İBB maçının ardından: Kaybederken kazanmak

B_9336c5f494e14a2204deb0c59dee24cf

Önce taraf olmak gerek. Futbolun tarafında olmak gerek.

 

Yetmez. Pozitif ayrımcılık yaparak pozitif futbolun yanında olmak lazım, hücum futbolunun, total futbolun. Brezilyalılar’ın deyimiyle, “futebol arte”nin, yani futbol sanatının tarafında olmak gerek. O güzel oyunun safını tutmak gerek.

 

Başka? Onun dışında futbola yabancı onun birleştirici özelliğini zedeleyen her türlü ayrımcılığın karşısında olmak gerek. Cinsel ayrımcılığın, ırksal ayrımcılığın, siyasal ayrımcılığın, dinsel ayrımcılığın, statü ayrımcılığının, sınıfsal ayrımcılığın. Biz ve onlar ayrımcılığının. Ve de en önemlisi. Bu ayrımcılıkların dışa vurumu olan nefret duygusu ve küfürün karşısında olmak gerek.

 

 

Restleşme ve son an

 

Maç oynanırken hakem Hüseyin Göçek’le bir restleşmeye girdi Galatasaray. Hem takım ve hem de tribün olarak.

 

Biraz hakemin kendi benliğini noktanın sonsuzluğunda yok etmeyip eskilerin deyimiyle isbat-ı vücut, yani varlığını kanıtlama telaşına düşmesinden oldu bu. Biraz da Galatasaray’ın son 15 dakikaya diri girememesi, fizik güçsüzlüğünden yüzünden.

 

Böylece o dakikaya kadar koşturduğu pas futbolunu ayakta tutamayıp, topu sürekli ileri vurmaya başladı Galatasaray. “Var git, benden uzak ol bela” kabilinden. Ama her seferinde o bela gelip buldu Galatasaray’ı.

 

Faul, ya da değil. Bir ölü top kazandı İBB uzatmaların son saniyelerinde. 18’e yollandı o top ve çıkmadı, çıkarılamadı Galatasaray ceza sahasından her seferinde de. En son Hasan Ali Güzeldal’ın önüne düştü o top. Elhâk, o da güzel vurdu.

 

Bu golden sonra bir küfür dalgası başladı Ali Sami Yen’in tribünlerinde. Ülkemizdeki futbol kültürünün içinde olanlar için hiç de yabancı şey değil bu. (Liderlik şansı kaçmış son saniyede; üzüntü. Hakem de enikonu tuhaf bir yönetim göstermiş maç boyunca, özellikle de son bölümünde; nefret. Bu iki duygu gelip yapıştı üst üste tribünlerde.)

 

Golün gerçek gücü

 

Oysaki neredeyse hiçbir önemi yok o son saniye golünün. Olmamalı da. Birkaç nedenden.

 

Birincisi ve en önemlisi. O gol yok edebilir mi Galatasaray’ın 75 dakika boyunca oyuna hükmettiği gerçeğini? Özellikle de 45 ila 75 arasındaki 30 tane dakika boyunca oynanan o güzel futbolu örtebilir mi o gol? Asla.

 

O gol azaltabilir mi Galatasaray’ın yarattığı gol pozisyonu sayısını rakip kale önünde? Ya da bu gol mü değiştiriyor, İBB’nin 75 dakika boyunca nefes bile alamadığı gerçeğini? Asla.

 

O gol mü güzel ve pozitif futbol oynayan bir ekip yapar İBB’yi? O gol öncesindeki futbolla gelecek hayalleri kurabilir mi İBB üzerinden Abdullah Avcı? Asla.

 

Peki Galatasaray’ın elinden geleceğini alıp koparabilir mi o gol? Frank Rijkaard’ın oynattığı ve oynatacağı futbolu değiştirebilir mi bir şekilde? Asla.

 

Sevinenler ve üzülenler

 

Öyleyse? O gole sevinenler sevinçlerini abartabilirler. Hatta sonsuza kadar sevinebilirler. Varsın sevinsinler, ilgilendirmez kimseyi. Ama o sevinçlerinin üzerinden 24 saat geçtikten sonra kazanırken neler kaybettiklerinin üzerine kafa patlatmaya başlamamışlarsa sevinenler, bilsinler ki büyük savaşı kaybeden onlar olacaktır, kazanmış olsalar da o küçük harbi. Sevinmek dışında hiçbir şey yapmayanlar ömürlerinin bundan sonraki bölümünü MOİ (Mühim Olmayan İnsan) olarak geçirebilirler devrimcileri izleyerek.

 

O gole üzülenlere gelince. Aynı şey onlar için de geçerli. Onlar da ömür boyu üzülebilirler bu gole. Kimseyi ilgilendirmez. Ama tam 24 saat sürmeli o duygu, 25 değil. Çünkü onlar da kaybederken neleri kazanabilecekleri (ve kazanmış oldukları) üzerine kafa yormalılar 25’inci saatte.

 

Soru sormakla başlar her şey

 

Peki kaybederken kazanmayı öğrenmek nasıl mümkün? Ve de kazanırken kaybetmemek?

 

Soru sormakla elbette? Bütün icatların, keşiflerin, bilimsel buluşların ve bilimsel teorilerin ortaya çıkması gibi.

 

İşte o sorulardan birkaç tanesi muhataplarına. (Üzerinde düşünmeye değer bulurlarsa tabi.)

 

Önce Frank Rijkaard’a. (Ama, kendisine 45 ila 75’inci dakikalar arasındaki o güzel futbol için teşekkür ederek başlamak gerek söze elbette.)

 

  1. Son 15 dakikada pas futbolunun yok olmasını neye bağlamak gerekir, fiziksel düşüşe mi? Yoksa galibiyeti koruma içgüdüsüne mi?
  2. Maçın son bölümünde geriye yaslanmayı Panathinaikos maçında da görmüştük. Bu acaba akut olarak önlem alınması gereken bir şey midir? Yoksa tedavi süreci daha uzun bir zaman mı gerektirir?
  3. Biraz da bununla ilintili bir başka mesele. Takımdaki bütün futbolcuların özel kuvvet antrenmanı yapıp yapmadığı denetlenmekte midir teknik heyet tarafından? Yoksa bu, ihtiyarî bir konu olarak futbolcuların kendi kararlarına ve arzularına mı bırakılmıştır?
  4. Galatasaray sezon başında yaptığı özel taç, frikik ve korner çalışmaları devam etmekte midir hâlâ? Yoksa bu antrenmanlar bırakılmış mıdır?
  5. Galatasaray ani hücuma çıkan bir takım olmayı da düşünmekte midir acaba? Bu düşünülüyorsa özel antrenman yapılmakta mıdır ani hücuma çıkmak için?

 

Nereden koşar bu takım?

 

Ardından da Abdullah Avcı’ya. (Geçmişine büyük saygı duyarak elbette.)

 

  1. Hocam geçtik üç büyüklerden, sizden mütevazı bütçeyle yeni bir Sivasspor yaratmanızı beklemek fazla bir şey mi beklemek olur acaba?
  2. Ve yine, sizden rakibini bozmaya çalışan değil de, karşısındaki kim olursa olsun kendi futbolunu oynayan bir ekip yaratmanızı istemek, gelecekte sizin de adınızın bulunmasını istemek değil midir?

 

İBB yönetimine? (İstanbul şehrinin nafakasından takım için bugüne kadar ayrılan bütçenin ne kadar olduğunu bilmeden elbette.)

 

  1. Bu kulübün varoluş nedeni nedir acaba?
  2. İBB bu ligin hangi vazgeçilmez rengidir gör(e)mediğimiz, bil(e)mediğimiz?
  3. Bu bütçeyle sadece 24 kişiye değil, şehrin binlerce çocuğuna spor yaptırmak mümkün değil midir acaba?

 

İnsan yönetimi ve hakemlik

 

MHK’ya. (Maçın hakemininin yönetim tarzından bağımsız olmayarak elbette.)

 

  1. MHK hakemlere, maçların insanî yönetimi konusunda ne gibi eğitimler vermektedir acaba?
  2. MHK mesela hakemlere sosyal davranışları farklı olan futbolcularla çatışmaya girmeden maçı yönetmek konusunda ciddi bir eğitim vermiş midir bugüne dek?
  3. MHK’da Türkiye futbolunun marka değerinin ve kalitesinin yükseltilmesinde hakemlerin üzerine düşen görevler konusunda kafa patlatan insanlar var mıdır acaba?

 

TFF’ye. (Maçtan bağımsız olarak elbette.)

 

  1. TFF’nin vizyonu nedir? Üç kelimeyle kim özetleyebilir bunu? Varsa da kim biliyor bunu TFF dışında?
  2. TFF Türkiye futbolunun yönetiminde paydaş olarak hangi kesimleri görmektedir bu paydaşlara yönelik nasıl bir program ve iletişim içindedir acaba?
  3. Türkiye futbolunun hangi sorunlarını ciddi birer problem gibi algılamaktadır TFF ve bu konularda neler yapmaktadır?

 

Son olarak da kendime. (Yazıdan bağımsız olarak elbette.)

 

  1. Bir yanıt beklemiyorsun değil mi?

Etiketler: , , , , , , ,

63 Kişi Fikrini Belirtmiş Bu Konuda: “İBB maçının ardından: Kaybederken kazanmak”

  1. number7 Demiş ki:

    Melih Abi daha dün sana “fazla iyimser” olduğunu düşündüğümü söylemiştim, bugünse iyimserlik umuyorum başkalarından ve bunu senin başlığında buluyorum.

    Teşekkür ederim, diğer yazarların aksine düşüncelerimi birebir özetleyen bu başlık için.

    Olmayınca olmuyor, ama bence son 15 dakikalık periyot hariç en iyi maçlarımızdan birini çıkardık sezon başından beri.

    Maçla ilgili düşüncelerimi ise blogumda yazdığım yazının son paragrafıyla birlikte buraya da düşmek istiyorum izninle:
    “Gördüğüm bir şey var ki, 1. devrenin sonuna yaklaşırken oynanan şu futbol, Rijkaard’ın bir öğretisidir. Ve sıra takıma kaos futbolunu unutturacak, soğukkanlı ve akıllı savunma yaptıracak, skoru geriye yaslanmadan koruyabilecek öğretilere gelmiştir. Özellikle defansa bir takviye ile ikinci devrede de bunu başaracağımıza inanıyorum.”

    Saygılarımla,
    Kubilay

  2. Umutation Demiş ki:

    yazı etiketlerinden anlaşılıyor az çok neyle karşılaşacağımız, kewell’ın korner pozisyonundan sonra anladım ki, bu iş bu ülkede olmayacak…

  3. Emrah Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Ya gözünü seveyim Melih, bu futbol ne Allah aşkına?

    Kendi sahanda…
    8 tane futbolcusu sakat olan sıradan bir Süper Lig takımına…
    Gol atmaya, atak yapmaya mecali olmayan bir takıma…
    İLK YARI TOP OYNAMIYORSUN.
    İKİNCİ YARI, 10 DAKİKA TOP OYNAYIP GOLÜ BULUYORSUN, SONRA GERİYE YASLANIYORSUN.

    İ.B.B’nin gol atacak hali yoktu. ‘Büyük bir hata yapmazsak gol falan atamaz bunlar’ dedim içimden.

    Ama öyle panik yapıp, öyle geriye yaslandık ki, adamlarda olmayan güveni biz verdik. Futbol da bu ya, kesiyor cezayı, affetmiyor.

    “Hüseyin ne oluyor, … … oynuyor” gerçekleri kesinlikle yansıtmıyor! Kimse hakeme kusur bulmasın. Üç beş tane bizim, üç beş tane onların lehine hata yaptı.

    Kaçan puanların sorumlusu sadece ve sadece futbolculardır. Bir de Arda-Aydın, Elano-Ayhan değişiklikleriyle ne gibi bir değişiklik arzuladığını merak ettiğim Rijkaard.

    Sevgili Melih ben bu kadar isteksiz, bilinçsiz bir Galatasaray hatırlamıyorum. 45-55 arası o tempoyu yapabiliyorsan ne diye bütün maç yapmıyorsun??? Neden bütün maç koşmuyorsun???

    Kim çekecek bu futbolcuların kulağını???

    Çok büyük kayıplar veriyoruz, haftalardır F.Bahçe kazan gibi kaynıyor, altına ateşi yakacağımıza, kendimizi ateşe atıyoruz!!!

    Bu futbolcuların vurdumduymazlığına kim dur diyecek Melih???

    P.S: Sevgili Rijkaard’a tavsiyem; Kewell’ı forvet, Elano ortada, Keita ve Arda’yı kanat oynatarak, Nonda’yı yanında oturtarak başlaması. Biz Nonda’nın ağır çekim futbolunu kaldırabilecek kadar iyi bir takım değiliz.

