Manisaspor maçının ardından: Daha yavaş, daha hantal, daha yüksek
Biraz eski Galatasaray. Yani bol gol pozisyonu üreten ve karşısındaki rakibine de gol pozisyonu veren bir takım. Galatasaray ve Manisaspor’un karşılıklı olarak girdikleri gol pozisyonlarını gösteren 8 ve 5 de, bu Galatasaray’ın rakamları.
(Oysaki orta sahada pres yaptığı için rakibine gol pozisyonu vermeyen bir Galatasaray’a geçilmişti Bucaspor maçından sonra. Nitekim oynadığı son üç maçta, ki bunların ikisi deplasmandaydı, toplamda Manisaspor’un yakaladığı kadar gol pozisyonu vermişti rakiplerine Galatasaray. Yazalım sırayla rakibine verdiği gol pozisyonu rakamlarını Galatasaray’ın bu son üç maçta. Sivasspor’a 0, Dinamo Bükreş’e 2 ve Diyarbakırspor’a ise 3. İşte eski Galatasaray’dan kasıt bu.)
Biraz yeni Galatasaray. Yani orta sahada orijinal görev bölgesi orta saha olan 3 futbolcu kullanan bir takım. Bu oyuncuların saha yayılımını gösteren 1+2 (Mehmet Topal + Mustafa Sarp ve Ayhan Akman) formasyonu da orta saha dizilimi gösteren rakamlar.
(Oysaki Bucaspor karşılaşmasına kadar orta sahada 2+1 formasyonuyla sahaya çıkıyordu Galatasaray. Bu bölgedeki üç oyuncudan ikisini ön libero olarak yanyana oynatırken, onların önünde ana karakteri forvet olan bir oyuncu (genelde Arda Turan, bazen de Ralph Elano Blumer) kullanıyordu hep. Bu nedenle de sezon başından hep 4-3-3 oynamasına karşın 4-2-3-1 oynadığı ileri sürülüyordu Galatasaray’ın.)
Biraz yeni görünümlü eski Galatasaray. Yani orta sahada orijinal üç orta saha futbolcusu kullanmasına kullanmasına karşın rakibe pres yapmayan, rakibi ısırmayan bir takım. Galatasaray’ın orta sahasında görev yapan futbolcuların kaptıkları ve kaybettikleri topları sırasıyla gösteren de 4 ve 5 de, bu Galatasaray’ın rakamları.
(Oysaki Bucaspor maçından sonra orta sahada görev yapan futbolcuları rakiplerine agresif bir baskı uyguluyorken görüyorduk sıklıkla. Bu baskıya forvet oyuncuları da eşlik ediyordu topun arkasına geçerek. Nitekim ikili mücadelerde rakiplerine üstünlük sağlayan hep Galatasaraylı futbolcular olmuştu orta sahada Bucaspor maçını takip eden üç karşılaşmada. Şimdi sırasıyla yazalım sırasıyla kazandığı ve kaybettiği topların sayısını Galatasaray orta sahasının ikili mücadelelerde. Sivasspor maçı 6’ya 3. Dinamo Bükreş maçı 6’ya 1. Diyarbakırspor maçı 9’a 4.)
Sonuçlar ve nedenler
Elbette bu bir sonuç. Vaktinde Barcelona’da işler kötü giderken spor gazetecilerinin yaptıkları eleştiriler için, “mevcut durumla sonuç karıştırılıyor” demişti Johan Cruijff. Yukarıdaki rakamlar da bir sonuç, mevcut durumu gösteren. Yani bu rakamlar yüzünden kötü oynamadı Galatasaray. Sadece Galatasaray’ın kötü oynadığını gösteriyor o rakamlar. Gerçek bu.
Niçin peki? Bir açıklaması olması gerekiyor bu kötü oyunun. Çünkü onun yerine bu, şu taktik diziliş yerine bu taktik dizilişle oynasaydıyı aşan bir fotoğraf var önümüzde. (Galatasaray’ın son üç maçta klasik 4-3-3 oynadığı için başarılı olduğunu söyleyenlerle, Elano’nun asıl yerinin sağ kanat olduğunu ileri sürenler feci biçimde yanıldıkları görüldü dün.)
İki açıklaması var bu kötü oyunun. İlki Galatasaray’ın klasik denilebilecek oyun şablonunun dışına çıkılması. İkincisi ise takım ruhu.
İki kahraman
İlkinden başlayalım. İlk hazırlık maçından itibaren 4-3-3 formasyonununda oynatıyor Galatasaray Rijkaard. Bu 4-3-3’ün temel bir karakteristiği var, o da sahayı geniş biçimde kullanmak. Genişle kastedilen ise sahanın enini ve boyunu maksimum kullanmak elbette.
Galatasaray’da sahanın enlem ve boylam olarak en çok kullanıldığı bölge ise sağ kanat. Bu kanadın da iki tane kahramanı var. Klasik 4-4-2’nin kanat oyuncusu gibi çizgiye yanaşarak oynayan Abdul Kader Keita’yla, onunla ikili bindirmeler yapan Sabri Sarıoğlu bu iki kahraman. Keita’nın fantastik geçişleri dışında, ikiye birlerle ve yaptıkları bindirmelerle rakiplerini sarsan bu ikili, sezon başından bu yana Galatasaray’ın mızrakbaşını oluşturdu bir biçimde.
Faturanın kesildiği bölge
Galatasaray’ın sağ kanattaki bu etkinliğinin sonuca dönüştürüldüğü bölge ise merkezle sol kanat oldu hep. Merkezde Milan Baros ve Shabani Nonda, sol kanatta ise Harry Kewell Galatasaray’ın bugüne kadar attığı toplam 62 golün 34’üne imza attılar tek başlarına. 62 içinde sadece 5’inin sağ kanat oyuncularından (3’ü Keita’dan 2’si de Sarıoğlu’ndan) gelmesi dikkat çekici elbette, Galatasaray’ın bu oyun yapısının başka bir kanıtını oluşturduğu için.
Keita’nın Fenerbahçe maçında gördüğü kırmızı karttan sonra biraz değişime uğradı Galatasaray’ın bu hücum yapısı. Keita’nın görevini Arda Turan üstlendi ilk olarak. Sonra, Sabri Sarıoğlu Galatasaray ataklarında daha çok rol üstlenir oldu. Sol koridor biraz daha devreye girmeye başladı bir de. (Manisaspor maçından önceki üç maçta Sarıoğlu’nun bir gol ve bir asist, Arda Turan’ın da 1 golle oynaması Galatasaray’ın değişen bu hücum yapısının doğrudan bir sonucu sayılmalı.)
Zorunluluklar sonucu oluşan kadro
Buradan geliyoruz Manisaspor maçına. Frank Rijkaard bu sezon ilk defa 4-3-3’ün forvetinin sağ tarafında görev verdi Ralph Elano Blumer’e. Unutmamak gerekir ki esas olarak zorunluluktan gerçekleşti bu görevlendirme. Ancak kısmen deneysel bir yönü olduğu da söylenmeli bu operasyonun.
Elano operasyonunun zorunluluk sonucu gündeme gelmesinde birkaç faktör var. Ulusal maçlar için ülkesine giden Keita’nın ancak Cuma günü katılabilmesi takıma önemli bir faktördü. Arda Turan’ın grip olması da rol oynadı bu zorunlulukta. Hatta örtük olarak Barış Özbek’in cezalı olması bile önemliydi.
Bu zorunluluklar nedeniyle deneysel bir yola girdi Rijkaard: Sabri Sarıoğlu dışında bindirme yapabilecek hiçbir forvet, orta saha ve defans oyuncusu olmadan sahaya sürdü takımı.
Dar ve geniş 4-3-3
Ne düşünüyordu Rijkaard? Daha doğrusu ne ummuş olmalıydı? Pas koordinasyonu yüksek tutarak kanatların pek kullanılmadığı hızlı bir pas futbolu oynamak. Beklentisi buydu muhtemelen Rijkaard’ın. Futbol literatüründe “Dar 4-3-3” olarak geçen formasyonun Galatasaray’da maya tutmasını amaçlıyordu. (Oysaki düne kadar sahanın bütün enlem ve boylamlarını kullandığı “Geniş 4-3-3” oynuyordu Galatasaray.)
Ama olmadı. Gerçekleşmedi bu beklenti. Çünkü dar 4-3-3 için uygun olan kadroyla geniş 4-3-3 oynamaya kalktı Galatasaray. Yapamadı Galatasaray bunu. Daha doğrusu Galatasaray’ın yapamadığı buydu.
Nedenler muhtelif. Verilen arada hamle zamanlaması olarak futbolcuların inanılmaz geriye gitmesi nedenlerden birisi. (Özellikle Hakan Kadir Balta, Ayhan Akman ve Mehmet Topal’da görüldü bu hastalık. Bir türlü topu rakiplerinden söküp alacak kuvvette görünmediler maç boyunca. Takımın en hızlısı ve en hamlelesi Sabri Sarıoğlu’nun bile maçın ikinci yarısında rakipleri tarafından oldukça kolay geçilebilmesi de bu hastalığın başka bir belirtisi.)
Yüksek top oynama kolaycılığı
Böyle olunca yavaş, çevik olmayan bir oyun tutturdu Galatasaray. Pas koordinasyonunu hiç sağlayamadı, bir kere dışında hiçbir kanat bindirmesi yapmayı bir alternatif olarak aklına bile getirmeden en kolay olana yöneldi; yüksek topa yöneldi. Böyle olunca da tek özelliği sertlik olan yavaş Manisaspor’dan maçın ikinci yarısında ciddi bir baskı yedi.
Galatasaray’ın yapmak isteyip de beceremediği şeyi ortaya koyan net bir gösterge de var elimizde: Pas hızı. Galatasaray’ın isabetli pas hızı 4.54 saniyeydi. (Bu veri, Galatasaray’ın bugüne kadar elde ettiği en kötü ikinci istatistik olarak geçti kayıtlara.)
Nasıl daha hızlı olabilirdi Galatasaray? Futbol anlamında tek yolu vardı bunun. Bindirme yapamayan, oyunu kanatlara yayamayan Elano, Kewell ve Nonda’dan oluşan hücum hattının birbirine yanaşması. Tıpkı geçen sene Michael Skibbe’nin oynattığı pas futbolu gibi. Bunu yapabilseydi şayet, dar 4-3-3’e geçmiş olacaktı Galatasaray.

Kaptanlık, Galatasaraylılık ve takım ruhu
Maçın tamamını düşününce bütün yolların buluştuğu bir kavşakta öylesine kalakalan birini görüyoruz dün: Ayhan Akman. Arda Turan’ın bu takımda üstlendiği önemli bir rolü yerine getiremedi Akman. Ne takıma liderlik yapabildi, ne de işlerin iyi gitmediği anlarda Galatasaraylılık Ruhu’nun ateşini yakabildi. Akman’ın 60’ıncı dakikada yerine Tobias Linderoth’a bırakmasının nedenini oynadığı etkisiz futbolun yanısıra burada da aramak en doğrusu.
Çok değil bundan yaklaşık iki hafta önce sorulmuştu Rijkaard’a. “Nasıl oldu da başta Sabri Sarıoğlu olmak üzere bütün futbolcuların performansları en üst seviyeye çıktı” diye. İnanılmaz mütevazı bir yanıt vermişti buna Rijkaard. Demişti ki, “iki nedeni var bunun, ilki çok çalışmamız, ikincisi de takım ruhu.”
Tuhaf. Galatasaray’da işbaşı yaptığı ilk günden bu yana, en çok sayıda futbolcu, Rijkaard’la en çok sayıda antrenman yapma fırsatını ulusal maçlar nedeniyle verilen son arada bulmuştu. (Hazırlık dönemi hariç elbette.) Yani Rijkaard’ın dediği anlamda “çok çalıştı” Galatasaray. Ama o takım ruhu yok mu o takım ruhu, Arda Turan’ın temsil ettiği? Her şeye en çok değer katan o yoktu esas olarak dünkü Galatasaray’da.

Melih durum ciddi.
2 hafta öncesinde eskisinden daha iyi dönen kendine güvenen bir takım bırakmışken ,karşımıza dip yaptığımız dönemdeki takım çıktı.Burada Rijkaard ve ekibinin uygulamaları dışında sorgulayacak bir durum bulamıyorum.Futbol anlayışı ve uygulamamızda geri gitmemizi özellikle bu haftalar itibariyle kabul etmek mümkün değil.Bize karşı her takımın belli bir süre başarıyla uyguladığı taktiği Manisa da aynı şekilde uyguladı.Buna karşılık oyunu çözecek iki taşın var biri akıl taşı Kewell biri hız taşı Keita, Keita ve Nonda nın mükemmel anlaştığı da ispatlanmış bilimsel bir sonuç olduğuna göre niye böyle başlamaz ve Elano hazırım sinyalleri vermesine rağmen ondan klasik yerinde faydalanmazlar anlamıyorum .Bana göre analiz yapma ya da bu analizi hayata geçirme noktalarında teknik kadronun çok ciddi zaafı var.FB maçını neden kaybettiğimizi bu oyunla daha iyi anladım,laboratuar ortamında analiz edip sonrada buna göre kendi bildiklerini okuyorlar anlaşılan.Geçen yıl Bülent Kaptan da play station oynuyorum zannediyordu takımın taktik ve oyuncu değişikliklerini komuta ederken.Çıktıyı etkileyen Ortam dır Ortamı ihmal eden ilmini hayata geçiremez.
Maçın ilk dakikalarında oyun kuramadığımız belli olmuşken oyuna müdahale etmek için 60.dk neden beklenir anlamıyorum yazılı olmayan bir anayasa maddesi mi var.Bugüne kadar Rjkaard ı ve uygulamalarını haklı ve akılcı olarak değerlendirdim ve savundum fakat bugün şapkayı önüme koyup düşünmemi gerektiren işler yaptılar.Umarım tekrar etmez.
Sevgili Melih,
Çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum.
İlk 20 dakika sahamızdan çıkamıyoruz. Takip eden dakikalardan, ilk yarının sonuna kadar durumu eşitler gibi oluyoruz. İkinci yarı başlıyor ama maalesef oyun tekrar başa dönüyor. 48. dakikada “Belli oldu, bu maç sonuna kadar sıkıntılı geçecek” dedim, maçı beraber izlediğim kardeşime.
PEKİ BEN BUNU TELEVİZYON BAŞINDAN 48. DAKİKADA GÖRÜYORSAM, TAKIMIN BAŞINDAKİ RIJKAARD NASIL GÖREMİYOR?
Bizi o bataktan, Manisaspor’un çokta üstün olmayan presine karşı boyun eğip topu ileri taşıyamama sendromundan kim kurtarırdı dün akşam ? EVET 25 MİLYON GALATASARAY’LININ AĞZINDAN ÇIKAN TEK BİR İSİM: ARDA TURAN!
Peki sorarım Rijkaard’a; Oyun bu hale gelmişken Arda Turan’ı oyuna almayacaksan, ne diye oturtuyorsun çocuğu kulübede!!!???
Şimdiye kadar kaybedilen hiç bir puanın sorumlusu Rijkaard değildi bana göre, gel gelelim, dün maçın ilk dakikasından itibaren hiç susmadı ‘tehlike’ çanları; Ben evimin salonundan seyrettim, Rijkaard kulübeden…!!!
***
P.S1: Ayhan’ı da, oynadığı oyunu da sevmiyorum.
P.S2: Elano için ikinci devreyi bekleme taraftarıyım ancak yavaş yavaş sinirlerimi germeye başladı bu oyuncu. Pres var, Kewell geriye gelip top alıyor, Elano armut topluyor…
P.S3: Psikolojik olarak mutlaka kazanıp, lider olmamız gereken bir haftaydı. Onca olumsuzluk yaşandı geçen hafta. Hepsinin üzerine sünger çekip morallenmeli, Fenerbahçe’nin moralini alt üst etmeliydik. 2 puandan daha fazlasını kaybettik. Üstelik haftaya Bursaspor maçı var. Ertuğrul Sağlam için de iyi bir etüd şansı oldu sanırım. “İleride basarım, Galatasaray’ı dağıtırım” demiştir içinden. Haftaya Fenerbahçe ile fark açılırsa, bu 2 puanı daha çok sorgulayacağız.
Abi selamlar;
Bana göre eğer iyi bir ders alırsak 3 puandan çok daha fazla şey kazanmış oluruz.Öncelikle takım ligde öne geçtiği son 4 maçta(Trabzon,Sivas,Diyarbakır,Manisa)gole kadar ne kadar oganize paslaşmalar olmasada baskıyı iyi kuruyor.Ama gol attıktan sonra maçı koruma,rölantiye alma havası başlıyor.Bu saydığım ilk 3 maçta kazandığımız için pek ön plana çıkmadı ancak Manisa maçında patladı.İnşallah ders alırız ve bu yenilgi bize kazanç olarak geri döner.
Ayrıca takımda çok ciddi bir oyun disiplini sorunu olduğunu düşünüyorum.Yukarda saydığım şeyler skor avanatajı olmayınca son dakikalarda şişirmeler vs…90.dakikada ayağa paslarla çıkıp Linderoth’un az kalsın atacağı pozisyon hiç mi örnek olmadı takıma?Nedir bu şişirme sevdası?Bu maç olarak olumlu noktalar Elano’nun pas verip Sabri’nin çizgiden Nonda’ya adeta ”pas” attığı pozisyon ve 90. dakikadaki pozisyonu sayabiliriz.
(Bu arada kimsenin günahını almayım ama sence Rıjkaard’ın oyuncuları kampa almayıp gösterdiği güveni acaba bazı oyunculaımız suistimal mi ediyor?)
Merhaba Melih Abi,
Kaç maçtır yazmak istiyorum ama elim gitmiyor. Bu maçtan sonra artık dayanamadım. Takım ne yazık ki üstüne koyamıyor, bir ilerleme göremiyorum ne yazık ki. Maç boyunca kısır, isteksiz, plansız bir oyun vardı sahada. Bloklar arası iletişimsizlik, orta 3′lünün ne pres ne top yapabilmesi, Nonda’nın sahada yokları oynaması, defansın dağınıklığı.
