Dinamo Bükreş maçının ardından: Koşar adım hız ve baskı futbolu
Nazım Hikmet’ten ödünç alarak söyleyelim bir defa: Franklin Edmundo Rijkaard ezber bozmaya devam ediyor hâlâ. Ve bir defa daha: Bucaspor maçı sonrası Galatasaray’da görülmeye başlanan ilkler serisi devam ediyor hâlâ.
Bu seriye üç tane ilk daha eklendi Dinamo maçında.
Bu ilklerden birincisi: Dinamo 22’nci karşılaşmasıydı Rijkaard’ın ve ilk kez aynı kadroyla üst üste iki maç oynamış oldu Galatasaray. İkinci ilk de, sanki birincisiyle ilintili: Rijkaard bu sezon ilk kez bu kadar geç oyuncu değişikliği yaptı. Hatta denilebilir ki Shabani Nonda hafif sakatlık geçirmese ilk oyuncu değişikliğini daha da geç yapacaktı Rijkaard. Ve üçüncüsü. Bu sezon üst üste iki maçta gol yememişliği vardı Galatasaray’ın, ama ilk defa peşpeşe iki maçta rakiplerine minimum (sadece iki tane) gol pozisyonu verdi Rijkaard’ın takımı.
S
oru. Rotasyonu belki bugüne kadar en iyi gerçekleştirmiş teknik direktör unvanına sahip olan Rijkaard niçin aynı kadroda ısrar etti peşpeşe iki maçta? Hem de takımın Bükreş’ten dönüp yorgunluğu üstünden atamadan pazar günkü maç için Diyarbakır deplasmanına gidecek olmasına karşın.
Yanıtı bilinmiyor bu sorunun. O yüzden sadece varsayımda bulunulabilir. O da şu. Galatasaraylı futbolculara önemli bir mesaj veriyor Rijkaard. “Rotasyon şimdilik askıda” mesajı, “bundan sonra böyle oynayacağız artık, takıma girmek isteyenler sahada mücadele edenlerden çok daha iyi olurlarsa alabilecekler formayı.”
İşte bu varsayım açıklayabilir Galatasaray’ın niçin üst üste iki maça aynı kadroyla çıktığını. Hatta Rijkaard’ın oyuncu değiştirmek için niçin isteksiz olduğunu. Zaten maç sonu açıklamasında “iyi ve güzel olanı bozma” ilkesiyle maça baktığını da kısmen itiraf etti Rijkaard.
Başka bir soru. Ne anlama geliyor “bundan sonra böyle oynayacağız artık” mesajı? Bu sorunun yanıtı biliniyor bir süredir. O da şu: Galatasaray rakiplerine baskı yaparak oynayacak artık. Pres yapacak ve mümkün olduğunca maçı rakibin yarı sahasında geçirecek Rijkaard’ın öğrencileri. Galatasaray’ın son iki maçta rakiplerine sadece iki pozisyon vermesinin nedeni işte bu baskı.
Baskının nedeni
Artık hatırlatmaya gerek yok. Galatasaray’ın son iki maçta rakiplerine zor pozisyon vermesinin nedeni, sıkça dillendirilmeye başlandığı gibi 4-3-3’ün ortasında esas görev tanımı orta saha olan üç futbolcunun oynatılması değil. Evet, orta sahada üç “ısıran futbolcu”nun yer alması da önemli, ama önemli olan başka bir şey daha var, hatta daha önemli. O da şu. Rakip atağa kalktığında, asgari 10 futbolcuyla topun arkasına geçiyor artık Galatasaraylı futbolcular.
Topun arkasına geçmek eyleminin çarpıcı bir fotoğrafı (ve de elbette bir kahramanı) var Galatasaray’da. O da Arda Turan. Dünkü maçta Arda Turan’ı sık sık rakibine pres yaparken gördük Galatasaray ceza sahasının hemen önünde. Hatta kaleci Leo Franco’ya en yakın futbolcu Arda Turan’dı bir pozisyonda.
Ortalama atak süresi
Galatasaray Sivasspor karşısında pres yapıp topun arkasına geçmişti ilk olarak. Bu sayede de Sivasspor’u her atağında, ortalama sekiz saniyenin (7.97 saniye) altında topla oynamaya zorlamıştı Galatasaray. Dünkü maçta bu süre 11.70 saniyeye çıktı Dinamo karşısında. Yani ortalama 11.70 saniye sürdü Dinamo’nun her atağı. (Sivasspor’un ortalama 7.97’sinden 3.73 saniye daha fazla.)
Aradaki bu 3.73 saniyeyi hem saha koşulları (inanılmaz ağır bir sahaydı Dinamo’nunki), hem de Sivasspor maçının Ali Sami Yen atmosferinde oynanması açıklayabilir kısmen. Ama istatistiki olarak en anlamlısı şu galiba:
Dinamo İstanbul’daki ilk maçta çok daha rahat oynamıştı dünkü karşılaşmaya oranla. 21 Ekim’de Ali Sami Yen’de oynanan ilk maçta Dinamo ortalama 12.13 saniye boyunca hükmetmişti topa her atağında. Yani dünkü maçtan 0.43 saniye daha fazla. Ve daha çarpıcı bir şey; İstanbul’daki maçta beş gol pozisyonu üretmişti Dinamo. Buna karşın 7 pozisyon vermişti Galatasaray’a. Dün ise sadece 2 kez gol pozisyona girebildi Dinamo, kalesinde yaşadığı 6 tehlikeye karşı. Yani aradaki 0.43 saniyelik süre bile pozisyon verme rakamında radikal bir düşüş yaşattı Galatasaray’a.
Orta sahadaki Mehmetçik
Bir kahraman üretti Galatasaray’ın bu yeni oyun kurgusu. O da Mehmet Topal. Daha doğrusu, takım savunmasının iki maçta hızla iyileşmesi defansif ve ofansif yeteneklerinin hızla ortaya çıkmasına yardımcı oldu Topal’ın.
Defansifle başlayalım. Rakiplerinden çaldığı top sayısı birdi dünkü maçta Topal’ın. İkili mücadelelerde ise tam 12 kez rakiplerine üstünlük sağladı. Kaybettiği mücadele ise hiç yoktu.
Mehmet Topal’ın ofansif karnesi ise daha müthiş. Maç boyunca tam 83 kez topla buluştu Mehmet Topal. 77 kez pas verdi ve 77’si de isabetliydi bunların. Yani sıfır pas hatasıyla oynadı Topal. Yetmedi. Bir taç atışında çok iyi ivmelenerek topla buluştuğunda karşısındaki Dinamolu futbolcuyu kolayca geçti. Rakip 18’in köşesine yaklaştığında ise sağ ayağını topun yanına koyup vücudunu 5 derece sağına yatırdıktan sonra kalçadan müthiş bir şut çıkardı Topal. İşte bu sahne İngilizler’in kader anı (moment of truth) dedikleri andı Topal için.
O ana kadar şut denilince Eurocup 2008’de direği sıyıran bir vuruşuyla hatırlanan Topal, futbolseverlerin kollektif belleğine golle sonuçlanan bu fotoğrafıyla giriverdi birden. Artık bütün çocuklar ve çocukluklarını unutmamış büyükler bu golle hatırlayacaklar Topal’ı. (Elbette bundan daha iyisini atana dek.) Bir şey daha. Topal’ın bu fotoğrafı, Savaş Demiral (Rapid Wien), Cevad Prekazi (Monaco), Arif Erdem (Manchester United) ve bilumum Gheorghe Hagi fotoğraflarının yanında yer alacak bundan böyle.
Baros ve Nonda karşılaştırması
Galatasaray’ın yeni kurgusunda üzerinde konuşulmayı gerektiren iki önemli konu var. İlki hücum kurgusu. İkincisi ise uzun bir süre lafı edilmesine rağmen pek dillendirilmeyen B planıyla ilgili.
Milan Baros’un sol ayağında iki tarak kemiğinin kırılmasının ardından Galatasaray’ın hücum şablonu biraz değişim gösterdi. Bu sakatlıktan önce Baros’un hızı sayesinde topu daha yerden ve daha hızlı oynayabiliyordu Galatasaray. Sakatlıktan sonra Nonda’nın takımın birinci santrforluğuna yükselmesi bu hücum kurgusunu biraz değiştirdi. Nonda sırtı rakibe dönükken oynayabilen, takımı ileride tutabilen bir santrfor profiline sahip. Baros’a göre hava topu üstünlüğünün bulunduğundan da söz edilmeli.
İşte değişim de biraz bununla ilintili. Baros’un sakatlığından sonra topu biraz daha havalandırmaya başladı Galatasaray rakip 18 içine. Mesela Galatasaray’ın rakip ceza sahasına yaptığı orta sayısı tam 23’ydi Dinamo maçında. Karşılaştırma yapılabilmesi için Panathinaikos maçında rakip 18’e sadece 9 kez orta yaptığı da söylenmeli Galatasaray’ın.
Orta sayısı yükseldi, isabet azaldı
Aslında önemli olan orta sayısı değil elbette, isabet. Baros döneminde daha çok pas olarak kullanılan yüksek toplar Nonda’yla beraber kör ortaya dönüşüverdi radikal biçimde. Mesela dünkü maçta Dinamo 18’ine 23 kez yüksek top indirirken, bunların ancak üçünde isabet sağlayabildi Galatasaray. (Karşılaştırma için Trabzonspor maçındaki 23 yüksek topun 12’sinin isabetli olduğu hatırlanmalı.)
İlginç olan ise Galatasaray’ın Dinamo karşısında kazandığı 3 golden ikisinin yüksek toptan gelmesi. (Yüksek toptan kazanılan ribauntun ardından gelmişti Kewell’un golü. Nonda’nın golü ise Sabri Sarıoğlu’nuin bakarak attığı ortadan geldi.)
Bu anlamda Galatasaray’ın oynadığı pas futbolunun, içinde kaos futbolundan (“ortala topu ceza sahasına, Nonda olmazsa Kewell vurur, o da vuramazsa Barış Özbek var” futbolu) izler taşıyan bir bileşime evrildiğini söylemek mümkün.
Gizli santrfor
B planına gelince. Malum bir süredir tek santrforla oynaması eleştiriliyor Galatasaray’ın. Bu eleştiriyi getirenlere göre oyunun sıkıştığı anlarda mevcut sistemini bir kenara bırakıp çift santrfora yönelmeli Rijkaard. Yani 4-3-3’ten 4-4-2’ye geçmeli Galatasaray.
Oysaki Galatasaray’ın 4-3-3’ü, potansiyel olarak içinde 4-4-2 barındıran bir 4-3-3. Şöyle. Temelde tek kanat üzerinden aksiyona geçen bir takım kimliğine sahip Galatasaray. O kanat da Sabri Sarıoğlu-Abdul Kader ikilisinin piston gibi işlediği sağ kanat.
Sol kanat ise aslında Galatasaray’ın sağ kanattaki mekanizmasının sonucunu aldığı kulvar konumunda. Bunu sağlayan futbolcu ise Kewell. Yani Kewell aslında Sarıoğlu ve Keita’nın sürüklediği ataklarda santrforu yedekleyen futbolcu kimliğinde. Örnek olarak dünkü ilk golü alalım.
Orta sahadan Mustafa Sarp Nonda’ya yüksek top gönderiyor. Topu Dinamo defansı karşıladı, ama Nonda’nın hemen üç metre gerisinde bu ribauntu kazanan Kewell sağıyla yan filelere gönderdi aynı topu gol olarak. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Sarp yüksek top kullandığı zaman Kewell asıl yeri olan sol kanatta değildi. O da rakip 18 önündeydi Nonda’yla beraber. Sarp da bu iki futbolcu o bölgede bulunduğu için topu yüksek kullandı zaten.
Bir gizli plan var sistemin içinde
Buradan geliyoruz gizli santrfor varsayımının sağlaması olan gol sayılarına. Bu sezon oynadığı resmi 22 maçta toplam 59 gol attı Galatasaray. Bu 59 golün 23’ü, yani yüzde 39’u santrforlara ait. (14’ü Nonda, 9 ise Baros’a ait bu gollerin.) Geri kalan 36 golü ise kendi kalesine atanlar da dahil diğer futbolcular paylaştı.
Buradaki daha doğru tanım ise şu. Geri kalan 36 golü ise Kewell ve ve diğerleri attı. Çünkü bu 36 golün 10’u Kewell’a ait. Yani maç içinde santrforu yedekleyen ve Baros kadar gol atan Galatasaraylı’ya. (Karşılaştırma yapılması için geçen sezondan bir sayı. Geçen sezon tüm kulvarlarda bir sezon boyunca toplam 13 gol atmıştı Kewell. Bu sezon ise Kasım ayının altıncı gününde portföyünde 10 gol biriktirdi Avustralyalı.)
Ne söylüyor bize bu sayılar? Rijkaard’ın sol kanatta görev verdiği Kewell’dan yardımcı santrfor olarak da yararlandığını. Yani B planının aslında A planının (yani sistemin) içinde bulunduğunu ama kimsenin bunu pek görmediğini.
Yani? Yanisi şu. Galatasaray’ın sistemi tek ve bütün. Ama bu sistemi okuma biçimleri çoğaltmak ve bunu gerçekleştirirken sağlamasını da yapmak gerek.
