Diyarbakırspor maçının ardından: Total futbolla Tao’nun kesişim alanı

B_7531e489eea24c3943210599e957afb5

 

“Kırar boynumu yürürüm. Kurdun, kuşun bileceği hal değil.”

İşte böyle başladı maça Galatasaray, Ahmed Arif’in şiirindeki gibi.

Sanki Diyarbekir Kalesi’nde mahpus olan oymuş gibi, mahsun ve garip.

 

Elbette bir nedeni vardı Diyarbakırspor’un şiir gibi maça başlamasının ve Galatasaray’ı geriye itmesinin. Şu.

 

Akıldan çıkarmamak gerek; sezona başlamadan birkaç gün önce kurulmuş bir takım Diyarbakırspor. Abartısız hem de. Hiç hazırlık kampı, hiçbir kuvvet çalışması yapmadan sezona başlayan bir futbolcular konfederasyonu olduğu için de gücü sınırlı.

 

 

 

B_33c39c741cfd2aa93b10efd0806d9bdc

Buradan hareketle maçın gidişatını daha iyi anlamak için küçük bir Diyarbakırspor kılavuzu.

 

Dört özelliği var Diyarbakırspor’un. İlk özelliği gol yollarındaki verimsizliği. Maç başı bir gol ortalamasıyla oynayan Diyarbakırspor, dördüncü haftadan bu yana hiçbir maçta iki gol atma başarısı gösteremedi.

 

İkinci özelliği hızı. Hızını en uçtaki iki futbolcusunun, Thierry Fidjeu Tazemata ve Andres Mendoza’nun hızına borçlu Diyarbakırspor. Tıpkı bir askeri birliğin hızının, en önde yürüyen avcı erinin hızı kadar olması gibi.

 

Diyarbakırspor’un üçüncü özelliği ise defansif ve ofansif kurgusu. Esas itibariyle 4-4-2 gibi bir saha içi dağılımına sahip. İki stoperli, gerektiğinde altı defans oyunculu, iki forvetli bu yapı, saçakları geniş bir çam ağacını andırıyor.

 

Son özelliği ilk üçünün sentezi gibi. Fizik kalitesizliğinden (güçsüzlük), ileri uçlarının hızlı olmasından ve çam ağacını andıran saha dizilişi nedeniyle set oyunu oynayabilen bir takım değil Diyarbakırspor. Temel gol motifi, ikinci bölgeden uzun topla hızlı oyuncularını kaçırmak. Hatta tek gol motifi bu.

Maçın özeti kılavuzda

 

Esasında bütün maçı Diyarbakırspor’a ilişkin bu kılavuz üzerinden okumak mümkün. Mesela maça niçin ve nasıl şiir gibi başladığını ve ilk 11 dakikada iki buçuk pozisyon üreterek gol bulduğunu çok iyi açıklıyor bize bu kılavuz. Keza  gücünü tükettikten sonra ve son yarım 10 kişilik Galatasaray karşısında duran top dışında tek bir pozisyon üretememesini de.

 

Galatasaray’ın kullanım kılavuzu

 

Galatasaray ise tam ters kutbunda yer alıyor Diyarbakırspor’un. Yine kılavuz üzerinden gidecek olursak, ilk maddeye gol yollarında Türkiye’nin en verimlisi olduğu yazılmalı Galatasaray kitapçığının. Hem çok sayıda pozisyon üretiyor her maçta, hem de pozisyonları gole çevirme yüzdesi oldukça yüksek.

 

İkincisi, Galatasaray’ın en ucundaki üç futbolcu (Arda Turan, Shabani Nonda, Harry Kewell) hızlı değiller asla. Hatta muhtemelen Türkiye ortalamasının da altında bu üç futbolcunun hızı. Ama buna karşın takım olarak çok hızlı Galatasaray. Bunu da pas futbolu oynamaya, oynamaya çalışmasına borçlu.

 

Üçüncüsü. Dengeli dağılıyor Galatasaray sahaya 4-3-3’ü sayesinde. Her atakta asgari bir bekinin oyuna katılması sayesinde 3-3-3-1’e dönüştüğünü söylemek de mümkün sahadaki dizilişin. 3-3-3-1’i en iyi ifade eden fotoğraf ise Galata Kulesi. Tepesinde bir çatı bulunan sağlam bir yapı yani.

 

Galatasaray’ın dördüncü özelliği de ilk üçünün sentezi gibi. Oyun karakteri radikal değişiklikler göstermiyor kesinlikle. Bir güreşçinin oyundan oyuna geçmesi gibi, büyük bir esneklikle oyundan oyuna geçebiliyor Galatasaray. Bunu da birkaç özelliğine borçlu; fizik gücüne, saha içi yayılımına ve taktik disiplinine, özellikle de buna. Bu özellikleri sayesinde takım hem topun arkasına geçebiliyor aktif dinlenme yaparken, hem de set oyunu oynayabiliyor bloklar arasında kopukluk yaşamadan.

 

Hata nerede?

 

Diyarbakırspor’a ilişkin kılavuza bakarak oyunu okumak mümkündü. Ama Galatasaray kılavuzuna bakınca en azından ilk 11 dakikadaki görüntünün gerçekleşmemesini beklemek gerekirdi. Ama oldu işte. Niçin?

 

Franklin Edmundo Rijkaard maç sonu açıklamalarında iki kez bir kelimeyi kullandı: “Uyanış”. Nazik insan Rijkaard ve inanılmaz akıllı. “Uyuduk” yerine, “uyandık” diyor, olumsuzu olumluya çevirerek. Esasında “uyanamadık” demiş olduğu şey, Diyarbakırspor’un hücum formatı.

 

Bu formata ciddi manada uyum sorunu çekti Galatasaray’ın savunma kurgusu. Sağ kanattan verilen ilk pozisyonda top Leo Franco’nun kontrolü altında auta çıkmıştı. Ancak golle sonuçlanan ikinci pozisyon maç sonu toplantısında Rijkaard’ın elinde bir çubukla göstereceği derslerle (hatalar) dolu.

 

Geçiş oyunu ve Galatasaray

 

Bir basketbol deyimi “transition game”. Türkçesi “geçiş oyunu”. Bir takımın topu kazandıktan veya kaybettikten sonra ne yapacağını kurgulayarak savunma ya da hücum yapmasını için kullanılıyor bu deyim. Mesela etkili savunma yapıp topu kazandıktan sonra “fast-break”e yani hızlı hücuma çıkmak bir geçiş oyunu. Keza hücum yaparken potadan dönen top için sadece iki oyuncunun ribaunta çıkması, diğer üç oyuncunun geride beklemesi de bir geçiş oyunu.

 

Sezon başından bu yana Galatasaray’ın en yavaş ilerlediği alan futboldaki geçiş oyununu iyi kıvıramaması. Galatasaray’ın yediği golü hatırlayalım.

 

Atak yapıyor takım ve atak soldan gelişiyor. Rijkaard’ın hücum doğruları çerçevesinde sol bek Hakan Balta ileri çıkıyor bu atakta bir mızrak başı gibi. Bunu da işgüzarlığından yapmıyor Balta. Tam tersine en ileri çıkarak Diyarbakırspor’un savunma kademesini geriye atmayı planlıyor. Plana göre, Balta’nın yaptığı bu sızmayı örtmek için Diyarbakırspor defansı iki oyuncusunu o bölgeye gönderecek, yani topun olduğu bölgede azalacak.

B_3f8c543961a2b9f31335fc024c5d9711

 

 

Bu arada top Kewell’a geliyor. Ondan beklenen topu Balta’ya aktarması ve atağa bir derinlik katması. Beklenen olmuyor, kaybediyor topu Kewell. Ama buraya kadar her şey normal. Çünkü kaybetmek de plana dahil. Yani öngörülmüş bir şey top kaybı. Plan doğrultusunda takım savunmasına zaman kazandırmak için topu kazanan Şener Akşaroğlu’na baskı yapıyor Kewell. Yine plana göre Hakan Balta ileri çıkınca onun yerini alması gereken Ayhan Akman sol beke geçmesi gerekiyor. Servet Çetin’in de daha sola yanaşması.

 

İyimserlik yüzünden uyuyan plan

 

Diyarbakırspor hücumlarına uyum sağlayamamak tam bu noktada ortaya çıktı işte. Nedeni ise aşırı iyimserlik. Ayhan Akman ne golü atacak olan Andres Mendoza’nın bu kadar hızlı olabileceğini kestirmişti çünkü, ne de Şener Akşaroğlu’nun Servet Çetin’le arasındaki boşluğu değerlendirebileceğini. Yani hiçbir şekilde bir kriz beklemiyor Akman. Ne ki her kriz gibi Diyarbakırspor hücumu da beklenmeyen yerden sızdı Galatasaray defansının arasına.

 

İşte Rijkaard’ın elinde bir çubukla bir ders olarak işleyeceği şey tam da bu. Geçiş oyununun iyi yapılamaması. Ayhan Akman’ın aşırı iyimserliği. Servet Çetin’in Akman’a aşırı güvenmesi. Yani total uyuma. Rijkaard’ın “uyandık” dediği buydu işte.

 

Uyanıştan sonra

Bu golden sonra uyandı Galatasaray ve bir karakter takımı olduğu ortaya koydu. Son haftalarda olduğu gibi bazı ilkler eşliğinde elbette

 

Bu ilklerden birincisi, Galatasaray’ın bu sezon ilk defa sol kanadının çalışmasıydı. Hakan Balta, Ayhan Akman ve Harry Kewell üçlüsü, hiçbiri bir mızrakbaşı gibi hızlı olmamasına karşın kollektif biçimde çalıştırdılar sol kanadı. Ve Diyarbakırspor maçına kadar sağ kanattan merkez ve sol kanada (bakınız Kewell’un 10 golüne) gol hizmeti sunan Galatasaray bu sezon ilk defa sol kanattan sağ kanada gol servisi yaptı. Hem de iki defa. Ayhan Akman’dan Sabri Sarıoğlu’na, Harry Kewell’dan Arda Turan’a.

 

İlk golden alınması gereken dersler

 

(Galatasaray’ın kazandığı ilk gol Rijkaard’ın üzerinde konuşacağı derslerle dolu. İlk ders birbirini takip eden hücum kollarıyla atak yapmanın önemi. (Tıpkı mevzi savaşlarında piyadenin hcum dalgaları halinde “düşman” siperlerine akması gibi.) Galatasaray Kewell’un hücumunu, Ayhan Akman’ın aynı boylamda desteklemesinin ödülünü aldı.

 

Bir diğer ders: İlk gol, futbolda siklet (ağırlık) merkezinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi bize. İnanılmaz ama gerçek. Gol atıldığı sırada Diyarbakırspor 18’inde kaleci hariç tam 8 Diyarbakırsporlu futbolcu vardı. Yani iğne atsan yere düşmez durumu.

 

B_71fbd63ce88397d8454adc99dbf42845

 

Ama topun o çekiciliği yok mu o çekiciliği? Bütün Diyarbakırspor defansı ağırlık merkezi kuralına uyarak topun olduğu bölgede yoğunlaştı birden. Topun çekiciliğine kendini kaptırmayan tek futbolcu ise Sabri Sarıoğlu’ydu o an. Ağırlık merkezi kuralının yazılı olmayan kuralına uygun olarak tam ters tarafta top bekledi zekice. Ve beklediğine kavuşunca da en doğru vuruşu yaptı o an ve topu kaledeki boşluğa plaseledi bir matador gibi.

 

Üçüncü ders yine Sabri Sarıoğlu’ndan geldi. Evet her gol güzeldir ve sevinilmeyi hak eder çocuklar gibi. Ama başka bir şey yaptı Sarıoğlu. Golden sonra topu hemen kaleden alıp hiç sevinmeden koşar adım orta sahaya döndü ve sahanın tam ortasına dikti Ulubatlı gibi. Bunu yapmakla şöyle demiş oldu aslında Diyarbakırsporlu futbolculara ve maçta Galatasaray’ın puan kaybını bekleyenlere: “Bu bir şey değil, devamı gelecek bu golün.”)

 

Sezonun en hızlı futbolu

 

İkinci ilk. Sezonun en hızlı futbolunu Diyarbakır’da oynadı Galatasaray. Galatasaray’ın PH (pas hızı) süresi 2.91 saniyeydi. (Bundan önceki en hızlı PH derecesi Ankara’daki Ankaraspor maçında 2.93 saniyeyle gerçekleştirmişti Galatasaray.) İPH (isabetli pas hızı) kategorisinde de sezonun en iyi üçüncü derecesine ulaştı Galatasaray 3.78 saniyeyle. 10 kişi kaldıktan sonraki final paslardaki hatalar olmasa bu alanda da kendi rekorunu geliştirebilirdi Galatasaray.

 

Derslik bir gol

 

Üçüncü ilk ve yine ders niteliğinde. Galatasaraylı futbolcular bu sezon ilk defa topu devamlı tek pasla ileri doğru oynayarak bir gol attılar kollektif olarak. Kendi 18’i önünden rakip 18’e toplam sekiz tek pasla indi Galatasaray Arda Turan’ın attığı golde.

 

Burada ders niteliğinde olan sadece tek pas yapmak değil elbette. Başka bir şey de var o golde: Sahadaki boşlukları devreye sokmak. Bu golde rakibin baskısını hiç hissetmeyecekleri boşlukları bulmayı başardı Galatasaraylı futbolcular. Gole de hiç rahatsız edilmeden ulaştılar bu boşluklar sayesinde.

 

Bu “boşluklar ve hareketler” konusu, tolan futbolun en önemli dersi esasında. Dersten de öte bir felsefe.

 

Tao ve Total Futbol

 

Bu felsefeyi anlamak için, başka bir felsefe okulundan, Tao’dan bazı şeyleri ödünç almak gerek. Karışlaştırmalı gidelim.

 

Nasıl ki Tao’ya göre güzellik bu dünyada aranmalıysa, total futbol da oyunu olduğu gibi kabul edip güzel olanı oyunun içinde arar her zaman. (Rijkaard’ın sadece oynanan zamanı dikkati alan demeçlerine bu anlamda da dikkat edilmesi gerekir.)

 

Nasıl ki Tao’ya göre şimdiki zaman hareket halindeki sonsuzsa, total futbolda da her pas hareket halindeki sonsuzdur. (Her yanlış pas da bu anlamda kaçırılmış olan bir goldür aslında.)

 

Nasıl ki Tao’ya göre her bireyin rolünü iyi oynaması için eserin tümünü (birliğin anlamı) bilmesi gerekliyse, total futbolda da her futbolcu eserin tamamını (amaca kollektif bütünlükle ulaşmak) bilmek zorunda. (Bu anlamda her futbolcu bildiği daha önceki sistemleri unutmak zorunda aslında.)

 

Ve de tam tersi. Nasıl ki Tao’da bütünlük duygusu bireyci duyguyla yitirilmemeliyse, total futbolda da bireysel oyun kollektif oyunu bütünlemeli.

 

Nasıl ki Tao’da “öz” boşluk”taysa, total futbolun özü de boşlukta. Nasıl ki Tao’da bir odanın varlığı duvarlarla tavan ve taban arasındaki boşlukla belirlenirse, total futbolda da saha, sahayı sınırlayan çizgilerle değil, bu çizgilerin arasındaki boşlukla belirlenir.

 

Boşluk niçin güçlü ya da önemli?

 

Tao’da boşluk her şeyi kucakladığı için güçlüdür. Hareket ancak boşluk sayesinde mümkündür. Tao’ya göre bir diğerinin rahatça görebileceği ve girebileceği bir boşluk yaratan duruma hâkim olur. Total futbolda da aynı. Total futbolda da boşlukları yaratan ve o boşlukların içine giren hâkim olur oyuna ve pozisyona.

 

İşte bu yüzden kıymetli Galatasaray’ın ikinci golü. Galatasaray’ın Rijkaard’la başladığı total futbol yolculuğunda, bu boşluk ve hareket felsefesinin ete ve kemiğe büründüğü ilk golü olduğu için.

 

Ne demişti Ahmed Arif. “Seni sevmek felsefedir kusursuz.” Bu bütün sevmeler için de geçerli. Yarin yanağından milyonların sevgilisi “oyun”a kadar.

Etiketler: , , , , , ,

85 Kişi Fikrini Belirtmiş Bu Konuda: “Diyarbakırspor maçının ardından: Total futbolla Tao’nun kesişim alanı”

  1. Doruk says:

    Selamlar Melih Abi.
    Elano’nun yerine Ayhan’ın oynamasını nasıl yorumluyorsun?

    (Doruk selamlar. Rijkaard biraz sert bir takım istediğini ortaya koydu son süreçte. Elano sonucu aldıktan sonra farkı artıracak futbolcu konumunda bazı maçlarda. Bazı maçlarda ise doğrudan oyuna başlaması gereken oyuncu konumunda. Manısaspor karşısında doğrudan Elano’yla başlayabilir diyeceğim ama ulusal maç için yok 9 numara. Sevgilerimle. Melih)

  2. ali efra dilbaz Demiş ki:

    Selamlar Melih abi,

    Bugün bir arkadaşımla futbol tartışmasına girdik. Tabii ki medeni ölçüler içerisinde, bazı şeyleri tartıştık. Dün akşamki Trabzonspor-Beşiktaş maçı esnasındada beraberdik ve bugün Galatasaray-Diyarbakırspor maçını da beraber seyrettik. Dün akşam bana seyrettirdikleri futbol, mücadele, pozisyon ve fiziksel dayanıklılık örmneklerinden dolayı Trabzonspor’a teşekkür ediyorum. Gerçekten çok güzel bir futbol seyri ortaya çıktı ve Trabzonspor açısından yüksek bir tempo vardı. Beni üzen ise sadece küçük bir taraftar topluluğunun bunun bilincinde olması ve seyrettikleri müsabakadan zavk almasıydı. Bir maç kazanılabilir ya da kaybedilebilir, sonuçta bu bir spor müsabakasıdır ve maça gelen seyircilerde bunun farkında olmalıdır diye bir tezim var :) .

    Eğer ben Trabzonspor kulübü taraftarı olsaydım, ve hatırı sayılır bir meblağ ödeyerek bu maçı seyretseydim, evime gayet mutlu giderdim. Araçlar ve yöntemler farklı olsa da bir tiyatro oyunundan da beklediklerimiz bunlar değil midir! Ama maalesef ülkemizde maça gitmenin amacı, bir taraftar olarak, desteklediğimiz takımlara sevgi göstermek, onları sportif olarak kamçılamak, performanslarını alkışlamak değil; aksine nasıl olursa olsun galibiyet görmek ve karşı takımı aşağılayarak egomuzu tatmin etmek, daha sonra bunun ne kadar boş ve saçma olduğunu düşünecek rasyonel düşünce gücüne sahip olsak dahi!

    Bugün Diyarbakırsporlu topçularda bu sessiz vahşetin altında ezildi, etraflarındaki psikolojik duvarı yıkıp belki de ellerinden gelenin en iyisini yaptı; ama hem potansiyelleri, hem de ruh halleri bu kadarına izin verdi. Politikaya alet olmak, terorist yakıştırması yapılmak ya da buna benzer sözlü tacizlere maruz kalmak kolay olur mu? Potansiyeli, ne olursa olsun, sahaya çıkan 11 insan evladı, mücadele eden 11 sporcu saygıyla karşılanmalı ve misafirperverce ağırlanmalı diye düşünüyorum.

    Ben bu maçtan hiç zevk almadım Melih abi. Dünkü maç gibi olmadı. Tamam Galatasaraylıyım, tamam takımımın kazanması benim için önemli, ama bu maç amacına çok uzak kaldı, hem Galatasaray hem de Diyarbaırspor açısından. Mücadele üst düzeyde değildi, hücum bölgesinde bu maçta da paslaşmada zorluk çektik, Barış utanç verici bir şekilde, sarı kartının olduğunu bildiği halde, topa elle müdahale ederek ikinci sarıdan atıldı, Ayhan’ın hal ve haraketleri bana biraz Ümit Karan’ın artık herkesçe bilinen ellerini iki yana açıp gösterdiği o şaşkınlık ifadesini hatırlattı. Mücadeleden çok arbede oldu, 1-2 yendik ve İstanbul’a dönüyoruz. (Sanırım takımın abilerinden bir tek Ayhan kaldı ama yeni namzetler (!) olabilir.

    Takımda bazı sorunların olduğu aşikar. Bütün futbolcularımızın hayran olduğu, süper kariyerli teknik direktörümüze bir tavır mı var? Futbolcularımız oynadıkları futboldan zevk alıyorlar mı? Seyircilerin maçları zevkle seyredip, taktir ettiklerini düşünüyorlar mı? Yüz ifadeleri sanki maç bitse de gitsek, gol atıp üstüne yatsak, nasıl faul yapar ve kart almadan sıyrılırım, fevri haraketler ve diğer, takımımızda görmek istemediğimiz ifadelerle dolu gibiydi. Arda artık gülümsemiyor, Ayhan’ın sorunu olduğu belli, Barış Özbek çocukça ve fevri, Hakan Balta eski formundan uzak, Mehmet Topal ise idare etme çabasında gibi, taraftarın vediği paranın karşılığını vermekten çok uzak.

    İşte tartışma konusu buydu. Profesyonel futbol, futbolcular ve taraftar. Neler yapılıyor veya yapılmıyor. Türk seyircisinin ruhsal halini bilen Türk futbolcusu elinden geleni yapıp maçı almaya çalışıyor, üstün performans gösteren yabancı spocularsa yenildikleri maçtan sonra gösterilen tepki dolayısıyla şaşkın!! İşini zevk almaya çalışarak yapan, taraftarın verdiği paranın karşılığını veren ve tabii verecekler onlar taraftar havasında olanlar, 1-2 önde olduğu zaman, topu korner çizgisine kadar götürüp, orada topa basıp zaman geçirmeye çalışanlar (Kewell, demek ki bunu sadece bizimkiler (Türk topçular) yapmıyor.) Diyarbakırspor seyircisi, TV başında, para vererek bu maçı izleyenler ne dediler? Allahtan bu maçtan sonra Inter-Roma maçı var dediler, en azından ben öyle dedim.

    Uzattığım için herkesten özür diliyorum. Ama aynı dileğimi ve beklentimi tekrarlamak istiyorum. Artık centilmence, sportif duygular ve amaçlar çerçevesinde, insanları birleştirip, kardeşçe hisleri yücelten, seyredenlerin ve oynayanların zevk aldıkları, yenilenin yeneni tebrik ettiği, yenenin de yenileni ortaya koyduğu mücadeleden dolayı kutladığı müsabakalar istiyor ve bekliyorum. Galatasarayımız’dan da Metin Oktay’ı, O’nu tanımayan futbolcularımıza tanıtmalarını, sportmenlik, centilmenlik, hal ve tavır olarakta O’nu örnek almalarını, O’nun Galatasaray’ımız da bulunduğu mevkiye ulaşamazlarsa dahi hedef almalarını salık vermelerini bekliyorum. Tekrar uzun mesaj için özür diliyorum. Herkese sevgiler, selamlar!

    (Selamlar Ali. Servet Çetin maç sonu açıklamasında senin tarif ettiğin fotoğrafı çizdi biraz. Ama bid takıma duyulan aidiyet fazlalaşınca maçlar da insanların kaderinde oynaması gerekenden daha fazla rol almaya başlıyorlar. Sevgilerimle. Melih)

  3. onderali Demiş ki:

    Sevgili Melih Ağbi,

    Yazılarınızla tanıştığımdan beri oynanan futbolu yeniden ve yeni bir bilgiyle okumayı öğrendim. Zihnimde müthiş dehlizler açtınız ve zenginleştirdiniz.

    Şimdi şunu merak ediyorum: Barış’ın ikinci sarı kartı görme ihtimaline cüret eden F.R., daha öncesinde neden Ayhan-Elano değişikliğine cüret edemedi?

    Yoksa siz bu akşamki maçta Ayhan’ın iyi oynadığını mı düşünüyorsunuz? Kenarda Elano gibi bir isim varken (özellikle “isim” diyorum) nasıl olur da Ayhan oynar?

    Bana biraz tuhaf geliyor, ya da hala futbolu yeni bir akılla okumak konusunda direniyor olabilirim. Yorumunuzu merakla bekliyorum hocam… Sevgilerimle…

    (Önder selamlar. Açıkça maçı çıplak gözle seyretmediğim için Ayhan Akman konusunda çok sağlıklı bir yorum yapamayacağım. Ama Rijkaard’ın oyuna bakış açısıyla Akman’dan bizler kadar rahatsız olmadığı aşikâr. Şöyle ki, Barış Özbek atıldığı zaman 4-3-3′ün orta saha yapısını korumak için forvet alıp Linderoth’u sahaya süren Rijkaard Ayhan Akman’ın görevini yaptığını düşünüyor olmalı.

    Keza yaptığı diğer değişilik de Rijkaard’ın düşüncesi konusunda bize bir ipucu daha sunuyor. Şöyle ki, Arda Turan’ın yerine Elano dahil oldu oyuna. Demek ki net olarak bir orta saha futbolcusu gözüyle bakmıyor Elano’ya. Arda Turan forvetti ve Elano bir forvet olarak girdi.

    Umarım bir yanıt olmuştur aklındaki sorulara. Sevgilerimle. Melih)

  4. Big Koala Demiş ki:

    Bu akşam sanki ekranın sağ üst köşesinde CİNE5 yazıyor gibiydi. Takım olmanın bir bütünü yani “bir”i oluşturmak olduğunu gösteren, 90′ların dönerek oynamaya çalışan ve en önemlisi yedek beklemenin de “takım”ı desteklemek için bir fırsat olduğunu bilen “takım”ı izledim artısıyla, eksisiyle. Sadece oyun değil kastım, kulübeden fırlayan öncüyle, haksızlığa uğradığını rakibe değil hakeme anlatmaya çalışan oyuncuyla, aslında hiçbiriyle. Yine içinde saklı sebebi, küçük küçük anlamsız gibi görünen parçalarla oluşan “ancak” bir bütünle. Belki de benim romantizmimdir, insan hoşuna giden sahneleri yaşarken bile video kamera gibi izler her şeyi ve bazen bu sağ üst köşedeki CİNE5 yazısıdır, yıllar sonra da o yazı biraz daha silik bu sefer lig TV olarak çıkar karşımıza.

    Güzel şeyler yapmadılar aslında sephia ekranda. Bir adım ileri de atmadık. Eğer süreci düz bir çizgi olarak görüyorsanız sebebini de anlatamam. Belki bir tek şey; hayatta şartlar sizi bir sonraki adım için yavaşlatır ya da zorlaştırır durumu. Bekleyip ne olacağını izleyebilirsiniz ya da kendinizi ve şartları çözümlemeye çalışırsınız. İşte bu ikinci durum olduğunuz yerde zıplamaktır. Tek boyutlu bir dünyada anlamsız(hareketsiz) görünebilir ama sizin bir ritminiz vardır kendi içinizde bir sonraki adım için sizi hazırlayan. Birkaç haftadır beklemek zorunda bırakılmış bir “parçacıklar toplamı” vardı. Bu akşam, (yine belki benim romantizmimdir) bu bekleme süresince zıpladığını ispatlayan bir “bütün”ü izledim. Akşamdan geriye kalansa birkaç -tag-;

    -Süreç: keyif alınması gereken sarmallar
    -Parçacık: kendi başına pek bir anlam ifade etmeyen gelişi güzel hareket eden kuarklar.
    -Takım: çift yarık deneyini özümsemiş kendini bilen kuarklar
    -Bir olmak: aşağıdaki ya da yukardaki fark etmeyen, birbirinin yerine geçtiğinde bütünü değiştirmeyen kuarkların takımı
    -Bütün: Big Brother’ın en iyi şekilde görebildiği, kuarkların artık kendi özelliklerini değil kendinden üstün başka birşeyin özelliklerini yansıttıkları şey(!)

    Bir de gizli öznemiz var bu akşam ilerisi için;
    -Sürdürülebilirlik: Esas amaç. Süreci oluşturan sarmalların pozitif yönlü oluşturduğu çizgi

    Bütün “kozmik haydutlar” adına,
    Ali

    (Ali selamlar. Yazdığını tekrar tekrar okuyacağım. Daha iyi anlamak için. Güzel yorumun için teşekkürler. Melih)

  5. ersint Demiş ki:

    Selamlar Melih Bey,

    Bu maçla ilgili olarak sizin teknik yorumunuzu beklemeden oyun içindeki iki nokta hakkında yazmak istedim.

    Birinci nokta Arda’nın attığı gol sonrası yüzüne de yansıyan ruh hali. Bu yüzü en son, hakkında yapılan eleştiriler sonrasında uzun bir aradan sonra gol attığında Hakan Şükür’de gördüğümü hatırlıyorum. Beraberlikten galibiyete geçişi sağlamanın sevincinden çok, sanki kendini birilerine ispatlamanın hırsı vardı o yüzde.

    Kaptan üzerinden yapılan haberler, bana medyadaki topyekün GS’i yıpratma operasyonunda ilk saldırı noktaları olarak seçtikleri Arda ve özel hayatını ayağa düşürme ve bu sayede Arda’yı bıktırarak devre arasında yurtdışına transfere mecbur bıraktırma planı gibi geliyordu. Hatta bu harekatın ikinci hedefi Servet de devre arasında gidici gibi. (Medyanın Meira’yı geçen sezon Zenit’e sattırdıklarını hatırlayalım). Görünüşe göre FR da Arda ve Servet’in devre arasında satılmasına karşı çıkmıyor, tabi Servet yerine pas kabiliyeti gelişmiş bir stoper alınırsa. Zaten sağ ve sol açıkta oynayabilecek Keita, Elano, Kewell, Aydın, Caner, Eylik ve hatta bekte Uğur oynarken Sabri gibi halen 7 tane alternatifi varken ve 15M Euro gibi rakamlar telaffuz edilirken Arda konusunda da ısrarcı olacağını tahmin etmiyorum.