Karşımızda zor bir rakip olunca, rakip bizden korkmayınca bocalıyoruz. İşin kötüsü artık rakipler bizden korkmuyor. Bu kadar kaliteli bir kadro ile bu futbol düşündürücü. Rijkaard’ın Barcelona’da ilk senesinde en azından takım yavaş yavaşta olsa bir ilerleme gösteriyordu, bizde istikrarsızlık ve bir isteksizlik var. Isırmıyoruz karşı takımı, biraz direnç gösterilince hemen siniyoruz.
Bir terslik var sanki…
Sevgiler,
RV
merhaba
Akşamdan beri Galatasaray’ın ne yaptığını anlamaya çalışıyorum( aslında başına gelen şeyi anlamak desek daha doğru). Sonunda en yakın şeyi bulduğumu düşündüm ( yazının girişini görünce, sizinkiyle kıyasla belki second best olur). Sanırım John Lennon söylemişti, hayat siz başka şeylerle uğraşırken geçip giden diğer şeylerdir diye. Galatasaray da sahadaydı ama geçip giden diğer şey maçın kendisiydi. Bu uyuşukluk halindeyken bile maçı kazanabilirdi eğer Sarp o oyuncuyu takip etseydi ki takip edebilecek kadar maçın içinde olsaydı bu duruma düşmezdi takım. Yada Kewell sağ ayağıyla vurması gereken yerde soluna almaya çalışmasaydı, Nonda maçı bitirmek için değil maç için oynasaydı, en kötüsü ve vahimi birileri çıkıp beyler biraz ciddiyet diyebilseydi.
Galatasaray’ın bu uykulu haliyle (uykunun bir nevi hastalık durumu olduğunu varsayarsak, kaptanı gibi grip olduğunu söylemek yanlış olmaz) puan kaybetmesi kendisi için bir ders olur diyenler de olabilir. Ancak bu hasta haliyle kazanacağı 3 puan rakiplerinden psikolojik olarak üstünlük kazanmasını da sağlayacaktı. Şimdi ise Beşiktaş’ın bile gerilerindeyiz.
Rocky’nin filmlerinde rakibinden yediği bir iki ters yumruk gibi takımı hırslandıracak bir kayıp değil bu. Geçen sene takımın kondisyonun o denli çökmesinin sebebi kötü antreman değil, hamle yapması gereken tüm maçları kaybetmeseydi ve bu da hamle yapmamız gereken bir maçtı. Hatta kavga ederek kazanmalıydık. Malesef uyuyarak geçiştirdik, fon da ise maç geçiyordu, biz seyirciyi izliyorduk, uykulu.
Kötümser olmak bir işimize yaramayacak biliyorum, aslında kötümser de değilim. Sadece işi bu kadar şansa bırakmamız canımı sıktı.
Son bir konu. Basketbolda ligden çekilme bizim vereceğimiz bir karar olmalıydı -eğer bu doğru kararsa tabi- ancak alınan kararlarla zaten düşürülmüş olduğumuzu anladım. Hiçbir ağırlığımızın olmadığını görmek federasyonun üstünde, ne kadar geride ve aciz olduğumuzu düşündürdü. Kimi cezalandırdıklarını anlamadım federasyonun. Tamam ligden çekilelim ve herşeyi üstümüze alalım ama bu karar bize ait, kalkıpta 5 maç ceza alan oyuncunun oynamadığı maçları gözönünde bulundurmadan, fenerbahçe maçını da dahil edip bütün maçlardan men edersen üstüne bir de 5 puan düşürürsen o takıma ceza verirsin, suçu işleyenlere değil.
Gelecekten bir mektup: Transfer konuşulmadan fikrimi söyleyim, acilen güney avrupalı bir defansa ihtiyacımız var. İspanya, Portekiz en olmadı İtalya.
İyi çalışmalar,
Ali
Direklerin bir karış yanından dışarı çıkan dört/beş pozisyondan bazıları kaleyi bulmuş olup belki de farklı bir galibiyet sonrası konuşuyor olabilirdik.
Ama konuşacaklarımız değişmeyecekti sonuçta.
Oynanan oyun geçmişi aşan,geleceğe dair ne barındırıyor içerisinde; takımın katettiği mesafe ne penceresinden bakıldığında sanki bir duraklama dönemi yaşanıyor.
Üstüne koyma anlamında takımın ivmesinin yavaşladığı gözüküyor.
Temelde üç sistemik sorun var.
Orta sahada statik kalıyor oyuncular.Boşa çıkıp top istenmediğinde top ayağında olan
oyuncunun çok az pas seçeneği oluyor.Çoğu zaman hiç olmuyor.Doğal olarak top kayıpları çoğalıyor.Dirençli oyuncularımızın sınırlı teknik kapasitesi karşı takım orta sahası pres yapan bir yapıdaysa bu sorunu büyütüyor.Çok sayıda top kaybı yaşandı Manisa karşısında bu tabloda.
İkinci temel sorun ise topu rakip sahaya taşıma hızımız.Keita ve Baroş’suzluk bu eksikliği iyice belirgin kılıyor.
Topa sahip olmak ve hızlı bir şekilde dolaştırabilmek için hem toplu olarak hareketli olabilmek hem de çabuk karar vermek gerek.
Bu anlamda yaratıcı oyuncu/mücadeleci oyuncu karşıtlığını ve bölünmüşlüğünü aşıp fizik yeterlilikle teknik beceriyi kabul edilebilir bir seviyede birleştirmiş bir orta saha bloğuna evrilmesi gerek GS’ın.
Üçüncü sorun defansın topu oyuna sokma kapasitesi.
Topla yerden paslaşarak oyuna çıkmak temeliyse oyununuzun orta sahanın kendini göstermesi ve hareketli olmasından bağımsız olarak defansında top kullanma ve saha görüşünün belli bir seviyenin üzerinde olması gerek.
Özellikle Servet bu konuda yetersiz kalıyor.
Top kendindeyken ilk hedefi kapandığında alternatif üretme konusunda yavaş kalıyor.
Rakip oyuncu top kullanmasını tümüyle kısıtlayabilecek kadar yakınına gelene dek bekledi dün .Ve sonuçta kötü kullandı bir çok topu.
Devre arası bahsedildiği gibi iyi bedellerle talibi varsa vedalaşıp top kullanma kapasitesi daha gelişmiş bir stoperle ikamesi FR!ın aklındaki oyunu oynamak için iyi olacak sanki.
H.Balta’daki düşüş dönem formsuzluğu sınırlarını zorluyor.FR döneminde geri gidiyor.Bu oyun formatında ofans anlamında bu denli etkisiz bir kanat savunucusu olmaya devam edecekse geleceğin GS’ında yerinin sağlam olamayacağını bilmeli.
M.Topal tek taraflı kesici bir orta sahadan komple bir orta saha oyuncusu olmaya evrileceği sinyalleri vermişti.Bu konuda yeniden tereddüt oluşturmayacak bir şekilde süreklilik kazanmalı.
Kewell ve Elano kanatlarda olunca kanatdan kanada kontra toplar çoğalıyor ama takımın hızı düşüyor.
Havadan ve uzun top oranında ki artış tıkanan yerden pas trafiğinin sonucuydu muhtemelen.
Tıkanılan anların çözümü olan duran toplardaki sezon başı etkinlik de kayboldu.
Öndeki bir maçın kontrol edilerek bağlanamamış oluşu da topa istenildiği gibi sahip olunamadığını gösteriyor zaten.
Liderlik bir fırsattı.
Ligde psikolojik hamle üstünlüğünü alabileceğimiz.
Olmadı.
Olabilirdi.
Yine gelecek bu fırsatlar.
Önemli olan ”Bu iş oluyor.Tamamdır”hissini kaybettirmemesi takımın bizlere.
Öğrenen ,üzerine koyan,gelişen seyrini sürdürmesi.
Zamanın kullanılıyor olduğuna ikna etmesi ortaya koyduklarıyla.
Doğal olarak patinaj çekilen zamanlar olacak .
Yolumuz uzun ve meşakkatli.
Acelemiz yok.Ve olmamalı.
Ümit ateşimizin altına daha fazla odun atmalıydı GS Manisa maçında diyelim bugünlük.
Bursa maçını iyi bir oyunla alıp ilk yarıyı lider bitirirse GS ötesi daha rahat olacak.
Ayağımıza kadar gelmiş güzel bir fırsatı değerlendiremedik, yine Fenerbahçe’nin ekmeğine yağ sürdük. Kahr olmamak elde değil.
Lige verilen ara takımı kötü etkilemiş anlaşılan. Takımın akordu bozuktu. Ne kadar yorgun olursa olsun Keita ile başlamalıydık diye düşünüyorum. Topal-Sarp-Ayhan üçlüsünden ilk 11’de en fazla 1’i (Sarp ve ya Topal) oynamalı. Çünkü pres yiyince top çıkaramıyor bu üçlü. Ayhan inanılmaz düşüş içinde, bu hali ile ilk 11’i haketmiyor. Linderoth 90 dakikayı çıkaracak düzeye geldiyse orta sahamız Sarp-Barış-Linderoth, aksi taktirde Sarp-Barış-Arda’dan oluşmalı. Barış’ı takım sertliğini artırmak adına şu an için vazgeçilmez sayıyorum. Türkiye ligi için sertliğin olmazsa olmaz şart olduğu bu platformda Melih abi başta olmak üzere her kes tarafından defalarca dile getirildi. Maalesef Manisa karşısında çok yumuşak bir Galatasaray vardı. Özellikle Mehmet Topal ve Mustafa Sarp’ın bu kadar yumuşak kalması anlaşılır değil. Eminim bizler gibi teknik kadro da bu oyunculardan üst düzey fizik mücadele bekliyor, ince işler değil. Maç boyu 11 tane faul yapmışız, bunların da 3-4 tanesi ayağın fazla kalkmasından dolayı çalınan fauller. Yani 90 dakikada yaptığımız faul sayısı en fazla 7-8. Manisaspor tam 21 faul yapmış, bunların mutlak çoğunluğu taktik ve rakibi sindirme amaçlı fauller. Biz özellikle ikinci yarı rakip sahada bir tane bile taktik faul yapmadık. Orta sahamızı çok kolay geçtiler.
Garip bir şekilde en sıradan takım bile önde baskı yapınca tökezliyoruz. Manisaspor’dan bir az daha kaliteli olan Bursaspor’un da bu şekilde oynayacağı kesin. Manisaspor maçı Ertuğrul Sağlım’ın iştahını kabartmıştır mutlaka. Rijkaard 4 gün içinde bu soruna çözüm bulmak zorunda. Çünkü bu şekilde yürümeyeceği belli.
Aslında kötü oynamamıza rağmen çok sayıda gol pozisyonu da bulduk. Ne yazık ki şu an Kewell dışında gol pozisyonlarında etkili olan oyuncumuz yok. Özet olarak bir daha vurgulamak istiyorum: rakiplerin önde baskısına çözüm bulmadan ve takım sertliğini artırmadan bu ligde ikincilik bile zor.
Merhaba Melih Bey,
Maçın üzerinden yaklaşık 12 saat geçti ama inanın sinirim ve kızgınlığım hala geçmedi. Kaybedilen Ankaragücü ve FB maçlarından sonra bile iyimserliğimi korumuştum ama şimdi büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Düşünün en önemli rakibinize kaybettikten sadece 3 hafta sonra 5 puanlık farkı kapatıp lider olma fırsatı ayağınıza kadar geliyor ve siz bu fırsatı çöpe atıyorsunuz. Bir takım kötü oynayabilir, kötü oynarken goller kaçırabilir ama bir şekilde kendi evinde öne geçtiği maçı 1-0’a bağlayacak hüneri göstermeli. İçeride Eskişehir ve Manisa’ya, dışarıda sezonun en problemli takımı Ankaragücü’ne puan kaybederseniz kusura bakmayın şampiyonluktan falan bahsetmeyelim. 13 hafta sonunda iki rakibimizin yediği gol toplamından fazlasını yedik. Her maçta duran toptan tehlike yaşıyoruz ve maalesef gol yiyoruz. Dün yediğimiz gole bakın. Ön direkte kimse yok, arka direkte kimse yok, herkes adamını arıyor ve bu arada golü atan oyuncu neredeyse topla boş kaleye giriyor. FB maçından sonra burada yazdığım yorumda FB’nin Kayseri, Eskişehir, Beşiktaş ve Trabzon deplasmanları olduğunu, bizim ise Bursa deplasmanı dışında kağıt üzerinde zor maçımız olmadığını ve 5 puanlık farkı mutlaka kapatacağımızı söylemiştim. FB tahmin ettiğim kayıpları yaptı ama biz dün akşam bir çuval inciri berbat ettik. Bu hafta sonundan sonra artık bir değil iki rakibimiz var. Kalan 4 maçta toparlanamazsak ilk yarıyı 3.bitirme tehlikesi var. Bu sonuç kabus gibi bir hafta geçiren kulübümüz için çok kötü oldu. Umarım ve dilerim herşeyi yoluna koyabiliriz. Sinirle yazılan uzun yazı için kusura bakmayın. Saygılarımla.
Çok üzüldüm bu beraberliğe. Giden puana değil, oynanan oyuna bu üzüntüm. Tek kelimeyle Gerets!
Casus görevde
Cim-Bom’da Futbol Akademisi’nin başına getirilen Hollandalı ünlü altyapı uzmanı Jan Derks göreve başladı.
Teknik Direktör Rijkaard ve Neeskens’in yakın arkadaşı olan Derks dün stada gelerek maçı izledi. Altyapıdan yeni yıldızların yetiştirilmesi ve bu oyuncuların A kadroya kazandırılması konusunda çok tecrübeli olan Jan Derks, aynı zamanda Rijkaard’a casusluk da yapacak. Hollandalı uzman, rakiplerin maçlarını izleyerek teknik heyete rapor verecek.
http://www.milliyet.com.tr/Spor/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=6&ArticleID=1165198&Date=23.11.2009&b=Casus%20gorevde
Uzun süredir beklediğimiz şey sanırım buydu.
Melih abi selam geçen hafta yazmıştın ancak noktalama işaretleri ile aram okul zamandından beriş iyi değil o açıdan beni mazur görürsen sevinirim.
Lig devem ediyor ama kaso ortamına gelen bir maçta alınacak galibiyet kulübe bir moral olacaktı o açıdan yazık oldu elano konusunda görüşlerim bu maçta perçinlenmiş oldu salt oyuncu olarak yeteneklerine saygı duyuyorum lakin burada takım ile arasında bir rol çatışması olduğuda aşikar bence meselenin bu açısından tartışılması lazım.
Elano dün akşam oynadığı oyun ile zaten oynayabileceği en iyi oyunu oynadı dikkatle izlendiğinde selaçao performansının dünkü maç ile çok benzeştiği görülür bu yüzden dünkü maç özelinde bir eleştiri haksızlık olur hoca ve ekibin doğru formülü bulacağını düşünüyor olsamda naçizane görüşümü yinelemek isterim,elano tipik bir orta üçlü oyuncusu onu forvet tipli açık oynatmak hem kendisine hemde takıma fayda getrimiyor zira kolay top kaybeden topu önde tutamayan ve topla adam eksiltemeyen bir oyuncu .
Orta sahada gözüken akıl eksikliği ve çabuk oynama sorununu ise çözebilir zira hem kısa hem uzun pas isabeti yüksek yanındakilerlede iyi kısa paslaşabilen bir oyuncu dünkü maç özelinde ayhan akman’ın oynadığı pozisyon ona en uygun yer ya da sabri-alano-keita şeklinde bir sağ çizgi formasyonu ki solda da balta-arda-kewell ile benzer bir formasyon ile en azından iç sahada rahatça oynayabiliriz dünkü maç özelinde bakılırs hem arda turan hem de keita olmayınca takımın önde top tutaması ise yadırganmamalı burada elano tercihi yerine aydın hatta serdar tercihi daha verimli olabilirdi sonuçta oyuncunun oynadığı mevkiye yatkın olması salt yeteneğinden daha da verimli olmasına yol açar.
Bir başka konu da bu maçla du yüzüne çıktı oda takımın hırs yoksunluğu bunun çözümü teknik veya idari bir konuma yerli bir futbol direktörü yada yardımcı hoca bulmak olmalı açıkçası oyuncuların işin ciddiyetini idrak etmedikleri sahadaki lakayıt tavırlarından anlaşılıyor misal topa karşı öyle bir hırs ile girilmesi gereken bir maç olması gerekirken son derece rölantide oynanan bir maç izlemek tam bir sükutu hayal oldu.
Melih Abi bir takım bu kadarmı ruhsuz olabilir. Galatasaray kötü oynayabilir sonuna kadar sabır, istikrar ama ben sabah 9′da kalkıp evden ayrılmadım maç saatini bekledim heyecanla. Liderlik aşkına saldıracak Galatasaray’ım dedim. Sağlı sollu ataklar gözümde canlanıyordu ama maç başından sonuna kadar bitmiş, tükenmiş bir Galatasaray vardı sahada. 2005-06 sezonu kadromuz, imkan(sızlık)lar, şimdiyle kıyaslanamazdı ama müthiş bir istek vardı arma farkı, arma aşkı vardı diğer takımlarla aramızda. Bir sarı-laci çubuklumuz eksikti dün akşam…
Melih Abi, selamlar,
Benim icin dun aksamki mac Elano’nun guvenoyu aldigi mactir. Ideal yerinde olmamasina ragmen , oyundan cikana kadar ortaya koydugu futbolu cok begendim. Hem savunmada hem hucumda iyiydi. Defalarca da kendi 18′imize kadar rakip kovaladi. Keita oyuna girerken Elano yerine , Topal Sarp ikilisinden birisi ciksaydi ve Elano orta sahaya cekilseydi daha iyi olabilirdi diye dusunuyorum.