Yanya Savunması
Bununla ilgili tarihten küçük bir örnek. Balkan Savaşı’nda Yunanistan’ın Epir Ordusu Yanya’da (Ioannina) Osmanlı Ordusu’na ait müstahkem mevkiyi kuşatmıştı. Savaşın başlamasıyla beraber hemen el değiştirmiş koskoca bir coğrafyadaki tek Osmanlı toprağıydı Yanya. Sayı ve teçhizat olarak çok üstün olan Epir Ordusu’nun saldırılarına karşı koyuyordu Yanya’daki Osmanlı kalesi.
Fazla insan ölmesin için Yanya’yı teslim etmesini istedi Epir Ordusu’nun Başkomutanı Dük Konstantin, bir mektup göndererek.
Yanya Ordusu Başkomutanı Esat Paşa karşı mektupta nazik bir dille reddetti bu teklifi. Bu mektubu bir Osmanlı üsteğmeni ve üç er götürecekti Yunan tarafına. Karşı tarafa geçmeden önce kapı karakolunda görevli bir çavuş üsteğmenin atının dizginlerini tutarak sordu, “nereye ve niçin gidiyorsunuz?”
Üsteğmen hemen anladı bu çavuşun davranışını ve büyük bir vakarla yanıt verdi; “atımı bırak, biz teslim olmayacağız.” Bu yanıtı duyan çavuş selam durdu üsteğmene: “Biz de bunu öğrenmek istiyorduk.”
Yani? Sistem devam ediyor. Değişen sadece savunmanın gücü. Daha doğrusu güçlenen savunma.
Etiketler: 4-4-2, Abdul Kader Keita, Arda Turan, Harry KEWELL, kaos futbolu, Mehmet Topal, Sabri Sarıoğlu, Shabani Nonda



Selam
Sabrın sonu selamet…
İlk haftalarda çok beğendiğimiz Galatasaray’ın bir gömlek üstünde döndü takım.
Oyun anlayışı olarak Rijkaard’ın felsefsine en yakın oyunumuzu oynadık diye düşünüyorum. Takım halinde ve ileride başlayan savunma, top kapmadaki başarı “dinamo”yu sahada döndürmedi. Hücumda mükemmel ara pasların yanı sıra çapraz paslar ve en önemlisi yüksek isabet vardı.
Birinci bölgede sınırlı yetenekteki adamlarımızla yaptığımız hazırlık pasları yoğun bir şekilde ikinci ve birazcık da üçüncü bölgeye taşındı. Pana maçı çok keyifliydi ama epey pozisyon vermiştik, bence bu maç en iyi maçımız oldu.
“Bir musibet bin nasihatten evladır”. Bugünkü resim, atasözlerinin yaşanmış tecrübelerden kaynaklandığını bir kez daha ortaya koydu, Fenerbahçe yenilgisi Rijkaard’ın felsefesinin oturması için katalizör görevi yaptı. Varoluş sebeplerini ortaya koydular, iyi bir yemek için biraz da Fener serpin !
(Galip selamlar. Ben çok emin değilim Fenerbahçe maçının milad olduğuna. Sanki Bucaspor maçıydı milad. Sanırım Fenerbahçe maçının ardından Bucaspor karşılaşmasında Bank Asya liginden bir takıma o kadar pozisyon verilmesine kızmış olmalı Rijkaard. Bana öyle geliyor. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih abi,
UEFA’da bir baska deplasman macini da galibiyetle gecmesini bildik. Macin yildizlarindan biri Avrupa’da “Speedy Gonzalez” diye taninan Sabri idi. Keita’nin yoklugunda o kulvari cok iyi kullandi, bu sezon ceza sahasina ortalarinda ve defanstan ileri cikardigi paslarda bariz bir gelisme var. Su anki performansi ile Turkiye’nin tartismasiz en iyi sag beki bence.
Mehmet Topal’in mukemmel vurusu tribunlerde oturan buyuk ustanin caprazdan koseye vuruslarini animsatti, mukemmel performansinin odulu oldu. Gecen seneki Topal nihayet bu macla tamamen dondu diyebildik.
Bu macta Arda da kendini toparlamisti ama gene de kanat oyuncusu olarak yavas kaliyor. En uygun yeri forvet arkasi gibi geldi.
Sarp – Elano degisikligi Diyarbakir macinin bir denemesi gibi geldi bana. Sarp’in cezali olmasi nedeniyle Rijkaard’in mucadele gucunu uygun gorurse Ayhan yerine Elano ile cikacagini dusunuyorum. Gene de cok mutluyum ki Rijkaard gibi isme degil performansa onem veren bir TD’e sahibiz. Tebrikler Aslanlarimiza.
(Haluk Kardeş selamlar. Mehmet Topal, Rijkaard’ın ellerinde düzey atlayan üçüncü oyuncumuz olacak galiba, Sabri ve Mustafa Sarp’ın ardından. Benim bildiğim rakibe çarpmadan rakip kaleye giden ilk golünü attı Topal. Rakibini sola doğru geçişi. Sağ ayağını topun yanına koyup yaklaşık 15 derece sola yatışı ve kalçadan müthiş bir şut çıkarışı, ben ilk kez gördüm Topal’ı böyle. Amerika’ya selamlar. Melih)
Haklısın, Buca yazıyordu takımın üstünde ama Kadıköy’de idik hala, yer sarı gök lacivertti
Şükür bugünleri de gördük. Araba kafayı kaldırdı artık, daha güzel günler geliyor.
(Evet, uçağın burnu kalktı. Ama yine de Pazar gününü bekleyelim bunu daha bir gür söylemek için. Görüşmek üzere selam ve sevgi. Melih)
Mac izlemeyip electiri yazisi yazinca Melih Abim kiziyor diye ustuste 3 Galatasaray maci izledim. Buca maci kabus, Sivas ve Dinamo maci ruya gibiydi.
Melih Abi ben sov futbolunu nedense sevmem. Beklentim sahada agirligini rakibe hissettiren, oyunu istedigi gibi yonlendiren ve tempoyu istedigi gibi ayarlayabilen bir takim olmak. Sene basindaki hucum organizasyonlari gelen bol gollu galibiyetler hosuma gitmisti. Lakin verdigimiz pozisyonlar, yedigimiz goller falan agzimda kekremsi bir tat birakti.
Yeni sistemimizi cok sevdim. 3 kosan orta saha ve yaratici 2 kanat ve onlerinde tek forvet. Gol bulma anlaminda sikinti yasamadik bu iki macta ama ileriki maclarda yasayabiliriz. Onu cok dert etmiyorum zira bu takim kolay gol yemez. Galatasaray kalesinde 2 mactir pozisyon yok. Iyi birsey bu. Yaraticiligimizi da cok kotu etkilemis degil neyse ki.
Bilemiyorum
Hamburg kokusu aliyorum yavastan. Mayis ayinda 1 hafta Hamburg hic de fena olmaz. Sen ne dusunuyorsun abi? Fazla mi iyimserim bu sefer?
Not: Bence hala sampiyon Fenerbahce olacak. Futbol disi gelismeler cok net olarak bunu gosteriyor. O yuzden UEFA’daki bir basari beni sonsuz mutlu edecek.
(Yektacan selamlar. Herhalde işi biraz astın Buca ve Dinamo maçlarını seyretmek için. Bu bence Galatasaray’ın üçüncü fazı. Fizik mücadele gücümüzü artırdıktan sonra üçüncü faza geçeceğiz. O zaman hiçbir aotik yön olmayacak futbolcularımızda. Ve rakip 18 içinde bile paslaşmayı denecekler sürekli.
UEFA Avrupa Ligi Şampiyonluğu için bence çeyrek final bile müthiş. Çünkü göreceksin çok önemli takımlar gelecek CL’den. Bu yüzden grubu birinci tamamlamak çok yaşamsal. Ama çeyrek finale çıkılınca aradaki fark çok azalıyor.
Ben Türkiye’den hiç ümit kesmedim. Mayızlar’a bakıp göreceğiz. Görüşmek üzere sevgili kardeşim. Melih)
Selamlar Melih abi;
Maçı hiç izlemesem Galatasaray iyi oynayıp pozisyon vermeden maçı aldı diyecem ama izlediğim maç rakip takımın oyuncularının takımlarını sabote ettiğini falan düşündürttü bana. Hani gene Galatasaray iyiydi, hakkını verelim ama rakip Florya’da bize antremanda rakip olamaz. Bir gazeteci şike yapıldı iddiasında bulunsa inanacağım nerdeyse. Neyse..
Aslında sezon başından beri biz 4-3-3 görünümlü bir 4-2-3-1 oynuyorduk. Zorunluluktur, orta sahayı güçlü tutmaktır, fazla pozisyon vermemektir sebebiyetleriyle ”gerçek 4-3-3” e geçtik sonunda Sivas maçıyla. Frank abimiz de Barış’ın 11 oyuncusu olabileceğini anladı sonunda. Tabi Barış’ı sevmeyen diğer Galatasaraylılar da.
Barış Türkiye nin en iyi, hatta biraz daha iddialı konuşayım Avrupa’nın en iyilerinden olabilecek top hırsızı futbolcusudur. Belki Okan Buruk’tan sonra bize gelen en iyi top çalma, pres yapma melekesine sahip adamıdır. Yalnız kusurları var elbette, top tekniğiyle ilgili. Fakat geliştirebildiği ölçüde de başarılı bir sağ iç oyuncusu olmaya namzettir. Gerçek bir 4-3-3 adamı ve takım oyuncusu. O oynadığı zamanlarda ben daha bir içim rahat izleyebiliyorum Galatasarayım’ı.
Sevindiğim 2. durum tabii ki 4-3-3′ün orta sahasındaki hücum oyuncusu fantazisinden nasibimizi almış olmamızdır. Olmuyor, 4-2-4′e kaymak zorunda kalıyor maç içinde. İyi futbol, göze hoş gelen futbol illa bol hücumcuyla oynanacak diye bir kaide yok. Hatırladığım en bol hücumcuyla oynadığımız yıl Gerets’in ilk yılıydı. Saido’yu kahraman yaptığımız yıl. 4-1-3-2 gibi oynadığımız Trömsö’ye elendiğimiz yıl. Ardından spor yazarlarının biraz eleştirisiyle ”tek ön liberolu olmaz” söylemiyle Gerets’in 4-2-3-1′e geçişi. Ardından gelen başarısızlık.
Kalli’nin gelişiyle mücadeleli orta sahaya geçiş, ardından gelen başarı. Ardından Avrupa’daki 4-2-3-1 furyasına bizim de katılıp Skibbe’yi getirmemiz. Ardından gelen başarısızlık. Ardından Frank’in 4-3-3 görünümlü 4-2-3-1′i ardından gelen Kadıköy mağlubiyeti. Ardından gelen gerçek 4-3-3 ve son 2 maçtır futboluyla skoruyla sevindiren bir Galatasaray. Amerika’yı tekrar keşfetmeye gerek yok. Tarihin en başarılı sonuçlarını da 3 gerçek orta sahayla aldık biz..
4-2-3-1 bana hep turnuvada oynanabilecek bir sistem gibi görünmüştür. Uzun vadeli ve sert geçen lig, Avrupa ve kupada maratonunda pek tasvip edemediğim bir sistemdir. Tek kullanımlık olan ürünler gibi bir şey 4-2-3-1.
Şimdi Frank da bu 4-2-3-1′den vazgeçmek üzere. Üst üste 2. maç aynı kadro aynı oyuncular. Belki ilerleyen dakikalarda hücumculara yer verse de ben ilk 11′de pek beklemiyorum 4 hücumcuyu. Bir de belki Nonda sakatlanır oynayamazsa 4 hücumcu denenir.
Bir arzumda Frank’in Linderoth’u keşfetmesi tabi. Daha çok süre vermesi, gerekirse Topal’ı kesmesi.
(Selam Erdinç. İki minik düşünce. Kanımca başından bu yana 4-3-3 oynuyoruz. Bu hiç değişmedi. Değişen şey 1+2, 2+1, orta saha oyuncularının orijinal görev tanımı ve topun arkasına geçmek. Hep söylüyorum. TS maçında 2-2′den sonra da üç orta saha futbolcumuz vardı sahada. Bu formasyon iki gol kazandırdı bize, ama yenilen son golden sonra yine kırılgan takım oluverdik bir anda.
İkinci minik konu. Barış Özbek eski Barış Özbek’ti de Rijkaard onnu yeni keşfediyor değil. Keza Mehmet Topal. Her ikisi de tıpkı Sabri gibi Rijkaard’ın isteklerini anladılar ve o kıvama geldiler. Dikkatini çekerim Barış’ın top çalışıcılığını değil hücuma katkısını konuşuyoruz. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
İzninizle hatırlatmak istedim:
Topal geçen seneki Kocaelispor maçında da rakibe çarpmadan gol olan bir vuruş yapmıştı. Bir de Bursaspor’a kalecinin hatasından sonra attığı aşırtma gol var.
Bu gol ise; bu akşamki muhteşem futboluna eklediği enfes bir sos oldu. “Ben buradayım” dedi. Zaten Mehmet ile ilgili asıl konuşulması gereken şey, bu golden ziyade, en basitinden duruşuna bile yansımaya başlayan müthiş değişim. Kısacası, muazzam bir potansiyeli var ve bizi bundan mahrum bırakmayacak kişi de ne mutlu ki başımızda.
