Panathinaikos maçının ardından: Bekle beni ey futbol

B_6c40b7173bb265e83be40be9da0bec0b

 

Çok uzun zaman olmuştu bu güzel oyunu niçin sevdiğimizi neredeyse unutmaya başlayalı. Çok uzun zaman olmuştu futbolda rekabetin gerçekte ne olması gerektiğini hatırlamayalı.

 

Surinam asıllı bir futbol insanı çıkıp geldi karşı yakadan. O hatırlattı bize, bu oyunun niçin güzel olduğunu. Henk ten Cate bu futbol insanının ismi. “Galatasaraylılar çok şanslı” dedi ten Cate, “Hem Galatasaray’a seyri güzel bir futbol oynatacak, hem de kupalar kazandıracak.”

 

Bunu yenildiği bir maçtan sonra söyledi ten Cate. Başında bulunduğu takımının bir Yunanistan, yenildiğinin hem de iki kere bir Türk takımı olduğunu dikkate bile almadan hem de. Bu nefes aldırıcı yorumundan sonra sordu ona muhabir, “arkadaşlığınız bâki mi” diye Rijkaard’la olan dostluklarını anımsatarak. Yanıtı yine bu güzel oyunun güzel cümlelerinden biriydi ten Cate’in: “Bir futbol maçı bir dostluğu yıkamaz.”

 

 

Bir zamanlar Atina’da

 

Çok değil bir buçuk yıl önceydi. Galatasaray’ın Michael Skibbe’yle imza aşamasındayken Panathinaikos Frank Rijkaard’ın eski yardımcısı Henk ten Cate’i getirmişti takımın başına. Bu güzel oyunu Türkiye’de seven insanların birazcık da olsa kalbini sızlatan bir hamleydi bu, vizyoner bir transfer olduğu için.

 

Ne de olsa Frank Rijkaard’ın Barcelona’daki yardımcısı olarak Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırmış bir teknik direktördü ten Cate. Ajax’ta bir sezon çalıştıktan sonra Chelsea’nin yardımcı teknik direktörü olarak görev yapmıştı PAO’yla anlaşmadan önce. Şimdi artık daha fazla uçmak istiyordu kendi kanatlarında ve bunun için de Panathinaikos’u seçmişti ten Cate. Çok şanslıydı şu Gate 13 tayfası vesselam. Bu yakadan öyle görünüyordu çünkü.

 

Sonra aradan bir sene geçti. Bu kez büyük hamle bu yakadan geldi. Ten Cate’in Barça’daki patronu adım attı Türkiye’ye. Muhtemel bu güzel oyunu karşı yakada seven insanların kalbini sızlatan bir transferdi bu, daha vizyoner bir hamle olduğu için. Artık Galatasaray’ın göklerinde uçmak istiyordu Rijkaard ve çok şanslıydı Tayfa vesselam. Karşı yakadan öyle görünüyordu çünkü.

 

Bir zamanlar İstanbul’da

 

Aradan fazla bir süre geçmemişti ki kader birbirlerini gıptayla izleyen bu iki yakayı futbol aynasının önüne getirdi Galatasaray ve Panathinaikos suretinde. Anneleri de arkadaş olan Surinam asıllı Hollandalı iki teknik direktör rakip oldular Avrupa Ligi’nde. 

 

17 Eylül’de Atina’da oynanan ilk maç Rijkaard’ın Avrupa Ligi gruplarındaki ilk karşılaşmasıydı da. Dünkü ise Rijkaard’ın bir anlamda Türkiye’ye yeni ve yeniden geldiği bir karşılaşma oldu.

 

Sanki Santi’nin doğumu yeniden doğumu oldu Galatasaray’ın. Sezon başında oynadığı o güzel oyuna sırt dönüp, bir süredir kaos futbolunu koşturmaya başlayan Galatasaray, Panathinaikos rövanşıyla yeniden dönüş yaptı o güzel oyuna. Futbolun güzel, iyi ve doğru olanına, kötü ve çirkinden sıyrılarak bir anda.

 

Hatırla ey futbolsever

 

Uzun zamandır unutmuş olduğu bazı şeyleri yeniden hatırladı dünkü Galatasaray. Öncelikle pas futbolunu. Oyunu geriden kurmayı. Hızlı oynamayı. Taktik mücadeleyi. Rakibi koşturmayı. Saha içi dağılımı. Takımın boyunu kısa tutmayı. Buna karşın arkaya rakibi kaçırmamayı.

 

Bu kalitelerini yeniden hatırlamasının iki nedeni var Galatasaray’ın. İlki elbette ki rakip. Futbolda iyi futbol iyi futbolcuyla oynanır, ama iyi rakiple çok daha iyi oynanır. Çünkü iyi rakip, kendi futbolunu oynamaya çalışan rakiptir, oyunu güzelleştirmeye çalışandır, proaktif olandır, reaktif değil. İşte böyle bir rakip bulduğu için karşısında, kafasındakileri daha çok sahaya yansıtma fırsatı buldu Galatasaray.

 

İkinci neden ise Galatasaray’ın son dönemde girdiği türbülans muhtemelen. Şunu biliyoruz ve gördük. Ulusal maçlar nedeniyle verilen aradan sonra fizik kalitede görülen müthiş gerileme, Rijkaard’ın oturtmaya çalıştığı total futbolun çok uzağına fırlatmıştı Galatasaray’ı.

 

B_7725f49e1d4b84b59b2510c039c789ab

 

Kaostan çıkışın yolu

 

Bu türbülanstan çıkmanın tek yolu vardı. O da ilk nefese dönmek. Yani Rijkaard’ın futbol değerlerine sarılmaktı yeniden. Pas ve hız futboluna dönüş yaptı dün Galatasaray uzun bir süreden sonra. Maçın son bölümünde fiziki düşüşün sıkıntılarını çekse de, taktik disiplinini koruduğu için ayakta kalmayı da başardı bir şekilde. Beraberliği kovalayan her Panathinaikos atağında 10 kişiyle topun arkasına geçti Galatasaray, bırakmamak için rakibine en küçük boşluğu bile.

 

Şunu biliyoruz ve hatırlayalım. Her iki takım da inanılmaz hızlıydı ilk maçta. Oysaki ilk karşılaşmanın en hızlıları yoktu (Galatasaray’dan Milan Baros, PAO’dan Dimitris Salpingidis ve Sebastian Eduardo Leto) dünkü maçta. PAO’da bu iki hızlı forvetin yerinde yeni bir yüz, Djibril Cisse vardı dün. Baros’un yerinde ise Shabani Nonda.

 

Dönüp baktığımız zaman iki takımın da süratine, Djibril Cisse’li PAO’nun bir önceki maça oranla çok daha hızlı olduğu söylenmeli öncelikle. Milan Baros’suz Galatasaray’ın da ilk maça oranla daha hızlı olduğu bir de.

 

Hızın nedeni

 

Nasıl oldu bu peki? Baros’la Nonda arasındaki hız farkını nasıl kapattı Galatasaray? Hatta nasıl oldu da daha da hızlandı? Takım oyununa daha fazla sarılarak elbette. Oynadıkları futbol bir dinse, bu dinin tanrısının pas olduğunu hatırlayarak elbette. Zaten bu pas futbolu oynandığı için daha bir değer kazandı Arda Turan’ın rakibin içinden geçişleri ve de Abdülkadir Keita’nın o mahir süzülüşleri.

 

Peki hissetmedi Galatasaray Baros’un hızını ve kendisini? Hissetti elbette, en çok da gol pozisyonu üretiminde. Ayakları ve kendi çabuk Baros’lu Galatasaray Atina’daki maçta toplam 9 pozisyon üretirken, Nonda’lı takımın yarattığı tehlike sayısı üçte kaldı dünkü maçta. Buna karşın Atina’da rakibine toplam 7 pozisyon veren Galatasaray, dünkü maçta iki pozisyonda tuttu Panathinaikos’u. Bu anlamda Panathianikos’un da oyunu kanatlara yayan Leto’yla, rakibin böğrüne bir zıpkın gibi dalan Salpingidis’i aradığı söylenmeli açıklıkla.

 

Takımın görünmeyen lideri

 

Şimdi bir soru var yanıtını bekleyen. Galatasaray TSL maçlarında yeniden üç orijinal orta saha futbolcusunu kullanmaya dönüp forvet karakterli futbolcu sayısını azaltacak mı? Bu aslında örtük bir Ralph Elano Blümer sorusu. Elbette defansif açıdan bir Barış Özbek değil Elano. Yine de kimse, oyunda kaldığı süre içinde takım kurgusu içinde defansif görevlerini yerine getirmediğini söyleyemez Brezilyalı’nın.

 

Ama mesele hücuma gelince, çok başka bir oyuncu olduğu söylenmeli ilk olarak. Öyle seri driblingleri, rakiplerin içinden geçecek çalımları yok Elano’nun. Ama başka yetenekleri var. Mesela 40 metrelik adrese teslim paslarıyla piyade savaşını geriden destekleyen havan topu gibi Elano. Bir de çok başka bir futbol zekâsına sahip. Maç içinde iki-üç pozisyon sonrasını görebiliyor rahatlıkla.

 

Futboldaki en tehlikeli iki şeyi biraraya getiriyor o zekâ. Pozisyon kendisine gelmeden önce en tehlikeli bölgeye doğru koşmaya başlayan futbolcuyla, futbolun en hızlısı olan topu biraraya getiriyor Elano. Bunu hem de sahanın neresinde olursa olsun yapabiliyor. İster orta sahada olsun, ister en kenarda. Ve de en önemlisi. Bunu sadece Türkiye değil, dünya standartlarında iyi yapıyor Elano.

 

Bunu yaptığı için de futbolu dribling, rakibin içinden geçmek sanan, oyunun iki pozisyon sonrasını görmekten yoksun futbol bilginlerimize yaranamıyor tabi. Maçı sadece oynanan pozisyonlar üzerinden seyredenlerin onu hâkir görmesini normal saymalı.

 

Böylece sorunun yanıtı verilmiş oldu herhalde. Biraz daha güçlenmek kaydıyla, Galatasaray’ın sezon başındaki rüya futbolu uzak değil. Konstantin Simonov’un cepheden karısına yazdığı şiirdeki gibi, beklemek gerek.

 http://www.insanokur.org/?p=600

Etiketler: , , , , ,

34 Kişi Fikrini Belirtmiş Bu Konuda: “Panathinaikos maçının ardından: Bekle beni ey futbol”

  1. ahmet can Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi..
    Maç yazını okumadan önce şunu belirtmek istiyorum. Büyük ihtimalle sizin de dikkatinizi çekmiştir. Bu takımda Elano dışlanıyor ve kasıtlı olarak zorda kalınmadıkça pas atılmıyor. Biz televizyon ekranından bunu görebiliyoruz. Herhalde siz stadyumda bunu dahi iyi gözlemliyorsunuzdur.