Genel olarak oyun adina konusmak gerekirse dun aksam dinledigim pek cok yorumcunun aksine kotu oynadigimizi dusunmuyorum. Biraz topu fazla havalandirdik ve kendi sahamizda cok oyalandik ama organize ataklarimiz hizli ve etkiliydi, gol atagi ise mukemmeldi (rakip defansin hata yapma sebebi de atagin hizi zaten, ayni Diyarbakir macindaki gibi). Dun mac berabere bitmis olabilir ama rahatlikla 3 gol daha atabilirdik, yeterince pozisyona girdigimiz dusunuyorum, benim saydigim 7 ya da 8 gol pozisyonumuz var ( gol ve Kewell’a yapilip verilmeyen penalti haric). Verdigimiz pozisyon sayisi ise 2 ama biri gol oldu.
Mutlaka cozmemiz gereken defanstan top cikarma sorunumuz halen devam ediyor. Tum rakiplerimiz ezberlemis gibi 4 kisiyle bizim sahamizda baski uyguluyorlar ve bizde hep zorlaniyoruz. Aslinda bizi zorlayan bu taktigi rakiplere karsi kullanmak ta mumkun olabilir. Sonucta 4 kisi bizim sahamiza gectiginde rakipte ya one cikmis oluyor ya da ortasahasini bosaltmis oluyor. Tek paslarla hizli bir sekilde orta sahaya gecersek, rakip defansi dengesiz yakalama sansimiz da cok yuksek olabilir.
Sonuc olarak takim savunmamiz sezon basina gore cok daha guven verici, pozisyon bulmada da bir sikinti yasamiyoruz. Islerin yolunda gittigini dusunuyorum. Rijkard’in hedefinin ortasahada Arda+Elano+ tek on libero oldugunu tahmin ediyorum, ama savunma sorunlarindan dolayi bu plani henuz uygulayamadi. Uyguladiginda (bunu yakinda gorecegiz sanirim) eger savunmayi becerebilirsek Turkiye’nin tum gol rekorlarini kesinlikle kirariz.
Herkese saygilar,
Cem,
Merhaba Melih ağabey,
Umarım görüşmeyeli iyisinizdir.
Beraberlikle kaçan liderliğe çok üzüldüm bu hafta. Uzun süre sonra böyle bir fırsatı yakalamışken, üstelik klübümüz kötü günler geçirirken iyi olurdu bu liderlik.
Takımın yavaş oynamasında Manisa’nın yaptığı preste etkiliydi tabi. Artık açığımızı diğer takımlar biliyor bu sistemde. Orta saha ve defans ile arasındaki köprü görevini üstlenen oyuncularımıza, bunlar ( Ayhan Akman, Mehmet Topal olduğu zaman ) baskı kurarak Galatasaray’ın hücuma çıkmasını engelliyorlar.
Arda Turan’ın yeniden bu bölgede görev alması en büyük dileğim. Üç savaşçı orta sahadan ben sıkıldım açıkçası. Pozisyon veren, ve verdiğinden fazlasını bulan Galatasaray’ı daha çok özledim.
Ayhan Akman ile ilgili görüşlerinize tamamiyle katılıyorum. Ayrıca Hakan Balta’da inanılmaz kötüydü. Özellikle son haftalardaki düşüşünden şüphe duymaya başladım. Ama Elano konusunda ben değişik düşünüyorum. Tamam, hala bizim beklediğimiz düzeyde değil ama dün sezonun en iyi maçını çıkardı Pana maçından bu yana. İleri gitti, geri geldi sorumluluk aldı, pas hatasıda yaptı tabi. Ama bana göre o kadar kötü değildi. He, Keita’nın yaptığı görevi yapabilirmi ? tabiki hayır. İkisi farklı oyuncular sonuçta. Ama ben Elano’ya olan kredimi bitirmeyeceğim sezon sonuna kadar.
Yavaş ve etkisiz oynamamıza rağmen Kewell’ın kaçırdığı bir pozisyon varki ( Nonda’nın geriye çıkarıp Kewell’ın vurduğu) aynı duyguları son dakika Linderoth’un pozisyonunda yaşadım. Belki o golü atsa iyi bir dönüş olacaktı İsveçli için ama hak yerini buldu diyebilirim, haketmedik.
Sana iki sorum olacak Melih ağabey;
1.si; Leo Franco sence Galatasaray için yeterli kalecimi ? ( Bu maçta yediği golden dolayı söylemiyorum bunu, )
Birde zorlu Bursaspor deplasmanında şansımızı nasıl görüyorsunuz, şu şartlar altında ?
Sevgili Melih,
Hadsizlik olarak değerlendirme lütfen. Bu sayfalarda oluşan samimi dialoglara dayanarak, ve izin verirsen, bir eleştiride bulunmak istiyorum.
Bazen, rakamların içinde kaybolduğunu hissediyorum. Son cümlenle, dünkü olan biteni aslında çok güzel özetlemişsin. O zaman ne gerek var yazının geri kalanını bu denli rakamlara boğmaya? Galatasaray dün 4-3-3′ün herhangi başka bir varyasyonunu oynasaydı (geniş, dar, 2+1, 1+2) hatta 4-4-2 veya 4-5-1, bu maçı alamazdı… Konuşulması gereken bu bence.
Yıllık ortalama $500.000 alan Manisaspor’lu futbolcular deli gibi koşup, pres yaparken (üstelik deplasmanda), yıllık €2M civarı bir paraya oynayan Galatasaray’lı futbolcular (birkaç kişi hariç) topu ileri taşımaktan acizdi. Altını çizdiğin gibi, sürekli ‘yüksek top kolaycılığı’na kaçtılar. (üstelik SamiYen’de ve böylesine kritik bir dönemeçte ve 25.000 taraftarın çılgın desteğine rağmen).
O yüzden, rakamlardan (formasyon + istatistikler) kafamızı kaldırdığımızda, başta Rijkaard’ın formsuz olduğunu görüyorum ben. Belki de katılmazsın, bilmiyorum…
Bakalım aynı aciz futbolu Bursa’da oynarsak skor nasıl olacak? Veya bu takım 1 hafta içinde toparlanıp, güzel bir deplasman galibiyeti mi yaşatacak? Bekleyip görelim…
Çok güzel bir yazı Melih Abi. Kötü bir hafta ardından liderliğe emin gibiydim aslında. Tabii Manisaspor’un Fenerbahçe maçındaki oyunu da endişe vericiydi fakat son haftalardaki pozisyon vermeyen oyun benim için en önemli artımızdı. Nasıl olsa golü bulabiliyoruz. Daha doğrusu pozisyonları.
Öncelikle benim savunma anlayışımdan bahsedeyim;
Bana göre bu oynadığımız oyunun tek savunma kuralı vardır, o da doğru ve zamanında pas. Topu rakibe kaptırmamak yani. Bunun içinde ortasahamızın doğru pas tercihi yapması lazım her şeyden önce.
Son iki maçtır, yani Diyarbakırspor ve Manisaspor, Mehmet Topal oyuna kötü başlıyor. Pas hatalarıyla Galatasaray’ın savunma çizgisini geri düşürüyor. Bu da rakibin özgüvenini otomatik olarak arttırıyor. Maçın başında yapılacak akıllı pasların rakibin oyundan düşmesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Dinamo Bükreş maçında mükemmel pas yüzdesiyle oynayan Mehmet’in, Bükreş’in hücum hattını ne kadar geriye ittiğini hatırlıyoruz.
İkinci ise aldığı görev itibariyle Ayhan. Sakatlığından döndüğünden beri Ayhan çok ama çok kötü bana göre. Her şeyden önce çok fazla tercih hatası yapıyor. Doğru zamanlamayı yapamıyor. Alanını çok boşaltıyor ki bizim için ikinci önemli olan savunma alan savunması. Bu savunmadaki aksaklıklar arapaslarına yol açıyor. Barış’ın, Ayhan’dan farkı bu. Barış ne yaparsa yapsın 90 dakikanın örnek veriyorum 80 dakikasında oyun disiplininden, taktik disiplinden asla kopmuyor. Ayhan’dan daha iyi hücumu veya defansı var yok bunlar önemli değil. Önemli olan, hatta bu sene Mustafa Sarp’ın bu kadar parlamasını sağlayan, taktik disiplin. Maalesef şu an için buna uymayan en büyük oyuncu Ayhan.
Şöyle bir şey var ki dün Ayhan çıktıktan sonra takımın oyunu hala aynıydı.
Bu da aynı tip liberolarla oynamamızın sonucu. Hemen bir soru daha geliyor aklımıza? Peki kazandığımız 3 maçta neden böyle sorun yaşanmadı?
Bunun da sebebi yazında da belirttiğin gibi abi, Arda.
Galatasaray dün bana göre Elano çıkana kadar yine idare eder oynuyordu. Hatta Sabri’nin dün hücumdaki efektifliğinin büyük kısmı Elano’nun sayesindedir bana göre ki Sabri’ye müthiş bir kulvar açtığı oynadığı sürede.
Sabri’nin bu kadar iyi kullanıldığı atak organizasyonları pek hatırlamıyorum. Keita ve Arda daha fazla topla oynamayı sevdikleri için Sabri genelde 2. tercih oluyordu onlarda ama Elano, Sabri’ye çok iyi paslar attı. Zaten böylece de oyun karakterini gösterdi.
Elano bu takımın damarları gibi. Kalbi değil, beyni değil. Ama organlara kan taşıyan damarlar gibi veya sinirler gibi. Kalpten kanı alıp beyne, beyinden sinyali alıp kola, bacağa götüren sinirler gibi. Ki işte 4-3-3′ün 1+2’sinde, 2 tane böyle adam olmalı. Benim için oranın adamı her zaman Elano’dur. Arda’da Elano gibi oynayabildiği zaman Arda ve Elano’dur.
Bizim zaten oyundaki tıkanıklığımız bu bana göre. Bu görevdeki oyuncularımız tam olarak hazır değil.
Bunu yaptığımız zaman pek sorun kalmayacak.
Ayrıca dünkü beraberlik vs. bana göre önemli değil. Arda, Keita takıma dönüyor. Bu önemli. Keita dün biraz One Man Show yapmaya çalıştı. Bilinen bir özelliği olsa da bazen hakikaten gereksiz olabiliyor. Zamanla o özelliğinden vazgeçeceğini düşünüyorum.
Bir de stopere mutlaka bir tane oyuncu gerekiyor abi bana göre. Sorun Gökhan’ın veya Servet’in performansı değil. Defansın bir tane hakikaten lidere ihtiyacı var. Yani topu oyuna sokacak, defansa liderlik yapacak birine. Örnek verecek olursak bir Cannavaro, bir Puyol tipinde bir adam. Zira ofansımızın Kewell’ı, ortasahamızın Arda’sı var. Fakat defansımızın henüz böyle bir ismi yok.
Devre arasında, yönetimsel bir problem olmazsa, bu eksiklerin kapatılacağını veya Rijkaard’ın buna çözümler üreteceğini umuyorum.
Saygılar abi.
Melih abi selamlar maçla ilgili birşey söyleyemeyeceğim ne umduk ne bulduk dedirten bir maç oldu sadece Sabri ye teşekkür etmek istiyorum böyle devam ederse elimizde tutamayacağımız bir adam olacak bunca zaman dünya eleştiri! almış biri olarak ona kendi adıma saygı duyuyorum.
Sevgili Melih,
Sezonu ön eleme maçları nedeniyle oldukça erken açmak zorunda kalan Galatasaray ve Fenerbahçe ligin ilk altı haftasından sonra düşüşe geçerken, sezonu ön eleme oynamadığı için geç açan ve şampiyonluk rehavetindeki Beşiktaş’ın ise hazırlanarak geçirdiği ilk altı haftadan sonra çıkışa geçmesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum. GS ve FB, UEFA Avrupa Ligi’nde guplarında ilk sırada yer alırken, BJK’nın Şampiyonlar Ligi grubunda son sırada bulunması da yine bu farklı sezon açılışlarından kaynaklanmış olabilir. Bu konu üzerinde tartışmakta yarar olabilir.
Sevgi ve saygılarımla,
Aykut
selamlar melih abi
ben yeni gayin sin üyelerindenim.yazılarınızı ve lig radyodaki programınızı dikkatle takip ediyorum.izin verirseniz birkac sorum olucak cevaplarsanız sevinirim.
1.öncelikle manisaspor macı bir bakıma diyarbakırspor macının bir kopyası oldu.manisaspor ve diyarbakırspor oyuna cok iyi basladılar önde pres yaptılar ve galatasarayın oyun kurmasına izin vermediler.aralarındaki tek fark diyarbakırın kondisyonu 90 dakikaya yetmedi yetseydi galatasaray o mactada puan kaybedebilirdi.bundan galatasaraya önde basan her rakip galatasaraydan rahatlıkla puan alabilir sonucunu cıkarabilirmiyiz.çünkü defansla ortasahadaki oyuncular baskıyla karsılastıklarında telasa kapılıp cok pas hatası yapıyorlar.attıkları herpas duvar misali rakibe gidiyor.ayrıca orta saha oyuncularının biraz daha fazla sorumluluk akmaları gerekmezmi?
2.sizce Rijkaardın fenerbahce macından sonra savunma yönleri kuvvetli hücüm yönleri zayıf bir orta saha kurgusuna gecerek medyanın isteklerini dikkate almıs olmadımı.kendi sistemine ihanet etmedimi.kendi bildiği doğrulardan vazgecmis olmadımı.çünkü orta sahada sectiği oyuncular teknik kapasiteleri zayıf, ağır,sorumluluk almaktan korkan futbolu sadece pres yapmaktan ibaret oldugunu zanneden onuda tam manasıyla basaramayan oyunculardan kuruyor.maharet hücumu düsünen teknik kapasiteleri yüksek oyuncuları savunma yapmayı öğretmek degilmidir.kendisi degilmiydi savunma yaparak kupa kazanabilirsiniz ama akıllarda kalamazsınız diye.kendisi değilmiydi hücum futbolunu benimsiyoruz diye.bence rijkaard bu seçimiyle kolaycılığa kacmıstır diye düsünüyorum.bu kadarını herhangibir hocada yapabileceğini düsünüyorum.böyle bisey icin isminin rijkaard olması gerekmez.begemnmediğimiz medya bile bu kadarını düsünebiliyor.gol yemeyeyimde nasıl olsa atarım düsünncesinin herzaman gercek olamayacagını manisaspor gösterdi bize.ayrıca orta sahadaki o üçlünün mustafa ve mehmetin kaleye cektikleri birer sut dısında hem hücümsal hem defansif acıdan olumlu ne yaptıklarını söyleyebilirmisiniz.yediğimiz golde mustafa simpsonu resmen seyretti.kendiside böyle goller atmasına rağmen arkadan gelenin bu denli tehlikeli olabilecegini bilmesine rağmen simpsona müdahale etmedi.umarım enkısa zamanda o bastaki rijkaard geri döner.
3.öğrendiğime göre alt yapının basına jan derks getirilmis.takımın basındada rijkaard gibi bir isim var.bu yapılanmanı uzun vadede cok basarılı olacagını düsünenelerdim.ama bu basketboldaki olaydan sonra bu yönetim cok yıprandı.medyadan okuduğumuza göre eski baskanlar yönetimi istifaya cagırıyor.bu olay büyük bir skandaldı ama bu olaydan bütün yönetimi suclamak ne kadar doğru.sorumlular görevden alındı bir dahli olmamasına rağmen yiğit sardanda istifa etti.galatasaray etiğinden bahsedilir ama neden medya önünde yönetim istifaya çağrılır anlamadım.galatasaray da bir divan kurulu bir kongre yokmu düsüncelerini orda söyleseler daha iyi değilmi.bu biraz belden asğı vurmak degilmi.nerde kaldı etikler gelenekler.beğenmiyorsanız marttaki seçimde oy vermezseniz olur biter.ayrıca ben bu yönetimin galatasarayın son sansı oldugunu düsünüyorum.bu yönetim giderse rijkaard neeskens jan derks gibi isimlerden olusan yapılanmanın bozulacağını herseyin silbastan yeniden yapılacagını düsünüyorum.cünkü her gelen yeni yönetim kendi ekibini kurmak isteyecektir.buda galatasaray icin büyük bir kayıp olacaktır.cünkü bu taraftar almaguer i felipe yi tamas ı petre victoria flourkin gibi besinci sınıf futbolcuları unutmadı.6-0 fenerbahce macını unutmadı.ribery i hic unutmadı.bunları bu taraftara yasatan özhan canaydın turgay kıran fatih göksen gibi eski yöneticiler hangi yüzle cıkıp bu yöneticileri eleştiriyorlar anlamadım.gecmisi kendi yaptıklarını necabuk unuttular. bence galatasaray kongresi ne olursa olsun bu yönetimin arkasında durmalılar.