Ayrıca görünen o ki; yakında Barış Özbek adlı bir oyuncu da transfer edecek Rijkaard.
Sevgilerimle,
Kaan.
(Kaan selamlar. Yazdıktan sonra hatırladım o Kocaelispor golünü. Uyarın için çok sağol.
Bir de dediğin gibi Barış Özbek de katılıyor bir üst düzeye geçen futbolcular arasına. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selamlar,
Öncelikle detaylı maç analizini sabırsızla bekliyorum.
Mehmet Topal için benim de söylemek istediğim bir iki şey var. Kendisini Çanakkale’den beri takip ediyorum. İkinci lig takımından gelmesine rağmen kendisi ile aynı gün imza atan Inamato’dan 10 kat fazla bonservis verilmesinden kalitesini göstermişti. Rijkaard ile ilk anlaşıldığında ben en büyük patlamayı M.Topal’ın yapacağını düşünüyordum. Dünya çapında bir ortasaha (oyunu iki yönlü oynayabilen) TD olmuş, bu M.Topal için bulunmaz fırsat diye düşünüyorum. Rijkaard’dan oyun felsefesini alabilir ve oyununun ileriye dönük kısmını geliştirebilirse. Rijkaard gibi dünyanın sayılı ortasaha oyuncularından olur.
Sevgiler
Melih ERTAN
(Selam adaşım. Herhalde hayatının performansıydı Topal için. Tabi bu performansta Dinamo’nun 4-4-2 oynamasının da faydası vardı. Çünkü Galatasaray orta sahada bir futbolcu daha fazla bulundurdu hep Dinamo’ya göre. Zaten 77′de sıfırlık isabetli pas istatistiğinin başka izahı da yok. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi, açıkçası senin güzel yazıların ve Rijkaard’ın usta teknik adamlığı karşısında yorum yapmak size haksızlık. Yazınızı merakla bekliyorum. Sadece Diyarbakır maçında biraz endişeliyim, zira hakemleri baskı altına alıp ters bir sonuç çıkar endişesindeyim.
(selamlar Yavuz. Estağfurullah, benim sesim de senin sesin kadar gür ya da cılız burada. Diyarbakırspor maçında hakem hatası pek beklemiyorum ben. Adil bir hakem herkesi memnun edecektir. Ama ilk yarı Galatasaray’ın ne yapıp edip Diyarbakırspor’un hızını ve gücünü kesmesi lazım. Eğer önde tamamlarsak ilk yarıyı, gerisi daha kolay gelir. Sevgilerimle. Melih)
Güzel maçtı önemli pozisyon vermeden bitirilen bir maç daha. Mehmet TOPAL’da gözle görülür bir yükşeliş var sakatlıktan çıktıktan sonra, pasları çok isabetli atmaya başladı sağ sola dikine uzun toplarında gözle görülür iyileşme var, isabet oranıda çok iyidi. Ortalarında ceza sahasını tutturamayan Sabri artık %100 isabetli ortayla oynuyor. Bunlar herhalde Rijkaard’ın pas futbolunun meyvaları. Bir de kaptanlık konusunda bu takımın 1. kaptanı Arda TURAN 2. ise Harry KEWELL olmalıdır ne olursa olsun kötü gününde de olsada sadece aklında sahada futbol oynamak var çok iyi bir profesyonel. Artık bunu hak etmiş zamanı gelmiştir diyorum.
Saygılarımla…
(Selam Muharrem. Rijkaard’ın temel bir ilkesi var. Pas vermeyi bilmeyen bu takımda oynayamaz. Topal bu manada oyunun hücum tarafında da daha fazla bir şeyler yapmasını anladığı için bugün burada. Aynı şey Barış Özbek için de geçerli. Yani onlar aynıydı değerlerini Rijkaard yeni anladı durumu yok.
Kewell’un asaleti yeter. Kaptan olmasa da duruşu zengin. Sevgilerimle. Melih)
BİR GOLDEN ÇOK FAZLASI
Merhaba Melih Abi,
Mehmet Topal’ın adeta topu tokatlayarak, havada s çizdirerek yolladığı gol.
Çok şey anlatıyor kanaatimce.
Özgüven birincisi ve en önemlisi. Hani hücumcular defans yaparlar bazen, ya da orta saha oyuncuları hücumculara destek verirler. Ama dünkü gol bir takımın özgüveninin bir orta saha oyuncusuna en iyi yansımasıydı.
İkincisi inanmak idi. Mehmet Topal o kadar inanç ve kararlılık içerisindeydi ki, hiç tereddütsüz uyguladı aklındaki kompozisyonu.
Üçüncüsü ve diğer en önemli konu da takımın dengesi. Bir orta saha oyuncusu ancak dengeli bir takımın verdiği akıl, inanç ve özgüvenle vurabilirdi bu topa.
Hani Mehmet Topal’ın daha önce de uzaktan golleri, ya da denemeleri vardı denebilir. Kanaatimce hiçbiri takımın bütünlüğünü bu kadar anlatmıyordu.
Ve son konu ustalık. Düşünün tüm spor kamuoyu tarafından, geldiği günden beri, sadece hamal ve çapa olarak görülen bir futbolcunun hem de 1+2 pozisyonda 1′den gelerek çıkardığı müthiş bir gol. Gerçekten harika.
Mutlu oldum dün gece. Birçok faktör vardı bunun içinde. Çoğunu bir golle aktardım yukarıda. Ama başka şeyler de var.
Hani skor çok iyi elbette ama namağlup yürümek bu yolda ayrı bir haz.
Deplasmanda rakiplerin korkulu rüyası olmak, farklı skorlarla kazanmak ve bunu yaparken dengeyi + yöne çevirmek.
Ya belki erken ama bazı hatıraların canlanmasına yol açtı ben de bu gelişmeler:))
Bunun hatırlatılması bile güzel, değil mi?
Derin sevgi ve saygılar.
(O derin sevgi saygı ve saygı bizden Erdal. Sanırım gün gelecek Topal’ın üç rakip futbolcuyu çalımlayıp attığı şut golünü de izleyeceğiz bir gün. Hayal mi? Evet hayal. Ama şimdilik. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih abi,
28 Ağustos 2008′den beri Avrupa deplasmanında yenilmiyoruz. Avrupalı gibi oynuyoruz.
Bükreş maçı temelinde sıkıcı gibi duruyor. İzlediğim ortamda herkes öyle algılıyordu. Oysa büyük takım gibi oynuyorduk. Skoru bulduktan sonra al gülüm ver gülüm
Maçın başında Arda sağ forvet gibi gözüküyordu. 2-0 bulduktan sonra orta göbeğe geçti. Rijkaard ne düşünüyordu sence?
Dinamo Bükreş önünde 77 pas gerçekleştiren ve hepsinde isabet sağlayan Topal ayakta alkışlanacak bir istatistiğe imza attı. Eğer bu doğruysa saygıyla eğiliyorum önünde.
(Selam belli ki bu yorumu benim yazımdan önce yazmışsın. Arda Turan evet kanatta başladı ama Sabri Sarıoğlu-Bariş Özbek ikilisi varken çok da gerek kalmadı ona o kanatta. Bu yüzden gezerek oynadı. Doğrusu da bu. Bir ara santrfor mevkiindeydi. Bir ara da Galatasaray altı pası içinde savunma yapıyordu. Arda Turan oyunun iki yönünü oynadığı sürece hangi mevkide bulunursa bulunsun, çok büyük bir değer. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi umarım şu “Koşar Adım Hız” başlığı altında Arda Turan’dan da bahsedersin.
Ben sahaya baktığım zaman kimi gördüğümü anlayamıyorum. Bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar çok kilo alması hayra alamet değil çünkü. Dün de topu ayağına her aldığında durdu. Tamam forvet arkası oynarsa durarak birşeyler yapabilir ama bir kanat oyuncusuydu Arda. Sahada geçen seneki Kazım Kazım’ı gördüm sanki.
Ben Arda’nın dinlendirilmesi taraftarıyım. Yoksa günden güne daha da kötü performans sergilemeye başlıyor. Ayrıca Arda’yı oynatanın da yönetim olduğunu düşünüyorum. Sanki Arda oynamazsa Galatasaray prestij kaybedekmiş gibi düşünüyorlar. Anlayamıyorum bunu nedenini.
Maça gelirsek üzerine pek konuşacak bir şey yok. Kewell’ın, Nonda’nın 5 yaş daha genç olması için 20 milyon euro verin deseler bütün taraftarlar toplanır bu parayı bulurdu herhalde. Bu nasıl bir profesyonellik anlaşıyıdır bilemiyorum. İyi ki bizim takımımızdalar. Özellikle Kewell’ın sözleşmesinin uzatılmasını eminim herkes istiyordur. Çünkü hakediyor. Mehmet Topal da Sivasspor maçında az da olsa eskiye dönüş sinyalleri vermişti ama ben bu maçta bu kadar da olacağını tahmin etmiyordum. Öyle paslar verdi ki, attığı gol zaten muhteşem de, asıl yapması gerekeni yaptığı zaman takım nasıl atağa kalktı gördük. Mustafa Sarp’la beraber muhteşem bir ikili oldular ortasahada. Deyim yerindeyse taş gibiydiler
Neeskens ve Rijkaard’ın giydiği ceketi de nereden bulabileceğimizi öğrenebilirsen çok makbule geçer. Zira çok karizmalardı
Saygılar Abi.
(Selamlar Anıl. Umarım iyisindir. Epeydir görünmüyordun.
Ben aslında Arda’dan bahsetmiyordum başlıkta. Ama Arda’yı yönetimin oynattığı fikrine pek katılmıyorum. Rijkaard öyle bir şeyler tavsiye edilecek birisi asla değil. Yani bırak “hocam şunu yapsan iyi olur” demeyi, bir şey önermeyi aklına bile getiremezsin onun yanında.
Topal bence biraz daha iyi olacak. Özgüveni yerine geldikçe, o da Sarp gibi potansiyelinin tümünü yansıtacak sahaya. Bir de şu ortaya çıktı ki, muhtemelen Topal, “Sarp varken ben oynayamam” diye düşünüyordu, Barış da, “Sarp ve Topal varken ben hiç oynamam” görüşündeydi. Şimdi herkes gördü ki üçüne de yer var bu takımda. Bu da forma rekabetini artıracak ki Tobias ve Ayhan Akman’ın işi artık çok zor. Sevgilerimle. Melih)
Dün akşamki maçta isabetli pas oranı ve yaratıcı düşünce biraz ileri taşınınca, “keyif” de geri geldi. Daha önemlisi uzun zamandan beri ilk kez Galatasaray, “umutkıran” bir üçüncü bölge presiyle rakibine nefes aldırmadı. Gerçi bunun sinyalleri Sivas maçında da verilmişti ama dün akşam daha belirgin ve agresif hale dönüştü. Böyle olunca da “umuttutan” bir Galatasaray yüreklerimize su serpti.
Sevgilerimle Melih ağbi:)
(Sevgiler benden Önder. Sağlıcakla ve ümitle kal. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Sence bir ön libero (adayları Topal, Linderoth, Sarp) ve iki orta saha (adayları Ayhan, Sarp, Topal, Barış) kurgusunun ileriki maçlarda da kullanılmaya devam etmesi takımın hücum yapısını nasıl etkiler? Sence Nonda’nın tek forvet olacağını kabul edersek Kewell, Arda, Elano, Keita 4′lüsünden kimler dışarıda kalır? Kalanlar hangi pozisyonlarda oynar?
Cevabın için şimdiden teşekkür ederim.
Sevgilerimle
(Furkan selamlar. Öncelikle Galatasaray tek forvet değil, üç forvetle oynuyor. Tek forvet derken sanırım tek santrforu kastediyorsun.
Sürekli söylemeye çalışıyorum. Buradaki keramet üç orta saha futbolcusunda değil. Oynayan futbolcuların enerjisinde.
Şu anki kilit kavram enerji. Enerji açısından bakınca Nonda, Kewell ve Elano’dan sadece birisi yer alabilir bu takımda. Ya da en fazla ikisi. Ama üçü birden değil. Belirli bir süre Arda Turan, Elano, Kewell, Nonda ve Keita’yı aynı takımda izleyemeyeceğiz sanırım. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih abi,
Maçtan sonra GSTV’de 577 isabetli pas kullandığımız istatistiğini gördüm. Bunların arasında da rekor Mehmet Topal’dadır herhalde. Özlediğimiz Topal geri dönüyor galiba. Bu orta sahayla belirgin olarak daha az pozisyon veriyoruz. Ama Elano’nun savunma kabiliyetini artırıp onun ofansif özelliklerinden de yararlanmak isteyecek galiba Rijkaard. Maça ve skora göre burada da rotasyon yapılabilen bir yapı oluşturacak gibime geliyor. Yani ofans-defans balansını bir şekilde ayarlayacak hocamız. Selamlar.