    (Ahmet selam. Ben tam o kanıda değilim. Sanırım işler kötüye gidince bazen eski kötü alışkanlıkları görmek istiyoruz. Elano’yla Galatasaray uyum sürecinde. Böyle görmekte fayda var. Sevgiler. Melih)

  2. hashashi Demiş ki:

    merhaba,
    elano’yla ilgili yazdiklariniz icin gercekten kaleminize saglik. elano’yu daha iyi ifade etmenin bir yolu yok, ustelik dunku macta ortasahadaya yakin bir yerde oynadi ve ne kadar faydali oldugunu herkes gordu. umarim galatasaray antrenörleri de bu konuda israrci olurlar ve böylece gercekten ust kalite bir orta saha uclusunu izleme sansina sahip oluruz.

    bunun disinda bir shabani nonda meselesi var ki, maci izlerken ona tahammul etmeye calismak butun mac zevkini olduruyor. bence problem bu adamin bugune kadar gucuyle oynamaya alismis olmasi. Hala da o tipte bir forvet gibi oynuyor, ama gecirdigi sakatliklar fizik gucunu cok dusurmus. Bu yuzden de yapmaya calistigi aksiyonlarin buyuk kismi (sirti kaleye donuk top almak, duvar olmak, perdeleme yapmak vs. gibi) basarisiz oluyor. bunun disinda da, takimin hucuma cikmasina yardim etmek icin orta sahaya geldiginde, cok yavas oldugu icin hucum cizgisine geri donmek icin cok yavas kaliyor, ayni sebepten sagina soluna dusen toplarda da hamle etmekte gec kaliyor ve rakip defans bu toplari supuruyor. ben su asamada nonda ile aktif bir hucum oyunu oynamanin mumkun olduguna inanmiyorum, son vuruslari ne kadar iyi olsa da, oyun ana mantigi ne kadar dogru olsa da. acaba siz bu konuda ne dusunuyorsunuz?

    sevgilerimle

    (Selamlar. Nonda ve Baros farklı futbolcular. Nonda takımın oyunu rakip 18′e yığdığı maçların futbolcusu. Bu tip dengeli maçlarda Baros’u kesinlikle arıyoruz takım. Sevgilerimle. Melih)

  3. ibrahim taskin Demiş ki:

    Melih Abi merhaba,

    Sanırım insanı en mutlu eden hislerin başında umut geliyor. Bursaspor maçı ardından dün yayınladığın 50 kadar Galataraylı’nın yorumlarıyla sararan umutlarıma dün akşamki maç su ve ışık oldu.

    Maçı canlı seyrettim ve Elano’nun bu takım için gelecekte ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu anladım. Umarım önümüzdeki yazdan sonra takımda tutabiliriz. En çok üzüldüğüm konu, Hakan Balta’nın kötü oyununun devamını görmek oldu. Maçın başında yaptığı pas hataları kabul edilir de olsa, rakip futbolcuya “refakatçilik” pek yakışık almadı. Caner’le artık yavaş yavaş yer değiştirmesi gerektiğini düşünüyorum ve bu formunu sene sonuna kadar devam ettirirse de yolları ayırmamız gerektiğini…

  4. tatito Demiş ki:

    Ellerine sağlık abi. Sonunda Elano’yu bir blog, bir spor yazarı, hepsini geçiyorum bir kişi yazmış.

    Yazmış olduğum her platformda Elano için bu sistemin yamasıdır, olumsuzlukları düzeltecek tek kişidir demiştim. Şimdi dün seyredince, haklı çıktığımı görünce seviniyorum. Elano savunma anlamında pek agresif olduğunu düşünmüyordum. Daha çok pas arası yapacak kadar iyi pozisyon bilgisine sahip olduğunu düşünüyordum ama dün tam ama tam olarak bir box-to-box ne yapmalıysa onu yaptı. Arda’nın hücumdaki baskın karakteri biraz onu pasifize kılsa da sürekli oynadıkça, takımın pas ritmiyle, Elano birbirine karışacak makine işlemeye başlayacak diye düşünüyorum.

    Her yerde yazan takımda gruplaşma, Elano’ya pas atılmıyor gibi garip, abidik yorumlarında hızla azalacağını düşünüyorum.

    3 maç oynamayan Keita’nın ritmi takıma uymuyor, eski maçlarına göre pasif kalıyorsa, neredeyse 2 maç üstüste hiç oynamamış Elano’ya az top gelmesini, bilerek pas atmıyorlar şeklinde yorumlamak komplo teorisine ne kadar aşık olduğumuzu gösteriyor bence.

    Tekrar eline sağlık abi. Her şeyden önce Elano’yu gözlerimize tekrar soktuğun için.

    Saygılar, sevgiler.

  5. Big Koala Demiş ki:

    merhaba,

    Galibiyet ve grubu lider tamamlamak tatmin edici hatta sevindirici olsa da bu maçta giderilmiş gibi görünen zaafların aslında rakibin oyunundan dolayı göze batmadığını düşünüyorum. Pana kötü takım değil ancak bizi yanlış yerden vurmaya çalıştılar.

    Birincisi Galatasaray set hücumunda kolay kolay kimseden gol yemez eğer defansımızı normal hattında kurmamıza izin verirlerse. Pana bu hatayı yaptı. İkincisi kanatları beklerimizi asla zorlamadı( işin aslı orta saha çizgisi üzerinde oynamaya kaltılar sanki), bir iki ufak pozisyonda da ne kadar zorlandığımızı gördük. Üçüncü ve asıl önemlisi topu defans arkasına göbekten atmaya kalktılar, kanatların arkasına atsalar diğer maçlarda yaşadığımız sıkıntıların aynısını yaşayacaktık.

    Galatasaray’ın çok gol yemesinin sebebi Leo Franco yada Gökhan Servet ikilisi yani göbek değil( bi bakıma az sonra açıklayacağım şeyde Servet’in payı da büyük ama bölge olarak bahsedeceğim) beklerimizin belki sezon başında herkesin eleştirdiği stoper arkasına sarkmaları önlemek için gereğinden fazla içeri gömülmesi. Beklerimiz içeri fazla gömüldüğü için Volkan Şen gibi oyuncular en iyi performanslarını bize karşı oynuyor ve onların açık alanda top alması stoperlerin de yerlerini kaçırmasına sebep oluyor. Hakan Balta’nın inanılmaz kötü performansları da bu zaafımızın tuzu biberi. Belki daha iyi olabilseydi, en azından hücuma biraz daha çıkabilseydi rakip daha az üstüne gelebilecekti. Bunu da yapamadığı için bizden hem futbol hem de mantalite olarak küçük takımlardan gol yiyip kötü sonuçlar aldık.

    Sezon başıyla bugün arasındaki en önemli fark rakiplerin Galatasaray’ı doğru analiz ederek zayıf noktasına saldırması( basının yazdığı olası zaaflarımız yerine sonuç getirecek önemli zaaflara yöneldiler) ve bazı futbolcularımızın takımın ezberini unutup kendi ezberlerini sahaya yansıtmaya çalışması. Sizin de bahsettiğiniz gibi duran topların gelişi güzel hale gelmesi, kanat ataklarının bireyselliğe dayanması ve defans orta saha paylaşımının durumsallığa dayanması takımın ezberini kaybettiğinin göstergesi. Ezber kelimesi çirkin bir izlenim bırakmasın Barselona ve özellikle Manchester’ın futbolu takım ezberine dayanır( veya benim gözlemlediğim bu). Özellikle İngiltere’de görebildiğimiz bu takım ezberi sayesinde yedek oyuncular sahaya girdiğinde takımın işleyişinde büyük değişiklikler yaşanmaz. Galatasaray ise (bir tek Baros var) oyuncuları değişmeden kendi oyununu unutup bireysel oyunlara daldı.

    Rakip takımların Galatasaray’ı doğru analizine gelince, ben en büyük kaybımızın Ankaragücü ve Eskişehir maçları olduğunu düşünüyorum. Çünkü rakiplerimiz bizi doğru çözdükleri için puan kaybetmedik, onlar şanslı olduğu için puan aldı ve olmamız gerekenden 5 puan geride kaldık. O maçlardaki farklı hatalar yüzünden beklerimizin sorunu gözardı edildi( ben dahil) ve şimdiki duruma geldik. Giderek daha da gömüldü beklerimiz içe doğru, takım savunması sanki ceza sahasının önüne dizilmekmiş gibi. Defans yapmaya çalışmadık, defanslarımızı korumaya çalıştık – defansların onları koruması gerekirken – Sanki Servet ve Gökhan soyu tükenmekte canlılarmış gibi etrafını sarıp onların hata yapmalarını önlemeye çalıştı oyuncular. Halbuki beklerin yerine kayması gerekirdi stoperlerin duruma göre. Bu maçta bek zaafımızı görmüş değiliz o nedenle bir sonraki maçta aynı hataları görmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.

    Gerçekten öğrenen bir takım olup olmadığımızı önümüzdeki 3 maçta daha iyi göreceğiz.

    Sonuç olarak, takımın ofans gücünü düşürenin defansını yeterince iyi ve sert yapamamak olduğunu düşünüyorum. Defansımızı, hatalarımızı anlayıp güçlendirebilirsek daha efektif hücum organizasyonları yapabiliriz. Bizi sahasında hazır bekleyen takımlara ve sertliklerine karşı oynamaktansa belki biz de hazırlıksız yakalarız rakiplerimizi.

    İyi çalışmalar

    Ali

  6. erdalus Demiş ki:

    PRESENCE
    Merhaba Melih Abi,
    Huzur ve tekrar yükseliş için bu galibiyete ihtiyacımız vardı.
    Aslında çok önemli bir noktaya temas ettiniz Elano üzerinden hocamız FR için. Şöyle ki; hocamız her geçen gün elindeki malzemeyi biraz daha yakından görüp, aklındaki sisteme en faydalı şekilde kullanma şansını yakalıyor.
    Bir savaş stratejisi gözüyle bakarsak, ilerleyen maçlarda Elano ve Arda’yı beraber daha çok görebileceğiz gibi.
    Ve belki 2 değişik silah olan Nonda ve Baros’u da yan yana kullanabilecek bir gün.
    Ama bunun için öncelikle sistemin eksiksiz çalışacağı günleri bekleyeceğiz sanırım.
    Sonsuz sevgi ve saygılar.