3.son olarak şunu sormak istiyorum.neden galatasarayda liseli ve liseli olmayan ayırımı var.neden liseli olmayan gercek galatasaraylı degilmiş gibi bir hava estiriliyor.galatasaraylı olmak icin liselimi olmalıyız.bu yönetime liseli degil diye bir huzursuzluk bir memnuniyetsizlik var.bir kac gün önce faruk süren bir tv kanalında cıkıp bu yönetimin forma olayına karısan kişilere galatasaraylılık etiğini durusunu ögretemedigini iddia etmisti.ama faruk süren forma olayına karısan antrenörlerin liseli oldugunu bilmiyor galiba.galatasaray etigi gelenegi görenegini galatasaray lisesinden mezun birinin hice sayarak galatasaray tarihine bir kara leke olarak gecen bu olaya sebep oluyorsa liseli olanın olmayandan bir farkı biir üstünlügü yokmus demekki.ama hic degilse liseli olmayan her nekadar liseye gitmesede böyle bir olayla anılmadı hic.o yüzden ben bir taraftar olarak liselilerin böyle bir ayrımcılık yapmamaları gerektigini düsünüyorum.kaldıki galatasaray sadece liseden ibaret degil.liseliler galatasarayın kendinden cocugundan arttırarak forma alan yagmurda sogukta takımını yalnız bırakmayan liseli olmayan milyonlarca taraftarı oldugunu unutmasınlar.onlar galatasarayı en az liseliler kadar seviyor.
biraz uzun oldu sanırım.cevaplarsanız sevinirim.
saygılar….
melih abi selamlar. yazın için teşekkürler.
aslında galatasaray ne zaman bulduğu pozisyonları cömertçe harcasa, ben bu pozisyonları çok arayacağımızı düşünürüm ve genelde de bu pozisyonları arar galatasaray.
süper lig takımları galatasaray’ın zayıf noktasını çözmüşler gibi geliyor bana. çünkü diğer büyüklere yapmadıkları presi bizim defansımıza yapıyorlar. servet, hakan ve gökhan da fazlasıyla umut veriyor onlara. çünkü oyun kurmak bir yana otuz metre uzağındaki oyuncuya bile düzgün pas atabildikleri pek nadir. bir de baskı yiyince ne yapacaklarını şaşırıyorlar. özellikle servet çetin önce topu alıyor, sonra ileri bakıyor. kendi çıkacakmış gibi yapıyor, sonra geri dönüyor, adamla mücadeleye giriyor ve gökhan’a veriyor. her maç istisnasız yaşanıyor bunlar. çok zaman geçiriyor.
ayrıca ben takımın göze hoş gelmeyen ve oldukça yavaş ve hatalarla dolu futbolu ayhan’ın oynamasına ve dağınık futboluna bağlıyorum.
linde girdikten sonra orta saha biraz toparlanır gibi oldu. mustafa ise tam bir şahane.
bu arada mutlu bir haber aldık bugün.
Evert Jan Derks futbol akademisi koordinatörlüğüne getirilmiş. işlerin yönetimsel anlamda (basketboldan dolayı) böyle kötü gittiği günlerde en mutlu haber bu benim için. hayırlı olsun galatasarayımız’a.
bir de abi, Derks ile ilgili bir yazı da bekliyoruz senden. zahmet olmazsa:)
Merhaba Melih abi,
Bende maçtaydım.Tribün olarak iyi başladık hatta numaralı bile “cimbombomum benim” yapıyordu sağlı sollu ama olmadı kazanamadık.
Alt yapının başına hala Hollandalı birisi gelmediği için sitem ediyordun.Evert Jan Derks geldi.Ne düşünüyorsun?
Selam Melih Abi,
Maç analizin mükemmel herzamanki gibi.Ben taraftar olarak Basketbol şubesinde çıkan olaydan dolayı rahatsız olarak izledim maçı, kim bilir futbolcularımız ne kadar etkilendi bu olaydan bilemiyoruz.Ama Kewell Nonda Elano hatta servet gibi tecrübeli oyuncularımız olduğu için etkilenmezler diye umutlanmıştım.Fakat maçta bu olaylardan futbolcularında etkilendiğini, yöneticilerimizin neredeyse çökmüş olan morallerini suratlarını gördük.Bence bu kötü oyunda bir parça da olsa bununda rolü vardır diye düşünüyorum.
Melih Abi,Geçen sezon Bülent Korkmaz ın oynattığı futboldan kareler gördüm ben dün maçta bilmiyorum sende hissettin mi.Sezon başındaki o gösterişli hızlı oyunumuz artık gitti.Rijkaard gibi bir hocanın kamuoyundan anti Galatasaray medyasından gelen eleştirilere kulak astı ve bildiği doğrudan vazgeçti.Hollanda ekolüne tamamen ters gelecek bir şekilde daha defansif oynatmaya başladı Galatasarayı.Sezon başından beri oynadığımız en kötü futbolu oynadık dün gece.Ve ben izlerken bu takım ne oynuyor ne yapmaya çalışıyor diye ilk defa söylendim sezon başından beri.Dün takımı tanıyamadık Keita girene kadar.Keita girdi sabri ile beraber bir parça olsun eski futbolumuzdan bir eser gördük.Ben ilk defa oynadığımız futboldan utandım dün gece.Ne olduda takım bu kadar kötü oynadı bunun altında yatan nedenler varmı bilmiyorum.Ama bildiğim tek şey Rijkaard gibi bir hocada eleştirilere kulak verip bildiği yoldan dönermiş bunu gördüm.Defansif bir oyun oynatmak en başta hollandalı hocaların yapılarına ters.Belki bunda Nonda nın payı olabilir hızlı olmadığı için Baroş gelene kadar bu plan dahilinde oynamak isteğini anlayabilirim.Ama Baroş gelincede bu oyunla oynayacaksak bu iş olmaz Melih abi.Keitayı yedek bırakmasını ben çok istedim ki hocada bıraktı elano ile kewell ile aynı akşam maçları olan keita almanya gibi 2 saatlik bir ülkeden 2 gün sonra geliyorsa yedek kalmayı hak etti.Ama önceden Keita olmayınca Aydını oynatırdı hadi Ardayı oynatmadı ama Aydının oynamasını bekledim.Nasıl olsa orta sahada Ayhanın takıma katkısından çok zararı var, onun yerine Elano orta sahada çok daha iyi oynayabilirdi.Aydın Nonda Ve Kewell da ilerde.Ben Linderoth un kötü halinin Ayhan dan iyi olduğunu düşünüyorum.Benim gibi düşünen taraftarın sayısını internetteki taraftar sitelerinde görebiliriz.Rijkaard gibi bir hoca hem kadroyu değiştirip daha defansif bir plan ile maça çıkıyorsa Ayhan gibi sahada haftalardır takıma zarar veren bir oyuncuyu göremiyorsa sezon başından beri ilk kez düşük notuda alır Melih abi.Bundan sonrada maçlarımızı 2.yarıda atabileceğimiz gollere göre ayarlarsak ilk yarı bitene kadar yarıştan düşebiliriz bundan korkuyorum.Başta Nonda olmak üzere bazı oyuncularımız ikinci yarı form olarak düşüyorlar.Gol pozisyonuna girebilmek için yeterli tempoları kalmayabilir.Onun için işimizi her maç ilk yarı bitirmemiz gerekiyor.Kewell Keita Arda Nondalı kadro bundan sonra tüm maçlarda ilk 11 başlamalı.Ve Rijkaard bildiği doğrulara ve kendine ihanet etmemeli.Galatasar gibi bir takım milyon euroluk bir takım Yedekleri Arda Keita Baroş olan bir takım lige yeni çıkmış manisa karşısında önlem almaz 3 defansif orta saha ile maça çıkmaz çıkmamalı.Madem bu önlemi Kadıköyde alsaydı da orada boynumuz bükülmeseydi.Ben bu olaya karşıyım Melih Abi Galatasarayın her zaman her yerde Nou Camp ta Old Trafford da sonuç ne olursa olsun ofansif hücum futbolu oynamasını isterim.Manisa gibi Diyarbakır gibi Sivas gibi takımlara karşı gol yememeyi düşünmek için sürülen kadroyu değil.Hadi onuda yapabilsek içim sızlamaz ama Gökhan ve Servet gibi 2 tehlikeli stoper varken onuda yapamıyoruz.Elano belki Ardanın transferine alternatif olarak alındı ama keşke ona vereceğimiz para ile Bir Emana Defansa Cordoba veya Orta sahaya şuan alınması en kolay olan Hamiti alsaydık.O zaman başka bambaşka bir takım olurduk.
Ben takımımın tekrar atak futbol ve gösterişli futbol oynamasını istiyorum.Bir maçta 3 gol yesek bile.Hiç olmazsa ızdırap çekmiyorduk dün akşam gibi.İnşallah Rijkaard ve Neeskens hocalarımız bundan sonra bildikleri doğrudan vazgeçmezler ve onların diğer hocalarla olan farkları görülür tekrar.Ben biraz senin deyiminle enseyi kararttım hem son gelişmelerden sonra hemde maçtan sonra.Ama desteğe devam başka Galatasaray yok.İnşallah düzeliriz ve lidin en gösterişli futbolunu tekrar oynamaya başlayarak maçlardan sonra gurur duyarak staddan çıkarız.Ve hiçbir takımdan korkmadan oynayarız.
Selamlar…
Maç maç gidiyoruz belki bu geniş açıdan bakmamızı engelliyor. Sonuç olarak Galatasaray şampiyon olacaktır. Fakat tüm hedef bu mu diye sormak gerekiyor. Bu arada altyapı koordinatörlüğüne Hollandalı bir ismin getirildiğini okuyorum resmi siteden. Şimdi ben gelecek adına nasıl umutsuz olacağım? Evert Jan Derks Rijkaard’ın önerisi ile getirildi mutlaka. Buradan uzun vadeli planlar yapabilir miyim diye de düşünmeden edemiyorum FR ile ilgili…
Saygılar…
Melih Abi merhaba.Altın tepside gelen fırsatı teptik.Fb moral olaral çok bozulacak biz ise daha da moral bulacaktık lider olsa idik. Neyse daha çok maç var.Fakat takım düzeni motivasyon pozisyona girme sayısı vs.gibi etkenlerimizi bu maçta göremedik.İnşallah bu maçta kalır.Devre sonuna kadar lider oluruz.Saygılar.
Biraz çalışıyorum.
Birazdan mesajları okumayı başlayacağım.
Sevgiler.
Melih
Selamlar Melih abi
Açıkçası bu puan kaybı beni pek üzüp karamsarlığa itmedi. Kötü oynadığımız gerçeği görmezden gelinemez ama ikinci devre bulduğumuz pozisyonlardan birini atsaydık zaten maçı koparırdık. Elano bence bu takımda kesinlikle ortada oynamalı görüşündeyim. Galiba eksiği fizik yetersizlikten ziyade ki bence fizik açığını kapattı, Rijkaard’ın sistemine ve oyun mantığına tam olarak adapte olamaması ve cevap verememesi. Haftaya Bursa maçını kayıpsız geçersek bu devreyi lider kapatacağımıza inanıyorum. Son olarak Arda’nın bu kadar kısa sürede hastalığını atlatıp maç kadrosuna girebilecek kadar zinde olması gerçekten çok güzel. Bence bu gribi hızlı ve sağlıklı bir şekilde atlatması halkımızın gerçek anlamda bu gribe karşı bilinçlenmesi için büyük bir fırsat. Konuyu dağıttım kusura bakma abi. Haftaya inşallah Bursa maçının yazısında güzel futbolumuz ve gollü galibiyetimizi konuşmak üzere.
Saygılar
Selamlar Melih Abi,
Arda Turan’ın yeni açtığı twitter hesabında ( http://twitter.com/ardaturan_10 ) bugün şu ifadeler yer aldı:
“Her maç iyi oynayağız diye birşey yok ama kötü maçta yeni birşeyler öğreniyoruz. Haftaya sahalardayız.Taraftarımızdan özür diliyoruz.”
Burada anahtar, “kötü maçta yeni bir şeyler” öğrenebilmek. Sezon başından beri söylediğimiz şey de bu. Bu takım öğreniyor, öğrenerek her koşula uyum sağlayacak şekilde evriliyor çünkü futbolda da “en uygun olan yaşar.”. Uygun olmayan, evrilemeyense tarih sahnesinden silinir. Bir daha böyle bir liderlik fırsatı geldiğinde elinden kaçırmayacak kadar çelik gibi sinirlerle, her zaman bahsettiğimiz o ruhla sahaya çıkacaktır Galatasaray. Yine Arda’nın twitter’da hocasından alıntıladığı gibi:
“Rijkaard: ‘Maçı kaybedebiliriz ama ruhumuzu asla.’”
Sevgilerimle…
Frank basının etkisindemi kalmış acaba? son 4 maçtır diyorum bunu. GS bu tarz 3lü orta saha ile oynadığı sürece, oyunudan zevk alınmaz bir takım haline gelyor. varsın basın çok gol yiyor desin. 2 yer 5 atarız. elano ve kewell dışında spektaküler oyuncumuz yoktu sahada. oysa bunlara keita ve arda katılsaydı hadi arda hasta , aydın katılsaydı. Elano orta üçlüde oynsaydı en azından seyr zevki olan bir takım seyrederdik. biliyoruz bu sene geçiş devresi. Bu geçiş devresinde bize uygun topu oynamak istiyoruz. hani iki adam vardır ikisininde boyu 1.80 dir ama biri uzun gözükür diğeri ondn kısa gözükür. GS son 4-5 ma kısa gözüken 1.80 lik adam gibi….
Frank basının etkisindemi kalmış acaba? son 4 maçtır diyorum bunu. GS bu tarz 3lü orta saha ile oynadığı sürece, oyunudan zevk alınmaz bir takım haline gelyor. varsın basın çok gol yiyor desin. 2 yer 5 atarız. elano ve kewell dışında spektaküler oyuncumuz yoktu sahada. oysa bunlara keita ve arda katılsaydı hadi arda hasta , aydın katılsaydı. Elano orta üçlüde oynasaydı en azından seyir zevki olan bir takım seyrederdik. Biliyoruz bu sene geçiş devresi. Bu geçiş devresinde bize uygun topu oynamak istiyoruz.
Hani iki adam vardır. İkisinin de boyu 1.80 dir ama biri uzun gözükür, diğeri ondan kısa gözükür. GS son 4-5 maç kısa gözüken 1.80lik adam gibi….
Ali Sami Yen’deki maçlarda 4-3-3 yerine, bol gol bulduğumuz fakat aynı zamanda çok da gol yediğimiz ve Trabzon maçından sonra vazgeçtiğimiz 4-2-3-1 dizilişi ile çıkmak doğru olmaz mı?
Selamlar.
Maçla ilgili tüm yorumları edit yapmadan yayınladım.
Yarın akşam saatlerinde bu yorumlar üzerinde bir şeyler yazabileceğim sorulan soruları yanıtlamak dahil.
Özür diliyorum yoğunluk için.
Sevgiler.
Melih
PS: Ayrıca Nalga konusunda hiç okuyamadığım 15 yorum daha var. Onları da yarın eriteceğim.
Ayhan’ın kaptanlığına ben de karşıyım. Bir oyuncu sırf takımda uzun süre oynuyor diye kaptan olamaz. Takımın ruhunu taşıyan bir oyuncu olmalı kaptan. Bu Sabri de olabilir, Kewell da. Ancak takımın ruhunu taşımalı, Ayhan’da bu yok. “Galatasaray kaptanı Ayhan Akman…” diye başlayan bir cümle kurduğumuzda bile ağızda biraz yabansı duruyor.
(Selam Koray. Büyük ölçüde haklısın. Esasında işler kötüye gitmeye başlayınca duruma el koyacak kahramanları kaptan yapmak gerek. Mesela bu kapsamda Mustafa Sarp benim kaptan adaylarımdan birisi. Ayhan Akman’ın çıkmasından sonra Topal’ın kaptan olması da değiştirmedi durumu. Galatasaray kaptanlığı başka bir şey. Sevgiler. Melih)
Melih Abi Selam,
Çok detaya girmeden basit olarak Pazar günkü maçla ilgili hissettiklerimi ve gördüklerimi paylaşmak istiyorum birkaç başlık altında.
1- Takimdaki mücadele gücündeki inanilmaz düşüş: maçı statta seyredenlerdenim. Gerek 1-0′dan sonra Galatasaray’ın düşük temposunu gerekse Manisaspor’un Amerikan futbolundaki gibi yavaş yavaş ikinci devre boyunca kalemize yaklaştığını ve sonunda golü (belki daha önce net bir pozisyon bulmasa da) bizi geriye ite ite bulduğunu çıplak gözle gördüm. İstatistiklerde de açık olarak görülüyor ki takımın özellikle orta sahası -ki buna kanatlar da dahil, ikili mücadelelerin bir çoğundan başarısız çıktı. Liderliğe oynayan takımın bu kadar ısırmadan oynaması son derece şaşırtıcı. Zaten oyun kurmada çok fazla beklentimiz olmayan bir ortasahanın böyle pasif görünmeye hiç hakkı olmadığını düşünüyorum.
2- Hakan Balta’nın inanilmaz formsuzluğu: Hakan Balta geçtiğimiz yıllarda Ergün Penbe ya da Ümit Davala’yı hatırlatan futbolcu tekniği ve stiliyle en beğendiğim beklerimizden biriydi. Ancak bu sene ne olduysa oldu bir türlü form tutamaz hale geldi. Gerçi sağ ve sol bekleri her zaman önlerinde oynayan açık oyuncularıyla beraber değerlendirmek gerektiğini söylerim ama yine de Hakan Balta’nın bu formsuzluğunu önünde oynayan Kewell’a ya da üçgendeki Ayhan’a bağlamanın haksızlık olacağını düşünüyorum.
3- Elano’nun geldiği günden bu yana en iyi futbolunu oynaması fakat tribünlerin yeterince dolduruşa gelmiş olmasından dolayı kimseye yaranamaması: Basın sonunda yaptı yapacağini. Maçı yeni açık tribünden seyrettim. Etrafımdaki yirmi otuz kişilik grup ağız birliği edercesine Elano’nun attığı milimetrik pasları ve oyunu hızlanıran tek paslarını görmezden gelerek aralıksız Elano’yu eleştiriyorlardı. Tamam geldiğinden bu yana gol, asist vs. verimlerine baktığımızda ancak yıllar önce gelen Christian ya da Knup kadar verimli görünse de bence halen sabir gosterilmesi gereken bir yetenek. Ancak basın Lincoln’den sonra takacağı oyuncuyu buldu ve bununla çok iyi oynadı şu ana kadar.
Benim oyunla ilgili hatırlanması gerekenler olarak kendi adıma not ettiklerim bunlar, umarım Cuma akşamı oynanacak ve gerek üç büyüklerin Cuma istatistiği nedeniyle gerekse Bursa’nı direnci nedeniyle cok çekindiğim maçta Arda, Keita ve Barış’ın katılımıyla başarılı bir skor alır ve zirve takibimizi rakibimizin ensesinde sürdürmeye devam ederiz.