    Maç içinden bahsetmek istediğim 2. konu ise dün akşam tüm yorumcuların da söylediği Barış’ın 2. sarı kartı. Bir yanım “aman sadece bir anlık refleks çok da üzerinde durmaya gerek yok dese de ” mantıklı bakınca Almanya altyapılarından yetişmiş bir oyuncunun böyle bir mantıksızlık yapması beni kaygılandırıyor. Sizin geçen yazınızda belirttiğiniz artık takıma girmek isteyen kendini ispat etmek zorunda teoreminden yola çıkarsak, Barış’ın forma bulabilmesi için Ayhan ve en zorlu rakibi Linderoth ile girdiği yarışı kazanmka zorunda ve bana göre her ikisinden de hala epey geride. Hele ki kuvvetli bir Linderoth ile başedebilmesi zor gibi. Bunun da gayet farkında olduğu için elinden (!!!) gelenin fazlasını yapmaya çalışırken çok yoruldu ve beyine giden oksijen azaldığından maç içinde düşünme kabiliyetini kaybetti. Benim bu tespitim Barış açısından en makul olanıdır, yoksa bilerek atağı kesmek için bunu yaptıysa vay halimize. Barış rotasyon içinde takımda bulunması gereken bir oyuncu ama bence hiç bir zaman ilk 11′in devamlı oyuncusu olamayacaktır (Sarp ve Sabri’nin yaptığı gibi gelişemezse). Ve maalesef kendisi de bunun farkında. Dün Tv de yorumları izlerken Barış’ın oynadığı bir maç sonrası şöyle bir demeç verdiğini söylediler :
    -Bu maç sonrasında herhalde FR, Barış’ın nasıl bir oyuncu olduğunu anlamıştır.
    Eğer bunu gerçekten söylediyse zaten onun için bu saatten sonra birşeyler yazmaya ve konuşmaya gerek yok, olay bitmiştir. Umarım böyle bir demeç vermemiştir veya ben yanlış anlamışımdır.

    Selamlar, saygılar.

    (Merhaba. İlk yorumunuz kesinlikle doğru. Zaten galiba bugün Bahri Havadır yazdı. Bugüne kadar kendisine yapılan yıpratmalara tepkiydi o gol sonrası sevinci. Ama bu kapsamda transfer haberlerinin sadece bir dedikodu olduğunu bilmek gerekiyor. Eğer transfer olursa bu gelen oyuncu olacaktır, giden değil.

    Barış Özbek bence maçta Tolga kendisini yeri ittikten sonra kontrolünü yitirdi. Bir yanda içinde bir kızgınlık vardı, bir yanda da akıllı olma çabası. Aslında refleksif olarak elini yukarı kaldırdı.

    Hasbelkader bir Galatasaray forumunda soru-yanıt seansına katılmıştı. Orada dikkatimi çekti. İnanılmaz bir özgüveni var ve bunu da söylemekten çekinmiyor. O lafı da öyle okumak lazım.

    Sevgi ve selamlarımla. Melih)

  6. erdalus Demiş ki:

    Goller ALTYAPIDAN,
    Merhaba Melih Abi,
    Ektiğiniz bir ağacın meyvesini toplamak, bütün emeklerinizin boşa çıkmadığını görmek insanı mutlu eder.
    Hep Galatasaray’ın DNA’sından, konuşuyoruz. Felsefesinden,ilme yatkınlığından ve hep uzun vadede başarılı olabildiğinden.
    Bu bakımdan Galatasarayımızın başarısında ALTYAPI çok önemli yer tutuyor. Zaten, iyi bir incelemeyle 2000 zaferinden bugüne kadar geçen 9 yıllık sancılı evrede hep ALTYAPI desteğinden, inancından mahrum kalmamız yatıyor bir noktada.
    Arda, Sabri, Uğur, Semih, Serdar, Emre Çolak ve diğerleri.. Biz Galatasaray Ruhu’nu kendi çocuklarımızda tam anlamıyla yaşayabiliriz. Bu 9 yılda onlarca transfer yapılacağına 3/4 sene sırf bu çocuklara yatırım yapılsaydı keşke..
    Sevgi ve saygılarımla.

    (Erdal selamlar. Altyapı Galatasaray’ın arka bahçesi gibi. Hem nefes aldığı, hem de arkasına güvenle bakabildiği yer anlamında. GSTV’de Futbol Akademisi diye bir program var. Sürekli olarak izlemeye gayret ediyorum. Gördüğüm şu. Gerçekten müthiş bir temel var orada. Gencecik çocukların Florya’nın havasını suyunu en baştan bilerek yetişmesi müthiş. Sevgilerimle. Melih)

  7. hakan_isik Demiş ki:

    Merhabalar Melih Bey,

    Açıkcası bu maç bizim için bir gösterge maçıydı. Çünkü Buca, Sivas ve Dinamo hiçbir şekilde ölçü olamazdı takımın defansif olarak ne durumda olduğuna. Dün maalesef daha 2. dakikada rakip forvetler kaleciyle karşı karşıya kaldı. Eğer Mendoza son dakikada 1 metreden topu dışarıya atma başarısı göstermese maç berabere bitiyordu. Yani dün oyunun iki yönünde de başarısızdık bence. Barış Özbek gördüğü karttan sonra alarm veriyordu ve ben ne zaman çıkaracak artık bunu diye hayıflanırken kırmızıyı gördü. Neden oyuncu değişikliklerinde bu kadar ağır davranıyoruz anlayamıyorum.

    Ben hala kalecisiz oynadığımızı düşünüyorum. Sezon başından beri kurdardığı maç demiyorum, 1 tane akıllarda kalan kurtarışını hatırlatabilir misiniz? Eğer rotasyon ise kenarda aslan gibi bekleyen Aykut ve Ufuk’a şans tanınmalı. Bu kaleci patlamaya hazır bomba gibi. Gelen her yan top yüreğimize ateş gibi düşüyor. Bazılarını yumrukluyor, bazılarını ise ıskalıyor. Cepheden hiç iyi değil dünkü yediği golü iyi bir kaleci çıkarabilirdi. Yani kalede etkisiz bir elemanımız var matematikteki gibi. Sadece oyuna topu eliyle iyi sokuyor bu da tek iyi yanı.
    Elano maalesef bir hayal kırıklığı olacak. Lincoln’ü arar olduk. Oysaki disipline edilmiş bir Lincoln bu takımda çok iş yapardı. Dün maçtan sonra hocamız ve oyuncular iyi oynadık diyerek beni şaşırttı. Sanırım biz başka maç seyrettik.

    Ama ben bu takıma güveniyorum. Aradan sonra yine sezon başındaki futbolumuza döneceğiz. Eskişehir maçına kadarki rüya yine başlayacak ve bizi güzel futbolla coşturacaklar.
    Selamlar, sevgiler…

    (Selamlar. Açıkça ben de Galatasaray’ın iyi oynadığını düşünüyorum Diyarbakırspor maçında. Maçı 2-1′in ve 10 kişinin stresi dışında izleyince, ki bugün bir daha yaptım bunu, ilk 20 dakika hariç, çok iyi mücadele ettiğimizi ve hücum anlamında inanılmaz hızlı ve etkili oynamaya başladığımızı görüyoruz.

    Ayrıca maçın başında verdiğimiz iki pozisyonun dışında başka bir pozisyonu yoktu Diyarbakırspor’un. Tâ o kornere kadar. O süre boyunca hep Mendoza ve Tazemeta’yı kaçırmaya çalıştılar ama başaramadılar. Daha doğrusu Galatasaray buna izin vermedi.

    Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

  8. corneliuss says:

    Merhaba Melih Abi,

    Benim gerek bu maç özelinde gerekse Fenerbahçe maçı sonrasındaki Galatasaray’la ilgili birkaç çıkarımımı aşağıda bulabilirsiniz:

    Harry Kewell’ın liderliğinde Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi takibini sürdürdüğü maç olarak özetlenebilir tek cümleyle Diyarbakırspor maçı. Galatasaray için taktiksel açıdan en önemlisi Fenerbahçe maçı hatta daha doğrusu Bucaspor maçı sonrasında orta sahanın üçlendiği üçüncü maç olarak yine “kontrol futbolu”nun ön planda olması. Oynanmış olan son üç maçın (Bucaspor (2-1); Sivasspor (2-0) ve Dinamo Bükreş (D) (0-3)) analizini yapmamış olsam da aslında taktiksel değişikliğin neden kaynaklandığını da bu maç ışığında analiz etmeye çalışacağım.

    Taktiksel değişikliğin sayılarla anlatımı, benim gözümde, 4-2-3-1 olarak oynayan takımın 4-3-2-1′e dönüşüdür. Bunun temelinde ise asıl yatmakta olan nedenler ise Baros ve Keita’nın biri sakatlık diğeri ise kart cezalısı olarak oynayamamak durumunda olmaları ve Fenerbahçe maçı dahil olmak üzere Galatasaray’ın bu maç öncesindeki üç maçta 3′er gol yemesi. Her ikisinin birleşiminde öncelikli olarak Baros’la stil olarak farklı ve pivot forvet özelliğinde olan Nonda’nın takımın birinci forveti konumuna yükselmesi sonrasında, oyunun kontrolünü daha çok kendisinde tutması gereken bir Galatasaray yapısı; yani “bilinçli kaos futbolu”ndan “kontrol futbolu”na geçiş. Galatasaray’ın bu yeni futbol tarzında ise gözlemlenen en büyük değişiklik, daha az pozisyon veren bir takım görüntüsü ve bunun hücumda yansıması olan daha az sayıda bulunan pozisyon.

    Bu bir miktar zorunlu bir miktar da istem dahilinde olan futbol yapısında ise bir futbolcu diğerlerine oranla daha fazla ön plana çıkmış durumda: Harry Kewell. Evet, Harry Kewell’a özel bir paragraf açmak istiyorum gerek Diyarbakırspor maçı özelinde gerekse son 3-4 maçlık dönem genelinde. Zaten Kewell’la ilgili herkesin hemfikir olduğu en önemli özelliği, takımın futbol zekasını yükselten bir futbolcu olmasıydı. Buna bir de 60 dakikalık futbolunu, son maçlarda 90 dakika ya da 90 dakikaya yakın süre sahada kalarak daha uzun sürelere yayması da eklenince Kewell son zamanların Galatasaray için en önemli futbolcusu oluverdi. Yine dünkü maç özelinde Kewell hem birinci golde hem de ikinci golde en büyük pay sahiplerinden biriydi. İkinci golde ise sadece golün asistinde değil, asistten 3-4 önceki pasında ve defanstan topu çıkartışında yaptıklarıyla Kewell büyük bir alkışı hak etti.
    Diyarbakırspor maçında Mustafa Sarp’ın yokluğu da özellikle Ayhan’ın dağınık futbolunun da etkisiyle ciddi anlamda hissedilirken, Barış’ın görmüş olduğu saçma sapan kırmızı kart da orta sahadaki üçlü için tehlike sinyallerinden biriydi. Herhalde önümüzdeki maçlarda Rijkaard, Sarp-Topal-Linderoth ya da Sarp-Topal-Elano üçlüsünü deneyecektir orta sahada.

    Son olarak da Sabri’den bahsetmek istiyorum özellikle bu sezonun şu ana kadarki genelinde. Sabri’de büyük bir değişim yaşanıyor; sadece futbolunda değil oyuncu karakterinde de yaşanıyor bu büyük değişim. Dün akşam TRT-TÜRK’teki programda Hasan Şaş’in Sabri’yle ilgili söyledikleri ise epey enteresandı. Erhan Telli’nin “Sabri’yi yöneticiler hem uyardılar hem de bu sezon için motive ettiler” yorumuna Hasan Şaş “Sabri, Bülent Korkmaz, Hakan Şükür ve benim (Hasan Şaş) gönderilmem sonrasında, takımda sıranın kendisine geldiğini hissetti. Takımı kurtarmaktansa futbolunu oynamaya konsantre oldu. Çünkü biliyor ki en ufak bir başarısızlıkta ortaya atılacak olan oydu”. Sonuç olarak o ya da bu, hangi motivasyonla Sabri bu yeni futbol kalitesine ulaşmış olursa olsun, bunda kazanan hem Sabri hem de Galatasaray olduğu sürece çok da fazla takılacak bir durum olduğunu düşünmüyorum.
    Önümüzde iki haftalık bir ara var… Ümit ediyoruz ki bu arada Galatasaray taktiksel açıdan kendini daha çok geliştirecek fırsatı bulacaktır, yerli milli oyuncularının da bu sefer Florya’da olacak olmaları nedeniyle.

    http://corneliuss.wordpress.com/

    Saygılarımla, Tamer

    (Tamer selamlar. Teşekkürler bu paylaşımın için. Minik bir not. Yeni 4-3-3 düzeninde Galatasaray’ın girdiği gol pozisyonu sayısında kesinlikle bir gerileme yok.

    Son altı maçın istatistiklerini paylaşıyorum burada. İlk rakamlar Galatasaray’ın, ikinciler rakibin girdiği pozisyon sayısını gösteriyor.

    Galatasaray – Trabzonspor 7 6
    Galatasaray – Dinamo Bükreş 7 5
    Fenerbahçe – Galatasaray 3 9
    Galatasaray – Sivasspor 8 0
    Dinamo Bükreş – Galatasaray 6 2
    Diyarbakırspor – Galatasaray 7 3

    Sevgilerimle. Melih)

  9. yavuzca Demiş ki:

    Selamlar,
    Beklediğim gibi zor maç oldu. Hakem mükemmeldi. Barış amatörce davranmamalıydı. Ayhan böyle devam ederse kadroya zor girer. Linderoth geri dönüyor ve muhtemelen bu hafta Barış’ın yerine sağ içte oynayacak. Ancak her şeyden öte sahada bir Kewell vardı gerçek bir lider gibi maçı yönetti. Hagi’den sonra takımı böylesine yönlendiren bir futbolcu görmedim Galatasaray’da. Sabri, Arda eğer Avrupa’ya giderse kaptanlığı alacak gibi. Bir de Elano’nun sahaya girerken heyacanı ve coşkusu beni umutlandırdı. Bunun dışında yıllardır yapamadığımız bir kontrol futbolu oynadı Galatsaray. Özellikle kontrol futbolu hakkında görüşlerinizi merakla bekliyorum. Ben çok mutluyum. Lige verilecek arada üstelik FB oynamadan 3 puan almışken bu galibiyet beni mutlu etti. İyi çalışmalar.

    (Selamlar Yavuz. Esasında Galatasaray kontrol futbolu oynamıyor. Oyunda gerekli skoru aldıktan sonra tehlike yaşamayacak denli biraz geriye çekiliyor, ama yumruğunu da ileride tutuyor sıkı vaziyette. Dünkü maçta 10 kişi kaldıktan sonra üç pozisyon üretti Galatasaray. Rakibin pozisyon sayısı birdi. Esasında bu futbolu daha da geliştirecek Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)

  10. yunusy14 Demiş ki:

    Melih abi selamlar,

    Yaziniz gelene kadar nacizane bir gozlemimi sizlerle paylasmak istedim, soyle ki; malum medya su aralar yogun bir sekilde Alex’lerini korun gozune sokarcasina Hagi’nin istatistiklerini gecti, cok buyuk oyuncu, Turkiye’ye gelen en buyuk oyuncu vesaire duzmeceler ile kendilerince sisirme bir balon ustunde lanse etmeye devam ediyorlar. Beni uzen nokta bir insan meslegine bu kadar mi, renk sevdasi ugruna, ihanet eder, yani Hagi dediginiz zaman, dunyanin gelmis gecmis en iyi 10 futbolcusu arasinda rahatlikla gosterilen, ismi Pele, Maradona, Cruyff, Platini, Eusébio gibi isimler arasinda anilan birisinden bahsediyoruz, pes diyorum ben bunlar icin ve yaziklar olsun diyorum.

    Malum medya simdi yine ayni taktigi ile Elanomuz’a saldiriya gecmis bulunmaktadir. Bizim sizce bu oyunlara karsi kozumuz ne olmalidir, taraftar olarak uzerimize dusen nedir?
    Simdiden tesekkurler Melih abi…
    Saygilar.

    (Selamlar Yunus. İletişimde gündem yönetimi diye bir konu var. İngilizcesi issue management. Maalesef Galatasaray gündem yönetiminde oldukça zayıf. Kendisiyle ilgili gündemini yönetemiyor Galatasaray. Bunda kedyadaki güçsüzlüğü birinci faktör. Ama Galatasaray taraftarı medyanın belirlediği gündemi de kolayca içselleştirip savunabiliyor. Örnek Elano. Bugün sokağa çıkıp bir anket yapılsa Galatasaraylılar’ın çoğu bu transferin yanlış olacağını söyleyecektir. Bunu da medyanın algılaları belirlemedeki gücü nedeniyle söyleyecektir. Bugün için hâlâ Lincoln’le Elano’yu karşılaştırabiliyoruz. Oysaki Elano gerçekten çok özel bir futbolcu. Dünkü dört dakikalık oyunu bile çok cidi fikir veriyordu bize aslında.

    Yani, biraz sakin olmamız lazım. Kendi fikirlerimizi okuyarak değil, nesnelliğe dayalı gözlem gücüne emanet edebilmeliyiz. Sevgilerimle. Melih)

  11. u-topie Demiş ki:

    Diyarbakır’da gözümüze çarpanlar.

    *İkinci gol yanlış saymadıysam onun üzerinde gerçekleşen paslaşmadan sonra atıldı. TSL’de senede bu şekilde atılan goller %2′yi geçmiyor. Önemli buluyorum. Artan örneklerini görebileceğimizi bekliyorum.

    *H.Kewell..
    Göz kamaştırıyor.
    Futbol aklı denilen şey bu olmalı.
    Her durumda mevcut seçeneklerin en doğrusunu
    bulabilmesi az rastladığımız bir detay.
    Takımın hamuruna kattığı akıl, sükunet, profesyonellik ve sempati müthiş.
    Sembol isimlerden biri olmaya gidiyor.
    Burada olmaya devam etmeli.
    GS’ın bir şeyleri eksik olur onsuz.

    *On kişi kalınan bölümde topa sahip olmaya ve oyunun kontrolünü elinde tutmaya devam edebilmek sene başından beri katedilen yolun göstergesi.
    Önceki yıllarda benzeri durumlarda takımın arkaya yaslanıp, rastgele vuruşlarla panik içinde geçirdiği süreleri hatırlamak yeterli nereden nereye gidilmekte olduğunu görmek için.

    *M.Topal’ın futbolundaki yükseliş sürüyor.

    *Linderoth ısınıyor. Araya başka sakatlık girmemesini umalım.

    *Baroş ve Keita’sız dönem hasarsız geçildi.

    Takımın hızını etkilemesi kaçınılmaz olan bu süreçte Kewell hızıyla değil ama aklıyla önemli bir rol üstlendi.

    Keita’nın devreye girmesi ve takımın top rakipteyken topun ardına geçme refleksinin gelişmesiyle devre arasına lider girmek beklenebilir.
    Ötesi hepimizi mutlu edecek.

    (Selamlar Üstadım. Herhalde biz biraz eski tüfek olduğumuz için daha fazla ümitvarız ve iyimseriz. Biraz önce bir kez daha seyrettim maçı sakin kafayla, bazı bölümlerde gelecek adına gerçekten iyimser olmayı gerektiren şeyler gördüm.

    Şuna çok eminim ki, Barça gibi oynamak için dört yıl beklemeyeceğiz. Hız olarak daha da hızlanırken pas isabetimizi yükselterek gerçekten farklı bir takım olacağız. Ben bunu gördüm dün. Sevgilerimle. Melih)

  12. muhsin mordeniz Demiş ki:

    Galatasaray derby yenilgisi sonrası 4. maçını da kazandı maç çok konuşuldu bütün bu kargaşa içinde seyircinin pek ilgi göstermemiş olması biraz şaşırtıcı burada Türk futbolunu yönetenlerin oturup düşünmeleri gerekiyor gerek stadyum standartı gerek bilet fiyatları gerek de seyirci sayısını arttırma konusunun gözden geçirilmesi gerekiyor TFF yanlızca milli takım ve yayın ihalesi ile ilgilenen bir kurum olmaktan çıkmalı ülke futboluna hizmet etmeli.

    Maça gelirsek sene başından beri üzerine çalışılan 2 temel nokta var biri pas oyunu diğeri duran toplar bunlarda belli bir aşama yapılmış durumda bazı durumlarda belli ince ayarlar yapılması gerek bu da zaman içerisinde olacak bir durum misal vermek gerekirse daha pahalı bir kadro ile Van Gaal Bayern ile çok daha fazla zorlanıyor bu yüzden bugüne kadar öğrendikleri oyun ile çok farkılı bir sisteme alışmak belli bir süreç ister gelinen nokta bile büyük başarı sayılmalı.

    Gözüken nokta kale ve savunmada bir karmaşa yok asıl ve yedek oyuncular belli fakat aynı şey ön taraf için geçerli değil bahsettiğim ince ayar burada gerekli Mehmet Topal yavaş yavaş yeni sisteme reaksiyon veriyor son 2 müsabakada çabuk oynama konusunda kendini aşmaya başladı zaten ekstra işler yapmasını isteyen yoktu sadece basit ve çabuk oynaması gerekiyordu gözlediğim kadarıyla oynadığı oyundan zevk almaya başladıkça oyun iştahı da artmaya başladı tıpkı Sabri ve Kewell gibi zira bu 2 oyuncu her maç daha iyi oynamaya başladılar ve bu iyi oyun ile kendilerini şarj ediyorlarmış gibi bir görüntü oluştu mesela geldiğinden beri kondisyon sorunu olan Kewell son 3 maçta da 90 dakikayı tamamlarken sahada diri gözüktü bunu ancak böyle açıklayabiliriz dün 2. golde gözden kaçan nokta sol bekten topu çevirip koşu yaptıktan sonra kafa ile pas vermesi oldu atağın başı çok gündeme gelmedi ama 4 pas ile atılan gol oynanmak istenen oyun için bir gösterge olmalı.

    Nonda biraz durgun gözüktü bunun nedeni de arkadaki orta üçlünün bu maçta biraz uzak kalması oldu hücumda yardımlaşacağı birini bulamayınca etkin olmadı ilk golde pası vermiş olsa da Ayhan takımı fena halde yavaşlatıyor sanırım Mehmet gibi onun da gelişim katetmesi lazım bazı ezberlerinden vaçgeçmezse formayı bulması güçleşecek topla çok vakit geçirmeden oynarsa takımın ahengini de bozmamış olur bükreş maçına göre takımın yavaşlamasını Ayhan faktörüne bağlıyorum.

    Elano için birkaç şey söylemek lazım dün kısa süre aldı zaten açıkçası ben ümidimi yitimek üzereyim sonuçta insan unsuru ülke faktörü ve oyun sistemine uyum belli bir süreç istiyor burada karşılıklı adımlar atmak gerekiyor Elano aynı adımı atıyor mu pek emin değilim ayrıca oynamaya çalıştığımız oyun ona uygunmu orasıda şüpheli daha diri daha canlı daha agresif bir görünüme bürünmesi şart açıkçası bu yapısıyla forma giymesi haksızlık olacaktı devre arasında takas imkanı varsa kullanmak gerekebilir aklıma Milan ile Huntelaar takası geldi malum Brezilyalı oyuncular var orda aynı şey Real Madrid ile mümkün olabilir onun kalitesi belli zaten ama kan uyuşmazlığı varsa bunda ısrar etmek fayda getirmez yönetim ve hoca bu konuyu mutlaka düşünüyordur bizde bir hatırlatalım dedik.

    (Muhsin selamlar. Alfabende virgül yok galiba:-)) Minik minik bir şey söyleyeyim. Galatasaray Diyarbakırspor karşısında sezonun en hızlı topu oynudu. Bunu üstelik Baros ve Keita gibi iki en hızlı futbolcusu yokken yaptı. Bunu kıymetli buluyorum.

    Ayhan Akman birkaç hata yapsa da bence oyun içinde iyi işler yaptı. En önemli katkısı da oyunun kanadını değiştirmesi. Ki gol de öyle geldi.

    Elano hakkında seninle aynı fikirde değilim. Zaman beni haklı çıkaracaktır diye düşünüyorum. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

  13. Umutation Demiş ki:

    Merhaba,

    Arda’nın orta üçlüde çok etkili, kanat forvet pozisyonlarında ise her iki tarafta da ortadaki oyununa göre çok daha etkisiz olduğunu görüyoruz kaç maçtır.

    Rijkaard neden Arda’yı artık ortada denemiyor ve kanatta ısrar ediyor sence? Aynı sorun Elano’da da var, ortada oyun olarak çok eziliyor gördüğümüz kadarıyla, ama Premier Lig’den bildiğimiz üzere çok iyi bir sağ forvet performansı var. Rijkaard’ın Elano’da da orta saha olarak ısrar etmesini anlayamıyorum. Takım bir Arda Elano mevki değişikliğiyle bir çok derdinden kurtulabilir…

    (Selam Umut. Bir önceki 4-3-3 versiyonunda, Arda Turan 2+1′in 1′i olarak oynarken de forvetti. Nitekim Galatasaray için 4-2-4 oynuyor dedirten durum da buydu. Bu versiyonda takım savunması zaafa uğradığı için Rijkaard forvet sayısını bir azaltıp, orta saha oyuncusunu bir artırdı.

    Dediğin bir şey doğru. Arda Turan daha iyi oynamak için 360 derece görebilmeli sahayı. Bunun da yeri merkez, kanatlar değil. Ama şöyle bir şey var ki Kaptan’ın özgürlüğü var. Gezerek oynuyor. Mesela attığı golde, merkezdeydi.

    Elano da forvet özellikli orta saha futbolcusu. Arda Turan’dan farklı olarak orta saha göbeğinde de oynayabiliyor. Sakatlıklar ve cezalılar nedeniyle forvette ciddi bir alternatif eksikliği var Galatasaray’ın. Son iki maçta yedek olarak o bölgede Serdar Eylik vardı sadece. Bu da gösteriyor durumu net olarak. Dolayısıyla birkaç maçlık konjonktürel durumlara göre pozisyon almamak lazım Rijkaard ve tercihleri hakkında. Sevgilerimle. Melih)

  14. Trevan Demiş ki:

    Melih abi selamlar,

    Son 3 mactaki oyuncu tercihlerini (bir kismi mecburiyetten de olsa) kesinlikle ligin basindakine tercih ediyorum, belki daha az gol pozisyonuna giriyoruz ama henuz iki golden az atmadik ve 3 macta sadece 1 gol yedik. Verdigimiz toplam pozisyon sayisi da sanirim 3 ya da 4 (cogu macin son 5 dakikasinda bile bundan daha fazla pozisyon vermistik). Keita’nin takima geri girmesiyle, Barisin yerine girecegini varsayarak, savunmada bir aksama olacagini sanmiyorum. Ama Elano’nun en faydali sekilde takima nasil monte edilebilecegini merak ediyorum, kenarda tutulamayacak bir oyuncu ama onu oynatmak icin kenara kim alinmali? Bunun cevabi biraz zor sanirim, Kewell ve Arda’nin form durumlari ortada, on libero eksiltince de cok acik veriyoruz :) Rijkaard icin iyi bir beyin jimnastigi olacaktir. Belki Kewell’i Nonda’nin yerinde baslatmayi deneyebilir. Cok kotu olmaz diye dusunuyorum.

    Macta en cok hosuma giden attigimiz ikinci goldu, kaleye yaklasik 60 metre uzaklikten Kewell’in top cikarmak icin geriye destek verdigi bir anda baslayan atak, cok hizli gelisti, 4 pasta gole ulastik. Atagin suresi de sanirim 6 saniyeydi. Her sey o kadar hizli gelisti ki rakip reaksiyon verecek zamani bile bulamadigi icin nerdeyse her asamada hata yapti. Kasimpasa macindaki golu hatirlatti bana, Rijkaard o mactan sonra calistigimiz bir pozisyondu demisti.

    10 kisi kaldiktan sonra takimin gosterdigi eforu ayrica tebrik etmek gerekiyor, Arda Turan ve Kewell’in onde yaptigi pres ovguye degerdi. Birileri Baris’in kulagini ceker diye dusunuyorum.

    Herkese saygilar,

    (Cem selam. Futbol kokan yorumun için çok teşekkür ederim. İkinci gol vurgun çok önemli. Toplam sekiz pasta geldi gol ve süre dediğin gibi. Altı saniye. Benzer bir golü Beşiktaş maçında atmıştık Sabri-Elano-Kewell üzerinden. (Sanırım bahsettiğin gol de o, Kasımpaşa maçındaki gollerden birisi değil.)

    Ayrıca Nonda’yı kenara alıp Kewell’u merkez forvete koyman da akıllıca. Özellikle deplasman maçları için iyi düşünce. Ama Manisaspor maçı için böyle bir durum gündeme gelmez. Çünkü Elano yine ulusal maç nedeniyle geç katılacak takıma ve yorgun olacak. Sevgilerimle. Melih)

  15. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi, biraz erken ama Manisa maçında kadro şu şekilde olabilir mi?
    Leo, Hakan, Servet, Gökhan, Sabri, Mehmet, Linderoth, Mustafa, Keita, Arda, Kewell.

    Kewell çok formda ve Keita’ya yer açmak için Nonda’yı yedek bırakabir mi hocamız? Yoksa, Keita yedekli bir başlangıç mı olur? Çünkü, hocamızın 1+2′yi bozacağını düşünmüyorum.
    Selam ve saygılar.

    (Selam Erdal. Naçizane ben yeniden 2+1 formasyonuna dönüp Arda Turan’ı 2+1′in birinde, Kewell, Keita ve Nonda’yı da forvette göreceğimizi düşünüyorum.