    P.P.S: Ah be Baros, ahh…

  4. DodgeRam Demiş ki:

    Herkese Merhabalar!
    IBB macinin ardindan yazma ihtiyaci hissettim.Galatasaray’lilar olarak en cok dikkat etmemiz gereken sey,bazi kesimlerin gazina gelip oyuncularimizi harcamamak olmalidir.Nonda’yi isliklayanlar neden orta sahanin cok geride oynadigini bence sorgulamali.Nonda gerekli pozisyonlari gerceklestiremedi kabul ediyorum ama her pozisyon gol olacak diye birsey de yok.Kendinizi bu futbolcunun yerine koyun ve nasil bir oyun oynayacaktiniz bu isliklarla lutfen soyleyin…Bu ulke Jardel gibi bir adami yuksek gol ortalamasi ile oynarken bile elestirip elbirligi ile gondermistir.Bazi takimlarin tum transferleri yerlere goklere sigdirilamazken,bizimkiler tu kaka ediliyor,yerden yere vuruluyor.
    Elano’ya iyi oynamiyor diyenler ya mac seyretmiyor,ya da baska amaclari var.Topu tutan ender oyuncularimizdandi.Lutfen dikkat;kalburustu paslarini sadece Kewell doldurabiliyor.Bu birazda oyunu okuma ile ilgili.Elano bence daha iyi olacak…
    Arda bence elinden geleni yapti.Gun gectikce daha iyiye gidiyor.
    FR bence en iyi top tutacak Arda,Elano,Nonda uclusunu cikararak son 15 dakikayi korku filmine cevirmistir.
    Hakeme suc bulmayalim,cunku iyi bir takim,hakeme ragmen yine maci bu dakikaya birakmaz,maci alir giderdi.Bence kotu niyetli olsa daha uygun pozisyonlar vardi canimizi yakacak.
    Son olarak Franco bence canli bomba.Pimi dahi olmadigina inaniyorum.Ciddi manada ne zaman patlayacak diye elimiz yuregimizde bekliyoruz.Artik Ufuk ve Aykut’a sans verilmelidir,en azindan Franco kendine gelene kadar.
    Topal, icinde bulundugu her pozisyonda ters paslarla oyunu zora soktu.Adeta golu yemek icin cirpindigimiz son 15 dakika bence oyunda olmamali idi.
    Bu maci 2-0 veya 3-0′da alsaydik tatmin olmayacaktik eminim.Simdi artik toparlanma zamani…En buyuk sansimiz rakiplerimizin hemen yanibasimizda olmalari.Artik daha ciddi bir Galatasaray diliyoruz.
    Sevgi ve saygilarimla…
    Can

  5. leonidas Demiş ki:

    Melih Ağabey merhabalar,

    Uzun zamandır yazmak fırsatım olmadı ama yazılarını zevkle okudum. Bugünki maçtan sonra aklımda kalan ve mantığımın gösterdiği birşeyler yazmak istedim.

    Bugün Galatasaray futbol takımı üst düzeyde mücadele gösterdi. Maçın çoğunda 60% veya üstünde topa hakim olarak sahadaki birincil amaçlarından birine ulaştı. Zaman zaman senin de sıklıkla söyleğin gibi topu dolaştırarak rakibini yormaya ve hataya zorlamaya çalıştı.

    Hatta bu hafta, şimdiye kadar başaramadığı birşeyi, Elano’yu kullanarak defansın arkasına adam kaçırmayı da ilk defa birden çok defa başardı. Böylece Galatasaray’a geldiğinden beri bu oyuncunun en önemli özelliğini kullanmak fırsatı buldu.

    Bir diğer (çok) sevindirici başarı da sahada Uğur Uçar’ı 90 dakika seyredebilmek oldu. Sabri Sarıoğlu’nun kontrolsüz ve sonuçsuz bindirmelerini görmekten bıkan bir taraftar olarak en mutlu olduğum şey bu oldu bu maçta. Her pozisyonda, o pozisyonu kendi içinde tartmadan, kanat oyuncusunun önüne bindirme yaparak o kanattaki hücum oyuncusunun ofansif hareket yapma özgürlüğünü elinden alan bir oyuncu Sabri. Şöyle: Keita’ya topu verir ve çizgiye doğru kaçar, ama bu durumda en önemli özelliği çalımla adam geçip orta/pas vermek olan Keita bir anda kendini sağ kanadın savunmacısı olarak bulur ve kendine has bir hareket denemek özgürlüğünü kaybettiğinden risksiz bir oyun tercih eder. Bugün, çok şükür her pozisyonu kendi içerisnde tartabilen ve çok isabetli ve hızlı orta yapabilen bir bek oyuncusuyla o kanat çok daha verimli kullanılmış oldu.

    Son olarak da Kewell’ı bu kadar etkili oynarken görmeyeli epey oldu sanırım. Kanatta kendine has hızlanmalarıyla adam geçip şahane ortalar çıkardı. Bu kadar formda bir Kewell’la bile Galatasaray’ın nasıl kaybettiğini anlamak gerekir.

    Peki bu kadar mücadele ve sahaya yansıtılan yeni hücum girişim tekniklerine rağmen nası oldu da sahadan 3 puanı çıkaramadık? Benim buna cevabım, geçen haftalarda pek de farklı değil. Nonda.

    Rijkaard’ın bir hoca olarak en çok dikkat ettiği şeylerden biri sanırım takım içindeki dengeler. Geçen senelerde yerine oturan taşlara çok fazla dokunmadan, yani iskeleti zorlamadan 11 kuruyor yarının başındaki maçlardan sonra. Sabri’nin ve Nonda’nın oynamasını ben buna bağlıyorum. Nonda özelinde incelersek bu durumu, bu takıma çok emek vermiş ve arkadaşlarının saygısını kazanmış bir futbolcuyu, taktiğine uymadığı için kenarda oturtmak istemiyor Rijkaard. Yoks sene başında, hızlı ve boğuşan son adam üzerine kurulmuş hücum taktiğinden feragat etmezdi sanırım. Elinde o pozisyonun 2. adamı olarak Nonda olduğu için, ve Nondan Baros’a hiç ama hiç benzemediği için hücum organizasyonunu değiştirmek zorunda kaldı.

    Hakan Şükür’den beri bu takımın hücumdaki hızını Nonda kadar düşüren bir futbolcusu olmadı Galatasaray’ın. Şişirilen topları kazanıp gerilere pas vermesiyle Hakan Şükür’ü çok andırıyor. Fakat yapamadığı şey, bu takımın forvetinin en çok yapması gereken şey bence: Hızlı olmak, çevik olmak, kaleye dikine gitmek ya da defans oyuncusunu peşine takarak boş alan yaratmak. Bu marifetlerin hiçbiri Nonda’da yok. Hatta üzülerek şunu da eklemek istiyorum: Nonda’yı satmaya kalksak Süper Lig’de onu oynatmak isteyecek bir kulüp zor buluruz. Neredeyse bütün kulüpler artık rakibin arkasına kaçabilen ve rakip defansı deparda geçebilen forvetler kullanmakta.

    Baros’un sakatlanmadığı bir paralel evrende şu anda Galatasaray ligin zirvesinde yalnız başına duruyor.

    Bir de tabii Türk hakemliğinin durumu hakkında konuşmak lazım. Bu topluma hakim bir mazlum psikolojisinden midir, yoksa devlet memurluğuna mahsus vasat otoriter karakterden midir bilinmez, bu hakemler sahanın hakimi gibi davranmayı asla bırakmayacaklar. İsmi anmaya değmeyecek bir polis memuru hakem’in başını çektiği bu ekolde futbolseverin değil hakem sansasyonlarından para kazanan Lig Tv’nin işine geliyor. Sahada akmaya çalışan futbolu ısrarla durduran, “mazlum” takımların oyuncularını atması gerekirken atmaktan imtina eden anti-futbolun neferleri bunlar. (bir pozisyonda sarı kartını vermeden uzun bir süre düşünmesi de bundan, “önceden sarısı var mıydı bu oyuncunun yahu” diye düşünüyor.)

    Daha fazla öfkelenmeden dursam iyi olacak :)

    selam ve sevgilerimle,
    Özer

  6. ali efra dilbaz Demiş ki:

    Selamlar Melih abi,

    Sanırım hepimizde bir hayal kırıklığı mevcut. Bugün hücumda çok lakayıt bir tavır vardı. Ben 3 tane net saydım ama maalesef skora yansıtamadık, hatta 1-0′a yattık, sahamıza çekildik. Çok üzgünüm, ama berabere kaldığımızdan dolayı değil, takım olamamamızdan dolayı. Teknik, taktik, strateji yorumlarına gerek yok, bunlar takım olma olgusundan önce gelen konular değil. Tekrar selamlar, herkes umarım sevgiyle kalır!

  7. Melih says:

    Selamlar.

    Hiç okumadan ve edit etmeden yorumları yanıtlıyorum.
    Bu gece gözatabileceğim bir daha.

    Sevgiler.

    Melih

  8. Galileo Demiş ki:

    Merhabalar,

    Ben maçla ilgili yorum yapmayacağım. Çünkü ancak 10 dk.lık özeti izleyebildim. Yorum yapabilmek için bu yeterli değil. Eskiden olsa özete bakıp fikir sahibi olduğumu düşünürdüm. Ama gayin-sin’i takip ettiğimden beri Galatasaray maçları için bunun yeterli olmadığını artık biliyorum.

    Melih Abi, izleyemediğim maç için ben sizin yorumlarınıza gözüm kapalı güveniyorum. İnanın liderlik benim umurumda bile değildi. Önemli olan Galatasaray’ın Rijkaard’ın istediği futbolu oynayıp oynayamaması. Çünkü bunu başardığımızda nasıl olsa sportif başarılar gelecek. Bu yüzden tutup da bu günkü Türkiye ortamındaki takımları ve yarışmayı, başarı kıstası almak kendini kandırmak olur.

    Anladığım kadarıyla Galatasaray her maçında bir değil iki şeyle mücadele ediyor. Birincisi oynadığı rakip, ikincisiyse total futbol oynama yolunda kendisi. Ve daha çok da ikincisine karşı tökezliyor sanki. Puanları rakiplerden çok kendisine karşı olan mücadelesinde kaybediyor. Total futbol deneyinin de bir serüven olduğunu biliyoruz, dolayısıyla sabretmeliyiz. Ara sıra tökezlemeler devam edecek gibi duruyor. Bu serüven boyunca, önemli olan Galatasaray’ın sonuna kadar yarışın içinde kalması sanırım.

    Bu akşam için puan kaybetmiş olabiliriz. Ama anladığım kadarıyla siz oyundan memnunsunuz. O zaman sorun yoktur.

    ‘Uyumam gerekiyor, kısa da olsa yazacağım.’ demiştiniz. Kısa değil, aksine çok doyurucu yazmışsınız. Ayrıca bu defa yazının edebi bir dili olmuş sanki. Daha öznel, daha duyguları aktaran, içten ve hakikatli bir yazı olmuş. Akıcılığı ve bütünlüğüyle de bir çırpıda okunuyor. Bu gece olan biteni bu kadar kısa sürede çok güzel ve ustaca toparlamışsınız. Ayrıca hakeme ilişkin gözleminiz de çok çarpıcı. Maçı atmosferinde seyretmenin farkını ortaya koyuyor.

    Pozitif ayrımcılığa gelince… Kimbilir belki bir gün, Rijkaard gibi centilmen ve asil birinin etrafında oluşan bir ateş Ali Sami Yen’de yanar ve giderek Türkiye’deki futbol kültürünü değiştirmeye başlar. Yoksa, ben, körlerden birinin akla mantığa sığmaz gerekçelerle ortalığa tehditler savurduğu, ardından bizim tarafın alakasız bir şekilde (hakem art niyetli de olabilir ama önemli olan bu değil) ona karşılık verdiği bir futbol ortamında olmak istemiyorum. Böyle küçük, basit hesaplar bizi güzel yerlere götürecek hedefler değil.

    Hoşgörünüze sığınarak Galatasaray’ı değil, yazınızı yorumladım. Sürç-i lisan ettikse affola…

    Saygılar ve Sevgiler

    Emrah

    (Emrah selam. Öncelikle çok teşekkür ederim yorumun için. Maçı yazmadığım için daha kolay dile getirdim kafamdakileri. Bu tür yazıları daha kolay yazabiliyorum. Mesele futbol analizi olunca edebiyattan biraz kaçınıyorum. Sevgiler. Melih)

  9. Ferhat says:

    Yazıyı okudum. Bardağın dolu kısmına bakın diyorsunuz. Tamam biz bakıyoruz. İyi güzel de bu ülkede bardağın yarısından fazlası hatta dörtte üçü dolu olsa bile yandık bittik kül olduk edebiyatı yapılır. Yani biz gibi bir azınlık skordan çok oyuna bakmanın önemli olduğunu düşünsek dahi bir sürü ’sürü’ hala skora bakıyor oyundan öte.

    Hıncallara öyle bir koz verdik ki adamlar artık fazla zorlanmadan dilediklerince saçmalayacaklar.

    Manisapor bir Büyükşehir Belediye iki.

    Toplamda iki fırsat teptik. Bu ürkütücü. Fırsat diyorum sene sonu bu kadar düşük çapta takımları yenmemek pahalıya mal olur.

    Yoksa şurası kesin; bugün o Hıncallar Rijkaard için, son 15 dakika oyunu ileriye taşımaktan vazgeçmeyip ileride basmaya devam etse ve kontrataktan gol yesek bu sefer de “skoru korusana niye hücum ediyorsun.” diyecekler.

    Rijkaard böyle olunca futboldan anlamayan adam olur. Antrenörlük nedir bilmez. O Hıncallar’ın elinde Barcelona’daki oyuncular olsa onlar bile CL şampiyonu olurdu sonra(!) Hatta bir an önce Rijkaard istifa etsindir. Casus mu düşman mı nedir anlayamamıştır o Hıncallar. Zaten oyuncuları küstürüyor. Oyuncuları kaybetmek için elinden geleni yapıyor Rijkaard.

    Off ne olurdu şu son dakka golünü yemeseydik! Bu ülkede değil 75 dakika 90 dakika tek kale oynasan skora bakarlar yerin dibine sokmak için.

    Galatasaray hayır kurumu gibi iki seferdir Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin ekmeğine yağ sürüyor.