Sevgilerimle,
Tamer
(Tamer selamlar. Maalsefe Elano’yu kurt sofrasına itenler arasında Galatasaraylı yazarlar çoğunlukta. Daha önce belirtmiştim sanırım. GSTV’de bile onun için “devre arasında takasa gönderilsin” deniliyorsa, medyaya kızmanın çok manası yok.
Hakan Balta sanırım hastaydı bu arada. Çoğu antrenmana çıkmadı. İş disiplini nedeniyle çok sayıda şans tanınması gereken bir futbolcu kanımca.
Ben hiçbir maç yazısı okuladım henüz. Sadece şunu merak ediyorum, bütün olup biteni göbekte üç orta saha futbolcusuyla açıklamaya çalışanlar ne diyorlar? Sevgilerimle. Melih)
Merhaba,
”Ne düşünüyordu Rijkaard? Daha doğrusu ne ummuş olmalıydı? Pas koordinasyonunu yüksek tutarak kanatların pek kullanılmadığı hızlı bir pas futbolu oynamak. Beklentisi buydu muhtemelen Rijkaard’ın” demişsiniz yazınızda.
Düşünce temelde doğru, peki siz veya herhangi bir Galatasaraylı, geride Servet, Gökhan önlerinde Topal, Sarp, Ayhan veya Barış ile bu pas futbolunun oynanacağını gerçekten inanıyor musunuz, yoksa biraz iyimser bir görüş mü bu? Biz bu futbolu daha Manisa’ya karşı oynayamazken, daha iyi takımlara karşı nasıl mücadele vereceğiz? Maalesef sezon başından beri takımda bir ilerleme göremiyorum ve kendi sahamızdaki maça 4 defans + 3 ön liberoyla çıkmamızın mantığını anlayamıyorum. Üstelik Manisa’ya karşı. Top kullanma becerisi kısıtlı, katedemeyen, pas atamayan futbolcularla bu hızlı pas futbolunu oynamak bana çok uzak bir hayal olarak geliyor. Bilmem katılır mısınız?
Sevgiler..
(Bülent selamlar. Çok katılmıyorum dediklerinize. Şundan. Pas futbolu bir boşluk futbolu. (Birçok yazıda açık ya da örtük bunun altını çizmeye gayret ediyorum.) Servet Çetin ya da Gökhan Zan’ın, pas isteme inisiyatifi kullanmayan takım arkadaşlarıyla pas futbolunu oynaması düşünülemez.
Aynı futbolcularla sezonun başından bu yana bir çok maçta pas futbolu oynadığımızı unutmamamak gerek. Bir de şu var. Forvet konusunda fazla şansı yoktu Rijkaard’ın. Arda takımdaydı ama oynayacak durumu yoktu. Galatasaray forvetinin alternatifi fazla değil, orta saha ya da defans gibi. Sevgilerimle. Melih)
merhaba melih bey,
maalesef bir başka puan kaybı ertesinde “oyun” üzerinde konuşmaktayız. bu sezon başından beri (fr geldiğinden bu yana) özellikle sizin sayenizde “total futbol” ya da “neo-total futbol” üzerinde epey bir malumatımız oluştu. tüm bu bilgiler üzerinden genel bir GS değerlendirmesine gider isek bence ortaya aslında oldukça başarılı bir tablo çıkıyor. (tüm puan kayıplarına ve aksaklıklara rağmen)… şöyle ki:
barcelona ile sembolleşen neo-total futbol, 3 perdeli bir oyun sanırım. ilk perde, skor üstünlüğünü ele geçirene kadar oyunu yönlendiren baskılı süratli ve yorucu bir periyod… ikinci perde, skor üstünlüğünü ele geçirmeyle başlayıp farkı 2′ye çıkartana kadar süren, “boş-viteste” pusuya yatma… ve son periyot 2 farkın elde edilmesiyle başlayan keyifli bir eğlence… ki çoklukla farkı daha da arttıran bir eğlence…
prese, kesintisiz oyunda kalmaya ve toplu hücum – toplu defans üzerine kurulu orta avrupa ve hatta alman ekolünün aksine, 2. periyotta orta saha ve hücum hattı oyuncularının fazla rakibi zorlamadan, sadece süratli top çevirerek fırsat kollaması, defans kurgusunda oyunu kanatlara sıkıştırıp süratli beklerini kullanarak orta mesafeli paslar ile çıkılması ve hazır bekleyen hücumcunun topla buluşturulması. elbette bunlar ideal oyun formatı..
teorik olarak bu formata ters gelebilecek en önemli ekol zaten kanatlar üzerinden oynayan, ve de iyi oynayan ingiliz ekolü ya da orta sahanın süratini yüksek presle kıran alman ekolü olacaktır. zaten hollanda takımlarının ve barcelona’nın en çok ingiliz takımlarından muzdarip olmuş olmaları da bunu gösteriyor bana…
açıkçası GS bu formata geçmeye karar verip fr’ı takımın başına geçirdiğinde oldukça umutlanmıştım. sonuçta türk futbolu kanat organizasyonu hakkında oldukça zayıf bir yapıya sahip.. en iyi kulüplerimiz dahi kanat organizasyonları hakkında tutarlı bir performans gösteremiyorlar… yüksek orta saha presi de çok sevdiğimiz bir yapı değil aslında… bizim futbolumuz daha çok sert defans yapıp 3-4 kişi ile kontralara çıkan italyan futbolunu andırıyor çoğu zaman… takımımızın oyuncu yapısı da aslında total futbola oldukça uygun sayılır.. benim bu sezon için endişem uluslararası maçlarda başarılı ingiliz ekolü temsilcileri ile eşleşmekti aslında.. hala da öyle.. çünkü bizim beklerimiz ve stoperlerimiz türkiye için oldukça yeterli iken ingiliz takımlarına karşı “kevgir”e döneceklerinden korkarım. yani bu sistemi barcelona kadar iyi uygulamadan çok ağır darbeler alabiliriz.
total- futbol belki de tüm oyun sistemleri içerisinde en fazla oyuncu kalitesine muhtaç sistem.. ve ezberlenmiş setlere muhtaç aynı zamanda.. ne mutlu ki, GS bu şablona uygun kalitede topçulara, ve kendilerine bu setleri hatmettirecek teknik kadroya sahip.. peki o zaman bu yaşanan kayıplar ne oluyor?
bence sıkıntımız oyunun 2. peryotunu hala klasik türk futbolu gibi oynamaya kalkmamızdan kaynaklanıyor.. ilk periyotları çok başarılı uyguluyoruz.. golü bulunca daha çok skor-koruma, aktif dinlenme gibi ezberlerimiz devreye giriyor… ve aslında oyunun en stratejik kısmında ikinci gol için arzulu olmayı başaramayıp rakibi yormak gibi bir mantığa geçiyoruz.. ancak tüm tecrübeler gösterdi ki bize, GS’a 1 gol asla yetmiyor.. daha hiç 1-0 kazanamadık galiba..
maçlarda ilk golü ne zaman attığımız çok önemli.. manisa maçında neredeyse devre sonu idi… bu yüzden maçın ilk yarısı keyifli, süratli, pozisyonlu ve coşkulu iken, 45-75 arası neredeyse sahada var ama oyunda yok idik…
maçlardan sonra vermiş olduğunuz istatistkleri sadece ilk yarı için inceleyecek olursanız sanırım çok daha yüksek pas sürati ve isabeti göreceksiniz.. maçın 25. dakikaları civarıydı sanırım.. ekrana bir istatistik yansıdı.. manisa 45 pas / 30 küsür isabet, GS 110 küsür pas / 90 küsür isabet… ki manisa son derece takdire şayan bir şekilde açık ve güzel bir top oynadı bence..
kısaca orta sahada 3 orjinal ya da 2 orjinal orta saha oyuncusu olmasından ziyade, bence sorunumuz 2. periyotlarda baskı yiyen orta sahamızı (maalesef xavi ve iniestamız yok) transit geçecek toplar çıkartamamamız.. ankaragücü ve fb maçları rakiplere formülü verdi açıkça.. “golü yiyene kadar rahat ol, golden sonra onlar zaten geri yaslanıp duracaklar… yüksek pres mutlaka gol getirir, tabi eğer yapabiliyorsan baştan presli başla”…
manisa maçı hakkında son yorumum ise seyirci üzerine olacak.. çook uzun zamandır gördüğüğün en başarılı taraftar vardı pazar akşamı.. coşkulu, dinamik, keyif alan… ta ki devreye kadar.. ikinci yarı başında onlar da takıma uyup söndüler.. belki de taraftar organizasyonu açısından 2. yarıların başlarına konsantre olmak daha iyi olacak.. neticede zaten ilk yarılara takım iyi başlıyor.. sorun önde girdiysek devreye, ikinci yarının başında başlıyor.. bu dönemde coşkulu teşvik eden tribünler sanırımı FR’ı da rahatlatacaktır.. çünkü kenardan taktik verebilirsiniz ama motivasyon çok zor…
(Merhaba. Temel sıkıntı ikinci golü atmakta ortaya çıkıyor öne geçtiğimiz maçlarda. Ama Manisaspor maçı daha başka bir formatta gelişti. Maçın hemen başında kazandığımız kornerden sonra yeniden Manisaspor kalesine ilk kez gittiğimizde dakikalar 10′u gösteriyordu. İlk şutumuzu 17′nci dakikada çektik. Bu, ASY’de ilk kez gördüğümüz bir foto. Keza ikinci yarıda ilk atağımız gerçekleştiğinde 58′inci dakikaydı.
Yılda bir böyle maçlar olur. Ama bundan tuhaf olan böylesi bir maçta bile rakipten fazla gol pozisyonu üretmek ve topla daha çok oynamak.
1-1′den sonra rakip kaleyi abluka altına alan bir yapı bile göremedik. Sanırım takımın gerçek durumunu Bursaspor maçında göreceğiz. Çünkü Manisaspor maçı ya bir istisna, ya da Galatasaray gerçekten kötü bir durumda. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Orta sahanın sertliği ve yaratıcılığını birbirinin zıddı ve bir arada bulunamayacak bir özellik gibi tanımlayarak yanlış bir tartışma zemini yaratıyoruz.
GS orta sahasının çoğunun her iki yönü yakın düzeyde gelişkin komple oyuncular olmayışının çarpıttığı bir bakışa hapsolmak bir yere götürmez bizi.
Sert orta saha ihtiyacı top rakipteyken topu geri kazanmak için gerekiyorsa topa daha fazla sahip olarak ve sahip olunduğunda daha uzun süreler kullanarak bu ihtiyacı minimize etmek mümkün.
Doğru pozisyon alan ve çabuk topun arkasına geçebilen bir orta saha bloğunun üst düzey kora kor bir fiziki yıpratıcılığa topun daha çok rakipte olduğu edilgen bir oyuna göre daha az ihtiyaç duyacağı açık.
Bu anlamda bir fizik dozu yüksek kesici ağırlıklı + iki topla yumuşak, çabuk karar veren, doğru pas seçimleri yapan orta saha ile oynamak en doğrusu gibi geliyor bana.
Eldeki oyuncuları düşününce Linderoth, Arda, Elano’dan en az ikisinin bir arada yer aldığı bir orta saha.
M.Sarp’ın, Barış’ın, Ayhan’ın yedeklediği.
Bu durumda belki defansa dönük rakip prese karşı M.Topal stoper alternatifi olarak düşünülebilir.
Her ne kadar Kewell’ın arkasında oynamak özellikle defansif özellikleri gelişkin olmadığından kolay olmayacaksa da H.Balta’nın defansif kısırlığına alternatif olarak Caner ısındırılmalı sol kanatta.
Topu rakip sahaya taşımada sağ kanada bağımlılığımızı da çeşitlendirmiş oluruz bu hamleyle.
Rakip defansın enine saha yayılım boyunu uzatacak bu çeşitlenme GS’ı karşılarken kademe yakınlığının arasını açarak sağ kanat etkinliğimizin de dozunu arttırmış olur.
Nonda belki kabul edilebilir bir stepne ama bu oyunun ideal uç adamı olmak için yeterli hıza sahip değil.
Alt yapıda tüm kariyerini alt yapılarda geçirmiş olgun bir Holandalı koordinatörün başlamış olmasını FR / GS beraberliğinin mevcut kontrat süresini aşan bir perspektife sahip oluşu olarak okuyorum.
Oluşturulması bu sezonu aşan bir zamana yayılması kaçınılmaz olan takım oyununa uyan ve uymayan dişlilerin ekleneceği, eleneceği bir süreç işleyecek FR ve ekibi yönetiminde.
Alt yapı çıkışlılarla beslenmesini bekleyeceğimiz, ölçülmüş biçilmiş nokta dış transferlerle tamamlanacak.
Şu açık.
Önümüzdeki beş yılın en kötü sezonunu bu sezon yaşar GS.
En kötüsü şampiyonlukla başlayan bir süreçte
extra bir başlangıç olur.
(Selamlar. Galatasaray’ın iki karakteri var. İlki düşünür. Diğeri savaşçı. Kewell ve Elano düşünür karakterini temsil ediyorlar Galatasaray’ın. Arda Turan, Sarp, Sarıoğlu ve Barış Özbek ise savaşçı tarafını. Manisaspor maçında savaşçı karakteri yoktu takımın.
Altyapıya ilişkin bir duyumumu da paylaşayım. Yeni göreve gelen Derk bir koordinatör olarak görev yapacak duyduğuma göre. Altında yine Hollanda kökenli birkaç teknik direktör daha olacak. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Bucaspor maçı sonrası durumda sizin söylediğiniz gibi 3 orta saha oyunculu 4-3-3 den çok takımın topun gerisine geçmesi önemliydi ama acaba biraz da Barış Özbek bireysel olarak da enerjide, preste fark yaratmış olabilir mi? Manisaspor maçında takımda son 3 maçtan farklı olarak onun oynamaması fark yaratmış olabilir mi? Diyarbakır maçında atıldıktan sonra da bir şey değişmedi dersek buna cevap da Barış atıldıktan sonra da değişen bir şey olmaması 10 kişi kalmanın “topun arkasına geçmek” için zaten yeterince tetikleyici olması olabilir mi?
(Selamlar Ömer. Bence doğru bir gözlem ve teşhis. Barış Özbek ve Sarp ikilisi sürüklüyordu bundan önceki maçlarda presi. Böylece takımın boyu biraz daha kısalınca Topal daha etkin olabiliyordu. Özbek’in olmaması Sarp’ı tek bıraktı Manisaspor maçında. Takımın boyu uzayınca da Topal daha az etkin göründü. Bursaspor maçında bunu test edeceğiz. Sevgilerimle. Melih)
Merhabalar,
Hemen hemen herkesin hayalkırıklığına uğradığı açıkça görülüyor yazılanlardan. Evet takımın oynadığı vasat futboldan öte, rakibin farklı mağlubiyeti ve elimize gelen liderlik şansına rağmen bu kadar isteksiz bir oyun ortaya çıkması aslında düşündürücü olan. Arda’nın varlığı belirttiğiniz üzere sahadaki onbirin kendi durgunluğunun farkına varıp uyanmasını sağlayabilirdi. Fakat Arda yoktu ve takım uyanamadı.
Maçı izleyen on yaşında bir çocuk bile Galatasaray’ın defanstan top çıkarmada problem yaşadığının farkına varır. Ben burada bütün problemi Servet ve Gökhan Zan’da bulmuyorum. Birçok pozisyonda Mehmet Topal’ın da kendine boş alan yaratıp pas istemediğini, hatta Mustafa Sarp’ın top beklerimizdeyken sırtı kalemize dönük, yanında bir Manisasporlu hücum oyuncusu ile beraber yürüdüğünü gördüm. Durum bu olunca Servet’in topu 1-2 saniye ayağında tutup Leo Franco’ya dönmesi veya direk şişirmesi normal görünüyor. Sol ve sağ beklerimizin biz topu defanstan çıkarırken kanatlardan orta çizgiye yaklaştıklarını, fakat topu oyuna sokmakla yükümlü olan savunma göbeği oyuncularımızın yediği baskı yüzünden topu bu açılan kanat beklerine aktaramadıklarını, aktarsalar dahi kanat beklerinin de yediği ayrı bir baskıyla çizgiye mahkum olduğunu gördük defalarca. Belli ki Rijkaard topu ortadan değil de kanatlardan oyuna sokmak istemişti, fakat ilk yarım saat bunun pek yürümediği de açıktı. Hasbelkader hücum oyuncularımıza top geçtiğinde etkili bir şekilde Manisaspor kalesine inebildik, çok estetik bir Kewell-Nonda organizasyonuyla da golü bulduk.