    Böylece şunu da göreceğiz ki takımın son üç maçta toplam beş pozisyon vermesindeki neden üç orta saha futbolcusu değil, takımın savunma anlayışı. Düşünçem böyle. Sevgilerimle. Melih)

  16. idris Demiş ki:

    Selamlar…
    Golü yiyene kadar nereye geldiğinden habersiz bir takım görüntüsündeydi Galatasaray… Ne zaman golü yedik, kendimize geldik. Zaten hoca da bunu belirtmiş. 11. dakikadan sonra gerçekten oynayan, pas yapan, pozisyonlar üreten bir Galatasaray gördük. Ben takımımı çok beğendim. Özellikle kazanma arzusunu çok beğendim. Arda’nın ikinci golden sonraki haykırışını çok beğendim, Sabri’nin kazanmayı en çok isteyen halini çok beğendim. Barış’ın da daha farklı sebeplerden kırmızı kart görmesini isterdim doğrusu. Gole giden birini düşürseydi ya da haksız yere atılsaydı mesela…
    Saygılar…

    (İdris selamlar. Hocamız eğer Rijkaard değil de Daum olsaydı, şöyle bir demeç verirdi eminim: “Diyarbakır’da şampiyonluğun ışığını gördüm. Müthiş mücadele ettiler, filan.” Elhak doğru olurdu ama Rijkaard başka bir hoca.

    Aslında dediğin çok doğru. Müthiş bir mücadele koydu Galatasaray ortaya 10 kişi kalana dek. Bir de dün maçı bir daha seyrettim. Maçın başındaki Diyarbakırspor baskısı müthiş. Benzer bir baskıyı bize ŞS’da Fenerbahçe bile kuramadı. Buna karşın takım yine de toparlanmış 10′uncu dakikada. Yenilen golden sonra bir beş dakikalık krize daha giriyor takım. Sonra yeniden ayağa kalkıyor. Bence önemli şeyler bunlar. Yol yorgunu bir takımın 11′inci dakikadaki golden sonra 7 pozisyon üretmesi kıymetli. Bir de inanılmaz hızlı oynaması. Görüşmek üzere, sevgilerimle. Melih)

  17. Gökhan Demiş ki:

    Selamlar,

    Benim 2 sorum var.
    Birincisi Rijkaard’ı bu sezon hiçbir maçtan sonra bu kadar mutlu görmemiştim. Bu deplasmanda kazanılan 3 puanın mutluluğu mu, 10 kişi kazanılan bir maçın mutluluğu mu yoksa sahadaki futbolcuların artık Rijkaard’ın isteklerini yapmaya başlaması mı?

    İkincisi ise Elano son 2 maçtır 5 dakika kala oyuna giriyor. Bu Elano’nun motivasyonunu olumsuz yönde etkilemez mi?

    (Gökhan selamlar. Soruların için sağol.

    Yanıtlarım şöyle. Mücadele açısından Diyarbakırspor maçı, Ankaraspor karşılaşması gibi, takımın karakterini ortaya koyduğu bir maçtı. Rijkaard’ın mutluluğu aslında bu. Yani mücadele. Bir de oyun içinde pas rallisi olarak çok iyi işler yaptı Galatasaray. Gelecekteki Galatasaray’dan ışıklar verdi. Bir de bu sanırım.

    Elano. Bence müthiş bir profesyonel Elano. Kewell gibi. Ne gocunur, ne hayıflanır. Önemli olan şu. Formda olmak ve sahada mücadele etmek. Bu konularda adil düşünen birisi, yedek kalmayı mesele etmez. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

  18. reyes Demiş ki:

    Selam Melih Abi,

    Maçla ilgili tüm yorumları yazmışsın eline sağlık. Bize söylenecek yapılacak yorum kalmamış. Ben 2 şey söyleyebilirim bunlardan farklı olarak.

    1- Kazanılan frikik poziyonunda Sabri gelip topu almıştı ben atacağım diye, o anda Arda sen atma bırak diyerek mutsuzluğunu sözleri ve mimikleri ile göstermişti Sabri’ye ve bizlere. Burada ben bir şey söylemek istiyorum. Sezon başından beri Diyarbakırspor’un kalesine çekilen frikik şutlarının hepsinin gol oluşu acaba bizim teknik heyet veya kaleci antrenörümüz tarafından görülüp takıma anlatılmadı mı? Çerçeveyi tutan bütün şutların gol olduğu bir yerde kaleyi tutturabilecek ayağı daha sağlam bir oyuncumuzun atması gerekmiyor muydu frikiki? Atılacak 1 gol bile çok önemlidir bu pozisyon çok önemliydi bence.

    2- Bir pozisyonda Nonda sağ kanata gelmiş içeriye orta yapacak pozisyondaydı. Ben ve muhtemelen izleyen tüm taraftarlar şunu söylemiştir. Yapma Nonda senin orda ne işin var golü kim atacak diye. Bunu futbol dili olarak nasıl açıklıyorsun Melih abi. Nonda her pozisyonda orta sahada. Savunmanın arkasına sarkmasını geçtik artık savunma ile beraber de kalmıyor orada. Ne kadar iyi niyetle çalışırsa çalışsın ve takıma çok da fayda getirirse getirsin benim gözüm sahada tekmeye kafa uzatan Milan Baroş’u onun hırsını arıyor Melih abi.

    Ayhan ile ilgili daha önce artık futbolu bırakması ile ilgili bir yorum yapmıştım ama yayınlanmamıştı görmedin belki de. Melih abi sen Ayhan hakkında ne düşünüyorsun. Hızı olmayan sürekli geriye pas atan ayağından çok kritik yerlerde top kaptıran fizik gücü yetersiz bir oyuncu Galatasaray’ın eski oyuncusu diye kadroda tutulması Hasan Şaş ve Hakan Şükür’e haksızlık yapıldığı anlamına gelmiyor mu? İyisiyle kötüsüyle Ayhan Akman devri Galatasaray’ da kapanmak üzere Melih abi. Bence yönetim Hasan Şaş’ın düştüğü duruma Ayhan’ı düşürmemek için Ayhan’ın şimdiye kadar yaptığı emeklerin silinmemesi için artık onunla ilgili bir karar alınması gerekiyor. Ne yazık ki artık GS taraftarları ben dahil Ayhan’a değişik gözle bakmaya başladık. Bu da benim hoşuma gitmiyor. Onun daha güzel anılarla hatırlamak hem onun için hem bizler için daha iyi olmaz mı?
    Saygılarımla Melih Abi, görüşmek üzere..

    (Burakçığım selamlar. Öncelikle yorumunu gecikerek okuduğum için özür dilerim. Biraz kızgın olduğunu düşünüyorum yorumunda. Tek tek üzerinden gidersek.

    Frikik: Takımda maalesef sağ ayağıyla frikik atacak tek isim Sabri Sarıoğlu’ydu maçta. Arkadan göstermedi ama direği yalayan bir frikikti Sabri’nin kullandığı. Bir de ayağının sıcak olması gibi bir şey var. Bazen kendine güvenirsin ve sorumluluk alırsın. Ben o frikikte bir sorun görmüyorum, nihayetinde direği yalayan bir şut söz konusu olduğu için. (Diğer seçenek çift vuruş olarak kullanmaktı belki Kewell üzerinden.)

    Nonda: Baros’la Nonda bambaşka futbolcular. Baros’un sakatlığıyla elimizdeki tek alternatif olan Nonda’yla yola devam etmek zorundayız. Ona destek olmak lazım. Bir de unutmayalım ki takımın en sevilen futbolcularından birisi Nonda. Baros dönene kadar şans onun yanında olsun.

    Ayhan Akman. Yanılmıyorsam iki önceki yorumda Ayhan’ın istatistiklerini paylaştım. Hiç de fena değil. Bence biraz sakin olup günah keçisi haline getirmemek lazım Akman’ı. Akman’ın arkasında 10 yıllık bir özgeçmiş var. İki – üç maçla değerlendirmemek lazım onu.

    Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  19. izmirli cimbomlu Demiş ki:

    Melih abi bilmem katılır mısın ama bir tespitim var kendimce. Sanki bu takımın teknik direktörü Neeskens’miş gibime geliyor kulübede oturmuyor birşeyler peşinde daha çok seviniyor her golde vs. ki Rijkaard ayrılırsa ben bunun gerçekleşmesini isterim hem de çok, ne dersiniz?

    (Selam Sarper. Neeskens takımın antrenörü. Yönetmeni ise Rijkaard. Takımın futbol vizyonunu Rijkaard belirliyor. Neeskens ise uygulayıcı. Bir de Neeskens’in şöyle bir fonksiyonu var. Rijkaard yalnız adam. Sıcak ama aynı zamanda çok uzak. Takımdaki futbolcularla her vesilede konuşmuyor. Az konuşuyor. Bu anlamda Neeskens sanki ailenin annesi gibi. Daha uyarıcı, daha yapıştırıcı, daha sahip çıkan. Ama Rijkaard bir baba gibi taş devrinden kalma. Ailesini dış tehlikelere karşı koruyan ve ayakta kalmasını sağlayan. Sevgilerimle. Melih)

  20. kenan Demiş ki:

    Selamlar M.Ş.

    Değerli yorumunuz için teşekkürler..
    Her şeyden önce oynanan futbol nasıl olursa olsun DBS maçından çıkarılan 3 puanın çok ama çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bir kere travmatik bir FB maçından sonra geçen seneki gibi takımda çöküş değil tam tersine bir dirilişin devamıydı bu galibiyet. Ayrıca Gaziantepspor deplasmanından sonraki ilk “şehir” deplasmanıydı (bu tür maçlar şampiyonluk mücadelesinde çoğunlukla belirleyici olmuştur TSL’de ).. Üstelik bu tür “seyirci destekli” deplasmanlarda yenik duruma düştükten sonra (son yarım saatini 1 kişi eksik olarak) maçı çevirmeyi başarmıştır GS..

    Maçın 2 kırılma anının olduğunu düşünüyorum.. Birincisi maç 2-1 iken Arda’nın yaptığı ortaya Nonda’nın altıpastan vurduğu kafa şutunun dışarı gitmesiydi.. Bence bu mutlak pozisyon golle sonuçlansaydı kuvvetle muhtemel fark daha da açılacaktı ve Barış atılmayacaktı ve biz bugün GS’in muhteşem futbolundan konuşuyor olacaktık… İkinci kırılma anı bence 86. dakikada DBS’un kornerden bulduğu çok net pozisyondu ve golle sonuçlansaydı biz muhtemelen bugün “geriye gidişten” bahsediyor olacaktık.. Bu çıkarım futbolda küçük detayların, anların ne kadar da önemli olduğunu ortaya koymaya yetiyor sanırım..

    Maçı izleyince Mustafa Sarp’ın GS için ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu ve Ayhan’ın da yedeklik psikolojisinden olumsuz etkilendiğini gördüm (bence Ayhan’ın 1. goldeki asisti kadar, maçın genelinde yaptığı top kayıpları ve pozisyon hataları maçı zora sokan temel etmenlerden biriydi.)

    Benim bu maçta en çok dikkatimi çeken şey sezon başından beri uygulamaya çalıştığımız, oyunu geriden kurma ve yerden pas oyununun neredeyse rafa kaldırılmasıydı.. Bilmiyorum abartıyor muyum ama ben Leo’un şimdiye kadar hiç bir maçında oyunu bu kadar çok degajla başlattığını görmedim ve Kewel’ın da ondan devamlı hava topu istediğini.. Ayrıca 1. bölgeden 2. ve 3. bölgeye sıkça havadan oynandı.. Bunun hocanın bir isteği olmasını plan dahilinde olması babında olumlu bulabilirim ama bana öyle geliyor ki kaos futbolu ruhumuzu kemirmeye devam ediyor hala.. Bu konudaki yorumunuzu merak ediyorum.. Saygılarımla.

    (Merhaba Kenan. Yorumun için teşekkür ederim.

    Maçın kırılma anlarını isabetle belirtmişsin. Bence Linderoth’un 10 kişi kaldığımızdaki şutunun aut olması da önemliydi. Keza Ayhan Akman’ın asisti sonucunda kaleye şut çeken ama çerçeveyi bulamayan Arda Turan şutu da önemliydi. Hatırlatmadan geçemedim.

    Ayhan’a gelince, maçın başındaki hatasının üzerine toparlanmak zordu. Akman da bu zorluğu yaşadı. Ama 61/13′lük pas istatistiği bence gayet verimli.

    Geriden oyun kurmamaya gelince. Bunda kısmen haklısın. Leo Franco yanılmıyorsam iki defa uzun degaj yaptı. Geriden yüksek top kullandı takım oyunu kurarken. Ama ikinci gole kadar bu tablo pek yoktu. Aktif dinlenmeye geçtiği zaman oldu bu yüksek toplar.

    Ama tuhaf biçimde Diyarbakırspor maçında çok kaos futboluna döndüğünü düşünmüyorum Galatasaray’ın. Maç içinde inanılmaz organize atakları vardı, ilk golde, ikinci golde.

    Bir de şunu unutmamak gerek. Diyarbakırspor inanılmaz sert oynadı. Ki bu Ziya Hoca’nın açık bir itirafıdır. (Galatasaray’ı iki şekilde durdurabilirdik, alan savunması yaparak ve sertlikle.) Sevgilerimle. Melih)

  21. dt.ibo Demiş ki:

    Melih Bey Selamlar,
    Yine güzel olduğu kadar lezzetli bir yazı. Gerçekten. Hevesle okunuyor, bitince de bu kadar mı keşke biraz daha uzun olsaydı dedirtiyor.
    Yalnız merak ettiğim bir şey var maçla ilgili istatistikleri nereden buluyorsunuz, ben de inceleme yapmak, bazen de ufak tefek karaladığım postlara yazarken destekli yazdığımı bilmek, veya veri paylaşmak amacıyla istatistiklere ihtiyaç duyuyorum ama bu kadar ayrıntı pek bir yerde bulamıyorum.

    saygılar.

    (Selamlar Doktor Bey. Çok sağolun. Esasında kısa yazmayı beceremediğim için inanılmaz uzun şeyler kaleme alıyorum. Yazının bitmesine üzünülmesi beni bu anlamda çok şaşırtıyor. Çok sağolun.

    İstatistiğe gelince. GSTV’de yaptığımız Yalnız Futbol programı için istatistik desteği alıyoruz profesyonel bir şirketten. Ama futbolcuların kaç kilometre koştukları ve hangi bölgede daha çok oynadıkları bilgisi yok bende. Sanırım o istatistikler Lig TV’de var sadece. Sevgilerimle. Melih)

  22. MaMi Demiş ki:

    Melih abi artık seni köşe yazılarında, gazetelerde görmek istiyorum.

    Melih abi orta sahadaki 1+2 dizilişinden sonra takımlara pozisyon vermemeye başladık. Çok güzel bir durum. Mustafa Sarp 1+2′deki sistemde hiç sırıtmıyor. Şimdi Barış, Topal, Arda, Sarp ile orta saha hem daha kuvvetli oldu bana göre, hem de sizin belirttiğiniz gibi topun arkasına iyi şekilde geçip atakları engelliyoruz. Bu sistemde ben Elano’nun oynamasını çok istiyorum. Belki sezon başı yüklemesini yapmadı diye kondisyonu eksik ya da kırmızı kart yüzünden (Rijkaard cezalandırmış olabilir) oynatılmıyor. Ne zaman izleyebileceğiz Elano’yu ?

    (Selamlar Mami. Manisaspor maçında sanırım yine 1+2 formasyonunda oynayacağız. Barış Özbek’in yerinde de Arda Turan’ı göreceğiz. Öyle öngörüyorum. Ama bu, takımın defansif kurgusunu bozmayacak. Çünkü Turan defansif açıdan üzerine düşeni yapacak. Böylece bir ezber daha bozulacak. (Üç orta saha futbolcusu olmadan da gol pozisyonu vermeyecek.)

    Elano meselesine gelince. Açıkça eksikliğini hissettiğimiz bir futbolcu değil Elano. Zamanı gelince oynayacak. Ama öngörüm ligin ikinci yarısında verimli olacak. Şu an Brezilya ulusal takımına gitmese olmaz, gidince de buradaki verimi düşüyor. Görüşmek üzere, sevgilerimle. Melih)

  23. selim Demiş ki:

    (selamlar. futbola çok disiplinli bakanlar için kaçırılmaması gereken bir yazı var aşağıda. mş)

    melih abi selamlar,

    oncelikle yazi icin tesekkurler. dogu felsefesine basvurarak ortaya koymussun arzulanan futbolu. bu benim icin guzel bir tesaduf zira benim de bir suredir kafami kurcalayan baska bir felsefi referans var total futbola iliskin.

    izninle ilk once asil ustaya selam etmekle baslayayim. daha once de burada sozu gecmisti yanilmiyorsam, muhterem ulus hoca’nin lobanovski’nin vefati uzerine kaleme aldigi enfes bir yazisi vardi. lobanovski’nin futbolun spinoza’si olduguna isaret eden. buradan hareketle rijkaard’in futbolda kalfalik ettigi ogretiye, deleuze’un felsefeye getirdigi bakis acisini kazandirdigini one surecegim. (ne cok isterdim ulus hoca’nin hayatta olup boyle bir yazi yazmasini)
    deleuze’un felsefesini bati felsefesi basligi altinda ele almak kacinilmaz. bununla birlikte bati metafiziginin en ciddi elestirilerinden birini ortaya koymasi analojimin seninkiyle paralel gitmesini sagliyor.

    ilk etapta iki kavram var deleuze’un – ve kismen guattari’nin – felsefesinden alip total futbolu aciklamakta kullanabilecegimiz. bunlar; ‘becoming’ – senin daha yakin oldugun orjinal haliyle ‘devenir’ – ve ‘body without organs’. ingilizce ifadeler icin kusuruma bakmayin, ancak ‘becoming’i turkce’ye cevirmek pek kolay degil. (”hareket fizigi” veya “diferansiyel” izah icin en kullanilabilir ekipmanlar olacaktir ancak boyle bir durumda burada soylemek istedigimin sinirlarinin disina cikmam kacinilmaz olur.)

    becoming’in bati felsefesinin temel referans noktalarindan olan being’e karsi kullanildigini soylersem demek istedigimi biraz aciklamis olabilirim belki. yani sabit bir varlik tasavvuruna karsi surekli hareket, akis halinde olan, baskalasan bir organizma. total futbol oynayan bir takim gibi. her momentte kendini yeniden tanimlayan, duruma gore pozisyon alan, ayni seyleri tekrar ederek farklilik yaratmak pesinde olan bir takim.
    bunu olanakli kilan ise organsiz bir vucut olabilmek. ‘kapitalizm ve sizofreni’den alintilarsam:

    “gerçekten de, gözlerinizle görmek, ciğerlerinizle nefes almak, ağzınızla yutmak, dilinizle konuşmak, beyninizle düşünmek, bir anüse ve yutağa, kafaya ve bacaklara sahip olmak, böylesine üzücü bir tehlike midir? neden kafanızın üzerinde yürümüyor, sinüslerinizle şarkı söylemiyor, derinizle görmüyor, karnınızla nefes almıyorsunuz:
    basit şey, entite, varlık, tüm beden, seyahat, anoreksi, deriyle görme, yoga, krişna, sevgi, deney. psikanalizin: ‘dur, kendini yeniden bul’ dediği yerde, biz onun yerine: ‘daha devam edelim, daha öteye geçelim, organsız beden’imizi bulmadık henüz, kendi benliğimizden verimli şekilde boşanmadık, boşa çıkmadık, azat olmadık.’”

    futbol diline cevirecek olursak, defansinizla savunma yapmak, forvetinizle hucum etmek zorunda degilsiniz. dahasi, tum bunlari efektif bir bicimde yapabilmek icin bu kaliplari/organlari terketmeniz gerekir. bir adim oteye gecmeniz.

    ancak bu sekilde kaotik ancak gudusel olarak kendini bilen, futbollasan bir organizmaya donusebilirsiniz. tabii bu kolay bir surec degil. zorluk rijkaard’in elindeki malzemeden veya baska sebeplerden kaynaklanmiyor.
    temel mesele su ki ortada net bir formul yok; yani rijkaard da madde madde ortaya koyamaz yapilmasi gerekeni. daha otesi, bir zihniyet devrimi gerekiyor. gerisi teknik heyetin ve takimin kesfi olmak zorunda. bu nedenle 4-3-3′un orta uclusunde degisen tercihler bunun ileride boyle kalacagina isaret etmiyor kanimca.

    daha yolun basindayiz. futbolcularin bu organsiz donusen hali icsellestirmeleriyle kimsenin aklina dahi getiremeyecegi onbirler gormeye baslayabiliriz.

    keita, baros, nonda uclusunun hicbirinin sahada olmadigi veya topal, sarp, baris, linderoth’un tamaminin disarida kaldigi onbirler benim icin supriz olmayacak.

    kimin oynayacagini belirleyecek sey oyuncularin bu yeni ogreti icinde kendilerni kesfetme kabiliyetleri olacak. bunun icin israrla, tum onbirlerle ayni oyunu tekrarlamaya calismak sart; zira farkliligi ancak boyle yaratabilirsiniz…

    (Selim selam. Öncelikle iki şey düşünüyorum. Bir, burada daha çok yazmalısın, hatta her gün. İki, (Batı metafiziği konusunda hiç çalışmadım, ama Doğu metafiziği konusunda biraz okuma yapmıştım) total futbolla metafizik arasında öngördüğümüzden daha fazla benzerlik var.

    Bahsetmiş olduğun şu an için tasavvur bile edemeyeceğimiz kadrolar göreceğimiz fikrinde inanılmaz haklısın. Bunu önümüzdeki dönemde ve yıllarda çok daha net olarak göreceğiz.

    Esasında yazıda girmedim ama bu geometri meselesi, (boşluk üzerinden elbette) Zen’de de (Taoizmin devamı denilebilir) önemli.

    Yazdığın ufuk açıcı yorum için çok sağol. Yeniden ve yeniden okuyacağım ve düşüneceğim bahsetmiş olduğun kavramlar (becoming ve organsız vücutlar) hakkında. Selamlar. Melih)

  24. ultradegilamaaslan Demiş ki:

    selamlar melih abi yazı için teşekkürler. yine okuyup okuyabileceğim en güzel yorumu yapmışsın. inan artık spor gazetesi almıyorum. buradaki dört aylık beraberliğimizden sonra, spor yazarları bana çok yavan geliyor, birkaçı dışında.

    benim merak ettiğim konu, total futbolun olmazsa olmazı olan “üçgenler”.
    bükreş ve sivas maçlarında bu üçgenlerin kurulabildiğine şahit oldum kendimce. ama diyarbakır maçında fazla göremedim. ve takım olarak da topun arkasına geçemedik bu iki maça oranla sanki.
    bunları ben ayhan’ın formsuzluğuna bağlıyorum.
    ve ayhan’ın son maçlardaki bu formsuzluğunu görünce de “neredesin mustafa sarp” diyorum açıkçası.
    barış ise tam bir amatör gibi davrandı. hani derler ya “kendi kaşındı” diye…

    işte tam mustafa sarp ve mehmet topal’la bir uyum yakalamışken böyle amatör bir hareket yapması kendi adına da bir şanssızlık. çünkü bir linderoth gerçeği var. bir mustafa sarp gerçeği var ve bir elano gerçeği var.

    ben bundan sonra barışın işinin zor olacağını düşünüyorum.

    (Selamlar. Çok sağol yorumun için. Açıkçası üçgenleri biraz aştı bu takım. Dinamo ve Diyarbakırspor maçlarında beşgenler, sekizgenler yapıldı. Hem de çok hızlı. Bence bu anlamda geriye gidiş yok. Tek fark var. Diyarbakırspor inanılmaz bir mücadele koydu sahaya. Galatasaray ne zamanki o mücadelenin aynısını koydu sahaya, o zaman devreye girdi beşgenler, sekizgenler.

    Bundan sonra çok kullanacağımız bir kavram var. Pas rallisi. Yani tık, tık topun beş-altı pasta rakip 18′e gelmesi. Maçları artık bu gözle izlemek lazım. Sevgilerimle. Melih)

  25. tatito Demiş ki:

    Selamlar Abi,

    Yazı yine eğitici, öğretici olmuş. Kendi adıma Tao’yu pek bilmezdim. Benim için yeni bir bilgi daha oldu. Teşekkür ediyorum bu yüzden. Futbolun yanına tarih, felsefe vs. katarak anlatman hakikaten çok güzel. Kimi zaman Çanakkale Savaşı hakkında bir bilgi, kimi zaman Galatasaray tarihinden bir bilgi. Böyle geniş yelpazeli yazman çok öğretici oluyor gerçekten.

    Maça geldiğimizde neden bilmiyorum ben gol yedikten sonraki oyunumuzu çok beğendim. Rakibin direncini kıracak kadar pasları isabetli atmamız benim için yeni bir görüntüydü. Evet gol yiyene kadar çok pas hatası yaptık. Fakat yanılmıyorsam ilk 15 dakika sonunda 100 küsür pas yapmıştı Galatasaray. Bu bile çok çok büyük bir rakam. (Lig TV’nin istatistiğiydi sanırım.) Yediğimiz golden sonra açıkçası içimde hiç şüphe olmadı. Çünkü santrayla beraber öyle belli oldu ki Galatasaray’ın bu maçı çevireceği hakikaten o güveni sadece doğru paslarla oynayarak ekranda bekleyenlere(en azından bana) aşılaması bence takdire değerdi. Zaten o kadar pasla Diyarbakırspor’un pek az olan kuvveti dağılacaktı. Öyle de oldu. Kendi yarısahasına değil, neredeyse ceza sahasına hapsoldular. Eh pek de bu maçta beğenmediğim Ayhan’ın attığı Linderothvari ters top ile de golü bulduk. Sabri’nin vuruşu da hakikaten inanılmazdı. Ben tam ayağının üstüyle vuracak eyvah derken yaptığı plase ile tekrar bu çocuğun değiştiğini, daha fazla düşünerek oynadığını anladım. Çok güzel yere, çok güzel bir şekilde bırakıverdi topu. Topu gidip alması, gole sevinecek vaktin öne geçtikten sonra olduğunu arkadaşlarına hissettirmesi de güzeldi ki Arda’nın sol kanattan attığı gol sonrası tâ mevkiisinden koşup herkesin üstüne atlaması da buna işaretti.:)

    Takımın orta sahasında Ayhan çok sırıttı bana göre. Yaşı ilerlediği, ne zaman görev verilse oynadığı için pek kızamıyorum. Fakat basit oynamaktan ısrarla kaçınması hakikaten çok sinir bozucu. Basit bir pası bile zorlaştırıyor takım arkadaşı için. Ama yaptığı asist gerçekten iyiydi. Akıl işiydi.

    Barış Özbek ise hakikaten bu gereksiz kart konusunda uzman sanırım. İlk sarı kartı bana göre pek doğru olmasa da ikinci yarı, üstelik Rijkaard ve ekibi onu uyardığı halde, böyle bir şey yapması gerçekten anlamsız. Refleks tamam da top ortasahada, tehlike olacak bir durum da yok. Bilemiyorum. Çok gereksizdi. Bir de dün Mehmet Demirkol’un güzel bir yorumu vardı.

    “Barış Özbek neden oyundan alınmadı diye Rijkaard eleştirilmemeli. Ortasahada topa elini uzatıyorsa bir adam sorumlusu Rijkaard olamaz. Bu seviyedeki bir oyuncu nasıl yapar anlamıyorum.”

    Kelimesi kelimesine doğru olmasa da genel bir biçimde böyleydi sanırım. Ben de katılıyorum. Rijkaard zaten alacaktık oyundan geç kaldık dese de Barış’ın kırk yılda bir gelen bu fırsatta biraz daha dikkatli davranması gerekiyordu.

    Mehmet Topal ise yediğimiz gole kadar çok pas hatası yapsa da bana göre sonra oyunu toparlamamızdaki en büyük etkenlerden biriydi. Dinamo maçı kadar olmasa da iyi oynadığını düşünüyorum.

    Mustafa Sarp’ı ise aramadık değil.:) Büyük adam bu Mustafa. Ayhan’ın artık yavaş yavaş biten savunma performansını görünce O’nun yaptığı topla çıkışları, hücum presini, alanını kapatmasını arıyor insan. Tabii ki en önemlisi de takımı da etkileyen kazanma arzusunu. Umarım bir daha böyle bir ayrı kalma olmaz.

    Hücum hattımızı çok beğendim. Nonda ne kadar gol atamasa da Kewell ve Arda’yı hücuma soktu bence. Topu ayağından kaptırmadı, doğru pası, doğru zamanda verdi. Hala ağır fakat sizin de yazdığınız gibi Melih Abi, takımı pas ile hızlandırdı Pazar günü. Pek takip edemedim ama sakatlığının ciddi olmadığını umuyorum.

    Kewell ise bambaşkaydı. Hep bizle kalsa keşke. Çok şey mi istiyoruz acaba?:)

    Arda da bana göre iyiydi. Attığı golden sonraki yüz ifadesi, bütün gün gazetede Arda’yı nasıl yerden yere vurabilirim diye düşünenlerin getirisi bana göre. O hırsın, o rahatlamanın ifadesi. Bundan sonra daha rahat oynayacaktır.

    Bir de maç sonu yorumlar vardı. Pek izlemiyorum doğrusu. Gökmen Özdenak, Ahmet Çakar, Erman Toroğlu vs. gibi insanları dinlemek garip geliyor. Ama şöyle bir yorum duymuştum ki en garibi oydu.

    “Bu sistem Galatasaray’ın hücumunu azalttı. Eskiden gol de yese en azından keyifliydi maçları. Böyle olmamalı vs. vs.”

    Yahu insana sorarlar Keita, Baros, Elano (hem cezalıydı hem hazır değildi bu süreçte) gibi hücum hattının yarısı yokken nasıl gösterişli oynayabilir bir takım. Onu geçiyorum hiç mi maç seyretmiyoruz? Yani Galatasaray Keita’lı Baros’lu kadrosuyla girdiği pozisyon sayısını yakalıyor diye biliyorum.

    Bu spor basını hakikaten çok garip. İnsanları bloglara itiyorlar. İnsanlar bloglardan futbolun güzel tarafını, eleştirinin iyi tarafını öğreniyorlar. Ve bu durum spor basının kendi kendini bitirmesiyle sonuçlanacaktır diye düşünüyorum.

    Tabi Uğur Meleke gibi gayet bu işi bilen insanları ayırıyorum bu söylemden.

    Saygılar Abi.

    (Saygılar benden Anıl. Yorumun için teşekkürler. Futbolun matematiğinden biraz habersiz olanlar bu tür yorumlar yapıyorlar. Çok önemsememek gerek.

