Bursaspor maçının ardından:

Selamlar.
İzninizle bir açıklama yapmak istiyorum.
Burada biz bizeyiz ve bir aileyiz. O yüzden bildiklerimi izninizle sizlerle paylaşmak istiyorum.
Galatasaray’ın Bursa’da yenilmek için nedenleri vardı ama bu nedenlerin hiçbiri teknik, taktik ya da futbolcuların kalitesiyle ilgili değildi.
Açık ve net konuşalım: Galatasaray Bursa’da profesyonelce yaşamayı başaramayan futbolcuları yüzünden yenildi.
Maçı seyrederken inanılmaz güçsüz oldukları göze çarpıyordu zaten Galatasaraylı futbolcuların. Keza İstanbul’daki Manisaspor maçında da görülmüştü bu, ikinci yarı rakibin baskısını tamamen kabullenmişti Galatasaray. Bu güçsüzlük Bursa’da zirveye çıktı. Zaten maç boyunca Galatasaraylı futbolcuların inanılmaz sinirli olmasının nedeni de buydu. Güçsüzdüler.
Belli ki ulusal maçlar nedeniyle verilen arayı iyi değerlendirmedi Galatasaraylı futbolcular. (Dikkatli okurlar Manisaspor maçı yazısının sonunda bunu ihsas ettiğimi anlamış olmalılar.)
Bu nedenle Bursaspor maçını 4-6-0, 4-3-3, üç orijinal orta saha, Arda Turan’dan santrfor olur mu türü bence afakî meselelerle tartışmanın yeri ve zamanı değil. Çünkü sorun bahsedildiği gibi başka bir yerde.
Duyduğuma göre profesyonelce yaşamayan futbolcuların kulakları çekildi Bursa maçından sonra. Kaptan Arda Turan’ın son yemeği de bunun işareti.
Bu arada, dün Turgay Renklikurt Üstadımız’la konuşma fırsatı buldum. Düzgün yaşamayan futbolcuların iki-üç günde kendilerine gelemeyeceklerini söyledi. Dolayısıyla bugünkü Panathinaikos maçından da fazla ümitvar değilim, ama yine de yukarı doğru burnumuzu kaldıracağımız bir maç olacak diye düşünüyorum.
Şimdi hiçbir edit ve yorum yapmadan yaklaşık 50 yorumu yayınlayacağım.
Yazı için özür diliyorum, ama kimseyi (kendim de dahilim buna) kandırmanın alemi yoktu.
Sevgilerimle.
Melih
PS: Dün Gayın-Sin’i dinleyenler ve Yalnız Futbol’u seyredenler zaman zaman açık, zaman zaman da örtük olarak bunun söylendiğini farketmişlerdir. Dünkü Yalnız Futbol’da şunu göstermeye çalıştık: Bütün Bursaspor atakları Galatasaray’ın savrukluğuyla başladı. Sezon başında stratejik taç ve korner atan takım Bursaspor maçında taç ve korner bile kullanamaz durumdaydı.
Melih abi iyi geceler,
Yazını bekliyordum bayram günü bu saatte ne yazılabilir ki!
Dinamo, Sivas ve d.bakır daki Galatasaray gitmiş başka bir takım gelmiş. Çok üzülüyorum takımımızı böyle izlerken.
İki konu var söylemek istediğim.
Birincisi son dakikalarda ortalık karışmasaydı Sabri’nin pozisyonunda Bursalı oyuncu (33 numara adını unuttum) kırmızı kart görmiyecekti, çünkü hakem elinde sarı kart ile koşuyordu. Demek ki hakemler de verdikleri kararı değiştirebiliyorlar.
İkincisi (bugünkü maç ile ilgilisi yok) Basketbol federasyonu bize verilen cezalardan dolayı kınıyorum. Cemal Nalga olaylarından dolayı değil, bize verilen 4maç cezadan dolayı. Kıyaslama yaparsak, geçen sene fb-efes maçının 10′da 1′i kadar olay vardı fb olunca 5maç, gs olunca verin cezayı.
İyi geceler, iyi bayramlar.
Selamlar Melih abi,
Öncelikle herkesin bayramını tebrik ediyorum. Şansımıza bayramın ilk günü bol güneşli, harika bir gündü, umarım herkes sevdikleriyle bu güzel bayram gününün tadını çıkartmıştır.
Yanlış anlaşılmasın lütfen; Rijkaard’ın çalışmayan, işlemeyen sistemi derken bunu bizim topçularımız, takım olamamış topluluğun bireyleri için söylüyırum! Maalesef bir çok oyuncumuz Keita, Elano, Nonda ve diğer görev anlayışından uzak yerli ve yabancı oyuncuların bu sistemle oynaması imkansız! Paslaşmanın, presin, isteğin, taktiğin, hatta stratejinin olmadığı bir oyun yapısı içerisinde artık koşmayan futbolcularla bu sistemin işlemesi tabiiki imkansız.
.
Bursaspor’u da da aldıkları galibiyetten dolayı tebrik ediyorum! Maalesef sahada gerekli mücadeleyi gösteremeden kaybettik. Tabiiki üzgünüz, böylesine mücadele etmeden, istemeyerek sahaya sanki zorla çıkmış bir takımında zaten galibiyet alması, dahada önemlisi güzel, hoş futbol sergilemesi beklenemezdi, olmadıda zaten.
Sonuç maalesef Rijkaard’ın çalışmayan sistemi
Total futbolda birbirini tamamlayan, açıklarını kapatan, gerektiğinde gol atan defan oyuncularından, ve yine gerktiğinde çizgiden top çıkartan hücuculardan, ortasaha oyuncularından, komple bir takımdan bahsediyoruz. Başlangıç itibariyle yerli oyuncularımız zaten hem zihinsel hemde fiziksel olarak böyle bir sisteme hazır değillerdi. Zira hepsi zaten oynadıkları mevkiileri ezberlemiş, belirli sınırlar içerisinde kalıp, ellerinden geleni yaparak Türkiye’de idare eden, Avrupa’da ise alkışlanmaya çalışan bir görüntü çiziyorlardı. Rijkaard’ın gelişiyle beklentiler arttı, beklentiler arttıkça artık idare bile edemez duruma geldiler, zira bu sistem bizim oyuncularımızın boyunu bayağı aştı
Rijkaard’ın malzemesi bu kadar. Maalesef Mustafa Sarp, Mehmet Topal, Ayhan Akman, Hakan Balta, ve bir şaşkınlık, psikolojik belirsizlik içerisinde yaşayan Arda Turan ve diğerleri bu renklere yakışmıyor. Bu tabiiki onların suçu değil! Saha dışındaki imajlarını, kamuoyunun onlara bakışlarını sahada oynadıkları oyundan daha fazla önemseyen futbolcu topluluğunun kapasitesinin ne olduğununda fazla tartışılmasına zaten gerek yok! Potansiyel demiştin, hatırladınmı Melih abi. Cruyff’un öğrencilerine potansiyellerini gerçekleştirmeleri, oyundan zevk almaları ve total futbol oynamaları konusunda verdiği derslerden bahsetmiştin! Ben Rijkaard’ın öğrencilerine baktığımda bu topçuların hocalarıyla farklı dili konuştuklarını, anlamadıklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini görüyorum. Maalesef total futbol Mustafa Sarp ile, Ayhan Akman’la, ayağında topu tutup dans etmeyi seven Arda ile, yada her topu ayağına alışında Nonda’yı arayan Keita’nın yada Elano’nun zihniyetiyle gerçekleştirilmez! Takım olmak, olabilmel, sorumlulukları yerine getirip seyircilere seyir zevki vermek bir eğitim olayı! Takımdaşlık da öyle. Bir oyuncunun pozisyon gözetmeden arkadaşlarının açıklarını kapatması ve hatalar için takım arkadaşlarıyla sorumluluğu paylaşması (bakınız Drogba, ben Drogba’nın çizgiden kaç top çıkardığının sayısını artık unuttum), “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” felsefesini uygulamasıdır!
Bireysellik yoktur, takım vardır, oda maalesef şu anda biz değiliz.
Açıkça söylemek istiyorum. Artık yönetimin şahsi konular yüzünden kötü performans gösteren oyuncularla ilişkiyi kesmesinden yanayım! Tamam, hiçbirimiz makina değiliz ama bizde milyon dolarlar almıyoruz. HAtta daha ileri giderek isim bile verilebilir! Bence Kewell ve Linderoth harici bütün yerli ve yabancı oyuncular gidebilirler, Arda Turan dahil (bu arada zaten Elano’nun Dünya Kupasın’dan sonra Galatasaray’da kalacağını sanmıyorum, hatta gitmeyi planladığını düşünüyorum!)
Sil baştan yapalım. Lucescu’nun yaptığı gibi 8 tane genç yabancı, kültürlü, eğitimli, takım anlayışı olan, sorumluluğunu bilen genç oyuncularla anlaşalım ve altyapıdan takviye yaparak maçlarımıza çıkalım. Takımımızı seyrederken onlarla gösterdikleri takım ruhundan, centilmenlikten, fair-play den dolayı gurur duyalım, ama yenilelim, sorun değil. Diyeceğimin hepsi bu Melih abicim. Tekrar herkesin bayramını içtenlikle tebrik ediyorum. Sevgiyle kalın.
merhaba melih abi.
3 hafta önce diyarbakirspor maçından sonra şu alttaki yazıyı paylaşmıştım seninle hatırlarsan.
—
selamlar melih abi.
sanırım geleceğimizle ilgili fikirlerimizin oldukça çeliştiği bir yazı olacak benimkisi.
şöyle ki, takımın temel sorunu ora sahadaki iki iç ön oyuncusu. yani son maçta ayhan’la barış’ın, ondan öncekilerde mustafa ile barış’ın paylaştığı bölge.
öncelikle oynadığımız takımların kalitesizliğini kabul edelim ve kendimizi kandırmayalım. bugün sivas’ı yenmeyen kalmadı, dinamo bükreş son derece sıradan, sene başından beri 3 hoca değiştirmiş, seyirci desteğinden yoksun, ne yaptığını bilmezler mangası, diyarbakırspor ise tabiri caizse yarım saatlik bir takım. ben rijkaard’ın sevincini içinde az da olsa takımla ilgili olan karamsarlığına bağlıyorum.
kabul edelim ki, takımımızın sahip olduğu orta saha elemanları çağın gerektirdiği teknik kabiliyetten çok geride.
takımın hızı ve diğer konularla ilgili harika bilgiler vermişsin melih abi ama ilk 15 dakikada yediğimiz pres ve o baskı karşısındaki çaresizliğimiz oldukça düşündürücü. unutmayalım ki bunu üst düzey takımlar her an yapıyor olacaklar. fenerbahçe maçı buna en yakın örnek. (burada rakibin gücü de bir yerde tükenecek elbet diyebilirsin ama bizim de aynı doğrultuda gücümüz tükenecektir)
—
sadece bu kadar değildi tabi, orta sahamızda oynayan oyuncularımızla ilgili tek tek bir şeyler anlatmaya çalışmıştım.
ben 28 yaşındayım, kendimi bildim bileli galatasaray ve dünya futboluyla çok yakından ilgiliyimdir. özellikle avrupanın önde gelen takımlarının neler yaptığına ya da yapmaya çalıştığına çok dikkat ederim.
bir kere birbirimizi kandırmayalım. orta sahamızdaki hiçbir oyuncumuz çağımızın gerektirdiği özelliklerde değil. bunu görmemek kör olmakla eşdeğerdir benim gözümde. ve bizler bile bile lades demeye devam ediyoruz.
elano’ları, kewell’ları, keita’ları almakla bitmiyor hiçbir zaman iş. yönetimimiz bu konuda çok ciddi zaaf göstermiştir. 2 senedir ağdalı transferler yapıp taraftarın güvenini kazanmıştır fakat geriye kalan bölgelere de gerekli transferleri yapmamıştır.
bu takımın mayası bozuktur. hücum hattındaki elemanları olabildiğince iyiyken, defansı ve ön liberoları bu kadar baskı kaldıramayan, bu kadar verimsiz, bu kadar ileriye düzgün pas yapamayan, bu kadar tercih ve pozisyon hatalarıyla dolu bir takım istikrarlı olarak başarıdan söz edemez. daha doğrusu total futboldan söz edemez. mücadele futbolundan, 1-0 olsun bizim olsun mantığından rahatlıkla bahsedebilir ve uygulayabilir de bunu ama pas futbolu, total futbol veya akıcı oyun! bu oyuncu portföyüyle bunlar koskoca bir hayaldir, ütopyadır.
bu geçen sene de aynı şekilde işledi, bu sene de devam ediyor. olan skibbe’ye, aynı zamanda bu gidişle de frank rijkaard’a olacağa benziyor. ve büyük bir üzüntüyle izliyorum ki, bunu kimseler görmüyor.
elimizi vicdanımıza koyalım, geçen sene ilk yarının sonlarına doğru başlayan ve sadece devre arasına kadar giden müthiş pas ve akıl futbolunun tek açıklaması üstün futbol zekasından dolayı lincoln ve defanstan adam gibi top çıkartmasından mütevellit fernando meira’dır. bu 2 kere 2′nin 4 olması kadar açıktır.
eger galatasaray yönetimi, defansın göbeğine topla düzgün ilşkisi olan, sertliği de vasat sayılabilecek 1 oyuncu ile orta sahada ileri geri oynayabilen, teknik kabiliyeti kabul edilebilir, oyun ve poziyon bilgisi üst düzey 2 oyuncu olmak kaydıyla kısa vadede en az 3 oyuncu transfer etmezse bu ve bundan sonraki tüm sezonların sonu hüsrandır. bunu çok ama çok üzülerek, bunca yıldır üst düzey maçları takip eden biri olarak söylüyorum.
mustafa sarp, mehmet topal, barış özbek, ayhan akman, gökhan zan ve servet çetin ancak ve ancak tamamlayıcı parçalardan birisi olabilirler. o da takım oyunu içinde hadlerini bilerek oynamaları şartıyla olur.
bu satırları üzüntüyle yazıyorum ama mantıktan da uzaklaşmadığımı düşünüyorum aynı zamanda. maalesef oyuncu portföyü açısından baktığımızda ben tünelin sonunda ışık göremiyorum.