Aldığı ücret ve beklenti yoğunluğu nedeniyle yine eleştiri oklarının hedefi olan Elano’yu ben bu maçta şahsen beğendim. Topla çok az buluşması onun değil top defansımızdayken boşa çıkıp kendini göstermeyen orta saha oyuncularımızın hatasıydı, ayrıca topla buluştuğu anlarda Harry Kewell’a gönderdiği uzun ters toplar derslik nitelikteydi. Zaten bunlardan birisini en son Seleçao’da atmış, pazar günü attığı uzun toplardan pek de farkı olmayan bu top Nilmar’ın fantastik kafa vuruşuyla ağlara gidince asist değeri kazanmış, bu da zaten vizyonu dar olan medyamızın “Milli takımda farklı Galatasaray’da farklı” türküsünü hep bir ağızdan söylemesine yol açmıştır. Sabri’yle birlikte takımın en iyisi olan Kewell’in sağıyla boş kaleye göndermek yerine soluna alıp dışarı vurduğu top maçın en önemli anıydı bence. Yine de bu puan kaybından ders çıkarılacağı açıktır. Her hafta yeni kombinasyonlar deneyen Rijkaard bu kombinasyonların verdiği reaksiyonları süzüp ideal oyun şeklimizi belirleyecektir. Bu haftanın kazanımları Elano’nun takımımızda sağda pek verimli olamadığını ve Ayhan Akman’ın önde basan takımlara karşı (zaten artık neredeyse tüm Anadolu takımları bize karşı böyle oynayacaktır) ilk 11′de başlatılmaması gerektiğinin görülmesi olarak sayılabilir. Fizik gücü istenen seviyeye geldi mi bilmiyorum ama bundan sonra Linderoth’u ilk onbirde daha sık göreceğimizi tahmin ediyorum. Ayrıca bu puan kaybının ardından Bursaspor maçının daha kolay geçeceğini düşünüyorum. Hücum gücü daha yüksek olmasına rağmen Manisaspor kadar koşan bir takım değil Bursaspor. Kanatlarını kapatırsak gol bile yemeden rahat bir galibiyet alacağımızı umuyorum. Hoş geçen pazar da çok güzel şeyler umuyorduk ama hayal kırıklığına uğradık. Pas ve hız futboluna geri dönüşümüzün tez olması dileğiyle…
Sevgi ve saygılar
Ozan
(Ozan selam. Büyük oranda katıldığım bir yorum. Minik bir yorum yapmak istiyorum. Galatasaray’ın maç boyunca ürettiği sekiz gol pozisyonunun beşi sağ kanattan geldi ve bunların hepsinde Sabri Sarıoğlu’nu bir Keita gibi kullanan Elano ön plandaydı. Ben bu anlamda Keita-Sarıoğlu ikilisi kadar etkin olduğunu düşünüyorum Elano-Sarıoğlu ikilisinin.
Sabri Sarıoğlu’nun bindirme yapmadığı ataklarda ise Elano’nun diğer iki forvete yaklaşarak oynaması gerekiyordu, dar 4-3-3 setlerinde görüldüğü gibi. Bunun için de biraz zamana ihtiyaç var. Galatasaray’ın Elano’nun yeteneklerinden tam anlamıyla yararlanabilmesi için çok sayıda antrenman şart. Sevgilerimle. Melih)
İyi günler Melih abi ve iyi günler sevgili Galatasaraylılar,
Maçı bizzat Ali Sami Yen’de seyrettim. Dolayısıyla sahada ne olup bittiğini görme şansım oldu. Öncelikle bu takım çok yorgun, büyük bir düşüş var. 22 haziranda sezonu açmanın sıkıntılarını çekiyoruz. Bu düşüşün son maçıydı Manisa maçı. Bundan sonra ve sezon sonuna kadar bir iki istisna olmak kaydıyla böyle bir Galatasaray göreceğimizi zannetmiyorum.
Takımın düşüşünü muhtemelen Rijkaard ve ekibi de bekliyordu Haziran 22′de. Ve muhtemelen bu anlamda bir yükleme yapıldı. Düşüşün başladığı Ankaragücü maçında ve akabinde Fenerbahçe maçından sonra Rijkaard bu dönemi en az puan kaybıyla kapatmak istediğinden 2+ Barış’a döndü ve bu dönemi böyle atlatmak istedi. Ayrıca ben Rijkaard’ın devre arasında aradığı oyuncuya kavuşana kadar durumu idare edeceğini düşünüyorum.
Bu oyuncu merkez ve Seedorf tarzı iki oyuncu olabilir.
Yine de herşeye rağmen sistemden fazla taviz vermedi kıvırcık saçlının öğrencileri. Sabırla ve inatla top dolaştırdık. Nitekim Kewell’in attığı golü ne tribünler ne de Manisa fark etti. Ben Barcelona’yı seyredeken başım dönüyor. O kadar top çeviriyorlar ki bazen çok sıkılıp kanal bile değiştiriyorum. Dün Galatasaray’ı seyredenAli Sami Yen sakinleri de sıkıldılar.
Tüm taraftarımıza yeniden bir çağrı yapmak istiyorum. Bakınız kendisini otorite sayan bazı yorumcular her seferinde Derwall diyor başka bir şey demiyor. Sorarım sizlere Derwall geldiğinde sistemi ne zaman oturttu ve takım kaç yıl sonra şampiyon oldu? Eminim ki Derwall o günleri şimdi Galatasaray’ın başında yaşasaydı bu gün Derwall’i ağızlarından düşürmeyenler kim bilir nasıl eleştirirdi. Kısacası tahriklere kapılmayalım ve kıvırcık saçlı esmer çocuğa sabredelim. Göreceksiniz seneye bu zamanlar herkes Galatasaray’ı konuşacak.
Melih abi size bir de sorum var. Maçta çok net gördüm. Takım Elano’yla oynamıyor. Her seferinde sağ kanatta boş kaldı ve kimse ona pas atmadı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
(Yavuz selam. Elano meselesi biraz karışık. Sabri Sarıoğlu’nu oyuna sokmakta çok başarılıydı ve böylece beş pozisyon üretti bu ikili. Diğer bölümlerde ise forvete yanaşarak oynaması lazımdı, ama olmadı bu. Bundan dolayı kim suçlanır bilemiyorum. Kısmen kendisi, kısmen Rijkaard, kısmen de futbolcular.
Bir de şu var. Elano takım içinde en kolay pas verilip hemen pas alınacak tek futbolcu. Tekniği mükemmel olduğu için bir duvar gibi hemen iade eder pası. Ama takımın buna alışması gerekiyor. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar,
Kucuk kayiplarin buyuk hedeflere giderken onemi olmadigini dusunuyorum acikcasi ya da kucuk kazanclarin buyuklukten taviz verilerek elde edildiginde hic bir anlaminin olmadigini. Son yasanan basketbol skandalina ve bence sahtecilikten daha onemli olan Fenerbahce macindaki rakip takim oyunculara yapilan saldirinin engellenememisine de bu acidan bakmak gerekir. Bizim icin kara leke o oyunculara atilan yumruktur ozru dilenmedigi surece.
Maca gelince uzun bir aradan sonra ise koyulmak oyunculari etkilemis belliydi. Kazansak sadece 2 puan daha fazla alicaktik kaybedince iyi bir ders almis olduk. Sorun en iyi oyuncularin sahada olmamasi degildi bana kalirsa. En iyi oyunculariniz her zaman sahada olmayabilir onemli olan geri kalanlarin en iyi oyunlarini sergileyip B planini eksiksiz yerine getirmesi. Cunku adi ustunde bu bir plan B ve acil durumlarda devreye girecektir. Eger siz kaza aninda sizi kiyiya yanastiracak plani basariyla uygulayamiyorsaniz yolunuza hic bir zaman tam guvenle bakamazsiniz. Onun icin bu sorunun uzerine gidip asmak bizim gelecege daha guvenle bakmamizi saglayacaktir.
Sevgiler.
(Selamlar Hüseyin. Esasında iki puan kaybetmedik, bir puan kazandık diye düşünüyordum, ki dün Rijkaard’ın ağzından duyunca bunu rahatladım. Bence oyun olarak değil ama ruh olarak Arda Turan’ın eksikliğini çok çekti takım. Çünkü birilerinin direniyor olması gerekiyordu sonuca. Ama kimse direnmedi. Maç beş dakika uzatıldığında herkes ümitliydi. Esasında Tobias’la önemli bir pozisyona da girdik, ama diğer dört dakika hiçbir şey yapamadık. Hatta Manisaspor’u baskı altına bile alamadık. Ki bu dönemde rakip bir korner kullandı. Bunu sadece yorgunluk ve kötü oyunla açıklayamayız sanırım. Sevgilerimle. Melih)
Elano konusunda bir şey söylemek istiyorum, dolaylı yoldan. Fenerbahçe’ye 5 milyon euro bonservis bedeliyle gelen Andre Santos’un 90+3′te, 2-0 gerideki Sivas’a attığı gol dışında yaptığı ne var? 12 maçta 713 dakika oynamış, 1 gol ve 1 asist yapabilmiş. Elano ise 399 dakika oyunda kalmış ve 1 golü var. Bu adamın maliyeti aşağı yukarı Elano’yla bir. Şimdi Santos ile ilgili medyada benim hatırladığım en son haber Milan’ın bu oyuncuyu 10 milyon euro’ya Fenerbahçe’den alacağı yönündeydi. Emre’yle neredeyse maçın ortasında birbirine girme noktasına geldiler, bu bile haber olmadı. Elano’yla ilgili haberleriyse hepimiz biliyoruz. Hürriyet’in sayfalarını açıp bakalım, Galatasaray’la ilgili kaç olumlu haberi var? Bugünkü başlıklar şöyle: “Yaşananlar G.Saray’ın ilk skandalı değil”, “Galatasaray’da bir skandal daha”, “G.Saray’ı değil Fener’i tercih ederim”, “Bize niye pas vermiyorsun?” “Sarımsakspor krizi”
Bunların yanında Galatasaray’la ilgili tek bir olumlu haberleri dahi yok. Elano konusunda da taraftar şeytanın iğvasına gelmesin. “Sorumlu Rijkaard” diye Hakan Ünsal’ların da etkisinde kalmasın Galatasaraylılar. Esas Galatasaray’ı ikinci yarıda göreceğiz. Belki de önümüzdeki sezon. Şampiyon olamasak da sabretmeliyiz. Aceleye, telaşa gerek yok. Göreceğiz ki beklemeye değecek. Rijkaard ile devam edildiği takdirde ben önümüzdeki yıl CL’de bir çeyrek final bekliyorum. Galatasaray’ın Türkiye şampiyonluğuna değil, esas buna çok ihtiyacı var.
(Koray selam. Bu yorumları maalesef gecikmeli okuyabiliyorum. Ama bugünkü Hürriyet’te de durum farklı değil. Mesela bir başlık, “Yenilmez armadayı, çakma armadaya çevirdiler”. “Güzel günler göreceğiz çocuklar” diyorum ben de seninle birlikte. Sevgiler. Melih)
merhabalar melih abi,
ellerinize sağlık bu güzel yazı için. takımdan ziyade elano konusunda kısa bir yorum yapıp sizin fikrinizi almak istiyorum. elano 10 numara, yıldız oyuncu, alex, hagi vs. değil lakin bence 1+2 düzeninde orta sahanın sağ içinde oynayacak, ve yanında arda turan arkasında linderoth, mehmet topal ve sağında keita gibi kaliteli oyuncularla bu ligi sallayacak kalitede bir ‘takım’ oyuncusu. topu ne zaman alsa kafası hep yukarıda. bu maç orta sahanın değil forvetin sağı gibi oynadı, hemen hemen her pozisyonda defansa geldi, kaptırdığı bir topta geriye gelip 6 pastan kayarak topu çıkardı ama maçta yanında oynayan mustafa sarp… bir tane verkaça girmez mi insan? bir tane gidip top istemez mi, ver sen boşa kaç demez mi? biraz sabri destek oldu sadece. bence futbol bilgisi ve kalitesi kewell’den aşağı kalmayacak bir futbolcu elano. umarım medyamızın kurbanı olmaz, harcanıp gitmez. sizin nedir bu konuda yorumunuz? selamlar..
(Kerem selamlar. Önce teşekkürler bu gözlemin için. Elano’nun defansa gelip yatarak çıkardığı pozisyonu bu haftaki Yalnız Futbol’da gösterdik. Belki Leo Franco çıkaracaktı opozisyonu, ama ciddi bir gol pozisyonuydu. Bence futbol aklı olarak Kewell ayarında bir futbolcu Elano. Birkaç pozisyon öncesinden görüyor olup bitecekleri. Takım arkadaşları onun yeteneklerini ve futbol zekâsını keşfettikçe daha verimli olacak Galatasaray’da. Görüşmek üzere sevgiler. Melih)
Rijkaard’da durumun farkında sanırım.
http://twitter.com/ardaturan_10
(Evet Samet. Güzel söylemiş Rijkaard, “maçı kaybedebiliriz, ama ruhumuzu asla” diyerek. Bazen çok benzer düşündüğümüz hissediyorum Rijkaard’la. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba,
Tam da işler yoluna girdi derken, formalarımızı giymiş ekran başında… Aslında, belki ben gerçekçi değilim “kötü futbol olsun, 3 puan bizim olsun” söylemine katılmamakla. Çünkü işler gerçekten böyle yürümüyor ama ben kötü futboldan sonunda 3 puan olsa da keyif alamıyorum. Bu, belki de kişisel ve gereksiz bir ego.
Ama, sizin deyiminizle, futbolu “okumak”sa amaç, sınıflandıramıyorum oynadığımız oyunu. Sanki, “rakip kim ve bu haftanın amacı ne?” soruları rafa kalkmış ya da gözardı edilmiş gibi. Elbette hiç bir şey telafi edilemez değil, mantık ölçüleri içerisinde ama beklentiyi umursamaz bir oyun tavrı da kabul edilecek gibi değil.
Sevgiler, Mehmet
(Selam Mehmet. 23 maç içinde bence tek istisna Manisaspor maçıydı, ruh olarak. Evet girilen sekiz pozisyon var, ancak Manisaspor gibi ortalama bir takıma karşı oyuna hükmedememek anlaşılır değil hiç. Maçın hakkının beraberlik olduğu daha ikinci yarının başında belli olmuştu. Bugün göreceğiz takımın gerçek durumunu. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih Abi. Tum ulke Galatasaray’in gecen sezonki Barcelona’ya benzer futbol oynamasini istiyor ve bekliyormus gibi sezon basindan itibaren, bikilmadan usanilmadan, dozaji arttirilarak yapilan bir “Galatasaray cok gol atiyor ama cok gol yiyor” elestirisi su son Galatasaray macini izlemememize neden oldu sanki.
Bu dayanaksiz ve coklukla kotu niyetli kisilerce yapildigina inandigim elestirinin futbolcularin kendilerine ve takimlarina olan guvenlerini dogrudan etkiledigini dusunuyorum.
Galatasaray futbolcusunu/sporcusunu yaristigi ligin zirvesini ele gecirme ihtimalinden daha fazla ne motive edebilir? Ilk 11′in kimlerden olustugu, kenarda teknik direktor olarak kimin durdugu, rakibin hangi Turk takimi oldugu vs. konular ne kadar etkili olabilir ki bu kadar onemli bir macta. Sahada gordugum bir Galatasaray takimi uzun zamandir ilk defa bu kadar hayal kirikligina ugratti beni. Sonuctan dolayi degil tabi bilirsiniz Eskisehir macindan sonra Besiktas maci sonrasina nazaran daha umutluydum. Umutlu olmak icin kendime koydugum kriter su: Sahada gordugum takim Rijkaard ve Neeskens’in takimi gibi oynayip yenilse dahi umutluyum. Ama hem onlarin geldikleri gunden beri asilamaya calistiklari gerekleri yerine getirmek icin asgari cabayi sarf etmeyip hem de bu kadar onemli bir maci kaos futbolu zamanlarinin Galatasaray’i gibi olsa da kazanmamak ortada umut edilecek bir gerekce birakmiyor benim acimdan.
Son bir sey de Galatasaray’in tribun kulturune dair soylemek istiyorum. Oyle bir kultur yaratildi ki Galatasaray’in maca giden taraftarinca ozellikle kazanilamayan ASY maclarinda cok goze batiyor bunun faydasizligi. Elbette istedigi gibi sarkilar soyleyen taraftarin bir macin berabere bitmesinde rolu oldugunu kimse ileri suremez. Ama Galatasaray tarihiyle, vizyonuyla, yonetimiyle, projeleriyle “Fener’den intikam alalim” haykirislarini hic hak etmiyor kisa ve orta vadede boylesine onemli, anlamli bir macta.
(Akif Deniz selamlar. Yorumunun başını tam anlamadım. (İzlemememize’deki bir me fazla mı acaba?) İstatistiklere hâkim olduktan sonra yazılıp çizilenlerin büyük bir kısmının olgusal olmadığını gördüm. Yani çoğu insan, elinde hiçbir veri olmadan konuşuyor uluorta, ortalama futbol ve futbolcu algılamasıyla.
Ancak Manisaspor maçında eksik olan şey ruhumuzdu, hâlâ bu kanıdayım. Bursaspor maçıyla beraber yeniden gelecek bu ruh. İnancım bu.
Tribün konusunda senden daha daha negatif düşüncelere sahibim. Sanırım istediğimiz tribünlerin oluşması için dört yıl üst üste şampiyon olmak gerekiyor, ki herkesin özgüveni ve güveni yükselsin, daha serinkanlı izlesinler maçı. Ama bu elbette desteklememek anlamına gelmiyor takımı. Tam tersine daha serinkanlı olanlar, paniğe kapılmadıkları için daha iyi destekler takımı. Sevgiler. Melih)
Melih abi,
Orta sahada 3 kişi oynamanın öneminden bahsedenler ne düşünüyor olacak, çok basit, hemen söyleyeyim. Bunlardan biri Levent Tüzemen ve ben kendisine yazdım, cevap da aldım. Sivas maçı sonrası yazmıştım cevap vermek için özellikle Diyarbakır maçının bitişini beklemiş. Cevap şu; “ben aslında Barış, Topal, Sarp’ı kast ettim. Ayhan bu takımın oyununu bozuyor.”
Oysaki biz sadece Sivas maçında Sarp, Topal, Barış ile oynadık. Ayhan’ın oynadığı maçları da kazandık. Yani bu direkt olarak etkili değil.
Sana sorum şöyle abicim.
Bir takımın kötü oynaması, bir futbolcunun formsuzluğunu anlarım da, bu kazanma arzusu nasıl dönem dönem kaybolur? Bizler art arda 15 maç gol atamayan H. Şükür’e katlanmış taraftarız. Nasıl tabiki presi ve kazanma arzusu ile. Bunun geri gelmesi lazım lig başarısı için.
Teşekkürler
(Selam Burak. Tüzemen’in Sarp, Barış, Topal üçlemesini övmesine sevindim. Ama Tobias’ı dahil ediyor mu bu üçlüye onu bilmek lazım.