(Merhaba. Takımda forma rekabeti oldukça isimleri tartışmayacağız sanırım. Daha üç hafta öncesine kadar Ayhan Akman’ın alternatifinin olmadığını konuşuyorduk. Ama şimdi kimse eksikliğini hatırlamıyor Akman’ın. Zaten sistem de bu demektir. Karşı tarafta ise haberler (ve re sistem tabi) Alexandro de Souza’ya endeksli. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi,
Sivas maçında sanki ilk 20 dakika daha baskılı bir oyun sergilemiştik. Dinamo maçının seyircisiz oynanmasının da bir etkisi olabilir ama sanki bu maçta Sivas’taki baskı yoktu. Zaten Bükreş evlere şenlikti. Bu kadar isteksiz, ne yaptığı belli olmayan bir takım görmedim desem yeridir. Sanırım bu maçta Barış orta sahaya daha bir enerji ve istek kattı. Umarım o da Rijkaard’ın ve ekibinin engin bilgisinden faydalanıp ikinci bir Sabri olur kendini geliştirme anlamında. Öte yandan Arda sanki biraz güçsüz, isteksiz ve takım arkadaşları kadar konsantre değildi. Neyse sonuçta maçı yavaş, antrenman havasında geçen bir oyundan sonrada olsa aldık ve İstanbul’a döndük.
Sivas maçından sonra yazdığın yazına nacizane bir yanıt yazmış bazı eklemeler yapmıştım, ama sanırım o kadar çok yazı vardı ki sen görmedin. O yanıtta sana bir soru yöneltmiştim: Eğer bizim rakip defanslara yaptığımız bu baskı bize yöneltilirse Servet, Gökhan, Balta ve Sabri dörtlüsüyle bu presi aşabilir miyiz diye. Baskı altında olmadığımızda dahi Servet uzun paslardan tamamiyle vazgeçmiş değil. Bu zayıf teknikleri ve adam geçme zaafları bize çok sorun açmaz mı?
Servet burda ne yapar?
Selamlar abi!
Hatta bir düşünce deneyi yazmıştım. Diyelim ki Barcelona ile oynuyoruz, top bizde, defanstan çıkmak istiyoruz, fakat İniesta, Xavi, İbrahimovich, Messi ve onların Keitası bizim yarı alanımızı ve ceza sahamızı parsellemiş, ve fazla bir enerji harcamadan alan daraltıp topu çıkartmıyorlar
(Selamlar Ali. Mesajını yayınlamıştım ama sorunu yanıtlamamıştım. Şimdi sırasıymış. Evet dediğin doğru Dinamo karşısında agresif bir pres yapmadı Galatasaray. Daha doğrusu presi biraz daha geriden yaptı ve başlattı.
soruna gelince. Presten kurtulmak her zaman için mümkündür. Kim yaparsa ve nasıl yaparsa yapsın. Eğer yeteri kadar hızlıysanız ve fizik gücünüz varsa, size pres yapan takımı gölge presi yapar duruma sokarsınız bir anda. Bu yüzden modern futbolda herkes kendi oyununa konsantre olur.
Soru tabi şu. Galatasaray şu an her presi aşacak kadar hızlı ve kuvvekli mi? Pek değil. Ama buraya doğru evriliyor. Mesela Dinamo’nun oyunu geride kabul etmesinin nedeni de biraz buydu. Yani presle bir şey yapacağını düşünmemesi. Sevgilerimle. Melih)
Deneysel maçlar oynuyor GS.
Büyük projesini olgunlaştıracağı laboratuar
ortamı gibi değerlendiriyor birçok maçı.
D. Bükreş maçını izlerken sanki bir ara satranç müsabakası izliyorum hissine kapıldım.
O denli kurgulayarak, her adımını kontrol ederek oynadı oyununu.
Elimde rakamsal veriler yok. Tamamen izlenimlerim üzerinden konuşursak
*Topa sahiplik oranı muhtemelen tarihi bir orandır.
*Pas dolaşım zincirleri, kümeleri diyebileceğimiz topun her ele geçirilişinde kesintisiz kullanım süresi ve ard arda eklenen pas sayısı olarak rakibi oyundan düşüren, paralize eden bir seviye tutturuldu.
*Doğal olarak top rakipteyken topu kazanmak için koşulan toplam mesafe minimize edilmiş oldu.
*Pas dolaşım hızı ve isabet oranı yüksekti.
*Pas haritası ve sahaya yayılımı dengeliydi.
Sahanın her yeri eşite yakın kullanıldı. Sık sık top diğer kanada aktarıldı.
*Bireysel topla oynama oranlarında çok sayıda oyuncu birbirine yakın süreler yakaladı.Takımın tümüyle dahil olduğu bir
topu paylaşma düzeni tutturuldu.
*Top nadiren havaya kalktı.
*Çok az top kaptırıldı.
*Girişim adedi başı verimlilik yüksekti.
*Neredeyse hiç pozisyon verilmeden yeterli pozisyon üretildi.
*Maçın hiç bir anında kimsenin aklında acaba
kuşkusu yaratmayacak bir oyun hakimiyeti sağlandı.
Seneler önce Avrupa takımları gelir biz bir şey oynamadılar diye düşünürken Türkiye’de farklı kazanır giderlerdi.
Aynen o yolda GS.
Büyük takım olma yolunda.
Bu maçları forse ederek sağlı sollu boğarak oynayabilir ve belki daha da farklı kazanabiliriz.
Ama yarın daha üst düzey takımlara karşı
sonuç alacaksak böyle oynamaya alışmalıyız.
Böylenin hızlısı ve tempolusu..
Dün göze çarpan eksiklik dikine hızımızdı.
Kaç pasta ve kaç saniyede rakip kaleye gidildiği penceresinden bakarsak görünüm
vasatı geçmemiştir.
Üçüncü bölgede daha fazla oynayabilen ve dikine daha hızlı çıkan bir tempoya evrilmeli bu oyun.
Zamanla üstüne koyarak varılacak yer dünya futbolunun zirveleri olacak.
Bu gözüküyor.
2-0 öne geçip Hamburg’a yenilmemenin, 3-1′den Bordeaux’ya yakalanmamanın yolu buralardan geçiyor.
Ve bilinçle, nereye gittiğini bilerek oraya yürüyor GS.
Sabri Avrupa transfer gündemine girecek bir gelişme kaydetti dört ayda.
Mustafa müthiş.
M.Topal, Barış ufak ufak katılıyorlar.
Arda adım adım planlanan yere yürüyor.
Trendi önemsemeli. İniş çıkışlara takılmada.
Teşekkürler FR ve arkadaşları.
Bir jenerasyon birlikte olmalıyız biz.
(Selamlar.
Birazdan istatistikleri toparlayıp yayınlayacağım topluca. Onun üzerinden konuşsak sanırım daha doğru. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
merhabalar, herkese huzurlu günler diliyorum
galatasaray özlediğimiz oyun düzenine kavuşuyor galiba melih bey, özellikle herkesin kafasına yer eden fatih terim dönemi saldıran, yıpratıcı pirana denilen ortasaha tarızına benzer bir sistemi geliyor galiba.. ben yine de ısrarla orta sahamıza linderoth’un oturtulmasını (bakınız top çalma ve oyun okuma özeliği mütiş bir adamdır ki aralara topu da iyi kulanır) gerektiğini düşünmekteyim.
bu arada sabri’ye değinmeden edemeyeceğim inanılmaz bir performans gösteriyor izlediğim son 4 maçta topu bel hizasının üstünde ayak içi ve dışı kulanışı muhteşem (bu özellik serdar eylik’de de var) çalıştığı belli, çok çalışmalı daha özelikle mehmet topal gibi topu ceza sahası çizgisine yakın tutup şut atmalıyız bol şut kesinlikle futbolcu çalışmak zorundadır mesleğine saygı duyuyor ise kendini aşamak zorundadır, aşmalıdır.
arda turan’ın boş zamanlarında toplu topsuz kaç saat çalıştığını antremanda hangi eksik özeliklerini geliştirmeye yönelik neler yaptığını veya yapıldığını çok merak ediyorum. neden mi çünkü arda turan, sabri, mehmet topal durursa galatasaray, türk milli takımı asla kazanamaz bunu önlemek ellerinde ya dünyanın en büyük takımlarında oynarlar ya da medyada kötü haberlere konu olup (arda’nın çeşitli kadınlarla yazılması gibi) parçalanıp giderler bunları kafalarına takmadan, ki dünyanın en büyük kulübünde top oynuyolar mutlaka çok çalışmalılar bir de takımda farka gidince bir düşme oluyor bunu da teknik kadronun oyuna yandan müdahale etmemesi olarak görüyorum.. 2 ve 3 gol bulunca oyuncular disiplinden kopuyor bu bariz belli, yandan teknik kadro goller sonrası saha içini motive etmelidir, ki bunu iyi bilirim, futbolcuyu kendine getirmeliler bu arada bir de serkan çalık neden oynamıyor sakatlığı devam ediyor mu yoksa maçlarda tercih edilmiyor mu yazma fırsatı için teşekür ediyorum ….
(Selamlar. Kısa kısa üzerinden geçecek olursam. Serkan Çalık sakat değil. Fakat form durumu olarak 18′e giremiyor. Devre arasındaki kamptan sonra tam anlamıyla hazır olabilir sanırım.
Dinamo maçında oyun disiplini bakımından bence mükemmeldi takım. Skoru aldıktan sonra rakibe pozisyon vermeden kontrol futbolu oynayarak, ama bunu yaparken kendi yarı sahasından da uzukta tutarak tamamladılar maçı. Sanırım siz 8-0, 10-0′lık skorlar istediğiniz için duruyor diye düşünüyorsunuz takımı.
Kanımca kuvvet antrenmanı dışında ekstradan antrenman yapamıyor kimse. Çünkü buna vakit yok. Şimdi düşünün. Perşembe gece yarısı İstanbul’a döndüler. Sabah rejenerasyon antrenmanı yaptılar, dinlenmeye devam ettiler. Yarın sabah bir antrenman yapıp Diyarbakır’a hareket edecekler. Ertesi gün de maça çıkacaklar. Sarp’ın dediği gibi dışarıdan görüldüğü değil durum. Sevgilerimle. Melih)
bu arada maçın içinde değinilmesi gereken çok oyuncu var ama okuyanları sıkmak adına hepsi süperdi demem yeterli sanırım. ama benim için kewell ve barış inanılmaz oyuncular yönetime çok teşekür ediyorum transferleri için kewell ve barış için 3 adet mor forma aldım bu sezon
)
(Selamlar. Kesenize bereket. Güle güle (her manada) giyin formalarınızı. Sevgilerimle. Melih)
selam herkese,
bir süredir bu siteyi ilgiyle izliyorum… iyi niyet ve iyimserlik çok güzel bir atmosfer oluşturuyor yazı ve yorumlarda. ancak, değerlendirmelerin büyük kısmına katılsam da bir gerçek bence değişmiyor…
cimbom sıkı takımlara karşı “güzel” futbol oynayamıyor.. çok kolay maçlarda da (örn. buca, d.bükres) oyun konsantrasyonumuz anında düşüyor… dün takımda sadece kewell vardı “coşkusu” ile oynayan.. orta 3′lünün hırsı değil bahsettiğim… bir çeşit “heves”, oynamaktan keyif almak durumu.. sezon başındaki arda’yı hatta keita’yı düşünün.. ya da efsane milan’ı, ajax’ı (yaptıkları şeyden keyif alma anlamında)… cimbomun ciddi psikolojik terapiye ihtiyacı var gibi geliyor bana.. bu kadar kaliteli ve hatta şu ana kadar son derece de başarılı bir takımın coşkusu yok takımda.. tabi bence.
tüm teknik analizler bir yana, belki de yapılabilecek en iyi şeylerden biri, (elbette dün akşamki maç için konuşmuyorum:)) taraftarın cimbomu şevke getirecek şekilde performans göstermesi… maç önü coşup, maç anında sonu gelmez tekrarlar ile, stadın dinamiznini kaybetmesine yol açıyoruz..
F.R. zaten rüştünü fazlasıyla hem burda hem dünyada ispat etmiş birisi.. mentalitesi ve performansı da müthiş… takımı o doğru yolda sürecektir mutlaka.. ancak kolay maçlarda konsantrasyonu yüksek tutmak, zor maçlarda hırçınlaşmadan mücadele edebilmek adına bence artık tribünlerin de oyunun aktif parçası olması zamanı geldi.. çarşı gibi maçtan, hatta kentten
kopuk, maçın çoook önüne geçen bir şova geçmek değil kastım. ya da saracoğlu’nun sadece GS maçlarında ortaya çıkan, kendinden geçercesine eğlenen havası da değil..
takımı ile uyumlu “oynayan”, gerekmedikçe maçın önüne geçmeyip takımı ileri doğru ittiren, takım oyundan düştüğünde ayağa kaldıran..
bu saatlerce monoton bir nakarat tekrarı olmamalı. bence bu konuda kafa patlatıp organizasyonlar yapılmalı taraftar gruplarınca.. ben bu konuda GSTV’nin çok kullanılabilir bir enstrüman olduğunu düşünüyorum..
yoksa hepimiz kendimizi TD zannedip konuşuyor.. ama hiçbirimiz “başarılı” taraftar olamıyoruz. (sözüm meclisten dışarı melih bey:) akılla ters düşmeyen her yorum muteberdir.) ve dün akşam göstermiştir ki tarafar yoksa futbol da yok sayılır…
(Selamlar. Öncelikle teşekkür ederim yorum için. Taraftar ya da tribün performansı konusunda maalesef inanılmaz geri durumda Galatasaray. Taraftarı takımın inanılmaz gerisinde. Bu mesele hakkında burada çok yazılıp konuşuldu, ama bir santim bile ileri gidemedik.