öte yandan euro 2008′den beri hiçbir aşama kaydetmemiş olan türk futbolcularımız arda turan, mehmet topal, hakan balta ve servet çetin’in sorunlarının ne olduğunun tam olarak anlaşılmasını ve böyle devam edip takımlarına zarar vereceklerine ivedilikle avrupa’nın muhtelif kulüplerine gidip hem bizim hem de kendilerinin önlerini açmalarını temenni ediyorum. zira 2 yıldır bu oyuncuları elimizde tutmak için gereğinden fazla ısrarcı olduk. dolayısıyla aynı oranda şımarıklıklarını çekiyoruz hissine kapılıyorum. (mesela maç içerisinde kaptanımız olan arda turan’ın suratı bana hırs veya kazanma inancı değil de acı ve hüzün veriyor, ki bunu bir tek ben söylemiyorum) bu hikaye bana nedense mehmet topuz ile gökhan ünal’ın kayseri’den 3 büyüklere yollanmama ve sonunda kayseri’de oluşan hüsranı hatırlatıyor nedense…
her şeye rağmen,
sonuna kadar franklin edmundo rijkaard…
sonsuza dek galatasaray…
sevgiler, murat.
Sevgili Melih,
Maalesef artik bu takimin savunulacak bir tarafinin kaldigini dusunmuyorum. Fenerbahce macindan beri dikkatimi ceken tek sey, ortada takim diye bir seyin kalmadigidir. Futbolcular birbirini sevmiyor, kazanma istekleri yok ve Galatasaray umurlarinda degil. Bir kacini ayirmak durumundayim, ama cogunlugun bu durumda oldugunu dusunuyorum. Topa ayagini uzatmaya korkan, en kucuk bir darbede yerlerde surunen, mac sonlarinda sanki kasten gidip sari kart gorup cezali duruma dusen, birbirlerine inatla pas vermeyen, sadece rakipten degil toptan da korkan, beni hayretlere dusuren on bir futbolcuyu izliyorum son maclarda sahada.
Mustafa Sarp’ten ovguyle soz ediyorduk lig basladiginda. Simdi Mustafa’nin tek top caldigini, tek olumlu top kullandigini, refakat kosusundan baska savunma yaptigini goremez olduk. Hakan Balta macin daha birinci dakikasinda “bitse de gitsek” modunda… Topu birakin ayagiyla, eliyle bile arkadaslarina aktarmayi basaramiyor. Onun kanadi rakip takimlar icin bulunmaz bir nimet durumunda. Bir formsuzluk kac hafta, kac ay surebilir daha? Sabri ileri geri kosan, mucadele eden ama yaptigi tercihlerin hem de tamami hatali olan, yeteneksiz bir futbolcu. Tek olumlu tarafi cogu diger arkadasinda olmayan kazanma istegi. Ama bu Galatasaray gibi buyuk bir takimda banko oynamak icin yeterli mi? Gokhan Zan’i izledikce kenarda veya tribunlerde oturan Emre’ler icin kahroluyorum, eminim onlar da kahroluyordur bu uzun boylu arkadas sahada devamli olarak hata ve geri pas yaparken biz neden burda oturuyoruz diye… Baris’in Galatasaray’a hic ama hic yakismadigini dusunuyorum. Umarim bu sezon onu Galatasaray formasiyla izledigimiz son sezon olur. Ne karakteriyle, ne futbolculuguyla arti puan veremiyorum ona… Keita mucadele etse de, etmese de ilk oyundan alinan olmanin siniriyle kulubuye bile ugramiyor artik, suclayamiyorum. Elano’yu, gelip Servet’ten top alirken ve oyun kurmaya calisirken gormek kahrediyor beni, cunku yaklasik 40 metre ileride Mustafa Sarp ve Baris top bekliyor, sanki takimin forvetleriymis, cok yuksek teknige sahip ozel oyunculariymiscasina… Kewel ve Arda’yi mucadelelerinden ve isteklerinden oturu ayri tutuyorum.
Rakip takim 2. lig takimi dahi olsa, ileride pres yapan bir veya iki oyunculari oldugu takdirde Galatasaray’in gol atmasi tamamen sansa kaliyor. Geri dortlu ve orta sahadaki uc yeteneksiz adam yani toplam yedi futbolcu, bu iki kisinin presi sonucu topu kaleciye kadar dondurmek zorunda kaliyorlar ve sonucunda oyun kurmayi birakin topu kaptiriyor ve rakibe refakat kosusuna basliyolar akabinde. Rakip ikinci lig takimi dahi olsa bir kac duvar pasiyla, yedi yeteneksiz defans oyuncusuna ragmen rahatlikla gol pozisyonuna girebiliyor. Rakip oyuncular topu surerlerken Servet disinda defans yapan bir oyuncumuz yok. Geriye kalan tum oyuncular sadece refakatciler. Faul bile yapmiyorlar.
Bunlar benim duygusal olmayan, haftalardir gozlemledigim goruslerim. Artik Galatasaray’i izlerken birakin keyif almayi, doksan dakika boyunca aci cekiyorum. Zavalli Adnan Polat’a aciyorum, benim gibi sade ve siradan bir tafatar boylesine kahrolurken o kimbilir neler cekiyordur tribunde. Zavalli FR, aylardir ogretmek istedigi oyun sistemini israrla ogrenmek istemeyen, mucadele etmeyen, kibar oyuncularini izlerken nasil kahroluyordur. Bu takimin (takim demek dahi istemiyorum), bu kibar ve mucadelesiz oyunlariyla, degil sampiyonluk, ligde ilk 4′e girebilmeleri dahi mumkun degil. Besiktas’in yeteneksiz ama erkek gibi mucadele eden oyuncularina ozenecegimi ligin basinda birisi soylese inanmazdim. Ozeniyorum.
Tum Galatasaraylilara bol sabirlar diliyorum.
Sevgiler.
Sevgili Melih,
Skibbe’nin gönderiliş sürecini başlatan ‘kişiliksiz futbol’ vardı bugün sahada. Tek yaptığımız; MÜCADELE, MÜCADELE, MÜCADELE… Hırslı bir anadolu takımı gibi sadece MÜCADELEden ibarettik bugün. Ne akıl vardı, ne taktik, ne sistem.
Bütün yanlışlar içinde ön plana çıkan; Elano’yu oyuna almak için bu kadar beklemekti herhalde.
Bir an önce devre arası olsun.
Ve bir an önce Baros iyileşsin.
Başka birşey istemiyorum.
Melih abi oncelikle iyi bayramlar diliyorum,
ve su son surecteki nacizane gozlemlerimi paylasmak istiyorum;
Ben artik sahada 3 tane SADECE TOP KESMEYE YARAYAN onun disinda SIFIR URETKENLIGE HAIZ futbolcu gormek istemiyorum, kahroluyorum, Galatasaray bu kadar mi dustu, bu kadar mi korkak olduk, sayet ise yarasaydi hani manisa maci hani bursa.. o halde 3 de yetmez 5 koyalim, koyalim Ayhan’i da cagiralim Mehmet Guven’i de 5 koyalim, olmadi 7 yapariz. Sorun ileride ki arkadaslarin cagdas SPORCU kimliklerini kaybetmesiyle ilgili, top kaptirinca benim izledigim gibi izlerseniz, bu sonuclar kacinilmaz olur. Bu da neden oluyor, DISIPLINSIZLIK ve FIZIKI COKUS (muhtemelen ozel hayat ile ilintilidir).
Bu takimin ideal orta ve ileri ucu sudur:
Linderoth – Arda – Elano – Kewell – Keita – Baros. Tabii bunu uygulamak icin once SPORCU olmak lazim, bunu uygularken Arda-Elano-Keita-Kewell top kaptirilinca topun gerisine kosmazsa sonuc husran olur…
Netice itibariyle su an Ispanyol gazetecilerinin arastirmasina gore Guardiola’nin Barcelona’si ile FR’nin Barcelona’si arasinda ne fark var sorusuna verilen tek bir cevap var, “DISIPLIN”…Umarim bu olguyu istismar etmeye bu kadar uygun bu zeminde sirf bu nedenle yarim kalmaz yolculugumuz FR ile…
Ama gecenlerde Demirkol yazmisti galiba, Rijkaard’i yureklendirmek diye…bu nasil yapilir bilmem ama ben artik bu 3 onliberoya sahsen katlanamiyorum…
son bir soz de H.Balta icin, neydi o dunku halin daha dogrusu son 1.5 ayki halin…Bu kadar mi basit bu formayi sirta gecirmek?
Melih abi, bu 3 onlibero konusunda sizden menfi yonde caba gostermenizi diliyorum lutfen..
Sevgili Melih abi. Size tek bir sorum var ve cevaplandırmanızı çok rica ediyorum: Galatasaray futbol takımı neden bu kadar yumuşak ve dirençsiz? Bu takım neden rakiple korakor mücadeleye girmez ve faul yapmaktan korkar?
Merhabalar Melih Bey,
Tek kelimeyle hayal kırıklığı oldu bu takım. Her ne kadar yanlış yerde oynatılsalarda bazılarının performansları Galatasaray formasının hakkını veremiyor. Dünkü maçla ilgili görüşlerimi sıralamak istiyorum.
1- Arda Turan’ın forvet oynaması skandaldır. Teknik heyetin nasıl böyle bir karar verdiğini anlayamadım. Uzun boylu 2 adamın arasına yem gibi atıldı ve performansı sıfırlandı.Bence Servet Çetin stoper oynamalı eğer Nonda yoksa.Zaten son maçlarda Maradona gibi topla gereksiz oynamayı çok seviyor.
2- Süper ligdeki en kötü defans bizde. Dün verdiğimiz pozisyonlarda durdukları yerleri tekrar seyretmenizi öneririm. Servet Gökhan ve Hakan Balta uzun süredir çok kötülerdi, dün Sabri de bunlara uydu.
3- Barış,Topal ve Sarp toplamda 1 kişilik oynuyorlar, topla adam eksiltemiyorlar,ileriye de verkaçlarla takımı taşıyamıyorlar.
4- Yıldızlarımız çok mutsuz görünüyor, bunların nedeni araştırılmalı.
5- Dünkü maçta pozisyonumuz ve kaleye etkili bir şutumuz yoktu.
6-Ve her maçtan sonra olduğu gibi Neskens iyi oynadık ve mücadele ettik şeklinde demeç verdi. Eğer kötü olduğunu kabul etmezsen zaten bu kötü gidişi durduramazsın.
benim için mesele taktik-sistem-diziliş meselesinden çıkmıştır. “total futbol total futbolcularla oynanır.”
Ben sorunun savunma olmadigini düsünüyordum hep ve artık emin gibiyim. Söyle ki;
Galatasaray’in taktigi 5 kademeli bir taktik. defans, ön libero, iç oyunculari, kanat ve forvet. Bu sistemde pas organizasyonu yapmak için basit ve belli yönlendirmeler var. Defans topu liberoya aktarir, libero beklere, bekler iç oyuncularina. Buradan sonra ise iç oyunculari ya kanatlara top aktarir ya da forvet’e. Kanatlara aktarirsa kanat oyuncularindan topa sahip olan ya ters kanattaki forveti çiftleyen oyuncuya oynar ya da forvete. En uygun atak yapilana kadar bu pas organizasyonu kendini tekrar eder. Top iç oyuncularina döner, defanslara döner vs. vs.
Biz pas organizasyonunu yapamiyoruz. Çünkü takimin iç oyunculari topu almiyor. Barcelona evet dünyada yeri olmayan bir oyun oynuyor ama son Inter maçindaki koşu istatistikleri Inter’den fazla! Yüzde 60 küsürle topa sahip olmus bir takim, diger takimdan fazla kosmus. Burada farki yaratan ise sürekli aktif iç oyunculari.
Bizim iç oyuncularimiz sistemin bir katini çökertiyor. Pas organizasyonunu bozuyor. Ne Baris, ne Mustafa Sarp ne de Ayhan’dir bizim iç oyuncumuz. Bizim iç oyuncumuz kim nasil elestirse elestirsin Elano’dur. Zira dün bile o girdikten sonra topu yere indirdi takim tekrar. Çünkü pas yetenegi sifirin altinda olan stoperlerin dibine girip topu alarak ve dogru veya yanlis kullanarak takimi direkt ileri tasidi. Maalesef bu özellige sahip baska bir oyuncumuz yok. Bu da rakibin bizim sistemdeki katlarin arasina girmesine, bizim sistemdeki katlari pasifize etmesine yol açiyor.
Dün Bursaspor bir kere bile pres yapmadi. Sadece topun arkasina geçti. Ama bizim iç oyuncularimiz kolaylikla yapilabilecek pas organizasyonlarini bozdu maalesef. Dünkü afedersiniz rezalet oyunun tek açiklamasi bana göre budur. Yoksa ne Mehmet Topal rakiple yanyana gelince yikilmistir, ne Sarp ne de Baris.
Bunun disinda görünürde 4-6-0 oynadigimiz halde defansimizin uzun top atmasi o bölgenin ne kadar futbol aklindan uzak oldugunu gösteriyor. Bir önceki maçta da yazmistim buraya Melih Abi. Forvet hattimizin Kewell’i, ortasahamizin Arda’si var. Ama defansimizin böyle lider, böyle baskin bir karakteri yok. Basibos oynuyorlar. Üstüne bir de iç oyuncularimiz sinir bozucu derecede pasif oynayinca bu sonuçlar kaçinilmaz oluyor.
Galatasaray 4-3-3 oynar, 4-2-3-1, 4-6-0 bile oynar. Fakat sorun bu takimin oyuncularinin verilen görevi yapmamasi, taktik disipline bagli kalmamasi. Bu gerçeklesir mi? Tabii ki gerçeklesir. Fakat söyle bir sey var ki Fenerbahçe maçinda yenikken bile topu yerden oynayan ama kosmuyor yok defans yapmiyor diye yerden yere vurulan ortasahamiza bakmak lazim. Elano’nun sistemin bozuklugunu aninda düzelttigini görmek lazim.Kim ne derse desin bu sistemin birinci önceligi Elano’dur bana göre. Elano iç oyuncusu olarak oynamadigi sürece bu sistemin bize böyle maçlar seyrettirecegi gün gibi ortadadir.