  7. u-topie Demiş ki:

    GS’ın 60/65 dakikalardan sonraki düşüşü enformasyonunuzun teyidi gibiydi.
    Fiziksel eşiğin tekrar yukarı çıkışıyla birlikte bugün şikayetçi olunan bireysel formsuzlukların geride kalmasını umabiliriz.
    Takımın göze çarpan iyi yönleri son döneme göre daha fazla oyuncunun BOŞA ÇIKIP kendini arkadaşına göstermesi ve defans bloğunun oldukça başarılı bir şekilde rakibi çok sayıda ofsayda düşürecek SENKRONU göstermesiydi.
    Basit gibi gözüken ama blok olarak topyekun eş zamanlı hareket edebilme birlikteliği gerektiren bu uygulamada önemli bir mesafe katedilmiş gözüküyor.
    Geriye dönme geçişkenliği ve ileridekilerin defansif görev bilinci az pozizyon verilmesinin ana nedeniydi.
    Bu anlamda henüz gidilecek epeyce yol var .
    Topla becerisi yüksek oyuncu adedindeki çoğalma doğal olarak topa sahiplik oranına ve topla çıkış hızına yansıyor.
    Top yapmada yaşanılan son maçlardaki KEKEMELİKLERE çok rastlamadık dün gece.
    Kişisel olarak H.Balta uzun süren durgunluğundan çıkış sinyalleri verdi.
    Buna karşın Kewell son dönemde sürekli 90 dakika görev üstleniyor oluşunun yorgunluğunu taşıyor.
    Kewell için rotasyon zamanı.
    Pas futbolu ve defanstan daha iyi çıkabilmek için M.Topal’ı defansın ortasında değerlendirmek sanki daha doğru bir çözüm .
    Orta sahadan daha fazla katkı yapabilir bu pozisyonda.
    Tüm sahayı görebildiği için daha efektif ve yararlı geride oynarken.
    L. Franco kritik hamleler yaptı. Göze batmıyor ama yararlı. En büyük handikapı atlayıp zıplamadan kaleci olunmayacağı hakim kanaati.
    Arda gayretliydi.
    Elano ile rol paylaşımında sorun var sanki.
    Birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı oldukları bir işleyiş yaratılabilmeli.
    O zaman çok daha etkin bir takım olur GS.
    Elano’ya söylenenlere kulaklarımızı tıkayıp en az beş maç kesintisiz üst üste forma verilebilirse bir ay sonra bambaşka şeyler konuşuyor olabiliriz.
    Bu takımda yerine kimseyi ikame edemeyeceğimiz kadar büyük bir PASÖR Elano.
    Bir kez daha yineliyor olacağım ama Elano, Arda ve Linderoth’dan en az ikisi olmalı üçlü orta sahada.
    Geride ise M. Topal ve yanına tercihen G. Zan.
    Servet’in sezon başı transferi gerçekleşmiş olsaydı sanırım herkes için en ideali olmuş olacaktı.
    Önümüzdeki üç / dört sezonun futbol kalitesi olarak en kötü sezonu bu yıl olur. Bu yılın en kötü ve zor kısmının ise başlangıcı olması doğaldı.
    Bu pencereden bakmaya devam edelim.

  8. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi bir konu daha var,
    Geçen hafta R.Madrid galibiyetinden sonra Guardiola’nın söyledikleri ve dün de Henk ten Cate’in söylediklerini üst üste koyarsak F.R. hocamızın ne kadar değerli olduğu bir kez daha anlaşılıyor. Bir de UEFA ve FIFA hocamızı her an takip ediyor ve hemen her aktivitesine davet ediyor.
    Hani biz Türk’lerin genel özelliğidir; ELİMİZDEKİ DEĞERİN KIYMETİNİ BİLMEMEK!
    Diyorum ki iyi ki Rijkaard gibi bir hocamız var. Ve iyi ki Galatasarayımız’ın başında.
    Sonsuz sevgi ve selamlar.

  9. Shahin Demiş ki:

    Sahada çok iyi mücadele ve size bu yazıyı yazdıracak kadar futbol görmek iyi geldi. Panathinaikos galibiyeti ile tekrar tırmanışa geçeceğimize ve ligde son 3 maçtan maksimum puan alacağımıza inanmak istiyorum.

    ‘İyi rakip, kendi futbolunu oynamaya çalışan rakiptir, oyunu güzelleştirmeye çalışandır, proaktif olandır, reaktif değil. İşte böyle bir rakip bulduğu için karşısında, kafasındakileri daha çok sahaya yansıtma fırsatı buldu Galatasaray’ demişsiniz. Doğrudur. Ama Türkiye’de bu fırsatı bulmamız mümkün olmadığı için çok zorlanıyoruz bildiğiniz gibi. Fenerbahçe bile Saracoğlu’nda bize karşı kendi oyununu oynamadı ve reaktif oyun biçimini benimsedi. Asıl sorunumuz ve şu an için en temel sıkıntımız bu tip rakiplere karşı çözüm üretememek. Bu çözüm bulunamazsa Türkiye’de ikincilik bile hayal olur.

    İstanbul B.B maçı çok kritik. Sabri cezalı, Gökhan, Elano sakat. Savunma kurgumuz değişecektir mecburen. Buraya Uğur ve Topal monte edilecektir. Orta sahada Barış-Mustafa-Arda, ileri üçlüde Keita-Kewell-Nonda oynayacaktır büyük ihtimalle. Panathinaikos maçındaki kadar mücadele edersek çok büyük şanssızlık ve hakem faktörü olmazsa kazanırız diye düşünüyorum. Ama yine çok zorlu ve stresli bir maç olacağı kesin.

    (Selam Şahin. Elano’nun sakat olduğu konusunda bilgim yok. Ben oynayacağını düşünüyorum İBB maçında. Sevgiler. Melih)

  10. ozemir59 Demiş ki:

    slmlar elano için yazdıklarınıza sonuna kadar katılıyorum o müthiş bir futbolcu ama henüz barosla oynama fırsatını bulamadı tam alıştı derken baros sakatlandı eminim baros döndüğünde nefis bir galatasaray izleyeceğiz bu demek değilki nonda kötü futbolcu ama biraz ağır ve bir parantez açmak lazım sarp için iyiki galatasraya gelmiş ona yeni suat kaya diyorum.

  11. ersint Demiş ki:

    Tekrar elinize sağlık, bizi böyle umutlandırdığınız için. Kendi adıma dün akşamki maçta 2 konu dikkatimi çekti.

    1-Akıl futbolu dediğimiz futbolu ayaklarından önce veya ayaklarıyla beraber beyniyle oynayan oyuncular. Bence oyunda farkı yaratan, bize seyir zevki veren de bu oyuncular. Takımda bu tip aklıyla oynayan oyuncu sayımız arttıkça futbolun zevki de giderek artacaktır. Belki klavye başından bu genç ve kalburüstü oyuncular için bu tür yorum yapmam abes ama ne yapalım.

    Takımdaki oyuncuları bu kıstasta 3 kategoriye ayırırsak akıl oyununu en iyi oynayanlar başta Elano, Kewell, Arda, Keita, Baros, Linderoth, Uğur Uçar ve Sarp takımın futbol IQ seviyesini arttıran oyuncular olarak öne çıkıyorlar. İkinci grupta akıl oyununu oynadığına ara sıra denk geldiğimiz ve takıma 2. derecede akıl katkısı yapan oyuncular var. Bunlar Leo Franco, Topal, Ayhan, Aydın, Caner ve Emre Aşık. Son grupta ise futbolu akıl yerine içgüdü, altyapıda öğrenebildikleri ve yürekleriyle oynayan, o gün için formda iseler takıma faydaları olan ve medyada görev adamı veya takoz denilen oyuncular bulunuyor : Sabri, Servet, Gökhan, Hakan Balta, Barış ve Emre Güngör.

    Görüldüğü gibi sıkıntı da defans ve defans önünde oynayan oyuncuların da öndekilere akıl yönünden yeterli katkı yapamamasından kaynaklanıyor. Yazınızda da belirttiğiniz gibi bu işi bence en iyi yapan (iyi zamanında ki Tugay gibi) Elano kanat yerine orta saha da oynadığı zaman takımın verimliliğinde ciddi artış oldu. Tabi bir diğer konu da ilk gruptaki oyuncuların defansa yardım etmelerinin yada en azından topun gerisinde durmalarının gerekliliği.

    2-Dikkatimi çeken ikinci konu da takım rakipten topu kaptıktan sonra hızlı bir şekilde atağa çıkmak ve rakip ceza sahasına gitmek yerine topu geriye stopere kadar oynuyor. Ne yazık ki bunu Elano bile böyle yapıyor. Uzun zamandır takımın kontra ataktan gol attığını ve hatta kontra atak yaptığını bile görmedim. İleri de Baros’un yokluğumu yoksa FR tarafından verilen taktik mi ya da en kötüsü oyuncuların pas futbolu öğrenirken bu yetiyi kaybetmiş olması mıdır? Bilemiyorum.

    Fenerbahçe’nin yakın zamana kadar başarıyla uyguladığı hızlı kontra ataklarla ne kadar çok bulduğunu hatırlamakta fayda var.

    Çok yazdığımın farkındayım ama dün izlediğimiz ve uzun zamandan sonra galip geldiğimiz bir maç ertesinde bunlara dikkat çekmek ve sizin de bu konular hakkındaki düşüncelerinizi almak istedim.
    Saygılarımla,

    (Selamlar. Çok teşekkürler yorum için. Ben Keita’nın 1′inci grupta değil, üçüncü grupta olduğunu düşünüyorum. Buna karşın Sabri Sarıoğlu’nun da minimum ikinci grupta olduğunu.

    Geriye oynama konusu, takımın enerjisinin azaldığı zamanlarda tehilkeli de olabilse, esasında ekip dirnecini ayakta tutan bir unsur. Bir de getirdiği bir özgüven oluyor. Mesela dünkü maçın başında, takımın özgüveni çok az olduğu için bir türlü pas futboluna geçemediler. Bu anlamda Arda Turan’ın driblingi ateşledi takımı pas futbolu konusunda.