Belki nedenlerini iyi saptayamıyoruz bu meselenin, ya da bilmediğimiz başka çarklar dönüyor. Bilmiyoruz. Bildiğimiz taraftarın bu takımın oldukça gerisinde olması. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Yüzüm yine gülmeye başladı. Son yazımda ısıran bir orta saha ile neden oynamadığımızı sorgulamış ve yıllar boyu Galatasaray ile özdeşleşmiş sert orta saha performansında düzeltme yoluna gitmemiz gerektiğini iletmiştim. Sanki Rijkaard yakarışlarımızı duyuyor gibi. Şaka bir tarafa, Rijkaard bence yapmak istediği şeyleri yavaş yavaş takıma oturtmaya başladı diye düşünüyorum.
Bugün çok fazla işim var ve uzun zamandır işlerden kafayı kaldıramıyorum. Ona rağmen zor da olsa bir yazı yazdım. Onu da sizlerle paylaşmak isterim.
Sevgi ve selametle…
http://kayipzamaninpesinde.blogspot.com/2009/11/dinamo-bukres-galatasaray-futbolun.html
(Atillacığım selamlar. Umarım iyisindir. Paylaşım için çok teşekkürler. Eminim herkes keyifle okuyacaktır. Sevgiler. Melih)
Melih abicim selamlar,
İşler iyi gidiyor ancak bir sorum var. Yüksek ortalar Nonda olduğundan mı, yoksa Rijkaard’ın isteği mi? Baros gelince düzelebilir belki ama onsuz dönemde nasıl giderilebilir? Elano?
Teşekkürler
(Burakçığım selamlar. Öncelikle Rijkaard’ın hilafına değil. Öyle olsa, yani futbolcular inisiyatif alsa, kesilirdi ikinci yarıda. Devam etti. Esasında biraz da maç yazısında yazdığım durum. Kewell’un Nonda’yı yedeklemesiyle gizli çift santrforla oynuyor Galatasaray, ki bu da kanat ortalarını biraz daha gerekli kılıyor. Ama yine de şart değil orta yapmak. Pasla da aynı verimi almak mümkün. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih Bey,
Artık maçlardan sonra yazılarınızı okumak, bunu benim görüşlerimle üst üste koyarak benzerlikleri ve farklılıkları görmek, kendi adıma futbol (özelinde GS) keyfimi gerçekten artırıyor.
Dünkü maçla ilgili olarak Elano, Keita ve hatta Ayhan’ı ilk 11 de göremeyince ilk yarıda rakibi boğarak sonucu elde edecek ve 2. yarıya başlarken en az 2 oyuncu değişikliği ile başlayacağımızı tahmin etmiştim. Öngörümün ilk kısmı tutsa da oyuncu değişikliklerinin çok geç gelmesi beni tedirgin etti. 2 haftada 5. maçına çıkacak olan Arda, Servet, Sabri, Gökhan, Balta ve özellikle Kewell konusunda Diyarbakır maçıyla ilgili ciddi tereddütlerim var. Çünkü FR nin Diyarbakır maçına dün izlediğimiz kadroyla (cezalı Sarp hariç) çıkacağını tahmin etmek artık zor değil. Bu oyuncularda bu kadar yoğun tempo üzerine yaşanabilecek olası sakatlıkların, kısa süreli olmayacağından ve hafta sonu oynanacak maçta ortaya çıkabilecek yorgunluğun Diyarbakır karşısında puan kaybı yaşamamıza sebep olabileceğinden korkuyorum. Karşımızda hafta içinde yaşadığı olaylardan dolayı aşırı motive olmuş bir takım, taraftar ve teknik direktör olacaktır. Kendilerinin bu lige ait olduğunu başkanlarına ispat etme çabasında olacak futbolculardaki hırs eğer aşırı sertlikle birleşirse geçen seneki sakatlık kabusunu tekrar yaşayabiliriz diye düşünüyorum.
(Ara Not: Belki yazmışsınızdır ben de atlamış olabilirim ama geçen sene yaşanan sakatlıkların bu sene şu ana kadar aynı boyutta yaşanmamış olması ve yaşanan ufak sakatlıkların iyileşme sürelerinin geçen seneye göre kısa olmasının sebepleri sizce nelerdir?)
Sistemle ilgili olarak, FR’in oyun anlayışının geçmiş tecrübelerine istinaden zaten 1+2 orta sahalı sistem olduğunu düşünüyorum. Barca bunun en açık örneği olarak zaten önümüzde. Hatta ŞL de Rubin deplasmanında izlediğimiz 4 orta saha (Yaya, Keita, Xavi, Iniesta) + Messi, İbra dizilimi de dün gördüğümüz Kewell, Nonda dizilimiyle epey benzerdi. Burada yaptığım Barça kıyaslamalarında belki bazı arkadaşlar Barış=İniesta dediğimi zannedeceklerdir ancak benim söylemek istediğim Barış’ın İniesta olduğu değil, onunla aynı şekilde görevlendirilmiş olmasıdır. Bugünkü Barça’nın tohumlarının Cruyff ve akabinde FR tarafından atıldığını düşünürsek aynı sistemle oynamaya çalışmak da gayet doğaldır.
(Selamlar. Öncelikle bir konuda özür dileyim. Barça Galatasaray benzetmesindeki bazı isimleri yanlışlıkla uçurdum.
Yorumunuza gelince. Sanırım Rijkaard aynı kadroyu sürerek iki mesaj veriyor futbolculara. İlki, oynayanlara yönelik, “sizlere güveniyorum, profesyonelliğinize güveniyorum” mesajı. (Esasında bir futbolcu uykusunu uyur ve gerekli sıvılarını alırsa, 48 saat içinde tamamen dinlenmiş olur.) İkincisi ise oynamayanlara yönelik: “En az sahadakiler kadar iyi olmalısınız.”
Bu anlamda Diyarbakırspor karşısında bir kaza yapacaksak bu yorgunluktan olmayacak sanırım.
İkinci olarak, esasında son iki maçta Rijkaard 4-3-3′ün nasıl oynanması gerektiği konusunda da mesaj veriyor takıma. Özellikle de Arda Turan’a. (Dinamo maçında hem Kewell, hem Arda Turan, özellikle de Arda Turan defansif olarak inanılmaz iyiydi. Ki total futbol da esasında bunu gerektiriyor.
Geçen yılki sakatlıklara gelince. Bilindiği gibi geçen sezon sağlık kurulumuz inanılmaz eleştiriliyordu. Bu sene de aynı sağlık kurulu var ama tek bir şikâyet yok. Hatta müzmin sakatlar bile (Emre Güngör, Serkan Çalık, vd.) takımla beraber çalışıyor.
Sorun neredeydi? Sorun geçen sezon takımın inanılmaz az sayıda antrenman yapması ve futbolcuların kuvvet idmanını neredeyse unutmasıydı. Dolayısıyla hep sakat vermiştik. Tabi bu tabloya, 2008′deki tahribatı da eklemek lazım.
Görüşmek üzere sevgi ve saygı. Melih)
Selamlar Melih abi
Dün maçı 90 dakika seyretmedim fakat ortaya cıkan bu yeni durum esasında Kadıköy’den baslayarak sürmesi gereken bir durumdu. Bir kere su anda topu kapmak icin yalancı bir baskı yok, önceden rakibe karsı motive olamayan ya da yoruldugu icin acıklar veren bir savunma ve ileri uctaki yeteneklere epey bir gebe bir durum sözkonusu idi sanki, fakat su anda baskıyı kuran orta alan aynı zamanda kendine de daha fazla zaman ayırabiliyor gibi. Yani demem o ki topu kullanmak aynı sistem icerisinde sadece pres sebebi ile daha basitleşmiş görünümü veriyor ve bu durum tabii ki topu cok daha üst düzey kullanabilen bir Elano ya da Arda ile yaratılmıs olsaydı Topal, Sarp, Barıs’ı bir arada göremeyebilirdik. Ancak sunu da unutmamalıyız ki bu yapı bize rakipler karsısında hem kırılgan olmaktan uzak bir takım ve aynı zamanda mükemmeliyeti tamamen basit oynayabilerek elde edebilcek takım oyununu giderek gelişebilecek sekilde ortaya koymamızı saglayacaktır diye düsünüyorum. Ve sunu da hissediyorum oyuncularımızdan; Sabri, Topal gibi, kendilerinde olan potansiyellerine giderek ikna ediyor gibi Rijkaard. İşte burada en önemlisi özgüven ve gercekten neler yapabilecek oldugumuzu biliyor olmak. Ezber böyle bozulur heralde:)
(Fatih selamlar. Rijkaard yeni düzende bir çıta koymuş oldu. Bir savunma çıtası. Eskiden daha çok hücum çıtası vardı. Artık takıma girecek futbolcular savunma anlamında da bu çıtanın üzerine sıçramak zorundalar.
Galatasaray’ın şöyle bir avantajı var. Pazar gününden sonraki tatilde tüm takım halinde çalışabileceğiz ve kuvvet yüklemesi yapabileceğiz. Dolayısıyla son virajda çok daha iyi bir Galatasaray seyredeceğiz. Öngörü bu şekilde.
Bir de minik bir şey. Sabri Sarıoğlu ve Mehmet Topal aslında potansiyellerinin yüzde 60′ında filanlar. Keza Barış Özbek de. Zaten Sabri yazısını yazmaya da bu yüzden karar verdim. Yani gidilecek çok yol var. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi merhaba
Yine sayısal veriler ile süslenmiş harika bir analiz olmuş. Tek bir noktada seninle hemfikir değilim. Son iki karşılaşmada ismini en az duyduğumuz futbolcunun Leo Franco olduğunu düşünürsek, rakip takıma verilmeyen pozisyonların sebebinin özellikle 4-3-3′ün yeni üçlüsünün değil son iki karşılaşmada 10 kişi ile topun arkasına geçebiliyor olmamız olduğunu düşünmüyorum. Topun arkasına daha önce de geçebiliyorduk ancak senin de belirttiğin gibi bunu rakibe yapılan sert pres ile katma değerlendiremiyorduk. Barış Özbek’in ilk 11′e monte edilmesi sonrası kendisinin hem Topal’ın özellikle de Sarp’ın üzerinden aldığı yüklerin tüm takıma olumlu olarak yansıdığını düşünüyorum. Buna Arda da dahil. Orta saha üçlüsünü oluşturacak isimlerden bağımsız takımın bu seviyede oynayacağı maçları yaşamaya başladığımızda çıktığımız total futbol yolculuğunda daha güvenli ve bir o kadar da süratli yol alabilecek duruma geleceğiz diye ümit ediyorum.
Sevgiler
(Yalçın. Canım Kardeşim. Peki senin dediğin gibi olsun. Yani son iki maçta verilmeyen pozisyonların esas nedeni üç orta saha görevli futbolcunun oynaması olsun Galatasaray’da. Seni üzmem:-)) Sevgiler. Melih)
Selam Melih bey,
Rijkkard’lan rekorlar gelebilir:
10 maçta 30 gol.
Galatasaray’in simdiye kadar Avrupa kupalarinda en cok gol attigi sezon 1999/2000.
Real Madrid CF Super Cup maçi resmi olarak 99/00 sezona ait oldugu için o maçi da o sezona ekledim. Böylece 1999/2000 sezonunda Galatasaray SK Avrupa kupalarinda 18 maçta 31 gol kaydetmisti. (Super Cupsuz: 17 maç ve 29 gol)
10 maçlik yenilmez serimiz var su an 2009/2010 Avrupa kupa sezonunda.
Su anki rekor:
15 maç [99/00 (Super Cup dahil) - 00/01]
Sevgi, saygi ve selamlar
Sercan
(Sercan selamlar. Sanırım gol rekorunu gruplar bitmeden kıracağız. Ama şöyle bir şey var ki, 1999-2000 sezonundaki maçların zorluk derecesi bu senekilere oranla çok yüksekti. Yani o 30 gol, şimdiki 30 golden neredeyse üç katı daha kıymetliydi.
15 maçlık yenilgisizlik rekoruna gelince. Sanırım bu konuda konuşmak için çok erken.
Bir de galiba Avrupa’da en çok gol attığımız takım oldu Dinamo Bükreş. Toplam 14 gol attık 6 maçta. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)
Merhaba Ağabey,
Bir evrimden bahsederken ben de bir kıyas yapmak istedim; total futbolu uygulayan 2 takımın 2 orta sahası; orta sahalar takımın can damarı diye buradan bakalım…
Chelsea Barça’ya karşı- Ballack-Essien-Lampard gibi üc dev (Puma reklamındaki biyonik adamlar gibi) vs. Xavi-Iniesta-Toure gibi nispeten daha narin ama daha teknik üç futbolcu.
Rijkaard bizi önce fiziksel kısım diyerek bir total futbol yolculuğuna mı eviriyor? Sence evrim bu hedefe gidişte bir geri adım olarak değerlendirilebilir mi? Yani Elano’dan bir fizik çıkmayacağını anlayınca Mustafa Sarp’tan ne çıkara mı geri adım attık?? Yani Elano’dan orta saha çıkmayağına mı karar verdik bu speklerde?