Son olarak Mehmet Topal, Servet Çetin ve Hakan Balta’daki inanilmaz düsüsün takimi asiri etkiledigini söylemek gerekir. Dinamo maçinda saga sola kosturan, defansindan top alan, akilli bir sekilde bunlari dagitan ve böylece rakibin savunma çizgisini çok çok geri iten Mehmet Topal o maçtan beri çok kötü. Isin kötüsü onun bu hakikaten bitik performansi takimin bir çok bölgesini fena olarak etkilemekte. Bunun disinda artik Caner veya Ugur’un Hakan’i kesmesi gerektigini düsünüyorum. Tabii ki Rijkaard bütün hafta onlarla antrenman yapiyor. Ama görünen su ki Hakan o eski defansif marifetlerini tamamen sifirlamis. Birde üstüne hücumdaki etkisizligi ve agirligi eklenince neredeyse ayni sekilde defans oynayan ama hücuma asiri katki veren Caner’in artik sirasinin geldigini düsünüyorum. Yok eger çift stoperi üçleyecek bir adam gerekiyorsa bu adam kesinlikle oyun bilgisiyle Ugur Uçar’dir.
Biraz uzun oldu kusura bakmayin.
Saygilar.
Hayırlı bayramlar Melih Bey,
Sıcağı sıcağına aklımdan çıkmadan yazayım düşüncelerimi;
1) Sabri yine eski Sabri oluyor; tamam agresiflik azaldı ama yine o “akılsız” oyunu, yine yanında arkadaşı varken mesafe kaydetmiş olmak sevdasıyla taçları uzun atma düşüncesiyle hepsini rakibe teslim etmesi, yine defansa dönüşte tıngır mıngır ve onun boşalttığı yerden ilk yarıda bir düzine akını onun kanattan yememiz… Sabri zamanla dünyanın en efendi insanı bile olsa defansif aklı çok zayıf… Hızlı koşması bir insanı futbolcu değil olsa olsa atlet yapar…
2) Orta saha, daha sadece gölge markaj pozisyonu alan rakipten tırsıyor ve hemen geriye dönüyor, al-ver yok, pas alışverişi konusunda FR orta sahayı görünce canı çok sıkılıyordur. Orta sahanın oyun kurma, adam eksiltme vs. teknik kapasitesi çok zayıf…
3) Hakan Balta’nın form düşüklüğü artık iyice göze batıyor. Pozisyon hataları ve kondisyon eksiği ayyuka çıktı…
4) Top rakipteyken -zaten oyun kuramayan- orta sahamız rakip oyuncuları hiç rahatsız etmiyor, “top çalma” düşüncesi kesinlikle yok; sadece karşısına geçip pas vermesini bekliyorlar. Agresif ve basan bir orta saha olmadan çok yumuşak bir karın ile “total aklı olmayan” Bülent Korkmaz futbolu oynamaya başladı takım…
5) Takım derken lafın gelişi… Böyle takım anlayışı olamaz, bir arkadaşından boşa çıkıp top istemek, yardımlaşmak gibi temel değerleri kaybetmiş bir görüntü çizdi son 2 maçta GS…
6) Hollanda ekolü, Total Futbol, takım oyunu… Neresinden bakarsanız bakın, bizim ekip futbolu hızla unutuyor gibi…
Allah acil şifa versin , budur benim bayram duam…
Semih Pulatoğlu
Selamlar,
Tek bir şeyi merak ediyorum orta sahada ki bu 3lüye daha ne kadar tahammül edebileceğiz? Dün akşam bütün maç boyunca elano oyuna girene kadar barış’ın ne yaptığını anlayan beri gelsin lütfen. Takımın bütün atak yükünü ilerideki 3lünün üstüne yıkıp geri kalan takımın hiç birşey yapmamasının sebebi nedir? Rijkaard ve Neskeens’in buna verecek cevabı olduğuna eminim ve bu cevabı bende öğrenmek istiyorum, neden bu barış denen adam Galatasaray ortasahasında top oynuyor. Elano girdikten sonra ortasahanın top yapma beceresinin nasıl geliştiğini farketmişsinizdir sizde. Peki neden Elano ile başlanmazda Barış ile başlanır.
Saygılar
Kaan
Oynadığımız futbolla ilgili yorum yapmak hiç içimden gelmiyor, zaten o kadar gereksiz görünüyor ki şuan. Bize maçı kazandırabilecek neler yapılabilir bunu konuşmaktansa, bize kaybettiren şeyleri konuşmak istiyorum. Yani önce bir -1 den 0′a çıkalım. Birçok şey söylenebilir ancak Hakan Balta bu kadar kötü oynarken her maç -1 başlamamız garanti gibi geliyor bana. Rakipler de bunu çözmüş olacak ki Hakan’ın zaaflarından yararlanmaya çalışıyorlar.
İki şey: mücadele ekslikliği ve Hakan Balta, ben bu iki sebepten takımımın kaybettiğini görmek istemiyorum. Birkaç haftadır Hakan’ı kadro olmaması için beklediğimi fark ettim, demekki basiretsiz oyunu iyice içime işlemiş, kurtulmak istiyorum o hisden. Ergün’ün son yıllarını anımsatıyor Hakan, o kadar isteksiz ve alakasız ki sahayla, rakibin yapması gereken tek şey çizgiye yaklaşması(Hakan içe doğru orta sahaya pas vermeyi de unuttuğu için kötü top atıp kewell’ı sıkıştırmaktan başka bir şey yapmıyor).
Geçen hafta söylemişim, bundan bir ders alamayacağız diye, bu seferki de bir kırılma noktasıydı -hatta bu seferki kaybetmemesi gereken bir maçtı- ancak bu sefer ders çıkarma ihtimalimiz de var.
– Kanat beklerine bir çözüm ve alternatif bulunması. (Sabri de çok formsuz)
– Orta sahanın kazanma isteği ve konsantrasyonuyla ilgili birşeylerin yapılması.
– Hücum setlerinin üstünden bir kez daha geçilmesi.
– Aslında bunların hepsini bir kenara bırakıp sıfırdan başlar gibi her oyuncuyla birebir ilerleme sağlanması.
Geçmişteki yazılarda bireylerin nasıl bütünü oluşturma yolunda olduğunu tartışmaya çalışmıştım, şimdi maalesef (nerdeyse) bireyler ruhlarını ortaya koymaktan bahsetse de, bir takımın ruhunun varlığından bahsedemiyoruz.
Maç kaybediyoruz, ruh da olmadı, bari umudumuzu kaybetmeyelim.
İyi çalışmalar
Ali
Sevgili Melih Abi;
Öncelikle bu maç için oldukça üzgünüm. İstanbulda okuyorum ama Bursada oturuyorum bayram dolayısıyla Bursadaydım. Bursanın bu performansı beni oldukça mutlu ediyordu dün de oyunları gerçekten iyidi. Ancak gönlümüzdeki yerin sahibi olan Galatasarayın düştüğüm bu durum gerçekten içler acısıydı.İnanılmaz sinirliydim maç sonunda.
Kalkıpta Neeskens’e ya da Rijkaard’a laf söyleyecek değilim ama amaç bir şeyler denemekse neden bu sene başında yapılmadı.Süper Ligin en zorlu deplasmanlarından birinde bu kadroyla oynamak bence intihardı.
Tamam total futbolun gereğidir her futbolcu birbirinin yerinde oynayabilmelidir ancak bu böyle zor bir deplasmanda denenmemeliydi bence nitekim Elano ve Nondayla başlasaydık oyunun seyri bana göre çok farklı olabilirdi. Mehmet Mustafa Barış iyi niyetli futbolcular ancak pas yapmakta fazlasıyla zorlanıyorlar ve bu yüzden doğru düzgün hücuma çıkamadık bile. Neden bu kadar korkak futbol oynuyoruz anlayamıyorum. Bursanın ilk golüne kadar ne zaman gol yeriz diye düşünüyordum açıkçası. Motivasyonumuz bu kadar mı erken kayboldu. Bİrşeyleri kazanabilmek için birşeylerden feragat etmek gerekiyor belki farkındayım ona da razıyım. Kaybettiğimiz üç puan olsun ancak savaşalım son dakikaya kadar ve mücadele ruhumuzdan vazgeçmeyelim. Resmen ölü gibiydik dün gece. Takım uzun süre sonra ilk defa birbiriyle çalıştı ancak sonuç hüsran. Nereye kadar böyle gidecek bilmiyorum ama tek bildiğim kredimizi gerçekten tükettik.
İnşallah artık kendi futbolumuzu oynarız en azından onu oynamaya çalışırız gol yiyoruz diye 3 savunmacı adamla ortasahada oynamak bize yakışmıyor bence.
Dün geceden aklımda kalan ve sevindiğim tek şey Mustafanın performansıyla Neeskens’in yenilgiyi hazmedememeyip Ozanla tartışması. Tartışmasına sevinmedim ancak o inancına gerçekten sevindim. Güneş en zifiri karanlıkların ardından doğar. Sanırım o zifiri karanlıklardayız şu an ve önümüzde aydınlığa çıkabileceğimiz Pana ve İbb maçları var dilerim herşey güzel olur..
Merhaba Melih Bey,
Dün akşamki maç belki de bu sezon oynadığımız en kötü maç idi bence. Genel olarak sıkınıtlarımızı 2 ana başlıkda ele almak lazım. 1) Yapısal hatalar 2) Maça özgü hatalar. Yapısal hatalarımızın başında zayıf Sivasspor maçının bize verdiği yanıltıcı mesajlar sonrasında her maça 4-3-3 formasyonunda çıkışımız. Belki bu formasyondan ziyade bunun çok uygun olmayan orta saha oyuncuları ile çıkmamız ya da barış-topal-ayhan-mustafa’daki ciddi formsuzluklar. 2′li orta sahadan 3′lü yapıya döndüğümüzden bu yana M.Sarp çok verimsiz oynamaya başladı, belki dönemsel formsuzluk belki de 3′lü yapıya alışamadı. Topal ise zaten yavaş oynuyordu, dünkü maçta çok çok daha yavaş ve verimsiz oynadı. Barış deseniz çok farklı değil. Rakibe bakıyorum V.Şen ve Ergiç bizi resmen delik deşik ettiler. Stoperlerimiz ise kanatlardan gelen ataklarda habire eşlik ettiler. Halbuki diğer tarafta Ö.Erdoğan ile Zapo’nun müdahalelerini hatırlayalım. H.Balta’nın uyur gezer halini açıklayacak mantıklı bir sebep bulamıyorum. Maça Nonda’sız başlamak, daha da kötüsü Kewell yerine Arda’yı en uca koymak ciddi bir t.adam yanlışlığı idi bence. Bunu değiştirmek için 70dk beklendi anlamsız bir şekilde ama yine hatalı bir karar ile. Nonda’yı besleyecek adam olan Keita’yı kenara alarak. Elano’nun kalitesine bir şey demeyelim diyoruz ama yaptığı ortalar ya da Ivankov’a verdiği geri paslara bakınca 7m Euro’yu bu oyuncuya mı verdik diyorum.
Oyun kalitemiz de o kadar düşüklük vardı ki bir ara kendi kendime “sanırım Barselona ile oynuyoruz” dedim.
Ez cümle, teknik kadro her maçı farklı ele almak yerine sabit bir formasyon ile çıkması önemli bir hatadır. (Bkz. FB maçına 4-2-4, Manisa, Bursa maçlarına 4-3-3 ile çıkmak). Kadronun önemli bir kısmında form düşüklüğü var, sezonu erken açmak zorunda kalışımızın bir sonucu olabilir, rotasyondan faydalanmamız lazım, özellikle orta saha oyuncularımız kısıtlı kabiliyette oyuncular, bir de formsuz olunca seyretmek gerçekten ızdırap oluyor. Bence uzun boylu, ağır hamleli oyuncular yerine çabuk, ısıran, hızlı oynayan, ayağına hakim oyunculardan kurabilirsek hem rakibe pres yapma hem de oyun kurma konusunda problemlerimiz azalacaktır.
Son olarak oyunu kuruşumuz o kadar bariz ve yavaş ki… Leo stoperlere veriyor, onlar da ya kendileri kuruyorlar oyunu ya da yakınlarına gelen orta saha oyuncularına pas veriyorlar. Ama bu planın lehimize faydalı bir şekilde işleyebilmesi için hızlı, seri biçimde yapılması lazım. Ama öyle olmadığı için rakip kendi sahasına yerleşmiş oluyor ve boş alan kalmamış oluyor. Üstelik oyunu Servet ve Gökhan gibi ayağına çok hakim olmayan oyuncuların kurması ayrı bir sor işareti bizim için. Galatasaray 4-3-3 veya 4-2-3-1 vs oynamak istiyor ama her ne oynarsa oynasın hızlı, hareketli, ısırıcı ve adam eksilterek oynamadığı sürece işimizi gerçekten zor.
Bayramınızı kutlarım, sağlık ve sıhhatler dilerim.
Bülent YILMAZ.
Melih abi siteyi açınca başlık kısmını boş görünce yadırgamadım çünkü denecek birşey yok zaten. Ciddi şekilde organize bile olamayan bir Bursaspor’a karşı (goller ve çoğu ataklar iki bekimizin aksaklığından geldi diyebiliriz. Sabri ilk yarım saat, Hakan bir maç boyunca) adam gibi pozisyona bile giremedik nerdeyse. Nerden başlasak ne desek ki? Bu kadar ruhsuz nasıl oynanır mı desek, bir orta saha oyuncumuz elini top istemek için kaldırıp boşa kaçmayı denedi mi desek?(evet ellerini kaldırdılar ama sadece top defanstayken ileriyi göstermek için) Şanssızlık mı kaç gündür nedir bilmiyorum ama hocamızın bu maç başımızda olamaması mı desek( ki bence bu bahane sayılmaz çünkü Neskeens hocamız başımızdaydı.) Hakan baltanın her maç artık dibi gördük dememe rağmen bizi sürekli yanıltıp kötüye giden oyununu mu desek?..Her şeye rağmen Elano’ya helal olsun diyorum. Oyuna girdi her topla buluşmaya çalıştı, öyle ya da böyle ters toplar atmaya pas yapmaya çalıştı. Yaptı veya yapamadı ama helal olsun diyorum. Son olarak herkesin Bayramını kutluyorum. Saygılar
Selamlar.