    Bu ülkede Galatasaray futbol devrimini devam ettirebilmesi için ülkede futbola ilgi duyan kafaları değişterecek bir devrim de şart gibi, yoksa bu ortalama bilinçle maç izleyen kafalar Hıncallar’ın yalanlarıyla mahvolduğu sürece Alex Ferguson ve Wenger Rijkaard’a yardımcı antrenör olsa acımaz bu ülke ona.

    (Ferhatçığım selamlar. Maçı bir daha tekrar izledim. Staretejik hatalar yapmışız. Mesela son dakikada Hasagiç serbest vuruşu kullanırken iki futbolcumuz orta sahada beklese muhtemelen Hasagiç bile kullanamayacak o vuruşu. Hatta topun önünde bile durmamışız. Neyse büyük geçmiş olsun. Ben kendi adıma 60-75 arasındaki oyun için mutluyum. Sevgiler. Melih)

  10. minelva Demiş ki:

    Melih Abi selamlar,
    Dün gerçekten bizim açımızdan hem üzücü hem de geleceğe aydınlık bakmamızı sağlayacak bir karşılaşma oldu kanımca,
    Dünki maça aslında bize çok basit şeyler öğretti.
    1.Elano’nun bu takındaki gerçek yerini, onun oyun mantalitesini, takımın zamanla bu uzun ve ayağa paslara alışması gerektiğini.
    2.Biz de gıpta ile baktığımız diğer takımlar gibi 10-15 pas yaparak gol pozisyonuna girebileceğimiz gibi (Elano’nun solda Kewell’a bırakıp Nonda’nın kaçırdığı pozisyon.)
    3.Tabela medyamız dünki maçtan sonra Elano oyundan nasıl çıkar yorumlarını okutabileceğini gösterdi bize.
    Eğer Elano bundan sonra takımın ilk 11 oyuncusu olacaksa , Elano’dan daha iyi verim alınması açısından, Keita’nın takımda ilk 11 de başlaması gerekmez mi ? Ve tabii bir de Baros’un Nonda ile yer değiştirdiğini düşünürsek; o zaman yeni dizilimde Kewell’a veya Barış’a yer olmayacak gibigözüküyor. Bu konu da yorumlarınız bekliyorum.
    Saygı ve sevgilerimle

    (Merhaba. Özellikle maçın 64′üncü dakikasındaki pozisyonumuz galiba yaklaşık 1 dakika süren bir pas rallisini içeriyordu. Sahada seyretmesi çok heyecanlıydı. Bu pozisyona dikkat çektiğiniz için teşekkürler.

    Dünyada en zor şeylerden birisi mevcut algılamaları değiştirmektir. Sezon başında Sabri Sarıoğlu hakkındaki algılamarın değişmesi çok uzun sürmüştü. Şimdi de Elano günah keçisi ilan edildi. Oysaki görmesini bilen gözler için mükemmel bir oyuncu Elano. PAO maçındaki tüm ataklarda onun katkısı vardı. İBB maçında da çok etkiliydi. Sadece üç pozisyonda gole ulaşabilirdi ki, üçünü de atsa bugün Türkiye’de başka şey konuşuluyor olacaktı skora baktığımız için.

    Açıkçası hayata Rijkaard’ın baktığı gibi bakmakta fayda var. Hangi bakış o. En önemli maçımız ilk maçımızdır. Bu da futbolcuları kağıt üzerinde değerlendirmemeyi gerektiriyor. Benim şu anki görüşüm, Kewell bu formuyla yedeğe çekilemez. Sevgilerimle. Melih)

  11. Nihat Maçkan Demiş ki:

    Selamlar yeniden.
    Hiç konuşmayayım, ben bu işten anlamıyorum dedikçe, olaylar da benden yana çıktıkça tahrik olup yeniden yazıyorum. Özür dilerim Bu işlerden çok iyi anlayanlardan.
    Eşimin eniştesi Fenerbahçeli. Tanju Galatasaray’dayken sülalesini de dahil ederek, karakterinin ne kadar bozuk olduğunu, bizim teknik direktörün yerinde olsa kulübe bile yaklaştırmayacağını söylerken, Tanju Fener’e geçince, dünyanın en faziletli futbolcusu ilan etmişti. Ben böyle olamam. İyiyse iyidir kötüyse kötü. Hangi takımda olursa olsun. Belki bu yüzden bu işten hiç anlamıyorum.

    Almanya’da bir distribütör toplantısında akşam yemeğindeydik. 2 garson, biraz sakar, biraz çakırkeyif bir havayla servis yaptılar bütün gece.. Herkese bulaştılar terbiye sınırını keskin hatlarla çizerek. Aşmadılar asla.. Ama çok yaklaştılar.. Bu da bizleri gece boyunca kahkahalara boğdu… Gecenin sonunda bir konuşma yaptı bir tanesi. Onların aslında garson değil bir tiyatro grubunun iki aktörü olduğunu söyledi. Ve dedi ki
    “Biz şimdi çekiliyoruz ve siz göreceksiniz biz olmasaydık bu gece nasıl olurdu. Ama en iyisi biz göreceğiz sizsiz bu gece nasıl olurdu.” Çok gülmüş ve kaydetmiştim bu lafı hafızama.
    Nonda’ya sallayanlar.
    Arda’ya sallayanlar.
    Elano’ya saldıranlar.
    Sanırım öğrenmişlerdir artık bu futbolcuların maçta neler yaptıklarını.
    Bu adamlar varken %80 e %20 götürdüğümüz maçı, yokluklarında %20 ye %80 sonuçlandırdık.
    Dün forum gezdim herkes teknik direktör, herkes bir kaç kelle kesersek düzelir düşüncesindeydi.

    Nacizane takımın Rijkard’ın istekleri doğrultusunda oynamaya başlaması, ve bunu geliştirmelerini zevkle izliyorum. (Size gönderdiğim her yorumda buna değindim.) Acı çekeceğiz dedi Rijkard henüz başlarda leblebi gibi gol atarken. Ve ben de varsın şampiyon olmasın ama istediği takım yapısını ve disiplinini oturtsun dedim. Bu gelecek yılların süper takımını kurmak ve başarıdan başarıya koşmak demekti çünkü. “Buğday tanesi toprağa düştüğünde yaşarsa tek başına kalır. Ölürse bol mahsül verecektir.”

    Dünkü planı bozan tek unsur hakemdi. Ama verdikleri veya vermedikleriyle değil. Keita 2-3 kere biçildi… ve tırstı. İlk biçildiğinde ceza yeterli olsaydı maç böyle bitmezdi.

    Takım hakemden öylesine korktu ki 1-2 yanlış kararda, komplo teorisini kurdu kafasında ve bu hakem bizi mağlup etmeye çıkmış diye düşünüp, oyundan düştür. İşte bence son 15 dakika sırrı bu…

    Lider olamadığımız için neden bu kadar tantana yapıldı onu da anlamış değilim. Yahu 4. bile olsak, puan farkımız 1. Siz sene sonuna bakın. Telafisi olmayan bir kayıp değil ki. 11 kişi savunma yapan bir takıma, çoğu şanssılıkla gol atamadık. Bunlar futbolda var. Son saniyede gol yemek de var. Sen yoluna devam edeceksin. Elano’yu Arda’yı kabullendiğin kadar kabulleneceksin (bence ihtiyacı var.) Dolduruşlara gelip yaramaz bunlardan burada çok var diyene, “Kur abicim bir Brezilya milli takımı da dünya kupasını alalım diyeceksin.” (Ne? şampiyonaya bile katılamıyor muyuz???)

    Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhin de bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda karşı koyuşları yok eden olacaksın. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.
    1908 (Atatürk’ün S.D.V, s. 112)

    (Üstadım selamlar. Bu güzel yorum için sağol, varol. Dediğin doğru. Hakemi bizim futbolcular kafasında çok büyüttü. Sinip geriye yaslandılar iyice. Akıl devre dışında kaldı. Ama Galatasaray doğru yoldadır. Bu puan kaybıyla, Beşiktaş’ınki arasında kısmen, Fenerbahçe’ninkisiyle ise radikal bir fark vardır. Bunu bilmeyen veya görmek istemeyenler fena halde yanılacaklar önümüzdeki süreçte. Saygılarımla. Melih)

  12. ahcell Demiş ki:

    Merhaba arkadaşlar,

    Daha önce de Sayın Ümit AKTAN’ın benzer bir yazısını okunması için tavsiye etmiştim. Bugünkü yazısı da benim bakış açıma göre kısaca durumu özetliyor.

    Ancak eklemek istediğim bir şey var;
    Keşke Elano konusunda bu kadar Arda&Elano tartışmasına girmese yazarlar. Keşke ikisi birlikte oynamaktan zevk alsa ve Arda bu kadar topla aşırı oynayıp kendini yormasa, takımın hızını kesmese…(Geçmişte örneklerini görmüştük,gerek Skibbe zamanında gerekse sezon başında Baroş ile oynarken Arda topla az oynadığında daha güzel işler yapıp daha büyük bir kahraman oluyor.)

    Sayın Ümit AKTAN’ın yazısı ve linki aşağıda;
    http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=426793

    Tanımlanamayan düdüklü cisim

    Bir kez daha geri tepilen liderlik konusunda ilk defa hatayı G.Saray’a bulmuyorum. Maçın son 15 dakikasında, ligin 15 haftasında 10 Turkcell Süper Lig maçı alan Hüseyin Göçek‘in, bir UFO gibi maça müdahale ettiğini düşünüyorum. Çünkü bu kez G.Saray, birçok şeyi doğru yaptı ama bir şeyi eksik yaptı. Bir gün önce camiayı tehdit eden bir demecin ardından oyunda böyle bir bölüm oynayacağını bilmeli ve bu maçı böyle etkileyen bir hakemin de haftaya hemen maç alacağını göz ardı etmemeli.
    Liderlik masada kaybedilmiştir…
    Bir kere şunu vurgulamalıyız ki, G.Saray liderliği teptiği Eskişehirspor ve Manisaspor maçlarının çok üstünde bir futbol oynadı. Mücadele gücü, yardımlaşması ve hücumdaki atraksiyonları çok doğruydu. Ama bu sefer de karşılarında belki de yerli hocaların en iyisini, alan markajını çok başarıyla uygulayan ve takımını bu maça çok iyi hazırlamış bir Türk buldular. Eksik-gedik demeden iyi savunma yapmış, elinden geldiği kadar da G.Saray’ı yakalamaya çalışmış.
    Liderliği 3. defa kucağında bulan G.Saray’ın bir gole ihtiyacı vardı, diğerlerini bulmak için. Ama bunlar da, son vuruş beceriksizliği ve yan toplardaki Hasagiç becerikliliği yüzünden ilk 45 dakikada sıkıntı oldu. Ayrıca Elano‘nun bu pozisyonunu sevdiğini ve bu konuda daha etkili göründüğünü, yani yavaş yavaş ortaya çıktığını söylemeliyim.
    İkinci yarıda ilk ve tek hatasını yapan Hasagiç, Kewell‘dan golü yedi ve ligin zirvesi kısa bir süre için değişti. Daha sonra iyi mücadele edip yürekten oynamasına rağmen, final vuruşlarında direkleri aşamayan G.Saray, yine son çeyrek bunalımına girdi. Ama bu kez iyi direniyordu. Bu direnç çok iyi mücadele eden ve alkışlanacak futbol oynayan Belediye’ye tam yetecekti ki; hakem çıktı sahaya. Son 15 dakikada verdiği bir tek kararın ve gösterdiği bir tek kartın bile doğru olduğuna inanmıyorum. Hüseyin Göçek, bütün yorumlarında cumartesi verilen bir demeç ve lige yaptığı pansumanla çok ağır bir töhmet altında kalmıştır.
    Bu bir ders olmalı…
    G.Saray iyi oynayarak, çok pas yaparak, çok gol atarak, veya her hangi bir 4-3-3 versiyonu oynayarak şampiyon olamayacağını görmüştür sanırım.

    (Selamlar. Sanırım ilk kez buralarda ne kadar önemli bir insan ve yazar olduğu söylenmişti Ümit Aktan Abimiz’in. Paylaşım için teşekkürler. Melih)

  13. Shahin Demiş ki:

    İlk yarı pasif ve temposuz oyunun nedenini anlayamadım. Manisa ve Bursa maçlarında olduğu gibi bizi çok zorlayacak presi de yoktu rakibin. Oysa maça çok iştahlı başlayacağını düşünmüştüm Galatasaray’ın. 45 ve 75’ci dakikalar arasında yaptığımız tempoyu ilk yarı yapsak, maçı erken koparıp bu sıradan takımı ve teknik direktörünü layık oldukları skorla geri gönderirdik. Ne yazık ki geçen yılın senaryosu tekrarlanıyor ve Fenerbahçe’nin can simidi olmaya devam ediyoruz.

    Sanırım hepimizin ortak kanaati Baros olsa bu maçı en az 3-0’la bitireceğimizdir. Baros’suz her maçtan sonra milyonlarca insanın bedduasına muhatap oluyor eski Galatasaray’lı malum şahıs.

    Oyuncuları takım oyunundan ayırarak eleştirmek en hoşlanmadığım şey, lakin forvet eksiğimiz o kadar göze batıyor ki ister istemez oklarımızı Nonda’ya çeviriyoruz. Kesinlikle bu sistemde ilk 11’de oynayacak oyuncu değil. Zaten Nonda’nın yedek başladığı karşılaşmalardaki istatistikleri ile ilk 11’de başladığı maçların istatistiklerini karşılaştırınca manzara net biçimde ortaya çıkıyor. Çoğu Galatasaray’lı takımın birinci ihtiyacının oyun kurma becerisi olan stoper olduğunu düşünüyor, ama bence yönetimin ocakta yapacağı ilk transfer kesinlikle hızlı bir forvet olmalı. Hatta bu forvetin golcü özelliği üst düzey olmayabilir, ama hızlı olması mutlak şart. Gerekirse yönetim devre arası transferine ayıracağı bütcenin tamamını forvet pozisyonu için harcamalı. Savunmamızın o kadar da acil transfere ihtiyacı olmadığını, Servet, Gökhan, Mehmet Topal ve Emre Güngör’le (sakatlıktan kurtulursa) sezonu tamamlayabileceğimizi düşünüyorum.

