşer sinir olmamak elde değil. Şimdi haftaya Trabzon sonrasında Fener (ki maç kadıköy’de) çok da kaldırabileceğim stresler değil doğrusu…
    Ne yapsak ne etsek bilemedim ki? Bir teselli ver diyorum sadece size Melih bey…
    Saygılar, sevgiler
    Ahmet

  49. canerskcvhr Demiş ki:

    iyi günler melih abi buradaki yorumlarda şöyle birşey okudum teknik ekibimiz galatasaray’ı bilerek geri çekiyor olabilirmiş yeteri kadar yükleme yapılmıyormuş takıma bunlar doğru olabilir mi, yani takım şu anda dinlenme döneminde olabilir mi saygılar.

    (Canerciğim. Takımı bilerek geri çekme diye bir şey yok. Gerekli yüklemenin yapıldığı gerçeği de var. Tabi burada önemli olan futbolcuların profesyonel yaşamı. Bazıları yüklemeyi boşa çıkaracak bir hayat seçmiş olabilir gençliğin verdiği heyecanla. Sevgilerimle. Melih)

  50. sinir kupu Demiş ki:

    (Yanlışlıkla başka yere yazılmış yorumumdur. Diğeri silinebilir.)
    Derwal’in ülke futboluna kat(a)madan geçip gittiği bir şey daha var diye düşünüyorum. Sabır. Ve bu beni teknik direktörümüzün ülkemizdeki akibeti hakkında umutsuzluğa düşürüyor. Barcelona macerasındaki ilk sezonunda kendisine gösterilen sabrın (-ki o zaman büyük teknik adamlığı henüz kanıtlanmamıştı bile) ne kadarını gösterecek camiamız gerek taraftarı gerekse yönetimi ile? Rijkaard’ın karşı karşıya kaldığı handikap ilk maçlardaki beklenmedik başarı, ya da beklenebilecek başarısızlığın rötar yapmış olması ve üstüne Fenerbahçe’nin çok iyi yaptığı başlangıcı sürdürmesidir kanımca. Beklenti içinde ve hep daha fazlasını isteyen büyük bir grup varken umarım başarı eğrisinin türevi pozitif değerler vermeye bir an önce başlar. (Bu da matemetikçi benzetmesi olsun.) Zira insanımızın sabrına güvenmek iyiserlik olur.
    Hayırlı günler.

  51. tarkan1905 Demiş ki:

    Merhaba Melih Bey,

    Uzun süredir takip ettiğim değerli forumunuza ilk defa yazıyorum.

    Gerek yeni teknik kadro, yeni futbolcular ve yeni sistem gerekse de sezonu çok erken açmak zorunda kalmamız sebebiyle 6.haftadan sonra zorlanacağımızı bekliyordum.

    Fakat futbol ilginç bir oyun.

    Eskişehir maçında Keita 46.dakikada çaprazdan kaleci ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda golü atsa maç 2-0 olacak ve büyük ihtimalle orada bitecekti. Olmadı…

    İlk yarısını kötü oynadığımız Sturm Graz maçında Arda’nın sayılmayan golü, Elano’nun karşı karşıya üstten auta attığı ve 44.dakikada kalecinin inanılmaz çıkardığı Baros’un kafa vuruşu.

    İkinci yarıda direkten dönen iki top, Ardaya yapılan penaltı, Arda’nın, Baros’un kaçırdıkları…Olmadı…

    Ankaragücü maçında Uğur’un direkten dönen topu, Baros’un ve Nonda’nın kaçırdıkları…Yine Olmadı…

    Son üç maçtır iyi oynamadığımız açık, buna rağmen maçların kırılma anlarında önemli pozisyonları harcıyoruz ve skorda öne geçemediğimizde zaman ilerledikçe herkes pozisyonunu ve görevini unutuyor ve rakibe çok pozisyon vermeye başlıyoruz, defansın önündeki ikili (Ayhan-Mustafa Sarp-Mehmet Topal hangi ikisi de oynasa fark etmiyor) çok hata yapıyorlar. Herşeye rağmen son üç maçta girdiğimiz pozisyonları atsak tablonun çok farklı olacağı da kesin.

    Şu anda ciddi bir kriz içerisindeyiz. Ancak milli maç arasında sakatların iyileşmesi, sıkı çalışma, biraz futbol şansı ve gol becerisi ama en önemlisi taraftar desteği ile bu krizden çıkacağız.

    Ligde önümüzde oynanmamış 26 maç ve alınabilecek 78 puan var. UEFA Avrupa Ligi devam ediyor (büyük bir terslik olmazsa gruptan çıkacağız.) ve Türkiye Kupası başlayacak.

    Şu anda sezon başındaki hiçbir hedefimizden düşmedik.

    Karşı yakaya gelince.

    Daha 8.hafta sonunda şampiyon olduklarını zannediyorlar. Bırakalım zannetsinler.

    Bakalım 32’lik Alex şapkadan tavşan çıkarmaya daha ne kadar devam edecek.(Bkz. Bursa deplasmanı 1 gol (0-1), Sheriff deplasmanı 1 gol (0-1), Antalya deplasmanı 1 asist (1-2), Gençlerbirliği 2 gol (3-0))

    Her takım Antalya değil 90+3’te 4’e 0 pozisyon verecek.

    Her takım Manisa değil maçı 90+3’te kaybedecek.

    Düşünün basının en iyi oynadıklarını söylediği Gençlerbirliği maçında bile kalecileri 5 önemli kurtarış yapıyor.

    Merak etmeyelim karşı yakadakiler de hep düşeş atamayacak, bu devran böyle sürmeyecek.

    Lütfen basının dolduruşuna gelmeyelim, dikkat edelim yapılmak istenen şey Galatasaray battı, bitti diyerek psikolojik üstünlük sağlamak. BİZİM TAKIMA ve TEKNİK KADROMUZA sahip çıkalım, ASY’deki ilk maçta (Trabzon maçında) bitmediğimizi cümle aleme gösterelim.

    Unutmayalım 1996-2000 döneminin başlangıcı, ASY’de OT’ye 0-4 kaybettiğimiz maç sonrasında İnönü Stadındaki Sarıyer maçında full çeken tribünler ve muhteşem destektir.

    Galatasarayımızın bizi üzmeyeceği daha mutlu günler dileğiyle saygılarımı sunuyorum.

  52. Boltman Demiş ki:

    Melih
    Asıl hata bizde mi acaba? Fazlaca mı anlam yükledik bu futbolculara? Devrim için henüz erken mi? Total devrimi A2′den mi başlatmalıydık? Türk futbolu için total gerçek, bir sisteme sahip olmadan, hepsinden birazına sahip olup, maç kazanmak mı?

    Sevgilerimle.

    (Selam Burak. Sanırım şurada hata yaptık. İyi başlangıçla beraber birçok şeyin yerine oturduğunu sandık. Ama oturmadı. Bir de kadromuzun kalitesine çok güvendik ama saha içinde bu kaliteyi ortaya çıkaracak çalışkanlığı gösteremedik. Biz aslında hem total futbolu oturtmak için maksimalist bir anlayışla hareket etmeliydik, hem de minimalist bir yaklaşımla her maçı sadece mücadele ederek kazanabileceğimizi düşünmeliydik. Bunu yapmadık. Biraz daha takım ruhuna sahip çıksaydık bugün puan kaybı olmayan takım bizdik. Neyse. Geçmiş olsun. Hayat ve lig uzun. Sevgilerimle. Melih)

  53. Akif Deniz Demiş ki:

    Melih Abi Selamlar. Derwall oncesi yaygin olan hastaligin Derwall-sonrasi Galatasaray’da ilk defa dun ortaya ciktigini soyluyorsunuz. Peki gecen seneki Eskisehir, Kocaeli, Fenerbahce, Hamburg maclarindaki cozulmelerin nedeni neydi?

    Beni uzen Galatasaray’in 3 farkli maglup oldugunu gormek degil. Bu son mactaki Galatasaray gecen senenin maglup olan Galatasaray’larina o kadar benziyordu ki asil ona uzuldum. Mevcut ulke ve Galatasaray sartlarinda gorev yapan bir Rijkaard ve ekibinin, yalniz kalmis birakilmis bir Skibbe kadar caresiz kalabilecegini gormek.. Kollektif akli, en gerekli oldugu zamanda takimda gorememek -bunlar disinda uzulecek pek fazla sey yok. Bunlar disinda bircok sey (yenilginin kendisi dahi) umut verici. Mesela Galatasaray’da gercekten bir devrim yasanip yasanmadigini gorecegiz onumuzdeki haftalarda. Ve umuyorum ki devrimin varligina hukmetterecek bize yasayacaklarimiz. Eskisehir maciyla uzanamadigimiz lige en iyi baslangic rekoru mu daha kiymetli yoksa bozgun sonrasi donemlerde ayakta kalabilmek mi? Artik Anadolu takimlarindan fark yemenin yarattigi hayalkirikligi ve uzuntuyle kovulabilecek bir Skibbe yok ve bana umut veren gercek bu.

    Aslinda bircok Galatasarayli’nin (en azindan burada yazanlarin) gereginden daha fazla onem vermedikleri 10. hafta cok onemli bir hal aldi kendiliginden. Orada yenilmenin sampiyonlugun kacmasi anlamina geldiginden falan degil, olasi bir yenilgide Galatasaray’in aklini yitirip yitirmeyecegini, olasi bir galibiyetin ise dun tanik oldugumuz tablonun gecici bir “tutulma” oldugunu zaten kanitlamis olacagini gormek acisindan cok onemli hale geldi.

    Futbolcularimiza sabir ve akil diliyorum. Ve de dunku olayda Rijkaard’in soyleceklerinden ote bir ders cikarmalarini.

  54. Orcun says:

    Melih Abi merhaba,
    Hepimizin yaşadığı bu küçük çaplı travmayı umarım futbolcularımız çok daha çabuk atlatır. Bu konudaki en büyük korkum, bu total tutulmanın aynı zamanda psikolojik tutulmaya dönüşmesidir, ancak ne mutlu ki başımızda çok iyi profesyonellerden oluşan, futbolcu psikolojisini master derecesinde bilen (Pujol) bir teknik ekibe sahibiz.

    Dün maç sonrası Rijkaard’ı dinlerken bir kez daha bu mini travmayı çabuk atlatacağımıza olan inancım arttı. Rijkaard, kazandığınız maçlardan sonra “cool” duruşuyla her şeyin bitmediğini ve çalışmaya devam edilmesi gerektiğini (Frank’in her zamanki deyimiyle “keep on workin”) vücut diliyle de ifade edebilen bir teknik adam, ama aynı zamanda kaybedilen bir maç sonrasında da eminim yine karşınızda ilk görmek isteyeceğiniz türden bir insan ve lider. Özgüveninizin kaybolmamasını sağlayacak ve dünyanın sonu olmadığını anlatabilecek bir duruşa sahip.

    Maça ilişkin de ufak bir not düşmek istiyorum. Sturm ve Ankaragücü maçlarında senin değindiğin eksikliklere ilaveten ilgimi çeken en önemli konu yapılan “basit hatalar”dı. Bunu tenisteki tabiriyle kullanıyorum. Aslında İnglizcesi daha doğru ifade ediyor bence: “unforced errors”. Herhangi bir zorlamayla karşılaşmamasına karşın (bilhassa Ankaragücü maçında), Galatasaraylı futbolcular en temel ve basit futbol gerekliliklerini yerine getirmede aciz kaldılar. Bu nedenle işin teknik ve taktik boyutundan çok psikolojik bir yönü olduğuna dair hissiyatlarım kuvvetlendi. Ama yukarıda da belirttiğim gibi, bu teknik ekip, bu sorunu aşmak için biçilmiş kaftandır diye düşünüyorum..

    Selamlar, saygılar.

  55. emre1928 Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi,
    Dediğin gibi herhalde herkes en az benim kadar üzgün. Sezon başladığından beri aldığımız galibiyetlerin ardından neşe ile girip yorumları okuduğumuz sitede bu sefer tam tersi bir durum söz konusu. Bende kendimce Ankaragücü maçı sonrası yaptığım değerlendirmeleri paylaşacağım sizlerle.
    1)Takımımızdaki hem oyuna topu iyi sokabilen hem de istikrarlı(sakatlanmayan, az kart gören) stoperlerin olmayışı defans anlamında bizi zora sokan nedenlerden biri olarak görüyorum. Sezon başından beri neredeyse 2 stoper ard arda 3 maç birlikte bile oynayamadı. Rakiplerimize bakarsak bu konuda bizden daha istikrarlı olduklarını ve defans anlamında bizden daha ilerde olduklarını görebiliriz.Çok eleştirilen Beşiktaş bile bizim maç dışında yediği gol sayısı sadece 2(Sivok,Ferrari). Fenerbahçe’de aynı şekilde yediği gol sayısı sadece 3(Lugano,Bilica).
    2)Orta sahamıza gelirsek, herkes Mustafa Sarpın oynadığı oyunu gördükten sonra yönetimin ne kadar doğru bir transfer yaptığı görüşünde birleşti. Hem bonservissiz alınmış hem de Türk statüsünde oynayan bir oyuncuydu Mustafa Sarp. Fakat bana kalırsa Mustafa iyi bir oyuncu olmasına rağmen Galatasaray’ın o bölgedeki yükünü her maç kaldırabilecek bir oyuncu değil. O bölgede elimizde Linderoth gibi bir oyuncu olmasına rağmen bir türlü bu oyuncudan yararlanamadık. Hem agresif hem de topu iyi yönlendirebilen(kanatlara uzun toplar, yerden kısa paslar,yeri geldiğinde düzgün vuruşlar) bir Linderoth’un Galatasaray’a bu oyun sisteminde çok yararlı olabileceğini düşünüyorum.
    3)Keşke transfer döneminde bir ara adı geçen Mehmet Aurelio alınabilseydi. Hem önlibero olarak hem de ortadaki üçlüde her zaman oynabilecek çok iyi bir alternatifimiz olmuş olurdu. Düşünsenize hem Linderoth hem de Aurelio’lu bir ortasahanın ne kadar çok iş yapacağını. önlerinde de takıma uyum sağlamış bir Elano tadından yenmezdi diye düşünüyorum.
    4)Bir maddeyi de Arda için açmak istedim. Kendisini hepimiz çok seviyoruz farklı bir yeri var her Galatasaraylı için. Fakat bu kadar topla oynamaması gerektiğini düşünüyorum. 1,2,3,4,5,6 vermiyor topu hep kendi bir şeyler yapmak istiyor, o kadar topla oynadıktan sonra gücü kalmıyor ve istediklerini yapamıyor. Hem top bekleyen arkadaşlarını olası bir golden veya gol pozisyonundan ediyor hem de hücumu yok etmiş oluyor. Ona da bir yerde hak vermiyor değilim kendisinden başka insiyatif alıp bir şeyler yapmaya çalışan pek kimse yok ama dünkü maçta yaptıkları biraz aşırıya kaçtı diye düşünüyorum.
    5)Son olarak da her takım yenilebilir bu çok doğal. Bu takım ilerleyen günlerde de yenilecektir. Ben takımımdan gayet memnunum. En ufak bir karamsarlığım dahi yok. Hatta ben böyle bir başlangıç bile beklemiyordum. Başlarda sistem oturana kadar böyle farklı yenilgiler beraberlikler bekliyordum. Futbolcular; sisteme alışana kadar ve teknik direktörlerinin istediklerini anlamaya başladıktan sonra güzel oyunun ve seri galibiyetlerinin geleceğini düşünüyordum. Ve hala da düşüncemin arkasındayım. Umarım takım zaman içinde daha da iyiye gider ve bizde yine her galibiyetten sonra buradaki güzel yorumları ve gözümüzden kaçanları başkalarının yazısından okuyup daha da keyifle yolumuza devam ederiz.

  56. feroxius Demiş ki:

    Selamlar Melih ağabey

    Her zamanki gibi edebi bir yazı yazmışsın. Eline sağlık. Beni bilirsin, ne zaferleri ne de yenilgileri kişiler üzerinden değerlendirmekten fazlasıyla kaçınırım. Ama bugün bu prensibin dışına çıkmak zorundayım ve hatta hepimiz bunu yapmalıyız diye düşünüyorum.

    Çok radikal bir önerme olabilir bu yapacağım, ama Galatasaray’ın iyiliği söz konusuysa ben Arda Turan’ın olabildiğince çabuk bir şekilde bir Avrupa kulübüne transfer edilmesinden yanayım.

    Bugüne dek yazdıklarımdan belki bir çıkarımda bulunmuşsundur. Ortalama taraftar sürekli oyuncuları sevmekten bahseder. Kewell’ı severler, Arda’yı severler, Servet’i severler… Ama bunların fiziksel yorgunluk vb. türü şeylerin ötesinde insani başka zaafları olabileceğini bir türlü kabullenmek istemezler. Ben bu futbolcuların hiç birini kişisel olarak tanımıyorum. Dolayısıyla sevmiyorum da. Ancak beğenebilirim, ya da beğenmem. Bu da belki biraz sert ve soğuk ama en azından objektif olmamı sağlıyor.

    Arda’nın en büyük zaafının “celebrity” olma hırsı olduğunu düşünüyorum. Bu analizimi de kaç maçtır yaptığı gibi top ezerek, hocasının sistemi dışına çıkması üzerinden yapmıyorum. Benim gördüğüm Arda’nın bir kaç sezondur belli davranışlarla “celebrity” olmasını kullanarak takımda “istediklerinin yapılmasını sağlaması”.

    Gecen sezonda sağ kanada geçmemek için neler yaptığını biliyoruz Arda’nın, unutmadık. Her ne kadar Lincoln zayıf karakterli bir kişi de olsa takim içinde çıkan huzursuzlukların tamamını Lincoln’a yıkmayı da başından beri yanlış bulmuştum. Bugün ayni problem tekrar karşımızdadır ve bu sefer kurban Elano’dur. Kim ne derse desin.

    Olay Arda’nın kendisini “takimin patronu” olarak kabul ettirme savaşıdır. Bugün Arda Turan sol açığa geçtiğinde bile oyun kurma görevi ona verilerek, oraya uzun paslar atılmakta, forvet arkası oynayan Elano ise arada fındık fıstık muamelesi görmekte ve uyumsuz – zayıf oyuncu söylemleriyle taraftarın önüne atılmaktadır. Dün Arda’nın özellikle sol açıktayken yaptıkları kabul edilemez şeylerdi. Hayır tüm yenilginin faturasını bu 22 yaşındaki çocuğa çıkarmaya çalışmıyorum. Ama önümüzdeki problem ne baslı başına teknik, ne fiziksel, ne de taktiksel bir problemdir. Önümüzde duran problem son haftalarda takimin kimyasının bozulmasından kaynaklanan bir problemdir.

    Ortalama taraftarın yazıp çizdiklerine bakarsanız gidişatı zaten görmek çok zor değil. Şimdiden Elano, Lincoln ile karşılaştırılmaya başlandı. Sezon sonuna doğru takimin istenmeyeni ilan edilecek, önce yedek kulübesine sonra da transfer listesine gönderilecek, Arda ise forvet arkasına geçip “patron” olduğu her maçta gene doğru düzgün oynayacaktır. Ve bu takımda kaldığı sürece de kendisine alternatif teşkil edebilecek olan her oyuncuya da ayni muameleyi gösterecektir. Bunu bu kadar emin bir bicimde yazıyorum. Ve bunu ne Arda’yı kıskanan bir rakip taraftar, ne ona kişisel antipati duyan biri olarak yazıyorum. Bunu bir davranış bilimci olarak yazıyorum. Galatasaray gibi asırlık bir kulüp 22 yaşındaki bir çocuğun oyuncağı değildir olmamalıdır. Ya kendisinin ciddi bir şekilde uyarılıp aklini başına devşirmesi gerekiyor, ya da kapris yapamayacağı düzgün bir Avrupa kulübüne satılması. Bu hayatin gerçeklerini öğrenip egodan sıyrılmış ve işine konsantre olmuş bir futbolcu olarak kendi kariyeri için de çok daha hayırlı olacaktır. Eğer yönetim bu isin üzerine Türk işi eksepsiyonalist zihniyetle gitmeye devam ederse 22 yaşında bir gencin kaprisleri yüzünden ortaya çıkan problemlerden ötürü ortada Rijkaard ve Neeskens gibi iki insani topun ağzına sürerek Galatasaray tarihinin en büyük atılımlarından birini harcama tehlikesi duruyor önümüzde.

  57. Arif Emrah Aydoğdu Demiş ki:

    Selamlar…

    Bir Ankaralı olarak takımı bu zor günde yalnız bırakmamak için maça gitmeyi kafaya koymuştum ama Ankara takımlarından beklenmeyen kontenjana takılınca karaborsayı göze alıp stada gitmemle eve dönmem bir oldu.Tabi Galatasaray taraftarına yapılan eziyet başka bir yazı konusu olabilir.

    Maça gelirsek; aslında beklediğim oldu, geçen seneden kalma deplesman etkisizliğiyle başladık maça.Her şeye rağmen FR ateşle imtahandan hiç korkmadan başaldı maça ancak herşey onun istediği gibi gitmedi.Ezeli rakibizmizin yanında fazlasıyla olan futbol şansı bizden uzaklaştıkça uzaklaşmaya başladı ve beklenen şok ortaya çıktı.Milli maç arasının başlaması ise en azından bu sekansta yorgun beyin ve adalelere ilaç gibi geldi.

    Galatsaray’a gönül verip böylesi mağlubiyete üzülmemek, kızmamak elde değil Melih Abi ama webaslan.com da okuduğum “yenilin ama böyle değil” başlığı biz taraftarlar için üzerinde düşünülmesi gereken bir başlık.içimizde şimdiki teknik heyete, takıma herşeyden önemlisi FR’a güvenmeyen art niyetle yaklaşan var mı…?2 Temmuz da başlayan bir süreçte, muhteşem iki tatil ayını yüksek tempoda çalışarak geçiren ve beklenmedik şekilde üst düzey performans sergileyen takıma ve teknik heyete haksızlık etmeyelim..FR geldiğinden beri en çok dillendirilen duygu olan sabrı 7 dakikada yenilen 3 golle terk etmeyelim….

    Herkesin hatırlamasını isterim; Fatih Hoca’nın ilk senesini, 99 sonbaharında ASY’de Chelsea’den yediğimiz 5golden sonraki performansı….

  58. ERHAN USTA Demiş ki:

    Melih abi tekrardan selamlar senin müthiş analiz ve yorumlarını takıma her hafta okutsak çok faydasını görürüz herhalde :) Ellerine sağlık, abi bir de bundan sonra neler olur öngörün nelerdir? Mesela 10. hafta ve sonrası için. Senin düşüncelerin benim için yol haritası gibi saygılar abi.

    (Selamlar Erhan Usta. Açıkça Trabzonspor’u bir şekilde geçeriz diye düşünüyorum. Dinamo maçı için bir fikrim yok, ama Sturm’u deplasmanda yenmiş takım Dinamo. Onun dışında bu saha işi organizasyonla Fenerbahçe karşısında pek fazla şansımız olmaz. Kendi oyunumuzu oynar gibi görünürken golleri birbiri ardına kalemizde görürüz. Rijkaard’ın o maçta özel bir şablon uygulaması gerekiyor galiba. Daha defansif, daha kontratağa uygun, en azından elindeki beraberliği koruyan. Sevgilerimle. Melih)

  59. taytopcuoglu says:

    Abi anlamadığım bir şey var neden 4-2-3-1 oynuyoruz? Şu anki Barça’nın kullandığı sistemle oynarsak bana kalırsa çok daha etkili oluruz.

    —————–Leo Franco

    —-Sabri—-Servet—-Gökhan Zan—-Hakan B.

    ————–Mehmet Topal

    ———-Elano——–Mustafa Sarp

    —–Keita——–Baros———-Arda

    Ne dersin?

    (Selam. 4-2-3-1 defansif şablon. Aslında ortalama 4-3-3 oynuyoruz. Hücumda 4-2-4′e dönüyoruz.

    Bence üç temel sorunumuz var. İlki Arda forvet arkasına alıştı ve sevdi. Onu yeniden sola itemeyiz, ki itmemeliyiz de zaten. Onun solda başladığı maçlarda psikolojimiz bozuluyor.

    İkinci sorunumuz şu. Forvet oyuncularımız içinde defansif görevini yapan tek oyuncu Keita, onun dışındakiler ise yapmıyor. Bu da orta sahaya (iki futbolcudan bahsediyoruz enikonu) düşen yükü artırıyor. Modern futbolda 4-2-3-1′in 1 hariç beşinin mutlaka topun arkasına geçmesi gerekiyor. Ama bunu yapmıyoruz biz. Bu maçta Keita’nın olmaması orta sahaya düşen yükü daha artırdı ve maçın sonunda oyundan düşmelerini daha kolaylaştırdı.

    Üçüncü sorunumuz. Barça üstün tekniğe sahip oyuncularıyla bir şekilde pas futbolunu oynayarak ve oyunun çoğunu rakip yarısahasında geçinip takımın boyunu kısaltarak iki ofansif orta saha oyuncusu (Xavi, Iniesta) kullanmasına rağmen takım savunmasında zaaf yaşamıyor. Bu müthiş bir şey, ama arkasında çok uzun süren bir tecrübe var. Bizim ise mevcut yapımız sadece tek ofansif ortaya saha kullanmamızı gerektiriyor. Ki bunun da Arda olması daha iyi. Rijkaard sanırım bunun üzerine biraz düşünecek ulusal maç arasında. Sevgilerimle. Melih)

  60. ordaolmayanadam Demiş ki:

    Merhabalar

    Yazılarınızı bir süredir büyük bir keyifle takip ediyorum. Maçları izleyişim bile değişti diyebilirim. Birkaç kez takım halinde hareket edemememize neden olan bir sorun olduğunu yazmışsınız. Bunu herkesin kendine oynama çabasını neye bağlıyorsunuz? Sizce takım içinde oyuncular arasında bir huzursuzluk, anlaşmazlık var mı?

    (Selam Ömer. Açıkça takım içinde bir huzursuzluk veya anlaşmazlık yok. Ama sezon başındaki dayanışma da yok. Eminim bazı futbolcular bazı şeylere kızıyordur. Ama bunlar çok da büyütülecek meseleler değil. Bu süreç sonunda Rijkaard’ın şablonu gözden geçireceğini düşünüyorum. (Bunu 2 santrfora dönmek için yapmayacak. Ama orta sahayı bir daha kurması gerekiyor galiba.) Görüşmek üzere, sevgilerimle. Melih)

  61. seyyid yuksel Demiş ki:

    Dünkü maçta o kdar çok şey var ki üzerinde konuşulabilecek,benim tercihim kaptan üzerinden olacak.Geçen sene dünyanın sayılı solaçıklarından Kewell’ın sağ tarafta oynamasını sağlayacak kadar inatçı, Lincoln’ün aldığı ücret ve rahatlığından dem vurarak takım içinde başlatılan isyanda bayrak adamlardan biri olan Arda; sezon başı kaptanlığa getirilip çok da başarılı olacağı bir pozisyonda görev almaya başladı.
    Bu sayfalarda kendisine hepimiz geçmişi unutup yüzlerce methiyeler düzdük, takım üzerindeki etkisini tartıştık.Ne zaman ki Elano takım içinde yer bulmaya başladı, Arda’da yerini ve hakimiyetini kaybetmeye başlamanın vermiş olduğu bir direniş başladı.
    Topla yaptığı inanılmaz zorlamalar,sol tarafa geçince umursamaz tavrı,Baros özelinde diğer oyunculara pas vermemeler…Sanırım takımın liderlik savaşında 2. perde oynanıyor.
    Geçen sene Skibbe-Lincoln ikilisine karşı kazanılmış bir savaş vardı,ama kaybedilen koskoca bir yıl bıraktı gerisinde.
    Yönetim,teknik direktör takım içindeki bu çekişmeye umarım bu sene sessiz kalmaz çünkü artık ne camianın ne de taraftarın buna tahammülü yok.
    Fenerbahçe cephesinde ise işler yavaş yavaş yoluna oturuyor, kötü oynanan dönemde bile futbolun temel gerçeğini hep yaptılar; gol yememek.Takımda alex,emre,semih gibi futbolcularla elbet gol atılıyor;dirençli bir takım savunmasıyla da rakibin gardı ister istemez düşüyor.
    Başkanından taraftarına tüm camianın asıl hedefi Süper Lig şampiyonluğu ve şuan buna herkesten çok inanmış durumdalar.
    10. haftadaki maç için ise şimdiden ümitsizliğim had safhada.Psikolojik etkenler kadar takımların kuvvetli-zayıf yönleri de bizim aleyhimizde.Özellikle orta saha ve defans tandemindeki top kayıbı,rakibin bu bölgedeki çok etkili oyuncularının dikine oynayabilme becerisiyle birleşince durum vahim gözüküyor.Şuanki formasyon ve oyun yapısıyla nasıl bir çözüm olur bilinmez ama Linderoth,Zan ve Barış gibi alternatifler üzerinde düşünülmeli.Kadıköyde alınacak olası bir yenilgide sanırım savaş tanrılarına kurbanlar hazırlanmaya başlanacaktır.

  62. Melih abi selam,
    Öncelikle yorumun için çok teşekkürler.
    Takım halinde oynamamızı etkileyen sorun nedır sana göre?Umarım herhangi bir futbolcuyu dışlamak yada herhangi bir futbolcunun takımın ahengini bozması degildir sebep?
    Ayrıca ben Elano2nun yada herhangi bir futbolcunun cezalandırılması olarak görmğyorum oyundan alınmayı seninde belirttiğin gibi taktiksel de olabilir değişiklikler.Şimdiyer kadar takip ettiğim rijkaard davranışına göre Ayhan’ın çıkmasını beklemiştim sadece.Böylece Elano ara sıra görev yaptığı ileri top taşıyan ön libero görevini üstlenebilecekti.Ama Rijkaard diğer bir klasiklieşmiş hareketini yaparak potansiyelinin altında oynayana oyuncuya dakika vererek maç kondüsyonu kazandırmayı tercih etti sanırım?HAfta arası idmanlarda takımla birlikte olan, tüm istatistik verilere sahip, en son form düzeylerini takip eden teknik direktörler varken, hele de bu teknik direktörler Meeskens ve Rijkaard ise taktik anlamda teknik direktör eleştirmeyi kendi adıma çok doğru bulmam.Ama yapılan oyuncu değişiklikleri teknik direktörlerin düşüncelerini anlayabilme adına fırsat olarak görüyorum.Fakat bu oyuncu değişikliğindeki mantığı anlayamamıştım o nedenle yoruma ihtiyaç duydum.
    Teşekkürler

    Burak

  63. bulent7186 Demiş ki:

    merhaba Melih abi,
    biraz sakinleşip daha soğukkanlı olarak düşündüklerimi yazmak istedim.zaten sizde neden kaybettiğimizi madde madde yazarak duygularımıza tercüman olmuşsunuz.fakat benim sorum neden bu yapılması gereken görevleri yapamadı takım.bu sene değişik bir sistemle oynuyoruz,maç sıkışsa dahi sistemden vazgeçmeyerek 2.forveti sahaya sürmüyoruz benim buna itirazım yok.çok forvetin çok gol demek olmayacağını biliyorum.benim düşüncem oyunu geriden kurması gereken oyuncularımızın m.topal ve m.sarpın kesici olarak iyi,çok koşan fakat bunlara rağmen sınırlı oyun kurma yetenekleridir.bu oyuncularımız oyun kuramadıkları zaman arda gerilere gelip top almak zorunda kalıyor ve çalımlarla kendi birşeyler üretmek adına yoruluyor.yani gerideki oyun kurucularımızın etliye sütlüye karışmayıp sadece yan pas vermeleri ve bunları da çok yavaş yapmaları takımı hem yoruyor hemde yük sadece bireysel oyuncalarımızın şahsi becerilerine kalıyor.yani takım oyunu oynayamıyoruz.arda veya servetin bu kadar şahsi oynamalarına başka anlam veremiyorum.servete hiç veremiyorum ya neyse.

    diğer bir konuda hakemler,ingiltere liginden örnekler verilir hep.dün chelsea-liverpol maçına durum 1-0 iken 80.dakikadan 89.dakikaya kadar hakem hiç düdük çalmadı.hem de top bir o kalede ,bir bu kalede iken.peki bizim hakemlerimizin oyunu bu kadar bölmelerinin,yada yanlış karar vermelerinde süper ligde oynayan futbolcuların hiçmi suçu yok.yada aslan payı onlarınmı acaba.adamlar kesinlikle gereksiz faul yapmıyorlar,tutma çekme.dize tekme yok.ankaragücü maçında ise orta sahada top kaybeden ankaralıların yaptıkları faulleri(top oynatmama adına)herkes gördü.futbol oynamak yerine,amacı sadece oynatmamak olan takımlara karşı sisteminizi nasıl sahada başarıyla uygulayabilirsinizki. tvde maçtan hemen sonra,ne kadar mutlu olduğu her halinden belli olan TARAFSIZ büyük spor adamı G.S.yı ve F.R.ı eleştirir ve derki: burası ispanyaya benzemez.çift forvete dönmüyorsun.b planın yok falan filan.bizi aldığımız mağlubiyet kadar bu yorumcuların diline düşmekte yaralıyor..
    teşekkürler,saygılar..

  64. FatihErdem Demiş ki:

    Sevgili Melih Ağabey,

    Ben bu mağlubiyeti, klasik türk futbolcusu mantalitesine bağlıyorum. Bu mantaliteye, ister “cin olmadan, adam çarpmak” deyin. İster “dereyi görmeden, paçaları sıvamak deyin” geleneksel türk futbolcusunun havaya girmesi olayıdır. Bu durum cumartesi, çarşamba milli maçları üst üste kazanamamaktan da bellidir. Sevgili ağabeyim, tabiki bu durumu sen benden çok daha iyi bilirsin.