Maalesef ki yazmaya yeni başladım.
Birkaç saat içinde biter sanırım.
Sevgiler.
Melih
Selamlar,
acikcasi dünkü mactan sonra moralim cok bozuldu. TV`yi kapattim ve Internette mac yorumlarina rasliyabilecegim tüm sayfalardan uzak durmaya calistim.
Kendimde 6 yasindan beri amatörce futbol oynuyorum, kendimi bildigim bilelide armanin pesindeyim, ama bana göre Galatasaray`in son birkac haftadir oynadigi futbolun analizini yapmak icin futbol profesörü olmak, veya futbolun icinden gelmek gerekmiyor. Bize burda haftalardir Total-futbolun gereklerini anlattiniz, oynamak istedigimiz sistemin nekadar gerisindeyiz, veya hangi bölümlerde nekadar oynayabilmisiz, istatistikleriye birlikte verdininiz, hatalarimizi, eksik yanlarimizi nasil kapatiriz hep tartistik burda, ama allah askina, dünyanin en iyi taktigi, en mükemmel teknigi, hatta en iyi TD`de bizde olsa, kosamadiktan, isiramadiktan, mücadele edemedikten, ISTEMEDIKTEN sonra ne fark eder ?…… Buncaman yildir, bildigim ögrendigim bir sey var, türkiye liginde basarili olmanin anahtari, KONDISYON ve GÜC den geciyor. Bir kere ilk olarak en az rakibin kadar kosacak, onun kadar mücadele edeceksinki, varsa teknik ve taktik üstünlügün ortaya ciksin.
Dünkü Bursa macina, gecen haftaki Manisa macina baktigimizda ne yazikki takimin fizik gücünün dibe vurdugun gördüm. Bursasporlu, Manisasporlu futbolcularin tekmeye kafa koydugunu, bizimkilerinde ikili mücadelelerin cogunu kaybetdigini gördüm. Teknik kadromuzda 2 tane Kondisyoner bulundurmamiza ragmen, Bursanin, hatta Manisanin fizik kondisyonunun bizden üstün oldugunu görmek beni gercekten düsündürüyor, acikcasi fotografin gecen seneye benzemesinden cok korkuyorum. Ama asil korkum Rijkaard`in sonunun Skibbe benzemesi.
Sevgilerimle
Alper
Selamlar Melih Abi. Demedi deme; bu maç bizim için bir milat olacak.
THE SONG REMAINS THE SAME
Merhaba Melih Abi,
Öncelikle sizin ve tüm camiamızın bayramı mübarek olsun.
Yaklaşık 2 haftadır rahatsızdım (kas spazmı) ve yazılarınıza ortak olamadım.
Yorum yapmayacağım bugün. Yuksek volumde Led Zeppelin dinledim ve seyrettim günün çoğu anında.
Zaman dingin olma ve huzur bulma zamanı. Bu kadar gürültü ve olumsuzluk içinde o cevheri çıkaracak güç ve kazanım var DNA larımızda sanırım.
Sonsuz sevgi ve saygılar.
saygılar melih abi
öncelikle iyi bayramlar diliyorum.
abi cok erkenmi diye düsünüyorum ama ne olucak bu galatasarayın hali.daha iyi gitmesi gerekirken takım daha kötüye gidiyor.sezon basında rijkaard galatasarayla anlastığında onun barcelonadaki baslangıctaki performansını dikkate alarak baslangıcta sistemi oturtana kadar galatasarayda aynı olmasına kendimizi hazırlamıstık.ama tam tersine iyi basladık ama her gecen gün daha kötüye gidiyor.bunun sebebi nedir?
nonda varken neden arda santrafor olarak oynatılır?
neden 2 santraforla sezona baslanır?
arda santraforken takımdaki yüksek top kullanma sevdası nedendir?
milyon dolarlar alan futbolcuların bukadar yüksek isabetsiz pas oranıyla oynamaları birz tuhaf degilmidir.
ayrıca bu takım mustafa mehmet barıs dısındakiler pres yapmıyor.rakibin oynamasına izin veriyorlar.ayrıca duran toplarda topu kaptırdığımızda yada rakip hücuma cıkarken neden taktik faul yapılmaz.
ardadaki kornerleri elini kaldırıp ön direğe atma sevdası nedendir.baska duran top organizasyonu bilmiyorlarmı?
servetteki bu tek basına kahraman olma zihnyetine bir dur diyecek yokmu?
siz nekadar beğensenizde bu gökhan zan galatasarayda oynamaz.bonservis ödemedik diye yere göğe koyamadılar.36 yasındaki emre asık ondan daha iyi.hic değilse duracağı yeri biliyor.
hakan balta bu kadar formsuzken niye ısrar ediliyor.oynatılmayacaktı caner niye alındı.volkan yaman niye gönderildi.
tekrar iyi bayramlar
saygılarımla mert
Rıjkaard’ın olmaması psikolojik olarak etkiledi takımı ve Nonda’nın yedek başlaması da gol yollarımızı zayıflattı.Sabri’nin kritik hataları ve devrenin sonunda kaçırdığı pozisyon da önemli idi. Gökhan Zan da çok kötüydü Emre Aşık alınabilirdi oyuna.Leo franco ise bence en kötü transferimiz.
daha sagir daha kor daha dilsiz, manisa maciyla ilgili bir yorum yapmistim takimimiz sagir kor ve dilsiz idi bursa macinda bu daha da ust duzeye cikti evet mucadele var idi ama bir kor dogusu seklinde akil ve ayak tutulmasi mi desek ne desek bilemiyorum ben maci seyrederken bobreklerimdeki tum taslari doktum tum sevgili profesyonel futbolcularimiza tesekkur ediyorum, beni bu sikintidan kurtardiklari icin simdi bunlarin bazilari yada tamami avrupada oynamak hayallerimizi susluyor klubumuz izin verirse avrupaya gideriz diyor ya once kendinize bakin rijcard kamp yok diyor dogru avrupada kamp yok basin kicini yirtiyor kamp yapin diye avrupaya gidecek futbolcularin sahada yuruyecek hali yok be kardesim avrupaya nasil gideceksin senin 90 dakikada toplam 80 km kosmussunuz tamaminiz 14 oyuncu nereye gideceksiniz yani gitseniz ne oynayacaksin manisa bursa ankaragucu eskisehir fener bunlarin hangisi senden guclu hangisi vefakar taraftar senin arkanda duran oynayin oynayin daha kor daha sagir daha dilsiz olmayin bizler teknik kadronun sonuna kadar yanindayiz yonetimin yanindayiz sizlerde oynadikca alin terinizi sonuna kadar doktukce sizlerinde yanindayiz ama basimizi boyle oyunlarla egdigrmeyin bu macin benim gozumde daha baska yorumu yok.. saygilarimla
Böyle günlerde yazmak zor gelir insana.Teknik ve taktikten anlayan arkadaşlar yapacaklardır yorumlarını.Bu konularda yorum yapabilecek yetkinlikte değilim malesef.
Ama bildiğim asıl bu zor günlerde takımı desteklemek gerktiğdir.
Melih Abi,
Bazı Fenerbahçe taraftarlarının bir inancı ile ilgili rahatsızlığımı dile getirmek istiyorum:
Bir çok platformda, Fenerbahçeli kardeşlerimizin, 7-0′lık maçın, 6-0′lık maçtan sonra ortaya çıkarılmış bir yalan olduğuna dair yazılarını okuyorum. En basitinden, 90′lı yılların başında bir gazetede 7-0′lık maçın hikayesi anlatılmıştı ve abim o gazete sayfasını kopartıp saklamıştı. Çocukluk işte, belki de arkadaşlarına gösterecekti, bilemiyorum..
Yani benim elimde bile bu konuyla ilgili bu kadar basit bir kanıt varken, Fenerbahçeliler’in çeşitli internet forumlarında 7-0′lık maçın 2002 senesinden sonra -kendi tabirleriyle- “uydurulduğunu” iddia etmesi gerçekten çok üzücü. Bu konu ile ilgili aydınlatılmaları gerekmez mi sizce de? Mesela, bu konu ile ilgili 2002 senesinden önce çıkmış bir yazının resmi internet sitemizde yayınlanması bile çok pratik ve kesin bir çözüm olabilir. Hoş, bu hareket belki kağıt üzerinde vizyonumuz ile bağdaşmayabilir ancak, o zamanlar yaşamış olan sporcularımızın elde ettiği bir başarının da “sonradan uydurulmuş” olarak nitelendirilmesine izin vermemek gerekir. Bence o zamanki sporcularımıza atılmış bir iftira vizyon konusunun da ötesindedir. Aynı şekilde, asla Fenerbahçe veya Beşiktaş tarihi hakkında da yanlış şeylerin iddia edilmemesi, yaşanmış şeylere iftira atılmaması gerekir. Kısacası, biz o maçı kaybetmiş olsaydık bile, tüm gerçekliği ile arkasında durulması gerekirdi. Burayı okuyan Fenerbahçeli kardeşlerimiz de eminim ki bu konuda bana hak verecektir.
Çok saygı duyduğum bir büyüğüm olarak bu konuyu size danışmak istedim.
Sevgilerimle,
Kaan.
Selam Melih
Bayram huzur getirsin…
Sanırım Manisa maçından sonra gönderdiğim yazı eline ulaşmadı,çok önemli değil senin yazınla aynı çerçevede idi.Senin yazında,üst bölümdeki akılcı yaklaşım son paragraflarda yerini duygusallığa bırakmıştı.Bende durumun ne kadar onarılmaz derecede kötü olduğunu belirtmiştim.Geçmişe mazi ! Ama ne çare ki geleceği oluşturdu.Durum daha da kötüye gidebilir.Sahada en ufak bir organizasyon yok,neredeyse gol pozisyonu yok.Çok kötü oyuncu seçim ve yerleşim denemeleri var sadece,3 hafta öncesine kadar tam beklenenler oldu ve uptrend başlamıştı o arada ne oldu bilmiyorum hakikaten sorgulanması gereken o 2 haftalık ara, gerisi bana göre laf-ı güzaf.Bu kadar büyük isimlerinin oyun taktiklerindeki ısrarını anlarım ama böyle kötü seçimler ve bu denli mental zayıflık Hollandalılarından beklenmezdi.Ellerindeki sermaye olan futbolcularıda çok hor kullanıyorlar.Arda buna en büyük örnek.Neeskens in son dakikalardaki kavgası da travmanın ne denli büyük olduğunu gösteriyor… Yazık !
sevgili melih bey ,
bugün bir haber okudum hari kewel bursa deplasmanı sonrası dönerken arkadaşlarından ayrı oturup oynanan oyuna tepki koymuş doğrumudur şimdiden sağolun..
Sistemimiz az cok belli ve teknik ekibin bunu degistirmeyecegi de. En buyuk zaafimiz orta sahamizin hem savunma hem hucumu becerememesi. Ilk yarinin son bes dakikasi haric orta sahada top yapamadik o son bes dakika da hem bizi hem Neskens’i aldatmis olabilir cunku ikinci yari ayni futbolcularla devam ettik. Orta sahamizin tek ozelligi vardi savasci oyunculardan kurulu olmasi fakat Bursaspor taktik olarak topu surekli uzun oynayayip dengemizi bozunca bundan da cok yararlanamadik. Burada yapilacak sey topa hakim olup onlari moralmen dusurmek olabilirdi ama savasci oyuncularimiz malesef bunu beceribelecek kapasitede degiller. Bu macta Ayhan’a ihtiyac duyduk diye dusunuyorum. Arti savunmaninda topa bomba muamelesi yaptigi artik gun gibi asikar. Hakan Balta yi stoperde denemek enteresan olabilir, ayrica onun yerine oynayabilecek Caner’in sol kanadi daha isler hale getirebilecegini dusunuyorum. Son bir not Keita iyice disiplinden uzaklasiyor umarim bicagin keskin tarafi bize gelmez.
iyi günler,
bursa maçı için söylenecek çok şey var belki. ancak rijkaardın tüm futbol felsefesi dahil yapılmayan bir şey var kulübede. Bursaspor son maçlarda birdüşüş içindeydi. özellikle maçların ikinci yarılarında fizik olarak düşüyorlardı.nitekim bizim maçtada ikinci yarı oyundan düştüler ve futbol adına birşey üretemediler.işte kulübe bursanın düştüğü anlarda sağlı sollu atak organizasyonları gerçekleştirecek değişiklikleri yapamadı. takımda aynı baskıyı kuramadı. hatırlayın ilk haftaları.ilk yarı galatsaray rakibini sirkeliyor ikinci yarıda son darbeyi indiriyordu. bir ankaraspor maçı ve kasımpaşa maçları buna örnektir. hatta fenerbahçe maçı keita atılmasa beraberlik gelebilirdi. fakat bursa maçında galatasaray gerçek anlamda bu baskıyı kuramadı.acaba diyorum galatasaraydaki düşüş henüz bitmedi mi?
Hocam selamlar,
Yine olmadı, mehter takımı gibi 2 maç iyi oynayıp 3 maç duruyoruz. Yine siteyi ağlama duvarına döndüreceğiz sabrına sığınarak. Keşke ligin başında kötü gitseydik de şu sıralarda tırmanıyor olsaydık, o zaman ligin 2.yarısı total futbolun özünü oynuyor olma beklentimiz olacaktı. Sanırım şu anda ilk hedef sezon başı futbola dönmek. Ümitsizliğe tabii ki yer yok, perşembe yine Sami Yen’i doldurmak şart. Oynanan tatsız futbol bir yana, kaptanın dönüşüne rağmen isteksiz oyunun devam edişi, kaptanın da takımı moralman ateşleyemeyişi üzücü. Eskiden takımdaki oyunculara bireysel eleştiri yapabiliyorduk, şimdilerde onu da yapamaz olduk çünkü takımda birkaç maçtır iyi oynayan oyuncu yok gibi. Cuma günü Sabri bile bir garipti. TSL’deki rakipleri önceden izleyen ve teknik ekibe detayli bir rapor hazırlayan bir birimimiz var mı acaba?