    Puan kaybında yönetimin de payı olduğu kanaatindeyim. Aziz Yıldırım’ın Eskişehir’deki çıkışından sonra benim aklıma gelen ilk fikir ‘yarın hakem bizi yakabilir’ düşüncesi oldu. Bu benim aklıma geliyorsa Adnan Polat ve arkadaşlarının aklına gelmemesi mümkün değil. Başkan maç sabahı gazetecileri toplayıp Federasyon ve hakemleri uyarıcı kısa bir açıklama yapmalıydı bence. Hüseyin Göçek bize golü yedirmek için utanmadan, sıkılmadan aleni biçimde her şeyi yaptı. Bu yüzden maçların ilk yarıları ve ikinci golleri bulmak çok önemli Galatasaray için. Önümüzdeki 2 maçı da kazanmak çok hayati bir amaç halina geldi. Bu maçlardan alınacak 4 puan bile şampiyonluk yarışında işimizi çok zorlaştırır.

    (Selamlar Şahin. İlk yarıda biraz haklısın. Galatasaray tempoyu yükseltmedi, yükseltemedi. Bunun temel nedeni bence Sabri Sarıoğlu’nun eksikliğiydi. Daha doğrusu hızlı bir futbolcu eksikliği. Temponun yükselmedi dönemlerde Keita ve Sabri gibi hızlı futbolcular sayesinde rakibe sayısal üstünlük sağlanır. İlk yarı tempo yüksek olmasa da yapamadığımız şey buydu. İkinci yarı tıpkı kedinin koşarken bütün vücudundaki kasları kullanması gibi tüm takım olarak ittik geriye İBB’yi, bu da yordu. Son 10 dakikadaki geriye yaslanmanın temel nedeni bu. Bir de akıl yoksunluğu tabi. Biz bunları yapmamış olsaydık Hüseyin Göçek bile etkide bulanamayacaktı maça. Sevgilerimle. Melih)

  14. bulent7186 Demiş ki:

    Selamlar,
    Sakatlar ordusuna dönmüş Belediye karşısında, normal şartlarda bu maç bizim averaj maçımız olmalıydı desem kimse itiraz etmez herhalde. Hem de böyle bir haftada. Ben takımın 75 dakika öyle çok iyi top oynamasına şaşıranları anlamıyorum açıkçası. Çünkü karşınızda gençlerden oluşan vasat bir takım var. Futbolcularını yolda görseniz kaç kişi tanır acaba. Bu rakibe karşı son 15 dakikayı dan dun futbolu oynayarak geçirmek kimlerin suçu peki. İleride top tutan 3 futbolcuyu alarak rakibin üzerimize gelmesini sağlayan teknik direktör mü? Yoksa kendilerine iyi bakmayan futbolcuların güçsüzlüğü mü? Adeta paf takımıyla çıkan rakibe karşı bu korkunun açıklaması nedir. Sadece 1 maç olsa anlaşılır fakat Eskişehir, Manisa ve Belediye maçlarında gol geliyorum diye bağırmadı mı son dakikalarda. Ben bu kadroya bu futbolu yakıştıramıyorum ve takımın her geçen hafta daha da kötüye gittiğini düşünüyorum. Yedek kadroyla çıkan Belediye maçındaki 2. yarı oynanan 30 dakikalık futbol kimseyi kandırmasın.

    Bir tespitim daha var bu arada. Sezon başından itibaren Avrupa’da veya ligde kazandığımız maçlardan sonra hocanın yaptığı rotasyonları hepimiz hatırlıyoruz. Pana maçından sonra rotasyon yapmadı teknik ekip. Sebebini ise kazanan takımı bozmak istememesi diye açıkladılar. Peki daha önce neden yapıyordunuz o zaman. Bu bir tezat değil midir? Bence artık Frank hoca tartışılmalı. Çünkü elindeki kadro bundan çok daha iyisini yapabilecek kapasitede. Seyircisi ve yıldızı olmayan belediye 23 puanda, Ankaraspor maçını oynamadı henüz!! O zaman fark nerede.

    Son sözümde Mustafa Sarp’a: Galatasaray futbolcusu gol yedi diye formasını yırtmaz. Yakışmadı..

    (Selamlar. Frank Hoca tartışılmalı elbette. Ama nesi? Oynattığı futbol mu? Yoksa başka bir şey mi? Ben bir sistem oturtmak anlamında ortada yanlış bir şey görmüyorum. Eğer 89′uncu dakikada Arda Turan’ı çıkarıp gerekli kaydırmalar yapmadan Emre Aşık’ı oyuna sokup maçı kazansaydı, ben eleştirirdim Rijkaard’ı sistemi bozup futbolcuların kafasını karıştırdığı için. Sevgilerimle. Melih)

  15. Ferhat says:

    Bu arada bu ligin dışına çıkıp Avrupa’da bir şeyler yapmak istiyorsak ligin kalitesinin de birden bire artması gerekiyor. Tabi kime ne demeli bilemiyorum. Böyle bir istek hep var ama ne MHK ne TFF hiç bir ileri adım atmıyor.

    Ligin kalitesinin artmasından kastım bazı şeylerin artık değişmesi. Mesela (bu konuda %100 emin değilim ama) Türkiye Ligi gibi oyunun sürekli durduğu hakemlerin despotça dilediği gibi kart çıkardığı başka bir lig yoktur Avrupa’da.

    Maçtan evvel Everton-Tottenham maçını izledim. Tottenham 2-0 ileride tempo hiç durmuyor hiç faul çalınmıyor çalınan faulu da hemen kullanıyorlar. Maçı Everton 2-2′ye getirdi. Hem de sürekli pozitif oynayarak. Top o kadar hızlı sahada tur attı ki insan imrenir hele o Everton’un kaçırdığı goller hele o 2-2 iken Tottenham’ın kaçırdığı penaltı.

    Sözün özü maç sonu Mustafa Sarp çok haklı söylüyor. “Ben bile utanıyorum Premier Lig maçı izlerken.”

    Türkiye’de hakemler avantaja bırakmayı bile akıl edemiyorlar. Maçı sürekli durdurmak için çift vuruş endirek serbest vuruş bir sürü oyunu öldüren detay.

    Hakemlerimiz istisnasız Avrupa’nın en kötüleri. Ben Premier Lig’den hakem çağırıp bu ligin maçın sürekli durduğu bir lig görüntüsünden çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.

    Başka bir ayrıntı da biz Manisaspor, Büyükşehir Belediye ve Eskişehirspor’a pozisyon dahi vermeden kaybettiğimiz puanlar sebebiyle Fenerbahçe ve Beşiktaş’a o kadar moral verdik ki önceki gün ağlamaklı Fenerbahçe maçını anlatırken dün gözlerinin içi gülüyordu.

    Hz. Rıdvan suçluyu da buldu: Rijkaard.

    Zaten bu Rıdvan değilm mi Baros’u beğenmeyen, “Ben Nonda gibi santraforum varsa onu oynatırım Baros’u oynatmam diyen.”

    Skor yorumcularının bayramıdır bu kutlu olsun.

    Fenerbahçeli olsam dua ederdim böyle bir rakibim olduğu için. Şuna bak iki gün evvel rezil bir halde oynayıp bu gün rakibim belki iyi oynadığı halde benden daha çok eleştiriliyorsa daha ne isterim ben. Zaten beni kıramadığından iki sefer liderlik fırsatını zayıf takımları yenemeyip tepmiş.

    Galatasaray büyük takım vesselam. Değeri bilinmeli.

    (Ferhat selam. İşin en üzücü yanı Galatasaray’ın GSTV’de hovardaca eleştirilmesi. Dün Analiz programını seyrettim kanalda. Biraz utandım doğrusu. Bu takımın gol pozisyonuna bile giremediği söylendiğini duydu kulaklarım. Bugün de Futbol Akşamı’nı bekliyorum. Orada da eminim güzel şeyler söylenecek takım için. Sevgilerimle. Melih)

  16. ahmet ilker Demiş ki:

    Selam…
    İBB maçını seyrettim ve değişik duygular içerisindeyim şu an.
    İspanya-Türkiye maçını Ali Sami Yen stadyumunda izlemiştim. Ve İspanyol oyuncuların nasıl şiir gibi oynadıklarına şahit olmuştum. Defanstan Barcelona’nın kilit isimlerinin attığı uzun ve isabetli ortalar hiç de alışkın olduğum türden değildi. Top ayaktan çıktığı an dengesiz gideceğini zannettiğim anda paslar adrese teslim gidiyordu.

    Çok düşünmüştüm bizim takım Tugay’dan Hagi’den beridir böyle pasları neden atamıyor diye? Ta ki dün akşama kadar…

    Dün akşam, Elano Blumer’in ayağından çıkan her top kalitesini gösterdi. Kewell’a verdiği topuk pası güzeldi fakat o diagonal paslar, “şimdi taca çıkacak” “yetişemez o adama öyle uzun top atma” cümlelerim ile Elano’nun ayağından çıktı ama takım arkadaşları bu topları stoplamak için efor bile sarfetmeden teslim aldılar. Bence Elano yakında bu takımın rengine çok şeyler katacaktır.

    Berabere kaldık, hem de son saniye golüyle. Hırs yumağı Barış’ın, Sarp’ın “kestiği topları akıllı bir şekilde atağa çıkaran stoper” olan Mehmet Topal’ın , “sert şutları ile direkleri döven” Arda’nın, hiç bir topu kaptırmayıp tehlike yaratan ortalar yapan” Kewell’ın “sağ kanatta hem defansif hem de ofansif olarak standartın üzerine çıkıp Uçan” Uğur’un “geriye yardım eden” Nonda’nın “omuz omuza mücadelelerde hiçbir top kaybetmeyen” Servet’in tüm çabasına rağmen. O kadar pas atılmasına, formaları parçalayacak kadar azimle mücadele edilmesine rağmen.

    Kötü oynasa da galip gelmek bir takım için çok önemlidir. Bazen 1-0′lık sonuçla idare edebilmek de uzun soluklu lig mücadelesinde vazgeçilemeyecek bir özellik olmalı. Dün takımım önemli eksikleri olan orta sınıf bir takımı yenemedi. Hem de formda olmasına rağmen. Galibiyeti, liderliği çok istemesine rağmen.

    Umarım bu durum bir süreçtir. Şu an ben liderliği kaçırdığımıza üzülmüyorum. Çünkü bu takım yalnız başına lider olup kendini devam ettireceğine, her zaman geride ve potanın içinde olup sürekli kendini geliştirme ihtiyacı içinde olmalı. Nitekim bu yıl geçiş yılı. Ve farkında bile değiliz belki ama takımın zekası bu zaman içerisinde kayda değer şekilde gelişti. Maçı seyrederken gördüğüm istatistikte Galatasaray’ın 200 pas atmasına karşın rakibinin 60′larda kalması birşeylerin artık gerçekten iyiye gittiğini gösteriyor. Hatta takım pres yediği zaman, acilen gole ihtiyacı olduğu zaman bile oyun sisteminden vazgeçmiyor. Her şeye itiraz eden Sabri, arkadaşlarını sakinleştiriyor. Ya da başka bir takımın kulüp başkanı formu çok düşük olan takımına müdahale edeceğine hakeme saldırırken, FR hakem hata yapmadı diyerek puan kaybının sebebinin kendi birliğinde olduğuna işaret ediyor. Bu olgunluk ve realite bizi önümüzdeki günlerde aylarda ve yıllarda mazeretsiz ve tartışmasız başarılara götürecektir.

    (Ahmet selamlar. Güzel yorumun için teşekkürler. Galatasaray ciddi bir dönüşüm süreci yaşıyor. Bu süreçte birçok değişecek. Maçın sonunda Rijkaard’ın hakemin yanına gidip futbolcularını soyunma odasına göndermesi bile önemli bir adım. Bunları yavaş yavaş öğreneceğiz.

    Evet Galatasaray bir anlamda PAF görünümlü İBB’yi yenemedi, ama eğer yeteri kadar gol pozisyonu üretememiş olsaydı anlardım. Ama Galatasaray bu maçta kazanmak için çok şey yaptı. Sadece gol atamadı birden fazla.

    Bu haftaki Yalnız Futbol’da Elano dosyamız olacak. Onun PAO ve İBB maçlarında takıma yaptığı katkıyı dile getireceğiz. İnadına. Sevgilerimle. Melih)

  17. u-topie Demiş ki:

    Yazınız doğru bir temele oturuyor.
    GS ne yapmak istiyor sorusunun yanıtı üzerinden eleştiri getirilmeli oynanan oyuna.
    Ancak buradan bakınca ikinci yarı yaklaşık OTUZ ZİNCİRLEME PAS sonrası gelişen ve Nonda’nın zayıf vuruşuyla kalecide kalan atak anlamlı olabilir.
    Oyuna hükmediyorsanız günlük tabelayı önemsemekten yanayım.
    Rastgele denk gelip kazanılmış ama tekrarlanma olasılığı tesadüflere bağlı bir oyun yerine içinde taze filizler barındıran, bir gelecek hissi uyandırabilen bir oyunu tercih ederim.
    Bu nedenle İBB maçı için kaygılı değilim.