    Bir de dünkü maçta forvet dönerek oynadı. Yani Elano kanatta görünüyordu sonra Arda’yla değiştiler. Aslında bu takım bazı total futbol uygulamalarını çaktırmadan yerine getiriyor. Sevgilerimle. Melih)

  12. tarkan1905 Demiş ki:

    Melih Bey merhaba,

    Avrupa’da 230. maçta 89. galibiyet ve galibiyet-mağlubiyet farkını giderek açıyoruz.(89-83)

    (Karşı yakadakilerin kulakları çınlasın 33 galibiyet, 120 gol ve iki Avrupa Kupası fazlamız var !!!)

    Kalli döneminde gruptan çıkıp son 32’ye kalmak, Skibbe döneminde 9 puanla ikinci olarak gruptan çıkmak ve Bordeaux’yu geçerek son 16’ya kalmak Rijkaard döneminde grupta 5’te 4 galibiyet ile son maç öncesinde garantilenen grup liderliği ve şimdilik son 32’ye kalmak.

    Son üç yıldır Avrupa kupalarında yakaladığımız bu ivme ile gelen puanlar sayesinde takımlar sıralamasında giderek yukarıya çıkıyoruz. Bu gelecek yıllar için çok önemli.

    Bu yıl CL’den gelecek Liverpool ve Bayern Münih gibi takımların da katılımıyla UEFA Avrupa Liginde bizi çok zorlu bir süreç bekliyor. Gönül final istiyor ama gerçekçi olursak bu yıl çeyrek final de başarılı bir sonuç sayılmalı.

    Bu yıl lig şampiyonluğu çok önemli. Bu takım futbolcu kadrosuyla ve teknik kadrosuyla gelecek yıl TT Arena’da CL oynaması gereken bir takım.

    Turkcell Super Lig’de son üç haftanın maçlarına bakarsak ilk devreyi ya lider ya da BJK’nın ardından ikinci olarak bitiririz.

    Sizce devre arasında Milan Baros’un durumuna göre forvete veya orta sahaya takviye yapılır mı?

    Galatasarayımız’ın bizi hep böyle mutlu edeceği günler dileğiyle saygılar sunuyorum.

    (Selamlar. Sanırım iki bölgeye takviye isteyecek Rijkaard. Forvet ve defans. Ama ne olur bilinmez tabi. Sevgilerimle. Melih)

  13. Doruk says:

    Selamlar Melih Abi.

    Bursaspor maçı yorumlarını okumadan yayınladığın için görmememişsin sanırım. Omaç için milat olacak demiştim. Nitekim oldu da. Ligin başındaki şablona, yani 4-2-1-3′e geri döndük.

    Şimdi bir kehanette daha bulunayım. Ligin sonlarına doğru 4-1-2-3′e geçeceğiz ve Arda ve Elano çift ofansif ortasaha olarak oynayacak.

    Rijkaard’ı gönderen vizyonerlere de selam ederim.

  14. Huseyin Anil Ok Demiş ki:

    Galatasaray dün ilk defa tek gol atıp maç kazandı Melih Abi. Buna gol yemeden ilk defa tek golle maç kazandı da diyebiliriz. Takım bana öyle bir psikoloji aşıladı ki, Galatasaray eğer 2. golü atmazsa mutlaka bir gol yer diye düşünmeye başladım. Aslında haklıyım da, Eskişehirspor ve en son Manisa maçı bunu kanıtlar nitelikteydi.

    O senin bahsettiğin bahsettiğin ilk dönemdeki Galatasaray ise attıkça atan, oynadıkça açılan bir takım rolündeydi. Ben burada en kilit oyuncunun Keita olduğunu düşünüyorum. Keita’nın iyi performans göstermediği her maçta zorlandı Galatasaray ama o oynadığı zaman da şahlanan at misali coştu. Yani kısacası Keita’nın formsuzluğudur Fenerbahçe’yi lider, Beşiktaş’ı söz sahibi yapan.

    Aslında Rijkaard’ın oynatmak istediği moyun tek bir oyuncu üzerine kurulu bir taktik değil ama bu olana kadar da Keita, Arda ve Baros gibi maç içinde boş anlarda bile takımı atağa kaldırabilecek oyunculara ihtiyacımız var.

    Elano için ilk geldiği günden beri olan düşüncelerim aynı. Bu takım istediğini oynamaya başladığı zaman Elano da gerçek Elano olacaktır. Şimdilik yaptıkları bu oyun için yeterlidir bana göre. Tabi takım arkadaşlarından daha çok pas alması şartıyla !

    Yazı için teşekkürler. Saygılar Abi.

  15. MetinKurucay Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    Öncelikle mevcut basını okuyunca hakikaten futboldan soğuyor insan. Maçı canlı izledim ve Elano’ yu çok beğendim. Ancak bugün nerdeyse bütün gazeteler Elano’ yu yerden yere vurmuş. Neyseki senin gibi insanlar sayesinde futboldan soğumuyoruz.

    Abi ben bir şey soracağım. Bildiğin gibi yönetimimiz çok sayıda projeyi başlatmış durumda. Bu projelerden sonra aklıma Galatasaray Radyosu gibi bir proje geldi. Aslında böyle bir proje kitlelere ulaşmak bakımından son derece faydalı olabilir. GSTV haberleri, GS Radyo’ dan verilebilir. Canlı yayınlar aynı anda radyodan anlatılabilir, ya da TV’ nun vermediği yayınlar radyodan yine anlatılabilir. Radyoda GS Mobile ve GS Taraftar kartlılara hediye veren çeşitli programlar yapılabilir.(bilet,dergi, CD, kitap vb. gibi) Acaba yönetim böyle bir proje çalışması yürütüyor mu? Kulağına böyle bir haber geldi mi?

    Sevgiler
    Metin

    (Metinciğim selamlar. Yıllardan beri Lig Radyo yönetmeni Mehmet Ayan söyler durur, Galatasaray’a bir radyo kuralım diye. Bui seçim döneminde muhtemelen ele alınacaktır. Sevgilerimle. Melih)

  16. Fırat Demiş ki:

    Merhaba Melih Ağabey;

    Sizin aranızda olmaktan çok mutluyum.

    Yalnız Futbol’u takip edemiyorum çok fazla.
    O yüzden ne düşündüğünüzü merak ediyorum; Elano’nun henüz takıma adapte olamadığı aşikar. Bu durumun sebeplerinden birisi -ki yıllardır kangren (idi ?)- yeniçeri ocağı olabilir mi ?

    Sevgiler, saygılar.

    (Selamlar Fırat. Galatasaray’da Yeniçeri yok, ya da artık kalmadı diyelim. Hakan Şükür ve Hasan Şaş operasyonundan sonra kökü kazındı bunların. Sevgilerimle. Melih)

  17. MaMi Demiş ki:

    Melih abi öncelikle maçtaki pas hızımızın saniyesi ne kadardı?

    Ben Elano’yu Barca’daki İniesta’ya benzetiyorum. Takıma, lige ısınsın daha iyi olacağına eminim. Barca’da zamanında ileride Eto ile hızlı futbolu bana göre daha iyi uygulayabiliyordu. Bizde bu görevi Baros ile hallediyorduk. İkinci devreye Baros gibi bir oyuncu transfer edebilir miyiz?

    Melih abi birde basketbol şubesinde yaşanan olaylar ile ilgili bir bilgi verebilir misin?

    (Mami selam. PAO maçı, Galatasaray’ın isabetli pasta en hızlı maçıydı Ankaraspor karşılaşmasıyla birlikte. Her 3.59 saniyede bir isabetli pas yaptı Galatasaray. Pas hızı ise 2.94 saniyeydi Galatasaray’ın. Bu da sezonun en iyi üçüncü derecesiydi. Bu alanda PAO’nun Galatasaray’dan daha hızlı olduğunu söyleyeyim 2.74 saniyeyle.

    Basketbol şubesiyle ilgili bir bilgim yok maalesef. Öğrenirsem paylaşırım. Sevgilerimle. Melih)

  18. Cem Klay Demiş ki:

    Merhaba Melih ağabey,

    Görüşmeyeli iyisinizdir umarım.

    Oldukça stresli bir galibiyet oldu. Grup liderliğide ayrı bir avantaj. Dün akşam Keita’nın kenarda olması, Elano’nun orta üçlüdeki defansif oyuncuların arasına girmesi bana şunu düşündürdü ;

    Bundan sonraki maçlarda Keita, Kewell, Elano ve Arda 4′lüsünü bir arada izleyemeyeceğiz bana göre. Keita ve Kewell’dan birisi yedek olacaktır diye tahmin ediyorum. Çünkü bu ofansif isimler sahada olduğu zaman çok pozisyon yiyoruz, defansif ağırlıklı olursakta ya Elano ya da Arda dışarıda kalacak ve bu hep Elano oluyor fiziki yetersizliğinden dolayı. Ama Kewell-Keita rotastonuyla hem Elano ortadaki box to box oyuncu görevini yapar, dün akşam olduğu gibi, hem de Arda sahanın her yerinde serbestçe dolaşır yine dün akşam olduğu gibi. Nonda’nın yerine Baros girdiği zaman daha çok gollü karşılaşmalar bizi bekler ama 3. forvet lazım bu takıma. Sen ne düşünüyorsun bu yorumum hakkında ?

    Bir de Leo Francoyla tandemin iletişim sorunu var sanırım. Servet bir iki kere Leo’nun topu rahatça alabileceği yerde kafa vurdu ve dönüşünde Pao’lu poyuncular golle burun buruna geldi. Çou pozisyonda oyun kurulacakkaen doğru pozisyon almıyor savunmadaki orta ikili ve bu da Franco’nun topu şişirmesine neden oluyor.

    Maçla ilgili detaylı görüşlerim aşşağıdaki linkte. Sadece kafama takılan bir iki sorunu paylaştım sizle.

    İyi çalışmalar.

    http://djembadjemba.blogspot.com/2009/12/galatasaray-1-0-panathinaikos-avrupa.html

    (Selam Cem. İyiyim sağol. Servet Çetin o gün aşırı gayretliydi, biraz da bundan oldu sanırım o hatalar.
    Nonda’yı da dahil edince o beşliyi sanırım bir süre daha göremeyeceğiz sahalarda yanyana. Takıma birinci özelliği santrfor olan bir forvet oyuncusu sanırım iyi olacak. Sevgilerimle. Melih)

  19. TAHTASAKAL Demiş ki:

    Melih Abi Selamlar,
    Sadece maç için bir günlüğüne Kayseri’den gidip döndük. Ortam çok keyifliydi ve çıplak gözle izlemek de çok farklıydı. Sezon başı kadar olmasa da sistemi işletmeye çalışmak açısından uçağın burnunu havaya kaldırdığı bir maçtı. Yalnız benim oyunumuzla ilgili 3 tane negatif eleştirim var ve sizden de bu eleştirilerimle ilgili yorum rica ediyorum.