    Barış Özbek bugün kendi sitesinden güzel bir özür yazısı yayınladı. Ayhan Akman’a da biraz haksızlık yapılıyor. Bence hiç de fena değildi. Sezon sonunda bu maçtaki mücadele çok daha iyi anlaşılacak. Sevgilerimle. Melih)

  26. aksilaz says:

    Melih Bey,
    Bu maçtan sonra emin olduğum bir şey var artık. Bu takım bu sene Avrupa, lig ve kupa maçlarında geçen yılki gibi yorgun düşmeyecek. Son maçlarda oyunun önemli bir bölümünü eksik oynadık ancak rakip kadar yorulmadı takım. Bu maçın en önemli özelliği odur. Bir de Kewell var tabi. Umarım sene sonuna kalmadan devre arasında imza attırılır kendisine. Bir de bu boşlukta bir hazırlık maçı yapma düşüncesi var mı Rijkaard’ın. Malum milli maçımız yok. Kalifiye bir takımla maç yapabilsek çok iyi gelecektir takıma.
    Saygılarımla.

    (Selamlar Hemşerum. Önce ve öncelikle bravo, takımın fizik gücüne dikkat çektiğin için. Geçen sene aynı dönemde Galatasaray ligdeki her iki maçından sadece birini kazanabiliyordu, diğeri ise ya berabere bitiyordu, ya da yeniliyordu. (12′nci hafta sonunda 3 mağlubiyet, üç de beraberlik vardı.) Bunun da temel nedeni fiziki düşüştü.

    Şu an ise takımın ortalama galibiyet oranı yüzde 73. Bu oran TSL’de ise yüzde 75. (Geçen seneye göre yüzde 50′lik bir artış var.)

    Ciddi maça gelince. Naçizane Galatasaray’ı bir sınıfa benzetmek yanlış olmayacak. Yeni bir öğretmen var ve önemli bir dersi öğreniyor futbolcular. (Total futbol.) Bu yüzden ne kadar çok etüd yaparlarsa, ne kadar çok Rijkaard’la daha çok antrenman yaparlarsa, bunu sahaya çok daha kolay aktaracaktır futbolcular. O yüzden ciddi maç yapmadan, sadece A2 ya da Eyüpspor gibi bir takımla maç yapmak yeterli olacaktır. 10 gün boyunca Rijkaard’la antrenman yapmak, sezon başı hazırlık kampından bile önemli. Bence tabi. Görüşmek üzere sevgi ve selam. Melih)

  27. muratafsar says:

    Selamlar,

    Galatasaray takımı dışarıdan gelen seslere kulağını tıkadıkça, sezon başındaki havaya bürünecek ve sahada yaptıklarından zevk alacaktır, bu durumun da sonucu bizim zevk almamızdır. Şu anda bir keyifsizlik var, bu da gayet normal gibime geliyor, zira temel taşları daha yeni yeni oturmaya başlayan bir görüntü çiziyoruz.

    Sezon başında oyuncular oynadıklarından zevk aldıkları için olsa gerek oynanan futboldan daha memnun görünüyorduk, ancak kazın ayağı öyle değil aslında. Zira son maçları televizyondan da seyretmiş olsam sistem futbolunun artık ön plana çıkmaya başladığı, taşların yerine oturmaya başladığını rahatlıkla görebiliyorum, sezon başındaki maçları tekrar izlesek “sistem” adına büyük aşamalar kaydettiğimizi görebiliriz sanıyorum.

    İkinci nokta, Kewell, ne güzel adamsın sen, gücün yetene kadar bu takımda kal sen be. Bu ülke sevmeyeni hiç olmayan futbolcu görmedi senelerdir, rakip takım taraftarları da dahil olmak üzere. Bu adamın bir farkı var, “rol model” bir adam işte, nasıl anlatılır ki.

    Üçüncüsü de, Linderoth’un bu maçtaki en göz batan pozisyonu, yani şutu. Oraya yaptığı koşu oyun zekâsının sadece küçük bir kısmı olmakla beraber, pozisyona gelirkenki sprinti ve topa korkmadan vurması yer etmiş bir sakatlığının kalmadığını gösterir gibi oldu şahsıma, bu anlamda da oldukça umutlandım.

    İnsanın yaptığı işten zevk alması performansını arttıran bir şeydir, Galatasaray’da, sistem takımı olma yolunda temel taşlarla beraber paralel gelişimini göreceğimiz şeylerden birisi de budur.

    Saygılar, sevgiler.

    (Murat selamlar. Öncelikle özür diliyorum geç okuyabildiğim için bu güzel yorumunu. Takımın sistem takıma evrilmesi yorumun çok doğru. Son üç maçtır Keita’nın fantastik hareketleri olmadan, Baros yer almadan da rahat galibiyetler almak aslında övülmesi gereken bir unsur sistem adına.

    Kewell için fazla söze gerek yok. Zaten geçen gün çıkan “Harryka” transfer” (böyle miydi) haberi de her şeyi açıklıyor.

    Tobias Linderoth özel bir futbol zekâsına sahip. Önemli bir oyuncu. Ve de umduğumdan iyi döndü. Çünkü onun gibi neredeyse 1.5 yıl oynamamış birisinin başka sorunları çıkmalıydı fizik olarak. İyi ve doğru yolda Tobi. Sevgilerimle. Melih)

  28. bratu Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,
    Geçiş oyunuyla ilgili tespitlerinizi çok değerli buluyorum takımımız adına, keyifle okuyorum ve maçları daha görerek izliyorum, teşekkürler.
    Birkaç haftadır sormayı ertelediğim konu Hakan Balta.
    Sistem söz konusuyken parça üzerinden yorum hoşuma gitmiyor fakat Hakan’da son dönemde hem moral hem de sisteme pozitif katkı anlamında önemli düşüş seziyorum.
    Bunu sağbekle karşılaştırmadan ve hem önündeki oyuncunun hem de kendisinin oyun yapısını göz önüne alarak değerlendirmeme rağmen olumlu düşünemiyorum.
    Umarım durumu ben yanlış okuyorumdur.

    (Selamlar Alper. Sanırım basketbol kökenlisin. Yorumun için sağol. Evet Hakan Balta da kısmi bir duraklama, hatta gerileme süreci yaşadı. Ama o da Kaptan Arda Turan gibi yükselişe geçti. Ben Diyarbakırspor maçındaki defansif futbolunu oldukça beğendim. Ofansif olarak da hiç fena değildi. Mesela maçın 68′inci dakikasında tek başına sürüklediği ve biraz daha iyi pas alsa golle süsleyebileceği kişisel bindirmesi çok kıymetliydi pozitif futbol adına. Onun da Rijkaard’la futboluna katma değer ekleyen futbolculardan olacağını düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)

  29. Atilla Celik Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    Maç biraz sıkıcı olarak değerlendirilebiliyor bazı arkadaşlarımız tarafından. Olaya ‘taraf’ gözüyle baktığımızda ilk dakikaların Galatasaray açısından iyi geçmediği söylenebilir. Hal böyle olunca, takımımızın başlangıç itibariyle dengesini bulamaması psikolojik etmenler sonucunda kalitesiz maç havası verebilir. Ama oyunu iki taraflı okumak lazım. Terazinin Diyarbakırspor ayağını es geçmemek lazım. Bu maç başlangıç itibariyle bu sezonun en hızlı ve korakor maçlarından biriydi aslında. Bunda Diyarbakırspor’un başlangıçtaki hızlı oyununun da etkisi vardı. Bana bu maç başlangıç itibariyle tempolu gelmişti. Hakem Tolga Özkalfa’nın da bu hızlı oyunda payı vardı. Çünkü mümkün mertebe faullü pozisyonları avantaja bırakarak oyuna hız kazandırmıştı. Sürekli faullerle kesilen bir oyundan sonra bu tarz bir oyun daha çekici oluyor. 30 küsur dakikalarına geldiğimizde her iki takım karşılıklı ikişer faul yapmıştı. Zaten maç sonunda da faul sayıları klasik Turkcell Süper Lig maçlarına göre gayet düşüktü. İşin garip tarafı ise bu maç biraz sert maç oldu bazı anlarda. Bu sonucu hakemin oyuna prim tanıyan yönetimine yormak lazım.

    Öte yandan Galatasaray’ın pek iyi oynamadığı söylense bile pas hızında bir gelişim gösterdiğini düşünüyorum. Ayağında çok top geveleyen Ayhan bile maçın genelinde tek paslarla oyunu açmak istedi. Yaptığı pas hatalarının en büyük sebeplerinden biri de buydu. Ayhan bilindiği gibi tek pas oynamaya alışkın bir futbol modeli değil. İlgili dönüşümü bünyesine kabul ettirmesi biraz zaman alacaktır.

    Bana göre bu maçın Galatasaray açısından önemli üç yönü var.

    Birincisi pas koordinasyonunu sağladığı anlarda rakibine gerçek gücünü göstermesi ve ilgili paslaşma anlarında başarılı olmasıydı. Bu pasların hızlı ve tek pasa daha yönelik olması sevindirici taraftı.

    İkincisi ise Galatasaray’ın bulduğu iki golün sistem golü olmasıydı. Eğer dikkatle takip edilmişse ilk golde peş peşe 7 pas vardı ve 8. hamle golü getirmişti. İkinci golde de 7 pas vardı ve 8. hamle golü getirmişti. İlk golün paslarla gerçekleşmesi 30 saniyeyi bulmuşken, ikinci gol 15 saniyede gerçekleşmişti. Özellikle ikinci golün üzerinde dikkatle durmak lazım. Çünkü ilgili gol takımın hızlı oynaması durumunda ne gibi fırsatları yakalayabileceğini kanıtladı. Diallo’nun kayıp düşmesi belki golün asıl gerçekleşme nedeni olarak düşünülebilir. Zeminin kayganlığına ya da yanlış krampon seçimine yorulabilir. Ama Galatasaray’ın o gol öncesi çok hızlı ve seri paslaşmalarla direkt atağa çıkmasının ve bunun adının hızlı bir atak olmasının rakip savunma oyuncularının panikleme sebebi olacağını da düşünmek lazım. Diallo’nun düşüp kaymasının iç yüzünde panik yapmasının çok etkili olduğunu düşünen kaç kişi vardır bilemiyorum.

    Üçüncü yöne gelince Galatasaray öne geçtiği bazı maçlarda ya da 10 kişi kaldığında oyundan düşebiliyor, panik yapabiliyordu. Ama 10 kişi kalındıktan sonra oyuncularımız ne yaptıklarının farkındaydılar ve rakibi çok akıllı bir şekilde etkisiz hale getirdiler. Savunmamımızı biraz öne alarak rakibi kendimizden uzak tuttuk. Sadece 86. dakikada Mendoza’ya gol şansı tanıdık. Bu dakikaları pozisyon vermeden geçirmemizin en büyük sebeplerinden biri ise sık sık uyguladığımız ofsayt taktiğiydi. Diyarbakırspor sürekli olarak ofsayt tuzağımıza düştüler. Bu belki çok riskli bir oyun seçeneği ama Galatasaray sezon başından beri bu taktiği birçok maçta başarılı bir şekilde uygulayabiliyor. Bu anlayışı çok pozisyon yediğimiz Pana, Beşiktaş maçlarında sahaya çok yansıtmış ve bazı atakları böyle bertaraf etmiştik.

    Bu takım bana umut veriyor ve kaygım da yok. Eminim ki, eğer Bursaspor deplasmanından 3 puan çıkarabilirsek ilk devrenin lideri Galatasaray olacaktır.

    Saygılarımla..

    (Selam Atilla. Özür dilerim yorumunu geç okuyabildiğim için. Kısa kısa gidecek olursak. Maçla ilgili üç özelliğe dikkat çekmen çok isabetli.

    Maalesef dünkü Yalnız Futbol’da Galatasaray’ın attığı gollerdeki pas rallilerini getiremedik ekrana çok istememize rağmen. Ama gollerdeki pas rallileri Galatasaray’ın oynadığı futbolun daha da olgunlaştığını gösteriyor.

    İkinci golde şunun altını çizmek gerekiyor ki Kewell pasını Diallo’nun düştüğünü görerek veriyor. Yani düşme yüzünden atmıyor golü Galatasaray. Bu düşmeyi de dikkate alarak oraya atıyor Kewell topu.

    Bahsettiğin üçüncü mesele de önemli. Son dönemde her maçın ikinci yarısının başında rakibin yaptığı baskı nedeniyle krize giriyordu Galatasaray. Diyarbakırspor maçında 10 kişi kalmasına karşın hiçbir pozisyon vermedi rakibine. Bunu da dikkate almak lazım.

    Galatasaray TSL’de 5′te 5 yaparsa şaşırmamak lazım. Ki bu da liderliğe taşır takımı ilk yarı sonunda. Sevgilerimle. Sağlıcakla kal. Melih)

  30. keremcem says:

    Selamlar Melih abi,
    Ben kaybettiğimiz Fenerbahçe maçı da dahil olmak üzere çok güzel bir şey görüyorum Galatasaray’da. O da pas yapma inadı. Diyarbakır gibi zaman zaman neredeyse onsekize kapanan bir takıma eskiden olsa herhalde kırk elli tane top şişirilirdi refleks olarak. Ama şimdi o alışkanlık gitmiş, yerine inatla pas yapan bir takım gelmiş. Aynı şekilde savunmadan şişirilen toplar da iyice azalmış. Fenerbahçe maçında savunmanın yediği onca baskıya karşın yine pas yapmaya çalışması bana şunu düşündürdü: Bu maçı kaybederiz, belki bu sezonu kaybederiz ama Galatasaray’a sınıf atlatacak bir kimlik kazanıyoruz.
    Bir de Linderoth’un ilk 11′e yerleşmesini sabırsızlıkla bekliyorum, Ayhan çok fazla hata yapıyor.

    (Keremcem selamlar. İlk yarının üçüncü periyodu bitti. En kötü periyodumuz ikincisiydi. (İki beraberlik ve bir mağlubiyet.) İlk periyodda da iki beraberlik vardı, ama önemli değildi bunlar eleminasyon sistemi olduğu için. (Tobol ve Levadia maçlarında alınan beraberlik.)

    Üçüncü periyodu tem mağlubiyetle kapattık. Ki bu da biraz normal. Dördüncü periyodda kupa maçlarını bilmiyorum ama toplam yedi önemli maçımız var. Ben bu takımın yedide yedi yapacağını düşünüyorum. Ve ilk yarıyı lider kapatacağını. Hem teknik neyette, hem de futbolcularda bu istek ve arzu var. Bu rahatlıkla görülüyor.

    Ayhan Akman’a gelince. Esasında orantısal olarak en az hata yapan futbolcumuz Ayhan Akman. Son maçta 61 isabetli pas, 13 isabetsiz pasla oynadı. (Aynı istatistik, Mehmet Topal’da 52′ye 10, Kewell’da 39′a 17, Sabri Sarıoğlu’nda 31′e 18, Arda Turan’da ise 38′e 16.) Yani bu kategoride takımın en iyisi Ayhan Akman, ki bu paslar içinde bir tane asist de var. Ama yine de insan Akman’dan 61′de 61 bekliyor isabetli pasta. Sevgilerimle. Melih)

  31. zeynepeda Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi,

    Ben aranıza yeni katıldım. Ama sizi GSTV’den ve Lig Radyo’dan takip ediyordum.

    İnsanı farklı düşünmeye, meselelere yekpare şekilde bakmamaya yönlendiriyorsunuz. Herkesin bildiğini, ilk akla geleni değil de, mevzuların derinliklerini önümüze serdiğiniz, bazen çok basit görünen olayların aslında o kadar da basit olmadığını gösterdiğiniz yorumlarınızı okumaktan büyük bir zevk alıyorum. Emeğiniz için sonsuz teşekkürler…

    Takımımız Diyarbakır maçıyla birlikte, 8 günden az bir zamanda 3 maç yapmış oldu. Üstelik ikisi uzak mesafeli deplasmanlar. Ama yine de iyi mücadele ettiler.

    Elano’nun oyuna girerken yüzünde hiçbir mutsuzluk ifadesi olmamasına rağmen yine basında Elano mutsuz, gitmek istiyor haberleri eksik olmadı. Çok düzgün karakterli Galatasaray’a yakışan bir oyuncu. Çok faydalı olacağına inanıyorum.

    Saygılar

    (Selamlar. Lig Radyo’daki Gayın-Sin’e her hafta mesaj gönderen bir Eda arkadaşımız var. Sen o musun bilmiyorum? (Değilsin diye düşünüyorum.) Bu Gayın-Sin’e hoşgeldin diyeyim.

    Medya bir meseleyi gündeme getirirken, ya da biraz kaşırken diyeyim, az da olsa bir altyapı arıyor. Bu anlamda Elano7yla ilgili bindirme haberlerin yapılmasında az da olsa taraftarın bir rolü var, çünkü bazı forumlarda Elano’nun yanlış transfer olduğu yazıldı, çizildi. Medya da buradan kalkarak Elano haberleriyle Galatasaray’a bir Aşil Tandonu kazandırmaya çalışıyor.

    Bazı konularda geleceği düşünmek en iyidir. Ben de kendi hesabıma 2010 Dünya Kupası finalinde forma giyecek ilk Galatasaraylı futbolcuyu görmeye hazırlıyorum kendimi. Ve o finalde formayı Galatasaray’daki futboluyla giydiği hayalini kuruyorum Elano’nun. Dunga’nın inayetiyle değil. Görüşmek üzere selamlarımla. Melih)

  32. Big Koala Demiş ki:

    Galatasaray’ın felsefesi ile takım bütünlüğünü (kesinlikle takımdaşlık değil(!) anlatmak için kuantum fiziğinin çok uygun olduğunu fark ettim yazıyı yazarken.

    Aslında bu kadar fazla kişinin Diyarbakır maçından keyifsiz çıkacağını düşünmemiştim süreçten bahsederken. (Süreci sarmal olarak açıklamak sizin çemberle anlattığınız geçişlere bir gönderme gibi oldu ama zamana içinde yaşadığımız anla yani henüz bitmemişken bakarsak, gördüğümüzün düz bir çizgi olmayacağını sanırım hepimiz biliyoruz.)

    Madem bu kadar kişi memnuniyetsiz tekrar belirtmekte fayda var. Sadece tekniği ele alıp tek bir parametreyi öz kabul ederek incelersek, zıplayan birine yukardan bakıyor oluruz kısaca. Bu benzetmenin diğer bir yönü ise total futbolla ilintili.

    Galatasaray’ın total futboldaki ilerlemesini X ekseniyle derecelendirirsek ve kontrol futboluna da Y ekseni dersek, son birkaç haftada Galasataray’ın X eksenindeki ilerlemesinin durduğunu varsayabiliriz. Ancak Galatasaray’ın Y eksenine doğru küçük bir ilerlemesi var, ki bu ilerleme bundan sonraki her adımımızı etkileyecek ve orijinden baktığımızda küçük bir açıyla ilerlediğimizi gösterecek. Bu oldukça önemli bir ilerleme çünkü %100 total futbolun Türkiye gibi sert futbolun oynandığı bir ülkede ne derece verimli olacağı tartışılır. (Sert İtalya ve Sacchi’li Milan.) Şu anki dönemde Galatasaray için en doğru açı ya da bileşen bulunmaya çalışılıyor. Yine rakam vermek gerekirse %80 X (total futbol) %20 Y (kontrol) gibi bir oran aranıyor tabi bizim için optimum olan hangisiyse.

    Anahtar kelimemiz sürdürülebilirlik. Tüm bu süreç, takım ve bütünlük, sürdürülebilir başarıyı yakalamak için yapılması gereken kavramlar. Süreç asla bitmez, az çok “takım”ı çözdük gibi. Bütünlük içinse henüz vakit var ve gayet iyi yerlerdeyiz. Bu konu diğerlerinden daha önemli, başka bir zaman kuantumdan daha kolay açıklamalarla tartışmak gerek.(mühendislik bölümünü bırakıp başka bir bölüme geçmeseydim belki kuantumla da daha kolay açıklayabilirdim konuya daha iyi hakim olup:))

    İyi çalaışmalar,
    Ali

    (Ali selamlar. Sanırım sen de benim gibisin. Mühendisliği bırakıp sosyal bilimlere yönelmiştim ben de.

    Açıklamanı şimdi daha iyi anladım.

    Sadece minik bir şey söylemek istiyorum. Total futbolun içinde kontrol futbolu, pres ve sert mücadele de var. Dolayısıyla sanki x eksenini pas futbolu, y eksenini ise mücadele futbolu olarak saptarsak, x ve y düzleminde elde edilen birleşimi de z olarak adlandırıp buna total futbol dersek sanırım daha doğru.

    Buna örnek olarak geçen sezon CL finalini gösterebilirim. Barça pas futbolunun yanısıra sert bir takım olduğu için de yendi Manchester’ı finalde. Görüşmek üzere sevgiler sunuyor. Melih)

  33. gencKamil Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    Yine maci izlemedigim halde en doyurucu bilgileri edindigim yazi sizin yaziniz oldu. Inanin Gayin-Sin’i kesfettikten sonra diger yorumculardan hic keyif alamaz oldum. O kadar yüzeysel yorumlar yapiyorlar ki, yazdiklari seye yorum demek bile istemiyorum. Mac icindeki bazi pozisyonlari özetlemek benim icin asla yorum degil. Sadece Osman Tanburaci’yi ayri tutuyorum. O’nun nükteli tarzi hosuma gidiyor.

    Ancak yazmamin sebebi aslinda bu degil. Iki gündür NTVMSNBC spor sayfasinda (NTVSPOR) Galatasaray aleyhine suni haberler okuyorum. Dün artik sorun olmaktan cikmis sakatliklari sayfalarina tasimislardi. Bugün de Leo Franco hakkinda akillarinca esprili bir sekilde kendi gol yeme rekorunu kirmasina az kaldigina dair bir haber yapmislar. Oysa örnegin dün TT Arena hakkinda o kadar önemli bir basin toplantisi yapilmis olmasina ragmen sitenin sürmansetinde bizim sakatliklarmizla ilgili haberleri duruyordu ve o basin toplantisi hakkinda henüz tek satir yazmamislardi, toplantinin bitiminin üzerinden saatler gecmis olmasina ragmen. Ben NTV’nin tarafsizligina inanmiyorum artik.

    Türkiye’de spor gündemi her zaman cok yogundur. Kimsenin sayfa doldurmak icin böyle suni haberlere ihtiyaci yok. Eger Fotomac’saniz ve kendinizi birer GS, BJK, vs. sayfasi yapmaya mecbur hissediyorsaniz bir derece anlayabilirim (bu anlayisi yerden göge yanlis bulsam da). Ama düzeyli habercilik yapma iddiasindaysaniz bu tür suni haberlerden özenle kacinmaniz gerekir. Hele ki bu tür haberleriniz sürekli ayni takimi hedef aliyorsa ve hep olumsuzsa o zaman sizin duzeyinizi sorgularim ve iyi niyetinizden süphe ederim.

    Sanki Baros durup dururken sakatlanmis gibi, Gökhan Zan milli takimda sakat sakat oynatilmamis gibi ya da Serkan Calik’in ne kadar agir bir sakatliktan cikiyor olmasi hepinizce malum degilmis gibi ya da Linderoth’un kalcasindan yasadiginin sakatlik olmayip bir hastalik oldugu bilinmezmis gibi kinayeli bu insanlarin durup dururken sakatlandigi ima ediliyor. Ama bu direkt yazilmiyor, kinayeli bir sekilde Galatasaray’in iyi calismadigi söylenmeye calisiliyor.

    Bugün de ayni sekilde durup dururken Leo Franco gündeme tasiniyor. Ustelik de sanki Galatasaray De Sanctis’i bilerek göndermis gösteriliyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki De Sanctis’in bonservisinin alinmasi icin calisilmis ancak Udinese ile simdi adini hatirlayamadigim Ispanyol kulübü arasindaki sorun yüzünden bu basarilamamisti. Rijkaard ve Neeskens’in defalarca golü takim halinde yiyor ve atiyoruz demelerine ragmen böyle bir suni haberle Leo Franco’nun suclu ilan edilip hedef gösterilmesini art niyetten baska hic bir düsünceyle aciklayamiyorum.

    Dürüst olmak gerekirse size ya da bir baskasina bir medya kurulusunu sikayet etmek de istemiyorum ama yapilanlarin art niyet icerdigine o kadar inandim ki bunu sizin gibi düsüncelerine saygi duydugum biriyle ve Gayin-Sin’e yazan diger üst düzey yorumcularla paylasmak istedim. Sevgilerimle…

    (Kamil selamlar. Paylaşımın için teşekkürler. Ben meseleye iyi tarafından bakıyorum. Galatasaray aleyhindeki haberler Galatasaray’ı daha bir birliğe itiyor. Mesela bugün oynanan oyunun düzeyini bile bu tür haberlere borçluyuz. Belki de alınan kupalar bu yüzden çok daha kıymetli. Ne demişti şair. “Onlar vurdu, biz büyüdük kardeşim.” Sevgilerimle. Melih)

  34. Can Tatar Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi
    Yazın her zamanki gibi çok güzel olmuş. Benim demek istediğim şu nokta var. Attığımız ikinci gol bence gerçekten çok hızlı ve akılcı bir goldü.(Kewell’in ayağının dışıyla başlattığı noktadan itibaren.) Bir benzerini Dinamo maçında Arda’nın karşı karşıya kaldığı pozisyonda yapmıştık ki bence o muazzam bir ataktı. Bunu o maçla ilgili yazında belirtmiştin yanılmıyorsam Mehmet’in attığı gole değişmem diye. Tabi bu kurgu medyada görülmez. Her maç arkamıza atılan toplar gol olur, takım defansı yapamıyor oluruz vs. Son olarak Elano konusunda ben ümitsiz değilim. Bir şeyler eksik Elano’da şu an ama ne tam olarak kestiremiyorum. Fakat hazır olduğunda o zaman ne diyecekler merak ediyorum.
    Saygılar.

    (Selamlar Can. Yarınki Yalnız Futbol’da Galatasaray’ın pas rallisiyle son iki maçta girdiği gol pozisyonlarını getireceğiz ekrana. (Toplam altı tane.) Esasında sezon başında bu tür pas rallileriyle pozisyona girmiyorduk. Ama tuhaf biçimde Galatasaray’ın şimdi oynadığı futbol daha az estetik bulunuyor. Galatasaray’ın da daha az pozisyona girdiği izlenimi var.

    Oysa ki rakamlar ve gerçekler başka.

    Bir de maçın stres içinde seyredilmesi hem oynanan futbol, hem de oynayan futbolculara ilişkin algılamaları inanılmaz etkiliyor. Mesela Sabri Sarıoğlu. İfratla tefrit arasında geziniliyor. Oysaki Sabri Sarıoğlu son maçta attığı gol dışında ciddi hatalar yaptı. Ama kimse bunu ne görüyor, ne de yazıyor. Görüşmek üzere. Melih)

  35. Ufuk Demiş ki:

    Yıllar sonra ilk kez, bir maç sabahı herhangi bir lig maçı da olsa, saatler öncesinden heyecanla maçın başlayacağı saati bekledim.
    Rakibin ve sonucun ne olduğu aslında pek umrumda değildi, akşam da öyle oldu aslında.

    Spormax’te İngiltere ligini izliyormuş gibi Galatasaray’ı izleyeceğimi, Trabzon-Beşiktaş maçındaki o çağdışı futbolu izledikten sonra Galatasaray ve oynamaya çalıştığı sistemi de düşününce, ne kadar haklı bir heyecan duydugumu takdir edersiniz…

    Bu sene çok farklı bir şeyler oluyor, yllarca kombine alıp, takımı canlı seyrettikten sonra bu değişen enerjiyi daha çok hissedebiliyorsunuz.

    Galatasaray bence tarihinde ilk ! defa bir futbol takımı oluyor, gelişigüzel sistemlerden, idmanlardan içi boş taktiklerden ilk defa sıyrılıp, bu tüm soylediğim etkenleri profesyonelce yapan bir takım..

    Sistemin oturmasındaki gecikme veya problemlere bu açıdan bakarsak futbolculara çok hak veriyorum, belki de hayatlarında ilk defa boyle bir takım içerisinde ve hoca ile çalışıyorlar. (Özellikle Türk oyuncular.)

    Bu sene çok büyük başarılar beklemiyorum, ben önümüzdeki seneyi bekliyorum. Rijkaard’ın o muhtesem takımı seneye fırtına gibi sallayacak her yeri..

    Sabırla, ümitle ve heyecanla bekliyorum, belkide Rijkaard’ın kafasındaki takımın %10”unu izliyoruz ama, bu bile cok guzel…

    Tüm bunlara rağmen bir soru kafamın içinde donup duruyor, tüm burada yazılan ve anlatılan taktik, sistem vs. en ice detaya kadar analizler…

    Rijkaard’a buradaki yazıları okutup, bu mudur senin düşüncen diye sorabilir miyiz ? Açık ve seçik olarak evet ben bu takımı yaratıyorum diyebilir mi ?

    (Ufuk selamlar. Heyecanını yansıtan bu yorumun için sağol. Bu açıdan bilmen gerekiyor ki tek değilsin bu heyecanı yaşayan.

    Soruna gelince. İki şey söylemek istiyorum. Bugüne kadar Türkiye’ye geldiği ilk günden bu yana Rijkaard’ın verdiği tüm demeçleri, söyleşileri izledim ve okudum. Özellikle GSTV’deki Rijkaard’la Soru ve Yanıt bölümlerinin hepsini izledim. Hatta bu konuda programı yapan arkadaşla da temasa geçme gereği hissettim. Yakında bir fırsat bulursam bir de söyleşi yapmak istiyorum Rijkaard’la.

    İki şey. Şu ana kadarki söyleşilerinde örtük ya da yeri gelince açık açık olarak hep total futbol oynatmaya çalıştığını ifade etti Rijkaard. Yani burada okuduğumuz şeyler bir hayal dünyasının ürünü değil.