    Veee!!! Bu olguyu çok iyi bilen değerli türk medyası BÜYÜK PLANI’nı çoktan uygulamaya başlamıştır.
    1- GALATASARAY olabildiğince şişirilecek, bulutların üstüne gönderilecek, tek tek bütün futbolcular ele alınacak, nereden nereye geldikleri anlatılacak, en sonunda Los Galacticos denilip bu evre tamamlanıp, ilk mağlubiyet beklenecek.

    2- Rijkaard hedef alınacak. Belden aşağı vurulacak, üç maç önce mükemmel hoca, tavissiz, oyunu okuma müthiş, değişiklikler tam zamanında ve yerinde denen bu adam, ilk mağlubiyetle, büyük bir pişkinlikle eleştirilecek, takıma hakim olamamakla, kriz yönetmeyi becerememekle suçlanacak, B planı yok denecek. Sonra diğer aşamaya geçilecek.

    3- Oyuncular tek tek tekrar ele alınacak, 22 yaşında kaptanlık ve taçsız kralın formasının verildiği arda’dan başlanacak, hata yapıldı denecek, bu yaşta olur mu denecek, baros’la elanoyla anlaşamıyor denecek. Servet sorvetmi denecek, mehmet topal geri gidiyor böyle devam ederse biter denecek, uzar gider….

    4- Taraftarın tepkisi beklenip, ona göre son değerlendirilme yapacak, bu arada kensi taraflarıyla ilgili mümkün olduğu kadar az yorum yapılacak. Hakem yanlışları es geçilecek.

    ve bunları yememizi bekleyecekler.
    En azından ben yemeyeceğim. Hatta diyorum ki;
    Rijkaard bu takımın başında 20 yıl, yok yok kalabildiği kadar, tutabildiğimiz kadar kalsın. Bir kere bile şampiyon olmasak kalsın.

    Ama tek birşey yapsın.

    En alttaki, minik takımdaki oyuncumuzdan başlayıp, en amiyane tabirle havaya girmeyi kaldırsın yeter. Benim için sadece bu bile yeter. İnanıyorum ki çok şey değişir.

    Son olarak 3 te yesek, 5 te yesek, hiç şampiyon da olamasak, yaşadığım hergün, ömrümün sonuna kadar GALATASARAY’lı olduğum için rabbime şükredeceğim.

    Anlayışın için teşekkürler, Sevgili ağabeyciğim.

  65. u-topie Demiş ki:

    FR bir ay önceki söyleşisinde ”Türkiye’de futbol tepkisel oynanıyor.İşler kötüye gittiğinde akıl devre dışı kalıyor.Herkes kendi başına maçı çevirmeye çalışıyor.Oysa bu
    gibi durumlarda pozisyon almayı bilmek ve dengeli olmak gerekli.” derken sanki Ankaragücü maçını analiz ediyormuş..
    Aslında sorunun özünü ve çözümünü birlikte içinde barındıran bir cümle.
    Olan bitenin altında yatan özü gözleme ve ayıklama yeteneği böylesine gelişmiş FR’dan telaşa kapılmasını ve olayların akışına kapılmasını beklemiyorum.
    Gerekli psikolojik,taktiksel müdahaleler yapılacaktır.
    Sıkışık maç trafiği ve sakatlıkların yarattığı fiziki dalgalanma ve tempo sıkıntıları milli maç arasında aşılmış olacaktır.
    Öğrenen bir organizasyon olarak devam edecektir GS’ın yürüyüşü.
    Bunun için gerekli her şeye sahip GS.
    Durumu olduğundan vahim gösteren ve ellerini oğuşturan akbabaların maskesinin düşmesi için bir fırsat bile sayabiliriz bu alacakaranlık dönemi.
    Sakin olalım.
    Bugün gölge etmeyelim ki yarın güneşli günlerde söyleyecek sözümüz,aynaya bakacak yüzümüz olsun.

    maskesini düşürmesi

  66. Ferhat says:

    Açıkçası bir başıboşluk var.Top Leo Franco’dan çıkıp savunma ve önliberolar aracılığıyla orta sahada dolaşıyor ama işte bundan sonra topu alan oyuncu forvetteki arkadaşlarına yakınlaşıp paslaşmak yerine geniş alanda sürekli pres yapan Ankaragücü savunmasına tek başına dalmaya çalışıyor.Balık baştan kokar.Ben kendime göre bu başıboşluğun (siz isterseniz bencillik deyin) sebeplerini kendime göre söylerdim ama haddime düşmez.Rıdvan gibi B planı yaratmak olur bu çaba ama oyuncuların bireysel yanlışlarını kendimce söylerim.
    En önemli oyuncu Arda akıllı tek paslar yapmak veya bir arkadaşı ile duvar pası denemek yerine topu sürmeyi ve çalım atmayı tercih ediyor.Bence bunun sebebi milli takım arası.Şöyle ki Terimin “Amansız ol!” takım prensibi gereği Arda ve diğerleri Rijkaard’ın öğrettiği o önemli bilgileri resetleyip Terim’in ne idiğü belirsiz sisteminin sistemsizliğine döndüler ve milli maç arasından önce asist krallığına oynayan Arda şimdi Quaresma gibi saçma sapan çalımlar atıp top kaptırmaya başladı.Bence tablo net iki Arda var bir milli maç arası öncesi birde şimdi.Ve Arda yorgun ya da formsuz değil.Mental olarak hasta.Şimdi Belçika maçı için yeniden gidip döndüğünde daha abuk subuk hareket eden bir Arda görücez.Her geçen gün daha da bencilleşeceği için hücumla orta saha arası bağlar daha da kopacak.Tek sorun Arda değil.Örneğin Elano sisteme bir türlü entegre olamadı.Daha doğrusu sistem düzgün işlerken entegre olmak yerine sistem bozulmaya başlayınca sisteme girdi.Böyle olunca takımda ne yaptığını bilmeden oynayan diğer arkadaşları gibi o da süre doldurmaya başladı.Daha kötüsü işlerin yolunda gitmediğini kanıksamış olmalı ki Sturm Graz maçında rakip 9 numarayı değiştirirken oynadığı oyundan kendisi de mutsuz olmuş olmalı ki kendi değişikliği sandı.Elano’nun attığı her uzun top saçma sapan yerlere gitti.Kullandığı serbest vuruşları (kornerler dahil) çoğu isabetsiz di.Maçı kaveden izlerken rahatlıkla söyleyebilirimki maçın en çok küfür yiyeni Elano’ydu.Korkarım bu gidişle Lincoln gibi onu da yiyecekler.(Lincoln kendi sonunu hazırladı.Ona o kadar acımıyorum ama Elano herhangibir terbiyesizlik etmedi şimdiye kadar.O yüzden Lincoln’e yapılanların tekrarlanmamasını dilerim.)Bu mu Brezilya Milli oyuncusu deyip kalitesini sorgulayacaklar.Arda ile beraber oynamaz diyecekler ki hala her maç sonunda bu klişe konuşuluyor.Elano, kafasına buyruk hareket eden Arda ile bir an önce paslaşmayı öğrenmeli.İkisi de zeki oyuncular rakip defansı hem meşgul edebilirler hem de öldürücü paslar yapabilirler.Ama dediğim gibi Arda başta olmak üzere bir düşüş var herkesde.Eğer olmasaydı geçen yıl Uefa maçlarında görmeye alıştığımız Arda-Lincoln-Kewell-Baros arası ezbere pasları görürdük.Bu yıl biraz görür gibi olduk ardından herkes kendine oynamaya başladı. Kewell da Baros da Elano’da diğerleri kadar birbirleri ile ezbere pas yapacak telepatiyi kaybetmiş. Takımın diğer elemanları da ortasaha üçlüsü ile forvet üçlüsünün iletişimsizliğinden muzdarip.Mehmet Topal’ı ayırıyorum.Çünkü Elano’dan sonra en fazla küfür yiyen adamdı.Hem ağır kaldığından hem de dikine oynayamadığından küfür yiyordu.Gittikçe stoperleştiğini düşünmeye başladım.Ayhan da sakatlıktan yeni çıktığı için Topal’ın bu tek yönlülüğü da çok sırıttı.
    Bana göre en temel sorun mantalite.Taktik idmanlar bunu halleder ama Arda’nın bencil tutumu Belçika maçından sonra zirve yapar.Ve balık baştan kokar.Bence en önemli hamle Arda’nın eskiden oynadığı sol kanat oyuncusu gibi oynamasının önüne geçmek olmalıdır.
    Bir de not: Linderoth sakatlıktan çıktıysa bana göre derhal oynatılmalı.Eğer oynarken veya maç sonunda sakatlanmazsa (yeniden) Mehmet Topal’ı stoper’e çekerek bir müddet stoper sıkıntısı çekmeyiz.Eğer Linderoth sakatlanırsa da artık pek şaşırmıycam.
    Bir de B planı meselesine kendimce bir taraftar olarak bir iki şey söyleme niyetindeyim.Biz Rıdvan bey gibi futbol’a ülke gerçekleri gözlüğüyle bakan ve eleştirmen kisvesiyle teknik adam ve yönetim kovduran çok fazla çığırtkan gördük.
    Hemen hepsi ülke gerçeklerini bir teknik adamın uymaya zorunlu olduğu tabular gözüyle bakmamızı sağladılar.Hagi ile Sergen oynarmı dediler geçmişte.Şimdi Elano ile Arda oynar mı demeleri hala bir önceki tarihi dönemden kalma dinazorlar olduklarını gösteriyor.Acaba Christiano Ronaldo ile Kaka bir arada oynamaz diyen var mıdır İspanyada merak ediyorum.
    Sonra bu kişiler bizim iyiliğimizi bizden fazla istiyorlar ki (!) televizyonda bıyık altı gülüp “Burası İspanya’ya benzemez!” demeyi bilirler.Onlar göre Bir B planı olmalıdır maç kazanmak için.Sitemden ödün verilmeli rakibin oyun yapısına göre 11 hazırlanmalı rakibe göre pozisyon alınmalı.Tıpkı herhangibir iddası yada gelecek planı olmayan Eskişehirspor gibi (Eskişehirspor’un taktiğinin işe yaradığını gördükleri için elbette aynı defansif oyun planıyla saha çıkan Sturm Graz,Ankaragücü gibi) Galatasaray da rakibe göre kendini eğip bükmeli.Sistemden taviz vermeli her maç.Ama Rıdvan gibiler çok şeyi bildiklerini ve Perşembenin gelişini Çarşamba’dan gördüklerini söylerler.Gördükleri ve bildikleri şu kücücük ekosistemdir elbette.Burada rakibin üç aşağı beş yukarı bellidir.Ona göre 4-3-3, 4-5-1, 4-1-4-1 olabilir.Ama dedim ya bu her maç rakibe göre maç içi sistem oyuncu anlayış değişiklikleri bu ekosistemde çalışır.Top şişirmek kaostan beslenmek bu ekosistem içinde işe yarar.Aslında ülke olarak küçücük bu ekosistemin içinde o kadar çok kalmışız ki bu ekosistemden çıkınca bir Avrupa arenasında sudan çıkmış balığa dönüyoruz.
    Ben açıkçası aynı zihniyetin hüküm sürdüğü bu ülkede fark yaratmaya çalışan Rijkaard ve ekibine her halükarda desteğimi vermeye devam edicem.Lig sonuncusu bile olsak umrumda değil.Kaybedecek birşey yok.Eğer devrim başlamadan bitecek olsa bile ben buraya gelip bu düzeni değiştirme cesaretlerinden ötürü tekrar teşekkür edicem onlara.Sonra Gerets gibi biri getirilir Galatasaray’ın başına herşey eskiye döner.Yani kaybedecek birşey yok.Ama kazanılabilecek çok şey var.

  67. MaMi Demiş ki:

    Melih abi maçı izleyemedim.Özetinden de yorum yapamam.Skor kötü olabilir,bunların olacağını biliyorduk.Lig başlamadan sabır yeminleri edildi.İşte tam zamanı.Takımımıza destek olmalıyız.Onların yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz.Çapulculara,düşmanlarımıza inat takımımızın yanında olalım.Pankartlar açalım.

    Birde Melih abi Rijkaard Gökhan’ın durumundan şikayetçi gibiydi.Sakat sakat milli takımda oynadı ve daha da sakatlandı gibi.Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz.

  68. Ferhat says:

    Bir de küçük bir itiraf.Ben Sabri’nin takıma zarar verdiğini ve asla ama asla ilerleme kaydetmeyeceğini düşünenlerdendim.Şimdi itiraf ediyorum.Sabri çok büyük aşamalar kaydetti.Mental olarak tam olarak istediğimiz seviyede olmasa da daha iyi olduğunu ve daha az itiraz ettiğini görebiliyorum.Rijkaard’ın etkisi diğerlerine de bu kadar çarpıcı şekilde yansırsa bu krizi atlatabiliriz.Çünkü en umutsuz olduğum adam Sabri’ydi.O bile farklı olmaya başladı ise sorun bu kadar büyük değildir.

  69. Yildirim Kadir Demiş ki:

    Merhabalar,
    Yazinizi cok begendim. Aklimda olan, kafamda netlestirmeye calistigim ama bircogunu bu sekilde sistematik olarak ifade edemedigim bircok mevzuya degismissiniz. Bu yenilginin ardindan su ana kadar hic bir yorum okumadim, ki butun yorumlari takip etmeye calisirim normalde. Futbolcularin neredeyse tamamen kusurlu oldugu bir oyun sonrasi, gecen seneden cesitlemelerin sunuludugu bir mactan sonra icimde (skordan bagimsiz olarak) hic bir istek kalmadi maalesef. Ozellikle Arda’dan hangi macta “nefret” ettiniz diye sorulsa hic beklemeden verecegim cevap bu mac olurdu. Arda kadar uzerine kendimce titredigim ikinci bir oyuncu yokken ustelik; onu Barca gibi Arsenal gibi kluplerde ilk 11 oyuncusu olarak gorme hayalleri kurarken ustelik. Dun bu dusuncelerimi ciddi anlamda yeniden degerlendirme ihtiyaci hissettim. Baros’un o ceza sahasi icerisindeki cirpinislarini gordukce dunku oyundan iyice sogudum. Bir oyuncunun sene basinda gostermis oldugu inanilmaz assist performansindan bu sekilde kisisel oynamaya donusen bir profie bu kadar kisa zaman iceisinde donusmesi inanilmaz! Umarim eski Arda’yi en kisa zamanda sahada goruruz. Isin guzel tarafi Rijkaard’in bu isin altindan kalkacagina dair en ufak bir suphem yok. Guzel bahar aylari bizleri bekliyor.

  70. Mehmed Sadi Demiş ki:

    Sevgiler, üzüntülerini sineye cekmis
    Melih Hocam ve tüm Galatasaray dostlari.

    Yenilgiye dair…

    Koskoca bir Peygamber baslarindaydi.
    Herseyin sahibi ve mülkün maliki Allah arkalarindaydi.
    Bedir gibi bir zaferden sonra nasil olurdu da
    Uhud ta yenilirlerdi?

    a) Sürekli kazanmayi ögrenmek icin.
    hatalari bilmek gerektigini

    b) Oyuncak degil gercek zaferler kazanmak icin cok calismak gerektigini.

    c ) Yenilgi ahlakini ögrenmek icin.

    d )Hicbir zaman mükemmel olamayacaklarini anlamak icin.

    e ) Insan olduklarini ve insana en güzel yakisan seyin kusur oldugunu görmek icin.

    f) HERBIRI

    ***

    Sebepleri ve sonucun dramatik yapisini Melih hoca ziyadesiyle aciklamis. Fotografin tamamini göstermis Sagolsun.

    Bazen düsünüyorum. Bir fanatazi iste.
    Futbolcular ; “olumsuz savunma mekanizmalarini” harekete geciren gazeteleri ve malum köse yazarlarini degil de. FR ve Neskeensin uygulamak istedigi futbol anlayasinin ve dahi mac icinde yaptiklari hatalarin ayrintili bir dökümünü, onlari incitmeden ve yargilamadan yazan arkadaslarin yorumlarini okusalardi bu ve bunun gibi köselerden…
    Frank ve Neeskensin yapmaya calistigi seye büyük katkisi olmazmiydi acaba?

    Bilmem kac satan bir gazetenin medyatik köse yazarinin söyleyecegi bir söz, onlara sürekli sinkaflarla söven “Arena Seyircisini” tahrik ettigini bildikleri halde yine de mahut kimselerin, kendilerini daha da hircinlastiran akil disi yorumlarina neden hala itibar ederler?

    Cevaplarini bildigimi sandigim sorular bunlar aslinda.

    Cevaplari da Roma Imparatorlugunun Arena kültüründe yatiyor saniyorum.

    Kudretli imparatorlarin Devlet sanatcilarina,
    “doyurucu ödemeler karisiliginda ” ismarladiklari oyunlarla,
    “imparatorluk politikalarinin dogrulugunu” anlattiklari tragedyalari, antik tiyatrolarda sahnelemesi degil elbet, sadece bahsi gecen bu kültür.

    Daha cok “sisteme baskaldiran gladyatörü” pek olmayan “arena kültürü” dür meramim.

    Ama ortak noktalarindan biri de can acitan bir tragedyanin alenen sahnelenmesidir.
    Can acitan sey, tragedyanin konusu oldugu gibi,
    fotografin tamami da basli basina bir tragedyadir.

    O güne degin, saha komiserine bile ihtiyac duymayacak kadar, herkese sözünü bir toplum önderi gibi dinletecek saygiyi saglamis “Baba Hakkinin”
    Bir gün, Tribünlerin cilizda olsa bir “yuhh” tezahüratina muhatap oldugu anda…
    Sanki bir filmin final sahnesi gibi,
    ellerini beline koyup tribünlere son kez baktiktan sonra, soyunma odasina gidip bir daha da gelmemesiyle…
    Her hafta yedi ceddine küfür edildigi halde, bir gün galip geldi ya da gol atti diye bas üstü edilmesini hic yadirgamayacak kadar patalojik bir duruma gelmemizin farki kadar daha aci bir tragedya bilmiyorum.

    Sevgiyi ve Nefreti prematüre bir dogumla kardesler yapmis böyle patalojik bir futbol arenasinda diyorum…

    Akil ve estetikle yogrulmus, bilgi ve calisma ile rakibini saygiyla yenen bir futbol felsefesini uygulmak gercek bir devrim olacaktir.

    Frank Rijkaard a, “Neden Türkiyeyi tercih ettiniz” sorusu soruldugunda cevaplarindan bir tanesinin yaklasik meali de,
    “Rekabeti severim. Baktim ki yerüyüzünde rekabeti en yüksek yasayan ülke burasi!”

    Dogrudur Frank Usta.
    Biz rekabet severiz!
    Hatta belden assagi vuracak kadar severiz!

    Senin isin hem zor hem de kolay Usta!
    Zor cünkü, demode futbolun ve dahi herseyin ahmaklara hap gibi yutturuldugu bir ülkede rüzgara karsi isemeyi düsünüyorsun!
    Bu doktor görünümlü eczacilarla bas ettigin kadar hapi eczaneden soran hastalarla da mücadele edeceksin!
    Unutmaki calistirdigin takimda da var onlardan ziyadesiyle

    Kendi idrarindan tiksinmeyeceksen diyecek sözümüz yok.

    Kolay cünkü, rekabet edeceklerin, kecinin olmadigi diyarda Abdurrahman celebi enflasyonu kivamindalar…
    kontenjandan üstelik.

    “isi ehli olana vermemenin” kiyamet alameti oldugunu, yüzyillar önce insanlik ailesine armagan eden de biziz …
    Kiyametin alametlerine en büyük katkiyi yapmaya and icende!

    Birakip kacacak bir adama benzemiyorsun!
    la liga gibi cetin bir ligteki baskiyi görmüs adamsin nede olsa!

    Senin icin burdaki abdurrahman celebiler cerez olmali…

    Yine bir röpörtajinda, bizi tarif ederken,
    ” sizde hersey var ama herseyden biraz var”
    seklinde veciz bir özet yapmissin.

    Cünkü hangi millet derse ki futbol bizde “din” gibidir inanma!
    Yillik geliri 50 bin paund olan bir yerde paradan baska din olmaz!

    Bu söz söylense söylense ancak bizim icin söylenmis olabilir!

    10 saniyelik bir pozisyonu 10 yil konusan baska millet varmi?

    Batida ki gibi bir gurup isin meraklisi demiyorum, bir Millet varmi?

    Eger basarirsaniz Frank & Neeskens
    eger basarirsaniz,
    ki
    öylede görünüyor…

    Cünkü Futbolda yasanacak bir devrim,
    bizim is siyaset ve özel hayatimizi da etkiler biliyorum.

    Allah ömür verirse, yasayip görecegiz.

    Frank & Neeskens
    Bilirmisiniz bilmem bir zaman sizin ülkenizden “lale” adinda bir cicegin tohumlari gelirdi. Bizim ilk batililasma maceramizin basladigi yillar yani.

    Ilimde Sanatta edebiyatta hasili herseyde kendimizi gelistirdigimiz yillar oldugu gibi,
    Her zaman oldugu gibi essegin vaginal organina su kaciracak kadar abarttigimiz yillardi bu zamanlar.

    Umarim basarirsinizda, abartmadan sindirgimiz ve tatbik ettigimiz II lale devri olur.

    Üzülecek nelerimiz var
    sevinecek bir seyler bulalim.
    sevgilerle dostlar…

  71. Kaan Uysal Demiş ki:

    Melih Abi,

    “Total futbol”, “futbol devrimi”, “gelecek”, “uzun vadeli planlar”, “sistem”..
    Rijkaard geldiğinden beri dillerde bu kelimeler var. Ancak bugüne kadar içi hep boştu bu kelimelerin. Hatta daha da ileri gidersek; daha şimdiden Barça olmuştuk bile. Şüphesiz oyuncularımızın görev anlayışlarına, sisteme olan sadakatlerine Rijkaard bile şaşırmıştı. Beklediğinden bile çabuk uyum sağlamıştı çünkü futbolcularımız sisteme..

    Şimdi gerçekler:
    Biz Türkler her işe sondan başlarız. Burada daha önce de yazmıştım, izninizle tekrar değinmek istiyorum:
    “Aslolan sadeliğe ulaşmaktır. Ancak buna bir anda ulaşmaya çalışanlar aslında sığ bir basitliğe ulaşmışlardır. Sadece farkında değillerdir bunun. O yüzden, sadeliğe giden yolda fırtınalardan geçmek gerekir. İşte bu yüzden hiçbir işe sonundan başlanmaz.”
    Bunlar Chopin’in fikirleriydi. Hayatı vatan hasreti ve hastalıklarla geçmiş olan bu adam, kendi hikayesinin sonlarına doğru çok az nota ile sonsuzu anlatabilmeye başlamıştı.

    Peki bizde durum neydi? Nasıl bir anda çok yüksekten düşmüş gibi canı yanıyor herkesin? Gerçekten çıkmış mıydık acaba bu kadar yükseklere? Aslında olay çok açık:

    Rijkaard yüksek tahtlarda oturup halka inmeyen politikacılar gibi davranmamıştı aslında. Aksine, öyle bir hava oluşmuştu ki; tüm futbolcular kendileri Rijkaard’a çıkmıştı sanki. Onlarca basamak çıkmışlardı bir anda. Halbuki sadeliğe ulaşmak bu kadar “basit” olmamalıydı sanki..
    O yüzden sevinmeliyiz, dün 1 değil de 3 gol yemiş olmamıza.

    Rijkaard dün itibari ile Türk futbolcusunun, ülkemizin gerçeklerinin, dik durmayıp güçsüz yakalandığımız takdirde hakemlerin, federasyon bazında ve milli takımlar çatısı altında bile bazı takımların Galatasaray’dan daha eşit olduğunu gördü. İşte bu yüzden her şey şimdi başlıyor. Ben düne göre kendimi çok daha güçlü ve inançlı hissediyorum. Yıllarca sabretmek, başkalarının sabırları bittiği zaman ise Avrupa’da varolmak istiyorum. Ancak şu an için hakediyor muyuz acaba tüm bunları? Bizim de değişmemiz Rijkaard’a ayak uydurmamız gerekir mi acaba? Biz de mi ulaştık yoksa sadeliğe bir anda? Yoksa kaos mu yaşıyoruz hala? Mesela, Mehmet Topal’ın zincirlerini kırma çabası ile attığı paslara homurdandığımız şu zamanlarda, takımımızdan Barça gibi oynamasını beklerken, biz Barça tribünleri gibi sabırlı ve baskısız/gelişime uygun bir ortam yaratıyor muyuz?

    Sanırım yapmamız gereken tek şey var: “Rijkaard’a ayak uydurmak.”

    ..ve biz bunu yapamazsak, başka kimse de yapamaz.

    Sabrınız için teşekkürler.
    Herkese sevgiler.
    Kaan Uysal

  72. emiralem says:

    Selam Melih abi konuyla alakasız ama son zamanlarda kafama takılan bişi Aslantepe inşaatını Varyap aldı ama hala başlamadı sanırsam inşaat, İzmir’ de olduğum için tam bilmiyorum ama çıkan bir haberde yok inşaat halen durmuş vaziyette değil mi?

    (Emir selam. İnşaat durmuş vaziyette. Sanırım Varyap bir fizibilite çalışması yapıyor. Herhalde bir ay içinde başlar inşaata. Sevgilerimle. Melih)

  73. gtforce Demiş ki:

    Zihnime düşen bir başka konuyu da paylaşmak istedim.Tabii local değerlerle değil de işlev olarak kıyas etmek gerekir,Ronaldinho=Keita gerçeğini…
    Ronaldinho nun best of the best yılları ne PSG de ne de Mailand de ,Rijkaard ile eş zamanlı olarak bulunduğu 5 senelik Barça istasyonundadır.Çok iyi bildiğiniz gibi her iki kanat da oyunu oynayan ama defansif yönü Keita kadar olmamakla beraber topa 3.bölgede hakimiyeti ve isabetli pas yüzdesi bizimkinden çok daha iyi bir yıldız.O beş yıl müthiş bir eşleşmeydi.
    Ankaragücü maçında ise takımda Keita nın nasıl bir ağırlık taşıdığını, Rijkaard ın oyun felsefesini sahaya en iyi koyan oyunculardan olduğunu (ki bence ikincisi Sabri dir şu son haftalarda)net olarak görmüş olduk.Eğer öğrenmeye açık olursa çok daha müthiş bir Abd el Kader ! seyredeceğiz.
    Bir de şu ;biliriz bazı ana-babalar çocuklarının açıklarını kapatarak onların başarısızlıkla yüzleşmelerine engel olurlar,insan türünün yavrusuna! olan yaklaşımıdır bu, yaş limiti olmaksızın yaşanır bazı mahallerde,bazısı ise doğadaki yaşamı ve sistemi bildiğinden dolayı zorluklarla kendi kendine başetmesine izin verir ve sadece mental yardımlar yapar ama mücadeleyi evladına bırakır, sadece izler. Rijkaard ın bu uygulamayı kaybetmek uğruna dahi bilinçli yaptığını düşünüyorum.Büyük yüzleşme idi maç,yol yakınken başlangıca, hatayı tespit edebilmek kurtuluşun da kapısını açar,eğer kurtulmak isteyen varsa ! yoksa önceden yazdığım gibi yüksek akıl eninde sonunda ortamı terkeder !

  74. hakan_isik Demiş ki:

    Merhabalar Melih Abi,

    Dünkü maçta %68 topla oynama yine bizdeydi. Ancak ankaragücü akıllı bir taktikle topun sahip olduğu adamı değil de pas yollarını ve pas alabilecek adamlara markaj yaptı. Bu nedenle topu 3. bölgeye taşıyamadık ve tehlikeli alanın dışında kaldık. Asıl bu nedenle Servet çalımla adam eksiltme gibi risklere girdi. Burada Rijkaardın istediği şey aslında isabetli pas vermek dışında diğerlerininde pas alabilecek boşluklara kaçması. Bence bunu yapamadık dün. Oyun kilitlendi. Elanonun güçsüzlüğü bir gerçek ama ondan kimse savunma yapmasını beklememeli. Rahat bir elano iyi şutlar ve iyi ara pasları atabilecek bir oyuncu. O devreye girdiğinde kilitlenmiş oyunları daha rahat aşabiliriz. Ayrıca dün Keitanın ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu bir kez daha anladık.

  75. Umutation Demiş ki:

    Benim daha değişik bir korkum var, genel kanının aksine ben bu disiplinsizlikleri 3 maçtır görüyorum. Eskişehir maçında keita’nın vermediği asistler ve sürekli “topuk pası-şık zor pas denemeleri” bizi yakmıştı ki, o maç egoizmin işaretlerini net olarak görebildiğimiz ilk maçtı. 2 hafta gibi uzun bir süre geçmiş, takım daha da kötü durumda.

    Bunların “hala” düzelmemesi korkutuyor beni… Yani teşhis mi koyulamadı, yoksa tedavi mi sonuç vermiyor anlayamadım, ama ikisi de birbirinden kötü olasılıklar.

  76. Mert Demiş ki:

    Maç için gerekli analizleri yapmışsın Melih Abi, hemen her şey belli gibi sanki. Graz maçı en yavaş oynadığımız maçtı isabetli pas anlamında, yenisini ekledik bu haftasonu. Aklıma yorgunluk geliyor, onun kaynağı da sezonu erken açmak sanıyorum. Yorgunluk dışında da aklıma fazla bir şey gelmiyor. Ankaraspor maçında -ki çok farklı bir maç değil çoğu oyuncuyla bir kez daha karşı karşıya gelmiş olduk- son 20 dakikada ayakta kalan taraf biz olduğumuz için kazandık. Her iki tarafın da pozisyonları vardı. Ama sonra çözülmeler, ciddi ataklar başladı. Onların bir topu direkten döndü, Baros ve sonra yerine giren Nonda çok net pozisyonlar kaçırdı ve yediğimiz golden sonra maç bir anda koptu. Yenilen gol sonrası halı saha maçı gibi -hatta belki daha vahimi- bu denli kopma beklemiyordum oyundan. Takım, maçı çeviremeyeceğini düşündü sanırım, inanmadılar. Başka açıklaması olamaz bunun. Kasımpaşa maçı 88′den sonra dönmüştü, o maçın döneceğini oradaki seyirci, bizler ve en önemlisi futbolcular çok iyi biliyorlardı. Ama dünkü maçta golden sonraki kopma durumu bana fizik güçten düştüğümüz konusunda emareler verdi. Duraklamalarla birlikte 10 dakikaya yakın bir süre kalmışken böyle bir durum Galatasaray takımına yakışmadı. Yoksa mağlubiyete çok üzülmüş değilim. Ligin 8. haftasındayız. İlk iki maçta puan kaybetsek sonra 6′da 6 yapsaydık hiç kimsede karamsar işaretler görülmezdi. Ama şu anki görüntümüzde bir kondisyon düşüklüğü, buna bağlı olarak da bir form düşüklüğü olduğu ortada. Sakatlıkların da bu duruma tuz biber ektiği de bir gerçek.

    Yönetimin transfer politikasından özellikle son 2 sene oldukça memnunum. Çok başarılı işler yapıldı bu anlamda geçtiğimiz transfer döneminde de, elbette başta Rijkaard ve ekibi olmak üzere. Ancak benim sene başından beri ısrarla üzerinde durduğum bir konu var. O da bu sistemin ideal stoperleri konusu. Servet, Emre Aşık, Emre Güngör ve Gökhan Zan. Bu 4′lüden hangi ikili oynarsa oynasın, bizim futbol devrimimiz adına(total futbol dediğimiz şeyin ta kendisinden bahsediyorum) savunmayı önde kuracak, pas futboluna katkıda bulunacak, oyunu mümkün olduğunca iyi okuyacak ve gerektiğinde oyun kuracak stoper ikilisi bulamayacağımız aşikardı. Servet ve Gökhan ağır oyuncular -Servet cüssesine göre hızlı ve mücadeleci ama bahsettiğim konu başka- hemen aynı tip oyuncular, Emre Aşık elinden geleni yapsa da savunma anlamında, hücum için geri 4′lünün en az bekler kadar önemli olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bu oyuncular malesef bu tip oyuncular değil, belki zamanla olma ihtimalleri de var ama bunun için en azından önemli bir hız potansiyeli gerekiyor, biraz da top tekniği elbette. Üstelik bu 4′lünün ikisinin müzmin sakat oldukları biliniyor malesef, bu konuya girmemek sanırım daha iyi. Gökhan Zan transferini de yanlış bulmuyorum aslında bonservis bedeli ödenmediği için, takım içindeki stoperlerle daha önce oynadığı için vs.. Ama şu gün gibi ortada ki bu takımın bir ‘Popescu’ya ihtiyacı var. Pique deyin, Pepe deyin, Puyol deyin -iyi stoperlerin hepsinin adı P ile başlıyor sanırım- bu tipte bir oyuncuya çok ama çok ihtiyacı var. Leo Franco’nun ısrarla oyunu kısa pasla başlatma çabasını devam ettirecek, orta sahaya topu hızlı bir biçimde aktaracak çevik bir defans oyuncusu bana göre bu takımın bir numaralı ihtiyacı. Dediğim gibi ne geçen seneki transfer politikasını eleştiriyorum ne de son ‘takım’ halinde tökezlenen 2-3 maça göre konuşuyorum. Tek isteğim ve umudum bu tip bir oyuncuya bu denli ihtiyacımız varken Sercan vs.. gibi forvet arayışlarına artık girilmemesi. Ara transfer dönemi, belki seneye, belki daha sonraki sene bir şekilde bahsettiğim tipte bir stoper oyuncusuna -en azından bir tanesine- kavuşacağımızı umuyorum, tabiki imkanlar doğrultusunda.

    Stoper meselesine son bir ekleme yapayım. Bu, sistem için vazgeçilmez olduğunu düşündüğüm ve özelliklerini anlatmaya çalıştığım oyuncu tipinin illa yabancı olması gerekmiyor. Hani Semih Kaya ve Murat Akça kurmakta olduğumuz sistemi iyice ezberleseler, yalayıp yutsalar da bu önemli eksikliği yabancı kontenjanı ya da büyük mali kaynak kullanmadan kapatabilsek. Beklemek, sabırla ve sükunet içinde beklemek. İhtiyacımız olan sadece bu.