    Birincisi kanattan geliştirilen ataklar hep sabri-arda; balta-kewell kombinasyonları üzerinden oldu. Maç boyu total futbolda ya da şimdiki somut örneği barcelona’da gördüğümüz üçgenler oluşmadı. Yani sarp ve elano oraya hiç kaymadılar.

    İkincisi Elano’ya pozitif ayrımcılık yapıyor, çok iyi bir futbolcu olduğunu biliyoruz ama hiç boş alan yaratmaya çalışmadı. Hiç boşa kaçmayınca da pas alamadı. Ayrıca başka hiçbirşey bilmiyormuş gibi sadece 40-50 metrelik toplar atmaya çalıştı. Oysa ki farklı varyasyonlar da deneyebilirdi.

    Üçüncüsü ise bazı futbolcularımız oynarmış gibi yapıyorlar. Başta da Hakan Balta tüm maçı al-ver yaparak idare etti.

    Bir de şöyle bir sorum olacak: Arda bir kanat oyuncusu için çok hızlı değilse neden orta üçlüde sahayı 360 derece görebileceği bir pozisyonda oynatmıyoruz? Yani Elano ile yer değiştirip Elano’nun da Brezilya da olduğu gibi kanatta oynaması sağlanamaz mı?

    (Selamlar. Sondan başlayayım. Arda Turan dediğin gibi 360 derece oynayabilen bir oyuncu. Esasında Arda serbest eleman gibi. İstediği yere girip çıkarak oynuyor. Bu anlamda sadece kanatta oynadığını söylemek doğru değil. Ama bir de şu var ki Arda kendini kanatta daha güvenli buluyor.

    Hakan Balta bence hiç de kötü değildi. Evet daha önce kötüydü ama bu süreci bitti. Bunu bugün daha iyi göreceğiz diye düşünüyorum.

    Elano konusu. Pozitif ayrımcılık fikrine katılmıyorum. Maçı bir kere daha seyrettim sakin kafayla. Girdiğimiz tüm pozisyonlarda neredeyse Elano’nun ayağı ve zekâsı var. Ayrıca defansif olarak da hep oyunun içindeydi Elano.

    İlk konuda haklısın. Maalesef güzel üçgenler oluşmadı. Ama Bursaspor maçında üç pası biraraya getiremeyen takımın dört gün içinde bu hale gelmesi bile güzel. Sevgilerimle. Melih)

  20. Tumer Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi,

    Oyun içerisinde Elano’ya maalesef farklı davranılıyor. Orta sahada iki metre arkasındaki oyuncuya, iki eliyle ayaklarını göstererek “atsana artık” diye kendini paraladığını gördüm. İkinci yarıda ceza sahasına müthiş bir koşu yaptı ama yine Sabri’den pas alamadı. Nonda da ver-kaç’ta olduğunu unutup boş pozisyondaki Elano’ya pas vermek yerine ceza sahası dışından şut çekmeyi tercih etti. Kimisi bu maç sonrası “Elano top almıyor” dese de, ben stadyumda Elano’ya top verilmediğini gördüm. Sanki mahalleye yeni gelmiş çocuk: ” Bana da atın, ben de oynamak istiyorum.” diye çırpınıyor, mahallenin ağabeyleri mecbur kalmadıkça ona pas vermiyordu. Halbuki güçlü ve pas verilen bir Elano, yaratıcılığına “trak” gelen Galatasaray’ın ilacı olacaktır. Hatta daha da ileri gidersem etkili kullanılabilecek bir Elano, Galatasaray usulü total futbol’un kilit noktası olacaktır.

    Elano duran topları da kullanmadı. Sürekli bir ilk 11 oyuncusu olmadığı için takımın Arda’nın duran toplarına daha alışık olduğu ihtimali var elbette. Lakin ileride Elano’dan bu konuda da faydalanmamız gerekiyor. Sene başından bu yana hiçbir istatistiğimiz “duran toptan gol bulma” istatistiği kadar düşmemiştir herhalde. Eski efektifliğimize kavuşmalıyız.

    Taraftar hakkında da konuşmak gerek: Çok kötü. 3-1 kaybedilen Fenerbahçe maçı sonrası ilk maç olan Bucaspor maçında kapalı’dan bir grup: “Tepkimiz sizlere, renklere değil.” diye tezahürat yaptığında tribünler adına utanmıştım. Görüyorum ki Manisaspor maçına “Giden her sevgilinin ardından” ağıt yapmak için Ali Sami Yen’e gelenler, son dakikalarda yenilen golden en ufak bir ders çıkarmamışlar. Pao karşısında takım hızlı oynayıp tempo yapmaya çalışırken, “yürüyoruz sessiz ve kederli” diyerek adeta tempo futbolunun cenaze marşını söylüyorlar.

    Tribünlerin uyumsuz olması bile, bu durumun vahametinin yanında az bile.

    Sevgiler…

    (Tümer selam. Seyirci konusunda kısmen haklısın. Ama takımın üst üste puan kaybettiği iki maçtan sonra Galatasaraylılar’ın ASY’yi doldurması çok önemli. Bu nedenle yazımın başlığını ilk başta “terketmedi sevdan seni” diye düşünmüştüm.

    Elano’ya ise özellikle pas atılmadığını düşünmüyorum. Maçı bir kere daha seyredince bu pas atmamanının yetenek ve oyun görüşü eksikliği nedeniyle olduğunu gördüm. Sevgilerimle. Melih)

  21. yavuzca Demiş ki:

    İyi günler Melih abi, iyi günler büyük Galatasaray ailesi,
    Melih abi öncelikle size çok teşekkür ederim. Özellikle Buraspor maçı yorumunuzu, aile içinde bir konuşma şeklinde yaptığınız ve biz Galatasaraylılar’ın ortak paydası olduğunuz için teşekkürler. İyi ki varsınız. Eğer bir gün Rijkaard’ın imzasını taşıyan bir tarih yazılırsa, onun sayfalarında Melih Şabanoğlu ismi altın harflerle yer alacaktır. Tıpkı Mustafa Kemal’in Kazım Karabekir’i gibi. Zira medyada Rijkaard’ı yok etmek isteyen, kaleminden kan damlayan bazı yazarlar Büyük Galatasaray’ın oluşmasına engel olmaya çalışıyorlar. Tıpkı Büyük Türkiye’nin oluşumuna engel olmaya çalışan mandacılar gibi. Onlar ki bir yandan sarayı yeniden diriltme, bir yandan da Enver Paşa’yı ordu komutanlığına getirerek, kendi otoritelerini korumaya çalışıyorlardı. Oysa ne bu girişimlerin ne de Enver Paşa’nın ülkeye kazandıracağı bir şey yoktu. Tam bu noktada Kazım Karabekir diye bir vatansever Mavi gözlü dev adama inanarak sonuna kadar destek verdi. Çünki Kazım Karabekir vizyon sahibi idi ve büyük Türkiye’yi Büyük Atatürk’ün gözlerinde görmüştü.

    Siz ve bu sayfaya değer veren arkadaşlar ile birlikte hepimiz BÜYÜK GALATASARAY’ı kıvırcık saçlı esmer çocuğun gözlerinde görüyoruz. Güzel günlerin yakın olduğunun farkındayız. Şu an sadece doğum sancıları çekiyoruz.

    Hiç bir arkadaşımız bu goygoycu medyaya itibar etmesin. Artık dönüşü yok tüm gemileri yaktık. Eskiye rağbet etmenin hiçbir manası yok. Eski hatıralarıyla güzeldi. Ve o hatıralar tarihin sayfasından yerini aldı. Tıpkı İstanbul’un fethi gibi. Fatih bugün olsa modern dünyaya ayak uydurabilir miydi?

    Sözün kısası artık bir ekolümüz olmalı. Belki bir Barcelona olamayız ama hiç değilse her yıl şampiyonlar liginde çeyrek final oynayan bir PORTO neden olmayalım.
    Hep destek tam destek. Sonuna kadar Rijkaard.

    (Selamlar Yavuz. Estağfurullah. Ben Rijkaard Devrimi’nin sadece yıllar sonra yazılacak tarihinin tarihçisi olabilirim sadece, ama bugün yaşanan ve ilerleyen devrimde hiçbir katkım ve payım yok. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  22. Erasmus Demiş ki:

    Melih Bey Merhabalar,

    Maçı çıplak gözle izlediğinizi varsayarak soruyorum. Elano’ya bilinçli bir pas atmama durumu hissettiniz mi? Sanki televizyon başından bana öyle geldi. Takip ettiğim bir kaç başka blog yazarı (borges ve extensor) da benzer şeyler yazmışlar. Eğer cevap yazarsanız ve bu konuda bir parça konuşabilirsek çok mutlu olacağım.

    Bunun yanısıra İngiltere maçında gol olarak sonuçlanan pasın neredeyse aynısını Nonda’ya attı Elano. Belirtmeden geçemeyeceğim.

    Sevgilerimle

    (Selamlar Emrah. Önce şu “bey” meselesini yok edebilirsek sevineceğim. Maçı çıplak gözle seyrettim ve biraz önce dediğim gibi özellikle Elano’ya pas atmama gibi bir şey görmedim. Ona pas atılmamasının nedeni o an topla oynayan oyuncunun teknik yeteneği ve oyun görüşüyle ilgili.

    Elano şöyle bir hata yapıyor. Sanıyor ki herkes kendisi gibi uzun menzilli ve ters top atabilir, o yüzden gidip bu pasların mümkün olduğu yerlerde pas bekliyor. Halbuki Galatasaray’da oynayan futbolcuların yeteneği buna pek elvermiyor Sabri dışında.

    Elano’nun Nonda’ya attığı pası İngiltere maçındaki asiste benzetmen çok güzel. Sevgilerimle. Melih)

  23. zeynepeda Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi;

    Bu maçtan önce, neden hiçbir maçı 1-0 kazanamadığımızı düşünüyordum. Galatasaray ya farka gidiyor, ya da sahadan 1-1 gibi bir sonuçla ayrılıyordu. Bu da çözüldü ,bu maçın böyle de bir anlamı oldu..