Çok uzun yıllar süren Şükür, Karan, Şaş döneminden sonra Arda Turan’la çıkılan yol oldukça radikal. Yani sahada abi olmayan ve doğrudan takım ruhunu temsil eden bir futbolcu var artık. Tam da olması gerektiği gibi. Ama o olmayınca ortalık yine abilere kaldığı için (Akman) durum değişiklik gösterdi. Birinci açıklamam bu yönde.
İkincisi de Rijkaard’ın oynatmayı çalıştığı futbol efendi bir futbol. Futbol olarak galebe çalamayınca, futbolcuların aklına ruhu devreye sokmak artık kolay gelmiyor. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abicim Merhaba;
Hafta içi yaşadığımız üzücü olaylardan sonra, bu maçla lider olarak moral bulmaya epey heveslenmiştim. Ama olmadı..
Maçtan sonra Rijkaard “hayal kırıklığına uğradım” demiş. Benim de hissettiğim tam olarak buydu.
Rijkaard’ın son maçlarda takımı 3′lü orta sahayla oynatması, eleştirilere dayanamadı şeklinde yorumlanıyor.
Baros’un sakat, Keita’nın cezalı, Elano’nun ise tam olarak hazır olmadığı bir dönemde belki böyle bir tercihi oldu, ya da çok başka bir sebebi vardır bilmemiyorum. Ama bunun sebebinin eleştirilere kulak asmış olduğu düşüncesine kesinlikle katılmıyorum. Bu bir dönem, bir geçiş süreci.
Cuma günü Bursa’ya gelecekler. Heyecanla bekliyorum. Umarım takımımızı İstanbul’a mutlu bir şekilde geri göndeririz. Kazanacağımızı düşünüyorum. Belki de bu maçtan 1 puan almamız daha hayırlı olmuştur, Bursa’ya hırslı bir şekilde gelirler ve inşallah 3 puan ve güzel anılarla dönelerler.
Bu arada geçen haftaki Yalnız Futbol’u keyifle izledim.
Söz konusu Harry Kewell olunca, O’nu şu yüzden seviyorum demek gerçekten çok zor. Her davranışıyla hayranlık uyandıran bir insan.
Taraftarın ona olan sevgisi, oynadığı futbola, sahada yaptıklarına bağlı değil.
Programda da söylendiği gibi, stada Harry Kewell gol atsa da, ona tezahürat yapabilsek diye gelen insanların olması, sevginin ona peşin olarak verildiğini gösteriyor.
O da bizlere futboldan çok daha fazlasını verdi. Ya giderse endişesini ciddi anlamda yaşıyorum. Bunun yakın bir zamanda gerçekleşmemesi için dua ediyorum.
Selamlar Sevgiler..
(Selamlar Zeynep Eda. Bursa’dan bir Ayşe arkadaşımız vardı, onun bayrağını sen aldın sanırım.
Kewell gerçekten özel bir futbolcu. Bu hafta çıplak gözle izledim onu. Takımın gerçek lideri. Herkesle konuşuyor, ve de bunu bağırmadan çağırmadan yapıyor.
İnsan bazı şeylerin güzelliğini ve değerleri yaşarken pek anlamaz ya. O yüzden bütün Galatasaraylılar’ın, 10 yıl sonra “ben onu seyretmiştim” diyeceği Kewell’a başka bir gözle bakmaları gerekiyor. Bursa’ya selamlar. Melih)
Ayağına gelen topa neredeyse aşık olan,
vedalaşamayan, topu ayağında tutmayı marifet sanan futbolculara Barcelona maçlarını izlettirmeli.
Senkronize hareket eden, akışkan, hızlı pas oyununun yerini hiç bir bireysel maharetin tutamayacağını somut olarak algılayabilmeleri için.
İnter maçı ilk yarısındaki Barcelona benzeri bir GS performansı için kendi adıma yıllarca bekleyebilirim.
FR ustanın ustalığına ve GS toprağının verimine kalıyor ötesi..
Ve camianın sabrına..
(Selam. Konumuzla ilgisi yok, ama söylemeden de geçemeyeceğim. Bir süredir Barça’nın istatistiklerinin peşindeydim. Dün sağolsun Eray üzerinden ulaştık buna. Barça’nın Inter maçında ortalama pas hızı 2.90 saniye. Bu, Galatasaray’ın bu yıl ulaştığı en iyi süre. Ki Barça’nın 2-0′dan sonra maçı rölantiye aldığı düşünülürse, hızlı oynadıkları bölümde 1.90 saniyeye bile düşürmüş olabilirler pas hızlarını.
Aslında arada bir anlamda kapatılamayacak bir fark var, bir anlamda da kapatması çok kolay olan. Sevgi ve saygılar. Melih)
(…bütün olup biteni göbekte üç orta saha futbolcusuyla açıklamaya çalışanlar ne diyorlar? Sevgilerimle. Melih)
Selamlar
Blogda, bir yorum içindeki bu cümlenizi üzerime alınarak yazayım:). Fazla analize girebilecek futbol bilgim olmamasına rağmen,bu görüşe inananlar içinde yer almıştım ben de. Manisa maçı bunu zedeledi. Bu açık.
Son maç ciddi tahribat yapmış olsa da vazgeçmiş değiller. Bu görüşü savunanlar şimdi de, Kewell-Arda ve Elano-Keita değişimini savunuyorlar.
Yani Manisa maçında sorun, Buca maçı sonrası formatta değil, o formatın devam etmesi, ama sol ve sağ kanatların Arda ve Keita olması.
Yanılmıyorsam bu görüşü dile getiren ilk kişi hatta mimarı veya somutlaştıran kişi aylar öncesinden Kemal Belgin. Ömer Üründül’ü de düşünsel destekçisi saymak yanlış olmaz. Tabii Kewell-Arda Elano-Keita değişimi özellikle bu maç sonu ileri sürüldü.
Yani medyada da, camia içinde karşılığı var 3 orta saha üzerine söylenenlerin. Buca maçı sonrası zaten Rijkaard tarafından hayata geçirildi.
Kemal Belgin’i önemsiyorum. 1998′de hayallerde dahi olması kolay olmayan “GS’ın orta sahası Avrupa’nın en iyi orta sahası” lafını eden kişidir. 1,5 sene sonra Avrupa’dan getirilen 2 kupa sonrası herkes söyler ama, 1998 de bunu söylemek olağanüstü geliyor bana.
Bursa maçını da görmemiz gerekiyor. Ligin de yarısına gelmek üzereyiz. Önemli olan, hataları görüp değerlendirerek adım adım ilerlemek ve bunları görüp uygulayabilecek yeterlikte bir yapı. GS’da, kadro, teknik yönetim ve yönetim, pek çok şeyi başarabilecek yeterlikte.
Mehmet Demirkol’un ,”Bu formatla devam ederse Rijkaard kendisini inkar etmiş olur” tarzı söylemi hiç inandırıcı gelmiyor bana. Eldeki malzemeyi en verimli kullanmaktır başarı. Gerisi hikaye, Demirkol’dan masallar.
Malzemeyi en verimli halde kullanırken, daha büyük amaçlarınızdan, daha üst düzey sistem amaçlarınızdan ilelebet vazgeçmiş de olmazsınız. Bugün geçilmiyorsa, adım adım ilerlenir o yolda. Yeter ki Rijkaard kariyer ve vizyonunda kişiler olsun.
Manisa maçı sonrası hiçbir şeyi iddia etmeden izlemekle yetiniyorum. Ben taraftarım zaten, her zaman her yerde tek büyük Cim Bom der keserim son noktada.:) Bursa maçını ise sabırsızlıkla bekliyorum ve merak ediyorum..
(Selamlar. Üzüldüm üstünüze alınmanıza. Esasında yine aynı şeye geliyoruz. Futbolu rakamlardan (taktik diziliş) ibaret sananlar süpürge satsınlar.
Bir de sistem konuşuyoruz. O futbolcu varmış, bu futbolcu yokmuş hiç önemli değil ve olmasa da gerek.
Bugün Rijkaard’ı izledim, o da merakla bekliyor Bursaspor maçını. Kanaatim şu. Umduğumuzdan zor olmayacak. Sevgiler. Melih)
Merhabalar abi,
Bu haftaki Yalnız Futbol’u izleyemedim. Malum Beşiktaş’ın müthiş keyifli bir sonucu olan maçı yüzünden.
Acaba tekrarları var mı?
Saygılar.
(Anıl selamlar. Biraz geç yanıt veriyorum özür dilerim. Acıkça tekrarı aynı gece oluyor, ama sonra koymuyorlar yayına. Sevgiler. Melih)
Sevgili katılımcılar,
Uçan Hollandalı yeni altyapı koordinatörümüz hakkında bir yazı kaleme aldı. Yazının linki http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/11/evert-jan-derks.html. Bu yazıda Jan Derks hakkında kalın harflerle yazılan bir cümle var.”…Son olarak bu yılın mayıs ayında, Frank Rijkaard Galatasaray’ı başına geçmeden önce onunla birlikte Johannesburg’daydı…” Bu sözler benim için Galatasaray’ın çok başka bir planlamanın içinde olduğunun kanıtıdır. Umuyorum Türk insanına haz olan sabırsızlığımız bu sefer gerçekleşmez ve 2010′lu yılların 2. yarısında çok başka bir Galatasaray konuşuyor oluruz. Bu haberi Gayin-Sin platformunda olan herkesle paylaşmak istedim.
Sevgilerimle
(Emrah selamlar. Bu paylaşımın için çok teşekkürler.
Biraz önce Futbol Akademisi’nin tekrarını izleyebildim Galatasaray TV’de. Orada sağolsun Veli, çok uzun bir söyleşi yaptı yeni koordinatörümüzle. Şöyle söyleyeyim. Galatasaray bir koordinatör transfer etmemiş, bir hayat koçu getirmiş Florya’ya. Futbolcuların basınla ilişkilerinden yeme rejimlerine, profesyonellikten yetenek avcılığına, eğitimden, futbol sistemlerine dek her konuda inanılmaz bilgi sahibi yeni hocamız ve de her şeyden önemlisi, inanılmaz pedagojik birisi. Çok basit konuşuyor, çok güzel ifade ediyor, çok doğru şeyler söylüyor. Sevgilerimle. Melih)
”…..hoca falan değil. Olsaydı ……. yapmazdı..” klişesinin boşluklarını bu kez FR ile doldurmuş Hıncal Uluç.
Gecikmişti. Daha erken bekliyorduk aslında bu sözleri kendisinden.
Geriye gidip bir kolaj yapılsa benzeri konularda söylediklerinden mahcup olur mu acaba?
Söylediklerinin futbolla yegâne ilgisinin içinde arada sırada geçen futbol terimleri ve tanıdık isimler olduğunun farkında değil mi gerçekten ?
Hiçbir tutarlılık kaygısı duymaz mı bir insan konuşurken?
Gerçekle bağlarının çoktan kopmuş, sanal bir dünyada yaşadığının farkında olmaz mı?
Tek bir işlevi kaldı medyada.
Ters referans olması.
Ne diyorsa tersinin geçerli sayılabileceği referansı.
Eğlenceli oluyor üstadı dinlemek aslında.
Kendisine futbol yorumculuğu yerine stand-up
yapmasını öneriyorum.
İzleyenler için eğlenceli olurken kendisi için hüzünlü olsa da.
(Selamlar Üstad. Aslında Hıncal Uluç görmesini bilen gözler için Türkiye’nin ve Türkiye’de bilgi yönetiminin nereden nereye geldiğinin canlı bir kanıtı. Hıncal Abimiz 1980′lerde aynı düşünce kalıbı ve sistematiği içinde kaleme alırdı yazılarını. Ve futbolun nasıl bir oyun olduğunu bilmeyen necib Türk milleti de onu, bir futbol alimi sanırdı. (Bu millet içinde ben de vardım elbette.)
Hıncal hep aynı kaldı, aynı yerde kaldı, aynı şeyi yazdı. Biz değiştik. Biraz daha öğrendik futbolu, biraz daha araştırdık. Sizi saygıyla selamlıyorum. Melih)
Melih
Selamlar.
Ben ne yazık ki, Bursa maçının bundan önceki deplasmanlar gibi olacağını düşünüyorum. En iyi sonuç beraberlik olur. Nedeni de, Bursa ya da diğer küçük takımlar artık Galatasaray’daki zaafiyeti çözmüş durumdalar.
Zaafiyet ise şu, bu takım muhakkak ve muhakkak gol yer, defans kendinden emin değil, yani top çıkartırken ya da karşılarken ayakları beyinlerinin emrine uyamayacaktır. Aslında beni en çok düşündüren konu, öğrenen ve gelişen bir takım hüviyetini kaybediyoruz, ya da kaybettik. Benim beklentimin tam tersine zaman aleyhimize işledi. Bunu teknik kadronun vizyonu ile ilgili olduğunu düşünmüyorum, ama takım maalesef yetersiz gözüküyor.
İyi bir ofans takımı sayılabiliriz, ama beraberinde olması gereken defans anlayışından çok uzağız. Dün akşam ki, Manu- Beşiktaş maçı bizim için iyi bir ders olmalı. Defans yapamayan takımlar uzun vadede bir başarısı olamaz. Nasıl olsa bir gol atabilirsiniz…
Biraz karamsar oldu ama son iki ay içerisinde bende gelişen duygular böyle.
(Hocam bir şans daha ver Galatasaray’a lütfen. Bursaspor maçından sonra, bu gece bu konuyu bir daha konuşalım lütfen. Selamlar. Melih)
Sevgili Melih,
Dün Divan Kurulu toplandı ve ‘yönetime destek’ kararı çıktı. Ancak toplantı hakkında her konuşan Divan Kurulu Üyesi, yönetime göz dağı verircesine mart ayındaki kongre ile ilgili bir şeyler konuştu.
Biliriz ki, konuşmak kolay icraat zordur. Bizim camiada da konuşan çok, taşın altına elini koyan azdır. Liseci güruh Adnan Polat’ı istemiyor, kabul. Peki ama karşısına kuvvetli birini çıkartabilecekler mi? Her seçim adı anılan ama sonra gölgesi bile görünmeyen Adnan Öztürk veya beyefendiliğinden şüphe edemeyeceğimiz ama Özhan Ağabey’den fazlasını veremeyecek olan Ali Dürüst mü adayları?
Kanımca, son güne kadar Adnan Polat ve ekibini sıkıştırıp, sonunda karşısına adam gibi bir adam çıkartamayacaklar ve -çok sevinerek söylüyorum- Polat bir dönem daha seçilecek.
Senin fikrini merak ediyorum?
(Selamlar Emrah. Divan sandığımdan daha az zorlu geçti galiba. Ama olması gereken de buydu Galatasaray teamülünde. Maalesef yönetim bu kriz yönetiminde sadece düşman değil dost ateşi altında da kaldı.
Mart’taki kongre hakkında konuşmak için çok erken. Benim gördüğüm Nalgagate meselesinden sonra bir dalga yükseldi, bu dalganın beklenen dalga olduğu zehabıyla insanlar ileri geri konuştular televizyonlara, radyolara, gazetelere.
Esasında Galatasaray’da başkanlara ikinci dönemi verme teamülü vardır, başlattıkları politikaların sonuçlarını alabilsinler için. (Mesela 2000′de aday olmayı düşünüyordu Canaydın ama duayenler “hayır” demişlerdi ona, “aday olma”. O da uymuştu, ya da uymak zorunda kalmıştı bu teamüle.) Bu tablo değişir mi? Yakında göreceğiz. Sevgiler. Melih)
Selamlar.
Biraz önce 2007-2008 sezonunda deplasmanda oynadığımız Bursaspor maçını seyrettim.
O zamanki futbolumuzun yanında şimdi oynadığımız futbolda çölde bir vaha.
Evet korkunç bir mücadele veriyormuşuz o dönem. Ama üst üste beş pas görmedim galiba maçta. Sürekli top ileriye şişiriliyor. O Galatasaray, şimdilerin Eskişehirspor’u gibi.
Sahanın en iyi iki oyuncusu şu an Rijkaard’ın iki gözdesi: Sabri Sarıoğlu ve Mustafa Sarp.
Sarp resmen Bursaspor’un beyni konumundaymış. Hem ön libero konumunda, hem de oyun kurucu olarak görev yapıyormuş.
4-3-1-2 türü, baklava orta sahayla oynuyormuşuz.
Geride Uğur Uçar, Song, Servet Çetin, Volkan Yaman. Orta saha, Mehmet Güven, Sabri Sarıoğlu, Arda Turan. Önlerinde Arda Turan. Forvette ise Hakan Şükür ve Ümit Karan.
İlerleyen dakikalarda Mehmet Güven’in yerine Mehmet Topal, Arda Turan’ın yerine Barış Özbek, Ümit Karan’ın yerine de Serkan Çalık girdi. Görüldüğü gibi iskelet çok farklı değil.
İki yılda futbol mantalitesi olarak aldığımız mesafe korkunç.
Sevgiler.
Melih
Selamlar.
Nalga kriziyle ilgili 15 yorum var. Onları da bayramda eriteceğim.
Herkese iyi “bayramlar” diliyorum.
Hayvanlara acı çektirenleri de ağır biçimde kınıyorum.
Sevgilerimle.
Melih
İyi bayramlar Abi,
Rijkaard’ın programını izledim. Uzun bir zamandır izleyemiyordum. Özellikle puan kaybedilmiş bir maçtan sonra ne diyeceğini görmek istedim. Yanlış anlamayın puan kaybından dolayı bu adam hoca mı? Bu adam şu mu, bu mu demekten ziyade bu tür olaylara refleksi nasıl diye merak ediyordum.
Gördüğüm şey ise bambaşka, daha önce görmediğimiz birisine emanet futbol takımımız. Her şeyden önce futbolu seven birisi ve bu güzel oyunun her sonuca açık olduğunu biliyor. Her zaman biz diyor, hata varsa kişilere yaymıyor. Elano konusundaki ritm eksikliği tespiti de bana çok mantıklı geldi doğrusu. Neredeyse oynadığı her maçta 60-70 dakika arası oynayan bir oyuncunun ritm eksikliği gayet açıklayıcı bir durum. Düşünüldüğünde de “Evet, Rijkaard doğru söylüyor” diyebiliyor insan.