    Tekrarlanan bir zaafımızın skoru tutacak kontrol futbolunu henüz yeterince oturtamadığımız gerçeğini görmezden gelmeme engel değil bu bakışım.

    Üçüncü bölgeye daha hızlı gelebilmeli takım. Sürekli sete karşı hucum etmeyi aşıp hücum çeşitliliğini geliştirmeli.
    M.BAROŞ’la veya benzeri bir forvetle bunu yapabilmek çok daha kolay olurdu.
    Sezon başı duran top etkinliği bir parantez olarak hafızalarımızda kalmamalı. Yürüyen bir pratik olabilmeli yeniden.

    Gol/Gol girişimi oranımızda sezon başındaki potansiyelin altındayız.
    İBB maçında Elano ve Kewell pozisyon alma becerileriyle birden fazla gol pozisyonuna girmelerine karşın son vuruşları iyi değildi.
    Takıma uyum sağlamış ,özgüvenini kazanmış bir Elano’dan asist dışında ciddi gol katkısı gelebileceği sinyallerini verdi dünkü oyunu.
    Dünkü Uğur performansı sonrası Uğur/Sabri rotasyonu ile tartışmasız ligin en kusursuz sağ savunmasına sahip olduğumuzu söyleyebiliriz..
    Ve bir kez daha hakemlerimiz.
    Onu görmedi, bunu vermedi değil sorun.
    Temel yaklaşımları arızalı. Topun oynanması ve oyunun kesintisiz akışının temel varoluş nedenleri olduğunun bilincinde değiller.
    Muhtemelen MHK da değil.
    Kendilerinden sözettirmenin, öne çıkmanın yolunun sahada güç yarıştırmak, ego ispat etmekten değil tam tersine kendilerini SAHADA GÖRÜNMEZ KILMAKTAN, sanki sahada yokmuşlar gibi hissettirmekten geçtiğini anlamalılar.

    Bu futbolumuzun önünü açar. Anti futbolun ömrünü kısaltır bu topraklarda.
    İki nokta çarpıcı. Altını çizmek istiyorum.
    Hakemlerimizin ilk 80 dakika gösterdikleri ve son on dakikada gösterdikleri kartlar maçın genelinde gösterilen kart sayıları arasında görünmezleşiyor. Oysa ciddi bir fark var. Böyle bir istatistikten eminim şaşırtıcı sonuçlar çıkar. Anti futbola 80 dakika müdahale etmeyen, zimni destek veren hakemlerimiz son on dakikada farklı bir standartla açığı kapatıp maç toplamında şu kadar kart gösterdim
    ortalamasını tutturuyorlar.
    Oysa sertliği veya zaman geçirme girişimlerini maçın başında engelleyip maçın geri kalanının hızlı akmasını sağlamak göreviniz. Bunu sekseninci dakikadan sonra yapınca maçın geri kalanı adına hiç bir şey yapmış olmuyorsunuz.
    Sadece istatistik oluşturyor, zevahiri kurtarıyorsunuz.
    İkinci nokta daha gölgede kalan bir nokta.
    İki grup hakem var.
    Birinci grup tribün baskısından daha az etkilenenler hatta bunu kanıtlamak için zaman zaman gereksiz gösterilere girişenler.
    İkinci grup iç saha takımına karşı daha toleranslı ve yumuşak yaklaşanlar.
    Bunların kim olduğu aşağı yukarı hepimizce biliniyor.
    Bu kombinasyondan bir takımın iç saha maçlarına sürekli ikinci grup, dış saha maçlarına birinci grup hakem tayin ettiğinizde MHK olarak temel bir tercih yapmış oluyorsunuz. İç saha maçlarında rakibi sindirmesine, dış saha maçlarında ise deplasmanda daha korunmalı olmasına destek sunmuş olmuyor musunuz?
    Sezon başından bu yana örneğin GS ve FB maçlarına hangi hakemlerin tayin edildiğine bu açıdan bakıldığında tablo tesadüflerle açıklanabilenin ötesinde.
    Ve her takıma hata yapılıyor genellemesiyle kamufle edilemeyecek kadar açık.
    Bu anlamda İDDİAMI YENİLİYORUM.
    Bu MHK FB’nin hiçbir kritik iç saha maçına S. Dereli veya C. Çakır’ı veremeyecektir.
    Yasak savma kabilinden kupada bir üçüncü lig takımı maçına vererek vazifelerini yapmaları beklenebilir.
    Onu saymayız.
    Futbolun sahada güzelleşeceği günler umuyoruz.

    (Selam. Bu iki grup hakem saptaması çok çok önemli. Bunu kesinlikle inceleyeceğim.
    İlk yarı bitiminde topun oyunda kalmasıyla ilgili TSL’yle Avrupa maçlarını karşılaştıran bir yazı da yazmayı planlıyorum. Çünkü belirgin bir fark var arada.

    MHK açısından şöyle bir durum oluşuyor yavaş yavaş. Bazı hakemler bazı takımların maçlarına verilemeyecekler. Galatasaray adına bu hakem sayısı şimdiden iki yaptı, Bünyamin Gezer’e Hüseyin Göçek’in eklenmesiyle. Gidiş kötü yani. Saygı ve sevgilerimle. Melih)

  18. Emrah Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Kusuruma bakma parça parça aklıma geliyor, parça parça yazıyorum.

    Defans bloğunun kendi arasında paslaştıktan sonra, topu bir sonraki bölgeye taşımak için, uzun pastan başka bir seçeneğinin olmadığını sen de gözlemledin mi?

    Uğur, Mehmet, Servet, Hakan kendi aralarında paslaşarak topu orta sahaya yaklaştırıyor. Ya sonra? Gelip top alan var mı? Top rakipteyken çok övdüğümüz Barış ve Sarp ne yapar? Neden gelip defanstan top almaz? Tam da onların görevi değil midir bu? Veya Elano? Arda çoğu zaman bu görevi üstlenirdi, dün o da gelmedi top almaya…

    Defans ileri şişiriyor diye kızıyoruz ancak dün tüm çıplaklığıyla gördüm ki yapacakları başka hamle yok! Ne ön liberolar, ne ofansif orta sahalar geriye koşup, boşa kaçıp pas istemiyor. Hal böyle olunca Servet’te dikiyor ileri…..

    Ne düşünüyorsun?

    (Emrah, güzel arkadaşım. Şimdi sana bir istatistik vereceğim. Pas isabet istatistiği. (İsabetli pas sayısı / isabetsiz pas sayısı)
    Hakan Balta (54/18)
    Servet Çetin (57/13)
    Mehmet Topal (78/18)
    Uğur Uçar (45/11)

    Yani toplamda 60 isabetsiz pas yapmış geri dörtlü.

    Ben maçı iki defa izledim. Biri canlı, biri de TV’den. Son 10 dakika hariç esasında takım temelde hep geriden oyun kurdu, bunu da en çok Mehmet Topal üzerinden yaptı. Evet Mehmet Topal zaman zaman uzun top kullandı ama bunlar çaresizlikten değildi, bir seçimdi. Yanlış algılama lütfen, dediğin durum zaman zaman oluştu ama genel olarak yoktu. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  19. gencKamil Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,
    Maci seyrettikten sonra aklimdan gecenleri yazmissin yine. Evet, ilk 75 dakika boyunca pas futbolunu oynayan, böylece oyuna hükmeden, pozisyonlar üreten bir takim gördük. Özellikle “pozisyon bulan” yazmadim, cünkü rakibin hatasindan da pozisyonlar bulabilirsiniz ama o pozisyonlar her zaman sizin hazirladiginiz pozisyonlar degildir. Rakibi hataya zorladiginiz pozisyonlari ayri tutuyorum elbette. Ikinci gol gelseydi mac da kopacakti zaten.

    Ancak takimin 90 dakikayi cikaramadigi, bir önceki yazinda da belirttigin gibi, yine ortaya cikti. Umarim devre arasinda yapilacak güc ve kondisyon idmanlariyla bu acigi kapatir teknik ekibimiz.

    Son 15 dakika bizim düsen fizik gücümüz sebebiyle I.B.B.’nin baskisiyla gecti ve sonucta golü de buldular. Ben ilk 75 dakika sebebiyle ümitliyim ve iste o yüzden de yani macin 5/6′lik bölümünü domine ettigimiz icin de üzülmeden edemiyorum. Hep, “Iste futbolu güzel kilan sey bu!” diyoruz da biraz futbol adaleti de kötü olmasa gerek. Yani Fenerbahce’nin ilk 8 haftadaki galibiyetlerinin bir kismini 90 dakika boyunca kötü oynayip, futbol adaleti degil, futbol sansiyla son dakikada atilmis bir golle elde ettigini düsününce bizim Manisaspor macinda 83. dakikada (her ne kadar o macta iyi oynamamis olsak da), dün I.B.B. macinda 94. dakikada gol yiyerek toplam 4 puan birakmis olmamiz üzüyor.

    Tabii en dogrusu Galatasaray’in isini futbol adaletine, futbol sansina birakmadan kendi isini kendisinin görmesi.
    Sevgilerimle…
    Kamil

    (Selamlar Kamil. Önce teşekkür ederim yorumun için. Kanımca İBB ve Eskişehirspor maçları birer istisna. Çünkü her iki maçta da iyi oynalıp pozisyon yaratan Galatasaray’dı. İBB maçında kötü olan beraberlik golünün son saniyede gelmesiydi. Eğer 85′inci dakikada bile yemiş olsaydı golü Galatasaray, o maçı ne yapıp edip kazanacak durumdaydı. İngilizlerin “güzel futbol” dediği şeyi şu an yapan tek takım Galatasaray Türkiye’de. Ama ne yapıp edip karşısındakinin oyununu bozan takımları aşacak futbolu da oynayacak Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)

  20. erdalus Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,
    Dediğin gibi 24 saatlik bir travma. Bu 1-0′lık skoru tutmak adeta ORTAK DERT oldu bizde ve tribünde. Maç 2-0 olmadan tribünlerimiz bile o MEŞHUR şarkıyı söyleyemiyor..
    Güzel günler için, gelecek onyıllar için, bu sancılı dönemi böyle atlatacağız demek ki. Ligdeki sıralama ilk 5 takımdan bir veya 2’sinin hızlanacağını gösteriyor. Umarım bu ateşlemeyi biz yaparız.
    Sonsuz sevgi ve saygılar.

    (Sonsuz sevgi ve selamlar benden. Sevgilerimle. Melih)

  21. Ozan Demiş ki:

    Melih abi selamlar,
    Dün gece sanırım medya “Los Galacticos yeniden lider”, “Aslan yeniden tahtında” gibi manşetler hazırlarken 94′te gelen golle gafil avlanıp takımı yerden yere vurmaya bile fırsat bulamadı, zamanları yetmedi belki de. Bugun yine saçma sapan yazılar bekliyoruz. Son dakika golünün şokunu atlattıktan sonra şunlar aklımdan geçti:
    1) Takımın son iki lig maçında oynadığı isteksiz görüntü yerini arzu, iştah ve mücadeleye bırakmış, özellikle ilk yarının sonları ve ikinci yarının son dakikaları hariç oynanan baskılı ve ne yaptığını bilen futbol ilerisi için sevindirici. Şu futbolu ikinci yarının ilk maçında oynasaydık “Takım devrede çok iyi hazırlanmış” derdik skordan bağımsız olarak.
    2) Daha da sevindirici olan Galatasaray Spor Kulübü’nün başkanının maçtan sonra fevri demeçler vermek (kolayı seçmek) yerine sükunetini koruması, ikinci başkanın “Hakem kötü bir yönetim gösterdi fakat bunların arkasına sığınmamalıyız” şeklinde bize yakışır aklı başında bir demeç vermesi.
    3) Lig TV’ye röportaj veren Uğur Uçar ve Mustafa Sarp’ın sakin ve mantıklı konuşmaları Rijkaard’ın soyunma odasında oyuncularına esip gürlemek yerine onları teselli ettiğini gösteriyor.
    4) Hakem Hüseyin Göcek ve egosu maçın önüne geçmiştir. Son 5 dakikada çaldığı düdüklerin hepsi tepki düdüğüydü. Bu karaktere sahip (inatçı, astığım astık kestiğim kestik, tepki karşısında öfkelenip gözüne perde inen, kısacası “çiğ”) bir insanın hakemlik yapması doğru değil. Hakem “geniş” olmalıdır.
    5) Abdullah Avcı’yı vizyon sahibi, kaliteli ve kültürlü bir futbol adamı olarak tanıyoruz. Maç sonu röportajı gösteriyor ki o da içinde bulunduğu ortama ayak uydurmaya başlamış. Umarım önümüzdeki hafta, röportajında “çok sevdiğim, en yakın arkadaşlarımdan” şeklinde açıklamaktan çekinmediği Tolunay Kafkas’ın lider takımı karşısında da bu çirkin futbolunu sürdürür ve bir puan alırlar.
    6) Rijkaard’in maç sonu “We played a decent game” demesi vizyonunu çok iyi anlatıyor. Şu an sevinç çığlıkları atan diğer takımlar bizim “decent” oyunumuzun kendi takımlarının en iyi oyunu olduğunu unutuyorlar.
    7) Elano’yu yavaş yavaş izliyoruz ve keyif alıyoruz.
    8) Nonda neden ıslıklanıyor anlamadım. Eldeki malzeme bu. Ayrıca Hakan Şükür misali geriye geliyor duvar alıyor ve dün bunları iyi yaptı, topu çok iyi saklayıp isabetli kullandı. Elbette Nonda bir Baros değil fakat “Nonda takımı yavaşlatıyor” diyen arkadaşlar dün süper bir futbol oynamasına rağmen ayağında fazla top tutmasıyla takımı yavaşlatan Arda’ya bir şey diyebilir mi?
    9) Tüm spor yazarlarının ortak görüşü olan “Arda, Elano ve Nonda’nun çıkması takımı geriye yasladı ve sıkıntılara sebep oldu” yorumuna malesef ben de katılıyorum.
    10) İlk yarıyı lider kapamamızın devre arasında yapacağımız transferlere olumlu bir etkisi olacaktı.
    Umutluyuz, cumaya kadar kulakları tıkamak gerek. Şampiyonluk yolunda tek rakip Beşiktaş olacak sanırım.
    Herkese iyi günler.