  77. Mehmet Demirci Demiş ki:

    Dün uzun uzun yazdım ama maç aklıma geldikçe sinirleniyorum içim içimi yiyor biraz ekleme yapmalıyım.

    Galiba hala 2008′de “teknik direktörsüz” ve “yabancısız” kazanılan şampiyonluğun olumsuz etkileriden kurtulamadık ve ne zaman kurtulacağımız belirsiz. Evet o zaman takım zor şartlarda kenetlenmişti ve ezeli rakibi yenerek alınan şampiyonluğa çok sevindik. Birçoğumuz o şampiyonluğun Galatasaray’a uzun vadede zarar vereceğini söyleyenleri dikkate almadık. Şimdi Rijkaard’ın sistemi oturtmada yaşadığı zorlukları, bazı oyuncuların akıl futbolu oynamaya adeta direnmesini ve bazı yabancı takım arkadaşlarına karşı takındığını gözlemlediğim tavrı biraz o döneme bağlayabilir miyiz diye sorgulamaya başladım. Geçen sene Skibbe’yi ve Bülent Korkmaz’ı eleştirmeye odaklanıp bazı şeyleri görmezden mi geldik? Kimbilir 2008′in Nisan-Mayıs aylarında futbolculara nasıl gaz verildi, neler aşılandı bir şampiyonluk uğruna? Belki de o şampiyonluğun teknik direktörsüz alınması takım içindeki disiplinsizliklere zemin hazırladı, yabancısız alınması da “bunların kalpleri bizimki gibi çarpmıyor, ihtiyacımız yok bunlara” fikrinin doğmasına. En ufak terslikte bu gibi hastalıkların bir anda ortaya çıkmasının bir açıklaması olmalı.

    Kalli’nin temellerini attığı bu takımın kısır çekişmelerden sıyrılıp Rijkaard önderliğinde Galatasaray’ın yeni altın çağı olmasını ümit ediyorum.

  78. yuruyedur Demiş ki:

    Melih abi diger yazar arkadaslara selam,

    Satir aralarinda aslinda cok onemli seyler yaziyorsun. Ara donusu Rijkaard saha ici liderligi Elano’ya verecek demissin. Bunun ustunden gidersek Arda ya yedek oturacak ya da sol kanat rotasyonuna girecek. Bu hareketin 2 turlu donusu olucaktir. Ya Arda hatalarini anlayacak takimin neye ihtiyaci oldugunu anlayacak ve dolayisiyla Rijkaard’i anlayacak ve eski yerine donmek icin caba sarfedecek veya kendini rijkaard’dan ustun gorecek, takimdan ustun gorecek ve Rijkaard’a karsi taarruz baslatacak ve takimi icten cokertecek. Anladigim kadariyla sen de Arda’yi direkt olarak hedef gostermek istemiyosun. Ama Arda’yi Ankaragucu macinda oyle gorunce soke oldu. Beni yenilgiden daha cok etkileyen sey takimda en guvendigim insanin bir anda sadece kendini dusunen kendini sistemden, takimdan, hocadan ustun goren halleri oldu. Anladigim kadariyla kendini Elano’yla liderlik yarisina soktu ve kendisinin vazgecilmez oldugunu kanitlamaya calisiyor. Icine H.Sas kacmis gibi oynamasinin sebebi bu olsa gerek. Benim anlamadigim sey bu adamlar dunyadan futbol izlemezler mi? Bir Arsenal’i, Barça’yi izlemezler mi? Bu takimlarin yildiz oyuncularinin oyunlarina bakmazlar mi hic?

    (Selam. Öncelikle birkaç yanlış anlaşılmayı düzeltmek isterim. Rijkaard’ın bir şekilde daha savaşçı bir orta saha yaratmak için Elano’ya yer bulmak zorunda. Ki bu yer, şimdilik yedek kulübesi de olabilir. Arda Turan’ı yeniden pas ve asist dünyasına kazandırmak için biraz kulübede oturtmak iyi olabilir. Tabi en ideali, Arda Turan’a defansif görevler de vererek sahaya sürmek ve onu pas futboluna yöneltebilmek. Aslında Rijkaard bunu yapabilecek bir insan. Ama Ankaragücü maçında Arad Turan’ı yanına çekip konuşması onu sakinleştirmedi.

    Bir de şu var ki Arda Turan bir maçı aslında tek başına alabilecek kadar büyük bir yıldız. Umarım ulusal takımdan kafası ve vücudu zinde döner.

    Özetle Galatasaray’ın çözülmeyecek sorunları yok. Her ne kadar ulusal takımlara fazla oyuncu versek de bu aradan en çok istifade edecek takım biziz. Sevgilerimle. Melih)

  79. neill Demiş ki:

    Selamlar ve sevgiler hepinize.
    Aylardır takip ettiğim, ancak hiç yorumlamadığım yazılarınıza bugün yorum yazmak istedim.

    Bir defa beyin pasımızı alan bu nefis platformu bulduğuma çok seviniyorum, elinize sağlık Melih Abi (belki yaşıtız ama ne gam).

    Galatasaray için iki satır yazacağım. Böyle günleri aşmak için yanındayız. Üstelik ümitliyiz. Zafere ulaşacağız, zafere ulaşmak zorundayız. Çünkü bu takımın zaferi memeleketin futbolundaki düşüşe, medyasındaki kokuşmaya, kulüplerdeki kirlenmeye karşı olacaktır. Ve hiçbir zafer yoktur ki, acı, gözyaşı, ter ve emekle kazanılmasın.
    Sevgiler, saygılar.

    (Selam. Hoşgeldin Gayın-Sin’e diyerek gireyim söze. Adımla hitap edebilirsin bana, hatta daha sevinirm.
    Galatasaray bugünleri elbette aşacak. Ama sanırım saha içi düzende biraz farklılık olacak.
    Muhtemelen Rijkaard da bunu düşünüyordur.
    Vakit bulursam Çarşamba akşamı ya da Perşembe “Yeni Galatasaray” başlıklı bir yazı yazacağım bununla ilgili.
    Sevgilerimle. Melih)

  80. Galileo Demiş ki:

    Melih Bey Size ve Tüm Galatasaraylılar’a Merhabalar,

    Açıkçası bu yenilgi adım adım geldi. Eskişehirspor ve Graz maçlarında bahsettiğimiz hücumdaki bireysellikler sonunda takımı yıktı. Bunun arkasında kasıt olduğu durumunu kondurmadık, analizlerimizi takım bazında yapmaya çalıştık ama maalesef sonunda gerçekle yüzleştik.

    Medyada ve taraftarlar arasında son üç maçtaki kayıplar bir kıyamet gibi gösteriliyor ve görülüyor. Aslına bakılırsa Galatasaray bu üç maçı da kazanabilirdi. Çünkü yeteri kadar pozisyon bulduk. Ama berabere kalırken bile insanın canını acıtan ve anlam veremediği şey, ataklarda ilerdeki oyuncularımızın gol noktalarında birbirine pas vermemesiydi. Sonuçta bu, skordan bağımsız bir durum ve bu durum devam ettiği sürece skorun da kötü olması ya da olmaması sadece bir olasılıktı. Olmaması da talih diye nitelendirilebilirdi ancak. Buna bağlı olarak ben bu yenilgiyi öyle bize ders olacak hayırlı bir yenilgi olarak görmüyorum. Çünkü bu, oyun anlamında birşeyleri yanlış yaptığımız için gelen bir yenilgi değil, davranış anlamında birşeyleri yanlış yaptığımız için gelen bir yenilgi. Hatta hatalı davranış, takım içi adaleti de bozduğu için yapısal da bir sorun aynı zamanda. Yani antrenmanla düzelecek bir şey değil. Sorun oyunda değil. Bir bu seneki oyunlarımızı gözünüzün önüne getirin, bir de geçen senenin ikinci yarısındaki oyunlarımızı. Geçen sene kaleye gidemiyorduk biz.

    Taraftarın, Rijkaard’ın ve yabancı futbolcuların birşeylere karar vermesi lazım.

    Öncelikle biz taraftarlar olarak – Melih Bey’in kavramını, izniyle ödünç alıyorum – ‘negatif ayrımcılık’tan vazgeçmeliyiz.

    Galatasaraylılar’ın bilinçaltında, takımı bir an önce bir Avrupa devi olarak görme arzusu var. Gerçekleştirilen büyük başarıların ardından, 2000 sonrasında, Avrupa devleri sınıfına geçemeyişimizin eksikliğidir bizi yönlendiren. Çok pahalı ve zengin bir kadro kurduk. Bu kadronun rakipleri ise Real Madrid, Milan, Manchester United gibi takımlar. Ama yalnızca bizim bilinçaltımızda… Gerçekte kiminle oynuyoruz: Eskişehirspor, Sturm Graz, Ankaragücü… Peki Real Madrid’e rakip olarak layık gördüğümüz bir takımın, Sturm Graz’a puan kaybetmesi ne derece beklenir bir durumdur? Hiç. Bu utanılacak bir şeydir. Yani aslında biz mükemmel bir takımız ve negatif ne varsa onları ayıklamalıyız. Biz UEFA Kupası’nı kazanmış bir takımız, kupanın kazanılması dışındaki her sonuç başarısızlıktır. Ne büyük bir baskı bu! Daha baştan ortada başarı kelimesi yok!

    Bu, yeni bir takım. Bu, yeni bir mücadele. UEFA Kupası başarısının ve o günlerin üstüne artık bir örtü çekmemiz lazım. Kolay değil, 30′a yakın futbolcunun bulunduğu bir kadro ki yabancıları Avrupa çapında şöhretler. Bunları yönetmek, bu kadar yıldızın egosundan bir takım çıkartmak ve sadece 3 aydır çalıştığınız bir ülkede başarıyı yakalamak… Rijkaard ve ekibi başarılıdır, son sonuçlara rağmen başarılıdır. Rijkaard daha Türkiye’yi tanıyacak. Kendine özgü bir modeli olduğunu ve batı toplumlarından ne kadar farklı olduğunu görecek. Belki o zaman o da değişmeye başlayacak. Kimbilir, Galatasaray’ın özünde olduğu gibi o da bir doğu-batı sentezi yaratacak.

    Dediğim gibi bu yeni bir takım. Ama Rijkaard kendi oyun planına en uygun bir onbir bulmalıdır. Rotasyon, birbirine alışmış, birbirini tanıyan bir onbire yapılan takviyelerle olur. Yapılan takviyeler giderek o sistemin bir parçası olurlar ve giren çıkan farketmez. ‘Çok kulvarda yarışıyoruz.’ ideali uğruna, yeni biraraya gelmiş bir takımda her maç 6-7 oyuncu değişiyorsa bu, köksüz, aidiyetsiz bir iyi futbolcular topluluğudur. Bence, bu sene, lig şampiyonluğu hedefini ön plana koymalıyız. Sürekli birarada oynayan bir onbirle oyun tarzımızı oturtmalıyız. Bu yıl bu şekilde şampiyonluk apoletini takarsak gelecek yıl Avrupa’da layık olduğumuz, alışık olduğumuz yerde oluruz ve rotasyona, geniş kadroya asıl o zaman ihtiyacımız olur. Yoksa üç kulvar hedefiyle hiç hedefsiz bir takım oluruz. Otuz futbolculu bir kadroyla hiç futbolculu bir takım oluruz. Altında ezileceğimiz devasa hedeflerdense, adım adım güçlenerek, bir takım yaratarak büyümeliyiz.
    2000′deki takımla yarışmaktan, kendimizi o seviyede görmeye çalışmaktan artık vazgeçmeliyiz. Çünkü böyle yaptığımızda şu anki takımın kazandığı her başarıyı, zaten olması gereken bir şey; en ufak başarısızlığı da o eski takımdan, seviyeden geri kalma olarak görüyoruz.

    Son olarak, bilinçaltımızdaki o UEFA başarısının arkasındaki takım aidiyetinin nasıl geliştiğiyle ilgili bir hikaye anlatmak istiyorum: Yanılmıyorsam bu sene 17 Mayıs’ta UEFA zaferinin yıldönümünde bir televizyonda Fatih Terim anlatmıştı. UEFA’nın kazanıldığı sene bir antrenman öncesi… Terim sahada sarışın küçük bir çocuk görüyor. Kim olduğunu bilmeden başlıyor onunla şakalaşmaya. Gazeteciler de çekiyor vs… Sonradan öğreniyor ki bu Taffarel’in minik oğlu Dodo. Daha sonra Ergün’ün oğlu falan derken giderek bir aile oluyorlar Florya’da. Tamamen doğaçlama bir durum yani. Eşlerin de katıldığı mangal partileri vs. Buradaki daha da ilginç bir nokta ise Taffarel’in, ailesine karşı gösterilen tutuma verdiği önem. Terim daha sonradan öğreniyor ki ailesi Taffarel’in herşeyi. Daha önce oynadığı kulüplerde ailesinin bu tip katılımlarına kulüpler katı tepkiler vermişler ve o da o kulüplerden soğumuş. Terim de eğer o gün öyle bir şey yapmış olsaydı herhalde benzer bir durum ortaya çıkardı. Galatasaray’ın ihtiyaç duyduğu şey yine böyle bir aidiyet duygusu yakalamak. Gerisinin kendiliğinden geleceğine ben yürekten inanıyorum.

    Sevgi ve Saygılarımla
    Emrah

  81. onur erdoğru Demiş ki:

    Merhabalar,

    Öncelikle sorunlarımızın geçen sene ile çok benzer olduğunu düşünüyorum, şöyle ki:

    1) Sakat Stoper sorunu: Emre Güngör geçen sezon da sakattı bu sezon da. Üstüne bir de müzmin sakat Gökhan Zan eklenince iki stoperimizi kullanamaz hale geldik. Böylece defans tandemi her maç ayrı ikili ile kuruldu ve uyum sağlanamadı. Eğer iyileşeceklerse sorun giderilir ancak fazla ümidim yok açıkçası; sezon ortası sağlam (özellikle fiziksel olarak bir) bir stoper transferi şart bana göre.

    2) Sol bek yedeği sorunu: Geçen sezon Hakan’ı yedekleyemedik Volkan ile. Bu sene de Caner transfer edildi ki aslen bir açıktır kendisi. Evet boyu posu fiziği tekniği yerinde ancak Sabri’nin sağ bek pozisyonuna alışana kadar tribünlere çektirdikleri göz önüne alınınca o kadar sabrımız var mı bilmiyorum evrim geçirmesi için.

    3) Sakat ön libero sorunu: Linderoth demem yeterli sanırım. Devre arası artık yeni bir Xavi mi olur İniesta mı olur bulmamız lazım birini bu pozisyona; olmadı Topal’ın geçen seneki formunu yakalamasını bekleyeceğiz sakatlanmazsa.

    4) 10 numara sorunu: Umarım yanılırım da Elano kısa sürede düzelir ve kendini gösterir ya da Alex futbolu bırakır; yoksa 3 sene kurtulamayız bu sendromdan Lincoln macerasından sonra.

  82. Murat Demiş ki:

    Sevgili Melih Abi,

    Dün ben maçı 1-0 kaybettiğimizi ardından yenilen 2 golü pek önemsemiyorum. Nitekim ikinci golde Ankaragücü oyuncusu iki kez taban gösterirken Galatasaray’ı sahada durdurmak isteyen hakemler normal olarak bunu görmüyorlar. 3.golü ise tamamen koptuktan sonra yedik ki bu gol bana Mustafa Sarp’ın Bursa’dayken bize attığı golü anımsattı (O maçta Ayhan, Sarp’ı bırakmıştı, bu maçta Mehmet gole giden adamı takip etmedi).

    Pozisyon vermemizin bir diğer sebeplerinden biri de sakatlarımızdan dolayı Balta-Servet ikilisinin hatta tüm defans hattının birbirleriyle olan uyumsuzluğuydu. Abdülkadir kadroda olmadığı için hırs açısından korkularım vardı ve bu maçla ilgili olarak son 3 maçta gördüğümüz hırs yoksunluğuna tekrar şahit olduk. Tabii ki Futbolcularımızın kötü oynamaya hakları var ama mücadele etmeme gibi bir lüksleri yok. Geçen maçta olduğu gibi takım oyununu rafa kaldırıp bireysel oyuna yöneldiğimizde başarılı olamadığımız aşikar çünkü bu sistem altında bireysel oyun hiçbir şekilde faydalı olamaz.

    Bazı çevrelerce acımzasız şekilde eleştirilen kaptanımızın henüz çok genç olduğu da unutulmamalı ve eleştiriler de yapıcı olmalı yoksa kaybeden Türk futbolu olacaktır.

    Dün ayrıca Uğur’un çıkardığı iyi oyuna rağmen kısmetsiz olmasına üzüldüm, golde yediği çalımı çıkarırsak çok iyi bir performans sunduğunu belirtmeliyim.

    Ayhan’ın talihsiz sakatlık sonrası umarım kendisine gelmesi çok zaman almaz, onun iyi oyunu takıma direk olarak yansıyor ve dahalen sezonun gizli kahramanlarından birisi olacağına inanıyorum.

    Tek endişem takımda yine yerli-yabancı tarzı bir ayrışmanın oluşması. Umarım aldığı paradan ötürü Elano’ya tavır yapılmaz ki bu futbolcuların işi değil (yerli oyuncular kontrat yaparken kontrat şartlarını ne Lincoln ne Elano belirliyor).

    İnşallah dünyaca ünlü hocamız Frank Rijkaard bu komik basını kaale alıp sisteminden ödün vermeye ve günü kurtarmaya kalkmaz, çünkü sorun sistemden ziyade sistemin kahramanlarındaki mental ve fiziksel düşüşte. Hocamız sert yüzünü gösterip takımı Trabzonspor karşısında daha agresif bir yapıya büründürecektir.

    Hocamız, Barça macerasına başladığı Rüştü’lü sezonun ilk yarısında çok kötü günler geçirmişti, bunu da hatırlatmak ve bu zorlukların anlatıldığı BBC-Barça-The Inside story belgeselinin ingilizcesini herkesin izlemesini tavsiye ederim (Belgeseli arşiv diskimde bulup direk izlenebilen bir siteye yükleyeceğim, yanlız belgeselde İngilizce altyazılarla birlikte ses dili olarak Katalanca&İngilizce kullanılmış).

    Saygı ve sevgilerimle,
    Murat

    Barça-The Inside Story / Frank Rijkaard-Laporta

    http://rapidshare.com/files/130804258/Barcelona_-_The_Inside_Story.part1.rar

    http://rapidshare.com/files/130804121/Barcelona_-_The_Inside_Story.part2.rar

    http://rapidshare.com/files/130804202/Barcelona_-_The_Inside_Story.part3.rar

    http://rapidshare.com/files/130804241/Barcelona_-_The_Inside_Story.part4.rar

    http://rapidshare.com/files/130803081/Barcelona_-_The_Inside_Story.part5.rar

    http://rapidshare.com/files/130800316/Barcelona_-_The_Inside_Story.part6.rar

  83. barba lefter Demiş ki:

    selamlar,

    siteni yaklaşık 2 haftadır takip ediyorum ve tüm yazılarını (tabii ki yorumlarla beraber) bana bu sürede okuttun melih abi. demek ki futbol felsefeyle, edebiyatla ve bu kadar ince bir dille lümpenlikten uzak yorumlanabiliyor.

    maçı izleyemedim, dolayısıyla ne oyun hakkında ne de oyuncularımız hakkında bir şeyler söyleyemeyeceğim. belki yazılarını/yorumlarını muhtemelen maç başlamadan önce üç ihtimale göre planlayan ve maç sonu bir kaç klişeyle süsleyip “maç yorumu” diye bize satan spor yazarları hakkında birşeyler yazabilirdim ama ona da ne hevesim var ne de sinirlerim o kadar sağlam şu anda. sanırım sahadaki kötü futbolumuzu da (yazılardan ve skordan kötü futbol oynadığımızı anlıyorum) bir makineyi daha iyi tanıyabilmek için orasını burasını söken, kurcalayan bir makine mühendisi gibi rijkaard’ın takımımızı kurcalamasına, onu daha iyi tanıyıp ondan daha iyi verim almasına yönelik bilinçli bir eylemine yormak gerekir. kaşları karartmayalım hemen. tekrar merhaba…

    (Merhaba. Çok sevindim site hakkındaki benim için övgü anlamına gelen sözlere. Kurarken bir futbol ve spor kültürü site olması arzulanmıştı Gayın-Sin’in. Temel dayanağının içinde bolca birinci tekil şahıs zamiri ve öznesinin geçtiği post değil de yazı olması öngörülmüştü. Transfer döneminde yaptığım birkaç stratejik hata dışında buranın müdavimi yukarıdaki profile benzer bir profilde oluştu. Şahsen benim birçok konuda feyz aldığım çok sayıda kıymetli üye var burada yazıp çizen.

    Enseyi karartacak bir şey yok elbette. Kötü oynadık ve Galatasaray’a yakışmayan bir tarzda (8 dakikada üç gol) bir yenilgi aldık. Dün seyrettiğim Rijkaard çok etkilendi bu sonuçtan. Her ne kadar Arda maç sonunda daha sakin konuşsa da belli ki Rijkaard her şeyi önüne koyup düşünmeye başladı. Eminim şu an çoktan bulmuştur çözüm yollarını. Görüşmek üzere tekrar hoş geldin. Melih)

  84. Atilla Celik Demiş ki:

    Galatasaray’ın son dönemlerdeki puan kayıpları ve nihayetindeki Ankaragücü mağlubiyeti sonrası savaş baltaları kınlardan çıkarılmış vaziyette. Öfke naraları ile birlikte yapıcı ve yıkıcı eleştiriler gırla gidiyor. Bundan bir ay öncesine kadar Galatasaray’ı şampiyon ve ligin en renkli takımı ilan eden aynı medya Galatasaray’ı yerden yere vuruyor, Rijkaard Galatasaray’da başarılı olur mu diye anket soruları açıyor, Rijkaard Galatasaray’ı satıp Milan’a gidecek diyor ve ne kadar olumsuz, yıpratıcı konu başlıkları varsa paylaşıyor. Yapıcı eleştirilere asla lafımız olamaz ama haddini aşan yıkıcı eleştirilere karşı kaale alma güdümüzü arka plana atmak istiyoruz.

    Bilinen bir şey vardır. Hayat gerçeği deriz aynı zamanda. Medeniyetler ve kültürler oluşturmanın gerçeği olmuştur nefes alıp vermeye başladığımız günden beri. İnsanoğlu binlerce yıl boyunca bunu hayatıyla tecrübe etmiştir. İş spor arenasına gelince en insancıl gerçekliğe kendisiyle çelişircesine burun bükmüştür.

    Nedir o gerçek?

    Bir şeyi yaratmak, oluşturmak ve yapmak uzun zaman alır. Bir şeyi yıkmak için ise tek bir fiske yeterlidir. Yıkmak bu kadar basittir. Varsayalım mevcut kötü gidiş nedeniyle tüm Galatasaraylı oyunculara saldıralım, küfür edelim, takımdan kovalım, Rijkaard’ı da gönderelim.

    Ne değişecek?

    Galatasaray bu hamleler sonucunda yükselişe mi geçecektir?

    Asla!

    Aksine Türk futboluna dolaylı yollardan bile inanılmaz şeyler veren bir değerden mahrum kalınacaktır. Tavırları ve söylemleri ile Rijkaard ne kadar farklı bir futbol değeri olduğunu bizlere gösterdi. Taktik deha yansıtmanın ötesinde olan bir durumdur bu, ülkemizce futbol anlamında ne kadar kültürsüz olduğumuz gerçeği ortadayken. Saha kenarındaki duruşundan verdiği yanıtlara kadar…

    Bizim buradaki amacımız her zaman olduğu gibi eleştiriden ziyade, kendince gördüğüm bazı sıkıntıları paylaşmak olacak. Bunlar ne kadar doğru, yanlıştır sizler değerlendirebilirsiniz. Hele bu teknik ekibe asla yol gösteremem. İşim bu değil. Kendimce gördüğüm bazı sorunları maddeler halinde paylaşmak isterim.

    1 – Galatasaray sezonun ilk karşılaşmalarında enerjik, tempolu, istekli ve sisteme sadık oyun tarzıyla dikkati çekiyordu. Oyuncuların maça hazırlanış ve maçı oynama şekilleri, futbola inanılmaz açlık duyan, futbolu alfabeyi ilk kez yazıyormuş gibi hevesle oynamak isteyen, A B C harflerini yazarken konsantrasyon ve hafif zorlanma sebebiyle dilini çıkaran afacan çocuklara benziyordu. Kendilerine söylenenleri daha dikkatli ve istekli bir şekilde yerine getirme arzuları söz konusuydu. Galatasaray’ın pozisyonlara fazla giremediği anlarda bile bu isteği görüyordunuz. Her oyuncu ekstra işlere girmeden görevini yerine getiriyor ve efektif oynamaya çalışıyordu. En önemlisi taktik disipline sonuna kadar bağlı kalıyordu. Söz konusu enerji ve tempolu futbol skora erken sirayet ediyor, takım skoru elde ettikten sonra rakibi ayağa daha fazla pas yaparak bitiriyordu. Son maçlarda bu görüntünün eksik olduğunu ya da şu anki ruh halinin başlangıçtaki ruh halinden daha farklı olduğunu bir çok futbolsever görmüştür diye düşünüyorum.

    2 – Galatasaray’ın oyun sistemi pas ve tempo odaklı olduğu için bu anlamda verimi sağlayan oyuncuların varlığı çok önemli. Sezon başında Galatasaray’ın yeşil zemindeki paslaşma şablonu ve oyun sistemi belliydi. Bu şemanın kritik isimleri malumunuzdu. Gökhan Zan önündeki Sarp ve Ayhan’a topu aktarıyor, ilgili oyuncular Arda’ya veyahut kanat oyuncularına verimli bir şekilde aktarıyor, bu oyuncular da bitirici işi yapıyorlardı. Bu sarsılmaz bir pas trafiğini sağlıyor ve Galatasaray’ın oynadığı oyun şu anki futbola göre göze hoş geliyordu. Gökhan Zan ve Ayhan’ın sakatlıkları, Mustafa Sarp’taki fiziksel düşüş, Arda’nın efektif oyun şablonundan şahsi oyun şablonuna dönüşü pas trafiğini verimlilikten çıkarıp verimsiz bir top geveleme şekline büründürmüştür.

    3 – Galatasaray’ın sezon başındaki oyununun en büyük nedenlerinden biri, Arda’nın forvet arkasında takımın beyni olarak gösterdiği üstün performans ve efektif oyunuydu. Milli maçlarda Arda’nın aşırı sorumluluk alıp yüksek performansla oynamasından sonra Arda’da fiziksel ve mental anlamda bir düşüş oldu. Sezon başında efektif işler yapan, takımı oynatan, doğru zamanda doğru işleri yapan Arda, ipleri eline alarak topu daha fazla ayağında tutmaya başlamış ve uygun durumdaki arkadaşlarını görememiştir. Ayrıca diğer takım arkadaşları da daha uygun durumdaki arkadaşlarına pas vermek, kafalarını kaldırarak oynamak gibi yetilerinden bir anda uzaklaşınca, ortaya egoist ve yardımlaşmadan uzak bir Galatasaray gerçeği çıktı. Bir pozisyonu gol ile sonuçlandırmak ve iyi defans yapabilmek anlamında, bakarak oynama ve yardımlaşmanın ne kadar önemli olduğu gerçeği ortadayken ilgili düşüşün Galatasaray’ı etkilemesi kaçınılmazdı.

    4 – Galatasaray son dönemlerde fiziksel ve mental anlamda bir düşüş içerisinde. Geçmiş maçlarda taktik disiplininden ödün vermeyen, iyi mücadele eden takımın artık konsantrasyon problemi yaşadığını görüyoruz. İlgili düşüşün iç yüzünde basit bir mantık yatıyor. Türkiye’deki takımlarımız içerisinde en fazla maç oynayan, sezona daha erken başlayan ve daha fazla süre alan oyuncular Galatasaraylı oyuncular. Avrupa Ligi ön elemeleri nedeniyle sezona erken başlamak zorunda kalan Sarı Kırmızılılar, üç aydır 3-4 günden bir maç periyoduna girmek zorunda kaldılar. Araya Milli maçların da girmesiyle takımın bütünlüğünü ve çalışma düzenini bozan bir durum ortaya çıktı. Üst üste gelen maçların futbolcuların fizyolojik, psikolojik ve mental durumlarını yıprattığı bir gerçek. Bu durum, takım olarak taktik disiplinine sadık kalmanız konusunda mental anlamda etkilenmenize, fiziksel düşüşün getirdiği tempo yapamamak sorunu ile karşı karşıya kalmanıza neden oluyor.

    5 – Sezona erken başlayan ya da erken form tutan takımların futbol literatüründe klasik olarak karşılaştığı bir sorun söz konusudur. Erken form tutan takımların form eşiği grafikleri zamanla düşmeye başlar. Bu hemen hemen her kulüpte böyle olmuştur. İstisnai durumların olması için tüm futbolcuların hazır olması, kadronun çok mükemmel oyunculardan kurulması, sakatlıkların az olması gerekir. Barcelona, Liverpool, Chelsea gibi takımlarda bu düşüş çok ağır yaşanmaz bu yüzden. Galatasaray, bazı kritik oyuncuların sakatlıkları ve fiziksel düşüş sonrasında bir de erken form tutmanın dezavantajıyla karşı karşıya kaldı. Form eşiği grafiğinde bir düşüş söz konusu.

    6 – Galatasaray teknik heyeti bu sezon yeni bir karar alarak maç öncesi kamplara son vermişti. Aslında bu uygulama tam anlamıyla profesyonel olan ve kendisine dikkat eden oyuncular için sorun yaratmaz. Ama böyle bir gerçeğe Türk oyuncularının hazır olmadığını bilmekte fayda var. Çünkü kamplar olmadığı zaman bir futbolcu istediğini yapabilmekte ya da kendisine dikkat etmediği mecralara akabilmektedir. Mesela Barış Özbek’in son zamanlarda forma alamamasının en büyük nedeni aslında kötü bir hayat yaşamasıymış. En azından benim kulağıma gelen şey bu. Artık kampların olmaması futbolcuların bütünleşmesi, disiplinli olması konusunda sorun yaşatmakta, profesyonellik olgusundan uzak olan ruh hali nedeniyle negatif bir etki yaratmaktadır.

    7 – Galatasaray maçlarını genelde orta sahada iki çapayla oynamaktadır. Sezon başında bu çapa Mustafa Sarp ve Ayhan’dan oluşuyordu. İşlerini gayet iyi yapıyorlardı. Hatta bu iki oyuncu formlarının zirvesindeydiler. Ne zamanki Ayhan sakatlandı ve Sarp’da son maçlarda düşüş başladı, Galatasaray orta sahasının kusuru ortaya çıktı. Galatasaray’ın takım bazında en büyük kusurlarından ve en yumuşak karınlarından biri yumuşak orta sahaya sahip olması. Burada yer alan oyuncular sert ve darbeli oynamıyorlar. İyi pres yapamıyorlar. Örneğin Beşiktaş’ta bu işi Ernst ve Fink, Fenerbahçe’de Emre Belözoğlu ve Christian çok iyi yaparken, Galatasaray’ın orta sahasındaki iki çapası bu işi iyi yapamıyorlar. Galatasaraylı stoperlerin sık sık rakip forvet oyuncuları ile birebir kalmalarının en büyük nedenlerinden biri bu. Ayrıca Galatasaray sezonun ilk maçlarında takım savunmasını daha iyi yaparken ve topu kaptırır kaptırmaz bütün oyuncular topun karşısına geçerken, son maçlarda inanılmaz bir kopukluk var bu anlamda. Galatasaray’ın ileri uç elemanları Keita haricinde topun karşısına geçmiyor ve rakibin rahat bir şekilde atak yapmasına imkan sağlıyorlar.

    8 – Galatasaray bir çok maçta kilidi duran toplarla açmış ve bu sayede bir çok maç kazanmıştı. Ama son dönemlerde Galatasaray’ın duran top organizasyonlarında başarısız olduğunu görüyoruz. Bunun bir çok nedeni olabilir. Birincisi rakip takımların bu organizasyonlara bir panzehir geliştirdiğini düşünebiliriz. İkincisi Arda, Kewell ve Elano gibi isimlerin duran topları artık etkisiz kullandıklarından dem vurabiliriz. Üçüncüsü ise futbolcuların pozisyon alma anlamında yanlışlar yaptığını öngörebiliriz. Misal Ankaragücü maçında Arda neredeyse bütün köşe vuruşlarını ön direğe ve rakip oyunculara nişanlamıştı.

    9 – Galatasaray’da Arda’nın sezon başındaki efektif oyunundan uzaklaşması, oyuncuların fiziksel olarak düşmesi, mental yorgunluklarla boğuşması derken böyle bir ortamda fizik olarak hazır olmayan ve diğer oyuncularla tam anlamıyla oyun manasında aidiyet bağı kuramamış Elano’yu monte etmeye çalışmak, sisteme an itibariyle çomak sokan etkenlerden biri. Elano’yu monte etme çabalarının neticesinde, Arda’nın oyun sahasındaki duruşu ve katkısında gözle görülür bir şekilde olumsuz değişiklik dikkatimizi çekiyor. Fiziksel olarak hazır olamayan Elano’nun bazı anlamlarda takımı 10 kişi oynattığı ve hiçbir şey yapamadığı gibi noktalar konuşulmaktadır. Halbuki Elano’nun daha hazır olmadığını, takımın oyun sistemine yabancı kaldığını ve diğer Galatasaraylı oyuncularla ortak futbol diline ulaşamadığını anlayışla karşılamak lazım. Çünkü yeni yeni oynamaya çalışan bir oyuncunun ilgili ortaklığa ulaşması zaman alacaktır.