En azından perşembe günü Avrupa’da şimdiye kadar gösterdiğimiz yüksek motivasyonla devam etmeyi ve ligde bu yarının kalan maçlarını -iyi oynamasak da- kazanmayı umalım. İkinci yarının çok farklı olacağı kesin.
Sevgiler
Merhaba Melih Abi,
Yorumumu yazından önce yazıyorum, bu yüzden de ne yazacağını oldukça merak ediyorum açıkçası…
Sanırım FR ve takım ile ilgili cicim ayları çabuk sona erdi taraftarlar arasında. Asıl bunu görmek üzüntü verici, yoksa ne mağlubiyetler ne de oynanan oyun o kadar kafamıza takmamız gereken şeyler değil. Biz değil miydik bu satırlarda takıma ve teknik ekibe sonsuz güvenimiz olduğunu söyleyen hatta bu seneyi çöpe bile atabiliriz yeter ki sonraki senelerde gururla seyredebileceğimiz bir oyunun temelleri atılsın diyen? Ne oldu da 5 ayda değişti her şey? Bundan daha kötü senaryolara hazırlıklı değil miydik? Demek ki değilmişiz…
Yoksa Adnan Polat, taraftarlara bu takım bu sezon namağlup gidecek, 3-4 gol ortalamasıyla oynayacak, bütün maçı rakip takımın altı pasında geçirecek dedi de, ben mi duymadım.
Geçenlerde burada yazdığım bir yorum gibi pek saha içi ile ilgili olmadı biliyorum ama o zaman da belirttiğim gibi, saha dışını düzeltebilirsek saha içi zaten bir yola girmiş gibi geliyor bana.
Neyse, bir kaç cümle de takımla ilgili yazayım…
Bilerek ya da bilmeyerek, zorunlu kalarak ya da kalmayarak, bir kaç haftadan beri orta sahanın göbeğini 3 adamla kullanıyoruz. Aslında sezon başında, 4-3-3 dendiğinde bir çoğumuzun gözlerinin önüne bu tür bir diziliş geldi. Ancak biz daha çok 4-2-3-1 şeklinde yayıldık sahaya. Gerçi o da 4-3-3′ün bir türevi ama 1 oyuncu direk farklı bir rolde oynamakla beraber yanındakileri de farklılığa sürüklüyor. Bence de şu anki formasyonumuz, oyuncu yapımıza daha uygun. Şundan ki, eğer stoperleriniz ayağı top tutan ve geriden oyun kurabilen yapıdaysa orta sahanın göbeğini 2 kişiden kurup, 3. kişiyi biraz daha serbest oynatmak kaydıyla hücuma daha yakın kullanabilirsiniz. Ancak böyle vasıfları yoksa, bunu yapmak için bir orta saha oyuncusunu (önlibero) onlara yakın oynatıp bu görevi ona yaptırabilirsiniz. Fakat bu sefer de orta sahadaki 2 oyuncunun hücum aksiyonlarında daha verimli olmaları gerekir ya da defansif yönü de güçlü ofansif oyuncuların kullanılmaları…
Bence bu oyun düzeni – eğer sabredersek- oturacak. Ancak alınacak her istenmeyen sonuçta ya da oynanacak her kötü oyunda böyle teslim bayrağı kaldırırsak hiç bir hedefe ulaşamayız. Teknik heyete bu düzeni oturtmaları için zaman tanımalıyız, bunu da onları (en azından bir süre için) koşulsuz destekleyerek göztermeliyiz ki onlar da içlerindeki hevesi kaybetmesinler. Unutmayalım ki, bizler senelerdir belli bir sistemle futbol oynanan, temel altyapı eğitimleri eksiksiz verilen bir ülkede yaşamıyoruz. Akdeniz ülkesi insanlarına özgü sıcakkanlılığımızı yaşayalım ama bunun aklımızın önüne geçmesine de mani olalım.
Bu vesileyle de hepinizin bayramını kutlarım.
Selamlar
Fatih
Merhaba,
Sanırım yazınızın gecikmesi bayram rehavetinden çok daha fazlası:)
Kendi adıma üzüldüğüm tek şey, puan kayıplarından ziyade Galatasaray’ın “futbolsuz futbolu”. Böyle bir terim var mı bilmiyorum. Sahaya futbol oynamak için çıkılır ama oynamaya çalıştığımız “şeyin” adının futbol olduğuna dair ciddi şüphelerim var.
Oğlum 9 yaşında..bir süredir, formalarımız sırtımızda birlikte maçlarımızı izlemeye başladık. Cuma günü “Baba, bizde santrafor kim oynuyor?” sorusunu sormaması için az dua etmedim desem yeridir. Bu gerçek kendime aynı soruyu sormamamı engellemedi elbette. Sahi, ne oynamaya çalıştık biz?
Tamam, her şeyi Nonda sız oyuna bağlamayalım da Arda’dan da santrafor olmaz gerçeğini de görelim. Arda’yı tam olarak santrafor kimliği ile sahaya sürmediğimizi de kabul edelim. Bursa’nın baskılı oyun oynayacağını düşünerek…Arda’nın forvet arkası sürpriz koşularını düşündük diyelim ve Keita’nın bireysel yeteneklerini ayrıca Kewell’ın akıl dolu oyununu.
Ya geri kalan? 1+2′li orta saha bu kadar mı açık vermeliydi? Balta haftalardır “ben formsuzum” diye bağırıyor..bırakın forvete desteği, defansı yapamıyor.
Gelinen noktada ilk yarıyı ilk üçte, şansımız varsa lider bitirmek hedef. Arayı iyi değerlendirmek ise, gerek transfer gerekse iyi hazırlık açısından (hem fizik hem mantalite olarak)çok çok önemli.
Sevgiler, Mehmet
Melih abi selamlar sadece şunu soracağım Bize
ne oldu ? Mücadele edip kaybetsek gam yemem ama rakipler bizi eziyorsa sorun büyük demektir saygılar abi
Melih abi selamlar,
benim sorum maç ile ilgili değil, sanki maçtan daha önemli bir mevzu var gibi.
Birkaç gündür bazı yazarlar tarafından sürekli Rijkaard’ın yönetimin kadroya karışmaya kalkması sebebiyle Hollanda’ya kaçtığı söyleniyor ki bunu diyenlerden biri fotomaç gibi genelde tutarsız haberler yapan gazetenin dışında daha sağlam bir gazetede köşe yazarlığı yapan ve bugüne kadar ”köstek” duruşu segilemeyen biri.
Bu olaylar aslı nedir sizce ?
Neler oluyor, neler yapılmaya çalışılıyor sizce ?
Açıkçası Bursaspor maçı benim hiç beklemediğim bir şekilde geçti: Beklemediğim şey, Galatasaray’ın sertliğe karşılık verememesiydi. Bunda en büyük pay iyi paslaşamamız oldu sanırım. Rakibi yoramadık. Bursapor kontratağa çok yatkın bir takım, Sercan ile Volkan çok hızlı, son vuruşları kötü olmayan oyuncular. Sık sık ani çıkışlarla Galatasaray defansını zorladı bu iki oyuncu. Bu çıkışları engellemenin yolu bu oyuncuları tutmak değil, onlara pas atılmasını engellemektir. Ders gibi (hatta tez gibi) Barcelona futbolu bunu bize gösteriyor. Alonso, Ronaldo, Kaka üçgeni bu anlamda yaratıcı olamadı. Puyol’un sert savunmasıyla karşılaştılar. Top Barcelona’dayken de pas veren oyuncu yerinde durmuyor, ya kendini boşa çıkarıyor, ya da defansın arkasına koşu yapıyordu. Galatasaray’da bunları göremedik. PAO maçı bir yerinden doğuş olmalı bu anlamda. Rijkaard’ın kavi eli takımda bir şeylerin yerini değiştirecek gibi.
Arda’nın forvetin ortasında oynaması eleştiriliyor. Oysa Barça-Real maçında Barça’da forvetin ortasında uzun süre Messi’yi izledik. Bu iki oyuncunun (hız dışında) özellikleri birbirinin aynısı, kimse bu karşılaştırmayı yapmadı. Aradaki fark takımların paslaşma oranlarıydı. Biz havadan oynamaya çalıştık, çünkü kendini boşa çıkaran oyuncularımız yoktu pek, Barça ise Messi’nin ayağına pas verdi. Sorun bu.
Bu arada medyamız da Rijkaard’ı göndermeye çalışıyor. Dün Lig TV’de Rijkaard’ın kriz yönetemediğini, Barça’dan da bu nedenle ayrıldığı söylendi. İlk yarıyı düşme potasında bitirmek Barça gibi bir takım için kriz değilse, nedir kriz? diye sormak istedim. Galatasaray’ın birkaç maç üst üste kazanması gerekiyor tepesinde dönenen akbabaları kovmak için. Nalga skandalı, istifalar, basketbol takımının çöküşü, Fenerbahçe maçındaki oyuncu kayıpları, oynanan futbol, takımı çok zorluyor. Toparlanmamız gerek. Biraz daha fazla çalışmamız gerek.
Melih Abi,
Oncelikle gecmis bayraminiz kutlu olsun.
Mac icin benim yorumum cok kisa olacak; sezon basindan beri ilk defa gol pozisyonuna bile giremeden, olumlu hic bir sey yapamadan bitirdigimiz tek mac.
Herkese saygilar,
Cem,
Üç temel sorunu var GS’ın oyununun.
*Orta sahanın statikliği.Boşa çıkıp top istenmeyişi.Bu arıza azalan pas seçeneği,artan top kayıpları ve oyunun kontrolunun ele geçirilemeyişine yol açıyor.
*Topun rakip sahaya taşınma hızı.Kaç saniyede
rakip ceza sahasına ulaşılabildiği konusundaki yetersizlik.Bu arıza da hep sete ve kapalı savunmalara karşı hücum edilmesi anlamına geliyor.
*Defansın topu oyuna sokma kapasitesi..
Bu faktörde orta sahanın statikliği ile üst üste binerek oyunu yayma ve hücum seçeneklerini kısıtlıyor GS’ın.
Bu faktörlerin altını Manisa maçı sonu yorumumda çizmiş ve oynanan oyunun ümit ateşimizin altına daha fazla odun atmasını beklediğimiz cümlesiyle bitirmiştim.
Bursa maçı sonrasında aynı noktadayız.
Gelişen ,öğrenen bir organizma adına kaybedilen bir zaman dilimi son iki hafta.
H.Balta’daki düşüş sürüyor.
Girilen pozisyonların gole dönüştürülmesi verimliliğinde ve duran toplar etkinliğinde sezon başı performans sürdürülebilmiş olsayduı bu dönem daha az hasarla atlatılabilirdi.
Olmadı.
14 maç sonunda maç başı ortalama puan 2.07.
Geçen yıl Beşiktaş’ı şampiyon yapan puana tekabül ediyor.
Bu sezon yetmez.
Devre 38 puanla bitirilebilirse yeni oluşan bir takım için hiç kötü değil.
Muhtemelen daha fazlasını toplayan olmayacaktır devre sonu itibariyle.
Eurolig’de gruptan birinci çıkmamak ve devreyi lider bitirmemek için bir engel yok.
Ama gönül daha heyecan ve umut veren bir oyun istiyor.
Merhaba Melih Abi,
bu kez yazi gelmeyecek mi? Merakla bekliyorum.
Selamlar…
Kamil
Melih ağabey selam,
Araya bayram girdi senin yazı da gecikti sanırım.
Açıkçası benim gerek GS gerekse FR’den ümidim azalmaya başladı. Nedeni ise FR bu futbolcu takımına fazla beyefendi kalıyor.
Rakipler Galatasaray’dan Fener macında toplamda 6 km, Bursa macında ise 11 km fazla koşmuşlar. Yani bize kıyasla Fener 12, Bursa 13 kişiyle oynamış (kaynak: Haberturk, Fatih Altaylı).
Ayrıca RM zaferi sonrası Pep te bu konuya parmak basmış, FR temelleri attı ben takıma enerji ekledim demiş, benzer açıklamayı birkaç hafta önce Eto’o da yapmıştı.
Bu kadar az koşan bir takımdan bir şampiyon çıkması imkansız. Doğru bir klişe vardır, en az rakibin kadar koşacaksın ki “varsa” kalite farkın ortaya çıksın.
Bence takımın ilk sıkıntısı koşmak ve mucadele etmek. Koşan ayaklarımızın kalite sorunu da bir sonraki sıkıntımız.
Merhabalar herkese,
Melih bey günlerdir sessiz, inşallah endişe verici bir gelişme olmamıştır yaşamında.
istanbul koçlarının kurban edildiği bayram haftasında konuyla ilgili tüm benzetmeler ve şakalar hedefini bulmuştur artık sanırım.
maalesef gene kaybettik…maçı yarım gözle ara ara seyredebildim ancak kritiklerden anladığım ve kısmen gördüklerim kadarıyla 1-0 bitmiş olmasına sevinmemiz gerekirmiş galiba..
teknik analizler bir yana, bu konu sizin uzmanlığınıza giriyor Melih bey, ben yönetim kavramı üzerine bir başka açıdan değerlendirme yapmak istiyorum…
sezona fırtına gibi giren (sadece skor değil)GS, haftalardır kimyası bozuk bir tempoda sürükleniyor…benim takip ettiğim kadarıyla sorunların başlangıç tarihi Elano’nun takıma katıldığı tarihe denk geliyor..elbette yorgunluk, formsuzluk vs. pek çok şey sıralanabilir ancak bence büyük klüp olma yolunda büyük düşünebilmeyi sürdüremeyen yönetimimizin de payı var bu yaşananlarda..şöyle ki:
Avrupa’da kalbur üstü takımlar sadece 11 lerini değil, 18 lerini hatta 25 lerini düşünerek yüksek kalitede bir grup oluşturmaya gayret ederler klüp imkanları ölçüsünde….ve oluşan grubun yönetimi için görev verdikleri teknik heyete çok istisna haller dışında karışmazlar..
bizde ise şöyle bir sıkıntı çıkıyor…çok maliyetle alınmış bir topçu formsuzluk yüzünden 2 hafta kızağa alınırsa yönetim hemen kulağını çekiyor TD’nin…örnek Lincoln, Delgado, Nihat, Guiza, Elano vs..