    Galatasaray sezon başından beri 4-3-3 oynuyor. Rijkaard da Neeskens de ısrarla her röportajlarında “Biz 4-3-3 oynuyoruz” diyorlar.

    Ama bizim için beyan da esas değil sanırım, ne hikmetse bunu kimseye kabul ettiremediler.
    Spor basınımız ve yorumcularımız “Hayır Galatasaray 4-2-4, 4-6-0 , 4-2-3-1 vs. oynuyor”diye diretiyor. Bu işin sonu nereye varacak çok merak ediyorum.

    Bir de kaybedilen maçlardan sonra oyuncularımız, “biz herkesten daha fazla üzülüyoruz” diyorlar.
    Muhakkak öyledir, sonuçta emek veriyorlar.

    Ancak anlamadığım bir şey var, o zaman neden kendileri ve takımları için daha özverili çalışıp, profesyonel bir futbolcunun sürdürmesi gereken yaşantıyı yaşamıyorlar?
    Nedir onlara engel olan?

    Bir Harry Kewell’ın yaptığını, neden Galatasaray’ın hem oyuncusu, hem taraftarı, hem de kaptanı olan Arda Turan yapmıyor?

    Ben hiçbirine kızamıyorum, her zaman canları sağolsun diyorum. Sadece merak ediyorum, çok üzülüyorlarsa neden yapmıyorlar?

    (Selamlar Zeynep. Bu 4-3-3 meselesinde esas sorun şu. Bu şeyleri yazıp söyleyen futbol yorumcularımızın hiçbiri Galatasaray’ı ciddi biçimde takip etmiyor. Birkaç dışında eminim ki Rijkaard’ın verdiği söyleşilerin hiçbirini ne dinlediler, ne de okudular. Cehalet buradan.

    Bir de şu var. Bir takımın hangi formasyonla sahaya çıktığı maçın başlama vuruşundan önceki dizilişten belli olur. Özellikle de maça başlamayan tarafın sahadaki dizilişine bakmak yeterlidir hangi sistemle oynayacaklarını bilmek için.

    İkinci nokta. Maalesef hiçbir Galatasaray futbolcusu Galatasaray’ı bizim gibi yaşamıyor, düşünmüyor. Aramızda temel bir fark var. Onlar bu işten para kazanıyorlar. Biz ise sadece sevgiyle bakıyoruz. Bu yüzden çok net söyleyeyim, kimse Galatasaray’ın yenilgisine bizim kadar üzülmüyor. Üzülemez de. Gerçek maalesef böyle. Sevgilerimle. Melih)

  24. Ferhat says:

    Uzun zaman sonra yeniden oyun planına sadık oynadık top şişirmedik falan.

    Halbuki açıkçası Bursaspor maçından sonra epey korkmuştum. Çünkü o maçta Bursaspor’dan daha çok top şişirdik. Arda’nın şuursuz oyununu da bu maçta tavan yapar sanıyordum.

    Bana göre rakibin oynatmamak yerine oynamak istemesi bizi ateşledi. Biraz da Rijkaard kısa sürede iyi toparlamış takımı.

    Arda da, herhalde Adnan Polat’ın emriyle menajerine kulak tıkayıp oynaması gerektiği gibi oynadı.

    Herşey iyi de en başından söyliyim yiğidin hakkını vermeliyiz.Ama ileride oluşabilecek sorunlar için de yiğidi bir güzel dövmeliyiz.

    Arda küçük çaplı bir Messi performansı sergiledi. Gerçekten oynaması gerektiği gibi oynadı. 60. dakikaya kadar rakipte denge bırakmadı.

    Diğer herkes gayet iyi oynadılar. Sabri falan da gayet iyiydi.

    Şimdi de yiğidi dövme faslına geçelim.

    Dün oyunun hemen her bölümünde uygun pozisyonda boşa kaçan top isteyen sürekli eli havada top gezen bir Elano vardı.

    Elano Hakan Balta’dan pas istiyor Balta ona daha uygunken vermek yerine zoru deniyor. Özellikle Sabri, Arda ve bir kaç oyuncu Elano’ya pas vermekten çekiniyorlar.

    Elano iki tane %100 lük asist değerinde pas çıkarıyor birini Nonda’ya birini de golü sayılmayan Mustafa Sarp’a. Bir de rakibin tehlikeli bir atağını kesiyor. Yani elinden geleni yapıyor.

    Nonda çeviklik nedir bilmediği için o pası Nilmar gibi gole çeviremiyor.

    En sinirim bozan ise Nonda’nın yavaşlığı değil. Kızdığım şey Elano tüm varı yokuyla takıma katkı sağlamak için kendini paralarken hem de Nonda’nın kendisine güzel bir asistlik pas çıkarmış iken, daha sonra aynı Nonda’nın kendisini çok iyi ofsayttan koruyup uygun bir pozisyonda kendisinden pas isteyen Elano’yu iplemeyip uygun olmayan pozisyonda şut çekmesi idi.

    Yani Elano’ya topu ayak ucuyla bıraksa Elano sadece topu alıp gol pozisyonuna girecekti.

    Ama o Nonda, Hakan Balta, Sabri dün ne kadar iyi oynasalar da haklarını vermek dışında iyi bir dayağı hakettiler.

    Elano’nun suçu ne Allah aşkına?

    Brezilyalı olması mı? Lincoln’den daha çok takımı için kendini paralaması mı? Yoksa daha çok para alması mı?

    Nasıl bir şerefsizlik etti ki bu gün bir mangalda bile Baros’la ikisi bir masada yalnız otururken başı Ayhan, Sabri, Arda’nın çektiği gurup bir masaya çoklu oturabiliyor?

    Yıllar önce Popescu’ya ikinci kaptanlık vermenin sözü edildiğinde Okan Buruk zırvalamıştı aynı Sabri’nin Lincoln olayında zırvaladığı gibi.

    Bu adamların beynini yıkayan kim?

    Yabancı düşmanlığının sebebi ne?

    Elano şu takımda tutunamaz da küser giderse Jardel gibi, bugün kaptan olup onun dışlanmasına göz yuman Arda da Avrupa’da ondan beter olsun.

    Nedir yani. Diyelim Arsenal’e gitti. Fabregas o gol atsa gidip onu kutlamasa, Nasri ona pas vermese Sagna elini bile sıkmasa takım yemek yerken onu masalarına davet etmeyi bırakın kimse onunla konuşmasa acaba Arda ne hisseder?

    Bugün tvlerde yabancı oyunculara olan nefretini çemkirerek anlatan Hakan Şükür abisi de Inter’de Recoba’nın başı çektiği gurupça dışlanmıştı. Kimse ona pas atmıyordu. Keza Torino’da Rizitelli ona pas vermiyordu.

    Arda Avrupa’ya giderse kendisinin dışlanmayacağını mı sanıyor?

    Bir şey söyliyim mi eğer Elano Fenerbahçe’de oynasaydı şimdiye kral olurdu.

    Demek ki Nonda ve diğerleri Rijkaard’ın, ilk maçta gol sevinci sonrası birbirine kenetlenen takımın fotoğrafını tüm takıma gösterip tüm bir sezon böyle bir takım görmek istiyorum sözünden pek bir şey anlamamış.

    Biraz da taraftarı dövmeli. Ben taraftar takımı ateşler diye bilirdim. Meğer takım taraftarı ateşliyor. Takım iyi oynayınca taraftar şarkı türkü söylüyor tezahürat yapması gerekirken.

    Nevizade geceleri diye bir beste var. Böyle dinleyince uykunuzu getiren. Yahu bırakın şarkı türküyü tezahürat yapın. Hem saçma sapan şarkılar söylüyorsunuz hem de rakip atağa geçmişken baskı kurmak yerine başka ninniler söylüyorsunuz. Dakika 90′larda adamlar beraberlik umuduyla ceza sahasının dibinden frikik vuracaklar bizim taraftar işlerini kolaylaştırsın diye şarkı değiştiriyorlar. Sen var ya diye şarkı söylüyorlar.

    Bu Ultraaslan nedir, nasıl bir guruptur. Roma tataftarına özenen kolpa herifler nasıl tezahürat yapar aklım almıyor. Ben başkan olsam bu herifleri stada almam. Televizyon başında şarkı söylesinler. Takıma faydaları yok koro halinde alakalı alakasız şarkı türkü söylemeye geliyorlar.

    (Ferhat selamlar. Yine bence aşırı kızıp biraz haksızlık yapmışsın.

    Seyirciyi eleştiriyoruz, oyunun içinde olmadığı için. Nevizade Geceleri’nin ise sembolik bir anlamı var. O tezahürat galibiyet kutlaması esasında. Ne zaman 2-0 öne geçse takım o söylenir. Bakıldı ki 2-0 olmuyor, yine de söylendi.

    Daha önce de söyledim, Elano’ya özellikle pas verilmediği fikrine hiç katılmıyorum. Bu yüzden Arda Turan ve Sabri Sarıoğlu’na bence haksızlık etmişsin. Evet Baros’la Elano beraber yemek yediler barbekü partisinde. Ama şöyle düşün. Sabri ya da Arda yabancı dil bilmiyorlar ki, bu yüzden yabancılar kendi aralarında, Türkler de kendi aralarında gruplaşıyorlar.

    Şu dediğinde çok haklısın. Eğer Elano Fenerbahçe’de oynasaydı şu an zirvedeydi. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  25. emre_sezer Demiş ki:

    Selam Melih abi.

    Son zamanlarda sergilediğimiz futboldan sonra bu maç rahatlattı bizi. Özellikle Arda çok hırslıydı. Rakip defansa Nonda’ dan daha fazla pres yaptı neredeyse. Açıkçası bu takıma kim gelirse gelsin bu takımın tek yıldızı yine Arda’ dır.

    Fakat beni üzen Elano’nun durumu. Bu maçta önceki maçlara göre daha gayretliydi, daha çok koştu. Defansif özelliklerini göstermesi sevindiriciydi benim açımdan. Fakat ofansif olarak baktığımızda sanki performans düşüklüğünün sebebi kendisinden çok arkadaşlarıydı gibi geldi bana. Top orta sahadayken ilk pas tercihleri hiçbir zaman Elano’ dan yana olmadı arkadaşlarının. Umarım arkadaşları onu ikinci Lincoln gibi görmüyordur. Çünkü dünkü hırsını gördükten sonra bu adam futbolumuzu gerçekten ileriye taşıyabilir. Arda bu takımın yıldızıysa Elano da görünmez yıldızı olabilir. Umarım futbolcu arkadaşları ona karşı bir tutumları yoktur.