Evrimde geri adım olmaz farkındayım
ama senin dediğin forma aslanın ağzındanın yanısıra işin bu boyutu için ne düşünüyorsun.
Forma aslanın ağzında modeli biraz Daumvari ve özellikle 4-3-3 duzeninde orta saha oyuncularını geniş kadroda fit tutma gibi bir risk de taşındığı düşünülürse, cevabını merakla bekliyorum.
(Emre selam. Çalışmadığım yerden sormuşsun:-))
Kafamdakileri bölük pörcük yazacağım. Çünkü bu konuda tek bir yanıt yok. Yanıtlar toplamı sözkonusu.
1. Elano meselesi: Elano hazırlık kampı geçirmemiş, sezona başlamış istim de sonradan gelsin denilen bir futbolcu. Onun dışındakilerin hepsi (Keita dahil) sezon başı kampına katılmış, kuvvet çalışmalarını yapmış oyuncular.
Ancak sezonun ortasına geldikten sonra Galatasaray’ın hücum hattı, takım savunmasındaki görevini yapmamaya, yapamamaya başladı. Bunun nedeni esasında kuvvetsizlik değil mantalite. Burada da Elano günah keçisi durumuna sokuldu. Oysa ki sadece Elano değil, kuvvetli futbolcularımız da takım savunmasına yardımcı olmuyorlardı.
2. Kuvvet meselesi: Esasında total futbol oynamak için ilk şart çok ciddi fizik güce sahip olmak. Evet Iniesta, Xavi filan biraz narin görünüyorlar, ama o üstün tekniklerini kuvvetli oldukları için gösterebiliyorlar. Fizik değerleri ve güçleri Lampard gibilerin bir seviye altında değil kesinlikle. Ama Lambard gibilerin teknik seviyesi kesinlikle Iniesta ve arkadaşlarının bir seviye altında. Bu yüzden biz Iniesta gibileri teknik, Lampard gibileri oe kuvvetli görüyoruz.
3. Hücum ve savunma kurgusu: Hücum yapmak daha kolay öğrenilen bir şeydir her zaman. Hele Türk futbolcusunun yetenekli olduğu dikkate alınınca. Ama defans yapmak başka meziyetler ister. Organize olmak gerekir, toplu düşünmek gerekir.
Sezon başından bu yana dersimizin hücum bölümünü biraz fazla çalıştık. Savunma bölümünü ise biraz ihmal ettik. Daha doğrusu şunu söylemeye çalışıyorum. Hücum yaparken sahaya her an savunma yapacakmış gibi yayılamadık hiçbir zaman. (Örnek TS’den yediğimiz ikinci gol.) Rijkaard şimdi total futbolun savunma dersini çalıştırıyor takıma. Savunma yaparken her an hücuma çıkacakmış gibi sahaya yayılmayı da öğreniyor otomatik olarak takım şimdi. Bu takım gözü kapalı savunma yapmayı öğrendiği an çok daha iyi hücum yapacak.
4. Sonuç: Ben hayata lineer değil, helezonik bakıyorum. Yani çembersel, Şu an çember üzerinde hareket ediyoruz ve bu bize geriye doğru gidiyormuşuz izlenimi veriyor. Çember tamamlanıp bir üst çembere geçtiğimizde aramızdaki farkı radikal olarak göreceğiz. Yani şu an ikinci fazdayız. İkinci yarıda üçüncü faza (hücum ve savunma birarada) geçeceğiz.
Sevgiler. Melih)
melih abi yazdığın yazının her satırı için teşekkürler bizi öyle yüreklendiriyorsun ki içimde 2. UEFA kupasının heyecanı var.
(Selam. Açıkça fazladan ümit vermek istemem asla. Kişisel fikrimi merak ediyorsan, UEFA Avrupa Kupası’nı ne telaffuz etmek lazım, ne de düşünmek. Bence bu konuda Fenerbahçe daha doğru bir konumda. Beklentileri yükseltmemek lazım. Çünkü düşüşler o derece yüksekten ve sert oluyor. Sevgilerimle. Melih)
Unutuyorum bazı şeyleri. Zamanla olan kavgada bir iki güçlü yumruk yedim sanırım. Sanki kıvırcık saçları ve gözün gördüğünün ilersine bakan ifadesiyle hep o vardı kulübede. Sanki ondan öncesi yoktu, biz hep onu seyrettik gol sevinçlerinde. Bazen de gerçekmiş gibi gelmiyor, ayağa fırlayarak, iki parmağı dudaklarının arasında var gücüyle ıslık çalarken. Nou Camp’ın müdavimlerini arıyor gözlerim Sami Yen’in Kapalısı’nı görünce, çünkü gerçek değil ya da olmamalı, her yer sarı kırmızı ve o bütün ihtişamıyla hepimize ilham kaynağı olmuş kişi ortada. Sonra… Günahkâr bir gurur kaplıyor bünyeyi, üst dudağı hafifçe gerdiren sinsi bir gülümseme. “Size kavganızda başarılar beyler, ben hatalar yapmaya gidiyorum ve her bir hatamdan keyif alacağım kibirli gerçekliğe inat. Zaten koşmayı yürüyerek öğrenmedim; emekledim… düştüm… kanadım… en çok da düşerken öğrendim kalkmayı ve daha güçlü denemeyi”.
Senin gibi yaralarımı-kusurlarımı- saklamadım ben. En çok yaralarımı sevdim aslında, bana kendimi anlatan, nasıllarımı ve nedenlerimi cevaplayan. Belki bu yüzden gerçek gelmiyordur kıvırcık saçlıyı mabette görmek ve bir o kadar da eski ve bizden.
Algılarım karışıyor bazen. Rakibini bilmek mi erdemdi, yoksa bir düşünür mü demişti “kendini bilmek nice ilimdir” ya da bunun gibi bir şey. Kusurlarını bu kadar bilen ve seven biri olduğu için ilham kaynağıdır belki. Ne de olsa, “günahlar haklarımız, hatalar mükkemmeliyetimizdir”. Daha çok hata yapıp, düşüp, kanayıp, daha hızlı koşmayı öğrenmek dileğiyle.
son bir bulgu: kıvırcık saçlı hep bizimleydi, biz farkında değildik(?).
Ali
(Ali selam. Bu şiirsel yorum için çok sağol. Aynı anda birçok şey gördüm ben burada. Sevgiler. Melih)
Abi merhaba. Gruplardan çıkan ilk takımız bu sene hayırlısı olsun bir de grup lideri çıkarsak takıma daha da güven gelecektir daha ileriki turlara çıkacağımızdan eminim tek şart çalışmak çalışmak çalışmak……….Saygılar…
(Selamlar Sarper. Sanırım bu bilgi doğru değil. Yani üst tura çıkmayı garantileyen tek takımın Galatasaray olduğu bilgisi. Benim gördüğüm kadarıyla Werder, Shaktar da garantilemiş durumda. Bir de 12 puanı olmasına karşın üst turu hâlâ garantilemeyen Salzburg gerçeği var. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba,
Siteyi bir kaç aydır takip ediyorum, yorumlarınızı oldukça güzel buluyorum öncelikle bunun için tebrik ederim sizi.
Galatasaray’ın Rijkaard’ı getirdiği zaman oldukce sevindim. Total futbolun Galatasaray için oldukça uygun bir sistem olduğunu düşünüyorum. Galatasaray Türkiye’ye bu konuda öncülük etmiş olması gelecek açısından da oldukça faydalı olacak. Hatırlarsak Fatih TERİM zamanında ilk 4-4-2′yi uygulayan takım da Galatasaray’dı. Tabii ki sistemlerin oturması zaman almakta. Ama Galatasaray’ın 4-3-3 konusunda çok da zorlandığını düşünmüyorum. Bunun kadro kalitesi ve teknik ekibipten kaynaklandığı kanaatindeyim. Ama bazı transferleri anlamakta zorluk çekiyorum. Mesela Elano BLUMER.
Düşündüğüm zaman sistemde koyacak yer bulamıyorum. Belki Galatasaray’ın Xavi’si olarak transfer edilmiş olabilir. (Ki Strum Graz maçında bunu başardığı kanaatindeyim dakika 70′den sonra.) Sanki bizim takımı yavaşlatan bir oyun yapısı var. Ben Galatasaray’ın orta sahaya Hamit ALTINTOP tarzında bir oyuncu alınması kanaatindeyim. Sabri için söyleyeceğim şey ofansif açıdan oldukça kuvvetli ama son Sivas maçında yaptığı 7-8 ortadan 1 tanesi Kewell’a buluştu diğerleri rakip defans oyuncularına adeta idman topu gibiydi. Bu yönden Keita’nın eksikliğini çektiğimizi düşünüyorum son karşılaşmalarda. Mehmet TOPAL ne zaman tek önlibero oynasa aynı performansı veriyor ama yanında başka bir önlibero olduğunda inanılmaz hatalar yapıyor. Evet şut özelliği oldukça iyi. Bu arada Melih bey geçen sezon kocaelispor’a attığı golde de kimseye değmemişti sanırım top:)
Diyarbakırspor maçında da aynı kadroyu koruyacağını ve Sarp-Akman değişikliğinin olacağını düşünüyorum.
Hakan BALTA’nın performansında düşüş olduğunu düşünüyorum ve Caner’in birkaç maç bu bölgede oynatılmasının özellikle sistem açısından oldukça iyi olacağı düşüncesindeyim.
Bu benim ilk yorumum oldu bundan sonra da elimden geldiğince birşeyler yazmaya çalışacağım. Hoşbuldum:)
(Selamlar. Yine de mutad olduğu üzere hoşgeldin diyeceğim ben. Yorum için teşekkürler.
Elano için ikinci yarıyı beklemek gerektiğini düşünüyorum temelde. Bir de şunu unutmamak gerekiyor ki Elano’yu isteyen Rijkaard’dı. Keita’yı istediği gibi. Ya da Arda Turan’dan bir Iniesta yaratmayı düşlediği gibi.
Popescu gibi bir futbolcu geldiğinde bile, ki Barça’nın kaptanıydı transfer olduğunda, ilk yarı ciddi biçimde eleştirilmişti. Elano için biraz sabır.
Orta meselesi ve Sabri Sarıoğlu. Esasında son yazıda biraz buna değindim. Total futbolda orta diye bir şey yoktur temelde. Pas vardır. Orta da söz konusu olacaksa, bunun tek yolu sıfıra inmektir. Eğer takım topu olur olmaz ortalıyorsa, bunun, oyunu geriden kurmadan stoperlerin topu ceza sahasına şişirmelerinden hiçbir farkı yoktur.
Herkesler Sabri Sarıoğlu’nu çok beğeniyor son maçlarda, ama bence geriye gitti.
Balta konusunda biraz haklısınız. Ama Caner Erkin’de de şöyle bir şey var. Bildiği futbolu oynuyor temelde, Rijkaard’ın istediği futbolu değil. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)
Selam Melih Abi,
Bu anlamda Galatasaray’ın oynadığı pas futbolunun, içinde kaos futbolundan (“ortala topu ceza sahasına, Nonda olmazsa Kewell vurur, o da vuramazsa Barış Özbek var” futbolu) izler taşıyan bir bileşime evrildiğini söylemek mümkün.
Sanki bu yazdigindan bir yakinma hissettim ama bunlari da mac icinde asiriya kacmamak sekilde yapmak lazim yani mac izlerken topu hep sisiriyoruz diyecek kadar da olmamasi lazim.
(Selam Kerem. Doğru anlamışsın. Biraz kinaye var orada. Maalesef bu tip şeyler (topu ortalama) hemen alışkanlık yaratır. Bizim oynadığımız, oynamaya çalıştığımız futbolun temeli pas ve hız. Pastan hiç uzaklaşmamak lazım. Hele kör ortayı hiç akla bile getirmemek lazım. Mesela dün Arda’yı kaleciyle karşı karşıya bıraktığımız pozisyon bence bu sezonki en olgun atağımızdı. Çünkü Arda’ya kadar, yani rakip altı pasa kadar hep pasla indik. Bu anlamda Arda’nın kaçırdığı golü, Kewell’un attığı gole değişmem asla. Çünkü o bir şişirilmiş toptu. Ribauntu almanın garantisi yok yüksek topta. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Öncelikle iyiyim, onu belirteyim. Bir nokta dikkatimi çekti benim… Baros’un yokluğunda daha az gezinen bir oyuncuyla oynamak durumundayız: Nonda. Şikâyetim yok hatta rakip savunmayı çıkartmama özelliği olduğu düşünüyorum bu oyuncunun.
Galatasaray karşısında hücuma kalkma girişiminde bulunan takımlar arkalarına bakmak durumunda kalıyorlar. Çünkü onların eksik kalışından ya da hatasından faydalanabilecek bir Nonda var orada. Bu sebepten hücuma eksik çıkıyorlar ve bu da gol pozisyonuna girmeleri noktasında kısır kalmalarına neden oluyor. Diri kalmış bir Nonda’yı arkasından gelen Kewell ya da başka oyuncuları unutmamak gerekiyor. Bu açıdan da düşünülebilir bazı zorunlulukların faydaları…
Saygılar…
(İdris selamlar. Önemli bir noktaya değindin. Dinamo İstanbul’daki maçtan kötü izlenimlerle ayrılmak zorunda kalmış bir takımdı. Özellikle ikinci yarının başında bastırırlarken birden iki gol görmüşlerdi kalelerinde. Bu yüzden Bükreş’teki maçta dörtlü savunmayı neredeyse hiç çıkartmadılar ileriye.