    İkincisi, evet kafasında ciddi bir plan var Rijkaard’ın. Zaten tevekkülü de biraz buradan geliyor. Büyük fotoğrafı gördüğü için küçük şeylerle ilgilenmiyor. Ama bunu sorsak, yani “amacınız bir Barça mı yaratmak Galatasaray’dan, ya da 1988 Hollandası, veya 1989 Milan’ı” desek, “evet var” da demeyecek birisi felsefe olarak. Sanırım anlatabildim. Sevgilerimle. Melih)

  36. suhan cem Demiş ki:

    Bir takıma bakış açısı, kişiden kişiye göre değişir. Ben taraftarsam, tabii ki gidişata, her zaman iyi gözle bakmak, geleceğe dair umutlu olmak misyonunu taşımalıyım. Kötü günlerde de gerekirse, yönetimime, futbolcuma, teknik heyetime sahip çıkmalı, iyi günler yakında diyerek motive etmeliyim. Adı üstünde ben taraftarım, tarafım. Bu nedenledir ki benden objektif olmam beklenmemeli, takımım için her yerde en iyisi için mücadele eden ve o heyecanı, umudu içimde taşıyan bir bireyim ben. Benim gibi kar tanelerinden bir çığa dönüşen Galatasaray camiasının bir ferdi.

    Evet benim gibi taraftarlar yanlı hareket eder dedik. Bunda hemfikiriz. Rakip takım taraftarları da bize karşı kendi taraftar açısı ile bakarlar olaya.

    Peki basın nasıl bakar olaya? Basın rasyonel, analitik ve objektif değerlendirmeler yapmalı, olayları herkes için (bana ve rakibe eş uzaklıkta) anlatmalı yorumlamalıdır. İşte Türk futbolunun sorunları burada başlıyor zaten. Basında kalemşörler (bunu bilerek kalemşör diyorum) yanlı tetikçi yorumları, güne göre, değişken, anlamsız sorun çıkarıcı özel haberleri ile yön veriyorlar. Beni şaşırtan ise, benim gibi işi, sadece takımını sevmek olan, taraftar olan diğer kar taneleri de objektif olmam lazım diye düşünüp kalemşörlerin oyununa çabuk geliyorlar. Başlıyorlar anlatmaya, Elano topçu değil, Elano, Lincoln’den beter çıktı, Elano adam değil diyenler bile var. Keza Ayhan için, sezon başında Galatasaray’a Ayhan gibi bir orta saha daha lazım. Ayhan’sız Galatasaray o-la-maz diyenler, bugün “yeter artık hala mı Ayhan” demekten kendilerini alamıyorlar.

    Hadi basındaki o adamları anlıyorum. Onlar bir oyunun parçası, kendilerine biçilen rolü oynuyorlar. Bir tarafın elması süper iken diğerine ekşi demeliler, kurtlu demeliler. Ama ya TARAFtar dediğimiz kişiler kendi takımlarına bu kadar eleştiriyi reva görüyorlarsa?

    Benim için dünyanın en büyük takımı Galatasaray’dır. İtirazı olanla saatlerce tartışırım. Bu yüzden Arda’nın Galatasaray’dan gitmesi için ancak Galatasaray’ın göndermesi gerektiğini, bunun dışında, bizden daha iyi bir kulüpte oynayamayacağına inanıyorum. Türk futbolunun iyiliği için (sözde) Arda’nın yurt dışında oynaması gerektiğini söyleyenler, Gökhan Gönül’ün tekrar FB ile sözleşme yenilemesini ve bu ülkede kalmasını, normal bir gelişme olarak görüyor. Yurt dışında oynayan Tuncay Şanlı’ya sık sık ülkene dön (çünkü dönerse FB’ye gelecek) çağrısı yapıyorlar ama Arda için, “aman Arda kendine yazık etme git yurtdışına ” diyorlar. Benim TARAFtarım da bunu destekliyor. Ama Harry Kewell içinde, “Stay With Us Harry” (Bizimle Kal Harry) diye pankart yapalım diye de düşünüyorlar.

    Geçen sene taraftarıma seslendim birçok platformda, “bizi bu sene yıpratmak için ellerinden geleni yapacaklar, oyuna gelmeyin” dedim. daha haziran ayında Ümit Karan’ı eşinden boşandırdılar haberlerde, Harry ile eşi arasında soğukluk estirdiler. Arda’yı nişanlandırdılar, birçok kişi ile çıkarttılar. Ünlülerin evlilik hayatı ile bu kadar yakından ilgilenen güzide basınımız, Aziz Yıldırım’ın 29 yıllık eşinden boşanmak üzere olmasını ise küçük bir haber bile yapmadı. Ama Benim TARAFtarım, Elano gitmeli, Arda akıllı olmalı, Ayhan takımdan kesilmeli demeyi hala kendine bir borç biliyor, TARAFtarlık sanıyor. Galatasaray’ın nereye gideceğini işte bu TARAFtarlık yön çizecek…

    —————————-

    Melih Abi, Diyarbakır maçını, o kadar iyi anlatmışsın ki maç ile ilgili bir şey demeyeceğim hali ile. Arda’nın gol sevincini abarttığını söylüyorlar, kimisi de reklamdaki gibi yaptığını. Ama ben eminimki o gol sevinci, artık Arda’nın titri olacak. Nasıl Güiza gol attığında, ok atıyorsa, Arda’yı da bundan sonra köşe direğine gidip böyle sevinirken göreceğiz. Zaten son gol attığı maçlardaki sevinçlerine bakarsanız demek istediğimi anlayacaktır arkadaşlar.

    Basında ve burası gibi platformlarda yazan arkadaşlar arasında ortak bir kanaat var. Galatasaray, orta sahaya futbolcu almalı. Buna ben de katılıyorum. Ama ayrışma burada başlıyor. Bir grup diyor ki, savunma yönü kuvvetli olmalı. Diğer grup hücumu kuvvetli olmalı diyor. Sanırım buradaki tercih, önümüzdeki maçlarda, Galatasaray’ın oyunundan alacağımız keyfi de belirleyecek. Hücum düşünen 4-3′lük maçların mı seyircisi olacağız, 1-0′lık maçlara yatan takımın seyircisi mi? Şunu diyebilirim, Kalli gittiğinde, son altı hafta, “1-0 lık maçların takımı olalım ama şampiyon olalım” dedik. Eğer gene öyle kaotik, sıkıcı sonuca odaklı, bugünü kurtaran bir futbol oynayacaksak, takımın transfere ihtiyacı yok. Eldeki kadro fazla bile geliyor, Elano, Keita ve Arda devre arası satılmalı. Hatta Reijkaard da gönderilmeli. Ama dersiniz ki (tıpkı sezon başı Reijkaard geldiğinde edilen yeminler gibi) “biz gerekirse bu sene şampiyon olmayalım ama Aslantepe’ye aslanlar gibi bir takımla çıkalım”. O zaman Servet’i gönderebiliriz hatta Barış’ı da, beklenen, özlenen takımı yaratacağına olan inancımızla da, Reijkaard’a güvenir ve bekleriz önümüzdeki sene bu ayları.

    Son asparagası da söyleyip yazıyı sonlandırmak istiyorum. Futbolda takım savunması gerçekten önemlidir. Rakip atağa kalktığında, tüm takım buna önlem almalıdır. İşte bizim basında işi sadece yorum yapmak olan, bunun dışında ne bir kitap okuyan, ne bir maç seyreden, zat-ı muhteremler, bunun için tüm takımın savunmada olması gerektiği fikrine hakim. Onlara sormak istiyorum. Thierry Henry’i veya Lionel Messi’yi hiç kendi sahasından top çıkarırken gördüler mi o takım savunması iyi olan Barça’da? Önemli olan takımın sahaya yayılış şeklidir. Rakip atağa kalktığı an, Henry’nin de Messi’nin de, oyun içinde olması gereken yeri de, rolü de bellidir. Tüm takım hemen o konumu alır. Bizim mümtaz Türk basını ise, takım savunması deyince, Baros dahil herkesin cezaalanının önüne kümelenmesi gerektiği inancında. Benim forvet oyuncularım defansa çok girdiğinde de, 3. bölgeye geldiğinde, yorulmuş oluyor. Kendini diri olarak, o bölgeye saklayamamış oluyor. Bunun ceremesini ise, tüm takım çekiyor. Ben istemiyorum takımın, böyle üç koşan orta saha ile oyuna başlamasını. Ligin başındaki gibi herkes hücumu düşünsün ona göre yapılansın. Zamanla savuma için nasıl bir konum alacaklarını öğrenirler. Ribaund toplara yapılacak baskıyı öğrenirler. Galatasaray futbol takımı, ne misyonu, ne taraftarı, ne de oyuncusu ile bu oyun anlayışına kanalize olamaz. Biz oyunu ileride kabul eden, ileride baskı yapan tempolu, 3 yiyip 4 atacak takıma alışığız. Diğer rakiplerimizle, aşık atmaya gerek yok. Onlar nasıl oynarsa oynasın, onlar bunu hazmedebilir ama biz asla…

    (Cem selamlar. Özür dilerim gecikme için. Taraftarlık ve basın konusunda felaket haklısın. Sana daha vahim bir şey söyleyeyim. GSTV’de seyrettiğim iki futbol programında enikonu tartışıldı Elano’nun devre arasında mümkünse gönderilmesi gerektiği. Kulübün kendi kanalı böyle yaparsa, diğer basını mazur görmek gerekir.

    Diğer meseleye gelince, takım savunması, üç orta saha yani. Bunu birbiriyle rekabet halindeki iki ayrı yapı olarak algılama lütfen. Bir faz olarak gör. Yaşanması gereken, zamanı gelince bir üst fazta yerini terkedecek ama terkederken de takımı daha ileri götürmüş minik bir revizyon. Sevgilerimle. Melih)

  37. zeynepeda Demiş ki:

    Hoşbulduk Melih Abi,
    Gayin-Sin’e mesaj gönderen Eda ben değilim.

    (Anladım. Çok sağol. Sağlıcakla kal. Melih)

  38. TAHTASAKAL Demiş ki:

    Melih Bey Selamlar,
    Bu kadar çok maç trafiğinin içinde takım sadece yeniden yapılanma (rejenerasyon) ve kuvvet idmanları yaparken Rijkaard’ın istediği tarz oyun şablonunun çalışmalarını ne ara yapıyor acaba? Set oyunları, duran toplar v.s. gibi total futbola dair çalışmalar yapılıyor mu yoksa bunlar sadece sezon başı ve devre arası kamplarda mı öğretiliyor? Bilgi ricasıyla.
    Saygılarımla
    Ahmet

    (Merhaba. Benim bildiğim özel bir kuvvet antrenmanı yok. Bunu futbolcular bireysel olarak yapıyor. Onun dışında, maçın ertesi günü (pazartesi ve cuma günleri) rejenerasyon antrenmanı yapılıyor. Ama bunu da zaten maçta oynayanlar (14 kişi) yapıyor. Taktik antrenmanlar, çarşamba, perşembe (maç günü yani), cumartesi ve pazar günü (yine maç günü) gerçekleştiriliyor. Rejenerasyon antrenmanının yapıldığı günlerde bir gün önce maçta oynamayanlar 5′e 2 idmanı yapıyor. Genel manzara böyle. Bir gün (salı) izin, geri kalan altı gün antrenman var her hafta. Takım deplasmandayken yemeklerden sonra da kalınan otelin içinde rejenerasyon idmanı yapıyor futbolcular. Görüşmek üzere sevgiler. Melih)

  39. cambriem says:

    Selamlar…
    Melih ağabey

    Galatasarayımız’ı Prekazinin Monaco’ya attığı o muhteşem golden beri seviyorum askerden geldiğimden beridir kombinemi de alırım, her sene formamı da alırım, gsmobile hat da aldım, gstv’ye de üyeyim. Benim zoruma giden neden biz GSMobile’da olsun kombinelerde olsun veya forma satışlarında olsun neden Fenerbahce’nin gerisinde kalıyoruz en çok taraftar Galatasarayımız’da fakat sahiplenme duygumuz neden eksik bu neyle alakalı bir şey pazarlamamızımı iyi yapamıyoruz. Bu durum çok zoruma gidiyor ama bir yandan da Lig TV üyelerine bakınca da üye oranlarına yüzde 40 oranlada Galatasaray önde yönetimimiz de bence çok iyi çalışıyor. Sanırım biraz vefasız taraftarımız var.
    Saygılarımla…

    (Merhaba. Zor bir soru sormuşsun. Yanıtı çok net ve üzücü. Galatasaraylılar kulüplerini ve takımlarını hiçbir zaman Fenerbahçeliler’in kulüplerini ve takımlarını sevdikleri gibi sevmezler. Benim bazı tanıdıklarım var. Sırf kulübün kasasına para girsin diye, Etiler’den oradan buradan kalkıp ŞS’ndaki Migros’a gidiyorlar alışveriş için. Benzer profile sahip Galatasaraylılar’ın çoğu ise Lig TV abonesi olmasına karşın GSTV abonesi bile değil. Üzücü ama gerçek bu. Sevgilerimle. Melih)

  40. Erasmus Demiş ki:

    Değerli katılımcılar,
    Borges güzel bir Galatasaray orta saha analizi yapmış kendi blogunda. Ben kendi adıma çok faydalandım. 4-3-3′ün, total futbola uzanan yolculukta niçin daha iyi bir seçim olduğunun cevabını buldum ki bu sorunun cevabını arar dururdum.
    Umarım sizin için de faydalı olur

    http://devrimderki.blogspot.com/2009/11/galatasarayin-orta-uclusu.html
    Sevgilerimle

    (Teşekkürler Emrah bu paylaşım için. Sevgiler. Melih)

  41. Gökhan Demiş ki:

    Selamlar tekrar,

    2000 yılındaki o efsane sezon…
    Üniversitede ilk yılım ve gidebildiğim kadar çok maça gitmeye çalışıyordum. Ancak öğrencilik tabii, ayda en fazla bir maç.
    Futbol dışında (sahada oynanan tabii) çok güzel anılarım oldu gelen UEFA Kupası’yla ilgili.

    Mesela Sarıyer’de bir sokak kahvesinde yerde oturarak izlediğim Dortmund maçını asla unutamam ya da Ayazağa köyünde bir inşaat içine kurulmuş dev ekrandan izlediğim Leeds maçını.
    O zamanlar internet bu kadar yaygın değil tabii. Kendi aramızda yurt odalarımızda en karmaşığı “Suat da bugün müthiş oynadı” olan futbol analizleri yapardık.
    Dediğim gibi çok hoş ve unutulmaz anılardı.
    Şimdi ise senin müthiş yazıların ve analizlerin sayesinde yine öyle büyük zaferlerin geleceğini hissediyorum.
    Ve bundan yıllar sonra bu güzel blog sayfası kalacak aklımda emin ol.
    Senin gibi güzel Galatasaraylılar sayesinde..
    Teşekkürler…

    (Gökhan selamlar. Tüylerim ürperdi bu yorumunu okuyunca. Çok sağol. Güzel anlara eşlik eden yazılar kaleme almak. Benim için bundan büyük keyif, mutluluk ve övgü yok. Çok sağol gerçekten. Melih)

  42. kenan Demiş ki:

    Tekrar selamlar M.Ş.

    İş yükünüzü artırmak pahasına küçük bir ekleme yapmadan geçemedim, kusura bakmayın..
    Yaptığım yorumu cevabınız ışığında tekrar gözden geçirdiğimde, gereğinden fazla kötümser bir tablo çizdiğimi farkettim… Sizin kuşak, geleceğe umutla bakarak olgunlaştı, bizimkisi ise korkuyla.. Sanırım biraz da bundan..: )

    Oynanan oyunun görsel zevki ile ilgili olumsuz bakış açısının Keita’nın olmamasına ve biraz da sezon başındaki seyirci coşkusunun kısmen azalmasına bağlıyorum.. Esasında size katılıyorum, bence de şu an ki futbol daha kompakt ve daha bir çilingirvari.. Saygılarımla..

    (Selamlar Kenan. Belki aramızda şu fark var. Ben oyuna bakarken sadece o andaki futbolu analiz etmiyorum. O oynanan futboldan yarına ne kalacak onu da görmeye çalışıyorum. Yani bir fidanın büyümüş halini hayal etmekten farklı değil yaptığım.

    Mesela ilk Tobol maçıyla ilgili “4, 3, 2, 1, 0, 4-4-4″ başlıklı bir yazı yazmıştım total futbol deneyi başladı anlamında. Maç 1-1 bitmişti. Bu yazım nedeniyle kulübün “ağır” abileri eleştirmişti beni, biz farklı bir maç mı seyrettik diye. Çok değil iki maç sonra hücum hattının kuvvetlenmesiyle çok güzel futbol oynamaya başlamıştı takım. Oysa ki o ilk Tobol maçında, hücumda Erhan Şentürk, Yaser Yıldız ve Serdar Eylik vardı. Onların yerine Keita, Baros ve Kewell olsaydı o maç da 5′lik olacaktı. Ama ben maçı, sanki hücum hattında bu futbolcular varmış gibi görmüş ve değerlendirmiştim. Sanırım anlattım.

    Şu anki Galatasaray’ın içinde çok güzel başka bir Galatasaray daha var. Ben görüyorum bunu birazcık. Sevgilerimle. Melih)

  43. Onder Oner Demiş ki:

    Selam Melih Abi…

    Oncelikle seni ve okuyanlari selamliyorum, yillardir sizi ve uzun zamandir Gayin-Sin’i takip ediyorum, ilk mesajim bu guneymis…

    Burada sayfalarca Galatasaray’in hedefteki futbol felsefesini tartisip duruyoruz, hep iyiyi, olmamiz gereken yeri isaret ediyoruz.
    Pas trafigini, hizini, 2+1, 1+2′leri konusup nasil daha iyi olacagimizi dile getiriyoruz.
    Peki size bir sorum olacak;
    Bizim eksik yonlerimiz nelerdir Melih abi? Eminim bir kanayan yaramiz vardir… Bu gordugnuz yaralar nelerdir, hanigileri kisa vadede iyilesebilr , hangisi icin kokten degisiklik gerekmektedir?

    (Selamlar Önder. Öncelikle hoşgeldin. Yorumunu biraz geç okudum özür dilerim.

    Galatasaray’ın sorunları nelerdir? Benim gördüğüm eksiklikler.
    1. Geçiş oyununu yapamamak. (Hücuma çıkarken en iyi defans yapacak takım kurgusuna sahip değil Galatasaray.)
    2. Pas koordinasyonu. (Yapması gereken pas sayısının yaklaşık yarısında kalıyor Galatasaray. Daha çok pas yapsa, takım savunmasındaki arızalar çok daha azalacak, elde edilen pozisyon sayısı ise artacak.)
    3. Bireysellikle kollektif arasındaki balans. (Bu konuda balansı tutturamıyor Galatasaray. Bunun nedeni ise altyapı eksikliği. Altyapıdan pasa alışmış, pası yücelten bir mantaliteyle yetişmediği futbolcular bireyselliği öne çıkarıyorlar hâlâ. Buna kötü bir altyapısı olan Keita da dahil tabi.)
    4. Duran toplar. (Galatasaray bence potnsiyelini gerçekleştiremiyor bu konuda. Elinde Servet Çetin ve Gökhan Zan olan bir takımın her maçta köşe vuruşundan bir golü olmalı. Rijkaard’ın bu konuda takımı iyi çalıştırmadığını düşünüyorum.)
    5. Ani atak. (Galatasaray hızlı ani hücum çalışmalı daha çok.)

    Sanırım şimdilik yeter. Sevgilerimle. Melih)

  44. omeryuce Demiş ki:

    Selamun aleyküm Melih Abi, yazınız yine şahane. Tekrar tekrar okudum, ezberledim. Ayhan’la ilgili bir soru soracağım size. Eğer Barcelona’yı kendimize bir örnek olarak kabul edersek, Ayhan’ın muadili Xavi olur sanırım. Ancak geçen yılki istatistiklere bakınca Ayhan’ın 30 lig maçında 1 gol ve 1 asist yapmış. Xavi’ye bakınca tüm kategorilerde 54 maçta 10 gol ve 27 asist yaptığını görüyoruz. Xavi belki çok uç bir örnek ama Ayhan için zaten savunma gücümüzü düşürüyoruz, bunun karşılığında da hücumda bitirici yerlerde asla verim alamadığımızı düşünüyorum. Sizce Ayhan’ın futbol aklı ve basit oyunu bu takımda kendine yer bulmak için yeterli midir?

    (Aleyküm selam Ömer Kardeş. Esasında oynadığımız ve oynamak istediğimiz futbolu futbolcular üzerinden değil, görevler ve vazifeler üzerinden okumamız lazım.

    Ayhan Akman’a gelince. Bildiğin gibi Bucaspor maçına kadar orta sahada 2+1 oynuyorduk. Genellikle Sarp’la Akman oluyordu bu ikili, önlerinde de forvet arkası olarak Arda Turan oynuyordu.

    Bucaspor maçıyla değişti bu formasyon. Artık 1+2 oynuyoruz. 1+2′nin biri Topal, ikisi ise Özbek ve Sarp’tı. Diyarbakırspor maçında Akman oldu Sarp’ın yerine oynayan isim. Bence oldukça başarılıydı Akman.

    Şöyle ki defansif olarak da iyi işler yaptı Akman, ofansif açıdan da. Bir asistle tamamladı maçı bildiğin gibi. Arda Turan şut açısını ve yerine iyi saptasa iki asiste çıkacaktı bu rakam.

    Meseleye şöyle bakmak lazım. O pozisyon için Akman çıtayı biraz yükseltti ve asisti de ekledi görev tanımına Diyarbakırspor maçında. Bundan sonra kim oynayacaksa orada (Sarp, Akman, Turan) defansif olarak üstlenmesi gereken vazifelerinin yanısıra ofansif olarak da Akman’ın son performanısının üzerine koymalı. Böyle bakarsak hayata ve takıma, futbolcuları değil futbolu konuşmuş oluruz daha çok. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  45. aquarius Demiş ki:

    Melih selamlar, bu forumdaki ilk yorumum, biraz garip bir yorum olacak ama daha once yaptigin gibi gene zihnimizi acarsan sevinirim. Uretimin makinelesmesi, tarimin veriminin artmasi gibi futbol da totallesecektir gun gectikce. Bunu Turkiye’de ilk anlayan takim da Galatasaray oldugu icin yatirimlarini o noktaya dogru yapmaktadir. Fakat eski domateslerin tadini ozledigimiz gibi total futbolda bize bazi seyleri ozletecek mi acaba endisendeyim. Bir taraf total futbolu uygulayip diger taraf uyudugu zaman ortaya cikan fark ve goze hos gorunen oyun, iki taraf da tam disiplin icinde oldugu zaman sıkıcı bir hal aliyor hafta sonu oynanan Chelsea Manchester maci gibi. Sizin gorusunuzu merak ediyorum bu konuda?

    (Selamlar. Zihin açmak ne kelime? Estağfurullah. Sanırım bir tarifte (tarihe modernist bakış dışında) farklılaşıyoruz.

    Total futbol uluslararası futbolun modernite anlamında ulaştığı son merhale değil. Zaten futbolda (ve de başka şeylerde) böyle merhaleler olmadığı gibi, total futbol da futbolun tarihinde nadide bir patika.

    Esasında total futbolu, fizik mücadele ve kollektiviteye dayalı Avrupa futbolunun, bünyesinde yer almayan estetik futbolu, kollektif uyum (pas koordinasyonu) sayesinde gerçekleştirme çabası olarak görebiliriz.

    Yani total futbolu kollektivizm ve fiziğe dayalı Avrupa futbolunu estetize etmenin yoludur. Zaten Zen’le Total Futbol arasında bir bağ kurmam da bu yüzden. Çünkü estetik her iki disiplinin de temel kaygısı.

    Umarım bir yanıt vermişimdir. Sevgilerimle. Melih)

  46. Clair Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,
    Çok şükür uzun bir aradan sonra Aslantepe inşaatı tekrar başladı. Başkanımız Adnan Polat’ın çok önem verdiği Futbol ve sportif AŞ’lerin birleşmesi süreci hakkında bilginiz var mı? Saygılarımla..

    (Selamlar. Stad inşaatının başlaması şu açıdan önemli. Loca satışlarının büyük bir bölümü bitti, ama oradan natik akışı yoktu. İnşaatın başlamasıyla birlikte natik akışı olabilir. Böylece şirket birleşmesi için finansman yaratılır. Özetle, loca satışlarının gelirlerinin akması lazım kulübe ki evlilik gerçekleşsin. Sevgilerimle. Melih)

  47. Cem Klay Demiş ki:

    Merhaba Melih ağabey,

    Uzun süredir İstanbul dışındayım (2 – 3 ay kadar ), kendi bilgisayarımdan uzaktayım. Gayin-Sin’e olan şifrelerimi silmişim mail adresimden ve sadece evdeki bilgisayardan direkt geçiş yapabiliyordum buraya, bugün tekrardan bir üyelik aldım. cemkalay53 ‘ten hatırlarsınız beni. Ama buradaki tüm yorumları ve yazıları takip ettim her vakit. İzninizle, biraz uzun bir geri dönüş yapacağım.

    Son maçlarda gösterdiğimiz performans beni tatmin ediyor açıkçası. Özellikle Dinamo Bükreş maçı kadar rahat bir maç izlemedim bu sezon. Ama değerli medyamız ve bazı GS’li arkadaşlarımız bu konuyu Galatasaray’ın kadrosuna bağlıyorlar, yani, GS zaten Rijkaard olmasa böyle oynayabilir gibisinden. Diyarbakır maçı da aynı şekilde.

    Ama geçen sezonki kadro da Türkiye’nin en değerli kadrosuydu. Skibbe de Rijkaard’a benzer oyun anlayışına (topu yerden oynama, sürekli pas vs. ) sahip olduğu için bazı kesimler tarafından sevilmesine rağmen beklenen seviyeye ulaşamamıştı bir türlü. Geçen sezon bir kazanma alışkanlığı kazanılamamıştı Türkiye’nin en kaliteli kadrosuna rağmen. Üstelik nasıl olsa Galatasaray’dı bu bir şekilde kazanırdı !

    Şimdi, evet, kadro daha farklı. Daha güçlü. Ama farkedilmesi gereken nokta şu; sonuçta son 2 sezonda da GS en güçlü kadro ile mücadele etmişti Türkiye ligine göre. Ama, bu sezon oynanan karşılaşmaların her an her dakika takımımıma beslediğim umut artıyor, bir güven var ciddi biçimde. Bunu Frank Rijkaard ve Neeskens’in kenarda olması faktörüne bağlıyorum. Her hamlesine değişik bakmaya çalışıyorum ve diyorum ki bir bildiği vardır onun. Mesela sahada topla hareket edenleri değil de, sayenizde, topsuz alandakilere bakıyorum, tv’den görmeye çalıştığım kadarıyla. Ama Skibbe döneminde böyle değildi. Skibbe’nin oyun anlayışı güzel olabilir ama Gs, Skibbe’ye göre değildi, o büyüklüğü kaldıracak bir isim değildi.

    Çünkü Galatasaray’ın hem öğrenip, hem de bir taraftan başarılı olması gerekiyordu ama Skibbe sadece öğreticiydi.

    ***

    Son 2 maçtaki performanstan oldukça memnunum. Diyarbakır maçında da ilk golden sonra Barış’ın atılışına kadar fark 2-3′e çıkabilirdi, kimse bunu görmüyor, söylemiyor, ama son dakikada yaşanan, bizim şanslı olduğumuz Mendoza’nın pozisyonunu bütün hafta tartışıyorlar. Benim de sinirime giden nokta bu. Bu tür karşılaşmalar var bu sezon çokça. Mesela bir BJK maçı. Herkes GS’in çok pozisyon verdiğini konuşuyordu, 3-0 olmasına rağmen. Evet, verdik çok pozisyon ama o pozisyonları vermeden önce kaçırdıklarımız ? Aynı şekilde Trabzon ve Eskişehir’de de. Galatasaray’ın olumlu yönleri, bu sezon geliştirdikleri hiç ön planda tutulmuyor düşüncesindeyim. Tabi Gayın-Sin, Eray Sözen, PCLion vs. gibi yazarların bloglarında durum farklı tabi.

    Yani biz kazandığımız zaman zaten beklenilen olacak, ama gelişimimiz gösterilmeyecek. Mehmet Topal’ın son maçlardaki oyunu, Sabri’nin son maç hatalar yapmasına rağmen mental gelişimi, Nonda’nın golleri ve bunun gibi dahja birçok olay hep dışarıda kalıyor nedense !.. Hep olumsuz yönden bakıyorlar. Ama ben oldukça umutluyum takımımızdan. Ayrıca Arda oyundan çıkarken Elano’yu motive ediş biçimide sanırım tatmin etmemiş GS’li taraftarları. Hala gruplaşma olduğuna inanıyorlar. Ben oldukça umutluyum, Elano’dan. Önümüzdeki maçlarda görev aldığı zaman ve ligin 2. yarısı bambaşka bir Elano izleyeceğiz. Çünkü Rijkaard aldı Elano’yu. Ona ne kadar güveniyorsak Elano’ya da o kadar güvenmeliyiz bence. Sadece şunu sormak istiyorum size; Elano orta ikili yerine sağ açıkta ve ya sol açıkta oynasa ya da forvette denense sence faydalı olmaz mı ?

    Bir de Melih ağabey, Rıdvan Dilmen ile bir yakınlığınız var mı, yoksa ona şöyle okkalı bir cecap verseniz de buradan G.Saraylılar bu adamın ne olduğunu, ona niçin şeytan denildiğini iyice anlasın.

    ***

    Uzun olduğu için özür dilerim ama bu 2 – 3 aylık aranın ardından bir geri dönüş, özlem notuydu. Şimdiden yorumun için teşekkür ederim Melih ağabey. Bundan sonra daha sık burada olacağım..

    (Sevgili Hemşerim Cem. Unutur muyum hiç seni. Yeniden hoşgeldin diyeyim.