    Ayrıca dünkü maçta sonradan oyuna giren Barış Özbek de gayet iyi oynadı. Kendine oynamadığı zaman, basit oynadğında gerçekten takım için çok faydalı olabiliyor. Orta sahada onun gibi pres yapan bir oyuncu yok kabul etmek gerekirse.

    (Selam Emre. Barış Özbek gerçekten bizim eski Muhammet Altıntaş gibi. İnanılmaz bir pres enerjisi var.
    Elano’yu ve takım arkadaşlarının ona pas verip vermediğini bugün bir daha izleyeceğim çıplak gözle. Sonra yeniden konuşalım bu konuyu. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  26. ozemir59 Demiş ki:

    aslında bugün bir yorum yazmıştım ama bir yorumda bazı spor yazarları ile ilgili yazmadan edemeyeceğim bu sabah spor yazarlarının bazılarını okuduktan sonra iş yerinde iyi gsli bir abime sordum akşamki maçın en iyileri kimlerdi diye o da arda ve elano dedi eee ozaman dedim bu spor yazarlarıyla biz farklı maçmı izliyoruz melih hoca ne yazacak acaba dedim ve yazınızı okuduktan sonra şükür dedim doğru maç izlemişim valla hocam bu yazarlar bizi futbola soğutuyor ama allahtan siz varsınız tekrar sevdiriyorsunuz bize futbolu… sizce bu adamların derdi ne galatasaray’la, fener medyası mı oldu tüm medya fikrinizi merak ediyorum.

    (Selam. Meselenin birkaç yönü var.

    Basın yayın okulları nasıl haber yazılacağını öğretiyorlar her konuda. Bu anlamda hiçbir basın mensubu uzman olarak yetişmiyor. Bir tarafta bu var. Diğer tarafta ise analiz işleri bildiğin gibi eski futbolcuların ellerine kalmış bir durumda. (Futbol dışı birkaç insan var Mehmet Demirkol gibi, ama onun da Fenerbahçe yıldız takımında oynadığını unutmayalım.) Futbolcuların ise maalesef oynadıkları oyun konusunda ciddi bir fikirleri olmuyor.

    Yıllar önce Uğur Tütüneker’e sormuştuk Bayern’de nasıl oynardınız, “öyle oynardık işte” diye yanıtlamıştı. Teknik direktör olmak bir futbol zekâsı gerektiriyor. Bu yüzden yıllardan bu yana Terim dışında hiçbir ismi çıkaramadı Türk futbolu. Hasan Şaşlar’ın Hakan Şükürler’in futbol zekâsının ne olduklarını iyi bildiğimiz için onlardan ciddi bir analiz beklememek gerek.

    İşin başka bir yönü de zihinsel toksikasyon. Yani zehirlenme. Birçok futbol yorumcusunun kafasında bazı zehirlenmeler var. Mesela Hakan Şükür, Hakan Ünsal ve Bülent Tulun. Bu insanlar oynanan oyunla hiçbir ilgisi yok. Onların meselesi futbol yönetimiyle. Bu yüzden her fırsatta Volkan Yaman’ın gönderilmesini mesele ederler. Örnek olarak Hakan Şükür Fenerbahçe yazısına Volkan Yaman’la başlamış. Sanırım biraz anlatabildim. Sevgiler. Melih)

  27. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Selam Melih Abi.

    Dün akşam Galatasaray tekrar pas futboluna dönünce ileriye dönük umutlarım arttı.
    Sadece kafama takılan bir şey var. O da yukarıda bir arkadaşımızın da bahsettiği gibi, Elano’ya açıkça pas vermek istemeyen oyuncularımız var. Elano sağa gidiyor yok, sola gidiyor yine yok. En son sanırım sağ taç çizgisinde ellerini açtı niye atmıyorsunuz diye. Mecbur kalmadıkça Elano’yu aramıyor diğer çoğu futbolcunun gözleri. Bununla ilgili bugün bir köşe yazısı da okudum. Sanırım bunu hissedenler, az değiliz…

    Ayrıca Elano belki sağa bakıp sola atmıyor, orta sahada top sektirmiyor ama top onun ayağında stop edince şöyle bir ceza sahasına bakıyorum artık içgüdüsel olarak.

    Takım Elano’yu sahiplenirse, Elano bunu hissederse çok şeyler yapacak burada. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Ayrıca Güney Afrika’da da Keita’yla karşılıklı izlemek ayrı bir gurur kaynağı olacak biz Galatasaraylılar için.

    (Selamlar Samet. Zaman her şeyin ilacı. Doğrular ve gerçekler zamanla anlaşılacak herkesçe. Sevgilerimle. Melih)

  28. number7 Demiş ki:

    Melih Abi selamlar,

    Galatasaray’ın futboluna geri dönüşüyle sen de iyimser tarzına dönüş yapmışsın gördüğüm kadarıyla.

    Gene de ben dün sahada kazanmak isteyen bir Panathinaikos göremedim. Sadece beklemeyi ve kontra ataklarla gol bulmayı tercih ettiler. Leto gibi hızlı isimlerinin yokluğu bu çabalarını törpülese de, birkaç kez önemli sayılabilecek pozisyona da girdiler. Hatta Ninis girdikten sonra dar bir zaman aralığında bir kaç pozisyona tek başına giriverdi.

    Bu noktalarda, Galatasaray defansı konsantrasyonunu bozmadı ve ofsayt taktiğini güzelce uyguladı. Bunu da sanırım Avrupa maçı olmasına bağlayabiliriz. Ayrıca Gökhan’ın sakatlanıp çıkması futbolcularda onun yokluğunu aratmamak adına ekstra bir motivasyon sağlayabilir.

    Ama gene de Panathinaikos galibiyet parolasıyla çıksaydı daha çok sıkıntı çekerdik diye düşünüyorum.

    Bir diğer mesele ise Elano. Sen gene bir yoruma verdiğin cevapta iyimser bakmışsın ancak ben öyle düşünmüyorum. Elbette sen Florya’ya hepimizden yakınsın ama dışarıdan öyle görünüyor ki Elano takım arkadaşlarınca tabiri caizse dışlanıyor.

    Hafta içinde yapılan barbekü partisi fotoğraflarında bile durgun bir biçimde ayrı bir masada oturuyor.

    Hani biz Türkler misafirperverdik? Elano da yurtdışından gelmiş, bir misafir sayılmaz mı?

    Neden futbolcular onu da masalarına buyur etmiyorlar ya da onun yanına gitmiyorlar?

    Umarım resim göründüğü gibi değildir, umarım biz yanılıyoruzdur.

    Ama dürüst olmak gerekirse, Elano son çıktığı maçlarda, takımdaki oyuncuların en az yarısından daha çok futbol oynamaya çaba göstermiştir. Ve (Lincoln’le kıyaslamaya gideceğim tek husustur ki) yedek oturması onu ‘küsmeye’ değil forma için daha çok çaba göstermeye itmiştir. Avrupa liglerinde oynayıp bu ‘profesyonel’liği gösteren kaç futbolcu sayabiliriz ki?

    Sürç-ü Lisan ettiysem affola,
    Saygılarımla
    Kubilay.

    (Estağfrullah Kubilay. Mesele Galatasaray’sa ve oynanmak istenen futbol total futbolsa ben hep iyimserim ve iyimser olacağım. Görüşmek üzere. Melih)

  29. ahcell Demiş ki:

    Merhaba Melih Bey ve değerli arkadaşlar,
    Haddim değil ama ben takımımızda bir 11 kurmak istesem değişmeyen 5 oyuncu olur sağlam olduklarında;
    1. Baroş, 2.Elano, 3. Arda, 4. M.Topal, 5.Hakan Balta

    Elano deyince aklıma 93/94 sezonunda ara transferde takıma katılan Roger Ljung geliyor hep. Adam sessiz sedasız geldi, hiç topu gevelemez basit oynardı, uzun paslarıda harika atardı. Sıklıkla orta sahanın solunda haftanın karmasına seçilirdi. Yılın altın 11′ ine girip sessizce iyi bir transfer yapıp gitmişti.

    Elano bence Lincoln’e verilen zaman ve desteğin en azından yarısını hakediyor. Keşke bir yolu bulunsa; topları Elano’nun dağıtmasının herkes için daha iyi olacağı, daha çok galibiyet, güzel futbol ve + gelir olacağı üzerine bir anlaşma sağlansa takımımızda. Gerçekten çok basit ve faydalı oynuyor topla. Melih Bey çok güzel ifade etmiş Elana konusunu. Kaleminize sağlık Melih Bey.

    Aklıma takılan bir şey var, müsadenizle danışmak istiyorum; dün akşam izlediğim maçtan sonra bizim maçı yazan tüm yazarları okudum neredeyse ve maçı canlı izlemediğim için Elano konusunda yanıldığımı düşündüm. Ancak Eskişehirspor ve Manisaspor maçlarından sonra da aynı şeyleri düşünmüştüm. Canlı izlemediğim için mi göremiyorum oyuncuların veya takımın kötü oynadığını yoksa yazarlarımızın önemli bir kısmı takım potansiyeline yaklaşamadığı için kızgınlıkla mı yazıyor yazılarını?

    (Selamlar. Bence şöyle bir fark var. Futbol yorumcuların neredeyse hiçbiri Galatasaray’ın futbolunu oynamak istediği oyun üzerinden eleştirmiyor. Böyle olunca da mesnetsiz bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Bence kendi içgüdülerinize ve sezgilerinize güvenin. Doğru düşünen ve hisseden sizsiniz. Melih)

  30. isa Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    Öncelikle bu maçta Elano’yu oyunda görmek beni çok mutlu etti. Sonraki maçlarda daha da faydalı olacağına inanıyorum.

    Bu maç ile birlikte Baros’suz Galatasaray da Nonda’nın yerine Keita ilk 11 de başlayıp daha etkili olamaz mı? gibi bir soru aklıma takıldı. Siz ne düşünüyorsunuz?