Elbette ki yapılmış olan büyük masraflar somut gerçeklerdir..ama bu masraflar klubün başarısı için yapılıyorsa ve o haldeyken oynatmamak daha faydalı oluyorsa, paradoks gibi olacak ama oynatmak asında zarara sokmak oluyor klübü..yani o kadar para verdik mantığıyla taksimetre hesabı yapmak karlı değildir…ancak bizim yöneticilerimiz maalesef sezon başında “sonuna dek ardında durduklarını” söyledikleri teknik heyeti, ilk düşüş periyodunda taraftar ve medyaya karşı yalnız bırakıyorlar..hatta daha da ötesi baskı yapıyorlar…”oynat oynat” diye…malum “Azizsilin Forte” ve muhadilleri..
Elano’nun kalitesini tartışmaya açmak çılgınlıktır..ancak hiçbir transferin başarılı olacak diye garantisi de yoktur, kuralı da..tersini düşünelim Elano son derece başarılı olsaydı ama GS dökülseydi “ne güzel oldu, verdiğimiz paraya değdi” diyebilir miydik? benim gördüğüm Elano 18′e girmeye başladığı anlardan itibaren teknik heyet 11′in içindeki 5 – 6 kişiden oluşacak hücum hattına yerleştirmeye çalıştığı yeni bir ağır top buldu kucağında..ve onun dahil edildiği varyasyonların sayısı misli ile arttı…(elbette buna ilk 1 ay olmayan Ayhan’ın dönüşünü de eklememiz lazım)teknik heyet 2 aydır test yapıyor..sanki sezon önü gibi..nonda-baros-arda-elano-kewell-keita-aydın…7 kişiden en fazla 4ü oynayabiliyor..nonda-aydın otomatik yedek.mesele kim diğer yedek..
ayrıca…sarp-topal-linderoth-ayhan-barış…5 kişiden en fazla 3 ü oynuyor…
sonuç defansif orta sahada 5 in 3 lü kombinasyonu kadar alternatif varken ileride 7 nin 4 lüsü kadar.. matematik olarak bu hesaplar yapılır ise ve her iki grubun toplamından 1 er kişi (ayhan – elano) çıkartılır ise çıkan fark oldukça çarpıcı aslında..7 kişiden 4 seçmek ile 6 kişiden 4 seçmek arasında 700ün üzerinde fark var matematik olarak..
sonuç..teknik heyetin zaten matematik olarak seçim olasılıkları misli ile artmışken, yani yeniden sezon başı gibi arayış içine girmiş iken, yönetimler yaptıkları bireysel futbolcu yatırımlarının değerinin kaybolmaması adına teknik yönetimleri sıkıştırmakta…ama aslında bu yönettikleri klübe zarar demek bence…bence keşke yönetimimiz ligin 4. haftasından bu yana olan tüm boşluklarda, milli aralar vs…bol bol, gerekirse 2 günde 1, özel maçlar ayarlasa idi de hiç değilse teknik heyete kısa bir sezon önü şansı verseydi..”kamp uygulamalarına dönüş, 2 orta saha 3 sol açık vs.” diyeceklerine böylesi daha faydalı olurdu kanaatimce..
elbette her şeyi tek açıdan değerlendirmek doğru değildir. pek çok farklı faktör de var bu yaşanan süreçlerde. ama bence nasıl ki taraftar maalesef takımın çok gerisinde diyor isek, bence yönetim zihniyetimiz de maalesefe teknik heyetimizin ve olması gerekenin gerisinde..
bunun da altında, ülkeye 150 bin dolara gelen topçuyu ertesi yıl 3 milyona transfer eden zihniyet yatıyor..bu artışı ancak oynaması ve başarılı olması ile açıklayabilecekleri için sürekli uğraşılıyor…guizaya tabataya lincolne (şimdilik elano demiyorum) dünyada kimsenin vermeyeceği paraları verip getirtince başarısız olma ihtimallerini kendi yöneticilik başarısızlığı olarak algılayan yönetimlerimiz transfer edecekeleri topçulara piyasa değerleri üzerinden ücretler vermemrye başladıklarında o zaman takıma girip girmemeleri ile fazla ilgilenmeyecekler bence. ama bu da olmayacak duaya amin oluyor bu ülkede..olsun…akılcı olsun…amin olsun
herkesin geçmiş bayramlarını kutlarım..
Selamlar.
Bir bayram tatili yaptım.
Genel bir analiz yazısı yazıyorum.
Sezon başından bu yana.
Bitince yayınlayacağım.
Özür ve sevgiler.
Melih
Melih Abi, yazınızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Selamlar.Gökmen.
Bursa maçının yoruma açık bir tarafı yok esasında.Barış , Topal ve Sarp’tan Xavi , İniesta , Keita( Toure ) üçlüsü olmayacağı gibi Servet ve Zan’dan Piquet ,Puyol kaptandan da Messi olmayacağı çok açık.Ya teknik adsamın direttiği siteme uygun en az 5 futbolcu alınacak ( sağ ve sol bek dahil çünkü sürekli ileride oynamayı ve defans bloğunu beslemeyi öngören sistemde Sabri ve Balta bu profile uygun oyuncular değil ) ya da sistem inadından vazgeçilip futbolculara yakın gelen bir sisteme dönülecek.İnter karşısında Barcelona’nın yanlış hatırlamıyorsam 500 küsür pasına karşın İnter’in 290 pası vardı.Bu istatistiğe ne Galatasaray ne de başka bir takım ulaşabilir.
Abi takım gidişatı nasıl görüyorsunuz? ilk yarı sonuna kadaR LİDER olabilirmiyiz abi?
bir önceki yorumumda kombinasyon hesabında bir hata yapmışım…bir kişi eksiltmekle ortaya çıkan alternatif farkı 700 üzeri değil 36 dır..liseyi bitireli 20 yıl olunca hafıza tekliyor.özür dilerim..ama sonuç değişmiyor..yönetimin üzerine titrediği bir kişilik ilave teknik heyete sırf matematiksel olarak dahi büyük yük çıkartıyor..ki FR bunu iki kişilik ilave ile yaşıyor…(ayhan da yoktu sezon önü uzun süre..hatta linderothu da dahile edebiliriz.) tekrar özür dilerim
Melih Abi Selamlar,
Çok yogun oldugun için hic yazasım gelmiyor ama artık bana da fazla gelmeye başladı görmezden gelmesi takım içindeki Elano durumunu (sorununu) O yüzdenbelki de dikkatini çekmez bu yoğunlukta diye ufak bir post-it mahiyetinde, bugünkü (2.12.09) gs.org’da barbekü partisiyle ilgili fotoğraflarda Elano’ya iki karede dikkatini çekmek isterim. 6, 8, ve 13. fotoğraflara bakarsan eğer ne demek istedigimi daha dogrusu ne dememeye calıştıgımı anlayacaksın kesinlikle. 13. fotoda hangisi Elano diye uğraşma istersen Abi, mavi polarlı Baros onun sağındaki yalnız insan da kuvvetle muhtemel Elano. Yorumu yayınlayıp yayınlamamak sana kalmış Abi, ben sadece rahatsız oldum artık bu ne olduğunu tanımlayamadıgım durumdan.
Herşeyden önce ”Burası Türkiye.Dışarıda başarısı kabul görmüş olMASI burada geçerli olacağı anlamına gelmez.Biz farklıyız.” söylemini kırmak zorunda GS.
Her yenilik girişiminin karşısına dikilen bu lokal kolaycılığa teslim olunmamalı.
Dünyada öne çıkan bir araba modeli veya ayakkabı kolayca Türkiye’de de çok satar olabiliyor.Türk tüketicisi bu anlamda dünya trendlerinin dışında bir davranış göstermiyor çoğu zaman. Dışımızdaki referanslar hükmünü yürütüyor.
Bir çok ürünün Türkiye pazarında ki kendi kategorisindeki payı Avrupa’nın bir çok ülkesinde ki pazar payı ile örtüşüyor.
Çok az sapma ve zaman kaymasıyla bu örnekler
yeme içme tercihlerinden ev dekorasyonuna bir çok alana yaygınlaştırılabilir.
Şahsına münhasır ve dünyadan farklılaşmış homojen bir kitle yaşamıyor bu topraklarda sonuçta.
Ortalama insanımızın davranışı ve reaksiyonları ihmal edilebilecek yerel sapmalarla benzeşiyor dünyanın herhangi bir noktasında ki insanların tavırlarıyla.
Farkımız var doğal olarak.Ama abartıldığı kadar değil.
Öyleyse ne oluyor da iş futbola gelince biz dünyadan kopuyoruz;dünyada geçerli değerler,uygulamalar biz de geçersizleşiyor.
Küçük ,kımıltısız dünyalarımız ,tuttuğumuz köşe başları adına bir tehlike olarak algılanıyor olmasın kapımızı çalan her yeni
girişim.
Kontrol edegeldiğimiz ,gücümüzün yettiğine inandığımız düzeni tehdit edebilme ihtimali
olmasın her yeniliğin karşısına topyekün bir reddedişle dikilmemiz.
Kendi adımıza denemediğimiz,yeterince emek verip ,kafa yorup başaramadığımız bir şeyleri
birilerinin gelip başarması ; tüm geçmişimizin sorgulanır hale gelmesi korkusu olmasın yeni olanı itibarsızlaştırmak için elimizden geleni ardımıza koymayışımız.
Günübirlik,zahmetsiz ,rastgele akıp giden,gelecek duygusu yarından öteye gitmeyen hayatlarımızı sistemine güvenen insanların
gelip alt üst edeceği kaygısı olmasın onları aramıza kabul etmemekteki direncimizin kaynağı.
Gözünle görmediğine inanmayan,ortaya çıkan farkı kondurmayan,somutun nedensellik ilişkilerini kavrayamayan ,soyutlama yeteneği kısıtlı bir kitleye kendinden farklı olanı benimsetmek hiç kolay değil.
Ama bu ruhsal iklimi aşmalı GS.
Kesif bir sis gibi yol almasını güçleştiren bu ortama hapsolmamalı.
Uluslararası referansları pusulası olmaya devam etmeli.
Geçici sendelemelerde tereddüt yaşamamalı.
FR ve ekibine sıkı sıkıya sarılmalı.
Selamlar.
İzninizle bir açıklama yapmak istiyorum.
Burada biz bizeyiz ve bir aileyiz. O yüzden bildiklerimi izninizle sizlerle paylaşmak istiyorum.
Galatasaray’ın Bursa’da yenilmek için nedenleri vardı ama bu nedenlerin hiçbiri teknik, taktik ya da futbolcuların kalitesiyle ilgili değildi.
Açık ve net konuşalım: Galatasaray Bursa’da profesyonelce yaşamayı başaramayan futbolcuları yüzünden yenildi.
Maçı seyrederken inanılmaz güçsüz oldukları göze çarpıyordu zaten Galatasaraylı futbolcuların. Keza İstanbul’daki Manisaspor maçında da görülmüştü bu, ikinci yarı rakibin baskısını tamamen kabullenmişti Galatasaray. Bu güçsüzlük Bursa’da zirveye çıktı. Zaten maç boyunca Galatasaraylı futbolcuların inanılmaz sinirli olmasının nedeni de buydu. Güçsüzdüler.
Belli ki ulusal maçlar nedeniyle verilen arayı iyi değerlendirmedi Galatasaraylı futbolcular. (Dikkatli okurlar Manisaspor maçı yazısının sonunda bunu ihsas ettiğimi anlamış olmalılar.)
Bu nedenle Bursaspor maçını 4-6-0, 4-3-3, üç orijinal orta saha, Arda Turan’dan santrfor olur mu türü bence afakî meselelerle tartışmanın yeri ve zamanı değil. Çünkü sorun bahsedildiği gibi başka bir yerde.
Duyduğuma göre profesyonelce yaşamayan futbolcuların kulakları çekildi Bursa maçından sonra. Kaptan Arda Turan’ın son yemeği de bunun işareti.
Bu arada, dün Turgay Renklikurt Üstadımız’la konuşma fırsatı buldum. Düzgün yaşamayan futbolcuların iki-üç günde kendilerine gelemeyeceklerini söyledi. Dolayısıyla bugünkü Panathinaikos maçından da fazla ümitvar değilim, ama yine de yukarı doğru burnumuzu kaldıracağımız bir maç olacak diye düşünüyorum.
Şimdi hiçbir edit ve yorum yapmadan yaklaşık 50 yorumu yayınlayacağım.
Yazı için özür diliyorum, ama kimseyi (kendim de dahilim buna) kandırmanın alemi yoktu.
Sevgilerimle.
Melih
PS: Dün Gayın-Sin’i dinleyenler ve Yalnız Futbol’u seyredenler zaman zaman açık, zaman zaman da örtük olarak bunun söylendiğini farketmişlerdir. Dünkü Yalnız Futbol’da şunu göstermeye çalıştık: Bütün Bursaspor atakları Galatasaray’ın savrukluğuyla başladı. Sezon başında stratejik taç ve korner atan takım Bursaspor maçında taç ve korner bile kullanamaz durumdaydı.
Merhaba Melih Abi,
Duyduklarının bildiklerinin bende olduğu gibi sende de hayal kırıklığı yarattığı belli. Sanırım haddini aşan yorumlar olmasın, hiç bir oyuncumuz ağızlara sakız olmasın diye isim vermedin, uygun bulursan zaten verirsin lakin benim merka ettiğim 2 konu: 1) Ne zamandır biliniyordu yönetim tarafından 2) Devamının gelmemesi için alınan önlemler neler?