    Sondan başlayacak olursam, Rıdvan Dilmen’le bir tanışıklığım yok. Kendisi döneminin önemli topçusuydu ama hayatı boyunca sadece tek şampiyonluk gördü. Bu bile tek başına çok şey anlatıyor. Pozisyon bilgisi elbette çok üstün. Ama futbol kültürü ve bilgisi konusunda benzer şeyleri diyemeyeceğim. Yine de eylemlerin sesi sözlere göre daha yükses çıkar ilkesi doğrultusunda bir şey yazmayacağım onun hakkında.

    Skibbe’yle Rijkaard arasında temel bir fark var. O da felsefe farkı. (Aynı fark Rijkaard’la Daum arasında da var.) Rijkaard’ı farklı kılan total futbola dayanan bu felsefesi. Ancak yine de Rijkaard’a takım çok çabuk olumlu tepki göstermişse bunu da temelde Skibbe’ye borçluyuz.

    Soruna gelince. Bahsettiğin mevki açık ise eğer, bu konudaki yanıtım olumsuz olacak. Çünkü Rijkaard iflah olmaz bir 4-3-3′çü, hem de Hollanda 4-3-3′çüsü, ki Hollanda 4-3-3′ü hep kanat futbolcularına önem vermiştir. Bu açıdan bakınca takımdaki beş kanat oyuncusu Keita, Kewell ve Aydın Yılmaz, Sabri Sarıoğlu ve Serdar Eylik. Bu futbolcuların temel özellikleri süratleri ve patlama güçleri. (Kewell tabi bu konuda biraz geride.) Elano’nun bu anlamda kanat futbolcusu olmadığı çok açık. Tabi bu, onun forvet özelliklerine sahip olmadığı anlamına gelmiyor. Bence sezon sonuna doğru Topal, Elano ve Arda’dan oluşan bir orta üçlüsü izleyeceğiz 1+2 formasyonunda. Önlerinde de üç forvet. Görüşmek üzere. Melih)

  48. Murat Mustafa Demiş ki:

    selamlar melih abi.

    sanırım geleceğimizle ilgili fikirlerimizin oldukça çeliştiği bir yazı olacak benimkisi.

    şöyle ki, takımın temel sorunu ora sahadaki iki iç ön oyuncusu. yani son maçta ayhan’la barış’ın, ondan öncekilerde mustafa ile barış’ın paylaştığı bölge.

    öncelikle oynadığımız takımların kalitesizliğini kabul edelim ve kendimizi kandırmayalım. bugün sivas’ı yenmeyen kalmadı, dinamo bükreş son derece sıradan, sene başından beri 3 hoca değiştirmiş, seyirci desteğinden yoksun, ne yaptığını bilmezler mangası, diyarbakırspor ise tabiri caizse yarım saatlik bir takım. ben rijkaard’ın sevincini içinde az da olsa takımla ilgili olan karamsarlığına bağlıyorum.

    bugün dünya futbolunun geldiği yerde orta saha her şeyin başladığı ve bittiği yer olarak gösteriliyor. bu uğurda 4-6-0′ı görüyoruz artık ve yakın gelecekte 2-8-0′ı göreceğiz.

    işte bu çerçeveden baktığımızda, takımımızın sahip olduğu orta saha elemanları çağın gerektirdiği teknik kısımdan çok geride. en teknik olarak gördüğümüz ayhan akman’ın first touch yani topla ilk buluşma gücü yerlerde sürünüyor ki bunu kendisine gelen hemen her topu sektirip kontrolünü kaybetmesinden görebiliriz. pas hatası değil burada bahsettiğim zira onu xavi veya iniesta da yapıyor yeri geldiğinde.

    yine baktığımızda barış’ın teknik kapasitesini kimsenin tartışacağını bile sanmıyorum. mustafa sarp ise sahip olduklarının tümünü koyuyor ortaya, şu an için orta alandaki en pozitif bireyimiz.

    mehmet topal, defansif anlamda evet ama ofansif anlamda hala ilk geldiği gündeki gibi. öte yandan ön libero oynadığında gereksiz yere gökhan ile servet’in arasına çokca giriyor ve bazen 3 stoperle oynuyormuşuz gibi hissediyorum. bu da takımın boyunu ister istemez uzatıyor.

    2 senedir üst düzey futbol temposundan uzaklaşmış ve artık 30 yaşında olan linderoth ihtiyaçları nasıl ve ne zaman karşılamaya başlar? sanırım buna hiçbirimiz cevap vermeyiz.

    takımın hızı ve diğer konularla ilgili harika bilgiler vermişsin melih abi ama ilk 15 dakikada yediğimiz pres ve o baskı karşısındaki çaresizliğimiz oldukça düşündürücü. unutmayalım ki bunu üst düzey takımlar her an yapıyor olacaklar. fenerbahçe maçı buna en yakın örnek. (burada rakibin gücü de bir yerde tükenecek elbet diyebilirsin ama bizim de aynı doğrultuda gücümüz tükenecektir)

    takımın devre arasında forvetten önce top yapmayı bilen stoper ve en az 1 tane orta saha ön iç oyuncusuna ihtiyacı var. bu sayı 2 de olabilir. (en kötü şöyle düşünelim lütfen. elimizde bir nuri şahin ya da hamit altıntop var mı? olsaydı nasıl olurdu?) yoksa rijkaard’a ragmen sonumuzun iyi olduğunu düşünmüyorum. zaten tek güvencem de kendisi. kendisinin de bunları gördüğünü ve o yönde transfer isteyeceğini düşünüyorum.

    hakkımızda hayırlısı.

    sevgilerimle…

    (Selam Murat. Sivasspor’u bir kalemde geçmemek lazım. Bence hızlı takım. Her ne kadar yenilmiş de olsa bugüne kadar sanırım Kayserispor karşısında en çok gol pozisyonuna giren takım Sivasspor. (Bizim maçtaki gol pozisyon sayıları eşitti, 5-5 şeklinde. Yanılmıyorsam Sivasspor 14 pozisyon üretmiş son maçta. Diyarbakırspor da yine aynı kapsamda, Fenerbahçe karşısında 1-0 öne geçtikten sonra 2′nci ve üçüncü gol pozisyonlarına girmiş direğe takılmıştı.

    Belki de iyi tarafından bakıyorum ama bizim maçta Diyarbakırspor golden sonra bir daha gol pozisyonuna giremedi.

    Belki hayallerimizdeki yerin oldukça gerisinde, ama o kadar da kötü değil. Bu anlamda Pana maçı yeterli fikir verecektir sanırım. Görüşmek üzere. Melih)

  49. tatito Demiş ki:

    Yine çok keyifli bir Yalnız Futbol izledik. Eray, Uğur, Atahan (umarım ismini doğru anlamışımdır.) ve size çok teşekkür ederim. Futbol programı adı altında futboldan daha fazla Ancelotti’nin adamlığının tartışıldığı, kadın üzerinden prim yapılmaya çalışıldığı programlar yerine saf futbol izlememizi sağlıyorsunuz.

    Kewell tabii.. Gazetelerde 2.5 yıllık yeni sözleşme önerdiğimiz konuşuluyor. Umarım Kewell burada kalır. Burada futbolu bırakır.

    Size ve Yalnız Futbol ekibine sevgiler, saygılar.

    (Anıl selamlar. Bu övgün için çok teşekkürler. Bu tür yorumlar programı hazırlayan genç kardeşlerimiz üzerinde çok olumlu etki yapıyor. Çok sağol. Melih)

  50. suhan cem Demiş ki:

    bugünkü yalnız futbol da çok güzeldi. özellikle Şener’in, Kewell ile ilgili söylemine yapılan, yoruma çok güldüm. Tabi Kewell ayrıntısını işlemenizde hoşdu:)

    Artık bir Sabri yazısı bekliyoruz Melih abi senden…

    (Selam Cem. İnşallah bir dahaki hafta yazacağım Sabri yazısını. Yalnız Futbol’da maalesef kafamızdakini aktaramadık ekrana. Bunun nedeni ise görüntüler. Pas rallilerini ilk pastan itibaren elde edemedik ve ekrana getiremedik. Mesela Topal’ın Dinamo maçındaki golü. O golün başlangıcındaki taçtan önce müthiş bir pas rallisi vardı Galatasaray’ın. Keza Diyarbakırspor maçındaki ikinci golün pas rallisi de ekrana gelemedi. (Ekrana hep Barış’ın Kewell’a aktardığı pasla başlıyor gol görüntüleri. Oysa ondan önce beş önemli pas daha var.) Kanalın dışından ısmarlama program yapmanın zararları bunlar işte. Sevgilerimle. Melih)

  51. oasisi Demiş ki:

    Marat: Spor yazarlığı kariyeriniz nasıl başladı? Medya dışında futbol organizasyonlarında aktif görev almayı düşünüyor musunuz?
    1997’deydi sanırım. Melih Şabanoğlu’yla aynı şirkette çalışıyorduk. “Sen bu işten anlıyorsun. Gazete Pazar diye bir dergi çıkıyor, yazsana bir yazı” dedi. Yazdım. Kapak yaptılar. Heyecanlandım. “Her hafta yazar mısın?” dediler. Heyecanlandım. Yine yazdım. Sonra askerden sonra asıl işim olan metin yazarlığını bıraktım. Ne iş yapsam acaba diye düşünürken Altan Tanrıkulu, Yeni Bin Yıl’da yazsana dedi. Yazdım. Sonra sıkıldım, ABD’ye gittim. Dönmeye yakın, ne yapsam acaba diye düşünürken Yiğiter Uluğ Radikal’e çağırdı. Komik bir para veriyordu. Ama iyi gaz verdi. “Çok iyisin vs.” Düşüneyim dedim, “Dünya Kupası’na yollarız seni” dedi. Düşünmekten vazgeçtim
    ——————
    Aceto’nun Mehmet Demirkol röportajından bir kesit.

    Galatasaray Lisesi’nden çıkma bir Fenerbahçeli insanın önünü neden açtınız, pişmanlık var mı?
    Bu mesleğe girmesi sizin sayenizde olmuş.
    Ayrıca o zamanlar Fenerli olduğunu biliyor muydunuz?

    (Selamlar. Uzun süre çalışmış olduğum şirketin kurucusu olan önemli bir insanın müthiş lafları vardır, doğrudan vecize olarak kabul edilen. Bunlardan biri de mealen şöyledir: “Sizden daha zeki ve büyük insanlarla çalışın.”

    Yıllar önce yetiştirmek üzere bir metin yazarı arıyordum. Malum Galatasaray dayanışması çerçevesinde bu adayın Galatasaray Liseli olmasını istemiştim. Tanıdığım birisi üzerinden Mehmet’e ulaştık. Üniversiteyi (Fransızca Kamu Yönetimi) yeni bitirmişti. Yazmış olduğu birkaç metne bakıp işe aldım. Ona ne öğretip ne öğretmediğimi söylemek bana düşmez metin yazarlığı anlamında. Usta-kalfa ilişkisi içinde bence harika bir üç yıl geçirdik birlikte.

    Fenerbahçeli olduğunu biliyordum ve emin ol bunun hiçbir önemi yoktu. O benim için sadece liseli bir kardeşimdi.

    Sonra yollarımız ayrıldı. Daha doğrusu önce ABD’ye gitti, ardından da askere. (17 Ağustos’ta Gölcük’te bahriye askeriydi. Yani depremin merkez üssünde. Bu deprem onun hayatını çok değiştirdi kanımca.)

    Yıllar sonra bir organizasyonda (Trabzonspor’un halka arzıyla ilgili bir toplantı) Atilla Gökçe’ye beni , “işte beni mesleğe başlatan insan” diye takdim etti. Atilla Gökçe de bana çok teşekkür etti. Bu sözlerinden büyük bir gurur duydum. Sevgilerimle. Melih)

  52. Ferhat says:

    Geçenlerde geçmişte takımına yaptığı katkı için çarmıha gerilen Jardel’in şimdilerde akıl hastahanesine kapatıldığını okumuştum. Evet gol attığı için ve çok para aldığı için takım içinde belli bir gurupça dışlanmış medya da onu yiyip bitirmişti. Sonra karısı avukatıyla kaçıp son darbeyi de almıştı.

    Jardel için üzüldüm.Ama bir maçta çarmıha gerilen Enke için vicdanım sızlıyor.

    http://www.goal.com/tr/news/1620/goalcom-profil/2009/11/11/1618543/robert-enke-kimdi

    Yukarıdaki linkteki yazıyı tamamen okuyunca ne demek istediğimi anlarsınız.

    Sene 2003. Dünya Kupası’nın bir sonraki yılı. Rüştü Barcelona’ya gitmiş. Barcelona’da gözden çıkarılan ama aslında mükemmel bir potansiyeli olan Robert Enke Fenerbahçe’ye gelmiş.

    Ne kadar mükemmel olduğunu ve Benfica performansını duydum ve kıskandım. (Benfica’nın en kötü senesinde en iyi oynayarak genç yaşta takım kaptanı olmuştu.)

    Malum biz uyduruk isimleri transfer ederken gittikçe transfer kelimesinin anlamını unutmaya başlayan bir takım hüvüviyetindeydik. Fenerbahçe ise transfer şov yapıyordu.

    Kıskançlıktan Fenerbahçe’nin transferlerinin başarısız olmasını istiyordum. Fenerbahçe’de bir idman bile yapmadan sezonun ve kendisinin ilk maçına çıktı Enke. Hazır değildi. Bugün hazırlık kampı yapmayan Elano’dan daha kırılgandı.

    Ve son maçı oldu. Yediği üç gol sonrası onunla kıyasıya alay ettik. Yani istediğim oldu. Tehlikeyi atlatmıştık. Ama asıl kâbus Enke için başladı.

    Gururuna yediremeyen bu büyük adam Barcelona’da başlayan ağır depresyonunu burada daha da ağır yaşadı ve terketti buraları.

    Fenerbahçe’den apar topar gönderildiğinde Atatürk Havalimanı’nda bavullarıyla tek başına görüntülenmişti. Hiçbir futbolcunun olmak istemeyeceği bir durumdaydı ve üstüne gelen gazetecilerden kaçacak yer arıyordu, o görüntüleri hatırlar daha bir üzülürüm.

    O zaman Enkek, Enkelek diye dalgaya aldığımız bu büyük adam için bu ülkede geçirdiği küçücük dönem onun en büyük buhranlarından biriydi.

    Allah rahmet etsin demeye yüzüm yok çünkü o yıl onun için söylediklerimden utanıyorum.

    Artık futboldan biraz uzak durucağım. Gerçekten acımasız bir endüstri bu. Sporcuların düşüp üzerine çullanılmasının doğal olduğu rezil bir düzen. Fanatizmden bu yüzden nefret ediyorum.

    Gerçekten çok üzgünüm. Kör ölür badem gözlü olur lafını samimiyetsizlere ederler. Ben samimi olarak bu adama yaptıklarımız için kahroluyorum. Onu bu kadar kolay dışlayanlara o gün kızanlar tavırlarından ötürü gurur duymalılar. Ben gibi tehlikeyi atlatmanın rahatlığıyla bunu dalga geçme malzemesi yapanlar insanlığından utanmalılar. Gerçekten çok üzgünüm çünkü üzülmek dışında elimden bir şey gelmiyor.

    Umarım Tanrı kızını sualsiz cennete alırken ruhu üzüntüden yorulmuş olan bu adamı da yanına alır ve yeniden buluşmalarını sağlar. Ve biz futbolcuları birer robot olarak görenlere de merhamet eder.

    Çünkü mektubunda hâlâ İstanbul’da ve İspanya’da başarısız olmaktan korktuğunu yazdığı iddia ediliyor. Nasıl bir iz bıraktıysak altı yıl boyunca unutmamış ve hâlâ başarısız olmaktan korkmuş. Düşünün iki yıl üstüste yılın kalecisi seçiliyor ve ölmeden önce hala milli takım birinci kalecisi.

    Futbol seyircisi olmak için bile eğitim şart.

    (Ferhat selam. İnsanın kendine karşı itiraf ettiği bir kusur, onu insanlığa bir adım daha yaklaştırır. Elbette bunu demek hakkına sahip değilim, ama bu yazından dolayı seninle gurur duyulması lazım. Bir insanlık dramının mağduru olan Enke’ye de buradan ışık içinde uyumasını diliyorum. Melih)

  53. Emrah Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Yapılmakta olan yeni stadımızın çatısıyla ilgili spekülasyonlar dolaşmakta…

    15 yıldır beklediğimiz ve son 5 yıldır “çatısı kapanacak” diye koşullandığımız stadın çatısı açılır-kapanır şekilde olmayacak mı ?

    Bildiklerini bizlerle paylaşırsan ve açılır-kapanır olması yönünde kamuoyu yaparsan çok seviniriz. Milyonlarca Galatasaray’lının uykusu kaçtı yemin ediyorum bu haber yüzünden…

    (Emrah selam. Bildiğim şu. 29 Ekim 2010′da açılması planlanan Aslantepe’nin üstü kapalı olmayacak. Bu kesin. Nedeni üstü kapalı olsa bu tarihe yetişmeyecek olması. Yönetim eğer çim sararması gibi faktörler çözülürse bir dahaki sezon üstünün kapatılacağını söylüyor. Bildiğim bu. Sevgilerimle. Melih)

  54. Enver Ozturk Demiş ki:

    Phil Jackson’ a “Zen master” denildiğini biliyorsunuzdur. Acaba Rijkaard da uzakdoğu felsefesiyle ilgileniyor mu ? Öyle hissediyorum.

    (Selam. Açıkça bilmiyorum. Ama dinlediği müzikler itibariyle oldukça farklı bir profile sahip olduğunu biliyoruz. Bir de kökeni bilmiyorum Rijkaard’ın Surinak’daki. Hint kökenli olabilir. (Fizyonomisi benziyor açıkça. Zaten Surinam’daki en yoğunluklu nüfus Hint kökenlilere ait.) Cruijff’un Rijkaard’dan en çok şikâyetçi olduğu konu “düşünerek oynaması” da aslında ciddi bir fikir veriyor bize. Sevgilerimle. Melih)

  55. Melih says:

    Selamlar.

    Bütün yorumları erittim.
    Sadece Özgür Kendir’in bence bir açılım getirmeyecek olan iki yorumunu yayınlamadım.

    Görüşmek üzere.

    Melih

  56. aktuccar Demiş ki:

    Melih abi merhaba,

    Saat farki yuzunden programlarini takip edemedigimi biliyorsun. Bu hafta Yalniz Futbol programini banta alip sonradan izleme imkanim oldu. Cok keyif aldim. Keske lig radyodaki programinizi da gece yarisindan sonra banttan verseler. Eminim hic fena rating getirmez.

    GS TV’de konustuklarinizi umarim futbolcularimizin da izleme imkani oluyordur. Neleri dogru uygulayip neleri eksik yaptiklarini daha iyi anlamalari acisindan onemli. Sana ve arkadaslara kendi adima tesekkur ederim. Saglicakla kalin.

    (Haluk selamlar. Vallahi çok sevindim bu yorumuna. Kanalın içinde olsak çok daha iyi program yapabileceğiz ama bu pek mümkün olmuyor. Futbolcuların izleyip izlemediklerini bilmiyorum. Muhtemelen izlemiyorlardır. Görüşmek üzere. Melih)

  57. suhan cem Demiş ki:

    Melih Abi, uzun yaptığım yorumum geç yayınlandığı için özür dilemişsin. Abi artık bunları önemsemiyorum. Yani özür dilemene gerek yok. Çünkü oldukça yoğun olduğunun farkındayım, üstüne bir de buraya gelen her yazıya, yorum yapma inceliğini gösteriyorsun. Bence sen, gerçek anlamda içselleştirmisşin bunu. Yaşam biçimi haline getirmişsin. Bir sorumluluk hissediyorsun. Bu da benim gibi her arkadaşı çok etkiliyor. Yorumum yayınlanmamış gec yayınlanmış, yorum yapmamışsın hiç düşünmüyorum. Sadece keyif aldığım, pozitif düşünen, Galatasaraylılar’la olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

    Uzun yorumumla ilgili yorumunda, “GSTV’de seyrettiğim iki futbol programında enikonu tartışıldı Elano’nun devre arasında mümkünse gönderilmesi gerektiği. Kulübün kendi kanalı böyle yaparsa, diğer basını mazur görmek gerekir” demişsin. İşte ben de, o uzun yorumumun ilk bölümünde, -ben taraftarım- diye serzenişte bulunmuş. Objektiflik adı altında, oyunlara alet olunmadan bahsetmiştim.

    Bizim toplumumuzda garip bir rahatsızlık var. Kendilerinin bildiği dışında, diğerlerinin tüm bildiği “saçma ve yanlış” diye düşünme eğilimi.

    Hadi medyada, rakiplerimizi parlatmak için senaryolar düzenleniyor. Mesela son bomba “Dunga, Alex’in 2010 Dünya Kupası kadrosunda yer alması için çalışmaları başlattı” diye bir haberde yayınlandı geçenlerde. Çünkü GS’yi bozma girişimlerinde çürük halka duruyordu. Nedir çürük halka olarak duran? Elano’nun Brezilya milli takımında oynuyor olmasına rağmen, Alex’in çağırılmıyor olması, aklı selim insanlar tarafından sorgulanıyor. Elano’ya haksızlık yapıyorsunuz, Alex’i çok abartıyorsunuz diye düşünmelerine sebep oluyordu. Bunu engellemiş oldular. A bak Elano takımda ama Alex de oraya gidiyor diye bir yanılsama yaratıyorlar. Bunun halüsülasyon olduğu konusunda, hiç konuşmaya bile gerek yok.

    İşte o Elano’yu benim taraftarım da eleştiriyor, ilk yorumumda da yazmıştım. Sezon başı Ayhan da Ayhan diyenler. Bir Ayhan daha lazım diyenler, şimdi Ayhan’a nasıl tahammül ediyor demekte. Sabri’ye aynı kişiler (ve hatta taraftar) yıllarca haksızlık ettiğinden, bunları da önemsemiyorum. Ama artık taraftarımın akıl sahibi hareketler içinde olmasını diliyorum. Bu sebebledir ki, buraya yazdığım yorumlarımın hemen tamamı, taraftar odaklı oluyor. Çünkü Galatasaray futbol ailesinin, en zayıf karnının yani zayıf halkanın, Galatasaray taraftarı olduğunu düşünüyorum. Taraftar forumları ile kitleselleşmek istediğimizde bile bir dar grupçu zihniyet hakim. 80 öncesi bazı politik örgütlenmeleri hatırlatıyor bu bana. Ama Galatasaray gibi, ülkenin en büyük topluluğundan, markasından bahsediyoruz. Galatasaray tarafatrı içinde bulunduğu, dar grupçu, güdük yapılanmadan kurtulamazsa, bu takımın ve camianın üzerinde bir yük halini alacağının farkına varmalı. Yoksa Levent Tüzemen öyle demiş Cüneyt Tanman böyle demiş buna takılmamak lazım. Dediğim gibi biz taraftarız, tarafız tarafındayız. Kulübün yaptığı her şeyin yanında yer alırız. Onlar ise gazeteci, objektif olsunlar kendilerine göre doğrularını söylesinler (dayatmasınlar). GS’ı bu hale getiren zaten içinde yaşattığı eleştiri mekanizmasıdır. Bu eleştiri mekanizmasını kendi kanalımızda bile yer verecek kadar ileri düzeydeyiz. Ama taraftarım eleştirmesin sahip çıksın kitleselleşmenin önünü açsın..

    (Cem selamlar. Sanırım biraz farklı düşünüyoruz. Elbette “Elano gitmeli” saygı duyulması ama tartışılması gereken bir görüş. Ben GSTV’de “Elano gitmeli” fikrinin tek başına tartışılmasını Galatasaray’ın demokrasi geleneği içinde değerlendiremiyorum. Bunun karşısında bir görüş de olmalıydı.

    Şimdi kendini bir takım oyuncusu olarak gör. Elano, Arda Turan ya da Sabri Sarıoğlu. Medya diye bildiğin mecralar zaten seni zaten gayrıahlaki eleştiriyorlar. Bu eleştirilerin benzerini kendi kanalında duymak daha çok üzer onları. Yani “dostun attığı gül pareler” hesabı.

    Taraftar konusunda hemfikiriz. Hem kulübünü, hem takımını en sahiplenme, ortalama averaj görüşlerden etkilenme Galatasaray’da zirve durumda maalesef. Görüşmek üzere. Melih)

  58. u-topie Demiş ki:

    Hürriyet gazetesinde üst üste hergün GS’la ilgili çıkan negatif yorumları tesadüf olarak kabul edemeyiz.
    Durum o kadar aşikar ki görmezden gelmek için kör olmak gerek.
    Amaç çok açık.
    GS’lı kitlenin algısını ve takıma ilişkin düşüncesini biçimlendirmek.
    Bunun yolunun bilgi kirliliği ve dezenformasyon yoluyla manipüle etmekten geçtiğini biliyorlar.
    Etkileyebildiklerince insanın zihnine ve iradesine ipotek koymaya çalışıyorlar.
    İnsanımızın hafızasızlığına, yüzeyselliğne oynuyorlar.
    Ayıp ediyorlar demek hafif kalır.
    Yarın öngörülerinin tersi yaşandığında bile utanıp özür dileyeceklerini sanmıyorum.
    Organize bir teşebbüs.
    Taammüden GS’a ne zarar versek kardır teşebbüsü.
    Hayasızca ve saygısızca.
    İnsanları aptal sanan bir şark kurnazlığı.
    Kendi adıma bu kadar kaba ve saklanamaz bir hasmane tutumu önemsemem ve tek tepkim gülüp geçmek olur.
    Ama sözkonusu olan heterojen bir kitleyse buyrun dilediğinizce at koşturun demek sanki meydanı boş bırakmak gibi olacak.
    Her şeyin farkında olunduğunu anlamaları için teşhir olmaları gerekiyorsa olmalılar.
    Hürriyet gazetesini bu durumda görmek gerçekten hüzün verici.
    Daha önce de sözü edilen kronolojik bir kim ne demişti platformuna her zamandan çok bu sezon ihtiyacımız olacak sanırım.

    (Selamlar. Özellikle dün Meriç Tunca’nın yazmış olduğu yazıyı görünce, mesleki etiğin hangi seviyede olduğunu saptamak zor olmadı, ki bu seviyede bile devam etmeyecek gibi de duruyor.

    Buraya Fenerbahçeli bir kardeşimiz gelip sormuştu, daha doğrusu tebliğ etmişti: Taraftar mı olacaksınız, gazeteci mi karar verin diye.

    Ama tabi doğada olan burada da gerçekleşecek. Bu tavır bir antisini yaratacak ve bu da Galatasaray’ın daha çok sahiplenmesiyle sonuçlanacak. Sportif sonuçlar da bunu destekleyecektir. Öngörüm, belki de beklentim bu. Görüşmek üzere saygılar, sevgiler. Melih)
    .

  59. akrepp Demiş ki:

    melih abi rijkaard bu takıma kendi sistemini oturtacak bundan hiç şüphem yok. o her şeyi biliyorum zanneden günlük sonuçlara göre konuşan sistem oturduğunda takımın nasıl bir halde olacağını düşünemeyen yorumcular ne derse desin biz rijkaard’a çok güveniyoruz ve ayrıca sözleşmesini de uzatmasını istiyoruz. meselaa hıncal uluç diyor ki bu takım kendi sahasında gereksiz ve hiç bir sonuç getirmeyen pas yapmaya uğraşıyor diyor. sanki bunu hocalarımız görmüyor. adamın oturtmaya çalıştığı sistem bu barcelona’da iken de böyleydi yardımlaşmalı olarak hızlı ve ayağa tek top şu an için kendi sahamızda yapmaya çalışıyoruz biz bunu ama tam oturunca rakip yarı sahasında da yapmaya başladığımızda o zaman görsünler bakalım rakipler kendi sahasından çıkabilecek mi? ben inanıyorum o günler yakın. zaten barcelona’da ilk senesinde de böyleydi. bence şu andaki sıkıntı defanstan ve orta sahadan çıkarken top tekniği ve tek top oynama kabiliyeti zayıf olan futbolcularımız var mesela servet gökhan zan sabri ortada m.topal ayhan bu arkadaşlar öyle sık pas hatası yapıyor ki atağa kalkarken bu pas hataları yüzünden kalemizde tehlikeler yaşıyoruz.

    melih abi benim sana sorum defansta ve orta sahadaki bu pas hatalarının bu mevcut arkadaşlar düzeltebilirler mi yoksa ileride Rijkaard bu mevkilere transfer ister mi gerekli mi bence defansa ve ön liberoların bir tanesine daha teknik çok hızlı isabetli tek top yapabilen transferler yapılsa sistem daha çabuk oturur ileride zaten sıkıntımız yok. barcelona’dayken 3. bölgede rakibi öyle bir baskı altına alıyorlardı ki şimdi de öyle. çok bilinçli ve organize pas alışverişleri mükemmel. tabi bunların galatasaray’da da olması için zaman gerekli. sizce de defanstan çıkışlarımızda sıkıntı var mı melih abi pas yaparak çıkmak istediğinden takım şu an için sıkıntı yaşıyoruz bu zamanla düzelecek mi melih abi?

    (Selam. Biraz Güzin Abla’ya sorulmuş sorular gibi oldu bu:-))

    Şöyle bir durum var. Kayserispor teknik direktörü Tolunay Kafkas keşfetti Galatasaray tandemine baskı yapmayı. Ondan sonraki teknik direktörler de bu bölgeyi Galatasaray’ın zaafı olarak saptadılar. Kanımca bu meseleyi büyük ölçüde düzeltti Galatasaray. Bunu son Diyarbakırspor maçında gördük.

    Peki ne değişti de düzelme yoluna girdi bu, çünkü futbolcular aynı. Galatasaray savunma temposunu artırdı. Takım savunmasını daha kompakt yapar hale geldi. Bu çerçevede acil bir durum görümyorum ben. Sevgilerimle. Melih)

  60. Tumer Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    Buraların ne kadar yoğun olduğunu gördüğüm için seni de yormamak adına mümkün olduğunca yazmamaya çalışıyorum. Lakin bazen söyleyecek iki çift lafım oluyor benim de.