    10 – Aslında daha bir çok sebep sayılabilir ama son maddeye ortaya karışık başlıklar atalım. Galatasaray’ın son maçlarda inanılmaz goller kaçırması, gol noktalarında bazı oyuncuların egoistçe tavırları nedeniyle takımın muhtemel gol vuruşlarından mahrum kalması, son dönemlerdeki maçlarda fahiş hakem hataları sonucunda psikolojik olarak etkilenerek bunun üstesinden gelememek, stoperlerin son maçlarda yerlerini kaybetmeleri, görevleri dışına çıkmaları, mesela Servet’in bir sağ açık edasında çalımlar atıp orta yapmak istemesi, baskı kurulduğu anlarda pas hızının arttırılmaması, yine baskının kurulduğu esnalarda oyuncuların sürekli yer değiştirmemesi ve durarak oynamaları, oyuncuların pas trafiğinde doğru zamanda doğru işler yapmamaları gibi konular var ki hepsi zamanla aşılabilecek sorunlar.

    Sonuç itibariyle gördüğüm sorunlar bunlardan ibaret. Bunları aşabilmek hem çok kolay hem de çok zor. Futbol literatüründe yeni bir planlamanın kolay olmadığı, acılar çekmeyi gerektirdiği ve sabretmek gerektiğini bilmekte fayda var. Sezon başında bu tür sorunların yaşanmasını ve muhtemel puan kayıplarını bekliyorduk. Hatta Rijkaard ile sözleşme imzalandığı gün bunları görmüş, ne olursa olsun sabretmemiz gerektiğinden dem vurmuştuk. Rijkaard yeni bir ülkeye geliyordu, yeni bir takım kurulacaktı ve bir anda müthiş sonuçlar beklemiyorduk. Ama yanıltmıştı bizi Rijkaard ve ekibi ve de oyuncular. Beklentileri o kadar yükselttiler ki, 3 ay önce sabır şarkıları söyleyenler kahrolsun şarkıları söylemeye başladılar; üç ay öncesini unutarak. Beklentileri bu kadar yükselten bir takıma karşı şimdiden bu kadar ağır eleştiriler yapmak ne kadar doğru, tartışılır. Aslında her maçta galibiyet ve 4-5 gol bekleyen mantıksız taraftar ve medya profillerinin yüzünü yere sürtmek olsun son zamanlarda alınan bu skorlar.

    Rijkaard’ı şimdiden yerden yere vuran, Milan’a yollayan, aldığı ilk yenilgi sonrası Rijkaard Galatasaray’da başarılı olur mu diye anketler açan, futbolun gerçek temelleri ve kültüründen uzak olan TV kanallarına buradan selamlar olsun. Sezon başından beri oynadığı 16 maç sonunda tek bir mağlubiyet almış bir takımın yepyeni bir hocası için bu soruyu sorabiliyorsanız, sizin amacınız belli olmuştur. Futbol kültürü ve gerçeğiyle ile uzaktan yakından ilginiz bile olmadığı söylenebilir. Çünkü, ülkemizde neden Ferguson ve Wenger olmaz diyenler yine aynı zevatlar. Sizin bu zihniyetiniz yüzünden olmaz. Amacınız doğru ve yapıcı eleştiri yapmak değil, olaya sürekli kötü tarafından bakarak, ortalığı ateşe vererek ve futbol verilerini olumsuz anlamda körükleyerek reytingler almak ve oturduğu koltukta avuçları ovuşturmaktır.

  85. alikemal Demiş ki:

    selamlar melih ağabey..

    “yeni Galatasaray” yazını büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum. kafam çok karışık. umarım vakit bulur da yazarsın.

    sevgiler..

    (Selam Ali Kemal. Kafan karışmasın. Futbol çok basit bir oyun. Yapılacak şeyler de bir matematik kesinliğinde aslında gören bilen insanlar için, ki Rijkaard herhalde dünyanın bu anlamda en beyin 10 futbol insanı içindedir. Şimdi bir yandan yaklaşık 60 kadar mesaj var önümde okunmayı, edit edilmeyi ve yanıtlanmayı bekleyen. (Tembellik yaparak aralarından en kısa olanları yanıtlıyorum şimdi.) Bir yandan da Yalnız Futbol’a hazırlanmalıyım. Bir yandan da kafamda yazımı kurmalıyım. Peşreşme ya da Cuma okulabilirsin sanırım.(Aslında hemen şimdi yazmak istiyorum ama bir miktar daha yatıralım fikirleri nadasa. Sevgilerimle. Melih)

  86. peacemannus Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Maçın analizi hakkında, gözümü kırpmadan okuduğum yazın ve değerli arkadaşların yorumlarından sonra bir şey eklemeye zaten gerek yok benim tarafımdan. Söz konusu maç yüzünden değil de “b planı” lafını ağzına pelesenk etmiş, hangi spor kulubüne hizmet ettiğini bildiğimiz şahıslara yine gün doğdu diye üzüldü çoğumuz. Yorumun tarafsız olması gerektiğini dile getirip de son zamanlarda her fırsatta sadece 1 spor kulubünün reklamını yapmayı artık abartan programlar “100% kalitesiz” olmaya doğru ilerliyor ama en güzel sıfatı sen koymuşsun “çapaçul” ile.. Şahsen ben kelimeyi yeni duydum ve hemen sözlüğe baktım, gerçekten de yaptığı yorumun üstünde nasıl duracağını göremeyen şahısların söylemi bu meşhur “b planı”.

    Graz ve Eskişehir maçlarından güya “ders almamış” takımımız, öyle diyor bu futbol mühendisleri(!?) Rijkaard’lı Barcelona’nın ilk sezonundaki alışma sürecinden habersiz bir şekilde.. küçücük bir resime takılmış adeta gözleri. Galatasaray yakın geçmişteki yanlış teknik direktör seçimlerinden sonra Rijkaard’la beraber en büyük dersi veriyor halbuki tüm Türk futbol camiasına büyük resimden bakınca. Böyle büyük bir felsefenin “b planı” zaten olmaz, olursa felsefe olmaz. Kombine alırken uzun zamandır bu sezon başındaki kadar heyecanlanmamıştım açıkçası..Sabırla bekliyorum güneşli günleri..

    Sevgiler,

    (Barış selam. Elbette Galatasaray’ın eleştirilecek yönleri var. Ama orta sahadaki sorunları dururken, savunmadaki sorunları dururken çift santrfor meselesine sarılmaları çok ilginç.

    (Mesela ben olsam Rijkaard’ın yerinde, maça Baros ve Nonda’yla başlardım. Baros’a sağa atardım ve ona derdim ki, “seni 60′ıncı dakikada çıkartacağım, terinin son damlasına kadar oynamanı istiyorum, bugün sağ kanatta harikalar yaratarak hem kendinin nasıl bir futbolcu olduğunu göster Türkiye’ye, hem de futbol ulemasına bir ders ver.” Nonda’yı da santrfora atardım. Onu da ilerleyen zamanda Kewell’la değiştirirdim. Baros’u da Aydın Yılmaz’la. Uğur Uçar’a da derdim ki, “Sakın ileri çıkma. Gücünü ekonomik kullan. Sen bu takımın üçüncü stoperisin.”

    Okumadım yazılıp çizilenleri ama sanırım kimse bu tür bir kritik (doğru diye demiyorum, deneysel olması anlamında ilginç olabilirdi) getirmedi muhtemelen. Futbolu seven insanlar olarak bu tür çift santrfor klişesi uğruna sistem fedasına karşı çıkmak gerekiyor. (Sabah’ta sadece birisi böyle bir yorum yapmış.) Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

  87. Özgür Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,
    Benim dikkatimi çeken şey son iki maçta şu oldu: Taç kullanırken dahi 10 saniye taç kullanacak oyuncu bekliyor. Kimse yardıma gelmiyor sanki.

    Pas organizasyonlarında da bu şekilde oldu.

    Sanki topu ben almayayım da kim alırsa alsın mantığı var.

    Servet Kasımpaşa maçında ileri çıkarken izin almıştı. Fakat son iki maçta sanki artık buna da gerek görmüyor.

    İyi pas yapıyoruz ama hızımız neden düştü ? Bu düşüşün bir sebebi olmalı?

    Teşekkürler.

    (Selam Özgür. Takımın taç atışına yönelik stratejileri esasında hücum oynadığımız zaman dilimine formatlı. Ama son maçta maçın önemli bölümünü rakip yarı sahada geçiremediğimiz için kafalar karıştı, konvansiyonel mi taç atayım, yoksa stratejik olarak mı diye düşündüler maç içinde. Bu da zaman kaybıyla sonuçlandı.

    Dediğin doğru. Tek tek bakarsak paslaşma sürüyor gibi görünüyor. Hızımızı düşüren şey ise, pas yapmadan önceki dribbling tercihleri. Bu maçta Mustafa Sarp bile takımın boyu uzun olduğu için dribbling yaptı sık sık. Asıl neden bu. Hızlı paslaşmamak yani. Özellikle üçüncü bölgede çok az paslaşıyoruz. Paslaşmanın çoğu birinci ve ikinci bölge. (Örnek bir rakam. Bu maçta defansımızın topla oynama oranı yüzde 42. Yani top bizdeyken zamanın yüzde 42’si esas olarak birinci ve ikinci bölgede geçmiş.)

    Servet Çetin’le ilgili meseleyi biraz daha açmak lazım. Servet’in maç içinde topla ileri çıkma özgürlüğü var. Bu doğru bir şey zaten. Kasımpaşa maçında ise pozisyon itibariyle bir santrfor olarak oynamak için izin istemişti Rijkaard’dan. O da vermemişti. Ama o maçın son dakikalarında Emre Aşık ve Servet santrfor olarak oynuyorlardı. Keza Eskişehirspor maçının son 10 dakikasında Servet Çetin yine rakip 18′deydi. Sevgilerimle. Melih)

  88. bilgecoskungslife Demiş ki:

    Melih abi,

    Ben bu mac hakkinda pek konusmak istemiyorum ve de ofis’te cok kotu bir gun diye nitelendiriyorum. Beni en cok rahatsiz eden top basmadaki gucsuzlugumuzdu, sanirim nerdeyse her 50/50 top Ankaragucu oyuncularinda kaldi.

    Bence bu tip yenilgiler bir takim’in karakterini, ortaya cikarir ve bu karakter ve cekilen zorluklar takimi daha guclu kilar ve sampiyonlugun gelmesi icin bir avantaj olur. Butun arkadaslara iki hafta once oldugu gibi takima destek olalim diyorum, cunku Galatasaray, oyunu yavaslatan sahalariyla, maci her dakika durduran hakemlerin oldugu anti-futbol liginde gercekten dogru seyleri yapmaya calisiyor.

    Saygilarimla,

  89. kenan Demiş ki:

    Selamlar MŞ.

    Öncelikle futbola hayat veren yorumlarınız ve okuyucu yorumlarına verdiğiniz cevaplar için teşekürler..

    Her ne kadar verdiğiniz istatistik rakamları beni doğrulamayacak olsa da ben son maçımızın ilk 60 dakikasını beğenmiş ve önceki maçlardan kalite olarak fark görmemiştim. Tek farkı golün öncekiler gibi erken gelmemesiydi.. Önceki maçların bir çoğunun ortak özelliği şu veya bu şekilde erken atılan goldü.. Bu takımımızı psikolojik olarak rahatlatıyordu.. Buradan şuna gelmek istiyorum: Neden Beşiktaş maçından sonraki maçlarda ölü toplardan sonuç alamıyoruz? Öncekilerde gördüğümüz defansla top arasına girerek pozisyon üretmek neden artık olmuyor? Defanslar mı daha iyi oldu biz mi beceriksizleştik? Sanki serbest vuruşlardaki pozisyon almada da eskiye dönüş var gibi? Geriden ve dikine koşularla defans dengesini bozabilecekken, toptan önce hareket ederek topun gerisinde kalıp sırtı kaleye dönükken kafa vurulmaya çalışmasından bıkmaya başladım doğrusu..

    (Merhaba. Estagfurullah. Futbola hayat vermek beni inanılmaz aşan bir şey. Yapmaya çalıştığım tek şey, biraz akıl katmak oyunu okumaya. Bunu da sıkıcı bir hale getirmemek için dili biraz farklılaştırmak.

    İlk 60 dakika itibariyle yaptığın yoruma bir ek yapmak istiyorum. Galatasaray’ın gol pozisyonu olarak ilk 60 dakikada yakaladığı fırsat sayısı sadece ikiydi . Diğer maçlarda aynı zaman diliminde minimum 5 tane fırsat yaratabiliyorduk. Ki Ankaragücü maçında toplam beşle sezonun en az gol pozisyonunu ürettik. İlk 60 dikakadaki iki tane dışında diğer üç fırsatı 75′inci dakikadan sonra, bunlardan birini de 1-0 geriye düştükten sonra yakaladık. Bu anlamda iyi bir maç olmadı Ankaragücü karşılaşması.

    Duran toplar konusunda ise rakipler biraz çözdüler Galatasaray’ı. Hem yeni bir işaretleşme de gerekiyor, hem de yeni denemeler, çalışmalar . (Naçizane ben elimizde Servet Çetin gibi birisi varken onu arka direkte topla buluşturmanın, onun da topu ön direğe kafayla indirmesinin doğru olduğunu düşünüyorum. (Geçen yıl Benfica’ya attığımız ilk golde olduğu gibi, Servet indirmiş Emre Aşık vurmuştu.) Bir de Gökhan Zan’ın sakatlanması da olumsuz etkiledi Galatasaray’ı bu manada. Frikiklerde de gerileme var. Görüşmek üzere selamlar. Melih)

  90. Ali Yusufoglu Demiş ki:

    Melih bey selamlar,
    Galatasaray defanstan top ile çıkabilemediği sürece sıkıntı yaşamaya devam edecek gibi.Hıncal Uluç’u hiç sevmem ama adam son yazısında çok haklı.1.bölgede çok fazla yan pas yapıyoruz.3 sayılık çizgisinin etrafında top çeviren basketbolcular gibi.
    -Topu 2.3. bolgeye tasiyabilecek -Ayhan dışında-futbolcularımız yok.İleridekiler gelecek yapıda değiller.
    -İleride basan takımlar karşısında orta ikili ve defans oyuncularımızın ayaklarındaki topu kaptırma olasılıkları çok yüksek.
    -Gereksiz yan paslarla defansı karşımıza alıp araya paslarla gol atmak niyetindeyiz ama kalabalık defansın arasında kaliteli futbolcularımız eriyip gidiyor.
    -Servet-Gökhan ağırlar.Sabri iniş çıkışlı.Uğur istikrarsız.Emre Güngör müzmin sakat.
    -Ankaragücü,S.Graz maçları anlattı ki fiziksel kapasitemiz son dakikalarda hamle yapmak şöyle dursun bu takımların baskınlarını engelleyemeyecek düzeyde.

    Ama tüm bu olumsuzluklara karşın biz ;
    GALATASARAYIZ
    Bu sonuçlardan ve süreçten deneyimli ve daha “olgun” bir 4-3-3 le döneriz sahalara.
    Selamlar,

  91. ali efra Demiş ki:

    Melih abi,

    Yanıtına kesinlikle katılıyorum. Ankaragücü maçı kategorik olarak diğerlerinden farklıydı. Diğer maçlardada bircok şahsi hata yapılsada bu kadar üst düzeye çıkmamıştı, ve bu kadar dişliden yoksun olan bir makinanında düzgün çalişması beklenemezdi! Ben halen kendi tezimi savunuyorum ve takımda bir enerji farklılığı, futbol anlayışı farklılığı olduğunu düşünüyorum! Futbolcularımız oyunu aynı anlayış icerisinde oynamıyorlar ve senin bahsettiğin Rijkaard’ın eşitlik ilkesinin bu maçta olmadığını, uygulanmadığını gördük! Bir takımda savunmacılar dahil herkes gol atabilir, ve forcetlerde çizgiden gol çıkarabilmelidir! Sonuçta herşey takım için, takım içerisinde sivrilmek için değil!! Belki bundan dolayı taraftarımız artık oyunculara yönelik tezahuratı bırakmalı!
    Evet, ortada Rijkaard’ın uygulatmak istediği, her takımın oynamak isteyeceği bir sistem var! Harika bir sistem ve bunun içinde senin o bahsettiğin ilkelere uyulması zorunlu. Ama topçularımızda bu kapasite varmı? Bu anlayış, futbol zekası ve herseyden önemlisi eğitim varmı??
    Bu eğitime sahip olanlardan, maalesef halen sakat olan, Linderoth’u Kewell’ı ve Elano’u sayabiliyorum ve bunların dışındaki hiçbir futbolcumuz benim kafamdaki, senin saydığın ilkeleri anlayıp, irdeleyip uygulayabilecek kapasitede gözükmüyor (ne fizik nede psikolojik olarak). Ama bu sorunlar maalesef temel, fundemental sorunlar, bir insanın bu kültürden yetişip de üstesinden gelemediği psikolojik ayrımlar.
    Pas pas pas pas pas! Efektive pas, hızlı pas, görerek, bilinçli, PLANLI pas! Futbolun temeli bu zira bir futbol takımında 11 kişi yardımlaşarak oynuyor. Yaratıcılık dahi efektif pas bazında yaratıcılık oluyor! Arda 2 kişiyi harika geçmiş, müthiş bir yaratıcılık, ortada 2 tane boş arkadaşı var ve O kaleye vurmayı tercih ediyor! Neden? Tekrar Arda, sol kanattan çok yaratıcı bir şekilde geliyor, geçiyor, geçiyor 18in önüne geldiğnde geri pası yapıyor. Ama 18in önüne gelmeden topu sol açığa çıkartıp farklı bir taktiksel varvasyona girebilirdi! Mehmet Topal, Mustafa Sarp daha fazla koşabilir, rakip ceza sahasına sarkıp ihtimaller yaratabilirdi! Futbolun basitliği bu maçta unutuldu Melih abi. Hiçbiri yoktu maalesef.
    Bundan sonra ne yapılabilir? Dialog! Yukarıda saydığın ilkeleri, “Total Futbol’un” olmazsa olmazlarını Sabri, Topal, Nonda, Sarp, Arda, ve diğer eğitimden yoksun ama yetenekli topcularımız anlayabileceklermi? Takım ruhunun şan şöhretten üstün olduğunu, takımlar başarılı oldukça şahısların konuşulduğunu, futbolun basitliğini kavrayabileceklermi??? Kavramalılar. Kavrarlarsa ve bu yolda çalışılırsa Galatasaray birgün CL kupasını müzesine götürür, tıpkı 2000 senesinde UEFA’ı aldığımız gibi. Aksi takdirde Fortis Türkiye Kupası ve Turkcell Süper Ligi ile idare eder kendi kendimizi kandırırız.

  92. Mehmed Sadi Demiş ki:

    iki Fecr Arasında…

    Fecr Vakti :
    Tan yerinin ağarması, güneş doğmazdan evvel doğuda hasıl olan ağarma, Aydınlanma…

    Fecr-i Kazib : (geçici fecr / yalancı fecr )
    Tan yerindeki ilk ağarma.
    Kalıcı olmayan bu ağarma hali kısa bir süre sonra yerini tekrar zifiri bir karanlığa bırakıyor.

    Dolayısıyla bu ağarma türüne, -Fecr-i kazib –”Yalancı ağarma” ya da “Geçici ağarma” adı verilmiş.

    Fecr-i Sadık :
    Fecr-i kazib sonrası zifiri karanlığa gömülen Dünya,
    yine kısa bir süre sonra gerçek ve kalıcı bir ağarmaya kavuşuyor
    ve tam bir aydınlanma yaşanıyor.

    Varlık yasaları kesindir…
    Herşey bir hesap ve ölçü iledir

    Şansa bırakılmayacak kadar bilimsel,
    Tasadüf barındırmayacak kadar ciddi!

    Su yüz derecede kaynar.
    Yüksek bir yerden atlarsanız havada kalamazsınız.
    Cansız gördügünüz bir taşın içinde dahi, bir Atom çekirdeğinin etrafında döner elektronlar.

    Gece Güneşin ısığı yansır ,
    Ayın şavkı olur sessizliğimize.
    Oysa ki zifiri karanlıktır heryer !
    Ama
    Sabahın olmasına ve Güneşin doğmasına kimse mani olamayacaktır!
    Ağarır siz isteseniz de istemeseniz de.

    Bütün mesele, geçici ağarmalar sizi yanıltıp karamsar yapmasın!
    Arkası mutlaka Fecr-i Sadıktır.

    Gün bütün ihtisamıyla ağaracak,
    Aydınlık…
    Laf üretenlerin degil, calışan insanların zaferi olacaktır.

    Herşey iki Fecr arasındaki sabr`a bağlıdır…

  93. GSlife Demiş ki:

    son 3 maçta 2 beraberlik 1 mağlubiyet İNŞALLAH sezona erken başlamamızdan kaynaklanan bi durumdur ama içimden bir ses bunun ötesinde bir durum olduğunu söylüyor bunun emareleri de var maç’a çıkarken koridor’da yüzler asık şimdi bu maçda nerden çıktı havası isteksizlik pozisyonlarda bencilleşmeler maç sonrası takım arkadaşını basının önüne atmalar futbol’da her türlü netice var her zaman kazanamazsın ama TAKIM OLMAK ZORUNDASIN TAKIMDAŞLIĞI elden bırakırsan işte o zaman herşey biter onca çaba boşa gider İNŞALLAH YANILIYORUMDUR ALLAH’ım AMİNNN. Görüşmek üzere Melih abi sağlıcakla kal.

  94. afm Demiş ki:

    Sevgili Melih, beynini, emeğini büyük bir özveriyle ortaya koyarak hazırladığın bu sitedeki yazılar ve tüm yorumlar, ülkemizde futbol adına konuşulan şeylerin aslında ne kadar içi boş ve basmakalıp olduğunu ortaya çıkardı. Konuşulması gereken şeylerin aslında bunlar olduğu,matematikten,teknik bilgiden uzak yapılan her işin başarısız olmaya mahkum olduğu, görmesini bilen gözlere ayan oldu.Her doğru eleştiride olduğu gibi asla kişiler üzerinde durmadan, ortadaki fikri ve ilmi değerlendirerek giden buradaki tüm dostlardan özür dileyerek , “go home Rijkaard” başlığı atan şahıs için iki kelam etmek isterim..Ama bu güzide platformu kısır bir polemik içinde bırakmak istemem..Onun için çok şey söylemek gelse de içimden, pek kısa keseceğim…Sadece o şahsı ve nezdinde o zihniyeti, en şiddetli şekilde protesto ediyorum.Yazıyı kaleme alma sebebim, o zihniyete buradan şu mesajı göndermektir:Galatasaray o ve onun gibiler değildir.Gerekirse 2 yıl acı çekelim ama artık dünyaya “Galatasaray Ekolü” sözünü hediye edelim… (3. tekil şahıs olan O, bilerek küçük yazılmıştır)

  95. TAHTASAKAL Demiş ki:

    Melih Bey Selamlar,
    Dün Chelsea ve İnter takımlarına baktım biraz.Barça ekolünden farklı da olsa Mourinho sayesinde 4-3-3 takımlarıydı bunlar. Bu sene farklı bir oyun oynuyorlar 4-4-2′nin baklava dilimlisi gibi.( Uefa kupasını kazandığımız yılı andırıyor.)Üzerine de Jonathan Wilson’un Guardian’daki yazısını okuyunca bir fikir jimnastiği olarak senin de fikirlerini almak için birşeyler çiziktireyim dedim.
    Aslında örneğin Chelsea 2 satrafor oynuyor gibi gözükse de Drogba ve Anelka stoperleri kanatlara doğru çekiştiren oyuncular.Bir tanesi kanat akını geliştirirken öbürü ters kanattan içeri doğru giriyor ve 4-3-3 ‘te öğrendikleri şeyleri yineliyorlar. Demem o ki aslında 4-3-3 ya da total futbol dediğimiz şey bir prensipler bütünü ise o prensiplerden ayrılmadan dizilişle oynamak da bazı sorunlarımızı çözer mi sence? Chelsea’nin yaptığı şeyi acaba biz de Baros ve Keita ile yapamaz mıyız acaba? Yani şöyle bir şablonla maçlara başlayabilir miyiz?

    Klasik dörtlü defans
    Önlerinde TOPAL vaya LINDEROTH ya da SARP
    Sağda Aydın ya da Barış hatta Elano (Milli takım da da oynadığı yer)
    Solda Kewell ya da yedeği olarak Caner.
    Baklavanın ileri ucunda illa ki ARDA.
    İlerde de dediğim gibi forvetleri çekiştirerek oynayan santraforlar.(Baros, Nonda ve Keita da aslında bu tipteler)
    Kusura bakma biraz bölük pörçük oldu ama ne demek istediğimi anlatabildim umarım.
    Saygılar,sevgiler
    Ahmet

  96. yavuzca Demiş ki:

    Melih abi ben bir konuya takıldım. üç hafta önceydi.yani beşiktaş maçından hemen sonra basında bir haber çıktı.yönetim H.Kewel,Milan baroş ve bazı yerli oyuncuların sözleşmesini uzatmak istedi.ancak Rijkard buna karşı durdu ve henüz kazanılan bir başarı yok ve yeni sözleşmeler için çok erken dedi. böylece bu konu gündemden düştü.bu durum galatasarayın son haftalardaki formsuzluğu ve oyuncuların istememesi olarak değerlendirilebilir mi? yine Arda Turana yeni sözleşme teklif edildi.yıllık 1 600 000 net ücret ardayı tatmin etmemiş olabilir mi? zira Aziz Yıldırım ardaya yıllık 4 milyon euro teklif etmişti. benim bu tesbitimi değerlendirirseniz sevinirim.şimdiden teşekkürler. hepimiz galatsaray için çıkış yolu arıyoruz ve sorunu tespit etmeye çalışıyoruz. selamlar

  97. locarelli Demiş ki:

    Merhaba,

    Sistem, analiz, rakamsal sistem sablonlari hepsi bence hikaye.
    Futbol cok basit bir oyun, sistemi filan da yoktur.

    Iki sey gerekir , iyi bir sonuc icin.

    1- Herkes herkes kadar kosacak, herkes herkese saygi duyup, herkes kendi görevini asli görev bilecek.( servet’in , arda’nin tavirlarina bakmak yeterli bunu aciklamak icin)

    Biraz sivrilip, biraz iyi oldugunu dusunen kendini takimin ustunde görup, birilerine hesap kesmeye calisti mi , maradonayi getirsen hikaye.
    Ikide bir Xavi-iniesta deniliyor, al onlari getir yine hikaye. Xavi ve iniesta Barcelona’da Xavi ve Iniesta.Cunku orasi Barcelona , herkesi ezer o isim.
    Tum zamanlarin en kendine oynayan, en kendine guvenen , en disiplinsiz, en kucuk daglari ben yarattim, en taktik falan dinlemez adami Ibrahimovic Barcelona ortamina girebilmek icin, nasil bambaska biri oluverdi ki o girdigi her ortamda firmadir, herkes ona yaranmaya calisir-di.( Isvec te yasiyorum, onu iyi taniyorum)

    2-Iyi bir kalecin ve iyi bir golcun olacak , herkes onun golcu oldugunu kabullenecek, ona guvenecek bu kadar. Baros iyi bir golcu degildi ve degil hala.Iyi golcu yarim pozisyondan gol cikarir, Baros 6 pozisyondan bir gol belki cikariyor.

    Lutfen beni yanlis anlamayin, eger bir mac analizi yapilacaksa ve ben bunu okuyacaksam ancak SIZ’den okurum. Mac analizi sizin yaptiginizdir.
    Ancak bu da benim iddiam, futbolun analizi olmaz, yillar boyunca oturmus kliseler vardir, takimlarin bir agirligi ,bir adi vardir, belirleyici olan o’dur.Real’de kiler , en iyi futbolcular oldugu icin Real degildir, o oyuncular Real’de oldugu icin onlar iyi oynamaktadirlar.
    Neyin analizini yapacaksin, F.Bahce -Manisa 94.dk ve 1-1 giden mac 2-1 oluveriyor, oluverecekti de zaten, yillarin sablonudur bu.
    Veya Inter ‘in son lig maci , dk 93 1-1 , Sneijder ve 2-1 , böyle olacakti ve böyle oldu.
    Futbol budur; 30 larda da Real, Milan, Inter, Liverpool, vardi hala onlar var.

    Oturmus 50-60 yillik guc dengelerinin HAFTALIK VERSIYONLARIDIR lig dedigimiz sey. Istersek seyimizi yirtalim, önce F.Bahce vardir, sonra Galatasaray( G.Saray’in basarilarini FB nin yakaladigini dusunmek bile istemiyorum,o FB Turkiye ligine filan sigmazdi) hakeminde de, basininda da, halkinda da , yorumunda da bu böyle.

    Adim Metin Oktay’dan gelmekte , herkesten daha cok severim G.Saray’i, kimsenin uzulmedigi kadar uzulurum, aglarim da ..Ama bir de gercekler var iste..

    Selamlar, sevgiler

  98. Nihat Maçkan Demiş ki:

    Selamlar yeniden;

    Medyadaki yazılanları okuyunca kendimi yazar hissedesim geliyor. (Pek çok futbolcunun kendini iniesta xavi maradona falan zannetmesi gibi.)Ne yaparsınız ki ego insanı ister istemez sürüklüyor böyle düşünmeye. Bizim ülkemizde “düşünmek” kavramı daima tek hamleliktir. İkinci hamle asla düşünülmez. ayıptır, hindiliktir (Turkey değil, nasrettin hocanın hindisi:)) uyuz olup kaşınmak bile düşünmekten iyidir bizim atasözlerimizde.
    Yazarlık açısından strum maçı sonrası yazdığım yazıdan dolayı hiç anlamıyor sayıldığım futbolda bile matematik gerçeklerle ileriyi görebilir olmamdan dolayı kutladım kendimi. Rijkard geldiğinden beri yaptığımız maçların bir grafiğini çizersek, ve buna futbolcuların oynadıkları, tamamen, skorer açıdan yaptıklarını da grafiğe eklersek, milli maçlardaki durumu da buna değişik renkle bile olsa koyarsak bu maçların kötü gidebileceğini görebiliriz(dik).
    Herkes te böyle ummuştu en başta, sistem oturana kadar bu seneyi bile kaybedebiliriz. Ama takım fırtına gibi başladı. ve demek olmayacak, böyle gideceğiz yanılgısına düştü herkes. 2 – 3 Hafta önce galaktikos falan denen takımı bu gün eleştiriyorlar,hatta Rijkard’ın bırakması gerektiğini yazıyorlar ve madem o takım öyleydi böyle olmaya hakları yok deniliyor. Şimdi, bir takım hoca değiştirse bile, eski alışkanlıklar uzun süre devam eder. (aynı Derwall zamanındaki gibi) Bir trenin durması gibidir hoca değişikliği. Frene basılmış olsa bile tren devam eder yoluna bir süre. Kütle dolayısıyla ağırlık artıkça durması uzar trenin (F=m.a) Şimdi bizdeki ağırlıkta futbolcularla bir kontak kapatıp diğer kontağı açarak yola devam edilmez. Biliyormusunuz Derwall gittikten sonraki şampiyonluğumuz da böyle bir şeydi (Mustafa hocaya verdiler o şampiyonluğu.) Aynı Mustafa Hoca Ertuğrul Sağlam’dan sonra da şampiyon oldu. Aslında kariyerleri maç sayısı ile karşılaştırılsa bence fark yer mustafa hoca. (Ertuğrul hocayı kastediyorum)
    Galatasaray’ın farklı galibiyetler alması neden şaşırtır ki insanları? O oyuncular sahadayken gol atmalarından daha doğal ne olabilir ki? Geçen seneden aç olan oyuncular, fırtına gibi estiler. Hatta daha da esecekler. Bu takımın (Hıncalca) quality & Quantity verimi sadece.
    Biz ise Rijkard’tan daha başka şeyler beklemeliyiz. bunun için de henüz çok erken. Ve diğer oyuncular ve Teknik direktörlerde olduğu gibi dolduruşa gelmemeliyiz. (Elanoyu anlamaları için beklemeleri gerektiğini saymıyorum, Lincoln gitmeseydi de demiyorum)
    Takımın en son kötü oyununa gelince, bu sadece imam ve cemaat ilişkisiyle anlatılabilir. Neden Servet Maradonacılık oynuyor? Kaptanı Messicilik oynadığından olabilir mi? Geçen yorumumda Arda için “Bir amaca bağlanmayan ruh yolunu kaybeder, çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır” deyişini kullanmıştım Montaigne’in. Son milli maçtaki Arda’da başlamıştı o hastalık ve hala devam ediyor. Orada harap edip kendini gelmişti. ve ölüyordu yorgunluktan. Hala o çabayı gösteriyor ama sorun şu “Nasıl yapacağını bilmiyor” Birileri ona, sadece Arda ol yeter demeli. Yoksa kaptanlığı ile beraber Galatasaray da bitecek.
    Kimse merak etmesin. Bunların hepsi aşılması kolay ancak zaman alan problemlerdir. Bu yüzden Dolduruşa gelmeden Rijkard’ı beklemeye devam edin. O çaktırmadan takıma gerekli aşıları yapıyor. Tıpkı hazırlık kampındaki oyuncuların söylediği gibi, ya kakara kikiri yaparak antrenman yapıyoruz bir bakıyoruz ölmüşüz yorgunluktan.
    Düşünce ve matematik açısından işler kolay görünmüyor. Ve Taraftarın o kadar sabırlı olup olamayacağını ben de bilemiyorum. Ama olmalıyız. Olmazsak Başka takımlara benzeriz. Aldırmayın siz Hıncalların masturbasyonuna sanki futbolu Rijkard’dan iyi biliyor, sanki süper kupayı o almış, sanki UEFA Kupasını o kaldırtmış gibi söylenmesine. Her kes haddini bilecek. Benim gibi. Ben yazar değilim, onlar hiç değil….