Bir de Nonda ofsayta Baros’a oranla daha az düşen bir futbolcu. (Yavaşlığının da etkisi var bunda.) Nonda takımı ileride tutabildiği için bloklararası mesafe kısalıyor, bu da daha diri bir savunma yapmayı kolaylaştırıyor.
Bir avantajı daha var Nonda’nın. O da kulvar yaratmayı başaran bir oyuncu nonda. Orta sahaya geldiği zaman onun yerine sızanlar tehlikeli olabiliyor. (Dinamo maçının başında Barış’ın pozisyonu iyi bir örnek.) İyi olmaya devam et. Görüşürüz. Melih)
Selamlar,
Usta eline saglık yine enfes bir lezzet koymussun. Ama burada tuzlular tatlılardan fazla olmus. Ben tatlıyı cok sevdiğim icin cok hoslanmadım bu yemekten aslında.
Ne olursa olsun kaos futbolu bizden uzaklasmalı. Medya ve butun futbol kamuoyu direniyor. Herkes Fatih Terim’in takımını arıyor veya oyle bir takım olmasını arzuluyor. Biz ise o donemi artık kapatmalıyız. Bu orta sahayı 3 kişi ile tutma, defansif orta saha adamları gibi tartışmalar beni uzuyor acıkça. O donem kapandı bitti. O tur takımlar gecici olarak iş gorurler biraz fiziksel ve teknik kapasitesini yukseltmiş takımlar karsısında perişan olabilirler.
Ama futbol oynayan takım lezzet demektir. Tatlı demektir ve soylediğim gibi tatlıyı cok severim.
Saygılar
(İlker selam. İşin kaotik tek tarafı manasız ortalar. Esasında total futbolun modern basketboldan fazla farkı yok. Nasıl set oyununda topu hızla dolaştırıp boş oyuncuyu bulmak gerekiyor, total futbolun hücumunda da aynı şeyi yapmak şart. Esasında tuzlular fazla demişsin ama Arda Turan’ın kaçırdığı gol pozisyonu bence bu seneki en total futbol hücumuydu. (Bunu Yalnız Futbol’da gündeme getireceğiz.) Yani enseyi karartmayalım. Tatlılar hâlâ daha fazla. Sevgi ve selam. Melih)
Merhaba Melih abi,
“Sistemi için ölebilecek bir TD” olan FR pas + kaos modelini pas modeline geçiş için sadece bir basamak olarak mı düşünüyor acaba? FR’nin bu aşamada biraz pragmatist davranarak “kaos”a göz yumduğunu söyleyebilir miyiz ? Teşekkürler.
(Ersin selamlar. Ben Rijkaard’ın o manasız ortaları hoşgördüğünü gördüğünü hiç sanmıyorum. Bu ortalar, kurtulunması gereken eski zihniyetin doğal uzantıları kuşkusuz. (Bu kapsamda 2008′de şampiyonluğu getiren 1-0′lık Fenerbahçe maçını hatırlayalım. Sabri ceza sahasında tek başına bulunan Nonda’ya yüksek top göndermişti geriden, Volkan ve Edu orta hata yapınca gol geldi.) Sabri Sarıoğlu’nun, Arda Turan’ın ve Hakan Balta’nın, hatta Kewell’un son Dinamo maçında yaptığı şey yine buna benzer. Nonda’ya yüksek top atmak. Ama mesala aynı şeyi Diyarbakırspor maçında çok görmeyeceğiz diye düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)
Eğer takımın orta üçlüsünden birisi, Hamit, Deco gibi bir fubolcu olmazsa, güçlü rakiplere karşı bu sistemin tıkanacağını düşünüyorum. Reijkaard, bu konuda Elano’yu bu mevki için hazırlamak isteyecektir özellikle ligin 2. devresi ile birlikte. Ama gerek Lucescu’nun söylemleri (Elano’yu aldığımızda soru üzerine kendisi “çok karakterli teknik bir futbolcu ama mücadeleyi sevmez” demişti) gerekse City taraftarlarının, onun sayesinde fair-play seçildik faul yapmaz diyecek kadar onu yumuşak bulmaları, Elano’nun futbol karakteri hakkında bilgi veriyor bize. Bunu Reijkaard’ın nasıl yapacağını açıkcası merak ediyorum ama orta üçlüden en az bir futbolcunun kesinlikle, Elano, Arda gibi teknik, oyunu yönlendiren biri olması gerektiği gibi ayrıca mücadeleci de olması gerekiyor.
Ayhan burada değerlendirilebiliyordu ama gördük ki o da şu an için uygun form düzeyinde değil. Sık maç oynamak, kaldırabileceği bir yük mü? Bu da belirsiz. Sanırım Reijkaard devre arası için stoperden daha çok orta üçlüye bu tarz bir adam almayı öncelik olark görecektir. Daha önce bir yorumumda da dediğim gibi bize, Messi olan bir Arda değil İniesta olan bir Arda lazım. Eğer Arda İniesta’lığa soyunursa bizim tek derdimiz bir Xavi bulmak olacaktır. Ve Hamit iyi bir alternatif olarak gözüküyor üstelik yerli olması avantajı ile (sakatlık sorunları olması ayrı bir sorun). Bu durumda Linderoth’un gönderilebilmesi mümkün. Aksi halde Linderoth takım için önemli bir parça olacak..
Baros’a göre oyun sistemi devam ettirilecekse, Sercan’ın alınması büyük bir hücum varyasyonu ceşitliliği sağlayacaktır takıma. Gökhan’dan ümitli olduğum için defans konusunda ben, diğerleri gibi düşünmüyorum. Takımın defansının yeterli ve iş görür olduğu kanaatindeyim. Varolan dört stoperimizin yanına, alternatif olarak, Semih’in geleceğini ve Murat’ın da bu sırada olduğunu düşünüyorum.
Sonuç olarak, Reijkaard’ın aynı takımla çıkması beni de şaşırtmış olmasına rağmen, tercihlerinde biraz da kızgın olduğu futbolculara verdiği birer mesaj olduğunu düşünüyorum. Özellikle Kader Keita’nın oynamaması kesinlikle böyle bir durumun göstergesi. Bence de risk alınabilcek iyi bir maçta verilmiş bir ders niteliği taşıyor. Takımın devre sonuna kadar bu sistem ve mantıkta devam edecek olmasına rağmen, devre arası çok taşın yerinden oynayacağına inanıyorum. Barış’ın da pas isabet oranını yükseltmesi halinde takımda kalacağına dair inancım var…
(Selam. Bu yoruma diyebileceğim fazla bir şey yok. Çok katılıyorum. Semih Kaya için de ben aynısını düşünüyorum. Hem hızlı hem teknik. Eğer Emre Güngör sakatlık sorununu aşmışsa, stoper envanterimizde sorun çıkmaz.
Orta saha için de kritik bir süreçteyiz. Ayhan Akman ve Linderoth için alternatif üretmek gerekiyor. Yani o bölge iki genç futbolcuyla takviye edilmeli minimum olarak. Forvette de genç bir yetenek çok iyi olacak. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)
Melih abi öncelikle yazın için ellerine sağlık. Şimdi son 2 maçtır Arda’nın arkasında M.Topal var. Bana göre bu yüzden Arda daha iyi görünüyor. Çünkü solunda da M.Sarp var. Arda’nın yerine Elano solda Arda’yı oynatamaz mıyız? Keita da var
Zor bu Rijkaard’ın işi.
(Selam Mami. Öncelikle şunu söyleyeyim. Arda Turan’ın esasında arkasında Topal değil Barış Özbek var. Bir de sadece bu değil bu mesele. Notlarımı almışım Yalnız Futbol için. Ama paylaşayım. Dakika 13. Arda Turan sağda defans yapıyor. Dakika 29. Kewell defansa yardım ediyor. Dakika 41. Arda Turan defans yapıyor. Bu fotoğrafı neredeyse ilk Gaziantepspor maçından bu yana görmemiştik. Aynı şeyi Ankaragücü maçında yapsak, şu an liderdik. Ki o maçta Mehmet Topal oyundaydı gol yediğimizde.
Bu sistemi, yani topun arkasına geçmek + defans yapmak, oturtunca 1 + 2 pozisyonda sağda Elano, solda da Arda Turan’ı görebiliriz artık. Önlerinde de Keita, Kewell ve Baros. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar abi,
Yazı için teşekkürler. Ufak gibi gözüken istatistiki bilgiler takımın her hafta ne kadar üzerine koyup, ne kadar koymadığını gösteriyor bence ki çok güzel oluyor. Aydınlanıyoruz sahaya bakarken. Daha bir görüyoruz. Sağolun bu emeğiniz için.
Maça gelirsek.
Bana göre orta üçlünün performansı hafif teknik kısırlığa bulanmış bir öz
4-3-3 ortasahasıydı. Ki Mehmet Topal’ın 77′de 77 pas istatistiği ile oynaması, nasıl denir bilmiyorum, olağanüstü, inanılmaz gibi tabirleri sonuna kadar hakediyor. Üstelik Mehmet Topal’ın yan pastan ziyade uzun çapraz toplar attığını düşünürsek nasıl bir ön libero performansı olduğunu anlıyoruz. Bu konuda Linderoth benim favorimdi. Yani oyunun yönünü onun kadar iyi değiştiren biri daha izlememiştim Galatasaray’da. Fakat Mehmet Topal 2 maçtır ezberimi bozuyor doğrusu. Şu an için şu performansta bir oyuncuyu milyonlarca euroya transfer edemeyiz sanırım. Emeği şu 2 maçtır çok büyük. Sağolsun.
Barış’ta bir değişim gerek bence. Evet çok iyi katkı yapıyor. Hem ofansa, hem takım defansına. Fakat hakikaten ayağına biraz hakim olması gerekiyor. Heyecanlanıyor mu acaba oynarken tam bilmiyorum. Yani heyecan iyidir tabi. Fakat çok rahat bir pası düzgün atamayıp, pas trafiğini kesiyor. Yoksa çok rahatlıktan mı bu oluyor bilmiyorum. Hani arapası da değil. Topun sağdan sola, soldan sağa taşınması esnasında atılan paslarda en azından neredeyse hata yapmamalı bana göre. Bunu hallettiğinde bana göre gelişiminin önündeki en büyük engellerden biri kalkacaktır.
Sarp hakkında her zaman dediğim gibi, beni şaşırttığını söyleyerek, kendisinden şüphe duyduğum için utandığımı söyleyerek başlamak istiyorum görüşlerime. Benim için sezonun görünürde en vasat transferi, bir anda takımın en kilit 2-3 oyuncusundan biri oldu. Ve göstere göstere oldu. İlk oynadığı hazırlık maçında ağzım açık izlemiştim. Sonra oynadığı tüm hazırlık maçlarında daha iyiydi. UEFA’da goller attı, oyunu devam etti. Ligde performansı hep arttı. Şimdi bonservisi elinde olarak alınan ve belki de sözleşmesi devam etse asla transfer edilmeyebilecek bir oyuncunun kişisel devrimini seyrediyorum. Saygı duymamak, bu güzel insana sevgi duymamak elde değil. Çok yaşa Mustafa.
Orta üçlü dışında Perşembe günü en beğendiğim bölgemiz sağ kanattı. Sabri ve Arda’nın hücumu hep kuvvetlidir de savunma yönünden bu kadar iyi olacaklarını, özellikle Arda’nın bu kadar disipline sadık oynadığını görmek mükemmeldi. Benim saydığım kadarıyla 5-6 kez bizim sahanın aut çizgisine kadar top kovaladı, oradan top çaldı, rakibini marke etti. Harikaydı savunma olarak. Bunun yanında hücuma da enerjisi kaldı ki Arda kilo aldı, Arda koşmuyor, Arda defans yapmıyor gibi bana göre “garip” söylemlere yine cevabını verdi. Geçen sene BJK’ya karşı 3-5-2′nin kanadında oynadığı oyun ile perşembe akşamı oynadığı oyun, yapılabilecek en iyi kanat performanslarıdır bana göre. Hem ofansa bu denli katkı yapacaksın hem de defansına aynı değerde katkı yapacaksın. Bana göre çok kıymetlidir bu oyun.
Sol kanadımızda ise Harry’miz “canımız” Kewell’ımızın yine golünü atmasını izledik. Evet senin de yorumlarda değindiğin gibi sistem golü değildi fakat estetik olarak sanki tam Kewell’a yakışacak bir goldü. Sol ayağıyla topu öne alışı, hemen sonra sol ayağıyla yeniden topu sağ ayağına geçirişi ve sağ ayağıyla yaptığı şut. Harikaydı. Artık yaşlansa da, o gençliğinde yaptığı kanat oyunlarını çok sık yapmasa da futbolu burada bırakmasını isterim doğrusu. GSSözlük’te kendisi hakkında bir entry vardı. Buraya da yazayım;
“Galatasaray Harry Kewell’ın gülümsediği hiç bir maçta kaybetmiyor”
Çok güzel ve çok anlamlı bana göre. Umarım seneler sonra tıpkı Hagi gibi onu da maçlarımızı tribünlerde izlerken görürüz. Bu arada Hagi’yi tekrar görmek hakikaten çok güzeldi. Taraftara yaptığı hafif yumruk şov ise anlatılmaz benim için. Harikulade insanlara yaptığımız gibi O’na da istifa, hırsız gibi garip söylemlerde bulunuldu ya bizim stadyumda, hala utanıyorum.