    (Selam İsa. Açıkça ben de başta öyle düşünüyordum, çünkü Keita santrfor da oynuyorum diyordu. Ama şimdiye kadar gördük ki Keita son vuruşlarda pek iyi değil. O sadece bir kanat oyuncusu. Bir de iyi bir şutör. Sevgilerimle. Melih)

  31. hakan_isik Demiş ki:

    Merhabalar Melih Bey,

    Pana maçından sonra sadece Elano Blumer ile ilgili bir yorum yapmak istiyorum ve uzun süredir emin olamadığım yada inanmak istemediğim bir düşünceyi bugün haberlerde görünce söylemek istedim. Diğer oyuncular Elano’ya pas atmıyorlar. Oyunu hep Elano dışındaki alanlara yönlendiriyorlar. Kendisi de bundan şikayetçi olmuş. Siz katılır mısınız buna? Bu konuyla ilgili bir analiz var mıdır? Ben Elano’yu son maçta çok beğendim. Hırslıydı, daha sert oynadı, bir keresinde son adam olarak defansta son anda müdahale ile topu uzaklaştırdı. Elano bu takımda oynayacak, ona pas atmak istemeyenlerde bu takımdan gidecek. Böyle bir durumu göremeyecek kadar aptal değiliz. Elano’ya destek vermek lazım. Tribünleri de buna davet ediyorum. Selamlar. Sevgiler.

    (Merhaba. Daha önce de belirttim. Ben belirgin bir pas atamama göremiyorum sahada Elano’ya.
    Elano’ya pas istatistiklerine bakınca şunu görüyorum. Arda 4 pas atmış Elano’ya, Sabri, Mustafa Sarp, Kewell, Mehmet Topal, Barış ve Hakan Balta da üçer pas. Arda en çok pası (8) Sabri’ye atmış, sonra da Nonda’ya (6). Sabri’yle aynı kanatta oynadıkları için Arda’nın pas istatistiği normal bence. Sevgilerimle. Melih)

  32. Ferhat says:

    Küçük bir ekleme yapmak istiyorum Elano ve takım içi gruplaşma iddiaları hakkında.

    Evet uzun zamandır basının oynadığı tiyatroya pek inanmıyordum. Hatta maçı izleyip ardından blogları kontrol ediyordum.

    Böylece illüzyona kapılmadığımı düşünüyordum… Ancak, sadece gördükleriniz bile sizi yanıltabiliyor.

    Demek istediğim Elano konusunda bazı oyuncuların onu takımdan bilerek ve isyeyerek uzaklaştırmaya çalıştığı teorisi de illüzyon çıktı.

    Pas istediğinde pas alamadığı doğru ama ipler kopmamış. Yani Elano takımdan ayrıştırılmaya çalışıldığı fikri çok doğru değil.

    Elano hala uyum sürecinde.

    Kendi adıma bu illüzyona basının iddiaları sebebiyle inanmadım. Maçı izlerken öyle olduğunu düşündüm.

    Her neyse fazla uzatmadan neden bu fikrin yanlış olduğunu söyleyeyim.

    Öncelikle Elano konusunda basında Brezilya’daki Uol isimli radyo programına “90 dakikada 3 pas alamıyorum. Maç sanki benim olduğum bölgenin dışında oynanıyor.Bu durum uyum sorunu mu, nedir anlayamadım. Maçlarda topla daha çok buluşmak ve arkadaşlarıma daha fazla yardımcı olmak istiyorum. Umarım bu sorunu kısa sürede atlatıp verimli olurum” dediği iddia edildi.

    Hatta bu savı desteklemek için Yönetimdeki operasyonla yedek üyelikten asilliğe geçen Adil Emecan da Panathinaikos maçı sonrası “Futbolcularımız Elano’ya pas atmıyor. Maç içinde kendisini gösterecek kadar topla buluşamıyor. Pas almak, topla oynamak için her pozisyonun içine giriyor. Ama sahada bu kadar yalnız kalması çok ilginç” dediği iddia edildi.

    Yani bu yazılanlara inanmadan bile saha içinde Elano’nun pas istediğinde kimsenin vermeye yanaşmadığını görünce insan aklına Lincoln’ü, Jardel’i getiriyor.

    Basına inanmıyorum haberleri yine ne senaryo yazdılar diye okuyorum ama sahadaki oyunda sanki basını doğruluyor gibi.

    İşte bu noktada Kaptan Arda’nın Twitter’daki mesajlarını okudum en doğru bilgiye ulaşmak için.

    27 Kasım sabah 8:21 tarihli mesajı;

    “Elano ingiltere gibi daha klas, iyi bir ligden geldi.SüperLige ayak uydurmakta zorlanıyor. Şuna emin olabilirsiniz ki hepimizden çok çalışıyor.”

    5 Aralık sabah 15:30 suları;

    “Elano’nun ‘ Arkadaşlarım yüzünden böyle oynuyorum ‘ demesi asılsız bir haber. Kendisiyle konustum ve böyle birşeyin imkansız olduğunu söyledi.”

    Kendi adıma çıkan sonuç:

    Bırakın basını maçı izlemek bile komplo teorisi üretmek için yeterli bir sebep değil. Doğru bilgiye yalnızca güvenilir bloglardan ve futbolcuların twitter sayfalarından ulaşmak mümkün.

    Herkes rahatlayabilir ben Kaptan’a güveniyorum.

    Kısa yazıyım dedim yine beceremedim.:-)

    (Ferhatçığım. Bu yazını şimdi gördüm. Açıklaman için teşekkürler. Sevgilerimle. Melih)

  33. suhan cem Demiş ki:

    madde madde gideyim daha anlaşılır ve kısa olacaktır

    1- Elano’ya pas akışı zayıf evet, bunun sebebinin takımdan iteklenmesi değil alışkanlıkların etkisi.

    2- Sabri Sarıoğlu’nun oynadığı maçlardaki, toplu ve topsuz oyuna katılımını düşündüğümüzde, aklı ile oynamıyor demek bence ona biraz haksızlık etmemiz anlamına geliyor. Gerçekten, eskiden Keita ile iyi anlaştılar diyordum ama önünde kim oynarsa oynasın aynı temposunu sürdürüyor.

    3- Son iki yılın transfer beklentilerimizde hiç sol bek ihtiyacı düşünmememize sebeb olan, Hakan Balta’ya bir kaç maç kötü oynadı diye katlanamamak, gönderilmeli demek de ona haksızlık olsa gerek

    4- Takımın 4-1-2-3′ e İ.B.B. maçında döneceğini düşünüyorum. Taktisyenliği dışında, iyi de bir pedagog-psikolog olan Reijkaard’ın Keita’nın küstürülmesine izin vermeyeceği aynı şekilde Elano’yu da kazanmaya çalıştığı için, ya 4-1-2-3′e döneceğini (bu maçlık) ya da yorgun olabilecek Kewell’i dinlendirip ileriyi Arda-Nonda-Keita şeklinde kuracağını düşünüyorum

    5- Hakan Balta’nın son maçta iyi ışık verdiğini, tekrar form kazandığını ama Ayhan’ın formsuzluğunun devam ettiğini gördüm. Ayhan kardeşimin kısa zamanda forma girmesini umarak o esnada dinlendirilmesini düşünüyorum

    6- Pana maçında anladım ki bizim takımımızın orta sahada bir oyuncudan ziyade defansdaki mantalite değişikliğne ihtiyacı var. Takımda forvet sayısı arttı mı defans reflex olarak kendini geri çekiyor bu da hatlar arasındaki mesafeyi arttırdığından, orta saha da eğer geriye yaslandı mı ribaunt toplara girilemiyor. Sorun, kaç forvetle oynarsak oynayalım defansın forvete, forvetin defansa yakın olması gerektiği ama forvet arttıkça hatlar arası mesafenin arttığı, hatta bir zaman sonra defansın resmen kale alanına yerleştiği..

    Defans oyuncularımız, ileride rakibi karşılayamıyor. Bu zaten Beşiktaş’tayken de Gökhan’ın sorunu idi. Fobi olmuş onda, arkasına rakip kaçırma düşüncesi. Aynı düşünce Servet’te de baş göstermiş. Çok değil 3 hafta önce bu takıma Hamit, Schneider tarzı bir orta saha lazım diye düşünürken şimdi, iki tane hızlı, top tutan, stoper lazım demeye başladım.

    Tribünün Reijkaard’a sahip çıkması çok iyi bir gelişme idi. Ama maçta seyircinin tezahurat farklılıkları, sesiz kalan çoğunluklar ve maçın sonunda, Fatih Sultan Mehmet tezahuratlarını anlayamadım. Gene de büyük ihtimalle lider olacağımız bir haftaya girmek üzereyiz..

    (Cem selamlar. Kehanetin inşallah tutar. Seni tebrik ediyorum iki gün öncesinden bütün önümüzdeki rakiplerin puan kaybedeceğini tahmin ettiğin için. Sevgilerimle. Melih)

  34. cambriem says:

    Selamlar…

    Gayın Sin’i iki senedir takip ediyorum Galatasaray ve Fenerbahce’nin düşüşü sezonu erken açmalarından kaynaklandığını düşünüyorum. Sezon başı yazılarınızda kondisyonerlerimizin çok iyi olduğunu bellirtmiştiniz, fakat son bir aydır maalesef maçın sonlarına doğru bir düşüş görüyorum, bunun nedeni sezonu erken açmamız mı yoksa sizin gördüğünüz başka bir sebeb var mı?

    İnşallah hocamız uzun süreler bizlerle beraber olur. Hıncal Uluç’u okuyunca, Rıdvan’ı dinleyince Türkiye’nin vizyonunun ne kadar geniş olduğunu anlıyoruz.
    Saygılarımla…

    (Saygılar benden. Naçizane şöyle düşünüyorum. Sezonu erken açmak mutlaka ileride bir form düşüklüğüne yol açacak diye bir şey yok. Yani bilimsel değil bu görüş. Ama şöyle bir şey var. Sezonu erken açan takımların futbolcularının özel kuvvet antrenmanları yapması ve özel hayatlarına iyi bakmaları gerekiyor. Bunu yapmadıkları zaman, sezon başında depolanan kuvvet bitiyor. Galatasaray’da görülen sorun bu.

    Yani sezonu erken açtığımız için değil bu form düşüklüğü, futbolcuların özel kuvvet idmanlarını aksatmasından ve özel hayatlarındaki düzensizlikten. Eğer bunları yapmamış olsalardı hiçbir form düşüklüğü olmadan devam edeceklerdi yollarına. Umarım açıklayabilmişimdir. Sevgilerimle. Melih)

Görüşünüzü Belirtin:


    Yorum yapabilmek için üye olmak zorundasınız. Üye Girişi Yapın yada Üye Olun