  22. aktuccar Demiş ki:

    Melih abi yazi icin cok tesekkurler. Iyi oynarken son 15 dakikada yasanan drama ile kaybettik. Cok uzgunum, arkadasimizin da dedigi gibi kaynayan kazana odun atamadik uc puanla. Taraftarimizin artik hakemi etkilemek icin kufur yerine daha etkili bir protesto yolu bulmali. Boyle kufurle “sozde” hakeme nefret asiladik. Lig tv her zamanki gibi bayram yapti, hakeme hic elestiri yok, ligimize bak ne guzel Kayseri ilk defa lider oldu cok kaliteli ve cekismeli bir ligimiz var!!!

  23. burakaslan Demiş ki:

    Sevgili Melih abi,

    Sene başından bu yana sadece fenerbahçe maçında kötü futbol oynadık. En azından rakibe oranla. O maçta bile, beraberlik golünü atabilirdik. Senin dediğin gibi, tırnaklarını yiyerek maç izlediler. Kaybedilen Ankaragücü maçında dahi çok iyi top oynadı takım.

    Bugün eğer halen açık ara lider değilsek bunun tek açıklaması şudur. Biz kötü oynayınca kaybettik ama iyi oynayınca da kaybettik. Rakipler kötü oynayarak 2-3 kere maç kazandılar son dakika golleri ile. Belli oldu ki bu sene futbol şansı yanımızda değil (2009). Umuyorum 2010 da futbol şansını da yanımıza alıp güzel günler göreceğiz.

    Maç için senin sözünün üzerine söz söylemek bana düşmez ama sadece Nonda’ya kızıyorum. Atmalıydı. Sivas’a o golü atan adam dün akşamkini de atmalıydı.

    Emekleme aşamasında ki bu takımımıza tam desteğimizi sürdürüyoruz.

    Son olarak, renkdaşımızı kutluyor başarılarının devamını diliyorum. Çok acı çektiler ama görünüyor ki onlar da küçük çaplı bir devrim yapmışlar.

    Saygılar

  24. Koray Özdemir Demiş ki:

    Taner Gülleri, Herve Tum, İbrahim Akın’dan yoksun İBB’yi yenemiyorsak kimse hakemi suçlamasın. Düşünmemiz gereken şey rakibin son dakikalarda Galatasaray’dan daha çok ayakta kalması. Üstelik ilk yarıda ekrana yansıyan bir istatistikte, isabetli pas sayısı GS: 200 İBB: 71 iken.

    Dün ciddi bir son vuruş zaafiyeti vardı. Elano konusunda iyimser olmanın haklılığını görmek çok hoş. Kalitesini ilk maçlarda da belli ediyordu, ancak insanlar ne görmek istiyor anlamıyorum. Gittikçe oyunun içine giriyor. Gittikçe kendine geliyor, bir de gol atabilseydi her şey onun için de daha güzel olurdu. Ancak bizim esas eksikliğimiz rakip savunmayı zorlayak, hızlı, güçlü, çevik, gerçek bir striker’ımızın olmaması. Nonda’nın 11 oyuncusu olmadığı çok açık. Baros sakatlanmadan önce de bu belliydi. Onunla bir iki maç idare edilebilir, ancak iki ay boyunca ona emanet oynamak büyük bir risk. Galatasaray’ın kaybettiği nokta da burası zaten. İkinci yarıda buraya bir transfer olacak sanırım. Sercan Yıldırım harika bir seçenek.

    Benim ilk yarıda Galatasaray’dan beklentim fubtolunu az çok oturtmasıydı. Görüyoruz ki oturuyor bu futbol. O yüzden üzülmeye gerek yok. Artık üçüncü bölgede de paslaşabiliyoruz (bunda unutulmaması gereken bir Skibbe katkısı da var elbette). Galatasaray ikinci yarıya tren gibi girecektir. Bundan en ufak bir kuşkum dahi yok. Avrupa’da da marta kalma ihtimalimiz de yüksek. En azından bir yarıfinal oynayabilirsek önümüzdeki yıl CL için büyük bir avantaj olur bizim adımıza.

    Adımlarımız gittikçe daha emin atılacaktır, gittikçe yere daha sağlam basacağız, gittikçe daha hızlı… Ben dünkü maç için hiç üzülmedim. Kaybedilen şey 2 puandan fazla değil, kazanılansa 3 puandan çok daha fazlası.

  25. kerem c. says:

    merhaba melih abi,
    elinize sağlık gene bu güzel analiz için..açıkçası ben galatasarayın bu hakem takıntısından çok rahatsızım. maç sonu rijkaard güzel şeyler söyledi, hakemle uğraşmamak lazım gibi, ama bunun uygulamasınu göremiyoruz. tamam hakemler kötü, ama oyuncular son 15 dakkayı 2. golü aramak için harcamalı hakemle falan uğraşmak yerine. hakemi de saha içinde bir rakip, bir engel gibi görmeli. hakem sana gol atıyorsa sen bir tane daha at..arnavut bir arkadaşım vardı, 15 yaşında balkan matematik şampiyonasına girmiş, 2. olmuş, korkudan eli titreye titreye babasını aramış. baba 2. oldum demek için..babası telefonda çok sinirlenmiş niye 1. olamadın diye. arkadaş 1 puanla kaçırdım baba diyince babası “önemli olan o 1 puanı almak zaten” demiş. mustafa sarp da, sinir krizi ile forma yırtmak yerine, sakin sakin o 1 puanı nasıl alamadım sorusu ile uğraşmalı bence.
    halbuki maç boyu çok güzel şeyler gördük. elano orta iç oynar mı diye soru işaretlerimiz vardı, benim kafamda artık soru falan kalmadı. elano eminim 2. yarı tam anlamıyla sallayacak bu ligi. kewell a 70 dakkalık oyuncu diyorlardı, eski formunu bulmuş durumda. hakan balta gene biraz kendine gelmiş gibiydi. her maçtan ders çıkarılır ama bu maçtan ayrı bir ders çıkarmalı herkes, hakemle saha içinde konuşmamak, yoğunluğu futbolun kendisine vermek gibi..
    selamlar..

  26. idris Demiş ki:

    Selamlar…
    Bazı acılar çekmek gerekiyor sanıyorum. Son dakika gollerinin acılarını bu sene epey çektik. İnşallah bundan sonra bu türlü acılar çekmeyeceğiz. Artık birinci golü aradığımız kadar ikinci golü de aramak durumundayız.

    Saygılar…

  27. gunslinger Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi;

    Uzun zamandır yazmadım ama dünkü maçtan sonra yazacak 1-2 cümlem var benimde..

    Ben dünkü puan kaybını ilk başta hakeme bağlamıştım. rezalet bir yönetim ortaya koydu.-özellikle son 5-10 dk.-

    Ama benim bir spor yazarında görmek istediğim şeyi sen yazmışsın.: Galatasaray’ın bu maçtaki kazanımları..

    Galatasaray takımı -bence tabi- ligteki en iyi futbolunu oynadı dün belediyeye karşı.. Kim ne derse desin. Ben cok zevk aldım izlerken o güzel paslaşmaları. Hele bi 30-35 pas sonunda nonda’nın atamadıgı bir pozisyon vardı ki o gol olsaydı bence o konusuluyor olurdu bugun. Ancak birkaç maçtır dikkat ettiğim bir husus var. Oyuncu değişiklikleri..

    Bence dünkü maçın son 10 dk.sını ve Panatinaikos maçının son bölümünü geride kabul etmemizin nedeni bu. Ve belki kızacaksınız ama tek sorumlusu Ayhan Akman denen, takımımızın 2. kaptanı denen şahsiyet. Ya Melih abi, bi insan hiç ileriye pas atmaz mı? Niye hep geriye atılıyor paslar? Panatinaikos macında ileriye atılan bir top var 3e3 gidiyoruz Ayhan efendi geri pas veriyor. Arkadasım götürsene takımı hücuma.! Elano çıkana kadar takım takırtakır oyununu oynuyordu. Elano çıktı Ayhan girdi takımın ortasahası çöktü.

    Elano konusundada.. Ben bu Türk basınından tiksiniyorum artık. Elano hem Panatinaikos hem de İBB maçlarında bence harika oynadı.Gerek milimetrik pasları, gerek pres yapması bence takıma uyum sağladıgını alıstıgını gosteriyor. Bir şey daha var ki -umarım ben yanlış dusunuyorumdur- Takımda liderlik savaşı var gibi alttan alttan. Arda’ya atılan toplar Elano’ya atılmıyor. Pas atılmıyor Elano’ya çok zorda kalınmadıkça. Artık Elano kollarını açıp sağa-sola sallarsa pas atılıyor.

    Sonuç olarak takım bence iyi yolda. Söylemeden edemeyecem ama Bünyamin Gezer’le, Hüseyin Göçek’le iş yürümez.. Mustafa Sarp’ın dün yanlış hatırlamıyorsam NTVSPOR’daydı bir açıklaması oldu maç sonunda ”Ben Premier League’i seyrederken futbolculuğumdan utanıyorum, acaba hakemler o maçları izlerken hakemliklerinden utanıyorlar mı?” şeklinde.. Asıl sorulması gereken bu bence. Seminerlerde bu maçlar izletilmeli. Hakemler eğitilmeli ve bir önceki aksam konusan bazı insanların etkisinde kalmamalı hakemlerimiz..

    Sanırım çizgiyi aşıyorum biraz susayım en iyisi :D

    İyi çalışmalar Melih Abi..

  28. Big Koala Demiş ki:

    merhaba,

    Yazıda anlattığınız gibi çok güzel bir 30 dakika izledik dün. Bu 30 dakika bile ligdeki 10 takımı rahat geçmemize yeter de artar yada yetmeliydi. Uğur Uçar’ın dediği gibi küçük ayrıntılar direncimizi düşürüyor, arka arkaya yanlış verilmiş 4-5 karar önemsiz gibi de gözükse rakibe güven bize ise telaş getiriyor. Bu 30 dakikaların neden yetmediğini tek başına açıklamayabilir. Buna bir de Galatasaray’a karşı oynayan her takımın çözümü sertlikte aramasını da ekleyebiliriz o zaman daha netleşir her şey.

    İBB’nin fenerbahçe maçını hatırlayın, yanından geçen futbolcuya eşlik etmekten başka bir şey yapmamıştı hiçbir futbolcusu. Mağlupken bile pres yapmayıp kendi sahasında beklemişlerdi. Yada Ankaragücü’nü düşünün hangi maçta bizim maçtaki kadar orta sahada direnç gösterdiler. Eskişehir ve Bursa maçlarını bir kenara bırakırsak( çünkü onlar her takıma direnç göstermeye çalışıyorlar tabiki rakibin durumuna göre) puan kaybettiğimiz takımlar sadece Galatasaray’a karşı direnç göstermişler. Özellikle Manisa ve İBB beni şaşırtan maçlardı. Oyun karakterinde rakibi bozmaktan çok kendi oyununu oynamak olan bu iki takım kendi çizgisi dışına çıkıp sertlikle karışık, futbol bozucu, Galatasaray’a karşı son 2 yıldır iyice baş gösteren hakem inisiyatifine sığınarak oyun – yok oyun kelimesi yakışmadı bu çirkinliğe- top oynadılar (mahalle şartlarında oynan şeye daha çok benziyor çünkü).

    Manisa’nın kendi evinde yenilmesi gibi muhtemelen gelecek hafta İBB’de puan kaybeder hem de hiçbir varlık göster(e)meden.

    Maçın belli bölümleri benim de hoşuma gitse de, özelikle Elano’nun forvetin arasına girmeleri ve Arda’nın takımı ileri çekme çabaları umut verici olsa da, ben artık kazanan ve bunu alışkanlık haline getirmiş bir takım görmek istiyorum. Hakemler ne kadar kötü olursa olsun bu maç alınabilirdi.