  99. idris Demiş ki:

    Selamlar…
    Küçüklüğümden beri Galatasaray adına iki şeyden korktum: 1- Hızlı ve siyahi forvetlerden 2- 10 numaralardan.

    Galatasaray’ı bu iki oyuncu tipi mutlaka zorlamıştır. Ankaragücü maçında da çok etkili olamamasına rağmen maçın sonunda yapacağını yapan bir Ceyhun çıktı karşımıza. Geçen sene de Yusuf vardı bir yerlerde… Rakibin ele avuca gelir tek oyuncusunu durdurabilmek maharet istemiyor zanediyorum ki. Galatasaray’a karşı aşırı bir motivasyonla çıkan bazı futbolcular sonraki haftalarda kendilerinden beklenildiği gibi oynayıp hayatlarını sürdürüyorlar. Yani ortalama bir oyun 3 maçta bir gol ya da asistle… Hızlı ve siyahi forvet korkum da ilk Kalli döneminde E. Frankfurt maçıyla başlar. Almanya’daki ilk maç için en çok konuşulan isim Yeboah’tı. Gerçi E.Frankfurt iki maçta da gol atmayı başaramamıştı ama Yeboah’ın beni korkutması için gol atması geekmiyordu.
    Saygılar…

  100. u-topie Demiş ki:

    BEKLENTİLERİMİZ..
    Gönül bağımız olan ,işin içine kalbimizin dahil olduğu durumlarda tatmin eşiğimizi tanımlamak zor.
    Hele süreli,zamanın etkisine açık bir ilişkiden bahsediyorsak dalgalı ruh halimizden
    bağımsız somut kriterler koymak daha da zor.
    Yine de kendi adıma böyle bir check list denemek istiyorum bu sezon GS’dan beklentilerimle ilgili.
    İçinde bulunulan zaman diliminin de bu iş için uygun olduğunu düşünüyorum.
    Ne bekliyorum GS’dan bu sezon?
    *Öncelikle sahaya çıkarken bir temel stratejisi rakibe göre eğip bükmediği bir oyun planı,fikri ve sürekliliği olan bir takım..
    * Takımda ki oyuncuların futbol karakterinin dönüştüğü ,yetersizliklerinin giderildiği , bireysel gelişimine devam ettiği eğitici bir ortam.
    * Pas dolaşım hızında ortalama iki saniyenin
    altına inebilmiş bir süreklilik.
    * Topa ortalama sahip olma birim süresini otuz
    saniyelere çıkarabilmiş takım halinde boşa çıkan ve birbirini bulan bir hareketlilik.
    * Yaratılan pozisyonlarda istisnai durumlar hariç en uygun oyuncuyu değerlendirebilen bir
    kollektif olgunluk.Törpülenmiş ve takım bütünlüğü içinde eritilmiş egolar.
    * Takımın taşıyıcı 18 kişilik kadrosunda
    yerleşik ağırlığı alt yapı kökenli genç oyuncuların artan sayısı.
    * Tamamlanmış şirket birleşmesi.
    * ASY stadıyla vedalaşılabilecek noktaya gelebilmek.
    * Günlük başarı ufkuna hapsolmayan bir yönetim
    vizyonu ve taraftar sabrı.
    Kısaca tesadüflerin hayatımızda ki payını azaltan bir gelecek beklentisi benim ki.
    Kalıcı bir şeyler biriktirebilmiş,takip eden sezona devredebileceği değerlilikler barındıran bir sezon.
    Boşa geçen bir süreçti dedirtmeyecek.
    Zaman kaybıydı duygusu yaratmayacak geriye baktığımızda.
    Kabul edilebilir sapma sınırı içinde kalınarak geçirilirse sezon sonuçlar zaten gelecektir.
    Yapamadıklarımız yerine HENÜZ yapamadıklarımıza ve dünden bugüne yapabilir hale geldiklerimize ve kişilere değil sisteme
    odaklanırsak herşey çok daha sancısız ve kolay olacak.
    Önce ne beklediğimizi tarif edelim ki hem bir mutabakat zemini oluşsun hem de bu baz üzerinden neyin ne kadar başarıldığını somut olarak konuşabilir olalım..

  101. Murat Mustafa Demiş ki:

    melih abi, yukarıda bir yorumunda xavi ve iniesta icin iki ofansif orta saha demissin ki ben bu yorumuna katılmayacağım. bir kere xavi ve iniesta tam anlamıyla birer orta saha oyuncuları. yani bugünlerde bizim çok aradığımız ve maalesef aramaya devam edeceğimiz çift yönlü orta saha oyuncuları. onları sadece ofansif orta saha oyuncuları olarak görürsen o zaman arda ile elano’nun ne tür birer orta saha oyuncusu olduklarını tartışırız. zira bugün xavi veya iniesta’dan herhangi birini puyol-pique tandeminin önüne koyup ön libero olarak oynatırsak hiç sırıtmadan oynarlar. ve fakat arda veyahut elano’dan birini koyalım bakalım ön liberoya, neler oluyor?

    aslında elano fizik gücünü bariz bir şekilde artırırsa kesinlikle iniesta ayarında bir oyuncu olur zira sturm maçında gördük ki gerilere kadar gelip top alıp takımı oynatmayı seviyor. o maçta attığımız golün de başlangıcı tamamen elano’nun rakibinden topu kapıp baros’un önüne bırakmasıyla olmuştu hatırlarsak. ama bunun devamlı olabilmesi için minimum devre arasını beklememiz gerekecek.

    aslında bana katılır mısın bilmiyorum ama bence transferde startejik bir hata yaptık. elano yerine daha bir orta saha olabilecek kallström’ü tercih edebilirdik. böylece ne arda’nın tripleriyle uğraşırdık şimdilerde (sola geçtiği için elano’nun oynadığı maçlarda) ne de o yorgun, cezalı ya da sakatken tam bir 4-3-3 oynama sıkıntımız olurdu. zira kallström çok önemli bir oyuncu bu anlamda. umarım devre arasında kendisine olan ilgimiz devam eder.

    bu arada yeri gelmişken melih abi bir sey soracağım. artık bariz bir şekilde düzensiz sosyal yaşamı nedeniyle zırt pırt sakatlandığı meydana çıkan emre güngör ve aynı sebepten sakatlıktan dönemeyen serkan çalık hakkında yönetimin ya da rijkaard’ın bir düşüncesi var mı takımdan gönderilmeleriyle ilgili? linderoth’un geleceği hakkında ne düşünülüyor? devre arasında orta saha ve stopere takviye düşünülüyor mu? bu konularda herhangi bir bilgin varsa bizlerle paylaşır mısın…?

    iyi çalışmalar, kolay gelsin..

  102. Clair Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,
    Sabah sabah Hıncal Uluç’un yazısını okuyunca tepem attı. Bu iş bu kadar mı ucuz Melih abi, ilk mağlubiyette go home demek bir taraftardan belki beklenir ama bu çağda bir spor yazarı bunu nasıl yazar,hazmedemiyorum. Daha 3 ay önce rijkard gelende galatasaray tarih yazdı diyen sen değilmiydin sayın uluç. Bu nasıl bi tezattır.Bu nasıl bi futbol anlayışıdır.

  103. afyucel Demiş ki:

    Evet Melih abi dediğin gibi pas hızımız düştü.Ama niye düştü bu kadar?

    Ben bunu oyuncuların kronik yorgunluğuna bağlıyorum .Gs diriyken (yani sezon başında) istediği paslaşmayı yapabiliyordu. Bu dirilik yıldız oyuncularımıza topuk pasları atma basit oynamama alışkanlığı kazandırdı gibi(mesela arda). Bunu yorgunken yapamamaları çok doğal ve basit oynamaları çok ve dediğin gibi hızlı pas yapmaları gerekiyor. Bunun için de yakın oynamak lazım. Yukarıdaki yorumlardan yanlızca birinde sana katılmıyorum. O da Xavi ve İniestanın ofansif orta saha olduğu. Bence değiller. Arada bir ceza sahasına koşu yapıyorlar sadece(daha çok iniesta). Daha çok ayhan tarzı ortalarda takılan dediğim oyuncular.

    4-3-3 sisteminde ilerideki 3 forvetin de defansa yardımcı olması gerekiyor tamam ama bunu topun önüne geçerek yapmamalılar sadece Defaqnslarına bir tehdit oluşturmaları onlara ileri çıkma cesaretleri vermemeleri yeterli olur.Zaten 7 oyuncu savunma için yeterlidir.

    Önümüzdeki milli takım aralığında en azından milli olmayan oyuncularımız iyi dinlensinler daha sonraki maçlarda eski hızımızı kazanırız diye ümit ediyorum. Bu mesajımda da taraftarımızın sonraki maçlardan zevk almalarını diliyorum.

  104. ati_26 Demiş ki:

    sevgili melih,
    aranıza yeni katıldım malesef cok gec tanıdım seni ama zararın neresınden donersen kardır.
    boyle sonucların olması cok doğal futbolda ama 2 hafta once galatasaraya uzay takımı dıyen medya sımdı yerden yere vuruyor. uzucu olan bu malesef hala gunluk yasamaktan kurtulamadı medyamız.senın gıbı baska bır gezegenın yorumcusu olan kısıler malesef hakettığı değerı gormuyor bu klışe medyada.

    karamsar olmaya gerek yok bence. benım sısteme olan ınancım tam.Rijkaard bu gıbı soncları hatta daha fazlasını barcadakı ılk sezonunda da yasadı ama sonucta ogun temellerı atılan takımın bugun hangı noktada olduğu ortada. sonucta rıjkaarda ıkı uc mac kazanıp 1-2 tane kupa almak ıcın gelmedı galatasaraya kendı bıldığı,ınanadığı sıstemı kurmak ıcın geldı bunuda basaracağına ınanıyorum.sıstemi uygulama anlamında malesef ankaragucu macı pekte ıyı olmadı ama cıkarılacak olan derslerı cıkarıp telasa kapılmamak gerektığıne ınanıyorum.
    Elanoya da bıraz daha zaman gerek bence kalıtesı ortada cunku.

  105. kaghan says:

    Melih Abi

    Selamlar, ne yazacağımı bilmiyorum açıkçası maç hakkında çok fazla yorum yapmak istemiyorum. Maçı izleme şansım olmadı sadece özetlerini izleyebildim ve özetlerden edindiğim izlenim galatasaray’ın televizyondaki goygoycuların abarttığı kadar kötü oynamadığı, ileride oynayan oyuncuların biraz daha dikkatli olmaları durumunda çok rahat kazanabileceğimiz bir maç olduğunu düşünüyorum. Ama özellikle son iki maçtır gözüme batan bir mehmet topal gerçeği var ki evlere şenlik. Sabri düzeldik diyorduk tam mehmet topal çıktı bu sefer. Bu kadar isteksiz görmemiştim kendisini çok uzun zamandır. futbolu sil baştan öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum kendisinin pas çalışması ile başlayarak. Belki ağır bir eleştiri oldu bilmiyorum ama bizim son zamanlardaki kötü sonuçlarımızın sorumlusu bana göre ne defanstır nede ileri dörtlüdür. Orta sahadaki ikililerimizin son derece düşük bir paz yüzdesi ve çok ağır pas yapmalarının sonucu olduğu düşünüyorum. İlerideki oyuncularımızın son zamanlardaki en büyük eksisi aşırı derecede benim gözümde şanssız olmaları.

    Bunlarak ek olarak Elano’nun son uefa maçımızdaki ayhanın pozisyonundaki futbolunu gördükten sonra kendisinden o pozisyonda faydalanılması ve ısrar edilmesinin bize çok büyük katkı sağlayacağına inanıyorum.

  106. okansancak Demiş ki:

    Selamlar M.Ş.
    Üzülerek görüyorum ki duraklama devrine girdik. Takımda kötü futbolun dışında bizim sevgili Arda’mız,Ayhan’ımız ve birkaç kişinin daha Elano’yu yeme isteği bizim sonumuzu getiriyor, lütfen dikkat. Arda sanırım takım içinde Hakan Şükür’lük yapmaya başladı. Bu gidişat 10. haftaya hezimeti gösteriyor. Sevgiler.

  107. Erasmus Demiş ki:

    Tekrar Merhaba,
    Ekşi sözlükte okuduğum bir Rıdvan Dilmen yorumunu paylaşmak istedim. Yorumcunun kullanıcı adı borges. Link ise http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16980539. Biraz uzun bir yorum olduğu için linki de buraya koyuyorum. İsterseniz yorumun kendisini kaldırabilirsiniz.
    Sevgiyle kalın.

    Borges’ten:
    ridvan bana göre “ortalama” bir futbol yorumcusudur. ülke insaninin “gol olur” geyiginin de etkisiyle büyütüp büyütüp bir yere sigdiramadigi adamdir. bu insanlarin da futbola bakisi ortadayken bunlarin büyüttügü futbol yorumcularinin da citasi üc asagi bes yukari ortadadir. hincal uluc ve ridvan dilmen icin “süper yorumcu abi” diyen ile ben misal futbol filan konusmam, futbola dair geyiklerin üzerinden gecerim en fazla filan… cok da önemli degil benim onun hakkindaki yargim ama tarafsizlik meselesi hakkinda iki üc diyecegim vardir benim..

    aylar, yillar önce mehmet demirkol icin benzer yorumlarda bulunmus ve hatta o yorum mehmet demirkol’ün kendisine kadar gitmisti. simdi baska düsünüyorum zira kosullar gercekten degisti. hem demirkol hem de ridvan icin gecerlidir bu söylediklerim: hepsi tarafsizdir, takim tutmuyor özellikle tv yorumculuguna adim atti atali..bu acidan nesnel ve objektif bakiyorlar da diyebiliriz.. hatta fenerbahceli dedigimiz demirkol, daum’un basarisizligini ister, rijkaard’in basarili olmasini ister ya da ridvan dilmen galatasarayli bir futbolcu hakkinda (nonda) yarim saat övgü düzer filan.. neden ? yine de bir gariplik seziyorsunuz degil mi ? cunku bu insanlar televizyon ekranindan bazen cok bilmis demecler verir ve artik takim degil de bu demecleri tutarlar.. kendi söylemlerinin bir ilk olarak basinda yer aldigi andan itibaren kölesi olurlar.. ona taparlar.. pek cogu da türk futbolunu kurtariyorum edasinda yorum yaparlar ki sonra buraya da geliriz.

    ridvan’in gecenlerde nonda’nin yedekten girip 3 gol attigi macin sonrasinda yayimlanan programda yaklasik on dakika ara vermeden, nefes almadan nonda’yi neredeyse fernando torres yapacak kadar zivanadan cikmasini saglayan tarafgirlik degil bir zaman önce nonda icin türkiye’ye gelmis en büyük üc forvetten birisidir söylemidir.. ha akabinde 20 mac nonda yatmis, baros gol krali olmus, nonda gönderilmek istenilmis ve fakat degisen sistemin merkez forvet sayisi azalinca yedekten kalmis filan önemli degil.. aylar sonra üc gol ve bak ben demedim mi geyigi yani “gol olur” hesabi.. baros, gol krali olsa, onca depar atsa, güzel isler cikarsa, goller caksa da ridvan’a yaranamamasinin nedeni budur. ferrari besiktas’in en iyi transferi olsa da demirkol’e yaranamayacaktir, adini anmayacaktir.. baros, on bin kat daha iyi olsa dahi ridvan tarafindan görülmeyecektir, keita gibi bir adamin transfer oldugunda öyle bir futbolcudan haberi olmayan ridvan’in garip yorumu ayni zamanda o muhtesem calimina ve asistine ragmen keita’yi degil de bugün bile ismini bilmedigim, tek atak yapamamis takimin bir futbolcusuna macin adami yaftasini yapistiracaktir filan..

    galatasarayli ya da fenerbahceli olmasindan da önemli olan ridvan ve digerleri icin ortaya koydugu futbol analizleridir.. önceden ne kadar dogru analizler yapabildiginin onaylanmasidir. basit bir “gol olur” geyigi bugün ona milyonlari kazandiriyor arkadas.. bunlarin buyuk cogunlugu öyle ki daum 7′de 7 yaptiginda resmen üzüldüler.. bir bakin yorumlara, antalyaspor defansina nasil kiziyorlar filan.. zira yanilgi ile tanistilar, sallamalarinin cezasini cekiyorlar ve dogru analiz yaptim ugruna ridvan dahil pek cogu birakin tarafgirligi kendi takimini da keser atar.. kendi takiminin yenilgisina bahis oynayip kaybetmesini bekleyenlerden cok farki yoktur.

    bugün dikkat ediyor musunuz bilmiyorum ama hickimse elano’nun aldigi parayi gündeme getirmiyor. araya sikistiralim, elano, lincoln’den 3 milyon euro daha pahali bonservise ve ayni zamanda alman kaynaklardan alinan bilgiye göre 500 bin euro daha fazla paraya oynuyor.. takimda dengeler bozuluyor efendim digerlerine haksizlik geyikleri olmuyor.. elano, skibbe yönetimi altinda lincoln’ün sergiledigi performansin ellide birini dahi ortaya koysa bu sene sorunsuz bir sekilde devam edecektir futbol hayatina.. zira futbolcularin dahi arkadasina bakisini medya belirler, elano’nun bilinmemezliginden ya da cok fazla gündeme gelmeden transfer olmasindan dolayi üzerine “yorum yatirimciligi” olmadigindan kelli sorun cok fazla olmayacaktir.. futbolcularla da sorun yasayip futbolculuk hayatini tehlikeye atacak kadar buradan uzaklasmak isteyecegi bir ortam dogmayacaktir.. misal zamaninda cok baska yorumlar yapan levent tüzemen bugün söyle bir sey söylemis:

    “gelen gideni aratırmış; lincoln beceri ve zeka olarak elano’yu üçe beşe katlar. ”

    mesele lincoln’un ne yaptigi degil basinin onu nasil göstermek istedigidir. o nasil göstermek istiyorsa futbolcular dahi öyle görmüs, döverize kadar isin sonu gelmistir. arda turan da keza basinin belirledigi galatasaray kaptanidir filan..

    ve arkadasim tüm bu yorumlarin temelinde yatan avrupa futbolu iste bu acidan önemlidir.. eger avrupa futboluna ilgisiz bir insan isen bugün ülkene gelen keita,elano,baros,ernst, fink ve benzeri insanlari bilmezsin.. “neresi farkli rijkaard’in yaa.. hani iki forvet sokmuyor maglubiyet aninda” gibi komik yorumlar yaparsin.. daha da kötüsü üc macina göre bu futbolculara bir yargi koyup nonda’yi kral, elano’yu vasat yaparsin.. iste sorun da burada baslar, zira zamanla isler degisir ama bu insanlarin futbolcular hakkinda verdigi yargilar degismez.. yillar sonra onca vasat performans sonrasi nonda piyasaya ciktiginda “demedim mi” diye dakikalarca garip bir sekilde nonda orgazmi yasatirsin seyircilere.. her elano’nun kötü oyununda büyütür, büyütür durursun zira alttan alta calistigin bir zaman önceki avrupafutbolunauzakligindan dogan sacmaliklardir.. hani ridvan’in bir barca macinda yorumculugu var, aman allahim.. cizgiye disforvetleri (keita-kewell) yerlestirip enlemesine acilan ve etto’yu da saga sola kacirip yer yer defansif orta sahasini da(mustafa topal) iceri sokarak dörtlü defansa karsi denge kuran.. dörtlü defansi cizgiye kaydirilan disforvetler nedeniyle arasini acip araya daha kolay bir sekilde kombinasyonlar sokan barca’nin 4-3-3 ünden bihaber yorum yapip “etoo niye sabit durmuyor” gibi zircahil yorumlar yaparsin.. ki akil isi degil ama “gol olur” geyigi yeter.. futbolu seyredenlerin ortalama algisina baska türlü nasil hitap edecek ? hem oraya hem de futbolun derinlerine nufuz etmesi beklenemez zaten, o cok baska.. o sistemin bir benzerini bu ülkede yerlestirme gayretine giren adami anlamasi da beklenemez zaten.. ispanyada olsaydi muhtemelen “onca paran var yillardir tek forvet ettoo ile oynuyorsun” geyigi yapacakti.. yapardi da, öyle kendinibilmez olabiliyor..

    rijkaard’in barca macerasina nasil basladigini bilmelisin. 15 macta 5 galibiyet 5 beraberlik 5 maglubiyet ile lig sonuncusu ile arasindaki puan farkindan bihaber olmamalisin.. orada oturttugu a plani/sistemi ile seri galibiyetlere baslayip o yili ikinci bitirip arkasindan sampiyonlar ligi sampiyonlugundan la liga sampiyonluklarina uzanan yolu analiz etmezsen bugünkü b planinin gereksizligini ya da a plani israrini da algilayamayabilirsin.. futbolcu olurum(a plani), olmazsa en kötü spor yorumculuguna kapagi atar(b plani) giderim diyen adamin futbolcu olma konusundaki israri da ortadadir..(yelkovan deginmisti ilk) b plani ancak a plani konusunda sorun yasayanlar icin gecerlidir.. rijkaard’in kimligidir bugün a plani diye algilayamadigi sistemi.. misal kalli’nin a plani disiplin ve yildiz oyunculara verilecek ayar ile disiplinli ama yetenek fakiri oyunculardan aldigi verimdir, 20 yil sonra bile feldkamp’in bir b plani yoktu lakin a plani ile zamaninda gayet güzel basarilar kazanmistir.. bu kaiserslautern’de iken de ayniydi (demir hotic’i tribüne gönderir) galatasaraya geldiginde de ayniydi (kosecki-lincoln-bolic ) hiddink’in de kendi icerisinde bir b plani yoktur, kovulabilir, basarisiz olabilir ama o planina sadik bir sekilde yürüyor, löw ya da digerlerinin de kendilerine ait siki sikiya sarildigi bir a plani vardir, b planlari yoktur.. avustralya, rusya ya da almanya ile türkiye arasindaki “hiddink” “löw” farki ya da barcelona ile galatasaray farki teknik adamlarin b plani yoksunlugundan ziyade varolan basari recetesine(a plani) duyulan güvendir. imdi rijkaard barca da 15 macta 5 galibiyet 5 maglubiyet 5 yenilgi almasina ragmen (sondan ücüncü ile 15.haftada puan farki 5 idi ) a planina sadik kalindi.. akabinde gelmistir la liga sampiyonlugu,sampiyonlar ligi sampiyonlugu filan.. (terim’in a plani hakan sükür’dü, 7 hafta gol atamadi sonrasinda attiklari ortadadir)burada neden degistirsin tüm o basarilarinin ardinda bu plan yatiyorsa eger ? barca’nin nasil yerden kisa paslarla oynadigini ve sahaya nasil yayildigini rakipleri degil tüm dünya ezbere biliyordu, durdurulabildi mi ki ? rijkaard’i su oyuncuyu da oynatmalisin diye elestirebilirsin lakin adamin zaten kimligi olmus sisteminden neden vazgecmiyor elestirisi rijkaard elestirisi olamaz.. rijkaard gibi teknik adamlarin burada isi olmaz diyebilirsiniz lakin neden b plani yok yilmaz vural gibi dersen cehaletin ortaya cikar.. daha geldiginde yazildi onun oynatacagi sistem vesaire.. ve kucuk bir ayrinti bu ülkede hem yorumcu hem de teknik adam konumunda rijkaard’in sistemini degistirebilecek etkiyi edecek insan yoktur. dolayisla basarisiz olursa ceker gider milan’a ama planinda/sisteminde yine de bir degisiklik olmaz.. yani ridvancim ne teknik adam olarak ne de futbolcu olarak etkiyemeyecegin bir isim maalasef..

    basarili olma durumu varolan basari recetesine sahibini bagimli kilar.. terim’den cruyff’a kadar inanilmazi gerceklestiren insanlarin degisen kosullara ragmen a planlarina ne kadar sadik kaldigini görebilirsiniz.. hollandalilarin da tarihine baktiginizda bu sisteme bu denli tutkuyla sarilmalarini algilayabilirsiniz zaten.. ne kadar basarili olunursa o kadar saplantili derecede oraya(a plani) bagimli yapar insani.. cruyff, michels ile beraber basladigi bu ise girdigi günden bu yana sayisiz basari kazanmistir.. 4 yil üst üste la liga, 74 dünya kupasi ve daha ajax ile oyuncu olarak üc yil üst üste sampiyon klupler kupasi filan.. van gaal gibi dibi görmedikce hollandalilar bu a planini genelde degistirmez.. rijkaard’i almadan a planini/sistemini/kimligini bilecek ve daha cok onu satin alacaksiniz.. feldkamp’i aliyorsan lincoln’e bosa para vermeyeceksin misal.. skibbe’yi aliyorsan kariyersizligini ve bundan dogacak olan ülke icerisinde otoritesizligini yardimcilarini alarak daha da isi abartmayacak aksine bu sorunun önüne set cekeceksin.. magath’i aliyorsan futbol subesi sorumlulugunu ona vereceksin gibi sayisiz örnekler vardir.. rijkaard elestirilebilir elbette lakin her yerde bilinen kimligini “degistir” demek sacmalamaktir.. b plani gibi türkiyede yüz teknik adamin uyguladigi orta saha cikarip forvet sokmayi neden yapmadigi icin elestirilmesi, üstelik tam da farkin burada yatmasi ve buna ragmen “farkli degil rijkaard yaa ” geyiktir.. hollandali futbol adamlarinin -aynisi burada var, her gün tartisiliyor misal- varolan özelliklerinden bihaber neden hikmet karaman gibi iki forvetle oynamadigi icin elestirmek düpe düz cahilliktir, ridvan da avrupa futbolu cahilidir hali hazirda.. mesele de bu cehaletten dogan anlamsiz yargilari/analizleri ufak basarisizliklarda halkin gözüne sokma cabasidir.. bu da “tarafgirlik” olarak yorumlaniyor ki degildir.. rijkaard, kötü olabilir, 4-3-3 ya da total futbolun bu döneme uyarlanan yeni modelini begenmeyebilirsiniz lakin “b” plani yok diye rijkaard’in kimligini reddedecek yorumlar yapamazsiniz.. ayni zamanda varolan sisteminden, kimliginden bihaber oldugunuz icin “rijkaard’in neresi farkli yaaa” dersiniz.. bu sistem dünya futbolunda yok dersin, eyw.. bu sistem basarili olamaz dersin katiliriz ya da katilmayiz belki ama ortada olup bitenden haberdar oldugunu anlariz..

    ridvan dilmen, aylar öncesinde söylemistim, yine söylüyorum fatih terim’i elestirmez.. hirvatistan maci sonrasi o “süper oynadi milli takim” yorumunu yazan koca avrupada bir tek ridvan’dir zira sak sakcilik yapar, denizli’yi sevmez.. arda turan’i elestirmez.. hakan sükür’ü sever.. sahada oynanilan oyunun bu isimler oldugunda bir önemi yoktur ki listeyi cok önceden vermistik biz.. elano,lincoln gibileri bilmedigi icin anlamaz ve üc macinda karara baglar.. lincoln’u neresi on numara, elano vasat bir oyuncu der lakin sonrasinda not defterinde ilk yarinin en iyi onbirine secer neresi on numara dedigi adami.. bakin bu ülkenin sorunu basinidir.. pek cok problemin yaraticisi basindir. a planlarina zamani onun ne oldugunu algilayamadigi icin vermeyen basindir. seyircilerin ses cikaran kesimini de basin olusturur, haliyle bu basin ve onun sekillendirdigi taraftar korkusu ile yönetilen kluplerin basarisizligi da kacinilmazdir.. terim’in belki de en önemli özelligi a planina her seye ragmen sadik kalabilecek kibirinden dogan bir özgüveni olmasidir..kim ne derse desin o hakan süküründen, a planindan vazgecmemistir.. bir terim özgüveni, iki onu koruyabilecek yönetim.. bu ikisi basarinin sirridir..

    türk futbolunun önünde varolan nice engellerden en asilmasi zor olanlarinin basinda gelir ridvan dilmen. ibrahim altinsay(besiktaslidir) tanil bora (gs’yi birakip genclerbirligine yönelmistir kendisi) gibi adamalr bu ülkede günde bes kez görebileceginiz televizyon programlarina cikamazlar, ülke insanin ortalamasi bellidir.. yoksa rijkaard gelmeden önce her ikisinin de hem rijkaard hem de 4-3-3 sistemine dair muhtesem yazilari vardir kac kisi okumus, bilmistir ? aynisini yazsalar, söyleseler kac kisinin ilgisini ceker ? kahvedeki necip, sözlükteki ultra fanatik oldboy nickli arkadaslar ciddiye alip önemser mi ? haliyle ridvan dilmen cok iyi oldugu icin degil ortalama algiya hitap edebilecek en yüzeysel geyikleri o yaptigi icin..

    “gol olur.. aha bak oldu, biliyoz da konusuyoruz abi…”

    “rijkaard’in b plani yok, bak biz basarili oldugunda bunlari söyledik, görüyoruz bazi seyleri abi..” (belki o basarisizlik barcada da olmustur, belki a planinin olusmasinda “zaman” cok önemli bir faktördür?)

    “rijkaard’in neresi farkli yaaa.. rotterdam..” (senin gibi tonla adami sallamayacak derecede ne yaptigini bilen ve onu uygulayan bir adam olmasi ?)

    “ben elano’yu brezilya milli takiminda seyretmedim, man city’de de seyretmedim, simdilik vasat bir oyuncu” (yorumsuz)

    “ettoo.. aslinda sabit kalsa yerinde ne goller atacak…” (haliyle rijkaard’in sistemine, b plansizligina anlam koymak zor oluyor )

  108. spulatoglu Demiş ki:

    Selamlar Melih Bey,

    Ben de birkaç gözlemimi aktarmak istiyorum müsaadenizle…

    1) Orta sahada haftalardır Ayhan’ın eksikliğinin hissedildiğini tüm medya ve spor yazarları söylerken galiba Ayhan ne kadar elzem bir oyunucu olduğunu ispat etmek hevesiyle olsa gerek fazlasıyla adam eksiltmeye çalışırken topları hep kaybetti bu hafta… Aynı şeyi bir miktar Arda ve Sturm Graz maçında M. Topal için de söyleyebiliriz.

    2) Keita’nın Sabri ile “organize serbestlği”nin eksikliği kanatta kesinlikle hissedildi. Aslında Sabri’nin teknik açıdan bu takıma yakışmadığını düşünen birisi olarak Keita ile uyumu hoşuma gidiyor. Ama galiba burdaki aslan payı bazen geri dönüp Sabri’nin açıklarını kapatan Keita’da olsa gerek.

    3) Hakan Balta sol bek oynayınca Servet sol stoper olarak daha verimli oluyor. Kademesinde daha alıştığı gibi karşılıyor rakip oyuncuları Servet… Halbuki Balta sol ayaklı bir stoper olarak Servet’i sağa itince yıllardan beri pek alışmadığı bir mevkide rakibi sağından karşılamaya çalışıp sağındaki bek oyuncusunun açıklarını kapatmaya çalışarak afallıyor. Bu durumda G.Zan gibi oyunu nispeten daha iyi kurabilen birisi dönünce herkes eski mevkisindeyken savunma anlayışı rahatlar diye düşünüyorum.

    4) Caner ilk maçında çok kötü iken teknik kapasitesini ofansif olarak çok daha iyi sergilediği bir maça çıktı Ankara’da bu hafta; ancak savunma yönündeki aksaklıklar çok belirgin. Çok çalışması lazım…

    5) Elano’ya gelince galiba mevkisinde henüz kendini arkadaşlarına kabul ettiremedi. Ekmek aslanın ağzında, mücadele edip alır mı? Yoksa ped edip gider mi? İnşallah daha fazla koşup oyunun iki tarafını da oynayan uzun vadeli bir topçumuz olur diye ümit ediyorum. Bazen Ayhan’ın Elano’nun dibine kadar gelip elinden lolipopunu almasını görünce üzülüyorum. Daha önce Ayhan bunu Meira’ya da yapıyordu ve Meira yalnızlığa itildi hatırlarsanız…

    6) Rıdvan Dilmen’in günü kurtaran ancak uzun vadeli bir perspektifi olmayan yorumlarına göre hareket etmenin doğru olmadığını düşünenlerdenim. Bu bakımdan takımını, öğrettiği şablonun dışına çıkma paniği yaşamadan ısrarla aynı şekilde oyununu oturtmaya çalışan Rijkaard’ı takdir ediyorum. Çok fazla plan, plansızlıktır… Bu sıkıntılı günleri doğum sancısı olarak kabul ediyorum.

    7) Baros’un arkasındaki 3′lünün bu kadar çok çalışıp ona bu kadar “al da at” pozisyonu üretmesinden sonra bunların çoğunun heba olması bana Hakan Şükür’ü hatırlatıyor maalesef. Bu pozisyonların harcanması ve gol yapılamaması arka tarafı daha fazla enerji harcamaya ve uzun vadede oyundan düşmeye itiyor. Bence daha verimli bir forvet ile (Baros’tan memnun olmadığımdan değil valla, millette ne forvet müsveddeleri var) oynasak şimdiye kadar federasyon tüm maçlarımızı tescil etmişti 3-0 diye :)

    8) Bu kadar lafı uzatan benim gibi arkadaşlara bu kadar sabır gösterdiğiniz için ve ayrıca bu platform vesilesiyle size de şükranlarımı sunuyorum. İyi çalışmalar…

  109. Melih says:

    Selamlar.

    Yaklaşık 70 yorum var.
    Bunları edit etmeden yayınlıyorum.
    Vakit bulunca dönüp düzeltecek ve yorumlarımı söyleyeceğim.
    Sevgiler.

    Melih

  110. locarelli Demiş ki:

    Sevgili arkadaslar,

    ” su, su , su oyuncular eksikti” gibi yorumlari kim yapiyorsa o anda onu okumayi birakiyorum.
    Profesyonel takimlarda genelde 25 civari oyuncu neden var saniyorsunuz ?

    Kimin garantisi var butun sezon oynayacagina dair, sakatligi var, cezasi var vb.