Saygılar
(Selam Barış. Ben yatılı okudum. Bu tür şeylere karşı önlem alınamaz. Bir insan bir şey yapmak isterse bir yolunu bulur yapar. (Bu anlamda kamplara gizlice “kadın” sokulmuşluğu da vardır.) Önlem teknik heyetle işbirliği yaparak kadro dışı bırakmaktır ilk planda. Devam etmesi durumunda Necati Ateş’in başına ne geldiyse, onların da başına gelir. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi, Arda Turan’ı şahsen çok seviyorum ama sanırım bu özel hayatına dikkat etmeyenlerin başında kendisi de geliyor ve yine sanırım onun kulağı iyi çekilmemiş.
Hala S.Kobal ile fotoğrafları boy boy medyada.
Rijkaard şöyle birş ey demişti daha önce ;
Mühim olan yıldız oyuncu yükü altında ezilmemektedir. Ne sahada ne de dışarıda.
Umarım çok sevdiğimiz Arda Turan kendine gerekli payı çıkarıyordur.
Saygılar.
(Selam. Esasında bir futbolcunun bir sevgilisi varsa, bu iyi bir şeydir.
Bu anlamda isimlerden bahsetmezsek sanırım en doğru şeyi yapmış oluruz.
Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih ağabey,
Yazınızla beni bir karamsarlığa ittiniz açıkçası. Sizin bu yazınızdan bazı futbolcular ile devre arasında yolların ayrılabileceğinide çıkarttım tabi bu benim sadece kendi görüşüm. Bu yazıdan sonra kafama birkaç şey takıldı izninle sormak istiyorum;
Futbolcuların bu tavırlarında Rijkaard’ın oyuncuları sıkı kampa almaması ve onlara çeşitli serbestlik tanıması (alışveriş merkezlerine gezme, sık sık izin verme ) etkili olmuş olabilirmi ? Bildiğim kadarıyla Rijkaard Kalli dönemindeki gibi sıkı bir kamp taktiği uygulatmıyor oyunculara.
Futbolcuların kulağının çekilmesi Rijkaard’ın talimatı doğrultusundamı yapılmıştır sizce, yoksa yönetim kararı kendi başınamı verip Rijkaard’a bildirmiştir ?
3 savaşçı orta saha konusunda ben hala şüpheliyim. Şöyle ki; Fenerbahçe maçının 2. dakikasına kadar gol rekoru kıran bir Galatasaray, tabiri doğruysa 3 savaşçı orta sahaya döndü. Ve hücum futbolu bir anda kısır futboluna döndü. Bunda medya eleştirilerin katkısı var mıdır sizce, yani Adnan Sezgin bu işe karışıp akıl vermiş olabilir mi ?
Sizin yazınızdan sonra kafamdaki şüpheleri bilginize dayanarak sormak istedim sadece.
(Cem selam. Sondan başlayayım. Sence Rijkaard kendisine, “şunu yap, bunu oynat” denevek bir adam mı? Değil tabi. Sadece işler biraz sarpa sarınca medya yeniden eski “setlerine” geri döndü. Galatasaray bu sezon kamp yapmadan yürüyecek. Futbolcular profesyonelliği kafalarını gözlerini yara yara öğrenecekler. Bundan dört yıl sonra da Galatasaray Türkiye’deki kalıp ve algılamaları değiştiren takım olarak geçecek tarihe. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih abi ,
Macla ilgili yazilacak bisey olmadigini dusunuyordum ve senin ne yazacagini merak ediyordum sende benim gibi dusunuyormussun belli ki kizmissin sende benim gibi.
((Kaptan Arda Turan’ın son yemeği de bunun işareti. ))
Bir de abi bunu acar misin tam olarak anlamadim ?
(Kerem selam. Evet biraz kızdığım doğru. Ama büyütülecek bir şey de yok.
Yemekten kasıt futbolcuların da bu durumu kendi aralarında konuştukları ve birbirlerinin dikkatlerini çektikleri.
Sevgiler. Melih)
Anlamadığım bir şey var. Geçen sene Barcelona şampiyonlar ligini kazandıktan sonra Pep, FR’ye teşekkür ediyor. Bu sene Real Madrid maçından sonra, tekrar, FR bize cesur futbolu öğretmeseydi bu günleri göremezdik diyor. Sene başında Laporta bu senenin en büyük transferini Türkler yaptı diyor. Hıncal Uluç dışında FR’ın değerini bilmeyen ve kabul etmeyen yok. Yenilmez armada Barcelona’nın yaratıcısı. Elinde böyle bir şans var değerlendirmemeni anlayamıyorum.
Ben bir mühendis olarak, profesyonel spor ile alakam bile olmamasına rağmen düzenli bir hayat sürmenin sporcular için ne kadar önemli olduğunu algılayabiliyorum. Hatta başarılı olduğunu gördüğüm tüm insanların düzenli bir hayatları olduğuna tanıklık ediyorum. Hayatları düzenli olmayan sporcuların kısa bir süre içerisinde kariyerlerinin dibe vurduğunu görüyorum. Aksi örneklerin de 38 yaşında bile oynayacak gücü kendisinde bulduğunu görüyorum. Bu durumda Galatasaray futbol takımı oyuncularının bu tip davranışlar içerisinde olmasının bir açıklamasını bulamıyorum.
Nasıl bu kadar mantıksız bir iş yapılır. Ülkemdeki köşeyi dönme zihniyeti mi sebep oluyor buna diyorum. Hani hiç çalışmadan, emek vermeden her şeyi bir anda elde etme hevesi mi olabilir diye soruyorum. O zaman yabancı futbolcular ya da altyapılarını yurt dışında oluşturmuş türk oyuncularımızın bu tip davranışlarına anlam bulamıyorum. Bir anlam bulan kişinin de beni aydınlatmasını istiyorum.
Çok ama çok üzücü bir durum. Keşke bunları hiç yazmasaydınız Melih Bey. Biz sizin dediğiniz aile içinde tartışır dururduk sorunları.
Sorun oyuncuların iş ahlakları ile ilgili olunca konuşacak bir şey kalmıyor çünkü.
(Selamlar Erasmus. Böyle şeylerin bu zamanda olması aslında daha iyi. Zamanlama olarak yani. Çünkü selki farkı açacaktık ama kaybedilmiş bir şey de yok. Bir de inanılmaz büyütülecek bir mesele değil. Galatasaray düştüğü yerden kalkar. Ki kalkmaya da başladı. Sevgiler. Melih)
Melih abi merhaba,
Tabii ki haklısınız, profesyonelce yaşamayı bilmek lazım. Bu kamp yapmak tartışmasından maç kazanmak, daha çok gol atmaya kadar süren bir mesele. Bunun iki günde geleceğini de beklemiyoruz. Fakat hala niye bir baba figürüne ihtiyaç duyuluyor? Kendi kişiliklerini destekleyen, saygı gösteren ve gerektiğinde yalnız bırakan bir düşünceyi olumlamazlarsa suçluluk/sorumluluk/yenilgi ve otorite arasında gidip gelecekler sürekli olarak. Benim asıl anlamadığım bunun neden oyunculara öğretilmediği. Başka bir tavırı, daha bireysel bir ahlak anlayışını savunan çok değerli insanlar geçti Derwall’den bu yana kulübümüzden. Hagi’nin yaşamını bir rol modeli olarak neden hatırlamadıklarını veya Lincoln’ün neden bir türlü bizde dikiş tutturamadığının kurumsal cevapları da olmalı. Sadece şımarık olmak mı? Bireysel başarı ve ahlakın öğretilebilir olduğuna ve bizim de bunu başarmamız gerektiğine inanıyorum. Sevgilerimle,
(Kaancığım selamlar. Açıkça meseleye galiba insanların hata yapma hakkı ve özgürlüğü vardır diye bakılıyor. Bir de bazı meselelerin obsesyona yani takıntıya dönüşmesi kolay önlenecek bir şey değil. Bir de nihayetinde para ve sosyal statü peşinde koşan kısmen eğitimsiz bir kesimden konuşuyoruz. Ne olacak ki bir gece sabahlasam cehaletiyle yaşayabiliyorlar. Esasen şahsi kanaatim, sporcu sağlığı, beslenmesi, kültürü meselesi önce yöneticilerin bu konuda eğitilmesiyle başlamalı. Yönetici rem uykusunun ne olduğunu bilirse, futbolcuya da o gözle bakar. Ben yine de kötümser değilim asla. Kötü olanlar, kötü yaşayanlar gider. Mesele bunları enterne edebilmek Galatasaray’da. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih abi,
Uzunca bir aradır yorum yazmıyordum. Ben gidişatı hiç beğenmiyorum. Kimin ne oynadığı belli değil. Bugünkü Panathinakos maçında sadece 1 tane Aslan yürek vardı sahada Arda Turan zaman zaman belki de biraz Mustafa Sarp orta saha felaket hele ikinci yarı rakip elini kolunu sallayarak Orta sahayı geçiyor değişikliğe rağmen ne Barış ne Ayhan ne de Mustafa Sarp çare olamıyor Elano deseniz tam bir fiyasko. İki pas yapamıyorlar hep geri hep geri Arda olmasa takımı ileriye taşıyacak adam yok yorgunluk demişsin abi neyin yorgunluğu bence üzülerek söylüyorum beceriksizlik bu. Böyle futbol oynarsak vay halimize devre arasında mutlak takviyeye ihtiyaç var orta sahamız çökük vaziyette birde defanstan doğru düzgün top çıkaracak bir adam. Leo Franco nasıl kaleciliktir bu hiçbir topa çıkmıyor çıktığı topları alamıyor sürekli panik halinde Galatasaray’ın kalesine yakışmıyor. Ufuk ve Aykut’a olan üstünlüğü nedir acaba? Grup lideriyiz çok şükür ama şahsen geleceğe dair bir kıpırtı göremiyorum. Umarım Rijkaard bizi bırakmaz çünkü katetmemiz gereken çok uzun bir yol var önümüzde futbol adına. Saygılarımla…
(Ozancığım biraz kötümser olmamış mı bu yazdıkların. PAO maçındaki Galatasaray’ın kötü olduğunu söylemek mümkün değil. Maç yazısında da yazdığım gibi. Beklemek gerek. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih Abi,
Panathinaikos maçı ile ilgili henüz bir şey yazmadınız ancak ben sıcağı sıcağına düşüncelerimi yazmak istedim. Çünkü uzun süre sonra Galatasaray’ı 90 dakika seyretme imkanım oldu. TRT’nin verdiği 15 dakikalık özetlerden de pek birşey anlayamıyor insan. 90 dakikalık görüntüyü de hafta içi TRT3′te çok alakasız saatlere koyuyorlar.
Bence takım Rijkaard’ın istediklerini yapamıyor. Daha doğrusu Rijkaard’ın istediklerini yapanlar var, yapamayanlar var ve bir de yapmak istemeyenler var. Bir defa Rijkaard’ın istediği temel şey çok basit: boşa çıkacaksın ve boşta olana pas vereceksin. Ama Pana maçında çoğu kez, özellikle hücumda, boşta olana pas vermeme gibi bir alışkanlık vardı ki anlamak mümkün değil. Rijkaard ne demişti? Yıldız futbolcular da eğer takım iyi oynarsa parlarlar. Altın top ödülü verildi geçenlerde. Aday listede Barcelona’dan tam 6 oyuncu vardı. İçlerinde Xavi, İniesta ve Yaya Toure de vardı. Bu üç adamı alsak ve başka başka takımlara koysak acaba bu kadar sivrilirler mi? Demek istediğim onları yıldız yapan şey Barcelona’nın takım oyunu.
Ama Galatasaray’da bunu idrak edemeyen oyuncular bence. En başta da Arda. Eğer Galatasaray’ın geleceğinden, vizyonundan konuşuyorsak, Arda’nın bu takımdaki pozisyonunu da konuşmalıyız. Bu ayrı bir konu. İkinci ismi Sabri olarak vereceğim ama tam veremiyorum. Çünkü sık sık pas alışverişinde bulunduğu bir arkadaşı vardı, o da Arda. Özellikle ilk 20-25 dakika sürekli sağ kanattan, Arda ve Sabri ile yüklenmeye çalıştık. İstatistiğini tutmadım ama bu dönemde Sabri’nin hücumda verdiği kaç pas isabetli oldu acaba? Bana öyle geldi ki 10 pasın 9 u rakibe gitti. Sabri’yle o kadar çok top kullandık ki neredeyse oyunun merkezi oldu Sabri. Galatasaray gibi bir takımın oyun merkezinin sağ beki olması biraz garip değil mi? Peki ya Arda kaç kez aldığı topu olumlu kullandı acaba? Aldığı her topu kaç saniye ayağında tuttu acaba? Diyeceksiniz ki tam üç defa üç kişi arasından çıkıp tehlike yarattı. Peki, Barış’a verdiği pozisyonu ele alalım. Doğru Barış karşı karşıya kaldı kaleciyle. Bu gollük bir pozisyondu. Ama acaba Barış bekliyor muydu böyle bir pası. Orada topla buluşması gereken kişi Barış mıydı? Topu önünde bulunca ne yapacağını şaşırdı çocuk. Şut atmakla pas vermek arasında kaldı. Şut atsa yeterli becerisi yok. Pas verse müsait kimse yok. Aslında Nonda ve Kewell var. Ama onlar da beklemiyorlar ki Arda’nın hasbelkader üç kişi arasından çıkmasını. Pozisyon gol olsa bile Galatasaray’dan beklenen gol atma şekli bu değil. Galatasaray’dan beklenen planlı bir şekilde gol atması.