İşin romantizm boyutundan tekrar maça dönersek;
Orta sahanın presi karşısında Dinamo Bükreş’in ezilmesi, top yapamaması keyifli bir durumdu izleyenler için. Her ne kadar takım değilmiş diyecekler olsa da Galatasaray’ın Helsingborg’a yenildiğini, Tromso’ye elendiğini düşündüğümüzde son 2 senedir, Galatasaray’ın her zaman kendi oyununu rakibe kabul ettirmesini izlemek çok keyifli. O kötü dönem geride kaldı diyebiliriz artık. 10 maçtır deplasmanda yenilmememiz bana göre gerçekten büyük bir durum ki bu deplasmanlar arasında Hertha, Benfica, Panathinaikos, Hamburg, Bordeaux gibi hakikaten zor yerler var. Avrupa kimliğini geri kazanmamız bizim için çok iyi oldu. O Tromso maçından sonra gelen çekingenlik yokoldu diyebilirim.
Bu yüzden bu 3′ler, 4′ler, 6′lar çok önemli. Atılan 30 golün değeri büyük. Perşembe günkü oyunda Dinamo’nun çaresizliği de bu kimliğin geri gelmesini anlattı zaten.
Hakan Balta’nın yeni orta sahamızla birlikte daha çok ofansa katkı verdiğini gördük burada da. Her ne kadar ağır bir oyuncu olsa da Hakan’ın güzel ortalar yaptığını düşünüyorum. Yani ofansa katkısı bence hep iyi bir durum. Ayrıca süpriz şutlar da çekebilir ki böyle gollerini görmüştük.
Gökhan Zan’ın ise kendine güvenildiğinde hakikaten eskiye göre çok daha az sakar, çok daha defansa uyumlu vs. kısaca çok daha güvenilir oynadığını görmek güzel. Yaşadığı onca hayal kırıklığından sonra Florya’ya gelip yeniden mutlu olmuşa benziyor ki Florya’nın bana göre sihirli kısmı burası.
Servet daha az topla oynuyor ama gerektiğinde topla çıkmaktan çekinmiyor. Ama işte bu gerektiğinde kısmını gerçekten iyi anlamış. Örneğin Sivasspor maçında bir topu taca bırakışı vardı ki bana göre Servet’in hakikaten hala gelişim gösterdiğine işaretti. Daha önceleri o topu zorlar, zorlar ve ileri vururdu. Büyük ihtimal top rakipte kalırdı ve savunmanın dengesi bozuk bir şekilde atak yapılırdı. Sivasspor maçında o taca yaptığı ufak dokunuş muhtemel bir atağı engelledi.
Nonda her ne kadar goller atsa da bana göre ataklarımızın hızını hakikaten aşırı ölçüde düşüren bir santrafor. Baros’un yokluğunda ve takımın gol atamadığı durumlarda sahneye çıkması, gol yükünü çekmesi gerçekten saygı duyulası fakat bana göre Baros ile bu takım daha iyi, daha fazla rakibini sindiren şekilde oynar. Attığı gol ise gerçekten uzun süredir görmediğimiz güzellikte bir kafa vuruşuyla geldi. Hakikaten seyredilmesi ayrı keyifli.
Çok uzun oldu Melih Abi kusuruma bakma.
Saygılar, sevgiler.
(Anıl selam. Varsın uzun olsun, mesele değil. Küçük küçük yazayım.
Esasında maçı bir daha seyrettim. Topal’ın istatistiğinde minik bir hata var. Bir pas hatası yapmış:-))
Barış Özbek de sanırım yine algılama kurbanı Sabri Sarıoğlu gibi. Şimdi istatistiğine baktım. 55 pas yapmış, 48′i isabetli, 7’si isabetsiz. Ki bence çok iyi bir performans. (Sarp’ınki ise 36/5.)
Dün gece bütün yazarları okudum. Şimdi de şöyle bir söylem çıkmış. Sivasspor ve Dinamo maçı ölçü değil, kuvvetli bir takıma karşı görmek gerekiyor Galatasaray orta sahasını. Bunu söyleyenler arasında Trömsö utancını yaşayanlar ve yaşatanlar da var maalesef. Oysa ki aynı Sivasspor bugüne kadar Galatasaray’ın oynadığı takımlar içinde en hızlı isabetli pas yapan takımdı. Görüşmek üzere sevgiler. Melih)
Selam Melih bey,
Avrupa’da en cok gol attigimiz takim FC Sion. 6 maçta 18 gol.
En cok maç ise 8 maçla FC Barcelona ve SK Rapid Wien.
Sevgi, saygi ve selamlar
Sercan
(Sercan selamlar. Çok sağol bu güzel bilgi için. Sevgiler. Melih)
Melih abi selamlar;
Yeri değil ama Galatasaray tarihini iyi bildiğin için senden yardım istiyorum. Bu Fenerliler’in bize Fransız demesi nereden geliyor? Dediklerine göre Fransızlar Türkiye’de Galatasaray Lisesi’ni kullanıyormuş. Atatürk de nutkunda bize lanet okumuş. Bilgilendirirsen sevinirim.
(Adilcem selamlar. İstanbul işgal edilir edilmez işgal kuvvetleriyle (sadece 13 gün sonra) maç yapıp çay içenlerin Galatasaray Lisesi üzerinden Galatasaray’a çamur atmaya çalışmaları şaşırtıcı değil. Bu konuda uzun ve kapsamlı bir yazı yazacağım. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi selamlar. Okulların başlamasıyla birlikte daha az yazabilir oldum buraya.
Dinamo maçını izleyemedim. Ancak edindiğim izlenim son derece olumlu. Rijkaard daha sert bir takım yaratma yolunda ilerliyor. Ocak ayından sonra Galatasaray’ı yenmek çok zor olacaktır (şimdi de zor, ancak ocaktan sonra GS karşısında İspanyol, İngiliz takımları çıksa da çok zorlanacak).
Bizim şampiyonluktaki tek rakibimiz Fenerbahçe, evet, ama bir de Beşiktaş’ın ciddi bir fikstür avantajı var. İki hafta maç yapmamış, yavaşlamış takımlarla futbol oynayacaklar bütün sezon boyunca. Bir adım geriden de olsa sezon sonuna kadar bu onlara ciddi bir avantaj sağlayabilir. Fenerbahçe ise sırtını De Souza’lardan Alex olanına yaslamış durumda. Fizik gücü yerinde bir takım Fenerbahçe, ancak yaratıcılık yönünden inanılmaz zayıflar. Guzia ile Kazım’ın son vuruşları hiç iyi değil, Semih’se forma bulamıyor. Bu takımın gol yollarında ciddi sıkıntılar çektiğini görüyoruz (öyle ki Fenerbahçe’nin uzun bir zaman sonra 1-0′dan farklı kazanacağı ilk maç olacak Ankaraspor maçı) Galatasaray böyle giderse ligin ilk yarısını lider bitirecektir. Fenerbahçe’de ciddi aksama belirtileri görülüyor. Art arda alınan 1-0′lık galibiyetlerden geri dönüşler takımın özgüveni üzerinde olumsuz etki de yapabilir, özellikle deplasmanlarda. Galatasaray ise yenilmez bir takım olarak yoluna devam edecek gibi. Rijkaard güçlü ortasahayı bozacağa benzemiyor.
Ve Ayhan Akman’ın gittikçe düşen performansının acısını çekecek gibi görünmüyor takım. Geride bekleyen Linderoth var. Arda Turan da defansif özelliklerini geliştirerek devam ediyor. Galatasaray için olumsuz şeyler söylemek gittikçe zorlaşıyor.
Sağlıcakla…
(Koraycığım selamlar. Önce eğitim elbette.
Yorumuna gelince. Bugün sanırım Sarp’ın yerinde Ayhan Akman’ı göreceğiz. İyi oynarsa çok daha kuvvetlenmiş olacağız.
Beşiktaş tuhaf biçimde üçüncülüğe tırmandı. 13′üncü haftada Fenerbahçe’yi yenerse bence yeniden yarışın tam göbeğinde olacak. Ki dediğin gibi iki hafta oynamamış rakiplerle karşılaşmak aslında büyük şans. (Bunun tek istisnası Fenerbahçe olacak.)
Fikstür olarak bakınca Fenerbahçe’nin ikinci yarıda önemli bir avantajı var. Eğer UEFA Avrupa Ligi’nde gruplarını lider tamamlamazlarsa ilk 16′ya kalamama durumları olabilir. Bu durumda tamamen lige konsantre olarak başarılı olabilirler. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)
selamlar melih abi.
son 2 maç, özellikle takım savunması ve taktik disiplin anlamında bu senenin en iyi maçlarıydı. sanırım rijkaard ve arkadaşları defoyu gördü, sistemin temellerini bu yönde şekillendirecek. peki bu bağlamda elano yanlış bir tranferdi diyebilir miyiz? yoksa minimum devre arasından sonraki 5-6 maçı mı beklemeliyiz? yoksa elano fizik olarak güçlendikçe topun bizde daha çok kalmasını sağlayacak ve otomatikman daha iyi bir savunmaya sahip olacağız mı demeliyiz? ben bu gelgitlerin içindeyim açıkca. ve cevabı kestiremiyorum.
aceto’da, futbol bilgi ve kültürünü çok beğendiğim okay karacan’la soru cevap bölümü var, yeni eklenmiş. orada kendisi ‘futbol tarihinde gördüğünüz en güçlü takım hangisi’ sorusuna 2005 barcelona’sı cevabını vermiş. ne mutlu ki, o takımın başında olan ve onu yaratan adam şu anda bizim başımızda. biraz daha sabır diyerek sözlerimi bitiriyorum.
saygılar…
(Selam Murat. Elano kesinlikle yanlış bir trnasfer değil. İkinci yarıyı bekleyelim ilk olarak. Bir de şunu unutmamak lazım. Dünya Kupası’nda oynayacak. Yani iyi olması için önemli bir neden daha var, kendi açısından. Okay Karacan’ı çok sever ve sayarım. Onun Rijkaard’ın takımını en iyi ekip olarak tanımlaması çok kıymetli bu açıdan. Görüşmek üzere. Melih)
Tekrar merhaba Melih Abi,
Sabri’nin ortasında Nonda’nın attığı gole değinmek istiyorum.
Bunca yıldır Sabri’nin maçlarını seyrediyorum ve ilk defa Dinamo maçında SABRİ DIŞI bir orta yaptı. İlk defa ezbere MUZ orta yerine başını kaldırıp Nonda’ya baktı ve ön direğe muz orta yerine daha geriye KALEMLE ÇİZİLMİŞ orta yaptı. Kutlamak lazım. Sabri ciddi anlamda sınıf atlıyor. Yukarıda bir yoruma yaptığnız katkınızda da Arda’nın gol olmayan şutunu en organize arak olarak değerlendirmişsiniz. O pozisyonun başlangıcı da Sabri’nin SABRİ ÜSTÜ öngörüsü. Yani şunu diyebiliriz, Sabri artık kendisini bir çizgi futbolcusu olarak değil, ama daha çok TAKIMIN BİR PARÇASI olarak görmeye başlamış. FR hocamızın devrimini hep oynanan oyunda görmek isteyenlerin, esas devrimin bir bir futbolcularla başladığını anlaması lazım.
Magosa’dan sevgi ve saygılar.
(Selam Erdal. Esasında Sabri yazısı yazmama neden olan hareket de Nonda’ya yaptığı ortaydı. Daha önceki bir yorumda belirttiğim gibi Sabri performansının yüzde 60′ında hâlâ. Bu yüzde 40′ın yüzde 20’si bile onu müthiş bir futbolcu yapar. Ki bunu da başaracak. Çünkü görüyorum ki, futbolun düşünülerek de oynanabilecek bir spor olduğunu keşfediyor hızla. Mağusa’ya selam ve sevgi. Melih)
Selamlar.
Bugün biraz izin yaptım, kitap, çalışma filan.
Dün istatistikleri yayınlayacağımı belirtmiştim.
Bunun üzerinde çalıştım biraz.
Sanırım önümüzdeki hafta manifesto türü bir yazı eşliğinde (kim korkar futbolun matematiğinden türü) kendimce hazırlamış olduğum tüm istatistikleri yayınlayacağım.
Yazı için manifesto dememin nedeni şu. Artık futbola başka türlü bakmanın zamanı geldi. Sözlüklerinde 300 kelimeden fazlası bulunmayanların elinden kurtarmak lazım futbolu.
Bugün yaptığım bir diğer şey de Sabri Sarıoğlu hakkında bir yazı yazmaya karar vermekti. Biraz malzeme topluyorum.
Edit edip yorum yazmadığım 20 kadar yorum vardı. Şimdi onları biraz temizlemeye çalışacağım.
Görüşmek üzere.
Melih