    Eger o eksik denilen oyuncular yetseydi veya sadece onlarin varligiyla sorunlar cözulecek olsaydi , eksik olunmayan zamanlarda her seyin zaten olmus bitmis olmasi gerekiyordu..eksik olundugunda onlara zaten ihtiyac kalmamis olurdu

    Sonuc olarak 11 kisi cikilmissa eksik yoktur, o 11, 25 in icinden cikmistir, o 25 o takimda oynamasi dusunuldugu icin var olan oyunculardir.

    Futbol bu , ne olacaksa öyle olacagi icin olacaktir.
    Galatasaray’a gönul vermisiz ve onun kazanmasini istiyoruz, guzel olan bu ; Kazanirken de, kaybederken de gönlumuzde olabilmesi.

    Herkese selamlar..

  111. gazanfer Demiş ki:

    SEVGİLİ MELİH BEY YAZILARINIZA OLAN DÜŞGÜNLÜĞÜMÜ VE BEĞENİMİ SİZE BELİRTMEK İSTERİM ,SADECE GALATASARAYIN ALDIĞI BİR YENİLGİ SONRASI NASIL DÜŞMAN TAKIMI GİBİ MEDYADAKİ ,BİR KAÇ YAZAR TARFINDAN TACİZ EDİLDİĞİNİ UTANARAK İZLİYORUM .EL İNSAF YA Bİ TAKIM BU KADAR ELEŞTİRİLİRMİ, HAYATI BOYUNCA TOP OYNAMAMIŞ YEŞİL SAHADA MÜCADELENİN NE OLDUĞUNU BİLMEYEN ZAVALILAR GALATASARAY GİBİ DÜNYANIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ KABULETİĞİ DEVİ FÜTURSUZCA ELEŞTİRE BİLİYOR ..SADECE ŞUNU SÖYLEMEK İSTERİM EN KISA ZAMAN SÜRESİNDE GÖRECEKLER GALATASARAYI, BİR ANKA KUŞU GİBİ KENDİN KÜLÜNDEN NASIL YARTTIĞINI.. BÜTÜN GALATASARYLILARA SESLENİYORUM KORKMAYIN BU TAKIM TOPU AYAĞINDA BU KADAR ÇOK TUTUĞU SÜRECE KISAPAS ALIŞKANLIĞINI KISA SÜREDE ÜST SEVYEYE TAŞIDIĞI ANDA HERŞEY RAYINA GİRECEK BİRDE MÜSADENİZLE ŞUNU SÖYLEMEK İSTERİM DEFANSTAKİ HER OYUNCU (SERVET ÇETİN)FORVET ELEMANLARINA GÜVENİ OLMADIĞI İÇİN Mİ BU KADAR İLERİ ÇIKIP ASİL GÖREVLERİNİ UNUTUYORLAR MESALA NONDA NEDEN SERVETİN YERİNE GELİP DEFANS YAPMIYOR YAPAMYACAĞI İÇİN DEĞİL BU GÖREVİ SERVETDEN DAHA İYİ YAPAMAYACAĞI İÇİNDİR HER OYUNCU OYUN İÇİNDE ARKADAŞINA SAYGI DUYMALIDIR TEŞEKÜR EDİYORUM YAZILARINIZI SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUM ……

  112. ERHAN USTA Demiş ki:

    Melih abi selamlar burada ve bütün Galatasaray forumlarında insanların FR ye olan inançlarını görmek çok güzel Trabzon maçında sanırım kendisine büyük destek verilecektir.Saygılar abi

  113. erkan ağlamaz Demiş ki:

    En ufak bir şüphe/korku/panik yok takımıma olan inancımda. Ne işgüzar spor basınının takımım ve belki de görüp görecekleri en iyi/kariyerli/profosyonel/centilmen teknik direktörümüz hakkında gereksiz atıp tutmaları, ne de Ankaragücünden yediğimiz üç gol engel olabilir bu inancıma. Yeni bir galibiyet serisinden sonra tekrar göklere çıkarılacaktır bu takım, güzide medyanın iki yüzlülüğü ilk değildir son olmayacaktır, itibar etmemek gerekir o yüzden boş laflara.

    Saygılar.

  114. u-topie Demiş ki:

    İlk sekiz hafta sonunda elde edilmiş 19 puan maç başı ortalama 2.37 puana tekabül ediyor ki bu ortalamayı sezona adapte ettiğimizde 81 puan barajı demek bu.
    Bu puan barajının elli yıllık lig tarihinde bir kaç kez aşılabildiğini düşünecek olursak
    yeni dizayn edilen ve geleceğe dönük yapılanan bir takımın bu puan averajını yetersiz bulmak rasyonel değil.
    İlk sekiz haftada üç puan ortalaması ile oynamış bir rakibin varlığını önemsemiyorum
    kendi adıma.
    Sürdürülebilir olmayan arizi bir tablo ortadaki.
    Zamanın GS’dan ve gelecektan yana işleyeceği açık.
    Geçmişten geleceğe geçmek,alışkanlıklarımızın ayak bağlarından kurtulmak zaman alacak.
    Takımın topu kaybettiğinde topluca topun arkasına geçebilmesi,takımın geçmişten gelen iç dengelerinin psikolojik bariyerlerini yıkması,adımlarını birbirine uydurması kolay işler değil.
    Oyuncuların bir yandan yeni bir oyun kalıbına uymaya çalışırken bir yandan da kendi bireysel zincirlerini kırarak yeni karakterlere dönüşme çabasının bir kaç günde sonuçlanmasını bekleyemeyiz .
    Doğal ki ortalama Türk taraftarının doğuştan edindiği niteliklerinin üzerine çok da bir şey katmamış zihinsel dünyası bu değişimi kavramakta zorlanacak.
    Aklı çok daha kolay anlayacağı genel geçer kalıplara yatacak.
    Kendi hayatında fazlasıyla yabancı olduğu,hiç yaşamadığı pratiklerin zorluğunu algılamakta zorlanacak ,zaman tanımayacak.
    Futbol basit bir oyun ama tam da o basitliğe ulaşmak için çok çetin yollardan geçmek gerekiyor.
    Bu geçiş sürecinde kullanmakta olduğumuz know how’ın süreci kısaltacağına eminim.
    Sadece kıymetini bilelim.
    Ve nefesimizi tutup bekleyelim ustanın pişireceği lezzeti.
    Sizi bilmem ama mutfaktan gelen kokular iştahımı açıyor.
    Henüz ve hala..

  115. mert nevizade Demiş ki:

    Rijkaard taktikten anlamaz!

    İspanya’da Zaragoza, Villarreal ve Getafe takımlarında teknik direktörlük yapan Victor Munoz, yakından tanıdığı Rijkaard’ı FOTOMAÇ’a anlattı. Munoz, G.Saray’ın hocası için “Hiçbir zaman ‘B planı’ yoktur. Taktikten anlamaz. Çok unutkandır, evinin telefon numarasını bile unutur” dedi.

    ***

    Taktik bilmez

    “Takımı maça iyi hazırlar ama hiçbir zaman B planı yoktur Çok unutkandır, evinin telefon numarasını bile unutuyor”.

    İspanya’nın Zaragoza, Villarreal ve Getafe takımlarını çalıştıran Victor Munoz, Fotomaç’a Galatasaray Teknik Direktörü Rijkaard ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. İspanyol hoca, “Rijkaard taktikten anlamaz. Takımını maça çok iyi hazırlar ama kesinlikle bir B planı yoktur. Barcelona’daki ilk yıllarında yardımcısı ve kendisinden daha kıdemli Henk
    Ten Cate’nin müdahaleleri ile işi kotarıyordu. O Barcelona’dan ayrılınca, Rijkaard’ın zayıflıkları su üstüne çıktı” dedi.

    Rahatına düşkün
    Munoz, Rijkaard’ın rahatına çok düşkün olduğunu belirterek “Futbolcuların problemleriyle ilginmez. Soyunma odasında hiçbir şekilde sorunlara müdahele etmez. Evinin telefonunu bazen unuttuğunu biliyorum” dedi. İspanyol hoca, “Rijkaard 1 hafta sonra karşılaşacağı rakiplerin maçlarını kasetten bile izlemez. Analize vakit ayırmaz, bu da kendine aşırı güvenindendir. Tahminim, rahatlığını bozmamak için böyle davranıyor” ifadesini kullandı.
    Selçuk MANAV

    selamlar melih abi
    yukarıdaki yazıyı okuyunca rijkaardın işinin nekadar zor olduğunu anladım.selcuk manavın viktor munoz’a rijkaardın taktik bilgisini sorma ihtiyacı duymus.viktor munoz da suanda türkiyedeki dnüp duran geyikleri birbir noktasına virgülüne dokunmadan aynen sıralamasıda çok ilginç.herhalde su sıralar lucescunun isminin türkiyede herhangibir kulüple adının gecmemesinden dolayı canı sıkılmış olsa gerek böyle birseyi vazife edinmiş.cünkü her böyle olduğunda gidip lucescuyla röportaj yapma gereği duyan sahsına münhasır bir zattır kendileri.lucescuyla röportaj yapmak adına yolda görse tanımayacagı viktor munoz’un adına kullanmasa iyi olurmus ama yapmıs artık.siz ne düsünüyorsunuz bu spor medyasındaki yorumlar hakkında.takım hakkındada sunu sorabilirmiyim.galatasaray gibi bir kulüpte milyonlarca dolarlar alan futbolcuların en yakınındaki takım arkadasına hızlı isabetli pas atamamaları biraz tuhaf degilmi.örnegin servet m.topal.ardanın ayhanın yanlarına kadar gelip onlardan topu alıp ileriye pas atmaları nekadar çagdısı.bence servetin forvet oyunculuguna özenecegine biraz atmayı öğrense cok daha iyi olacak bence.arda da hasan şaş olmayıda bıraksa cok iyi olacak.messi bile onun kadar calım atmaya kalkmıyo ondan cok daha iyi futbolcu olmasına rağmen.umarım bu gidişle sonu hasan şaş gibi olmaz.görüşlerini bekliyorum melih abi.sevgilerimle.mert

  116. Kayhan says:

    Selamlar Melih Bey,
    Rijkaard oturtmaya çalıştığı sistemin takipçisi olmalı.Ve bunun semeresi Haldun Üstünel’in ucuza ya da bonservisi bedavaya aldığı oyuncularla değil,Rijkaard’ın istediği oyuncularla görülmeli.Gerisi sabretmeye kalır.
    Ve sabır yolunda, Kasımpaşa maçında Kewel’in boş giderken durdurulmasına, Lugano’nun Gençlerbirliği maçındaki kasıtlı hareketine kırmızıların çıkmamasının nedenleri sorun yaratacaktır.
    Saygılar,sevgiler.Kayhan.

  117. Mehmed Sadi Demiş ki:

    (Melih Hocam affina siginarak:)
    dayanamadim ne yapayim )

    “Selcuk Manav Ispanyadan dillendiriyor”
    —————————————-

    İspanya’da Zaragoza, Villarreal ve Getafe takımlarında teknik direktörlük yapan Victor Munoz, yakından tanıdığı Rijkaard’ı FOTOMACA anlattı.

    BIZ ONUNLA ETLE TIRNAKK GIBIYDIKKK !!!

    Biz onunla yakin bir dost, biz onunla abi kardes, biz onunla etle tirnak kadar yakindik.
    Belki bir Bonie ve Clayd gibi degil ama, biz onunla Siyah ile Beyaz, Süheyl ile Behzat gibiydik.

    „B“ PLANI YOKTURRR !!!
    Munoz,
    Ridvan yerden göge kadar haklidir.
    G.Saray’ın hocası için “Hiçbir zaman ‘B planı’ yoktur.
    dedi..
    Hatta – C – , – D – , – E . plani bile oldugunu düsünmüyorum,
    birak alfabeyi, elinde söyle bir derli toplu bir imar plani ciksin disimi kirarim arkadas!
    diye ekledi.
    TAKTIKTEN ANLAMAZZZZZ !!!!
    Taktikten anlamaz. Çok unutkandır, evinin telefon numarasını bile unutur”
    diye feveran eden Munoz…
    “Takımı maça iyi hazırlar ama hiçbir zaman B planı yoktur Çok unutkandır, evinin telefon numarasını bile unutuyor”.

    RAHATINA DÜSKÜNNN!!!!

    Munoz, Rijkaard’ın rahatına çok düşkün olduğunu belirterek
    “Futbolcuların problemleriyle ilginmez.
    Soyunma odasında hiçbir şekilde sorunlara müdahele etmez.
    Evinin telefonunu bazen unuttuğunu biliyorum” dedi.
    İspanyol hoca, “Rijkaard 1 hafta sonra karşılaşacağı rakiplerin maçlarını kasetten bile izlemez.
    Analize vakit ayırmaz, bu da kendine aşırı güvenindendir.
    Tahminim, rahatlığını bozmamak için böyle davranıyor” ifadesini kullandı.

    Cok dertli oldugu gözlenen Munoz sözlerine devam etti…

    Yaram yokki gocunayim arkadasim!
    Anakaragücü macini seyredince nevrim döndü.
    Bu ne kepazeliktir dedim!
    Önce sinirden evde ne var ne yok kirdim döktüm.
    Bir süre sonra sakinlesip kendime gelince…

    Aklima FOTOMACIN telefon numarasini nerde bulabilirim diye düsündüm!
    Kader bu olmali diye gecirdim icimden.
    Niye TUTTO SPORT , LE MOND, LA GAZETTA DELLA SPORT degilde
    FOTOMACTI !
    Takdiri ilahi dedim kendi kendime.
    Iyi de bu Telefon numarasini nerden bulacaktim?
    Aklima hemen bizim kösedeki manav Rafael geldi.
    Bilse bilse FOTOMACIN „ Son Numarasini „
    o bilir dedim ve hemen aradim.
    Düsündüklerimi ona da anlattim.
    Rafael de,
    “Yasananlar icin söylenecek bisey yok!
    Ama Hikmet Karaman büyük hoca!
    Anakaragücü maci burda cok ses getirdi!
    Hikmetinden sual olunmaz ama Barca yöneticileri Hikmet hocayi izlemek icin Ankaraya gidiyorlarmis diye duydum.
    Ardindan Rafael,
    Her ne kadar hakkinda – cakma Fatih Terim – tabirini kullansalarda,
    kendisinde prima bir Imparator kumasi var.
    Ah birde katalanca bilse tadindan yenmeyecek ya… „
    gibi laga luga ile
    kafami iyice karistiracak beyanlarda bulundu.
    Evet kafam iyice karismisti!
    Oysa ben kendisinden efendice,
    „FOTOMACIN telefonu nu varmi Rafael uzatma!
    Yedin beynimin ceperlerini… „
    diye inim inim inlerken,
    O laf olsun torba dolsun adina, kafama “ damacana” muamelesi yapmisti.
    O sirada telefonum aci aci caldi.
    Inanmiyorum! Inanamiyorum!
    O la la..!
    Telefondaki Selcuk Manav di.
    Ilahi kader aglarini yavas yavas örüyordu.
    Selcuk a bildigim herseyi anlattim.
    Frank in, araba taksidi icin benden aldigi paradan bahsetmedim tabi.
    Veee anladim ki arkadas bu dünyada her manav ayni degil!
    Bir bu bizim serefsiz Rafael e bak birde Selcuk a
    Arada Erman hoca hacminde kabzimal farki var bir kere.
    Herkes Rafael kadar dedikoducu degil birrrr.
    Herkes Asparagasla haber yapacak kadar ucuz degil ikiiii.
    Kaldi ki Rafael bir gazeteci bile degil alti üstü alelade bir Manav!
    Bütün mesele Gazeteci ile Manav in arasindaki farki anlayabilmekte…
    Bütün mesele yürekte…
    Sen elmayi seviyorsun diye…
    - „ VICTORRRR!!! “
    Geliyorum tatlimm…
    Aldim elime bir Fotomac, gectim lig Tv nin basina,
    Ah ulan Rafael ahhh..!

    VICTOR MUNOZ
    ISPANYADAN yellendirdi.
    Yerse…

  118. galaleon Demiş ki:

    TOBİAS LİNDEROTH,
    Bu kuzeyliye transfer edildiği günden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz belkide.hız ve pas deyince akla hemen o geliyor. Suat kaya nın güncel versiyonu. Yanına partner olarak arda yı bile monte edebiliriz. Xavi iniesta yı yakalama arayışı için. en az onlar kadar iyi bir ikili olurlar . Ne dersin melih abi

  119. aktuccar Demiş ki:

    Melih abi total tutulma umarim bu sene bir daha bizim takima ugramaz. Yazi da yorumlarda cok doyurucu. Rijkaard’in da GS TV’de ima ettigi gibi bu futbolcularin TS macinda Aslanlar gibi oynayip taraftara kendini affettirmeli. Tribunlerde ne olursa olsun tepki gostermemeli.
    Arkadaslarin da dedigi gibi daha yasanacak ne zaferler var. Teknik kadro gerekeni yapacak. Bu maglubiyetten iyi bir ders cikarirsak ekim ayi bizim icin cok basarili gececektir diye umuyorum. Gokhan Zan’in eksikligini bu kadar hissedecegimiz hic aklima gelmezdi. Saglicakla kalin.

  120. Melih says:

    Selam.

    Bugün radyo ve TV günü.
    Akşama kadar yokuz.
    Akşam yorumları okuyacağım.
    Görüşmek üzere, sevgi ve merhamet.

    Melih

  121. corneliuss Demiş ki:

    Melih Abi merhaba,
    Cok olmadı yazılarını takip etmeye başlayalı (yaklaşık son bir ay) ama gördüm ki en dolu, en gerçekçi, en analiz gibi analiz olan yazıları yazıyorsun. Tek dileğim sizin ve katılımcıların burada yapmış olduğu yapıcı yorumların kulüp ve futbol yönetimince de duyulması… Umarım bir yerlere ulaşıyordur buradaki yorumlar ve tartışmalar… Altta da benim kendi Ankaragücü maçı yorumum… Genel olarak yenilginin suyun yüzündeki kısmını özetlemeye çalıştım…

    Saygılar…

    Evet bir şok. Hem de aslında Galatasaray’ın tarihinde eğer panik yapılmazsa sonradan olumluya dönen şoklardan biri daha olmaya aday bir şok… Fatih Terim’in ilk sezonunda Sami Yen’de Fenerbahçe’ye kaybedilen 4-0′lık maç ya da UEFA kupasının alındığı sene Şampiyonlar Ligi’nde Chelsea’ye Sami Yen’de 5-0 kaybedilen maç gibi algılanabilir işin olumlu yanından bakmak istersek.

    Analizde Galatasaray’ın bahanelerini sıralamak istiyorum öncelikle:
    1- Erken başlayan sezon: Her zaman tehlike olmuştur futbol takımları için… Erken tutulan form ve diğer takımların form tutmaya başladıkları an yaşanan form grafiğindeki gerileme.
    2- Sakatlıklar: Yeni bir şey değil Galatasaray için. Ama hangi takım elindeki dört stoperden üçünü son yıllarda Türkiye’de ve dünyada aynı anda sakat verdi merak ediyorum? Bu sakatlıkların sonucu olarak ideal defans kurgusundan fersah fersah uzak bir Galatasaray ve bunun takım oyunu üzerindeki etkileri. Özellikle sol ve sağ kanatların kullanılamaması.
    3- Hakem rezaleti: İddia ediyorum, eğer bu maç berabere bitmiş olsa ya da Galatasaray 1-0 yenilmiş olsa her şeyden çok konuşulacak olan konulardan biri olacaktı karşılaşmanın meziyetsiz ve biraz da art niyetli hakemi Koray Gençerler… Nonda’ya yapılan penaltının verilmeyişi bir yana, Aydın’ın ceza sahası girişinde almış olduğu darbe ve sonrasında Ankaragücü’nden Ceyhun lehine faulle alakası olmayan pozisyonda verilen faul… Tam da Galatasaray’ın oyuna yüklenmeye başladığı anlarda ardı ardına yanlış yorumlanan ikili mücadeleler…
    4- Takımda yine birinci maddenin devamı olan bireysel çöküşler ve takım içindeki mutsuz hava… Arda’nın neşesi son bir aydır kaçık, neden olduğu belli değil… Hatta taa milli maçtan bu yana diye daha da kesin bir tarih verebiliriz burada… Hakan Balta’nın sakatlıktan sonra bir türlü forma giremeyişi, keza Ayhan’ın da… Elano’nun takıma uyum gösteremiyor olması, Baros ve Nonda’nın gol kaçırma yarışına girmesi vs.

    Eğer Baros ve Nonda’dan birisi dakika 80. öncesindeki %100 gollük pozisyonlardan birini gol yapmış olsalardı bugün skor yazarları bambaşka şeyler konuşacaktı. Evet Galatasaray kötü ama gerek bu maç, gerek Sturm Graz maçı, gerekse Eskişehir maçı Galatasaray’ın rahatlıkla kazanabileceği pozisyonları bulduğu maçlardı. Ama olmadı… Ama futbol tanrıları böyle istedi.

    Şimdi milli maç arası ve sonrasında Galatasaray için hiç de kolay olmayan iki maç var: Trabzonspor ve Fenerbahçe maçları. Bir nevi Galatasaray için ölüm kalım serisi diyebiliriz. Bu iki haftada sakatlıkların dengesi (yeni sakatlıklar ve düzelenler), Rijkaard’ın milli oyuncular olmadan yapacağı taktik çalışmalar ve yönetimin takım içindeki huzursuzluğun kaynağını bulması belki de Galatasaray için yeniden çıkışın başlangıcı olur.

    (Selam. Gayın-Sin’e hoşgeldin. Her şeyden önce özenli bir Türkçe’ye sahip analiz için teşekkür ederim. Sanırım 3-0′a en çok bozulan ve kızan Rijkaard oldu. Maç sonu basın toplantısını izledim sonra, vücut dilinden çok belli oluyordu run hali gibi, ki şimdiye kadarki cool (sakin ve özgüvenli) duruşunu bile bozdu biraz ve bence ona yakışmayan bir şey bile yaptı. Umarım dediğin gibi olur ve bu maçtan sonra yükselişe geçer Galatasaray. Bu da aslında zor bir şey değil, çünkü takımın bu duruma niçin geldiği çok net. Sevgilerimle ve görüşmek üzere. Melih)

  122. ahcell Demiş ki:

    Selam Melih Bey, bugün Sayın Ümit AKTAN’ın yazısını okudum. Okumadıysanız lütfen sizde okuyun. Aşağıdaki özet kısmı yazının mantığını yeterince delillendirmiyor çünkü. Yazının çok doğru, Ümit Bey’in haklı olduğunu düşünüyorum. Sizin bu yazıya yorumunuz nedir? Yönetimimiz bu konu üzerinde çalışıyor mu? Bilgilendirirseniz sevinirim.

    Yazının linki ve özeti aşağıdadır. İyi çalışmalar…
    http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=421004
    “ÖZETLE…
    Sahanı oynarken değil, oyundan önce ve sonra da koruyacaksın…
    Sana biçilen değeri reddedip, verilecek olan hakkını değil, alabileceğin hakkını kovalayacaksın…
    Bakınız… Fark 5 puan… Averaj da bitmiş…
    Türkiye ne kadar huzurlu değil mi?
    Tersi olsaydı şimdi.
    Tekmeyi basıp yırtan Lugano yerine Servet olsaydı, penaltısı verilmeyen Nonda değil Güiza olsaydı, seyreyleyin gümbürtüyü…
    Kadıköy’de küfrü duymayan sistem, Türkiye’nin huzurlu olmasına şükretmektedir.
    Demek ki, sizin “başarınız” Türkiye’nin huzurunu bozmaktan geçmektedir.
    Ya Türkiye huzursuz olacak, ya da siz…
    Tercih sizindir…
    Şimdi ligin tepesini “uygun” hale getirdiler ve Türkiye huzurlu. Sizin “başarılı” olmanız Türkiye’nin huzurunun bozulmasına bağlı demek ki…
    İşte bu nedenle, bunu yapamayacağınız için, bunu yapmak size yakışmayacağı için “hazır” değilsiniz başarıya…”

    (Selamlar. Aslında blogda bir köşe oluşturmak istiyorum okunası yazılar diye. Olsaydı sabah okuduğum ve çok beğendiğim bu yazıyı koymak isterdim. Ümit Abi gerçekten çok güzel yazmış. Açıkçası yönetimin ne yaptığını, bu konularla ilgilendiğini bilmiyorum. Kısmen ilgileniyordur, ama kısmen de bizim yöneticilerin pek düzeltemeyeceği meseleler. Ama zaten şöyle bir durumumuz var. Bence camia için inanılmaz önemli yazılar yazan bir isim Ümit Aktan. Ama benim Galatasaraylım yazılarını bile okumaz Ümit Aktan’ın. Çok üzücü gerçekten. Sevgilerimle. Melih)

  123. Melih says:

    Selamlar.

    İki gün içinde okumadan gönderdiğim mesajları geriye dönerek okuyup, imla hatalarını (niçin yapacağım bunu; şundan galiba, buradaki yazılar bir külliyat oluşturuyor her maça ilişkin, yıllar sonra birisi bir maçın nasıl algılandığını görmek için girerse buraya imla hatasız metinler görmeli) düzelteceğim. Ve de gerekirse yorum yazacağım.

    Gecikme için özür diliyorum bir kez daha.

    Sevgilerimle.

    Melih

  124. Adilcem Demiş ki:

    Abi selamlar;

    Ben -Ankaragücü maçından bağımsız- bir şey sormak istiyorum:

    Sence Baros bizim sistemimiz için yeterli bir forvet mi? Baros’un hızlı olması,arkadaşlarına koridor açması,rakibi yorması gibi çok iyi özellikleri var. Ancak vücudunu kullanamıyor. Sırtı dönük top tutamıyor. Birçok maçta iyi pas trafiği yaptığımız zaman hep 3. bölgede kesintiye uğruyordu. Sanki Nonda bizim sistemimiz için daha uygun bir forvet. Benim düşünceme göre en iyi pas trafiğimizin olduğu maç Eskişehir maçı. O maçta Arda biraz daha takım oyunu oynasaydı daha üretken ve bol gollü bir maç olabilirdi.O yüzden bize Nonda gibi ama daha hızlısı(Dzeko, Semih gibi…) bir forvet lazım diye düşünüyorum. Sen ne düşünüyorsun?

    (Adilcem selamlar. Naçizane fikrim şöyle. Galatasaray’ın birinci merkez forveti Milan Baros’tur. Shabani Nonda ise iyi bir santrfordur. Evet dediğin gibi sırtını rakibe dayayarak takımı ileride tutacak bir futbolcu değildir Milan Baros. Ama zaten Galatasaray’ın oyun felsefesinde de buna ihtiyaç yok. (Bu klasik 4-4-2 felsefesidir.)

    Galatasaray ise ucu sivri bir kalem gibi yayılıyor sahaya. Bu kalemin en sivri noktası ise Baros. Yani bizim oyun sistemimizde Baros yüzünü rakibe dönüyor ve forvet arkasından kendi koşu yoluna pas atmalarını, yani kendini beslemelerini istiyor. Baros’un sıkıntısı takımda onun bu ihtiyacını giderecek insanların fazla bulunmaması. Mesela yeni gelmesine rağmen onu en iyi besleyen futbolcu Elano oldu. (Sturm maçında farkı yaratan futbolcuydu Elano.)

    Arda Turan ise yaşı biraz küçük olduğu için öyle zekice pas vermeyi emeklilik günlerine saklıyormuş gibi pek beslemiyor Baros’u. Arda Turan’ın forvet arkası bir futbolcunun neler yapması gerektiği konusunda gideceği çok mesafe var. Zaten son dönemde yaşadığımız en büyük sorunumuz da bu . Sevgilerimle. Melih)

  125. yasin_26 Demiş ki:

    Melih abi selamlar… Yukardaki cevaplarınızdan birinde Rijkaard’ın kendisine yakışmayan bir hareket yaptığını yazmışsınız. O hareket neydi söyleyebilir misiniz?

    (Elbette Yasin. Bence basın toplantısında Gökhan Zan’ın sakatlığıyla ilgili söylediği şey onun tarzı değil. Çünkü aradan net bir ay geçmiş. Galatasaray’ın bir sıkıntısı varsa bunu Fatih Terim’le doğrudan halledebilirdi. Bir ay boyunca sessizliği muhafaza ettikten sonra bir basın toplantısında bunu söylemeyi ben pek yakıştıramadım açıkça Rijkaard’a. Hadi diyeceğim bu bir stratejik açılımdı, böylece Sabri Sarıoğlu’nu kurtardık millu takımdan. Ama onun yeri orası değildi, söylemesi gereken insan da Rijkaard. (Mesela atıyorum futbol şubesinden bir yönetici dillenderebilirdi bunu.) Sevgilerimle. Melih)

  126. yasin_26 Demiş ki:

    Melih abi bir de son zamanlarda yönetimden de bazı kişilerin Tv deki -affınıza sığınarak söylüyorum-çakmanın çakması yazar bozuntularının dediği gibi “Rijkard ın b planı yok,Hep aynı değişiklikleri yapıyor,arda şöyle böyle”"gibi abuk subuk şeyler söylediğini duyuyoruz bunlar ne oranda doğru?Sen bizden daha iyi takip ediyor ve biliyorsundur,,,Umuyorum yönetim takıma bu şekilde müdahale etmez…

  127. suhan cem Demiş ki:

    Öyle tatlı yorumlar gelmiş ki, üzerine bence; bana yorum yapma açısı bile bırakmamış arkadaşlar. Bundan da hiç şikayetçi değil tam tersine mutlu oldum. Birkaç detaya dikkat etmenizi isteyeceğim.

    1- Bu sene GS’ın ligde puan kaybettiği iki maçta da defans kurgumuzda Hakan Balta stoper oynamış. Bir başka deyişle, sol kanadımızda bu işi kotaracak bir sol beki yaratamamışız. Ya da stoper olarak 2 orijinal stoper kullanamamışız. Ve bu şartlar altında GS defansına kötü denebilmiş (nerede gördülerse o defansı.)

    2- “Servet ileri çıkıyor sağ açık gibi bile oynuyor bu ne saçmalık” deniyor basında. O Servet ki hatırlarsınız, Kasımpaşa maçında, durum 1-0 iken bile, ileri çıkışlarında Reijkaard’dan izin alarak çıkıyordu. Hatta bir pozisyon vardı TV’lerde, herkesin dikkatini çekmiştir. Servet “ ileride kalayım mı? ” diye kenara sorduğunda, “geri dön” işareti alınca koşa koşa geri dönmüştü. Yani Servet’in ileri çıkışlarını, kafasına göre yaptığını düşünmeyin.

    3- Servet ileri çıktığında, yerine kalan diğer stoperin, stoper nitelikte bir adam olması zaruriyeti. Olmadığı zaman da, işte Uğur gibi oyuncularımızın, gelen rakip forveti oyalamak savunmayı yerine oturtmak için zaman kazanmak yerine topu kapma hamlelerine boyun eğmek ve rakibi Leo Franco ile karşı karşıya bırakmaktan ibaret..

    4- Rıdvan için yorum yapılmış. Kendisini reelden de tanıyorum. Türk futbolunun, şanslı tiplerinden biridir kendisi. O kadar sigara içmesine rağmen, ne Hakan Balta gibi haber olmuştur top oynarken, ne de o kadar altılı ganyan oynamasına hatta bir ara iki tane bayiye sahip olmasına rağmen, bir Sergen, İbrahim Akın kadar duyulmamıştır. Hep bir çapanoğlu arayan kompleksli bir yapım mı var bilmiyorum, bunlar neden söylenmez anlatılmaz hep düşünmüşümdür.

    5- Mehmet Demirkol ile ilgili görüşleri ve onun görüşlerini de duydukça, GS’ın artık üyelik sistemini gözden geçirmesi gerektiği, sırf Galatasaray Liseli diye insanların genel kurul üyeliği kazanmaması gerektiğini de düşünüyorum bu lafımdan Mehmet Demirkol’a saygısızlık ettiğimi düşünmeyin ama hak verirsiniz ki Galatasaray’ın kaderini genel kurullarda Galatasaraylılar’ın belirlemesi gerekir
    .
    6- Ankaragücü maçında takım kötü oynadı, yorgundu ama bunun sebebi olarak biraz da maçın gündüz oynanması ve zeminin etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Malum zemin adelelere yük bindiren çabuk yoran bir zemin. Üstelik Sturm Graz’ı yenmek için takım 2.5 gün önce büyük bir hırs ve tempo yapmıştı.

    7- Gecen senenin kötü GS’ında gol kralı olmuş bir futbolcumuzun golcü olmadığını söyleyen basında ve burada eleştiriler okudum çok üzüldüm. Tabii ki Baros, bir Fabiano değil ya da Drogba. Bütün bunlara rağmen, “golcü değil” demek de bence futbol bilmezliğin bir başka şekilde ifade edilişidir diye düşünüyorum. Tıpkı “Elano topçu değil, Alex süper topçu” diyenlerin, birinin milli takımda oynmasına rağmen diğerinin hazırlık maçına bile çağırılmayışını görmediği gibi.

    8- GS futbol takımına, burada oturduğum yerden reçete yazacak değilim. Zaten yazdığım an kendimi inkar etmiş olurum. Zira, Frank’e güveniyorum. Şu anda diyeceklerimi ve dediklerimi de sadece öngörü olarak yazıyorum Çünkü bunun tahlilinin yapıldığına eminim.

    Takımın şu an en büyük problemi bence 2. bir stoperin acilen takıma dönmesi ihtiyacıdır. Bunun dışında Linderoth takıma girdiği anda da pas yüzdemiz yükselecek ve dikine oyun anlayışımız hızlanacaktır. Bir arkadaş bir takım yapmış ben de kendime göre bir takım yapmak istiyorum.
    Leo Franco Sabri Gökhan Servet Hakan Balta
    Mehmet Topal Linderoth Elano
    Keita Baros Kewell

    Diyebilirsiniz “Arda nerde bu takımda”. Haklı da olabilirsiniz ama hep ısrarla diyorum Arda, İniesta gibi oynamaya alışmak zorunda. Eğer alışmıyorsa, takımda, Linderoth veya Ayhan gibi, ileri dönük savunmacı bir orta saha elemanının, fazladan bulunması daha iyi olacaktır. Ya da Kewell’dan sol açık pozisyonunu alabilir Arda. Ama şu anki oyunu itibarı ile, takımın en çok çalışan, en çok koşan, elemanı olmasına rağmen, takımı en çok yavaşlatan özellikleri de içinde taşıyor.