Bunlar olup biterken orta sahamızın biraz daha solunda neler olup bitiyordu? Mustafa Sarp sağdan kendisine atılan her pası hiç bekletmeden atması gereken yere atıyordu. Oyunu hiç zorlamadan… Aslolanın topun kendi takımında kalmasını sağlamak, topu rakibe vermemek ve oyunu tekrar ve tekrar, yeniden kurma şansı yaratmak olduğunu bilerek… Mustafa Sarp, Rijkaard’ın Galatasaray’da yaratmak istediği oyunun rol modelidir. Melih Abi siz sürekli bunu diyordunuz ama ben artık kendi gözlerimle bunu görüyorum ve gönül rahatlığıyla söylüyorum. Eğer Galatasaray’da birisi oyunun, takımın lideri olacaksa o Mustafa Sarp’tır. Size can-ı gönülden katılıyorum. Buna inanmayanlar varsa attığımız gole, daha da önemlisi geçersiz olan golümüze baksın. Her ikisinde de Mustafa Sarp’ın olması tesadüf müdür? Hele o ilk gol. Topun nereye yol alacağını kestirmek, boş alana kaçmak, üstüne bir de o enfes aşırtmayı yapmak. Doğrusu sonuncusunu beklemiyordum Sarp’tan. Bu çocuk eminim ki daha da iyi olabilir çünkü aslında çok fuleli ve topla çok hızlı mesafe katedebilir, rüzgar gibi… Herkes uyurken o golü atmış bile olabilir.
Orta sahanın daha solundaki diğer adam, Elano. Ve Elano. Zavallı adam. Kaç kere topla buluşabildi acaba bu çocuk maç boyu. O kadar unutuldu ki bu çocuk, artık dışlandığı hissine kapılıyorum. Bana bu duyguyu ne yazık ki başta Arda-Sabri ikilisi veriyorlar. Galatasaray bizim havasındalar sanki. Eve gelen misafir çocuğu kıskanan küçük çocuklar gibiler. İnşallah ben yanılıyorumdur. Elano bize imzayı attığında, ona Lincoln’ü sormuşlardı. O da Lincoln’ü artık unutmamız gerektiğini, kendisinin çok çalışkan birisi olduğunu, buraya da çalışmaya geldiğini söylemişti. Keşke Lincoln’ün yaptığı kaprisin onda birini yapsa… Keşke Lincoln’deki kredinin onda birine sahip olsa… Çocuk o kadar az kredisi varmış gibi oynuyor ki bir hata yapsa hemen gönderilecekmiş gibi hissediyor. Ayağına nadiren gelen topu çok isabetli (en azından düşünce olarak doğru yere), çok çabuk çıkarıyordu. Attığı paslar uzun mesafeli, kontra toplardı. Diğer futbolcularla 10 dakika boyunca yapamadığımız işi Elano’nun bir oyunun yönünü değiştiren pasıyla yapıyorduk. Ama dediğim gibi o kadar unutuldu ki, oyuna tutunmak için, takıma tutunmak için yeri geldi kontra atakta en geriye gelip son adama hayat kurtaran son müdahaleyi yaptı, yeri geldi top kazanmak için olur olmaz yerde rakibe faul yapmak zorunda kaldı. Dediği çalışkan bir insan Ralph Elano Blumer. Lincoln gibi küsmüyor Ralph. Nam-ı diğer çiçekçi (Blumer), çiçek gibi bir insan aslında.
Bana göre Elano’nun durumu Arda’nın hükümranlığının göstergesi. İkisinin topla kaçar kere buluştuklarını, kaçar saniye topu ayaklarında tuttuklarına dair istatistiği elde ettiğimizde bunu göreceğimize eminim.
Ve Leo Franco. Bir kaleci bir takımın yarısı. Neden? Çünkü 10 kişi atıyor, kaleci tutuyor. En primitif haliyle bu. İki takım var. Ama birisi kazanacak. İkisi de atmak isteyecek. Eh birinin tutmak zorunda kalması kaçınılmaz kazanmak için. Oyunun diğer yarısının, tutkuyla bağlı olmadığımız yarısının, tutmak kısmının en büyük aktörü kaleci. Kalecinin kuramsal rolü bu. Ve bu kadar önemli. Rakip herkesi geçebilir. Ama kaleciyi geçemezse gol olmaz. Bu kadar basit. Allah aşkına biz bu Leo Franco’yu neden getirdik??? Peki De Sanctis neden vardı geçen sene? İddia ediyorum geçen sene Orkun olsaydı kalede, UEFA’da devam edecektik. Manisa’ya gönderilen Orkun’un ne eksiği var şu Leo Franco’dan??? Ligde 18 tane gol yemişiz. Orkun olsaydı daha mı çok yiyecektik? Geçen sene de Sanctis ile 40 küsur gol yedik üç kulvarda. Peki o zaman yabancı kalecinin anlamı ne? Anlamak mümkün değil! Leo Franco kötü kaleci olmayabilir. Ama Orkun’dan üstünlüğü nerede? Büyük takımların iyi kaleciye değil büyük kaleciye ihtiyaçları vardır. Mondragon gibi, Simoviç gibi, Rüştü gibi… Kontenjanın birini niye buraya harcıyoruz? Lütfen kimse golleri takım halinde yediğimizi söylemesin. Takım halinde rakibe izin veriyor olabilirsiniz. Ama kaleciniz büyükse o, rakibe dur der ve size maç alır. En azından bazen. Büyük kaleci 14 maçta 18 tane gol yemez.
Rijkaard’ın istediklerini yapmaya çalışıp da yapamayanlar da var. Servet, Mehmet Topal ve Hakan Balta. Topu o kadar yavaş çeviriyorlar ki rakip kendi sahasında istediği gibi gardını alacak zaman buluyor. Buna bir de topu ayağında fazlaca tutanlar da eklenince bu gece ilk 20 dakikayı heba etti Galatasaray. İlk şutumuzu kaleye gönderdiğimizde bilmiyorum dakikalar kaçı gösteriyordu.
Haftasonu oynanan El Clasico’dan örneklerle bitirmek istiyorum son olarak. Bence çok ders vardı Galatasaray adına burada. Barcelona’nın oyunundaki temel nokta boşta olana bir an önce pası geçirmekti. Hani Arda’ya Türkiye’nin Messi’si diyoruz ya umarım Messi’yi seyretmiştir Arda. Top Messi’ye geldiğinde başında 3 kişi oluyor. Yapabilecek gibiyse bunları eksiltiyor Messi, yapamayacaksa en basit pası veriyor. Arda ise üç kişinin başına gelmesini bekliyor. Sonra da onları geçmeye çalışıyor. Geçtiyse ‘vay be nası geçti üç kişiyi diyoruz’. İyi de ondan beklenen bu değil ki. Tüm bunlar olurken de çevresindeki 5-6 arkadaşını unutuyor. Halbuki esas olan geri kalan 9 kişiyi de oyundan kopartmamak, hareketliliklerine ket vurmamak ve topun dolaşımını sağlamak. Herkes hareket halinde, herkes top istiyor. Birnevi kanın vücutta dolaşması gibi topun da dolaşması lazım sahada ve rakibin başının dönmesi. Ama kan dolaşımı duruyor. Kalp de duruyor. Takım, yani organizma da ölüyor. Koca Cristiano Ronaldo yeni sakatlıktan çıktığı için kenara alındı 70′te ama gıkını çıkarmadı. Gitti paşa paşa yerine oturdu. 90 milyon dolarlık adamdan bahsediyorum. Arda acaba benzeri bir durumda ne yapardı?
Peki Barcelona hiç mi pozisyon vermedi Real’e? Verdi. Hem de en gaflette olduğu anlarda verdi. Ama geçiş oyununu mükemmel oynadılar. Kaka, Ronaldo ve Higuain çok hızlı aktılar Barça kalesine kontrataklarda. Ama sürekli birbirinin kademesine girdiler. Son müdahaleleri hep Barçalılar yaptı. En çok da Puyol. Hatta bir pozisyonda epey ilerde kaldı. Ama en geriye gelen o oldu ve golü önledi. Peki ya Pique’nin maçın tek golündeki katkısına ne demeli? Pique ne zaman çıkacak ileriye acaba diyordum kendi kendime. İlk çıkışında gol geldi. Barça hücumda bir kişi fazla olup o ana kadar geçemediği Real defansını Pique’nin yalancı koşusuyla şaşırtarak aştı. Derslik bir goldü. Özellikle sevgili Servet için. Bir defans (tandem) oyuncusu kaç kere ileri çıkar, nasıl çıkar, çıktığında ne yapar gibi soruların cevabını verdi Pique aslında. Benim aldığım dersse defansımızda ille de Servet-Gökhan gibi kule gibi adamlar olmak zorunda olmadığı. Puyol-Pique ikilisi fizik olarak daha zayıflar. Ama ben bir defans oyuncusunun topun önüne atlayıp gol kurtardığını onlar sayesinde hatırladım uzun süre sonra. Kafalarını kullanıyorlar ve herşeylerini veriyorlar takıma. Üstün fizikleriyle arz-ı endam eden bu oyuncularımızın (Hakan Balta dahil) formalarının çamur olduğunu da henüz görmedik. Ah kaptan Bülent ah dedim, Puyol’u görünce… Emre Güngör’de bu söylediklerimi gördüğümü söylemeliyim. O bizim geleceğimiz. Bence çok üstüne eğilmeli Rijkaard onun.
İnanılmaz uzun oldu Melih Abi. Ama yazmak zorunda hissettim kendimi, sürç-i lisan ettiysek affola…
Sevgiler
Emrah
(Emrah selam. Leo Franco konusuna katılmayacağım. Çünkü iki net kurtarışı vardı Leo’nun, bir de iki kez zamanında çıktı. Sarp biraz daha yumuşak olabilirse daha da sivrilecek takım içinde. Bir de özgüven meselesi var. Dünkü maçı Rijkaard’ın dediği gibi özgüven tazelemek olarak görmekte fayda var.
Sabri’ye gelince. Tam 77 kez topla buluştu Sabri. Bunların 68′inde pas verdi. Bu pasların 54′ü isabetliydi, 12’si ise isabetsiz. Takımda en çok topla oynayan futbolcu ise Sabri’yle beraber Arda Turan değil Mehmet Topal’dı. Sevgiler. Melih)
Selam Melih
Yazınızdan bir cümle;
“Galatasaray’ın Bursa’da yenilmek için nedenleri vardı ama bu nedenlerin hiçbiri teknik, taktik ya da futbolcuların kalitesiyle ilgili değildi.”
“futbolcuların kalitesiyle” sözcük grubunu unutmadan hemen devam edelim
“Açık ve net konuşalım: Galatasaray Bursa’da profesyonelce yaşamayı başaramayan futbolcuları yüzünden yenildi.”
Ve yine ilk bölümden “bu nedenlerin hiçbiri teknik,taktik” sözcük grubunu alıp sonrada şu paragrafı yerleştirelim “Bu nedenle Bursaspor maçını 4-6-0, 4-3-3, üç orijinal orta saha, Arda Turan’dan santrfor olur mu türü bence afakî meselelerle tartışmanın yeri ve zamanı değil”
Sonra da bunların birbiriyle alakasız olduğunu düşünmeye gayret edelim. Ben uzun süre uğraştım ama bir birbirleriyle alakasız olmalarına ikna olamadım. Hem kaliteleriyle alakalı olmayacak hem özel hayatlarını kontrol edemeyen bir mental zayıflık ve öncelik bilmezlik içinde olacaklar. Kaliteli futbolcu demek bu mudur ? İnsaf !
Teknik taktik zayıflıktan olmadığına nasıl ikna olabiliriz, bu adamlar 2 hafta antrenman yapmadı mı antremanlarda zayıflıkları tespit edilmedi mi, bu tespit edilemediyse başlarındaki hocalar ne işe yarar, bu futbolcular maçtan maça evlerinden mi alınarak sahaya çıkıyorlar, bu adamların günlük performanslarını takip etmekten sorumlu değil mi bu teknik kadro. Bu ara bağlantıları yapmadan nasıl sağlıklı bir sonuca varılabilir. Esas kendimizi kandırmak bu değil mi.
Zihinsel düzeyi böyle olan bir kadrodan ne beklenir ?
Basına duyurulup dışarıda bilmemne lokantasında toplantı yapmak ne derece SAMİMİdir? Florya’da oda mı yok ?
Kulaklar çekilmiş falan diye tatmin olmak bence bir başka aldanış ve çocukça bir bakış, baba egemen bir toplumda büyümenin travmaları.
Teknik kadro laboratuarda frankenstein yapma sevdasından bir an önce vazgeçmelidir. Arda’nın santrafor oynaması mevcut durumu doğru okumamanın ve hatada ısrar etmenin neticesidir. Olayın önemli olan tarafı bu, yoksa kimin nerede oynadığı değil… Evet lütfen kendimizi kandırmayalım ve geniş bakmaya çalışalım…
(Teşekkürler. Sevgilerimle. Melih)
Sevgiler Melih Abi,
Uzun zamandır yorum yazamıyordum. Hem senin yorum yükünü arttırmamak adına hem de benim kısıtlı zamanım sebebiyle. Haftalardır söyleyemediklerimi toparlamayı düşünmüştüm ama satır aralarında okuduğum, bazı yorumlardan sezdiğim konulara değinince işin rengi değişti.
Şimdi en önemli sorun, bu futbolcular kim? Tabii ki, isim vermeyeceksin; istemiyorum da zaten. Yönetim gerekeni yapınca bunu öğreniriz.
Fakat Arda Turan’ın kaptanlığıyla ilgili sorunu olanlar da bu futbolcular mı? Arda’nın bu isimleri uyardığı ama saygısız cevaplar aldığı söyleniyor. Uzatmaya gerek yok… Florya bunları kendi içinde çözecek karaktere sahip.
En kısa sürede bunları aşacağımızı umuyorum. Hiç sevmesem de bir de tahmin yapayım. Önümüzdeki 3 maçı kazanırsak devreyi lider bitireceğimizi düşünüyorum.
(Arda selam. Farkındayım buralarda olmadığının. İsimlere girmesek sanırım iyi olur. Aslında o kadar kötü durumda da değiliz diye düşünüyorum. Üçte üç yaparsak, lider olamasak bile, önemli bir yerde tamamlarız ilk yarıyı. Sevgiler. Melih)