    Elano konusuna değinmemek olmaz artık. Yumuşak karnımız bellenmiş belli ki. 6 senedir ender şekilde gündeme gelen “Alex neden milli takımda değil?” sorusunun bugünlerde sık sık sorulması tesadüf değil. Bu sorunun bilinçaltı açılımı şöyle: “Galatasaray’da bir şey yapamayan, yedek oturan Elano oynar da, koskoca ‘Padişah Alex’ nasıl oynamaz? ”

    Defalarca dile getirdiğin gibi: “Elano hazır değil”. İkinci yarıya kadar da hazır olmayacak. Hazır olmayan haliyle bile Milli Takım için vazgeçilmez bir isim. Evimizde oynadığımız Dinamo Bükreş maçında en iyi performansını ortaya koydu. Neydi bu performansın kilit noktası ? Oyunun yönünü bir anda değiştiren ters paslar. Rijkaard bir röportajında bu özelliğe sahip oyuncuların çok önemli olduğunu dile getirmişti. Sezon başından bu yana (deplasmandaki Levadia Tallinn maçındaki Sabri’yi saymazsak) bu tarz pasları aynı maç içinde sürekli atan, atmaya çalışan tek bir isim var: Elano Blumer. O’nun transferini isteyen de Rijkaard. Henüz hazır olmadığı için gösteremediği mücadeleci tavrının yanı sıra, Elano’yu transfer ettirmesindeki en önemli sebebin de bu özelliği olduğunu düşünüyorum. Dinamo Bükreş maçında bu ters kanat paslarıyla oyunu yönlendirirken, topsuz kaldığı zamanlarda da sürekli takım arkadaşlarıyla konuşarak, el kol sallayarak onlara yön vermeye çalıştı. Kimileri bunu : “Pas istedi, alamadı” diye yorumlasa da ben burada oyun zekasını saha içi ikinci bir teknik direktör misali ortaya koymaya çalışan bir adam gördüm.

    Ne işe yarar oyunun yönünü değiştirmek? Buzdağının görünen kısmında oyunun bir kanada yığılmasından doğan ters taraftaki boşlukları kullanıp sonuca gitmek var. Görünmeyen, daha doğrusu televizyon kadrajına sığmayan ancak stadyumda çıplak gözle görülebilecek bir fayda daha var: “Rakibi yormak.” Defansımızda yapılan o anlamsızca eleştirilen her yan topta bile tek bir dokunuş, bütün karşı takımın o alana doğru boşlukları kapatma amacıyla koşu yapmasını sağlıyor. Pasın önemi de burada ortaya çıkıyor. Pas sadece rakibi sürklase edip boşluk yaratmak değil, tek seferde 10 kişiyi topun olduğu bölgeye sürüklemek demek. Total futbolun anahtarlarından birisi olan hızlı pas ise o 10 kişinin kondisyonunu ve sinir sistemini felce uğratmak demek.

    Elano’nun bu sisteme ne kadar katkı yapabileceğini unutmayalım. Sezon başında: “Şampiyon olmasak da olur” diye yeminler edenler de verdikleri sabır sözlerinin yalnız Rijkaard’ın fiziksel varlığı için olmadığını unutmasınlar. Sabır, oluşması istenen sisteme ve sistemin tüm dişlilerine gösterilmelidir. Elano’da bunlardan birisidir ve maalesef GSTV’de bir maç öncesi programda “Rijkaard, Elano’yu yine oynatmıyor. Elano mutsuz” diyen bir yorumcu gördüm. Halbuki Elano bir gün evvel Milli Takım kampından yorgun geldiği için oynamıyordu.

    Çarpıcı şeyler söylemek için veya gerçekten çok sevdikleri bu takım ile ilgili endişelerini dile getirmek için böyle söylüyor olabilirler. İşin ‘hatice’ kısmı olan, ne niyet ne de sebep önemli. Lakin ‘netice’nin çok can yakabileceğini hesap etmeli, ekranda ona göre konuşmalı GSTV’li yorumcular.

    Sevgilerimle…

    (Tümer merhaba. Öncelikle harika yorumun için teşekkürler. Buralar yoğun olsa da bir şekilde yorumunu bırak. Mesele değil. Bir gün, iki gün geç olsa da mutlaka yayınlanır. Böylece maç sonu külliyatına da ciddi bir katkı olur.

    Elano konusunda üzücü olan çoğu Galatasaralı’nın benzer düşüncede olması. “Katil Emre”nin “Can Emre”ye dönüştüğü bir süreçte Galatasaraylılar’ın böyle düşünmesinin ne objektif olma kaygısıyla bir ilgisi olabilir, ne de gerçekleri söyleme. Bunun net adı, futbol cahilliğidir. Bu ülkede biz 4-3-3′ün Galatasaray’ın forvetlerinden yeterince istifade edilemediği gerekçesiyle yanlış olduğunu söyleyen ve 4-4-2′ye dönülmesini isteyen Galatasaraylılar da gördük. Sevgilerimle. Melih)

  61. Koray Özdemir Demiş ki:

    Meriç Tunca’nın yazısını okudum ve o adamdan böyle bir yazı çıkmasına hiç hiç hiç şaşırmadım. Bu yazıdan iki gün sonra Hakan Ünsal’ın Hürriyet’e geçmesine de şaşırmadım. M. T.’nin böyle bir yazı yazması korkudan kaynaklanmıyorsa neden kaynaklanabilir? Galatasaray Linderoth’un da dönüşüyle gerçekten de güçlü bir ortasahaya sahip oldu artık. Takım defansı da kendine geldi. Takımın futbol düzeyi her maç artarak ileriyor. İkinci yarıya muhtemelen ilk yarıya başladığımızdan daha iyi bir şekilde başlayacağız. Bunu Fenerbahçeliler de biliyor. Ancak onların attığı taşlar Galatasaray’ı yaralamayacak. Takım son derece emin adımlarla ilerliyor. Önümüzdeki yıl CL’de çeyrek final bekliyorum ben; bu yıl da en azından bir yarı final oynayabilirsek çok büyük bir avantaj olur bu bizim için seneye (Avrupa’da hiç puan alamadığımız iki yıldan biri puan hesaplamalarından bu yıl çıkıyor ve GS kuralarda çok önemli bir avantaj yakalayabilir).

    Barış Özbek konusundaysa ben Barış’tan yanayım. Diyarbakırsporlu oyuncunun Barış’ı itmesi hiç gündeme gelmezken Barış’ın yaptıklarının bu denli ön plana çıkması çok tuhaf. Galatasaray onun bir iki maçlık yokluğunu tolere edebilir, hem Linderoth da oynamaya başlar böylece.

    Peki Melih Abi, transfer konusunda ne diyorsun? Baros’a bir yedek gerekli mi? Nonda 11 oyuncusu değil; artık sözleşmesinin de uzatılmasının manası yok bence (ki bu adam Monaco’dayken hep Galatasaray’a gelmesini istemiştim). Ayhan ile Nonda’nın önümüzdeki yıl Galatasaray’da yapacağı çok bir şey yok diye düşünüyorum. Sercan Yıldırım iyi bir transfer alternatifi olabilir diye düşünüyorum.

    Ve bir de ikinci yarıda Emre Çolak’ın takıma girmeye başlamasını bekliyor musun?

    (Selamlar Koray. Aslında sezon başında bir merkez forvete ihtiyacımız vardı, Sercan Yıldırım’la görüşülmüş ama olmamıştı. Milan Baros eskisi gibi sağlam dönerse sorun yok, ama Servet Çetin de aynı sakatlıktan tam randımanlı dönememişti. Barış Özbek döndü ama.

    Devre arasına kadar Nonda-Kewell rotasyonuyla (ki bu pozisyonda Elano’yu da görebiliriz önümüzdeki dönemde) fazla sorun yaşamadan ilerleyebiliriz, ama hem ligde hem de Avrupa’da kritik sürece girilecek 2′nci yarıda bana o pozisyon için bir transfer yapılmasında fayda var gibi geliyor.

    Sanırım Nonda bir dahaki sene de takımda olacak. (Nonda bu sezon kendi kariyer rekorunu kırabilir gol atma bakımından.) Keza Ayhan Akman da.

    Emre Çolak’ı sanırım ikinci yarıda göremeyeceğiz takımda. Mesela dünkü A2 maçında bile yer almadı takımda. Görüşmek üzere, sevgilerimle. Melih)

  62. uraskaan Demiş ki:

    Melih ağabey selam, GS’ın dış transfer politikaları hakkında bir şeyler söylemek istedim. Özelikle 2007-2008 döneminden bu yana belli bir transfer politikamız oluşmaya başladı. 2007-2008 sezonu Linderoth, Lincoln, Nonda. 2008-2009 Kewell, Meira, Baros, De Sanctis. 2009-2010 Keita, Elano, Franco.

    Bana göre 10 oyuncudan alınan en fazla katkı su ana kadar Baros, Keita bir de herkesin eleştirmesine ragmen Franco. (Kewell ve Nonda’dan ise zaman zaman alınan verimler var.) Bu oyunculardan çoğunun buraya gelmelerinde en büyük pay Haldun Üstünel’indir. GS bütçesi ile yapılan bu transferler çıkarılan büyük bir işin sonucudur. Ancak bu dış politikanın kurumsal bir yapıda olması gerekir. Yönetim değişikliği olduğunda da orada kalmalıdır bu komite. Aksi takdirde bu yönetim gitti başka bir yönetim geldi başka bir politika yeniden yapılan transfer yanlışları. Yukarıdaki oyuncuların takıma kattıkları katkıları düşündüğünüz zaman alınan verim (10 oyuncudan sadece 3′ü tam katkı sağlıyorlar) bence yüzde otuzu geçmez. Ama zamanla bu yüzde bu komite ile devam edilirse artacaktır. Bana göre 2009-2010 sezonu için alınan oyucuların katkısı yüzde 50′dir. Sadece bu sezonu düşündüğümüz zaman orandaki artış zamanla beraber artmaya başlıyor.Geçen sezon G.Heinze 1.5 euro Marsilya’ya, Gudjonsen bedelsiz Monaco’ya gittiler. Belki daha kurumsal bir yapıya sahip olsak Haldun Üstünel’in çoğu işlerle sadece kendisi ilgilenmese vizyon sahibi olan daha geniş bir komitemiz olsa idi bugün bu oyuncular GS’da olabilirdi. Dış politikamızı sadece A.Polat ve H.Üstünel’in belirlememesi gerekir. Yapılan bu hamleler günlük transferleri getirir. Alınan oyunculardan sağlanan katkı da yüzde olarak maalesef aşağılarda kalır. Unutmayalım Fatih Terim’in ilk döneminde yapılan transferlerin başarı yüzdesi ve alınan katkı oldukça yüksekti. Ancak Terim’in ikinci kez göreve geldiğinde yapılan transferlerin zararı önemli bir mali sıkıntı yarattı GS’da.

    (Kaan selamlar. Bu yorum üzerine biraz tartışmak gerekiyor. Esasında bundan sonra transfer işini doğrudan Rijkaard’a bırakmak gerekiyor. Futbol komitesi ise Rijkaard’ın istediği futbolcuların Galatasaray’a kazandırılması için çalışmalı. Doğru model bu.

    Bunun dışında yöneticilerin tek başına alınacak futbolcuyu belirlemesi ve takıma kazandırması, bazı isimler doğru da olsa sistematik olarak yanlış bir uygulama.

    Şöyle bir örnek vereyim. 1996-2000 dönemindeki transferlere Terim değil yönetim karar vermişti. Bu transferler başarılı oldu. Bu stratejisi yanlış, uygulaması doğru bir yöntemdi, ama sistematik değildi elbette.

    İkinci Terim döneminde ise sistematik olarak doğru bir şey yaptı Galatasaray. Transferi Terim’e bıraktı. Bu stratejisi doğru, ama uygulaması yanlış, sistematik bir yoldu.

    Rijkaard ile yeniden doğru yola girdi Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)

  63. izmirli cimbomlu Demiş ki:

    Melih abi sizce 1.yarının sonunda lider olur muyuz? Olursak transfere daha önemli yaklaşılır değil mi?

    (Sarper selam. Hem teknik heyetin hem de futbolcuların isteği bu. Futbolcuların yemekte yedide yedi yapmak için birbirlerine söz verdiklerini biliyoruz. Ki bunun iki de ikisi gerçekleşti. İyi oynayan bir Galatasaray’ın Türkiye’de yenemeyeceği hiçbir takım yok. Sevgilerimle. Melih)

  64. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    (Emre Çolak’ı sanırım ikinci yarıda göremeyeceğiz takımda. Mesela dünkü A2 maçında bile yer almadı takımda. Görüşmek üzere, sevgilerimle. Melih)

    Emre Çolak 3 maç ceza aldı diye biliyorum ben abi.

    (Selam Samet. Bu fırsatı bana verdiğin için sağol. Evet Emre Çolak üç maç ceza aldı ama bu Cuma günkü A takımla antrenman maçında oynaması için engel değildi. Biraz önce Uğur (PCLion) uyardı, Emre Çolak ulusal takıma davetlişmiş. O yüzdenmiş oynamaması antrenman maçında.

    Bir de büyük konuşmak istemem. Esasında Emre Çolak fizik kuvvet antrenmanı yapıyor bol bol. Belki de alır onu Rijkaard A takıma. Sevgiler. Melih)

  65. minelva Demiş ki:

    Melih Bey selamlar ;
    Yorumlarınız , düşünceleriniz ve en önemlisi de bakış açınız için size çok ama çok teşekkür ederim. Sizi Lig Radyo’daki programınızdan tanıma fırsatı buldum, daha sonra Sabah Gazetenizde çıkan yazılar ve en sonunda daimi olarak sizinle internet ortamında buluşmak fırsatına nail oldum . Gerçekten her şey için teşekkür ederim.

    Benim size küçükcük bir sorum olacak. Değerli hocamızın altyapıdan göze batan gençler için düşünceleri nelerdir ? Günümüze kadar altyapıdan çok önemli isimler futbol kamuoyuna lanse edildi ama bu gençler profesyonellik yaşamlarına geçişte büyük problemler yaşıyorlar. Bu sorunlar hem oyun mantalitesi hem de gerekli fiziki altyapıya sahip olamamak gibi özetlenebilir. Sizce ; Anıl , Cem Sultan , Serdar Eyilik , Emre Çolak gibi gençleri kazanmak adına ne yapılması gerekmektedir. Bu oyuncuları kiralık olarak göndermenin iyi bir çözüm olduğuna inanmıyorum.
    Sevgilerimle

    (Selamlar İlyas Bey. Öncelikle teveccühünüz için teşekkürler.

    Esasında geçtiğimiz günlerde Simon Kuper’in Barça’nın alt yapısıyla ilgili bir haberi yayınlandı bir İngiliz gazetesinde. Sağolsun Flying Duchman bunu çevirip yayınlamıştı blogunda.

    http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/11/ev-yemegi-ucgenler-ve-galatasaray.html

    Barça’da Iniesta ya da Pedro doğrudan A takıma çıkıp oynayabiliyorken, bizde kiralığa verilme durumu ya da gerçeğini Türkiye’de oynanan futbolun sertliğiyle açıklayamayız. Demek ki altyapımızda A takıma çıkabilecek bir eğitim verilemiyor kısaca.

    Rijkaard’ın gelmesinden sonra Neeskens altyapı koordinatörlüğüne atandı ama futbol mantalitesi olarak büyük bir aşama görmüyorum ben altyapıda. Sadece 4-3-3 oynuyorlar o kadar. Onun dışında ne pas rallileri görüyoruz A2′de, ne de üçgenler.

    Çözüm altyapının başına da total futbol temsilcilerinden birini getirmek. Sevgi ve saygılarımla. Melih)

  66. must@f@ Demiş ki:

    Elano hakkında şimdiye kadar konuşmadım.. Çünkt bu adamı ben sürekli gerek milli takım maçları gerekse City maçlarında keyifle izledim. Burada Elano hakkında yorumlara da hiç aldırış etmedim. Dedim kendime medya gazıyla bir kişi yargılanmaz ve bizim taraftarımız gene oyunlarına gelmiş yazık diye.. Bu aksam bir maç vardı 2010 Dünya kupası favorilerinden 2 takımın maçı Brezilya – İngiltere…

    O ki maçlardan sonra sürekli Elano hakkında ileri geri konuşan Güntekin Onay’ın bile dili tutuldu ve hep aynı kelimeleri tekrarladı.. Mükemmel olağanüstü süper bir asist yapti Elano diye. Sonra kendisi de anladı hatalarını ve dedi ki giydiği formasının hakkını verdi sözüyle.. Elano hakkında kotu konusan arkadasların bu macı ızlemelerını ve yedek kulubesınde Robınho, Alves gibi oyuncular varken Elano’nun 11 çıkışını ve dunyada bu akşamın belki de en güzel golun asistini izleyin.. Biz hâlâ sorgulayalım 2. Lincoln vakası mı diye ama adam gider Brezilya gibi bir takımda topunu oynar.. Bizse hala uyum surecını atlatamamısken Elano’ya yuklenelim.. Elano’yu devre arasından sonra gucu kondısyonunu arttırınca gorecegiz hepimiz ..

    Melih abi uzun bir aradan sonra yorum yaptım , yapma zorunluluğunda hissettim kendimi bu arada nacizane yazıların için sana ve guzel yorumları için GS renktaşlarına teşşekkürlerimi bir borc bilerek.. Teşekkürler aslanlar..

    (Selamlar Mustafa, iyi ki yorum yaptın. Burada neredeyse çok az insan kalmıştık Elano’yu savunan.

    Elano’nun bugünkü performansı şu açıdan da çok önemli. Brezilya bilindiği gibi kulüp takımı kıvamında oynayan tek ulusal takım durumunda. Orada böyle oynayan birisi asla ve asla kötü futbolcu olamaz. Bütün Galatasaraylılar’ın Elano’ya sahip çıkması gerekiyor, onu kurda kuşa yem yapmak yerine.

    Bizi kendinden mahrum bırakma lütfen. Sevgiler. Melih)

  67. Koray Özdemir Demiş ki:

    Elano bu kadarla bile Türkiye’deki en iyi tek pas oynayabilen oyuncu. Beşiktaş ve PAO maçlarındaki final pasları yabana atılır gibi değil. İkinci yarıda bir tren kıvamına gelecek olan Galatasaray’ın lokomotiflerinden biri olacak Elano. Guiza’nın rezalet performansını şöyle bir haber yapan medya Elano’ya saldırıyor. Ancak bu bir şeyi değiştirmeyecek. Elano iyi bir futbolcu. Onun da zamanı gelecek.

    (Selam Koray. Elano’nun şu ana kadar Galatasaray formasıyla 4 golü var. Sturm ve PAO maçlarında da iki güzel asist yaptı. Nedense bu pek görülen bir şey değil. Hele bugünkü Genetik Değişikliğe Uğramış Oyuncu haberi çok çirkin. Sevgiler. Melih)

  68. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Şu asisti izlemeye doyamıyor insan;

    http://www.youtube.com/watch?v=TN_NB30I1O0

    Eminim ki Elano sezon başı kampı geçirseydi uyum sürecini biraz olsun kısaltırdı ama hem kamp geçirmemiş hem de farklı bir ülkeye gelmiş bir oyuncu 3 ayda topa tutuldu. Futbolcu değil diyenler bile vardı. Devre arasında güçlenmmiş ve fit bir Elano 2. yarı çok can yakar.

    (Merhaba Samet. Esasında fazla beklemeye gerek yok. Manisaspor maçından itibaren daha farklı bir Elano izleyebiliriz. Sevgiler. Melih)

  69. suhan cem Demiş ki:

    Melih abi merhaba, Emre Çolak’ın, “ben oldum artık” anlamında, bir duruşu olduğunu düşünüyorum. Çok çabuk havaya girdiğini ve sistemden de, çabuk kopmaya giden bir oyuna, yönelme eğilimini de Reijkaard hissediyor. Bu yüzden de, onu tekrar PAF takıma göndererek, bizdeki tabiri ile, burnunun sürtülmesini sağladı Reijkaard. Onun düşüncesiyle değerlendirirsek, biraz daha bunu sindirmesini sağlamak istedi. Ki Emre, basının birden ona ilgi göstermesi ve yıldız oldum havasına girmesi sebebiyle de, A2 takımında oynarken, hayal kırıklığını atlatamadığını gösterdi. Birçok maçta, oyunu koparmaya yönelik gereksiz sorumluluklar almak ve agresiflik gösterdi. Nitekim son aldığı kırmızı kartı, maçı seyreden arkadaşlar da bilecek ve onaylayacaktır. Bu ruh haliyle kendine bir yararı olacağını sanmıyorum. Onunda mental anlamda güçlenmesi, Arda gibi abilerinden, bu konuda destek ve bilgi alması gerekiyor.

    Elano konusuna artık ben girmeyeceğim. Çünkü ben bilir kişi değilim. Bilir kişi de olsam, burada ve başka yerlerdeki, GS’lı arkadaşlar sıklıkla, Ahmet Çakar, Rıdvan Dilmen gibi GS’ımızın yararını daha çok düşünen yorumcuların görüşlerini ziyadesiyle önemseyecektir. Allahtan, yönetim kurulumuz özellikle, kriz yönetimi hakkında bilgi sahibi ve dışarıdan gelen, çarpık ve yararlı (?) yorumları dikkate almıyorlar…

    Hürriyet okumadığım için bilmiyordum. Burada bir arkadaş yazmış. Hakan Ünsal, Hürriyet’e geçmiş. Aslı var mı bilemiyorum. Ama değme Fenerli’den daha iyi GS yazıları yazan, eski GS’liyi almak. Bu arada , “bakın kadroma GS’nin eski yıldızını da dahil ettim” mesajını da yanında vermek stratejik bir harekettir. Hem ortada gezen GS taraftarlarını yanına çekmeyi, hem de misyonunu devam ettirmeyi sağlar Hürriyet’in…

    Transfer konusunda bir-iki kelam etmem gerekirse, Nonda’nın sene sonu GS’la işinin bitmesi lazım bence. Yabancı hakkımızı öyle değerlendirmeliyiz ki, eğer 7 yabancımız varsa, 7 sinin de ilk 11 de oynaması lazım.. Lig maçlarında, “hangi yabancımız yedek oturacak da yerine bir yerli oynatacağız?” diye düşünmeliyiz. Yani Baros ilk 11′de oynuyorsa, yedeği mesela Sercan olmalı. Ya da orta sahada mesela bir Linderoth ve/veya onun gibi bir yabancı varsa, ilk 11′i kafamda yazarken ilk onu saymalıyım. Yanına Mehmet Topal’ı mı koyarım Mustafa’yı mı Ayhan’ı mı onu düşünmeliyim.. Bu dediklerimin istisnası, Kewell’dir. Çünkü, onun var olan bilgi birikim ve takıma verdiği hava, onun takımda kalmasını, zorunlu kılıyor…

    (Cem selam. Hakan Ünsal’ın Hürriyet’e gittiği doğru. Ama Hürriyet bunu Galatasaraylı okurları çekmek için mi yaptı, pek emin değilim. Sanırım sistemin bucurgatı olacak orada.

    Emre Çolak konusunda bu hafta Nedim Hoca’ya bir soru soruldu Futbol Akademi programında. O da, “kaybederken kazanmayı terkedersek asıl o zaman kaybederiz ” dedi. Yani ilk kırmızı kartında bundan bir ders çıkararak kazançta olduğumuzu düşünüyorduk. Ama ikinci kırmızı kartında yine kendini haklı görüyorsa ve ders almıyorsa işte o zaman kaybederiz” demiş oldu.

    Yabancılar konusunda haklısın. Sadece Nonda’nın sanırım bir yıl daha sözleşmesi olduğu için gitmek istemezse kalır. Ama yedek olur. Sevgilerimle. Melih)

  70. suhan cem Demiş ki:

    Melih abi, Hakan Ünsal’ı alarak, Hürriyet, yayın politikasından taviz verecek değil. Tam tersine, o politikaya en uygun adamı kattı bünyesine. Ama bu arada ES olayında kafası karışmış ortadaki GS’lileri de tekrar yanına çekmenin hesaplarıdır bunlar.

    Bu arada, yarın basket maçımız var. Biletix’in bu hafta sonu için, en çok bilet satacağı spor organizasyonu, bu maç olmasına rağmen, bilet alacak bir çok arkadaşa linki ben attım. Biletix’in bu maçın satış linkini, bu kadar gizlemesini de biraz manidar buldum. Saha içi biletlerini saymazsak 6000 bilet satıldığı bilgisini aldım. Bir basket maçı için, müthiş bir rakamdır, internetten bu derece biletin alınması. Ve biletix bu linki hep gizledi…

    (Selam Cem. 6000 müthiş rakam. Ama bugün 12 bini bulmak gerekiyor. Umarım yaparız bunu. Ve Yenilmez Armada günlerindeki gibi bir maç çıkarırız. Selam ve sevgilerimle. Melih)

  71. uraskaan Demiş ki:

    Melih ağabey, Rijkaard’ın Türkiye’deki oyuncu havuzuna hakim olabileceğine inanıyor musun? Yani Diyarbakır’dan Ümit Davala, Zonguldak’tan Ergün Penbe gibi isimler kazandırılması biraz zor değil mi(yani uzun bir süre olması gerekmez mi)? Bence de transferin Rijkaard’ın talimatı ile yapılması gerekir. Bu modelin oturması için Rijkaard’ın GS’a kök salmış olması gerekir. Wenger, Ferguson gibi. Rijkaard’ın National Geo TV’de Barça belgeselini izlemiştim. Barça’da sportif direktör ve Laporta tahtada yazılan birçok oyuncu ismini Rijkaard’a danışıyorlar ve sonra harekete geçiyorlar. Ancak orada da bazı oyuncuların anlaşıldıktan sonra Rijaard’a sunulduğu anlatılmıştı (Beckham, Rüştü hatta Beckham olmayınca Ronaldinho)?. Transfer işini; zaten bireysellikten çok takım çalışmasını benimseyen değişik görüşlere değer veren Rijkaard’a tam anlamı ile yıkmamak gerek. Bence Ogan Tarhan gibi degerli isimlerin içinde olacağı Rijkaard ile gerektiğinde tartışabilecek futbol kültürüne sahip birkaç dil bilen ve yurtiçindeki havuza hakim uzun vadeli bir komite kurulması gerekir. Aksi takdirde Rijkaard’ın ileride Avrupa’ya gitmesi halinde transferde yine başa dönülecek yine günlük çalışmalar yapılıp GS Avrupa’da düşüşe geçen oyuncular için rehabilitasyon merkezi olacak.

    (Selam Kaan. Esasında temelde haklısın. Ama şöyle bir durum var. Barça nasıl La Liga’dan inanılmaz az transfer yapıyorsa, Galatasaray’ın da bu duruma gelmesi lazım. Daha doğrusu transferleri yıldız adayları daha 12-13 yaşlarındayken bitirmek gerekiyor. Yani asıl transfer altyapıya transferdir. Orada belirli bir eğitimden geçtikten sonra A takıma kazandırılırlar.

    Komite ilk planda burası için lazım bence.

    Bir de şundan bahsetmek gerekiyor ki, Rijkaard’da da Cruijff’u andıran bir şey var. Futbolcuyu bir bakışta değerlendirebiliyor. Bu anlamda mesela ilk yarının bitiminde Rijkaard’ın dikkatini çekmiş birkaç futbolcu olacaktır Türkiye’de mutlaka, tıpkı Ergün Penbe gibi, ya da Ümit Davala gibi. (Bu arada Davala’yı Penbe’den ayırmak gerekiyor çünkü o Almanya altyapısından. Ergün Penbe’yi keşfetmek ise daha önemli, ama o da zaten Derwall sonrası ekip tarafından daha gençken keşfedilmiş ve ulusal takımlara (ümit ve A milli) kazandırılmış bir oyuncuydu. Galatasaray’a geldiğinde A milli takımda oynamıştı.)

    Dediğin gibi yönetim teknik direktörün önüne bir portföy koyar aranılan futbolcu için. O da bu portföyden dilediğini seçer. Sevgilerimle. Melih)

  72. Fatih Bosphorusgs Demiş ki:

    Melih Abi, uzun zamandır yazmıyordum ama Elano ve Hakan Ünsal’ın muhteşem performanslarından sonra biraz içimi dökeyim, dertleşeyim dedim seninle.

    Öncelikle Elano’yu tebrik etmek istiyorum. İngiltere Milli Takımı gibi bir takımın defansını çok güzel terste bıraktı ve harika bir asist yaptı. Umarım performansı Galatasarayımız’da da bu şekilde devam eder. 3 aydan bu yana dünyanın bir ucundan diğer ucuna sürekli seyahat ederek futbolunu oynamaya çalışan Elano’ya yönelik eleştirilerin de cevabı bizzat kendisi tarafından en güzel şekilde verilmiş oldu. Tabii ki bir pasa bakıp oyuncu değerlendirmiyoruz burada, ama zaten bilenler biliyor Elano’nun ne kalitede futbolcu olduğunu. Bir iki hafta içinde veya en geç ikinci yarıda çok iyi bir Elano seyredeceğimizi düşünüyorum. (Bence Elano eski imajına geri dönmeli. Çok küçük bir detay, belki önemsiz bir ayrıntı ama Elano’ya Manchester City’deki gibi kısa saçlı hali daha çok yakışıyor, onu daha savaşçı gösteriyor.)

    Bir diğer tebrik etmek istediğim kişi de Hakan Ünsal. Daha geçen hafta bütün Türkiye’nin konuştuğu koordinatör Ercan Saatçi’nin altında yazmaya başlamış. Her konuşmasında “vefa” kelimesini mutlaka ve mutlaka kullanan Hakan, ağza alınmayacak lafları kameralar önünde dahi büyük bir pişkinlikle Galatasarayımız’a yöneltmekten çekinmeyen bir diğer isimle çok ama çok başarılı olur. Biz bu olay patlak verdikten bu yana, bu adamların bırakın gazetelerini almayı, internetteki sitelerine bile girmezken, kendilerini Galatasaray’ın fer’i zanneden adamlar(!) bu gazetelerde işe giriyorlar. Dalga geçer gibi!