    9- Özellikle deplasman maçlarında, Arda’nın olmaması gerekiyor. İç sahamızdaki maçlarda da kesinlikle Arda ile başlamalıyız. Nitekim Panathinaikos maçında Arda yoktu ama takım dikine hızlı bir sürü atak yaptı. Çünkü rakip de açılıyordu. Açılan rakiplere karşı hızlı dikine oyun anlayışımızı, Arda bu oyun yapısı ile sekteye uğratıyor. Ama rakip kapandı mı o zaman Kewell gibi oyuncularımızın etkinliği azalacağından, Arda, kuşkusuz o kıvrak çalımlarının, adam eksiltme özelliğinin de etkisiyle, kapalı defansları açmak için iyi bir çilingir oluyor. Ama her ihtimalde Elano’dan yararlanmak lazım
    .
    10- Bu futbolu çok iyi bilen, basındaki akbabalara, biraz futbol kursuna gitmelerini tavsiye diyorum. Çift forvet ile tek forvet arasında büyük bir futbol yapısı farkı olduğunu anlayamayan çözümleyemeyen insanlar çünkü. Kaldı ki geçen seneki Manchester City’nin forveti kimlermiş bir baksınlar. O bölgede Elano oynuyordu. Avrupa’nın tüm büyük takımları tek forvet oynuyor. Raul son maçta, Benzema’nın arkasında Kaka ile yan yana oynadı Sevilla’ya karşı. Liverpool’da Torres tek forvet. Chelsea’de Drogba tek forvet, Anelka arkasında oynuyor. Bunları göremeyen bizim futbol uleması olan tükürdüğümü yalamam tayfası hala bildiklerini okuyor. Umarım yönetimimiz tv seyretmiyordur ya da bunlardan etkilenmez. Reijkaard’a saçma bir şekilde “Nonda ile Baros’u beraber oynat” baskısına girmezler

    11- Son olarak “kamp tekrar başlasın” dediklerini duydum. Melih abi, var mı öyle bir şey? Bir futbolcuya “sana güveniyorum” diyip kampı iptal ettikten sonra tekrar kampları başlatmak “sizden adam olmaz size güvenmiyorum” mesajını vermektir. Bu olay, takıma kısa vade de iş yapsa da uzun zaman da zarar verir. Bunun kesinlikle önüne geçilmeli. Böyle şark zihniyetiyle; -maçları kazanıyoruz tamam kamp yok, aha maç kaybettik hemen kampa dönelim -mantığıyla yola çıkp ilk zorlukta dönmek çok saçma. Zaten bu şark zihniyeti değil mi – ya B planını ortay koy, hemen sistemi değiştir, savunmadan adam çıkar, orta sahaya koy, al Nonda’yı oyuna- baskısını yapan. Şark’ta böyledir işte hep. Başladığın hiç bir işi bitiremezsin. Bir sistem oturtmaya başlarsın ilk darbede hemen başka sisteme geç derler. O zaman hocaya ne gerek var ki. Bildiğini sananlardan bir 20 kişilik heyet belirleyelim onlar her hafta bizim ilk 11’i belirlesin 4-4-2 çıkalım oyuna.

    12- Çok uzattım son bir soru ile bitireyim yazıyı. Eğer Nonda – Baros ileride çift forvet oynarsa, ve takım 1-0 yenik ise Reijkaard’ın B planı ne olmalı, ne yapmalı? (malum yedeklerde başka santrafor özellikli topçu da yok ki onu alsın Reijkaard 3′lesin forveti.)

    (Cem selam. Hızlı hızlı üzerinden geçeyim.

    1. Servet’in Kasımpaşa maçında ileri oynamak izin istemesi başka, arada bir topla rakip 18′e koşular yapıyor olması başka. İlkini hiç sıcak bakmıyor Rijkaard. (Ama Eskişehirspor maçının son 10 dakikasında ilerideydi.) İkincisini ise belli ki Rijkaard’ın kendisi istiyor. Onu topla çıkmaya özendiriyor. Özendirmese zaten son maçlarda sık sık bunu yapmazdı Servet.

    2. Bu konunun biraz da pedagojik olduğunu düşünüyorum. Rijkaard bir şekilde Servet’in kendisinin yetenekleri konusunda daha sağlıklı düşünmesini istiyor olabilir. Yani Servet her defasında ileri çıkmayı deneyip bir şey yapamadığını görünce ve Pepe olmadığının biraz daha farkına varınca, diğer bir deyişle kendini daha iyi tanıyınca daha iyi oynayacaktır.

    3. Hakan Balta’nın iyi bir stoper olduğunu düşünmüyorum. Ne mizacı, ne de duruşu itibariyle bir stoper değil Balta. Sadece orada da oynayabilen bir futbolcu. Defansta en temel sıkıntı 4 kişilik kadroda yer alan Emre Güngör’den yararlanamamasıdır Galatasaray’ın.

    4. Uğur Uçar’ı Ankaragücü maçında o hataya iten şey fizik güçsüzlüğü oldu. Güçsüzlüğü ise kanat bindirmeler nedeniyle enerjisini tüketmesinden kaynaklandı. Maç kondisyonu yeterince iyi değil, futbolun iki yönünü de iyi oynayabilmesi için. Bir kanat bekinin o tip pozisyonlarda aynı çalımı iki kez yememesi lazım. En kötü kırmızı kart görevek denli rakibini indirmesi lazım. Evet Uğur Uçar’ı çok seviyoruz, hücumdaki asistleri çok önemli ama birinci görevi defans Uçar’ın.

    5. Sanırım sezon başında Elano transferini isterken Arda’yla Elano’yu yanyana oynatmak gibi bir fikri vardı Rijkaard’ın. Bu aşı henüz tutmadı. Nedenlerine girmek istemiyorum. Ama Arda Turan’sız bir takım yapmak pek doğru gelmiyor bana. Bu daha başka istenmeyen komplikasyonlara yol açar.

    6. Kamp için karar hakkı her zaman için Rijkaard olacaktır. O isterse başlar, ama başlaması için bir neden görmüyorum. Belki kısa vadede bir şeyler kaybedebiliriz bu konuda. Ama profesyonalizmin oturmasından kazanacağım şeyler uzun vadede daha fazla ve daha önemli.

    Sevgilerimle. Melih)

  128. Emre Shsvr Demiş ki:

    Melih Agabey selam,

    Elinizde Milan Baros’un verimlilik oranı var mı? Attıgı / girdigi pozisyon olarak. Kanımca bu oran oldukça düşük. Gol kralı olduğu geçen sezon da dahil. Sanırım Gol Kralı titri herkesin gözüne perde indirdi ama bu randıman ile işimiz çok zor.

    (Emre selam. Acıkça böyle bir veri yok elimde. Sadece bu sezon için çalışabilirim. Ama tahminim 4′te bir filandır. Bu oranı da normal buluyorum. Aslında Baros öyle cayır cayın pozisyona giren bir futbolcu değil. Sevgiler. Melih)

  129. Clair Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,
    Bugün basında Rijkaard’ın yönetimden ara transferde bir santrafor ve bir stoper istediği ileri sürüldü. Oysa sizin belirttiğiniz ve bizim de gördüğümüz kadarıyla takımımızın öncelikle orta sahaya, yani Ayhan’ın alternatifi olabilecek bir takviye yapması. Bir de ben ara transferde çok kaliteli oyuncular bulabileceğimizi sanmıyorum. Zaten Galatasaray ağırlıklı olarak transferleri hep sezon sonunda yapmıştır. Sevgiler, Mehmet..

    (Mehmet selam. Açıkça bir fikrim yok bu haberlerin doğruluğu konusunda. Ama stoper envanterini yenilemekte fayda var. Bu konuda anlaşıyoruz sanırım. Çünkü şu an açıkça dört değil üç stopere sahibiz ve her maç ikisinin oynadığını düşünürsek çok az bu sayı. Santrfon konusunda emin değilim. Sanki sol kanatta da oynayan bir merkez forvet tarifi var gibi geliyor bana.

    Mevsim konusunda kısmen haklısın. Ama uygun bir fırsatın çıkma olasılığı da yok değil Şubat’ta. Görüşmek üzere, sevgiler. Melih)

  130. Orcun says:

    Selamlar.
    Defalarca okunmayı, üzerine bol bol düşünmeyi ve akıllardan hiçbir koşulda çıkarmamayı gerektircek bir yazı da Ersin Düzen’den gelmiş. Böyle yazıların çoğalması dileğiye, teşekkürler E.D.

    BİZE FELSEFE YAPMA RIJKAARD !
    Herkes A’dan B’den bahsederken ben de biraz imha planından söz edeyim. Kimin planı ? Türkiye’ye gelen yabancı hocaları ve futbolcuları ilk başarısız sonuçta tez elden evlerine postalamak için ellerini ovuşturanların planı. Galatasaray üç maçtır kazanamıyor diye herkes diline doladı Rijkaard’ı. Hatta futbol bilgisinden şüphe edenler bile var ! Kariyerine baktığınızda şüphe etmeniz gerekiyor zaten !!! Ajax, Milan, Hollanda milli takımına baktığınızda ne futbol oynamış ki ? Ya da Barcelona’da 5 sezon görev yaparken hangi kupayı kaldırmış ki ? Futbolu bilseydi Sparta Rotterdam’ın küme düşmesine engel olmaz mıydı ! Ya da şu an Galatasaray’ın başında değil, Avrupa’da büyük bir ligde görev yapmaz mıydı ? Rijkaard’ın ne farkı var ki zaten Hiddink’le , Zico’yla , Lucescu’yla , Gerets’le , Löw’le , Tigana’yla veya Del Bosque’yle. Onlar da futbolu bilmezdi. Onlar ki aslında her sene en azından Avrupa’da yarı final , final oynayan bir takımın başına gelmişlerdi. Onlar ki aslında her Avrupa şampiyonası her Dünya Kupası’nda yerini banko alıp , herkesin korkulu rüyası olan bir ülkede görev yapıyorlardı. Öyle bir ülke ki , yurt dışında en az 10-15 futbolcusu oynuyor. Öyle bir lige sahip ki Premier League , La Liga halt etmiş. Fenerbahçe-Galatasaray derbisi deyince bırakın o ülkede , Avrupa’da hayat duruyor. Kim takar El Clasico’yu ! Lig maçları dünyanın dört bir yanından naklen yayınlanıyor. Uluslararası medya halkın futbola olan ilgisi için belgeseller çekiyor. Stadların hepsi UEFA’dan 5 yıldız almış. Zemin öyle güzel ki bakmaya doyamazsın. Tribünler tıklım tıklım , cıvıl cıvıldır. Seyirci ortalamasında İngiltere yanına yanaşamaz. Ülkenin medyası yalan haberden nefret eder. Yöneticisi kavga , taraftarı küfür etmez. Futbolcusu her deplasmana giderken kitap okur. Maç sonunda önündeki maçlara bakıp , yenilgiyi hakeme bağlamaz. Teknik direktörü galibiyette saha kenarında on takla atmaz . Yorumcuları saygılıdır , bilgilidir , yabancı dil bilir. Stada gider maç izler. Öyle Marca , L’Equipe yazarları gibi evinde pineklemez. Hakemi eyyam yapmaz , büyük küçük demeden çalar düdüğünü. Şampiyonlar Ligi’nde her sene maç yönetirler , 2 Dünya Kupası , 3 Avrupa Şampiyonası görmüşlerdir. Kulüpleri zengindir. Borcu yoktur , fazlası vardır. Satmak için kombine kart , forma yetiştiremez. Dilediğinde basar parayı en iyi yabancıyı alır. Ama gerek yoktur , çünkü yerli futbolcuları dünyanın en iyisidir. Messi’yi de İbo’yu da Kaka’yı da kıyas kabul etmez. Durum böyleyken Rijkaard’dan ne hayır görür bu ülke ? O değil ; Mourinho , Capello , Ferguson bavulu toplayıp gelse ne yazar ! Onlar bile stajyer kalır Avrupa’nın en iyi liginde. Bizimkilerden üçü İtalya , ikisi İspanya , biri de İngiltere’de görev yapıyor ya. Ey Rijkaard efendi iyi dinle şimdi beni. Barcelona’ya ne verdin ki , Galatasaray’a , Türk futboluna ne vereceksin. Güzel futbol , total futbol neyine. Senden istenen sadece kazanman. 1-0 olsun senin olsun. Yıllardır maç kaybetmedi bu ülkenin milli takımı. Brezilya’nın İspanya’nın rekoru neymiş ki ? Lucescu 50 maç yenilmedi , ilk mağlubiyette kapı önüne koyuldu. Senin takımın kadar pozisyon da vermiyordu üstelik. Bakma sen Hiddink’in Kore’de , Chelsea’de , Avustralya’da , Rusya’da başarılarına. Buraya geldiğinde çömezdi. Löw torpille geçti Almanya’nın başına. Del Bosque dışında adam yoktu İspanya’yı yönetecek. Organizasyon , organizasyon diyerek felsefe yapma. Saha kenarında şov yap. Elini , kolunu salla sağa sola. Arada hakemin üzerine yürü , hakaret et. Burası önce düşme potasına girip sonra 2 sene üst üste şampiyon yaptığın Barcelona’ya benzemez. Asla kaybetmeyeceksin ! Arsenal finalinde yaptığın değişikliklerle Şampiyonlar Ligi kupasını alman da neymiş. Alfabenin tüm harfleriyle plan yap bize. Korkak olma , cesur ol. 4 forvet yetmez 7 kişi olsun. Ama pozisyon verme , gol yeme. Bir de bu ülkede olduğuna şükret , daha öğreneceğin çok şey var !

    (Orçun selam. Yazı için sağol. Ders alırlar mı yazanlar? Hiç sanmam. Ama yine de önemli bir yazı. Sevgiler. Melih)

  131. Ozan Demiş ki:

    Melih abi selamlar,
    İlk yazım, futbol hakkında olsun çok isterdim ama dün basında çıkan bazı haberleri araştırma gereği hissettim. Gerçeklik payı olduğuna inandığım için değil, basınımızın içinde bulunduğu aciz durumdan rahatsız oldum. Selçuk Manav’ın haberini zaten bilmeyen kalmadı sanırım. Bir sene eskiye dönelim:

    -Tarih 12 Kasım 2008. Fotomaç gazetesi, Selçuk Manav haberi

    Aragones Uzağı Göremiyor
    İspanya’nın Getafe takımının teknik direktörü Victor Munoz, F.Bahçe’nin hocasıyla ilgili çok çarpıcı iddialarda bulundu. Munoz, ATV Spor Müdürü Selçuk Manav’a yaptığı açıklamada “Aragones’in gözleri bozuktur. Sahanın her noktasını göremez. Yardımcıları olmasa işi zor” dedi.

    Yani İspanya’da teknik direktörlük yapmış herhangi bir 3 büyük takım teknik direktörünü karalamak için Selçuk Manav’ın kafasında yaratmış olduğu sanal bir karakterden başka birşey değil bu “bombacı Víctor Muñoz”.

    Milliyet’te Mehmet Çiftçi imzalı diğer bir haberde ise İspanyol Sport gazetesinden alıntı (!) yapılarak (ki bu gazete Katalan gazetesi olup Barcelona’ya yakınlığıyla bilinir) şöyle denilmiş:

    “Barça’da da böyle mi yaptı?”
    http://www.milliyet.com.tr/Spor/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=6&ArticleID=1147346&Date=07.10.2009&b=BU%20KEZ%20TUTAR%20MI

    “İspanyol basını, saha dışında oyuncularına tam özgürlük tanıyan Hollandalı teknik adamın Barça’dan ayrılmasına sebep olan hatalarını tek tek sıraladı. Sport gazetesi, Katalan ekibinin, Guardiola göreve geldikten sonra Rijkaard modelini rafa kaldırarak ayağa kalktığını yazdı.(…)”

    Şeklinde devam ediyor. İspanyol Sport gazetesinin web sitesi arşivinde sadece “Rijkaard” kelimesi kullanarak yaptığım aramada böyle bir haber çıkmadı. Hatta dün çıkan bir haberde o dönem Rijkaard’in yardımcılığını yapmış olan Eusobio Sacristán’ın röportajına yer verilmiş, genelinde Pep Guardiola’yı övdüğü röportajın son kısmında Frank Rijkaard’dan bahsedilmiş:

    Sobre la buena trayectoria de Rijkaard en el Galatasaray, Eusebio indicó que “seguro que las cosas le irán bien y esté donde esté será muy querido. Se lo merece”. De su proyecto en el Celta, el técnico remarcó que “queremos devolver al club donde le corresponde, entre los grandes de España, y estamos poniendo las bases para conseguirlo”

    Yani, (Rijkaard’ın Galatasaray’daki iyi gidişiyle ilgili Eusobio “Eminim işler onun için iyi gidecektir ve nerede olursa olsun sevilecektir, zaten bunu hakediyor” şeklinde konuştu) diye bitiyor haber. Tabii ki bunu haber yapsa Milliyet sütunlarına sansasyonel bir şekilde taşınmayacaktı.

    Haberi yapan arkadaşı Facebook’ta bulup mesaj attım (İspanya networkünde olduğundan profilini görüntüleyebildim. Katalunya’da yaşayan birden çok Mehmet Çiftçi olacak değil ya, zaten o profil resmi de bir gazeteciden başkasına ait olamaz).

    “Mehmet Bey bugun Milliyet’teki haberinizin kaynagi olan habere ait Sport gazetesinde birsey goremedim, linki gonderebilir misiniz lutfen? Tesekkurler, iyi calismalar ” şeklindeki mesajıma tabii ki bir yanıt beklemiyordum. Ama en azından yazıp çizdiklerinin takip edildiğini, gerçekliklerinin araştırıldığını, enformatiğin bu denli ilerlediği çağımızda insanları halen aptal yerine koymanın aslında kendi aptallıkları olduğunu anlayıp biraz utanır diye düşündüm. Belki yarın başka bir mağlubiyet sonrası Marca veya AS gazetelerinden alıntı(!) yapmadan önce bir kez daha düşünür!

    Üzücü fakat gerçek olan ise bu haberlerin bilinçsiz taraftarlar tarafından da körü körüne okunuyor olması ve alınacak kötü bir sonuçtan sonra tribünde tepki şekline dönüşebilme ihtimali.

    Bu arada aynı Sport gazetesinde çıkan “¿Cuántos les meteremos hoy?” (Bugün kaç atacağız?) başlıklı bir diğer ilginç köşe yazısının Rijkaard’la ilgili bir bölümünü de paylaşmak istiyorum:

    El problema no es que los seguidores piensen así , que ya es bueno para los corazones de los culés, el problema es que también lo piensen los jugadores. El día que ellos lo sientan así, que se relajen, que se crean superiores, ese día, el Barça de Guardiola volverá a ser el Barça de las dos últimos años de Rijkaard. La autocomplaciencia, esa palabra que tanto usamos hace un par de temporadas no debería repetirse nunca más.

    Barça’nın oturmuş kadrosuna övgüler yağdırıp bileğinin bükülemeyeceğini belirttikten sonra şöyle devam etmiş Joan Vehils:
    “Problem taraftarın takımı yenilmez görmesi değil, zaten bu Culé’lerin (Barcelona taraftarları) kalp sağlığı açısından iyi birşey, asıl problem oyuncuların bu şekilde düşünmesi olacaktır. Ve böyle hissetikleri, rahatladıkları, en iyi olduklarına inandıkları gün Guardiola’nın Barça’sı Rijkaard’ın son iki senesindeki Barça’ya döner. 2 sezon önce çok kullandığımız bir kelime olan “auto-complacency” (tam çevirisini bilemedim, rehavet – kendini üstün görme denebilir) kelimesi bir daha kullanılabilecek duruma gelmemelidir.”

    Şöyle bir sorum olacak size: Frank Rijkaard’ın Barcelona’da geçirdiği kötü ilk sezon ve 5 sene içerisinde edindiği tecrübe, hemen hemen aynı sistemi Galatasaray’a empoze etme süreci sırasında kendisine yardımcı olacak, hatta görüyoruz ki Barcelona’da başta yaşadığı tatsız dönemin bir benzerini edindiği bu tecrübe sayesinde Galatasaray’da görmeyeceğiz. Bu, işin tamamen teknik ve taktik anlamda tecrübesi, bu konuda sıkıntı yok. Fakat Rijkaard’ın Barcelona’da son döneminde yaşadığı ve görevine son verilmesine kadar sebep olan sıkıntılar tamamen takım içi disiplin eksikliğinden kaynaklanıyordu. Bunu geçenlerde başkanları Laporta da açıkça ifade etti. Takımın yıldızları birbirleri hakkında medya üzerinden atıp tutuyor, iş dönüp dolaşıp Rijkaard’a varıyordu.
    Sizce Rijkaard bu anlamda da bir tecrübe edinmiş midir? Görüyoruz ki Rijkaard gayet yumuşak karakterli bir insan, yeri geldiğinde otoriter olabiliyor fakat yıldızlardan kurulu bir takımda çıkabilecek olası tatsızlıkları engelleyebilir veya Barcelona’da yaşadığı benzer durum nedeniyle bunu öngörüp önlemini alabilir mi? Yani kısacası bir teknik direktörün mental anlamda bir tecrübe kazanması mümkün müdür geçmişte yaşadıklarından?
    Rijkaard’ın rotasyon sistemi ve adı/şanı ne olursa olsun her futbolcunun kötü performans sonrası takımdan kesileceğinin gösterilmesi takım içi rekabeti gereğinden daha üst yerlere getirip havanın bozulmasına yol açabilir mi? Son maçta henüz korkulacak derecede olmasa bile ilerisi için bizi kaygılandıran birtakım ego savaşları gördük hep birlikte. Örneğin Arda gibi gerçekten üst düzey zekaya sahip bir futbolcunun, bir kaptanın, maçın en önemli kırılma anının sorulması üzerine yorum yapmaktan kaçınmak yerine “Baros’un pozisyonuydu” demesi (halbuki bana göre de kırılma anı geçenlerde bu sayfada bir arkadaşın ifade ettiği gibi “Arda’nın çalımlarla girip pas vermek yerine topu kendi yarattığı dağlara gönderdiği pozisyon” olabilir) sizce kaygılanacak bir durum değil mi?
    Sevgiler, Ozan.
    P.S: Biraz kötümser hava yaratmış olabilirim ama eminim cevaplarınız üzerine içim rahatlayacaktır :)

    (Ozan selamlar. Öncelikle bu güzel araştırma için teşekkür borçluyuz sana. Önemli bir iş yapmışsın.

    Sondan başlayayım. Aslında Rijkaard maç içinde Keita’ya Kasımpaşa maçında yaptığı gibi Arda’yı çekip konuşmuştu. Ben de bu konuşmadan sonra işlerin düzeleceğini ümit etmiştim. Ama Arda ilk ve tek asistini yapmak için 85′inci dakiyı bekledi, 1-0 gerideyken (Nonda’ya çıkardığı top.) Açıkça şu çok net ki, Rijkaard’ın son söyleşisinde bireysel oynadık diyerek ismini vermediği ilk futbolcu Arda Turan. (Yazmayı planladığım “Yeni Galatasaray” yazısında Arda’yla ilgili ilginç istatistikleri paylaşacağım.) Özellikle ulusal maç sonrasında değişik bir Arda Turan izledik, izliyoruz hep beraber. Maalesef.

    Esasında Rijkaard’ın Arda hakkındaki görüşlerini iyi biliyoruz. Kendisiyle yapılan ilk söyleşide gerek satır araları, gerekse de aleni olarak söylediği şeylerde Arda’ya önüne koyması gereken hedefi çok net iletmişti Rijkaard. Ama belli ki Arda yaşının verdiği dezavantajla bunları anlayabilecek bir zihniyette değil henüz.

    İkinci sorun. Yani Barça’daki disiplinsizlikler. Esasında bu kaçınılmaz bir şey. Ve insanla kaim meseleler. Nedeni şu: Belirli bir zafer ve başarı elde edilince bu zaferden pay alma konusunda ciddi savaşlar çıkıyor ortaya insanlar arasında. Barça’da da olup biten buydu. Başarılarla daha da egoları yükselen futbolcular birbirlerine girdiler. (Benzer bir süreç Pep’in Barçası’nı da bekliyor hâlâ.)

    Hemen hemen aynı şeyi biz de yaşamıştık 2000′de. Terim’le bazı futbolcular (Hakan Şükür, vb.) arasında net bir gerilim oluşmuştu başarıyı sahiplenmek adına. (Jeep davası bunun uzantısıdır.) Aynı gerilim yönetimle Terim arasında da vardı.

    Biz de Rijkaard yönetiminde ciddi bir zafer elde edince aynı şeyler yeniden olacak. Bunu Rijkaard’ın disiplini sağlayamamasıyla değil insanın fıtratıyla açıklamak sanırım daha doğru.

    Bu gibi durumda yapılması gereken kadroda revizyona gitmek olmalı. (Mesela Eto’o'nun Inter’e gitmesini ve Ibra’nın Barça’yı gelmesini bu manada okumalıyız. Bizde de Hakan Şükür’ün gidip Jardel’in gelmesi benzer bir operasyondu. Ama maalesef iyi yönetemedik bunu Hakan Şükür’ün takımın içindeki uzantıları nedeniyle.)

    Sanırım biraz ifade edebildim meramımı. Sevgiler. Melih)

  132. Ferhat says:

    Aydın Karabulut ve Theo Weeks serbest kalmış duyduğuma göre. Bu alternatifler düşünülüyor mu?

    (Ferhat selam. Pek ihtimal vermiyorum buna. Ama yine de belli olmaz. Sevgiler. Melih)

  133. u-topie Demiş ki:

    İyi bir öğrenme süreci için neye ihtiyacımız olur?
    Önce verileni süzüp kendine ait kılabilme kapasitesine.
    Sonra öğrettiği konuya hakim, kendini yanlış anlaşılmayacak şekilde ifade edebilen öğretici bir kadroya.
    Süreci kendi “show”una dönüştürmeden, bilgisi üzerinde sörf yapmaya kalkışmayan, aktaracaklarına odaklanan bir kadroya.
    Sonra öğrenme niyeti ve iradesine.
    Bir sonraki adımda öğrenilenin paylaşılacağı, geliştirilebileceği destekleyici ortama.
    Birbirini teşvik eden, tetikleyen, özendiren grup psikolojisinin hüküm sürdüğü bir ortama.
    Kimsenin öne çıkmaya, bir diğerine tur bindirmeye soyunmadığı dayanışmacı bir ortama..

    Bugüne kadar bildiklerinizle yetinemeyeceğiniz, bildiklerinizi yeniden elden geçirip, zenginleştirmak zorunda olduğunuz yeni bir ufka dönmüşseniz yüzünüzü; varacağınız yere varıp varamayacağınız veya bunun ne kadar süreceği bu ortamı ne kadar yaratabildiğinize bağlı olacaktır.
    GS’ın içinde bulunduğu ortama bu gözle baktığımda iyimser kanattayım.
    Her sürecin bir doğal ömrü var.
    Yaşanan dalgalanmaların rötara neden olmaması noktasında iş sadece Öğretici’ye düşmüyor.
    Birçok değişkenin etkilediği hep birlikte öğrenilen bu sürecte hepimiz üzerimize düşeni yapıyor muyuz?
    Yanıtlamamız gereken soru bu.
    Unutmayalım bugün elde ettiklerimiz dün ne yaptıklarımızla ilşkili.
    Yarın karşımıza çıkacak tablo ise bugün ne yaptığımızın sonucu olacak.

    (Selam. Çok gömülü olsa da kelimelerin arkasına bu yorumdaki bilge söz, yine de anlaşılacaktır eminim burada ve her yerde. Sevgiler. Melih)

  134. oasisi Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,

    A planıdır, B planıdır diye gidiyor tartışma. Son olarak A planının daha da geliştirilmesi düşüncesi buna eklendi. Bunlarla birlikte Rijkaard’ın Barcelona’sı ile Rijkaard’ın Galatasaray’ı kıyaslamaları başladı. Ben günlerdir bu tartışmaların neresindeyim diye düşünüyorum. Uzun vadeli olarak, kariyeri, Barcelona ile elde ettiği başarıları açısından Rijkaard’ı destekliyor, sabredilerek Galatasaray’ın başında kalmasını diliyorum. Ancak diğer taraftan geride kalan 8 hafta itibariyle bazı şeyleri sorgulama ihtiyacı da hissediyorum. Şu ana kadar izlediğimiz Galatasaray’da gördük ki Rijkaard A planı olarak nitelendirilen, kafasında oluşturmuş olduğu şablonla maçlara çıkıyor. Nonda ya da Baros, Mehmet Topal ya da Ayhan, Mustafa Sarp ya da Ayhan, Elano ya da Kewell, Sabri ya da Uğur vs. şeklinde bu şablona dokunmadan sadece oyuncuları değiştirerek içeride ve dışarıda maçlarına çıkıyor. Ben Galatasaray’a 3 puan aldığı maçlarda kazandıranın bu şablon değil, oyuncuların o maçtaki bireysel performanslarının olduğuna inanıyorum; Keita, Arda ve Nonda vs. gibi. Ama bu isimler formsuz olduğunda işte ortaya son 3 maçta alınan iki beraberlik ve 1 yenilgi çıkıyor.

    Rijkaard’ı eleştirenlerin ortak görüşü ne peki? Yani bu A planıdır, B planıdır tartışması nereden çıkıyor? Tek bir şeyden, Rijkaard’ın maçları okuyamamasından. Yani B planı denilen şey ya da C, D, E her neyse, maçın gidişatına göre taktiksel bazı değişikliklerin yapılması anlamını taşıyor. Türkiye’deki spor yazarlarının bazılarının skor yazarı olduğu fikrine katılmakla birlikte aynı şekilde birçoğunun ortak fikri olan maçları okuyamaması düşüncesine de sonuna kadar katılıyorum. Ama aynı zamanda bunun Galatasaray’ı ve Türk futbolunu, Türk takımlarının oyun anlayışlarını tanımasıyla eş orantılı olduğuna da inanıyorum. Bunun için de biraz daha zaman diyorum. Bakın Rijkaard’ın hocalarından Cruyff, Barça TV’de başlayan yeni bir programda bu konuyla ilgili neler söylemiş?!

    “Futbolun stratejisi olduğu doğru. Eğer karşımdaki takımda belirli özelliklere sahip bir bek varsa onu yenmesi için bir kanat oyuncusu ile oynarım. Ama maçtan önce aldığınız tüm kararlar havada kalır. Çünkü rakip takımın nasıl oynayacağını asla tam olarak bilemezsiniz. Bu yüzden ilk 5 dakika maçın nasıl gittiğini gördükten sonra stratejinizi uygulama yoluna gidersiniz. Uygun olduğuna inandığınız değişiklikleri yapmaya başlarsınız. Maçı okumak hem oyuncu hem de teknik adamlık dönemimde benim en iyi erdemlerimden biriydi.”

    “It’s true that football also has strategy. If I see that a team has a full back with certain characteristics, I’ll play a winger who can beat him. But all the decisions you can take before a match stay up in the air because you never know how the other team will play. You can apply the strategy as you go, after seeing how the match is going after five minutes and you make the changes you believe are appropriate. Reading the match as a player and then as a coach has been one of my best virtues.”

    Cruyff’a katılmamak aptallık olur. Benim de anlatmak istediğim tamamiyle bu. İşte Cruyff’un bu düşüncelerini şu ana kadar Rijkaard’tan görebildik mi, bu soruya evet demek şimdilik biraz zor. Yoksa bu maçı okuma bence Nonda’yı çıkarıp Baros’u almak ya da her ikisini de birarada oynatma meselesi değildir. Başka bir şey ya bu başka birşey işte! Sadece biraz daha zaman…;
    ———–
    Ali Okancı blogunda yazmış. Ben de bu yoruma katılıyorum.

    Sen ne düşünyorsun?

    (Selamlar. Ben açıkça bu görüşe katılmıyorum. Bunu da şimdi kaleme almakta olduğum, daha doğrusu yazmaya çalıştığım yazıda açıklamaya gayret edeceğim. Sevgiler. Melih)

  135. izmirli cimbomlu Demiş ki:

    Abi merhaba. Ben GS’daki bu düşüşün geçici olduğunu kısa zamanda toparlanacağımızı -hem ligde hem Avrupa’da- düşünüyorum. Şunu sormak istiyorum FB sizce yeterince güçlü takımlarla oynadı mı? Yoksa biz FB’nin oyununu büyütüyor muyuz acaba? Teşekkür ederim.

    (Sarper selamlar. Sanırım mesele güçlüden öte, akıllı takımlarla oynamak. Mesela ben bir tane akıllı takım biliyorum Fenerbahçe’yle oynayan: Twente. Her takım gibi Fenerbahçe’nin avantajları ve dezavantajları var. Eğer akıllı ve düşündüklerinizi yapacak denli de güçlüyseniz futbolda sürpriz yoktur aslında. Sevgilerimle. Melih)

  136. burakaslan Demiş ki:

    Melih abi selamlar,

    Maçın üzerimdeki olumsuz etkisini daha yeni attım. Az önce maçın 2. yarısını tekrar izledim. Hayret edilecek şekilde takım diğer maçlarda ne yaptıysa gene aynısını yapmış üstelik sakatlıktan yenı çıkan Ayhan dahi dakika 76 iken büyük bir gayret ile top çalıp, adam eksiltmiş ve pasını vermiş Kewell’a. Bu takımdaki tek sorun hız senin de dediğn gibi. Hız sorunu, kısa vadede sadece oyuncuların özverisiye aşılabilir. Zaman içerisinde takım makina düzenine girebilirse o zaman rölantide oynarak da alacağımız maçlar olacaktır. Umarım son vuruşlardaki talihsizliklerin hepsi bu maça denk gelmiştir.