Son 10 yılda benim gerçekten sevdiğim 2. teknik direktörümüz. Bunun sebebi ismi, oynatmaya çalıştığı futbol değil. Hakikaten doğruluğu, rahatlığı, Türkiye’ye göre vizyon farkı. Gerets de böyleydi. Çok başka düşünürdü. Rijkaard ile uyuşmazdı oyun felsefesi ama Türk oyuncusuna futbolu sevdirebilecek biriydi. Yazık ettiler ona da.
Rijkaard’a dönersek, Arda’nın twitter hesabında yazdığı, muhtemelen maç konuşmasında geçen söz; “Maçı kaybedebiliriz ama ruhumuzu asla.”
Arda’yı nasıl etkilediği ortada ki açık açık belirtmiş ne konuşulduğunu. Bence bütün futbolcularda biz taraftarlar gibi Rijkaard’ın ağzının içine bakıyorlardır bir şey dese de öğrensek, bilgilensek diye. Bu yüzden başarılı olacağız bana göre. Rijkaard’ın tek cümlesi bu kadar hürmet görüyorsa bir takımın kaptanı tarafından bir şeyler rayına oturmuş demektir bana göre.
Çünkü Rijkaard’dan bir şey öğrenememe lüksü yok Türk futbolcusunun. Hem futbol olarak, hem vizyon olarak sadece Galatasaray’ın değil, tüm Türk futbolunun bakış açısını Xavi’nin oyun görüşü:) kadar yükseltebilecek bir topluluk var Galatasaray’da. Ve eminim ki PAF’tan, A takıma herkes bu insanlara büyük saygı duyuyordur.
Ayrıca bayan basket takımımızın maçını izleyenler arasında Albert Roca ile Cuadrat olması onların da bana göre Galatasaray’a nasıl baktıklarını gösteriyor.
Çok farklı bir yoldayız. Umarım bu sefer yoldan çıkmayız.
Herkese iyi bayramlar.
Saygılar abi.
(Anılcığım sana da iyi bayramlar.
Rijkaard gerçekten özel birisi. Ben bugüne kadarki tüm söyleşilerini izledim. Bu hafta konuşmak için çok iştahlıydı. Buna da sanırım Kaan’ın (programı yapan GSTV muhabiri) “amacımız sizden bir şey öğrenmek” lafı etkili oldu.
Rijkaard’ın sevdiğim bir yönü, olup biteni adam asmaca oyununa girmeden açıklıkla söylemesi. Hiçbir zaman bahane üretmiyor, kötüysek “kötüyüz” diyor.
Bir de dediklerinin tamamı çevrilse daha iyi olacak. Mesela Galatasaray’ın pozisyonlarını sağda pişirip merkezde ve solda sonuç aldığını sorunca Kaan, Kewell’un özellikle penaltı noktasına yaklaştığını söyledi Rijkaard. Ama maalesef tercümanımız bunu çevirmedi. Görüşmek üzere sevgiler sunuyorum. Melih)
oncelikle iyi bayramlar dilerim tum galatasaraylilara. gelelim maca ve daha sonrasina takimimiz son maclarinda uc maymunun degisigini oynuyor. 1 DILSIZ 2 KOR 3 SAGIR. 1 dilsiz defans oyuncularimiz top ayaklarinda iken ozellikle servet ve gokhan kendi aralarinda 4 ya da 5 pas yaptilar bir allahin kulu pozisyon alip sesini cikartarak pas istemedi ve yahut stoperlerimiz sesini yukselterek arkadaslarini uyararak top atmadi. ayni sekilde orta saha oyuncularimiz gibi elano el kaldirarak top ister m topal m, sarp ayni sekilde sadece bunlarin sesi hakememi cikiyor diye insan dusunmeden edemiyor.
Mac icinde cogu futbolcunun dili tutuluyor gerci sozlesme zamaninda cenelerini kapatamiyoruz ama sahada tam bir dilsizleri oynuyorlar. 2 KOR uzun zamandir futbolcu kardeslerimizden bazilari takimi tek basina kurtarma sevdasi icindeler bkz. fb maci ankgucu maci manisa maci yanindaki arkadasina pas atmiyan topa vurduktan sonra ozur icin el kaldiranlar bazi pozisyonlarda yaninda olmasi halinde top istemesi halinde gozlerine perde inmis sekilde israrla gormeyen gormek istemeyen KORler ornegin ayhan ve bos alanlara kacmayan kendini gostermeyen top almak icin rakip futbolcularin arkasina saklanan manisa maci icin mesala sarp, elano ile pas trafigi kuramayan korler bizzat rijkaard’in mac sonu soylemi bazi oyuncular beni cok sasirtti lafi ve son olarak 3 SAGIRlar kenar yonetimini hic duymayanlar hatta tribundeki haykirislari dahi duymayan futbolcularimiz bu 1 puani aldiklari icin cok mutlu olmalilar zira ben bu 1 puandan cok mutluyum cunku bir kocaeli faciasi yasayabilirdik, tanri bizi bundan korudugu icinde cok sansliyiz gibime geliyor.
simdi size bir soru yoneltmek istiyorum sayin melih bey nagalgate olayini nasil yorumlarsiniz galatasarayimiz su an basta da belirttigim gibi DILSIZ KOR ve SAGIR mi? bu olayi yonetimin uzerine atip kacmak galatasarayliyim diyenlere yakisir mi hele ki Cemiyet’in aciklamasi bu olaylari yaratanlarin cemiyet uyesi oldugu halde bunu alayli liseci ve biz galatasaray’in patronu gibi yansitmalarini 25 milyon kalpleri galatasaray askiyla yanip tutusan 7 70 770 kadar galatasarayli olan insanlara kustahca hakaret degil midir o bildiri ben derhal o galatasaraylilar lisesi derneginin adinin degismesini istiyorum daha dogrusu temenni ediyorum. mesela mezunlari dernegi olabilir ve oaradan mezun olan onurlu karakterli gercek galatasarayli liselilerin adlari da boylece korunmus olur. Buradan gunessporun da tekrardan kurulusunuda tebrik etmek allah bize nasip eder saygilarimla.
(Kaptan selamlar. Nalgagate olayında düşüncem şöyle.
1. Bu işte birinci derecede suçlu yönetimdir. Çünkü menejerler, koçlar belli ki kendilerini kulübün üstünde görmüşler ve Galatasaraylılık’la yakışmayan bir eylemin içinde olmuşlar. Bu vasatı oluşturan birim yönetimdir.
2. Bu kapsamda Yiğit Şardan’ın istifası erdemli bir davranıştır, ama olması gereken bir harekettir. Çünkü olup bitende ahlâki ve yönetsel sorumluluğu vardır.
3. Basketbol Şubesi’nde göreve getirilen yeni yönetimle Ahmet Dedehayır arasındaki gerginlik yüzünden Dedehayır da istifa etti. Bu eğisi doğrusuna denk gelen bir hareket oldu.
4. Kulübün ve yönetimin kriz yönetimi anlamında başarılı bir süreç geçirdiğini düşünüyorum.
5. Cemiyet’in açıklaması içeriği dışında metodolojik ve etik olarak yanlış bir açıklama.
6. Ben bu işe sebebiyet veren Galatasaraylılar’ın (menejerler, koçlar, vs.) Cemiyet tarafından cezalandırılmaları isteğini çok yanlış buluyorum. Bunu isteyenler şunun farkında değiller sanırım, Kulüp ayrı bir kurum, Cemiyet ayrı bir kurum. Bir cemiyet üyesinin Cemiyet’i hiç ilgilendirmeyen bir alanda yaptığı, hata, işlediği kusur yüzünden Cemiyet’in ceza vermesini istemek hukuk ve Galatasaray’ı bilmemenin yanısıra, Cemiyet’le kulüp arasında organik bir bağ kurma tasavvurunun dışavurumudur. Halbuki böyle bir bağ yok ve olamaz.
7. Cemiyet yönetimindeki arkadaşların çoğu maalesef Galatasaray Lisesi’nin misyonunu ve konumlandırmasını biliyor değiller. Bu arkadaşlarımızın bilmediği ve anlamadığı şey şudur: Galatasaray Lisesi bütün milletlerin, dinlerin, siyasetlerin, kulüplerin, partilerin ötesinde (üstünde demiyorum, ötesinde diyorum) bir kurumdur. Zaten Lise’nin içselleştirilen kutsallığı buradan gelir.
8. Galatasaray Lisesi mezunlarının ve öğrencilerinin Fenerbahçe ve Beşiktaş’a başkan olmaları Lise için bir iftihar meselesidir. Daha doğrusu böyle olması gerekir. Tıpkı vaktinde Bulgaristan, Suriye, Arnavutluk başbakanları ve krallarının bu liseden çıkmış olması gibi. (Bu konuda küçük bir örnek vereyim. Birinci Balkan Savaşı’nda, Doğu Cephesi’nde İstanbul’a yürüyen Bulgar Ordusu’nun komutanı da Galatasaray mezunuydu, buna karşı koyan Osmanlı Ordusu’nun komutanı da. Bu arkadaşlarımız bilmezler bunu, daha doğrusu tarihlerini bilmezler.)
9. Maalesef son dönemde kafatasçı bir zihniyet belirdi. Bu zihniyet Galatasaray’ın çok sesliliğini ve çok renkliliğini tek sese, tek renge indirgemeye çalışıyor. Fiktif düşmanlar yaratıyorlar ve bunlar hakkında iftiralarda bulunuyorlar. (Yaratılan fiktif düşmanlardan birisi de benim maalesef. Hakkımda çıkarılan iftira ve yalanın da sonu yok. Keşke bu insanlar liselerini benim kadar sevmiş olabilselerdi.)
10. Dönüp kimlerdir bu kafatasçılar diye baktığımız zaman, bunların Galatasaray kültüründen nasiplerini almamış insanlar olduğunu görüyoruz. Maalesef hayatları boyunca muhtemelen 10 kitap bile okumamış, hayatlarındaki tek aidiyet lise olan insanlar türedi son zamanlarda. Bu insanların bakış açıları hiçbir zaman kurumsal olmadı. Hiçbir zaman kurumsal düşünmediler meseleyi. Tam tersine bunlar bazı büyüklerine (buradaki büyüklük para, unvan, vs. büyüklüğü elbette, bazen de dönem) körükörüne biat etmiş insanlardır. İyi tanırım bunları. Bunlar kurumlara değil, insanlara bağlı olduğundan mesela Ribery krizi ortaya çıktığında seslerini çıkar(a)mamışlardır. Ama Nalga olayı patladığında yüksek sesle ortalığa dökülüverdiler. Bunlar kelimenin bilinen anlamında riyakâr insanlardır. (Ve de Hagi.)
11. Bu kadar yeter sanırım. Sevgilerimle. Melih)
“Biraz önce 2007-2008 sezonunda deplasmanda oynadığımız Bursaspor maçını seyrettim.
O zamanki futbolumuzun yanında şimdi oynadığımız futbolda çölde bir vaha.”
M. Ş.
Bence esas izlenmesi gereken maç geçen sezon Aydın Yılmaz’ın sırtına çarpıp kaleye yönelen golle kazandığımız Bursaspor maçı. Bülent Korkmaz yönetiminde inanılmaz kötü oynadığımız bir maç. Tek gol pozisyonu olmadan iki gol atabildik o maçta. Ancak ne pas yapabiliyorduk, ne de futbol oynayabiliyorduk. Şimdiyse berabere kaldığımız bir maç sonunda yakaladığımız sekiz gol pozisyonundan bahsediyoruz. Baros sakatlanmasaydı (yahut Nonda’nın yerine daha güçlü bir striker’ımız olsaydı) muhtemelen bu sayı da artardı. Pozisyonların gole dönüşme oranları da artardı. Manisaspor’u da yenerdik ve lider olurduk şimdi.
Muhtemelen maç sonrasında okunacak bu yorum, ama Bursaspor’la ilgili birkaç satır yazmak istiyorum. Bursaspor’un oynadığı futbolu beğenemiyorum ben. İBB ve Diyarbakırspor maçları dışında iki ya da daha fazla farkla kazanamamışlar hiç. Maç özetlerinde pozisyon zenginliği göremiyorum. Son oynadıkları Gaziantep maçının da özetini izledim. Antep on kişi kalana dek tek pozisyonları yok. Attıkları gol de mucizevi bir yan toptan geliyor. Anadolu takımlarını yenebiliyorlar o yüzden, ama örneğin Fenerbahçe’ye 1-0 yenilebiliyorlar.
Ben Bursa’nın GS karşısında olumlu bir şeyler yapabileceğini düşünmüyorum pek. Sanıyorum Ertuğrul Sağlam’ın şu ana dek GS galibiyeti de yok henüz. Takım ruhumuzu bir parça sahaya yansıtırsak sorun yaşamadan kazanırız bu maçı.
Ayrıca Neeskens’i teknik direktör olarak izlemek ayrı bir heyecan olacak bu akşam. Televizyonun başına takımı izlemek için geçeceğim kadar Neeskens’i de izlemek için geçeceğim.
(Koray selamlar. Evet haklısın. Geçen seneki maç bir rezaletti. Ama Skibbe depremi, yeni hoca gibi yan okumalarla bakınca çok da kızdığım bir maç değildi geçen seneki. (Bir de ilk gol deü de kendi kalesine atmıştı Bursasporlu futbolcu.)
Ama Kalli dönemindeki Bursaspor maçından pozitif futbol adına daha ümitvar olmalıydık sanki. Her ne kadar takım yeni kurulmuş, yeni bir felsefe var ve yeni bir hoca olsa da başımızda. Malum Kalli’nin bize oynattığı o futbol şampiyonluk getirmişti. Şimdi ise bu futbolla tatmin olmuyoruz.
Maç düşüncelerin için sağol. Ama Bursa’da birçok maç seyretmiş birisi olarak o stadın biraz ürkütücü bir tarafı da vardır, bilirim. Şans ve futbol yanımızda olsun. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Bir arkadasimiz sormus Yalniz Futbol programinin tekrarinin yapilip yapilmadigini. Persembe günleri TS 13:30′da yeniden gösteriliyor Yalniz Futbol. Ben örnegin o tekrari seyredebiliyorum, carsamba aksamlari baska bir programim oldugu icin.
Sevgilerimle…
(Kamil kardeş çok sağol. Bilmiyordum açıkça bunu. Çok sağol. Melih)
Selamlar Melih bey..
Manisaspor maçı gerçekten de tam bir hayal kırıklığıydı..Oynanan kötü futboldan ziyade sizin de tespit ettiğiniz gibi kazanma hırsı veya takım ruhunun olmamasıydı asıl üzücü olan..
Bence seyirci asıl bu tür durumlar için vardır..Takımda o an olmayan şeyi, “kazanma hırsını ve mücadelesini” kenar yönetimin ikazları değil sadece ve sadece binlerce seyirci verebilir..Malesef bizim seyircimiz takıma desteği maçtan kopuk olarak, süreğen bir bağırma olarak görüyor..Aslında GS’nin en iyi dönemlerinde de bu böyleydi ( yani bence takıma güvenle çok ilgili değil), bu da bir çeşit seyirci kültürü..Seyirci maçtan o kadar kopuyor ki ne hakem ne de rakip takım oyuncuları üzerinde bir baskı oluşturulabiliyor..Manisaspor maçında yediğimiz golden önce aleyhimize verilen bir endirek vuruş vardı..Bu pozisyondan önceki bir kaç tartışmalı durumda, hakem aleyhimize karar verdiğinde, seyirci anında tepki koyabilseydi muhtemelen hakem bu tartışmalı pozisyonu aleyhimize değerlendirmeyecekti ( aslında bence FB iç saha maçlarında olan biraz da budur, bu nedenle genel olarak FB içerde çok daha rahattır..)..
Bence tribün kültürü yeni bir anlayışla baştan aşağı yenilenmeli..Bunu da başaracak olan tribün liderleri ve kulüp yönetiminin planlı ve ortak çalışmasıdır diye düşünüyorum..Saygılar
Selamlar
Bursa maçına 15 dk kala kadroyu gördüm. Şu Buca maçı sonraki formata inananlardan olarak mesaj atmıştım.
Son maçlardaki 4-3-3 formatına inananlar, Manisa maçı sonrasındada Arda-Kewell ve Elano-Keita değişimine inanıyor demiştim.
Aslında çıkan ilk 11 de bu gerçekleştirilmiş oluyor.
Tabi fark Nonda yerine Kewell ı koymak olmuş.Her halukarda nasıl çıkılsada Bursa deplasmanı zor geçme ihtimali yüksek. Umarım kazanırız. Her türlü sonuçta en büyük Cim Bom.
Futbolu taktik diziliş, rakamlar, o oynasın bu oynasına indirgeyenler futbolun “F” sini bile anlayamaz yada süpürge satsın Kalli’nin dediği gibi.Fakat bu dizilişi savunanlar, diğer şeyleride değerlendiriyor gibi geliyor bana.
Neyse maç başlamak üzere. Umarım kazanırız, daha önemlisi tatmin edici futbol oynarız.
Her halukarda, sonuna kadar tüm inancımız ve sevgimiz Cim Bom a.
Melih abi, devre arasında ne yapayım derken aklima muhteşem siten geldi, Manisa maçı yorumlarına bakayim dedim. Maçtan sonraki yazını sabırsızlıkla bekliyorum. Bu yazıyı yayınlamana pek gerek yok, kısaca alıcaz bu maçı temennimin sende de olduğunu biliyorum, sana özel bir mesaj mahiyetinde alabilirsin anlayacağın:)
bayramını kutlarım, saygılarımla.
Melih abi geçmiş olsun napalim, sağ ve sol bekten de Allah bizi kurtarsın artık.