    Hakan Ünsal!
    Ağzından düşürmediğin “vefa” kelimesi meğerse senin için sadece İstanbul’da bir semt adıymış. Biz de zannediyorduk ki, sen Galatasaray’ı gerçekten çok seviyorsun!

    Buyrun bakın, daha ilk yazısındaki başlığın güzelliği (!) Ercan Saatçi’nin kahkahalarını daha da kuvvetlendirmiştir kesinlikle: Arda’nın Kaptanlığı Tehlikede!

    Sen Arda’nın kaptanlığını bırak Hakan, Saatçi’nin memnuniyetini düşün!

    Arda’nın kaptanlığı tehlikede değil, olamaz da! Ama senin adamlığın (!) çok büyük tehlike altında, haberin ola!

    Sevgi ve saygılarımla,

    Fatih

    (Fatih selam. Aslında Elano’yla Hakan Ünsal’ı aynı yazıda bile geçirmemek sanırım en iyisi. Sevgiyle selamlıyorum seni. Melih)

  73. minelva Demiş ki:

    Melih Bey selamlar,
    Aslında bu bir serzeniş , bir iç hesaplaşma yazısı ya da sizler ne anlam yüklemek isterseniz o şekilde yorumlayın.

    İş seyahatı nedeni ile GS-FB Basketbol maçını Skyturk’den takip etmek zorunda kaldım. Maçta çıkan olayları gördükçe insanın taraf, tarafftarlık duygularını yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu olaylar gerçekten utanç verici. Sanki iki takım taraftarları cocukken oynadığımız elimsende oyununu oynuyorlarmışçasına bu görüntülerin her GS-FB veya FB-GS maçlarında (artık olayın boyutu o kadar değişti ki; afedersiniz s…. yarışı olsa bile olacak boyutta) tezahür etmesi çok düşündürücü. Benzer olaylar bugünki Beşiktaş -Efes maçında da yaşandı.
    Sevgilerimle.

    (Selamlar İlyas Bey.

    Ben açıkça maçı seyredemedim. Temizlenmiş görüntülerden oluşan tekrarını seyredebildim sadece. yani saf oyunu.

    Anladığım kadarıyla bazı Galatasaray taraftarları tahriklere kapılıp salona girmişler. Salona bir de yabancı maddeler atılmış. Kabul etmek mümkün değil.

    Esasında 1930′larda da böyle bir gerilim olmuş, devlet ilk olayda inanılmaz ciddi çezalar vererek önüne geçmiş bu olayın. Gerçekten çok büyük ceza vermek gerekiyor. Ama bu konudaki en büyük cezayı geçen seneki Efes Pilsen – Fenerbahçe Ülker maçında gördük.

    Sevgilerimle. Melih)

  74. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Selam Melih Abi.

    Bu akşamki basket maçımızı izlemeyen çok şey kaybetti. İki kez uzayan maçı 74-72 kazandık. Yenilmez Armada’yı görür gibi oldum bu akşam. Her şeye rağmen kazandık.

    Tribünlerimize dönüp orta parmağını göstererek olayların başlamasına neden olan Fenerbahçeli bayanı şiddetle kınıyorum.

    Bir de dipnot: 2 sene evvel Gaines tribünden gelen bozuk parayı geri attığı için aldığı cezayı biliyoruz. Bir taraftarımıza yumruk atan Kinsley’in alacağı cezayı da merakla bekliyoruz!

    http://www.sporx.com/images/16/43/1288_8263_8473_014.jpg

    (Selamlar Samet. Olaylar ayrı, oyun ayrı. Olaylara yol açan herkesi kınamak lazım. Fenerbahçelisi Galatasaraylısı.

    Bu sezon bütçeye göre iyi bir kadro kuruldu diye düşünüyorum. Daha doğrusu ilk kez önemli bir stratejik düşünce görülüyor Galatasaray’da. Bir de şu önemli. Basketbol bütçe farkını hemen gösteren sporlardan birisi. Galatasaray’ın kendisinden dört katı bir bütçeye sahip olan Fenerbahçe’yi yenmesi önemli. Bu galibiyette rol alan başta Cemal Nalga olmak bütün oyunculara, teknik heyete ve menejerlere teşekkür etmek lazım. Sevgilerimle. Melih)

  75. Galileo Demiş ki:

    İyi Akşamlar Melih Abi ve Galatasaraylı Arkadaşlar,

    Bu akşamki basket maçından bahsetmek gerekiyor sanırım. Aslında bu konuda yazmak bile içimden gelmiyor. Ama Şükrü Saracoğlu’ndaki son derbide yaşananlarla ilgili yazdıklarımdan sonra bu akşam olanlara sessiz kalmak, ‘iğneyi kendimize batırmadan çuvaldızı başkasına batırmak’ anlamına gelecek.

    Bu akşamki maçta bizim taraftarın yaptıklarından sonra Fenerbahçe’nin kendi stadında bizim maçlarda estirdiği terörle ilgili söylediklerimizin hepsi boşa çıkıyor. Onları suçladığımız eylemlerin aynısını biz de yapmış oluyoruz. Yani onlardan bir farkımız kalmıyor. ‘Biz Galatasaray’ız’ dememizin de bir anlamı kalmıyor.

    Evet, Fenerbahçe Ülker’i yendik. Bravo! Ne kadar büyük başarı! Geçen hafta Banvit’i yenemedik ama olsun. Fenerbahçe Ülker’i yenmek üzerine kuruluyor değil mi zaten bu takım, Banvit ve diğerleri ve lig de ne oluyor??? Fener’i yendin mi tamam.

    Hani beylik laflarımızdan biri var ya: ‘Bu ülkeye basketbolu Galatasaray getirdi.’ Yok yahu? Peki nerede bu Tükiye’ye basketbolu getiren kulübün takımı son 20 senedir? Son lig şampiyonluğunu 1989-90 sezonunda yaşadı Galatasaray basketbolda. 20 senede bir kere bile play-off finali heyecanı yaşatmadı bizlere.

    Murat Özyer’li sezonda bir heyecan yaşamıştım kendi adıma. Ama o takımı bile birarada tutamadıktan sonra şu anki takımdan ‘bi cacık’ olmayacağını antrenöründen yöneticisine kadar herkes biliyor. Ama olsun Fener’i yendik ya! Doğru tabi, 20 senedir şampiyonluk görmeyen bir takımın taraftarının, Fener’i yenmeyi en büyük başarı sanması gayet doğal. Şampiyonluğun ne demek olduğunu bile unutmuş olmalılar. Ama Jasaitis bu acayipliğin farkında olmalı ki maç sonu fotoğraflarında afallamış bir şekilde duruyor.

    Galatasaray Cafe Crown’ı ilk kez bu akşamki maçta seyreden bir yabancı muhakkak şöyle düşünür: bu takım her sene Euroleague’de oynuyor, hep büyük başarılar peşinde koşuyor. Ama takımın oyunundan dolayı değil. Başkanından başlayarak yönetimin tam kadro maça gelmesinden, salonun full olmasından falan. Halbuki bilmez ki sezonun geri kalanında asla salon dolmaz, başkan hiçbir maça gelmez, takım da sessiz sedasız play-off’tan elenir. Eh bu sene de olmadı. Ama olsun, ‘Bu ülkeye basketbolu Galatasaray getirdi.’ ya.

    Fenerbahçe Ülker’li oyuncular soyunma odasına giderken kafalarına bir sürü madde yağdığı sırada ben beklerdim ki Galatasaraylı oyuncular gelip Fenerbahçeliler’e kendilerini siper etsin. Karşı tarafın saygıdeğer olup olmadığına bakmadan, kendi tavrına halel gelmesin diye. Ama bırakın onları ne Adnan Polat kılını kıpırdattı ne de antrenör Okan Çevik maç sonunda olaylardan bahsetti. Okan Çevik hiçbir şey olmamış gibi ‘zaferi’ kutladı. Olmaz olsun böyle zafer. Hatırlarsınız, Kadıköy’deki 6-0′lık maçta da türlü rezillikler yaşanmış, rövanşta Ali Sami Yen’deki maçta da bizim taraftar köşe gönderine gelen Fenerbahçe oyunculara yabancı madde yağdırmıştı. Ama bir defasında Rebrov köşe gönderinde atışı kullanamayınca Fatih Terim kulübesinden çıkıp tribünlerin önüne kadar gelmiş ve Rebrov’u korumuştu. Benim için Galatasaraylılık budur.

    Nasıl ki futbol maçında, bizim gibi büyük bir takımı durdurmak için yaptıkları çirkinlikler ve sonrasındaki fütursuz sevinçlerinden ötürü Fenerbahçeliler’i ‘zavallı’ diye nitelediysem, 20 senedir basketbolda hiçbir şey yapmayan bir takımın tutup da Euroleague’de oynayan bir takımı terör ortamında zar zor yenmekten zevk alması, üstüne üstlük bir de basketbolu, futbol maçında yaşanan rezilliklere cevap vermeye çalışmak için kullanması da aynı şekilde ‘ZAVALLILIKTIR’.

    Kısacası Galatasaray bu akşam beni hayal kırıklığına uğrattı. Yazıklar olsun! Çünkü ben Galatasaray’ı bu hali için değil, diğerlerinden farklı olan hali için sevdim, ‘Galatasaraylılık’ için sevdim.

    Saygılar
    Emrah

    (Emrah selamlar. Galatasaraylılık Galatasaraylılık’ı savunan bir kişi kalıncaya kadar yaşayacak. O kişi de şimdi sen ol. Sevgilerimle. Melih)

  76. tatito Demiş ki:

    Selamlar Abi,

    Dünkü maçta çıkan olayları ne kadar istemesem de, ne kadar kötü bulsam da yıllardır her büyük maçta bu pis durumu yaratıp, sürekli rakibini sindiren bir takımı böyle yenmek, ne yalan diyeyim hakikaten maç heyecanıyla çok garip bir tatmin duygusu gösterdi bende. Evet şimdi düşününce gerçekten kötü bir durum fakat o an, o maçın son saniyesi de bittiği zaman gerçekten inanılmaz bir sevinç duydum. 10 yıldır Kadıköy’de Beşiktaş ve Galatasaray’a aynı muameleyi yapan, çok değil 4-5 ay evvel Efes Pilsenli oyuncuları saha ortasında döven bir kulübe bu yapılan az bile demek istemiyorum fakat. Nasıl denir bilemiyorum. Yanlış anlaşılırım diye çok korkuyorum. Ama her sene misafirine bunu yapan bir takım layığını buldu demek istiyorum ki Efes maçındaki olayları, Kadıköy’de yaşananları düşününce hakikaten hiç bir şey olmadı dün. Sahaya girip oyuncularımızı dövdüler diyen Fenerbahçeli yöneticiye de hakikaten güldüm. Ağzı, burnu dağılmış, olaylarla alakasız yerde oturan taraftara yapılanları göstermek lazım.

    Neyse son Kadıköy maçından beri böyle bir hırs vardı. Keita’ya atılan suyu bile Galatasaray’a yüklemeye çalışan, her türlü pisliği itinayla göstermeyen garip, abuk basın, sürekli sindirilen oyuncular, her daim haksız olarak gösterilen Galatasaray için bu galibiyet gerçekten çok büyük. Çok anlamlı.

    Maça dönersek Cemal Nalga’yı o boy dezavantajına rağmen 5 faul almadan savunmada inanılmaz oynaması tebrik etsem az kalır. Harikaydı gerçekten. Maç çok heyecanlıydı. Umarım olaylar haricinde tekrar seyirciyi salonlara çekecek bir maç olmuştur.

    Diliyorum yanlış anlaşılmam söylediklerim için. Hiç bir olayı, sahaya konfeti dışında atılan her şeyi protesto eden, tiksinen biriyim. Fakat dün pek kızamadım.

    Takımımıza teşekkürler.

    Saygılar.

    (Anıl selamlar. Merak etme herkes anlıyor buradaki hassas çizgiyi. Sevgilerimle. Melih)

  77. izmirli cimbomlu Demiş ki:

    Melih abi GS’daki diğer branşlar içinde detaylı bir açılım yapsak nasıl olur? Ne nasıl olmalı vs gibisinden. Saygılar.

    (Sarper selamlar. Anlayışsızlığımı mazur gör lütfen, ne demek istediğini anlamadım. Bir başlık açmamı mı bekliyorsun benden bu konuda? Sevgilerimle. Melih)

  78. muratafsar says:

    Selamlar,

    Elano’nun asisti şaşırtıcı değil, kendi oyun zekâsına uygun adamlarla sahada olduğunda güçsüz olsa bile oyunu değiştirebilecek bir oyuncu bu adam, önemli olan beraber oynadıklar, attığı pasları alabilecek adamlar.

    Örneğin; Beşiktaş maçında sol kanatta Kewell varken, attığı 30-40 m.lik ters toplarla o maça değin pek çalışmamış sol kanadımızı özellikle ilk devre şahane çalıştırmıştı. Sturm Graz maçını da bu örneğe dahil edebiliriz belki. Yani baktığımız zaman futbolu aklıyla oynayan bir oyuncu daha var işin içinde. Kendi adıma özellikle oyunun yönünü çok hızlı, tek bir uzun topla değiştirebilme özelliği bu takım için çok önemli. Bu işi zaman zaman Sabri de yapmaya çalışıyor, Rijkaard’ın anlatmaya ve daha etkin uygulamaya çalıştığı şeylerden birisi olsa gerek.

    Elano’nun süre bulmaya başlaması (ki kendi adıma Manisa maçında ikinci 45′te göreceğiz sanıyorum, hatta Linderoth’la aynı doksan dakikayı iki parça halinde ya da 2 ye 1 oranda paylaşabilirler gibime geliyor) sahadaki diğer oyuncuların zamanla daha akıllı oynamalarını da sağlayacaktır düşüncesindeyim, bu işi yapan bir Kewell’ımız vardı, bir de Elano’muz var. Rijkaard’ın da “model” olması anlamında bu ikiliden daha çok faydalanacağını düşünüyorum. Elbette ki Linderoth’u ve yurdışındaki büyük kulüplerde futbol oynaması en olası Türk oyuncumuz Arda’yı unutmamak lazım gelir. Linderoth zaten yetiştiği coğrafya, altyapı ve yeteneği sebebiyle soğukkanlı akıl oyununu çok iyi uygulayan bir adam. Bu noktada kaptanımıza iş düşüyor, mental anlamda gelişimine devam etmeli ve her gün daha zeki bir 10 numara olmalı.

    Bazı dostlar Baros’un yokluğu diyorlar, ancak aslında orta sahadan Linderoth ya da Kewell gibi akıl futbolunu seven isimlerin Elano’yla istediklerinin bir kısmını bile yapabilmeleri bana kalırsa yeterli olacaktır, forvette kimin oynadığı çok sorun değil aslında. Hatta Nonda’nın oyun zekâsının Baros’tan fazla olduğunu da düşünüyorum, gerek pozisyon alışı, gerek oyun yönlendirmesi anlamında. Farklı özelliklerdeki bir oyuncu kendisi, özellikle de gençliğindeki hızına ve gücüne sahip olmaması onun daha bir zekasıyla oynamasını gerektiriyor zaten.

    Ben, Elano’dan geldiği günden beri çok umutluyum, kaptanın son maçta Elano oyuna girerken ona karşı tutumu saldırgan ve yıkıcı, deyim yerindeyse “akbaba” medyaya bir cevap niteliğindeydi ve eminim ki Arda da kaptan sorumluluğunun gerektiği şekilde, bunu düşünerek ve mesaj vermek amacıyla yaptı. Yani saha dışını halletti bu çocuk takım ve Elano konusunda, şimdi biraz da saha içinde birbirlerine ayak uydururlar ise işte o zaman göreceğiz “Galatasaray Futbol Takımının Hücum Gücü”nü.

    Saygılar, sevgiler.

    (Murat selam. Çoğunlukla katıldığım bir yorum. Elano’yu bu haftaki Yalnız Futbol’da enikonu tartışacağız. Daha doğrusu GSTV’de bile uluorta eleştirilen bu futbolcunun gerçek değerini ortaya koymaya çalışacağız.

    Yorumunda katılmadığım tek nokta şu: Milan Baros Galatasaray’ın ve Rijkaard’ın oynatmaya çalıştığı karakterize eden önemli bir futbolcu. Hangi karakter? Hız karakteri. Evet geçen sene de çok gol atıyordu Baros ama KLAB (Kewell, Lincoln, Arda Turan ve Baros) dediğimiz dörtlü yapıda atıyordu bu golleri. Skibbe’nin gitmesiyle de neredeyse durmuştu Baros.

    Bu sezon yeniden devreye girdi. Şöyle söyleyeyim. Devre arasında şayet bir santrfor gelecekse bu takıma, en önemli özelliği hız olacaktır bu oyuncunun. (Bu dediklerim elbette Nonda’nın futbol zekâsına ses etmek anlamına gelmiyor ama Nonda o anlamda alternatifi değil Baros’un hızlı olmadığı için. Sevgilerimle. Melih)

  79. suhan cem Demiş ki:

    Ben dün oynanan basket maç için bir kaç ayrıntıyı anlatayım sizlere arkadaşlar.

    Öncelikle maçı seyredenler, tribünde boşluklar görmüş olabilir. Bunun iki nedeni var. 1- Emniyet güvenlik için salonda boşluk bırakılmasını istediğinden, Mert Uyguç (takım menajerimiz) 1500 biletin satışa sunulamadığını anlattı. Gelen taraftarımız da orta tribünde öbeklenince tribünler boş gibi gözüktü ama böyle bir durum yok. Salon dışında galatasaraylıların kaldığını söyleyebilirim size.

    Maç öncesi, küçük bir çocuğu kullanarak sarı lacivert forma ya da bayrakla salona gelen bir vatandaş vardı. Tribünden tepki gelince, önce bu sarı lacivert renkli kumaşı (aşağılamak için demiyorum, bayrak ya da forma uzaktan tam göremedim) önce koltuk altına attı. Tepkiler daha da dinmeyince, çocuğu alet ederek işaretlerle çıkarıldı sahadan.

    Bu konu da basın kesin üzerimize gelecektir. Ama 29 ekim kutlamalarında üzerlerinde Beşiktaş forması olduğu için dayak yiyen çocuk ve kızları gözümün önüne getirince, Fb’li lerin biraz dingin olması gerekiyor.

    Maç, seyircimizin ses anlamında sahaya girmesi ile başladı. Ne yazık ki FB’de 4 tane 5 numara pozisyonunda oynayabilecek oyuncu var iken. Biz de sadece Cemal Nalga ile bunu sağlamaya çalıştık. Ama hakkını vermeliyim o nasıl bir mücadeleydi Nalga’nınki, kelimeler anlatamaz. Aşırı çalıştı, çok yoruldu. Bu yorgunluk sebebi ile de atışları genelde isabetsizdi. Maçın son uzatmasının son iki dakikasında zaten yürüyecek hali yoktu. Okan hoca saha kenarına aldığında onu, saha kenarına zor yürüdü.

    Darius Washington guard pozisyonunda oynuyordu. Sanırım hayatında bu tarz seyirci görmemiş olacak ki, önceki yıllarda FB ve Efes Pilsen’i Eurolig’de perişan eden bu guard. Çok top çaldı, çok çalıştı. Kafa, vücut, kol, her yeri ile top kapmaya çalıştı direndi. Ama seyircinin etkisinde kalıp, bir şeyler yapmalıyım gayreti, gereksiz işlere girmesine neden oldu. Rancik ise tam bir tribüncü olduğunu, daha maç başlamak üzereyken gösterdi. Maç boyu da çok çalıştı.

    Olaylara gelirsek, maç uzatmalara kaldığında, iki takım da kendine ayırılan benche dönmüştü, biz psikolojik anlamda tezahurata başlamıştık. FB benchinin arkasında oturan bayan, önce orda otururken arkası tribüne dönük bir şekilde, tribüne sağ kolunu kaldırıp parmak işareti yaptı. Ondan sonra orada hareketlenme başladı ve sahaya yabancı madde atıldı, daha doğrusu o bölgeye. Kadın kalkıp herkesin gördüğü diğer görüntüleri yapmaya başlayınca zaten ipler koptu. FB’liler salondan kaçmaya çalışırken 22 numaralı oyuncuları (ki Kinsey’miş) bir taraftarımıza yumruk atınca olaylar gerildi. Tancevic’in kafasına çöp kovası atıldı ki ben kafasında patlayıp sıçrarken görebildim. Bir 15 dakika bekledikten sonra maç gene başladı. Seyirci de de bağıracak hal kalmamıştı. Artık son güclerimizle bağırıyorduk. Çünkü 6 saattir yüksek perdeden bağıran bir taraftar desteğinden bahsediyoruz.

    Şimdi yapılması gerekenlere gelirsek. Kulüp kesinlikle arkamızda olmalı. Efes-FB maçındaki olaylarla da benzer görülmesin. Orda kulübe ait adamlar direkt oyunculara dalıyor ve tekme tokat bir süreç yaşanıyor. Burada ise gene FB’ye ait bir kadın provoke ediyor, sporculara darbe sadece bir kişiden var sanırım. O da vuruyor kaçıyor yani bir arbede yok dövüş yok. Sakın ola ki o maçla bir tutulup bir ceza verilmeye kalkılmasın.

    Maçta Fener’e hiç küfür edilmedi (zaten küfürlü ilk tezahuratta anında anons yaptırılıyor baskette ve hiç anons da olmadı bildiğiniz gibi) şimdi Fener medyası küfürler edildiğinden sahaya yabancı madde atıldığından bahsedecektir. Aynayı kendilerine cevirmelerini istiyorum. Kinsey’den yumruk yiyen arkadaşın da, ona dava açmasını, basketbol federasyonunun ona vereceği cezayı da merakla beklediğimi belirtirim.

    (Selamlar Cem. Aktarımın için çok teşekkürler. Sevgiler. Melih)

  80. Koray Özdemir Demiş ki:

    Melih Abi, Uğur Meleke’nin bir yazısını burada paylaşmak istiyorum:

    Lincoln değil Elano!
    Elano’nun Diyarbakır’da 89’uncu dakikada oyuna girerken hareketlerini (ve sahadaki çabasını) dikkatle izledim: Elano, karakter olarak “Cassio Lincoln de küçük dağları ben yarattım Soares”ten farklı bir adam. Ve hâlâ Türkiye’ye Lincoln’den sonra gelmiş olmasının dezavantajlarını yaşıyor.

    Üstelik Lincoln’den tek farkı karakteri değil, oyun stili de değişik. Hem M.City’de hem de Brezilya’da 4-3-3 varyasyonları oynadı/oynuyor. City’de ofansif orta saha/sol açık/sağ açık oynadı, Brezilya’da halen öndeki üçlünün sağında görev yapıyor. Ve G.Saray’da Rijkaard hâlâ neden onu sol açık/sağ açıkta da değerlendirmiyor, öndeki dörtlüyü kendi içinde sürekli döndürürken bu döngüye Elano’yu katmıyor anlamıyorum.

    Bir de Elano gibi ekstra yetenekli oyunculardan verim almak için sorumluluk vermek gerek. Arjantin ve İngiltere gibi rakiplere karşı izliyoruz, Brezilya’nın serbest atışlarını ve kornerlerini ağırlıklı Elano kullanıyor. Oysa Galatasaray’da Arda, Sabri gibi oyunculardan ona sıra pek gelmiyor!

    Tamam Arda da gayet iyi korner kullanıyor (zaten bu yıl kazanılan 80 kornerin 58’ini o atmış). Lâkin Arda’nın kafa hakimiyeti de iyi. Üstelik Arda’yı zaman zaman duran toplarda saklayıp/dinlendirip daha verimli kullanmak da mümkün… Diyarbakır maçını dikkatli izleyenler fark etmiştir, aynı sahne dk. 20-23 ve 37’de üç kez yaşandı: Arda elini kaldırdı, korneri ön direğe attı ve savunma karşıladı. G.Saray’ın şu anda duran toplardaki ana planı bu.
    * * *
    Brezilya’da sağ açıkta Robinho-Ramires değil Elano oynuyor. Serbest atışları/kornerleri Kaka-Alves değil Elano atıyor. Herhalde bunun bir sebebi olmalı.

    http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1162407&AuthorID=112&b=Gokcekler%20her%20yerdeler&a=Ugur%20Meleke&ver=69

    (Selamlar Koray. Paylaşım için sağol.

    Üzerinde konuşacak olursam iki şey söylemek istiyorum. Brezilya 4-3-3 oynamıyor, 4-2-3-1 oynuyor. Galatasaray ise klasik bir Hollanda 4-3-3 oynuyor, yani kanatlı bir 4-3-3. Bu anlamda Elano’nun sağ kanatta oynaması söz konusu olamaz. Eğer Rijkaard da Skibbe gibi kanatsız bir 4-2-3-1 oynatsaydı Elano’lu sağda oynatabilirdi. Bunun altı çizilmeli.

    Peki niçin istedi Rijkaard Elano’yu. Orta sahadaki 1+2 formasyonunun sağında oynatmak için. Solda da Arda Turan oynayacak. Sanırım yakında bu formasyonu sahada izleyeceğiz.

    İkinci mesele, yani duran toplar. Son Bucaspor maçında oyundan atılana kadar Elano kullanmıştı. Sanırım Arda Turan takımdayken bile duran toplardan sorumlu futbolcu Elano olacak.

    Kanımca duran top konusunda eğer Elano yoksa sahada, Kewell ve Arda Turan işbirliği yapmalı. Sevgilerimle. Melih)

  81. Akif Deniz Demiş ki:

    Melih Abi cok samimi bir soru soracagim sana? Galatasaray’da boyle bir taraftar kitlesi var oldugu ve bu kitleye karsi yonetimlerin yaklasimi neredeyse sefkat duzeyinde seyrettigi surece Galatasaray elit bir spor kulubu olabilir mi?

    (Selam Akif evet olur. Önce bir şeyi söylemek istiyorum kendimce önemli.

    1996-2000 yıllarında takım kulübün önündeydi. Kulüp kötü yönetiliyordu, ama takım iyi olduğu için birçok sorunu örtüyordu. Aslında 2000′deki çöküşün nedeni de budur. Takım kulübün seviyesine indiği için kötü yıllar geçirdik.

    Şimdi ise kulüp yönetimi adına en azından bir stratejisi var kulübün. Bence uçağın burnu havaya kalktı. Bunu önemli bir avantaj görüyorum öncelikle.

    İkinci olarak, malum neredeyse son 9 senede lider değil de takip eden olduğumuz için reaktif bir camia olduk. Rijkaard’la beraber yeniden hakimiyet günleri ve yılları başlayınca, bir de Aslantepe’ye geçince asıl DNA’mıza döneceğiz. Nedir o? Galatasaray’ın rakibi Fenerbahçe olmamıştır hiçbir zaman.

    Sevgilerimle. Melih)

  82. Baris Tokyay Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi
    Yukarıda mesajlardan bir tanesinde alt yapımızda 4-3-3′ün sadece diziliş olarak uygulandığından bahsetmişsin. Bundan bir kaç ay önce alt yapının başına Total Futbol’un başarıyla uygulanmasını sağlayacak kişilerin atanacağı konuşuluyordu bu konuda bir gelişme olmayacak mı? Yoksa Neesekens’in atanması mıdır bu adım? Eğer öyle ise o zaman 4-3-3′ün pas rallileri, üçgenler olmadan uygulanıyor olması olumsuz bir tablo gibi duruyor, ne dersin?
    Saygılar

    (Selam Barış. Bence büyük hata altyapının başına bir Hollandalı’nın henüz gelmemesi. Belki zamansızlıktan belki de başka bir nedenden de olsa, bir an önce bir Hollandalı gelmeli oraya. Naçizane böyle düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)

  83. izmirli cimbomlu Demiş ki:

    Melih abi merhaba ben net alatamadım daha önce de başlık açmıştınız amatör branşlar için bunu tekrar edelim diyorum abi. Saygılar dilerim.

    (Anladım Sarper, bir şeyler yazınca açarım bir başlık. Sevgiler. Melih)

  84. Adilcem Demiş ki:

    Melih abi selamlar;

    Acaba bizim oyunumuz tam anlamıyla Barça’nınki gibi mi olunması isteniyor Rıjkaard tarafından? Bu soruyu sormamın sebebi şu: Ben nedense takımda bir Arsenal seziyorum. Arsenal ile Barça neredeyse aynı oyunu oynuyorlar ama arada bazı farklılıklar var: Mesela Barça çok yumuşak bir savunma yapıyor. Neredeyse ceza sahasında bile alan savunması yapıyorlar. Arsenal ise alan savunmasının yanında sert bir pres yapıyor. Ayrıca Arsenal ileride 3′lü-4′lü pres yapıyor. Barça topu kaptırmadığı sürece yapmıyor. Barca’da Messi ve Henry topun arkasına geçebiliyor. Ama bir beki çok kovalamıyorlar. Ama Arsenal’de kanatlar bekleri kovalıyor. Ben yanlış mı düşünüyorum acaba?

  85. sultani Demiş ki:

    Diyarbakır maçının özeti total futbol hızlı pas trafiği ve karakterli futbol değil esasında.Maçı Galatasaray’a döndüren Diyarbakır’lı futbolcular başta da Tolga Doğantez.Pekiştirmek için önce Diyarbakır Fenerbahçe maçını hatırlayalım.Diyarbakır ilk golü bulmuş , aynen bu maçta olduğu gibi sert hareketlerle rakibi yıldırıyor , hakem kontrolü yitirmiş durumda.Bu esnada herşey Diyarbakır lehine gelişirken ortaya Tolga çıkıyor ve hiç alakası olmayan pozisyonda didişmeye başlıyor.Bu olaydan sonra rakip kendine geliyor ve ilk golü yine bir sağ bek olan Gökhan atıyor , aynı bizim maçtaki 34. dakikada gelişen olaylar gibi.Maçı bizim enteresan futbolumuzla kazanmadık.Sinir harbinden çıkan rakip verdi

Görüşünüzü Belirtin:


    Yorum yapabilmek için üye olmak zorundasınız. Üye Girişi Yapın yada Üye Olun