    İçimde bir his var ki sormayın. 25 Ekim’i bekleyin. Sadece derbi yok o gün, benim doğum günüm aynı zamanda. Hayatımın en mutlu günü mü yoksa en mutsuz günü mü beraber göreceğiz. Maça dair tek kızgınlığım Servet’in, Baros gol kaçırdığında arkasını dönüp, ellerini yana açmasıdır. Çok kızdım, çok sinirlendim. Sen kimsin ki, kimi gol kaçırdı diye yargılıyorsun. Sadece Servet’in özgüveninden (!) tam 3 gol pozisyonu verdik. Daha dün kazma diye Fenerbahçe’den kovulduğu günleri çabuk unuttu herhalde. Servet; sadece ve sadece topu uzaklaştır artık senden başka bir şey istemiyorum. Bu düşüncem üzerine yukarıda Arda’nın maçın kırılma anı ile ilgili saptamasını da duyunca takımda Baros’a karşı bir tavır alındığını düşünüyorum. Sen ne dersin abi?

    Saygılar.

    (Selam Burak. Öncelikle Servet için biraz ağır konuştuğunu söylemek istiyorum. Belli ki kızmışsın, ama “sen kimsin ki” biraz ağır olmuş. Açıkça ben Arda Turan’ın Baros’la ilgili sözlerini duymadım. (Halbuki maç sonu açıklamalarını dinlemiştim.) Dün Gayın-Sin’de bunu söyleyince “Arda’yı koruma” diye SMS geldi. Sanırım benim kaçırdığım Arda’nın lafı şu: “Maçın kırılma anı Baros’un kaçırdığı gol.”

    Arda eğer böyle konuşmuşsa yanlış konuşmuş bence biraz. Özellikle bir kaptanın konuşurken biraz daha düşünceli olması lazım. Takımda Baros’a karşı bir antipati olduğunu düşünmüyorum. Sadece hakemlerin Galatasaray’a biraz cephe almasında Baros’un katkısının olduğunu düşünüyor olabilirler ve bunda da çok haksız sayılmazlar. (Bir Galatasaray futbolcusu bilerek kendini yere atmaz. Atmamalı.) Diğer taraftan Nonda’nın takım içinde sevildiği gerçeği de var. Maç içinde toplam dört asistimiz var. Bunlardan birisi Baros’a, birisi Uçar’a, diğer ikisi ise Nonda’ya. Oysa ki Nonda sonradan girdi oyuna. (Ancak sorumluluk olarak bakınca fotoğrafa durum değişiyor. Baros kaçırdığı golden sonra neredeyse yıktı kendini. Ama Nonda biraz buz adam gibiydi gole çeviremediği iki pozisyonda. Hatta penaltıda.)

    Galatasaray’ın şöyle bir sorunu var. Orta saha ve kanatlar, Baros’un özelliklerini dikkate alarak besleyemiyor santrforu. Bunu en iyi yapan tek futbolcumuz var, o da Elano. Sevgilerimle. Melih)

  137. Erasmus Demiş ki:

    Tekrardan merhabalar.

    Oyunu okumak ya da okuyamamak arasındaki farkı sanıyorum halen maç devam ederken işler kötü gittiğinde bit taktik değişikliği olarak yorumluyoruz. Yani işler kötü gittiğinde saha içindeki dizilişe dokunmadan aynı bölgelerin oyuncularını diğer aynı bölge oyuncularla değiştirmek oyunu okuyamamak olarak anlaşılıyor Ali Okancı’nın yazdıklarından. Buna müsadenizle Uğur Meleke’nin bugün yazmış olduğu yazıyı kaynak göstererek itiraz etmek istiyorum. Ne diyor Meleke: “…Tabii ki, oradaki 5 yıllık süreçte Rijkaard’ın Barcelonasının da (sezon içinde veya maç içinde) işler kötüye gittiğinde sistem değiştirdiği zamanlar oldu, ama ana yapı büyük ölçüde korunarak… Hollandalı’nın orada uyguladığı 3 temel dizilişi şöyleydi:
    a) 4-2-1-3: Bugün Rijkaard’ın G.Saray’da ağırlıklı oynattığı düzen, Barcelona’nın da çoğunlukla kullandığı dizilişti. Örneğin 2007-08’de 4’lü savunmanın önünde Toure-Xavi ikilisi, ofansif orta saha rolünde Gudjohnsen ve üçlü forvette sağdan sola Messi-Eto’o ve Henry… Galatasaray’daki karşılığı, bu hafta A.Gücü önünde başlayan takım gibi: 4’lü savunmanın önünde M.Sarp-Ayhan… Onların hemen önünde Elano… İleride Aydın-Baros-Arda üçlüsü.
    b) 4-3-3: Şampiyon kapatılan 2004-05’te ezberlenen sistem. Dörtlü savunmanın önünde, sağdan sola Xavi, Marquez ve Deco üçlüsü… Forvette de Guily-Eto’o ve Ronaldinho… Galatasaray’daki karşılığı, dörtlü savunmanın önünde sağdan sola Barış-M.Topal-Ayhan gibi…
    c) 4-1-2-3: Gole ihtiyaç duyulan anlarda kullanılan düzen. Dörtlü savunmanın önünde Toure; onun önünde de ofansif rolde Xavi-Iniesta ikilisi mesela… Galatasaray da, Graz maçının sonlarında bunu oynamıştı: Dörtlü savunmanın önünde M.Topal… Onun önünde Elano-Arda ikilisi. En önde Keita-Baros ve Kewell… Bu da G.Saray’ın 7 forvetinden 5’inin sahada olması demek…”

    Yani aslına bakarsanız diziliş (taktik olarak algılanıyor) değiştirmek Rijkaard’ın başvurduğu bir yöntem. Fakat burada önemli bir nokta var ki o da asıl şablon olarak varyasyonları ile birlikte hep 4-3-3′ü kullanmakta Rijkaard.

    Öte yandan Borges’in ekşi sözlükte Rıdvan Dilmen başlığı altında yaptığı yorumda da değindiği üzere (yorumun tamamını yukarıda post etmiştim) Rijkaard sisteminde sağ forvet, merkez forvet ve sol forvet kavramları vardır. Sağ ve sol forvetler iyice çizgilere doğru açılarak stoperlerin de kanat beklerine yaklaşmasını sağlarlar. Merkez forvet de sürekli yer değiştirerek arası açılmış olan stoperlerin dengesini iyice bozar. Bu sayede geriden gelen defansif orta saha oyuncuları pozisyon bulabilirler ki bunu bu sene Mustafa Sarp örneğinde görüyoruz. Yani sahayı enlemesine kullanmak da çok önemlidir. Burada geleceğim sonuç ise şudur; tüm bu şablonlara alışmak için zamana ve tabii ki de o zamanda çok iyi çalışmaya ihtiyaç vardır ki bence Rijkaard’ın da her röportajında vurguladığı çalışmak konusu bu noktaya işaret eder. Dolayısıyla maç içinde bir takım sorunlar görülse bile takımın belli bir oyun disiplinin sağlayana kadar bu tip değişiklikler yapmamak en iyisidir.

    Sonuç olarak Rijkaard’ın da dediği gibi oyunumuz tepkisel. İşler kötü gittiğinde oyun mentalitesi kaybolabiliyor. Bu tespitleri bu topraklarda çalıştığının 3. ayında yapabilecek ve Türk futbolcusunu okuyacak denli gelişmiş bir görüsü olan teknik direktörün, oyunu okuyamayacak olduğunu düşünmek doğru olmaz diye düşünüyorum. Hele bu kişi tam bir sistem savunucusu ise. Durum savunduğu sistemi hiç bir karışıklığa yer vermeden çalıştırdığı takıma oturtana kadar tekrar tekrar üzerinde duracak olma sorunudur. Tabi buna sorun denirse.

    Sevgilerimle.

    (Emrah selam. Kendi adıma faydalandığım bir yorum oldu bu. Sanırım Rıdvan Dilmen, Bülent Tulun, Hakan Ünsal merkezli eleştirileri fazla ciddiye alıyoruz. Borges’in de büyük bir isabetle dediği gibi averaj insanlar bunlar. Futbol görüşleri averaj, duruşları averaj.

    Medyada çalışmak onlara hayatlarının hiçbir anında erişemeyecekleri bir haz veriyor. Rijkaard’ı kendilerince dövmek. Ne büyük bir haz aslında bu küçük insanlar için, bir düşünsene. Sen Karabük’ten gel Galatasaray’a, topu kırar gibi oyna ilk baştan. Sonra Galatasaray adam etsin seni. Tuhaf örgütlenmelere girdiğin için gönderil bu takımdan, ondan sonra da kalk hayatının hiçbir anında yanyana bile gelemeyeceğin bir adamı asmaya kalk yazılarında. Keza bir diğeri. Vaktinde bu kulübün yönetim kurulu üyesiyken para karşılığında çalışacak profesyonel ol. Sonra da ekmek parası için pozisyon al sağda solda. (Rıdvan da belli ki Hiddink’i gönderen adam olarak övünüyor kendisiyle.) Sevgilerimle. Melih)

  138. Ferhat says:

    Erasmus takma adlı yorumcu arkadaşın bilgi ve çıkarım dolu güzel yorumuna siz cevaben bu adamları fazla ciddiye almayalım anlamında;

    “(Emrah selam. Kendi adıma faydalandığım bir yorum oldu bu. Sanırım Rıdvan Dilmen, Bülent Tulun, Hakan Ünsal merkezli eleştirileri fazla ciddiye alıyoruz.)”

    demişsiniz.

    Ben de buna cevaben kendi adıma bu spor basının yavaş yavaş gelişen çirkin linç girişimini neden ciddiye aldığımı açıklamak istiyorum. Elbette futbolu ve Galatasarayı yakından takip eden biz gibi azınlıktaki Galatasaraylılar için saygıya değer yorumları yok bahsedilen spor yazarlarının. Ama ortalama spor izleyicisinin Rijkaard ve Galatasaray algısını istedikleri kadar baştan aşşağı değiştirip Rijkaard’a, yönetime ve futbolculara yönelik doğrudan ve dolaylı büyük bir tepki doğmasını sağlıyorlar. Biraz daha açarak anlatırsam sanırım bu kişilerin saldırılarını neden ciddiye almak gerektiğini ve ne gibi bir önlem alınabileceğini kendimce açıklamış olurum.

    Bu adamlar geçen haftadan bu yana neler söylemişler diye şöyle bir göz gezdirdim yorumlarına. Uzun uzadıya ne demişler anlatmayacağım ama kimileri entellektüel (!) birikimini medyumluğa vardırmış (Hıncal) kimi kuyruk acısını uluya uluya haykırmış. (Hakanlar ve Hasan Şaş) Kimisi de hizmet ettiği efendilerini mutlu ederken Galatasaray taraftarını demorilize edip kendi taraftarını motive etmeye çalışmış. (Rıdvan Dilmen)

    Rıdvan Dilmen, Hıncal Uluç, Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Hasan Şaş bu dediğim kişiler kendilerine göre hedef kitle olan ortalama Galatasaraylı’nın Rijkaard algısını özgürce kirletme şansına sahipler. Sadece bununla da bitmiyor. Şu an mevcut medyadan Mehmet Çiftçi gibi muhabir olarak gündem belirleyenlerinden tutun, Selçuk Manav gibi inandırıcılığı bile olmayan saçmalıklarla göz boyayanlara kadar hemen her medya mensubu hemen her kaybedilen maç sonucunda çirkin yalanlarla ve hakarete varan yorumlarla Galatasaray taraftarını yönetime ve teknik ekibe istifa yönünde isyan ettirmeye çalışıyorlar. Futbolculara yönelik asılsız haberler resmi siteden yalanlansa bile bir futbolcunun ortalama Galatasaraylı’nın gözündeki itibarı bu karaktersiz insanlarca yeterince sarsılıyor.Bu pislik at izi kalsın yöntemi birçok oyuncu hakkında pekçok yalan habere yöntem olarak kullanıldı. Masabaşı haberi de deniyor bu yönteme galiba. (Sezon başındaki Elano haberleri gibi. Shaktar Donetks bizzat yalanlamıştı haberi.)

    Ha bunları ne diye mi söylüyorum. Çünkü bunlar saçmaldıkça veya alenen iftira attıkça hakaret ettikçe isyana teşvik ettikçe onlara cevaben karşılık veren Galatasaraylı yazar saysı oldukça az. Açıkçası şu basın denen çoğunlukla iki yüzlü organizmanın içinde saygı duyarak okuduğum Galatasaraylı olduğu bilinen ama tarafsız olduğu kadar da bilgili spor yazarı sayısı bir elin parmaklarından bile az. Olanlar da hasır altı edilen objektiflerden uzak insanlar. (Örneğin; Ahmet Çakır gibi.) En son sizin katılımınızla belki yalnızca bir kişi arttı.

    Uzatmadan sadede gelirsek basın, sosyolojide kanaat önderleri dediğimiz karakterleri barındırıyor içinde. (Rıdvan Dilmen, Hıncal Uluç, Erman Toroğlu gibi popüler yüzler.) Ve malesef Galatasaray adına bilgili ve tarafsız diyebileceğimiz çok ön plana çıkan kanaat öderlerimiz yok. Bunun kültürel ortalamayla ilgisi var elbet ama ortalama bir Galatasasaray taraftarı bile kanaat önderi olarak gördüğü Rıdvan Dilmen ne diyorsa doğrudur algısına sahip. Yani kısaca o gol olur diyorsa olur gibi her dediği doğru kabul görüyor. Ya da “bize haksızlık edildi, vefasızlık yapıldı!” diye her objektif önünde ağlayan eski Kopenhag’çıların bile saçma sapan lafları daha çok saygı görüyor hatta onların duygu sömürüsü yönetime olan güveni de azaltıyor.

    Artık neden ciddiye almak ve müdahale etmek gerektiğini sanırım anlatabildim. Bir tehdit var. Bu tehdit Mart’taki seçimle mevcut yönetimi devirmek bunun akabinde mevcut teknik direktör ve kenar yönetimini uzaklaştırmak şeklinde algılanabilir. Kaynak olarak da eski futbolcularımızın çirkin saldırıları, Fenerbahçe medyası ve Bülent Tulun gibi önünde Ribery vak’ası gibi büyük kariyer ayıpları olan eski yöneticilerin yönetime cephe alması olarak toplamda sayılabilir.

    Benim önerim. Bir toplumsal hafıza modeli oluşturmak. Bununla Glatasaray taraftarı kulübe yapılan yanlışları unutmayacak ve ve hafızasında taze tutacak. Bununla birlikte futbol bilgi birikimi artacak. Ve birçok klişenin sonu gelecek. Örneğin bir hafıza havuzu oluşturulacak. Mesela eğer bir muhabir bir masabaşı haberi yaptıktan sonra haberin sahte olduğu belgelenirse buradan havuza kaydedilecek veri veritabanında tarihlenip saklanacak ve ileriki tarihlerde yine aynı muhabir yeni yalanlar öne sürerse hemen ortalama Galatasaralı’nın gözünün önüne bu muhabirin kronolojik sabıkası serilecek. Bu, dost ve düşmanın seçilip bilinmesinden tutun kimin güvenilir olduğuna kadar bir çok doğru kanaate dönüşüp Galatasaraylı’nın aklında yer edecek. Veya örneğin bir yazarın bir tarihte yazdığı yorumda çarpıttığı veya hakarete varan saldırıları saklanıp ardından yenileri eklenince bu kişilerin içyüzleri Galatasaraylı’nın önünde birer CV gibi görünecek. Bu şekilde hem kendi okurları azaldığından kendilerine otokontrol yapıp saldırılarını azaltacak hem de daha önce de dediğim gibi dost düşman belli olacak.

    Bir örnek verirsem daha net anlaşılır. Örneğin; tarafsızlığından sual olunmayan Mehmet Demirkol bu konuda tarafsız olduğunu takım tutmadığını belirtmişti yakın tarihte ama spor yazarlığına başladığı ilk günlerde hem Galatasaray’ı hem de Fenerbahçeyi yakından tanıdığını belirtmek için “birinin okulunu bitirdim diğerinin tribününden geliyorum” demişti. Bu bilgiler kronolojik olarak tutulursa algı taze kalır. Aynı şekilde Mehmet Demirkol milli maç sonunda Emre Belözoğlu’nun sahadan tribünde kendisine hareket çekmesinden sonra Emre hakkında ağzına geleni söylediği, Emre Belözoğlu’ndan nefret ettiğini dile getirdiği bir çok yazısı varken bugün Emre Belözoğlu’nun hırçın davranışlarının görmemezlikten gelinmesi gerektiğini belirten söylemleri mevcut. Hatta Emre Belözoğlu’nun hoşgörülmesi gerektiğini toplum algısına telkinlemek içi onu Cantona’ya benzetecek kadar ileriye götürüyor. Açık bir şekilde geçmişte “milli takıma yakıştıramadığım” dediği Emre Belözoğlu’nu bugün birileri adına savunuyor.

    Dikkat ettinizse herhangi bir çıkarım yapmaya ekstra eyler söylemeye gerek yok. Böyle bir hafıza havuzu ya da spor yazarı almanağı düzenlenirse insanların bildiklerinin aslında öyle olmadığının anlaşılması sağlanabilir. Ekstra olarak bu ülkenin klişe söylemlerini çürüten yenilikçi yazılar yazan yazarların klişeci yazarlara cevapları da gösterilip bu birbirine karşılık gelen yazıları havuzda yanyana yayınlayarak Galatasaraylar için hangi fikrin daha doğru olduğu Galatasaraylılar’ın kendi kararlarına sunulabilir. Böylece tek bir kaynağa doğru olup olmadığını bilmeden körü körüne sarılanlar karşıt fikirleri de görmüş olurlar. Bu karşılaştırmalı yazı örneğine Rıdvan Dilmen’in B planı yorumuna Banu Yelkovan’ın cevabını örnek verebiliriz. Böylece Rıdvan diyorsa doğrudur klişesi de yıkılır.

    Tabi aklımda siz gibi değerli blog yazarlarının fikirlerini kullanmak da var. Yazılarınız olsun yorumlarınız olsun. Mesela her kameranın önünde kulübün vefa duygusunu eleştiren eski futbolcuların sözleri ile oluşan “Galatasaray vefasız bir kulüptür.” algısını yıkmak için flyingdutchman’ın şu yazıları kendisinden izin alınarak yazılabilir;

    http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/kopenhag-mizikacilari.html

    http://vliegendenederlander.blogspot.com/2008/11/trk-futbolunun-kirgini.html

    http://vliegendenederlander.blogspot.com/2007/12/blog-post.html

    Aklımda bu hafıza havuzunun yaratılacağı havuz olarak bir internet sitesi var. Bir blog bunun için uygun değil. Site bir blogdan daha fonksiyonel olmalı. Öyle bir site yapılsın ki ekşi sözlük gibi onbinbinlerce insanın sık sık girip aradığını araştırıp kolayca bulacağı gündemi takip edilebileceği geçmişin kaydının izlenebileceği kimin ne düşündüğünü farklı yorumlarla görülebileceği popüler bir kaynak olsun. Güzel bir arayüze sahip olsun ve siz blogerlar ve araştırmacı yorumcular girip istediği her konunun altına istediği belgeyi veya yorumu yazabilsinler.

    Bambaşka bir site tasarımı ve istenilen bilgiye kolayca ulaşım ve organize yazar kadrosu bunu gerçekleştirebilir.

    Bu ütopik görünse de oturduğu yerden ahkam kesip 5 yılda Barcelona’yı bugünlere getirenlerin futbol bilgisini sorgulayanlara bundan böyle oturduğu yerden sallamanın artık o kadar rahat olmayacağını gösterebilir. Söylediğim model inşa edilirse futbol bilgisinden sual olunmayan Hz. Rıdvan da Neeskens’in kondisyoner olmadığını zahmet edip öğrenebilir.

    Birilerine pislik atmanın kolay olmadığını göstermemiz gerek. Artık pabucun pahalı olduğunu bilmeliler bunun için de balık hafızalı taraftarlara saygı duydukları yazarların ne mal olduğunu göstermeniz şart.

    (Selam Ferhat. Sanırım meramımı biraz yanlış anlattım. Bu insanların futbol bilgilerini biraz ciddiye alıyoruz anlamına bir şey demeye çalışmıştım. Diğer taraftan tehlikeli bir şey yaptıklarını düşünüyorum bu insanların. Ki bunu yeni yazıda biraz tarif etmeye çalıştım.

    Önerin bence çok güzel. Biraz daha olgunlaştırmak gerek. Bu konuda seninle özel olarak yazışacağım. Sevgilerimle. Melih)

  139. Ozan Demiş ki:

    Merhaba,

    Ferhat’ın yazısına tamamen katılıyorum. Şu kısma özellikle: “Ama ortalama spor izleyicisinin Rijkaard ve Galatasaray algısını istedikleri kadar baştan aşşağı değiştirip Rijkaard’a, yönetime ve futbolculara yönelik doğrudan ve dolaylı büyük bir tepki doğmasını sağlıyorlar.”

    Bugün yine komplo teorileri yazılıp çizilmiş. Devre arasında Rijkaard Milan’a, Kewell Stoke City’e gönderilmiş vs. Her ne kadar yönetimin teknik ekibe güveninin tam olduğundan kuşkumuz olmasa da, bu haberlerle dolduruşa gelen “ortalama spor izleyicisi”nin mağlubiyet sonrası tribünde protestolarda bulunabileceği, bunun sonucunda yönetimde çatlak sesler oluşabileceği veya Rijkaard ve teknik ekibin motivasyonunun azalacağı ve sezon sonunda ayrılabileceği ihtimalleri önümüzdeki tehdit unsurlarının en büyüğüdür diye düşünüyorum. Yazılanlar yazılmaya devam edecektir, bunu engelleyemeyiz (zaten asıl tehdit unsuru bu değil hiçbir zaman) ama taraftarın bilinçlenmesini sağlamak herkesin görevi olmalıdır (tribünde kendi futbolcumuza sövdürmememiz gibi).

    Zaten Frank Rijkaard kendisi hakkında çıkan haberleri okuyup bunları kafasına takacak birisi değildir, fakat tribünde yuhalanmak böylesine kariyerli bir teknik adamın hevesini yok edip planlarını bir anda değiştirebilir.
    Yalan yazan basına karşı girişimler zamanında yapılmaya çalışılmıştı. Bundan 3 sene önce bir transfer dönemi yine taraftarın canına tak etmiş, uA forumda basına olta atılmıştı. Adnan Sezgin’in, ismini şu an hatırlamadığım ve daha önce Galatasaray’la adı hiç geçmemiş ünlü bir futbolcuya gizlice imza attırdığı forumda yazılmış, basına sızmaması için futbolcunun Adnan Sezgin’le imza atarkenki fotoğraflarının isteyenlere özel mesaj yoluyla gönderileceği belirtilmişti. Fotoğrafları isteyen yüzlerce üyenin profilleri gözden geçirilip, önceki postlarına bir göz atılıp basın mensubu olmadığı anlaşılınca o üyeye şöyle bir özel mesaj gönderiliyordu: “Sevgili renktaş, son zamanlarda forumumuzu okuyan bazı basın mensuplarının taraftarın gönlünden geçen isimlerle ilgili haber yapıp bunları sayfalarına taşıdıklarını görüyoruz. Bu isimleri deşifre etmek için gerçek olmayan bir iddiada bulunduk. Lütfen fotoğrafları görmüş gibi yapın ve oyunu bozmayın”. Tabii ki günün sonlarına doğru bir üye oyunu bozmuş, “Başlarım oyununuza, niye bu kadar insanı heveslendiriyorsunuz kardeşim” şeklinde bir post atmıştı. Yine de ertesi gün (net hatırlamıyorum) Posta veya Takvim gazetelerinden birinde haber yapılmıştı. Bu tamamen spontane girişim bile sonuç verdiğine göre daha organize ve akıllı girişimlerle basının toplum üzerindeki etkisi azaltılabilir diye düşünüyorum.

    Bu arada Arda’nın maçın kırılma anını Baros’un kaçırdığı gol olarak dile getirmesini ben yazmıştım. İnanması zor biliyorum (hatta başkası söylese ben de inanmazdım) fakat Arda’nın hemen maç sonrası ağlamaktan şişmiş gözlerle Bahri Havadır’ın sorularını yanıtladığı röportajda net olarak bunu söylediğini gözümle gördüm, şok oldum. İşin sevindirici yanı bu yorumun bizim bile gözümüzden kaçmış olması ki basın bunu nasıl haber yapmadı, büyük hayret içerisindeyim. Halbuki ne malzeme çıkardı, “Cimbom’da çatlak sesler” “İstenmeyen adam Baros” “Kaptan-Baros düellosu”.

    Mehmet Demirkol’un ise her şeye rağmen bu kadar boş insan içerisinde okunabilecek bir yazar olduğunu düşünüyorum.

    (Ozan selam. Açıkça ben taraftarın en azından bu yıl, “Rijkaard istifa” boyutuna geçebileceğine pek ihtimal vermiyorum. Elbette büyük konuşmamak lazım ama hissiyatım bu yönde. Ama tabi bir yandan üçüncü sene alınan Rizespor yenilgisinden sonra Florya’nın basılmış olduğu gerçeğini de unutmuyorum ki 1987 taraftarının sabrı ve hoşgörüsü, 2009 taraftarınınkinin yanında Hazreti Eyyüb mesabesindedir.

    Bunun yanısıra bazı futbolcularımıza küfür etme konusunda şu anki tribünün ciddi bir sabıka kaydının bulunduğu gerçeği de var. Özellikle Sabri Sarıoğlu ve de şimdilerde yavaş yavaş Mehmet Topal. Dediğin gibi bu algılamayı yaratan tamamen medya. Basında ya da forumlarda, bloglarda birkaç yazı çıkınca genel eğilik belirlenmiş oluyor bir şekilde. Ve bu aslında tıpkı bir dişmacunun tüpten sıkılmasından farksız. Çünkü o macunu nasıl tüpe yeniden doldurmak mümkün değilse, algılamalar da bir şekilde değişmeden kalabiliyorlar, ta ki ilk hatada yeniden ortaya çıkıncaya kadar.

    Arda Turan’ın konuşması konusunda sanırım Lig Radyo’daki bir Gayın-Sin dinleyicisine de özür borçluyum. Ben sadece Arda’nın stadın önündeki konuşmalarını dinlemişim demek ki. Meğer o stadın içinde maçın kırılma anı olarak Baros’un kaçırdığı pozisyonu söylemiş. Bence de biraz ayıp etmiş. (O dinleyimiz de Baros’un golü konusunda Arda’nın sözlerinin tuhaflığını dile getirmişti.) Şu gerçek var ki basında Arda’nın seveni çok daha fazla. Sevgilerimle. Melih)

  140. emretez86 Demiş ki:

    Melih abi merhabalar,

    Benim sana sormak istediğim husus şu; ne olacak bu Fenerbahçe – Galatasaray maçı? Takım disiplininin kaybolduğu anları göz önünde bulundurursak, özellikle son iki maç: Sturm Graz ve de Ankaragücü, Galatasarayımız ilk golü yerse oluşacak olan tablo beni korkutuyor. Biliyorum bu konuda birçok soru ve yorumun oldu, ama anladığım kadarıyla sen de beraberliğe razı bir görünüm içerisindesin. Tabii ki suçlamıyorum seni de, yürümeye başlamadan önce emeklemek gerekir.

    Ben ilk golü atan taraf biz olursak, özellikle Elano’nun kontrataktaki akıllı pasları ile maçı koparabileceğimizi düşünmekteyim. Daha üç hafta varken aklım fikrim bu maçta, sana da rahatsızlık verdim kusura bakma.

    Selamlar

    (Emre selam. Estağfurullah ne rahatsızlığı. Açıkça ben de kafamda oynuyorum bu maçı ve özen önlemler almak gerektiği sonucuna varıyorum. Bu maçla ilgili temel soru şu. Galatasaray takım savunmasında iyi olurken ne oranda hücum gücünü yansıtacak sahaya?

    Bu maçın iki şifresi var. İlk şifresi Fenerbahçe’nin dikey bağlantısını kesmekle ilgili. Yani Emre Belözoğlu – Alexsandro de Souza – Güiza hattı. Tewente bunu yaptı ve Fenerbahçe’yi kısır bir oyuna itti.

    İkinci şifre ise gerçek hız. Bunun için Fenerbahçe’nin boyunu kısaltmak gerekiyor. Bu durumda Baros ve Keita’nın hızından daha iyi yararlanabiliriz. Sturm maçında yaptığımız gibi.

    Bu çerçevede bana 4-3-2-1 yapısıyla (4-3-3′ün çam ağacı dizilişi versiyonu) sahaya çıkmakta fayda görünüyor. Ama en önde Keita oynayacak. Arkasında Elano ve Arda yanyana. Bu ikisi Belözoğlu-Christan’a baskı yapacak. Onların da arkasında Barış-Mehmet ve Ayhan’dan kurulu orta saha. Onlar da hem kanatları kapatacaklar, hem de Alex’i rahatsız edecekler. Defansta da Gökhan olursa daha iyi elbette. Keita yorulduktan sonra onu Baros’la değiştiririz. Ve duruma göre Elano Nonda değişikliği yaparak maçı ikinci yarıda kazanmak mümkün olur. Biraz değişik bir diziliş ama bence sonuç alır. Sevgilerimle. Melih)

  141. Halim Bilgili Demiş ki:

    Sevgili Melih Abi,

    Futbol gerçekten basit bir oyun, fazla söze ve edebiyata gerek yok. Ancak söz konusu olan Galatasaray ise her türlü yazım türünde elbette yazılabilir. Çünkü Galatasaray tarihtir, kuruluş amacı bellidir. Galatasaray Spor Kulübü ilelebet yaşayacak bir kurumdur. Galatasaraylı olduğum için gururur duyurum, tüm Galatasaraylılar’ın duyduğu gibi.

    Tamam hemen sadede geliyorum ve en son haftada aldığımız mağlubiyet hakkında bir kaç yorum yapmak istiyorum. Öncelikle hakemler; maçlar dikkatli izlendiyse takımızın puan olarak geriye düşmesinde çok büyük bir rolü hakemler üstleniyor. Ankaragücü maçında hakem Aydın’a yapılan faulü göremediği gibi kesin olarak kırmızı kart olan pozisyonu es geçiyor, ardından ilgisiz bir pozisyonda Mustafa Sarp’a haksız verdiği bir faul sonrası sarı kartı çıkartıyor, arkasından yetmezmiş gibi Nonda’ya yapılan yorum gerektirmez bir penaltıyı da vermeyerek sanki Hıncal Uluç’u haklı çıkartıyor. Bundan sonra da maç mağlubiyetimizle sonuçlanıyor. Tamam futbol üç skorlu bir oyun ama bu hakem hataları asla gündeme gelmiyor. Çünkü Erman Toroğlu ve Ahmet Çakar gibi kesinlikle futbolla ilgisi olmayan iki insan yargıda bulunuyor ve tüm insanlar da maalesef medyanın yönlendirmesi sonucu buna inanıyor.

    Galatasaray önce ciddi rakiplerle oynamıyordu dendi, daha sonra oynadı ve kazandı, ondan sonra bir gün mutlaka yerde yenilecek dendi, tamam elbette her takım bir gün yenilir ama lütfen hakemlerin yanlı yönetimlerinden de bahsedilsin. Bu mümkün değil tabi çünkü Galatasaray’ın puan kaybetmesi hatta mahvolması başta Selçuk Yula ve Ercan Saatçi gibi düşmanların ve rakip takımın istisnayı gerektirir tüm taraftarınca da istenendir. Bir zamanlar Özhan Canaydın masaya yumruğunu vurarak Galatasaray düşmanı Ali Aydın’a hakemliği bıraktırmıştı. Kesinlikle Türkiye üzerinde iyilikle yapılan eleştiriler yerini bulmuyor maalesef. Galatasaray yönetimi bence bu konuda oldukça pasif kalıyor. Neticede Galatasaray her zaman kazanmalıdır. Mümkünse bu konuda da yorumda bulunmanızı rica ediyorum…

    (Halim selamlar. Tuhaf bir şey. Hemen unuttuk. Son maçlarda şöyle bir görüntü çıkmaya başladı ya. Deplasmanda tecrübesiz hakemler veriliyor Galatasaray maçlarına. ASY’de ise önemli hakemler. Unuttuğumuz şu. Bünyamin Gezer yönetiyordu Gaziantepspor maçını. Dün tekrarında yeniden izledim maçı. Ve tıpkı son maçtaki hakemin yönetimine benzer bir yönetim gösterdiğine bir daha şahit oldum. Mesela Keita’ya iki kez inanılmaz faul yapılıyor, ki bir tanesinde dili dönmüştü Keita’nın, faul yok. Bir de Arda’nın çıkışında nasıl da onu tartaklamıştı.

    Yalnız şunu unutmayalım. Galatasaray’ı o sezon Beşiktaş’la Fenerbahçe rekabetine o maçta çerez yapmışlardı ve Ali Aydın tek maçlık bir vukuattı. Kanımca geçen sezonki TFF çıkışından sonra yeniden bir çıkış yapamayız kurumsal olarak. Bu anlamda sivil toplum kuruluşları olarak düşündüğüm resmi ya da gayrı resmi kurumlar ön plana çıkmalı. Mesela uA önemli bir çıkış yapabilir hakemlere yönelik olarak. Ya da Galatasaraylı Sporcular Derneği. Her şeyi kulüpten bekleyemeyiz, yapabilecekleri var, yapamayacakları. Sevgilerimle. Melih)

Görüşünüzü Belirtin:


    Yorum yapabilmek için üye olmak zorundasınız. Üye Girişi Yapın yada Üye Olun