    Bu yorumu yapsam da hakemlerin bu gidişine bir dur demek gerektiğini düşünüyorum. TFF’ye yaptırım uygulayamayacağımızı biliyorum ancak yayıncı kuruluşun da bu düzenin bir parçası olduğunu hepimiz biliyoruz ve belki onlara yapacağımız baskı bir sonuç verebilir. Lig iki takımın üzerine kalmasın diye herkesi eşitlemeye çalışıyorlar, bunun için alttaki takımları yukarı çekmektense yukarıdakileri aşağı indirmek daha kolay geliyor haliyle. Yayıncı kuruluş ve TFF ile ilgili diğer önemli bir konu ise maç saatleri. Kış mevsimi pazar günü saat 8′de maç yayınlamak hangi aklı selimin fikridir merak ediyorum. Farkında mısınız bilmiyorum ama artık maçlara aileler çocuklarıyla gelmiyor-gelemiyor- ve bunun sebebi küfür değil maç saatleri. 10′da biten bir maçtan sonra eve varmanız 12′yi bulabiliyor ve bu küçük bir çocuğun yatma saatinin çok ötesinde. Sorun şu ki, futbolu değil fanatizmi sevdiriyoruz yeni nesillere. Futbolu tribünde seversiniz, futbolcuların sahaya koşarak çıktığını gördüğünüzde, güzel bir pazar günü erken kalkıp babanız size hazırlan öğle yemeğini stada giderken yiyeceğiz dediğinde, güneş her zamankinden daha parlak göründüğünde, siz küçücük stat ise gördüğünüz en büyük ve ihtişamlı şey olduğunda. Papaz Erhan’ın attığı bir golle seversiniz futbolu, belki boyunuz kısa olduğu için pozisyonu görememişsinizdir, tekrarı da yoktur zaten var olan 3 kanalda, ama yine de radyoda dinlemekten daha güzeldir binlerce insanın ayağa kalkıp birbirine sarılması. Futbolu sevmeye 5 yaşında başlarsınız, hırslarınız yokken ve duygularınız naifken. Sonrasında futbol sevginiz gelişip büyümez çünkü o ilk görüşte aşktır, ne yazık ki hırslarınız büyür, daha fazlasını istersiniz daha fazlasının ne olduğunu bilmeden. Bu da kendinizi kıyaslayacağınız kişileri ezmek bile olsa onlardan üstün hissetme mecburiyeti doğurur. Şimdi buradan “ground zero”yu yani 5 yaşındaki halinizi çıkarın. Geriye ne kaldı?

    Birilerine yaptırımlarda bulunmalıyız ve bunu hemen yapmalıyız. Eleştirmek bizi bir yere getirmedi, tepki göstermeliyiz. Konu sadece Galatasaray da değil, daha büyük bir amaç için hareket etmeliyiz. Türk futbolu asla komik lakaplı futbolcuların olduğu dönem gibi olmayacak bu kesin,ama en azından çocukların ona aşık olma ihtimallerini ellerinden almalarına izin vermeyelim.

    iyi çalışmalar

    Ali

  29. Ferhat says:

    Arda’nın Twitter hesabı da fake çıktı.

    http://www.galatasaray.org/futbol/futbol_as/haber/5563.php

    Bu durumda Elano mevzusunda isteyen istediğine inansın.Devre arasına en kötü ikinci girersek takımın dağılmayacağına inanıcam.

    Yoksa geçen seneyi tekrarlıyacağız gibi geliyor.

  30. spulatoglu Demiş ki:

    Melih Bey ve arkadaşlara selamlar…

    Elano’yu dikkatle izledim bu maç; bayağı ilerleme görüyorum. Hem daha gayretli, hem mücadelesi artmış hem de “beni de aranıza alacaksınız arkadaş” diye sesini yükseltiyor gibi geldi bana. Şimdiye kadar kenarda oyuna davet bekleyen küskün çocuk gibiydi doğrusu. Ancak yine de Arda ve Ketia gibi oyunu ateşleyen bir stili yok…

    Uğur’u görememekten ve Sabri’yi görmeye mecbur olmaktan ızdırap duyarken dün gece Uğur beni mest etti doğrusu…

    Bireysel değerlendirmelerden uzaklaşırsak, total futbola daha yaklaşık bir oyun sergileyen bir Galatasaray vardı dün gece ASY’de. Hatta aynen başlığınızdaki fikre katıldığımı söylemek isterim; sanki futbolun yukarılardan bakan derin gözleri “Mücadele iyi, paslaşma kötü değil ama son 20 dakika için çalışmanız gerekiyor” mesajı verdiler bu son dakika golüyle bize…

    FR’ın bu mesajı derhal almış olduğunu maç sonrası ifadelerinden anlıyorum. Takımın alıp almadığını ise önümüzdeki maçlarda göreceğiz inşallah…

    Selamlar…

  31. Huseyin Anil Ok Demiş ki:

    Melih Abi dün maç sırasında pek farkedemedik ama sonradan baktığımız zaman Arda ve Elano ve Nonda’nın çıkması Galatasaray’ı 3. bölgede bitirdi. Oyuna giren Ayhan ve Aydın (artık bu takımda işi olmadığını düşünüyorum) ileride ne top tutabildi ne de pozisyon almak istedi. Senin de söylediğin gibi dan dun oyununa döndü oyun. Son dakikada da göz göre göre korneri vermeyerek maçı katletti Hüseyin Göçek.

    Ben İzmir’e gelene kadar yol boyunca çok düşündüm ve Dünya’nın sonu olmadığına kanaat getirdim. Çünkü daha oynanacak çok hafta ve alınacak çok puanlar var. Fakat şu gerçeği de kimse değiştiremez. Galatasaray 2. golü atmadı diye bir hakem maçı bir taraftan alıp diğer tarafa veremez !!

    Saygılar Abi. Tanıştığıma memnun oldum bu arada, ayrılırken konuşamadık.

  32. fatih şişman Demiş ki:

    Ben bu derece bakamıyacagım konuya resmen mac boyunca bizim oyuncularımızla ters düsücek hareketler icerisinde ve husumette olmustur hüseyin göcek zaten yorulmus takımın üzerine gelerek adeta 4 sarı görmemizi saglamıstır zaten gecen seneden selcuk ve josico posizyonlarında 2.kırmızıyı cıkaramıyacak kadar cizgisi olmayan ne idügü belirsiz kararların başmimarıdır kendisi bizimle ilgilide yazacagım fakat öncelikle hüseyin konusu cok hafife alabilecegim bir konu degil!
    kombinem var busene her mac elimden geldigince eski açıktayım bugüne kadar kac mac gecti birtane su zihniyette hakem görmedim tıpkı gecen senenin kayseri macı gibi,
    kendine hakim olamayıp adeta körlestigi bir mac hüseyinin, sebep mi? hic bir yada cogu hakemin hak ederek geldigi bir nokta olmadıgı olamadıgı icindirki hakemlik türkiyede yerlerde sürünür ve sürünmek zorundadır birilerinin güdümünde edinilmiş mevkilerin tabiki güdümsüz kalması beklenemez bu macta hic kimse kewellın korner posizyonunu ve gördügü sarıyı arda ve ugurun kaptıgı, gol atabilecekleri uygun posizyonu sacmlayarak kesitigini, arkası dönükken ortadan elanoya atılan topu tekrar ettiginde kaleyi cepheden gördügü ve yanında iki gs linin bulundugu posizyonları anlatamaz , anlatılmaz yasanırlar cünkü ve sonrada bu art niyeti gelmiş bir şans golüymüs gibi göstermek yada büyük klüp atsın 2 tane de yemesin demekle acıklayamaz

    bize gelince aynı tas aynı hamam sene basından beri söylüyorum
    sene basıda aynıydı bence ya tek farkeden cabuklugumuza gercekten care yoktu
    oda gitti keita da cok uzaklardalar sanki
    bu takım bu ortasaha oyuncuları ile bu sistemi kaldıramadı 3 saniyede bir pas yapan servet topal leo franco ücgeni ile biyerlere varılabilecegini sanıyorsanız siz ümid edin derim futbol yeteneksiz kişilerle seyrini tamamlayamaz, hepsini cok seviyorum ancak bizim ortsahamız adeta yokmus gibi nerede gümbür gümbür gelen ortasaha gelip ortaya top alan geri veriyor kac kişi kwell haric alıp dönüyor? allah askına yapmayın bu takıma transfer lazım nereye mi bir defansa bir ortasaha ya birde forvete defansta oyun kurabilcek bir stoper orta alanda topu ayagına alıp oyunu dinlendirirken hızlandırabilecek bir oyuncu forvetede yedek bir türk belki biz bu agırlık ile oynadıgımız top -3 saniye bana göre yani bu hız 0 yada +1 oldugu vakit 4 ler 5ler sahnede bence takım olamamanın sıkıntısı var biraz özellikle türk oyuncuların para sıkıntısı ile baslayan sürecte sonumuz hayr olsun ben karamsarım içimin acılması lazım bunun icinde inanın iyi futbol degil dayanısmayı görmem lazım göremedigim bu oyuncularımızda sevgiler

  33. Naar Demiş ki:

    Valla yazının bir kısmına aynen katılıyorum. Hadi son saniyede kaybedilen puan yüzünden, sinirlendim, stres oldum bağırdım çağırdım ama sakin kafayla düşününce bana en çok koyan puan verdiğimiz takım oldu.

    Yahu bu belediyenin ligde amacı nedir, düşmemeye mi oynar, avrupa kupalarına mı oynar, şampiyonluğa mı oynar, Türk Futbolu’una yeni sporcular kazandırmak için mi oynar, bir futbol devrimi için çalışmalar mı yapar, nedir yani kuruluş amacı? Düşmemeye oynayan bir takıma puan versek bu kadar üzülmem de ne olduğu ne olacağı belirsiz bir takıma puan kaybetmek insanın sinirini bozuyor. Seyircisi olmayacak bir takım neden oynar, oynatılır yahu bu ligde? Bu belediye takımlarının, taraftarsız takımların, ligde amacı, işi, gücü nedir yani?

    Ben her hafta amaçsız takımları görmekten sinir stres sahibi oluyorum gerçekten. Şu takımlarda oynayan futbolcuların naklen yayınlanan maçlarda kendilerini gösterip büyük takıma kapak atmaya çalışmaktan başka bir amacı var mıdır acaba?

  34. Bald Demiş ki:

    Merhaba,

    Dün, uzun bir süreden sonra maçı statda izledim. Belki bir ayrıntı ama sizce neden Neeskens tüm maç boyunca kulübe dışındaydı? Bu sorunun altında iki soru var aslında… Birincisi neden Rijkaard değil de Neeskens, ikincisi ise neden daha önceki maçlarda değil de şimdi? (Daha önce televizyondan izlerken kaçırmış olabilirim, yanılıyorsam düzeltin)

    Bu arada yanlış anlaşılmayayım..TD lerin maç boyunca kulübe dışında gösteri yapmasını onaylıyorum anlaşılmasın, pek ala kulübede oturarak da yönetilir takım.

    Maça gelirsek..Arda’nın direkten dönen topu, Elano’nun iki pozisyonu, Nonda’nın kaçırdığı falan derken fark da olabilirdi ama bu benim maçı sıkıntı ile izlediğim gerçegini de değiştirmeyecekti.

    Kime olursa olsun küfüre bende karşıyım. Aslında son dakikalarda hakem aleyhine yapılan olumsuz sövgüler salt hakemi karşımıza almak anlamında değil, futbolcularımıza da gereksiz bir mesaj veriyor..”siz elinizden geleni yaptınız ama hakem size engel oluyor” Biz değil miydik BJK maçında aut olan toptan kazandığımız korner sonucu gol atan?

    Neyse laf uzadı “önümüzdeki maçlara bakalım” :)

    Sevgiler, Mehmet

  35. stekin says:

    Haftalar sonra oynanan böylesine domine bir oyundan sonra son saniye golüyle puan kaybedip, liderlik fırsatını tepmek, rakiplerin 3 puansız kapadıkları haftada altın tepsi ile sunulanları elinin tersi ile itmek, geçen senenin benzeri bir filmi yeniden izliyor olmak… Galatasaray adına gecenin sonu gerçekten de can sıkıcı oldu, oysa oyunun 70 dakikalık bölümü farklı şeyler sunuyordu izleyenlere.

    Maç sonrası Rijkaard’da bu farklılıktan dem vurup son 15-20 dakikadaki negatif değişimden bahsetti ama bu geriye çekilişteki en büyük payın kendisinde olduğunu henüz keşfetmemişti. Bursa deplasmanında denediği saçma sapan ileri uçsuz anlayışa dönüşü ve Nonda gibi topu ileride tutan, ilk golde olduğu gibi sırtı dönük topu alıp kanattaki arkadaşına açabilen bir adamı kenara alarak hem 3. bölgede top ile oynama oranının düşüşüne hem de rakip stoperlerin daha özgür hareket ederek ileriye çıkışlarına imkan vererek gecenin olumsuzluğunun altına imzasını kondurmuştur. Maçın sonlarına doğru Aydın’ı alması topu ileriye hızlı taşıma düşüncesi ile açıklanabilirse de bu adamın artık bu takımda sadece önde iken top sürmesi amacıyla tutulacak bir karakter olmadığı, yakın zamanda son 2-3 yıllık zaman diliminde alamadığı yolu önümüzdeki zamanda almasını beklemenin yersizliği görülmeli.

    Fenerbahçe maçından itibaren alınan yolda en tempolu maçını oynadı dedik Galatasaray için ama her zaman yazdığım gibi futbolun bir de rakip takım ayağı olduğunu unutmamak lazım. Abdullah Avcı’nın Galatasaray’daki eksikliği görüp oyunu önde basarak oynamaya çalışacağını düşünmüştüm, ama beklenenin aksine daha çok yarı alanında alan savunması ile oynama düşüncesi ile çıkardı takımını sahaya. Galatasaray’ın ekmeğine yağ süren temel anlayış da bu oldu. 45 ile 70. dakikalar arasında stoperlerin de ileri çıkışları ile takımın boyunun kısalması, rakibin yarı alanına hapsedilmesi bu anlayış ile çok bağlantılı. Oysa Galatasaray’ın defansına ve orta sahasına baskı yaparak stoperlerin zaten sorunlu yapıları ile yarı sahalarına hapsolmasını ve ortadaki oyuncuların da top çıkarmak amacıyla bunlara yaklaşmasını sağladığınız zaman takım içi arızaları daha kolay meydana çıkarıyorsunuz.

    Bu açından bakıldığı zaman Galatasaray’ın bu akşamki olumlu çizgisinin farklı karakterdeki en azından yukarıda bahsedilen defoları kullanmaya meyilli anlayışa sahip takımlar ile karşılaşıldığı zaman sahaya nasıl yansıyacağını da görmek gerekiyor daha sağlıklı analiz yapmak için. Salt bu 90 dakika özelinde konuşacak olursak da takım boyunu kısaltıp dönen topları alma, rakibi sahasına hapsetme, ayağa isabetli pas, zaman zaman yapılan oyunun yönünü değiştirme uygulamaları gayet yerindeydi. Zaten son dakika golünün yarattığı yıkımın en büyük sebebi de takımın mevcut potansiyeli ile sahaya konulanbilecek iyi oyunlardan birinin ardından bu denli ucuz puan kaybedilmesiydi.

    Galatasaray’ın mevcut kadrosu ile bu tür inişli çıkışlı grafik sergilemesi gelecek adına beklenebilecek bir durum. Mevcut kadronun hücumcu-savunması orta saha oyuncuları açısından dengesizliği de göz önüne alındığında bugün Keita yarın Elano,Kewell gibi başka bir ismin kenarda olması gayet doğal. Yarın tartışmalar Keita’nın oynatılmaması üzerinde yoğunlaşabilir ama Rijkaard açısından Keita’nın zor bir isim olduğunu belirtmek lazım. Fazlasıyla çaba sarf ediyor olumlu şeyler yapmak için ama öyle bir dengesiz tarafı da var ki takım disiplininde uzaklaşmasına ve hatalı paslar yapmasına sebep olan kadroya yazarken kararsız kalınmasını eleştirmek ucuz olur.

    Zirveden kopmamış olmak yapılan puan kayıplarının telafisi olduğunu gösteriyor. O nedenle bu maçlardan alınacak ders: 2. golü bulmakta, oyunu koparmada yaşanılan sıkıntıların çözülmesi üzerine kafa yorulması. Bunun yolu da orta saha oyuncularının oyunun 2 yönünü oynayabilecek adamlar olmasından geçiyor. Hücuma da ofansa da dengeli destek veren isimler katılabilirse kadroya ilerleyen dönem de daha az arıza yaşanacaktır. Bu akşam çok net bir pozsiyon var: Mustafa Sarp’ın kontrol edemeği topu ardından Arda’nın çizgiye indiği anda kale sahasının içerisinde tek isim arka tarafta 2 oyuncunun markajında bulunan Nonda idi. Oysa bu tür durumlarda orta sahanın daha fazla destek vermesi ve boşluklara kaçması lazım.

    Bireysel olarak sadece defansın göbeğindne bahsderek konuyu kapatmak istiyorum. Mehmet Topal’ın sahip olduğu özellikler, potansiyel itibari ile en verimli olacağı yerin defansın göbeği olduğunu söylemiştim, bu akşam da bunu doğrulatır tarzda oynadı. Gökhan’ın çok daha üstünde bir performansla sahadaydı. Servet’e gelince her pozisyonda vücudunu kullanarak durumu kotarmaya çalışması başına iş açacak. Benden söylemesi…

    Hakem konusuna gelince, üzerine bu kadar fazla gidilmesi çok da anlamlı değil ama golden önceki faulün diğer yarı alandan Galatasaray tarafına yaklaşık 10 metre taşınmasının gözden kaçması çok da kabullenilir değil. Özellikle de yardımcı hakemin de tam orada olup müdahale şansı olduğu düşünüldüğünde.

  36. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Selam Melih Abi.

    Sence bir futbolcu başka bir takım arkadaşını bazı ortamlarda şikayet ediyorsa orada otoriteden bahsedilebilir mi? Takım sevgisinden, ruhundan, bilimum gerekli şeylerden bahsedilebilir mi?

    (Samet selam. Genel anlamda bahsedilemez sanırım. Ama tekil bir olaysa edilebilir kolaylıkla. Yani sadece birkaç futbolcu yapıyorsa bunu, ama geri kalanlar büyük bir dayanışma içindeyse, çok mesele edilmemesi gerekir. Sevgilerimle. Melih)

  37. gtforce Demiş ki:

    Sersem Tavuklar-Korkuluklar 1-1
    Teşbihte hata olmaz üzerine alınan kusura bakmasın.Bostan korkuluğu sabitliğinde oynayan bir takıma karşı oynadık , hangi güzel futboldan bahsediyorsunuz anlayamadım…KUKAlar arasından geçemeyen ve kukalar arasında slalom yapacak tek spor aracını da kulübede bekleten ve küstüren bir takım ve teknik kadro…2.yarının ilk 15 dakikasında biraz kıpırdanan ve bu dilimde gol bulan bir oyun…Heba edilen koskoca ilk yarıda (neredeyse gol pozisyonu bile olmadan) İBB yi kıpırdatmadık bile yerinden demek çok komik,hakikaten aynı maçımı seyrettik arkadaşlar,Sevgili Melih ?…Bu denli analitik yaklaşma isteğine karşı gslılık duygusallığı ile yeni sükutu hayaller bekliyor herkesi…Kasımpaşa maçı da dahil olmak üzere ve o maç itibariyle başlayan Rijkaardsızlık dikkatinizi çekmiyor mu,ne yaptı o günden beri,neyi getirdi sorunların çözümü için,sahada uygulanamadı diyebileceğimiz bir girişim başlattı mı ki bu rezalet,kişiliksiz,özgüvensiz,pozisyonsuz futboldan Rijkaard ı aklayalım.Karşımızda yürümek bile istemeyen bir takım vardı biz üstümüze gelin demeseydik.
    ARKADAŞLAR hangi yaptığı oyuncu değişikliğini yapardınız siz bu teknik kadronun yaptığı,Elano yu mu çıkarırdınız ki suçlanmaya çalışılıyor bazısı spor yazarı konumundaki eski takım içi çete tarafından,hele adam her maç oynadığını ileri götürürken oyundışı, ya da Nonda yı mı çıkarırdınız yanında iki kişi mecbur beklerken-gol ortasını kaleci yaptı !!!-,yoksa 2 maçtır mücadele eden ve takımın oyun kurucusu Arda yı mı çıkarırdınız.Oturun maçı bir daha seyredin takatiniz yeterse…Rijkaard perdeli gözlüklerimin bir camı FB maçında kırılmıştı, ardından gelen kıpırdanma meğer ölüm iyiliği imiş ben ise gözlüğüm sağlam zannında idim ama sağolsunlar Manisa maçı ile diğer camı da kırdılar da gerçekleri görebildim.Lütfen gerçekçi olalım her türlü düşüncemizde,meydana gelen durumu iyi görelim,geçmişteki iyi oyunların devam etmediğini hatta en acı gerçek (the ugly truth)inşaatın durduğunun farkına varalım…Sevgiler…

  38. sg_gs Demiş ki:

    Selamlar,

    Su ana kadar dogrulanan bir gercek var ki bizim maclarimizi kazanabilmemiz icin cogunlukla birden fazla gol atmamiz gerekiyor. Bu anlamda son maclarda kaybettigimiz puanlar hucum futbolunda eksikliklerimiz oldugunu gosteriyor. Ilk maclarimizda hucumu gayet iyi beceren bu takimin su an bu duruma gelmesi neden olabilir? Bence bunun tek sebebi Elano.

    FR bence su an Elano’yu takima kazandirma derdinde. Milli mac donusu yedek birakti fakat son maclarda AMC pozisyonunu ona emanet etmesindeki sebep bence kafasindaki hizli pas futbolunu en iyi oynayan oyuncunun Elano olmasindan kaynaklaniyor ve FR Elano’nun misafir oyunculuktan baskin bir oyuncuya donusmesini takimin gelecegi icin bir gereksinim olarak gormeli ki su anki puan kayiplarini goze alabiliyor. Bence bu saygi duyulmasi gereken bir dusunce. Daha takim ile Elano arasinda bir guven iliskisi kurulamadi. Takim atak yapmak icin Arda’yi ariyor cunku bizim oyuncular da malesef genel kani gibi topu ayaginda tutan, calim atan oyuncu yapisina daha cok guven duyuyor. Sezon oncesi kampa katilamamasi bu bakimdan kotu oldu ve umarim devre arasinda bu uyum artik saglanir ve takim Elano uzerinden hucum kurmayi ogrenir. Bu duzeni saglamak icin bir muddet belki Arda’siz oynamamiz bile gerekebilir.
    Bunun disinda ikinci siradaki problem ise Baros’un takimda yedeginin olmayisi. Nonda’daki hamle yetersizlikleri ve yavaslik kanat akinlarimizdan bos donmemize sebep oluyor. PAO macinda ve IBB macinda Arda’nin ve Kewell’in getirdigi toplarda on direge hizlica giren bir Baros cok daha etkili olabilirdi. Bu yavasligin yaninda bir performans dusuklugu de gozukuyor cunku en iyi yaptigi son vurus bitiriciligini de dunku macta karsi karsiya kaldigi pozisyonda gosteremedi. Serkan iyilesti ise onumuzdeki Avrupa macinda onu forvette gormek cok isterim yeni bir alternatif olup olamayacagini gormek acisindan.

  39. Faruk Demiş ki:

    Umarım bu sene geçen sene düştüğümüz hataya düşmeyiz.

    Geçen sene hakem suçlu dedik vede öz eleştiri yapamadık, sonuç ne oldu? HÜSRAN!

    Ama maç sonucu Rijkaard röportaj da önce ”öz eleştiri” dedi, işte bu benim tek tesellimdir.

    (Doğru bir bakış açısı Faruk. Çok sağol. Melih)

  40. Melih ERTAN Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,
    Aslında her şey güzel başlamıştı. Perşembe günü alınan galibiyetle tekrardan çıkışa geçeceğimize inanıyordum. Hatta çok kötü geçen Bursaspor maçından sonra, Panathinaikos maçında takımı toparlanmış gördüm. İBB maçının ilk 70-75 dakikası da iyi top yapıyor ve her yerde baskı kurabiliyorduk. 75.dakikada ne oldu bilinmez, takım hep birlikte skoru korumak için oynamaya başladı. Hakemden söz etmek yersiz ama Sayın Hüseyin Göcek son 15 dakikada (uzatmalar da dahil) İBB maç başından beri pozisyona giremedi, bari bir duran top yaratayım der gibiydi. Belki komplo teorisi gibi olacak ama Eskişehirspor – Fenerbahçe maçından sonra Fenerbahçe klubü başkanı Sayın Aziz Yıldırım’ın tehdit vari açıklamaları mı etkili oldu diye düşünmeden edemiyor insan.

    Şampiyonluk yolunda daha 19 maçımız var. Kimilerine göre yanlış da düşünüyor olabilirim fakat benim için Lig Avrupa’ya gitmek için bir araç. Yeni stadımızda Şampiyonlar liginde oynamak istiyorsak, ilk iki bence yeterlidir. Takip ettiğim ve yaptığım hesaplamalarla bu sene UEFA Avrupa Liginde bir tur daha geçersek (son 16′a kalırsak) seneye ligimizi ikinci bitirsek dahi Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde seri başı oluyoruz. Yeterki Rijkaar’a sahip çıkalım. Rijkaard ve ekibi Türkiye standartlarının üzerinde bir ekip. Onlar geldiğinden beri takımda gözle görülür bir gelişme var. Rijkaard’ın sihirli değneği yok bir – iki ayda takımı süper yapsın. Barça’yı bile 5 senede yapabildi.

    Sevgiler.
    Melih ERTAN

    Not: Maç günü AliSamiYen Sokakta sizi gördüm, gelip selam vermek isterdim fakat çok koyu bir sohbetin ortasındaydınız bölmek istemedim.

  41. aksilaz says:

    Melih Bey,
    Biraz fazla iyimser buldum bu yazınızı. 90 dakikada oynadıgımız iyi futbol 45-70 arasında sadece. Rijkaard ciddi hatalar yapmaya başladı maalesef. En büyük hatası Nonda’dır. Ayağında prangalarla oynayan forvet ile rakibi baskı altında tutamazsınız. Keita’yı asla forvet düşünmüyor. Oysaki Elano’nun paslarıyla Keita gol pozisyonu girebilirdi. Elano Nonda’nın ağzının içine top attı ilkyarı. Ancak nonda topu indirene kadar 2 kişi geldi önüne.

    Hakemi konuşmak en son yapacağımız iş olmalı. Ne kadar kötü olursa olsun bu maçı ve Manisapor maçını kazanamamak taraftara ihanettir.

  42. cambriem says:

    Öncellik selamlar.
    Benim anlamadığım bu sezon bilinçli bir şekilde bariz bir şekilde Galatasarayın hakları yeniyor Aziz Yıldırım hakemlerin hatalarını söylüyor şu ofsayttı bu söyleydi diye,ağzımı bozmak istemiyorum Galatasaray maçındaki hakem bozuntusu Bünyamini söylemez.
    Birde bu takımda son iki maçı ele alırsam Ayhan girdikten sonra takımı çok yavaşlatıyor,kadroya girdiğinde ise dikkat ederseniz takım çok geride kalıyor.Bu takım ikinci yarı çok iyi olacak ben bunun ışığını alıyorum kamp dönemini yeterki çok iyi geçirelim.

  43. erdal Demiş ki:

    İnsan ne kadar çok yeni şeyler öğrenirse o kadar çok bilinçsiz olduğunun farkına varıyor. “Kaybederken öğrenmek” böyle bir şey olmalı. Yeni yetişen Galatasaraylı gençlerin bu tarz yazılara ihtiyacı var mutlaka okumalılar, çünkü bu yazının içinde hissedilebilen Galatasaray ve futbol var, ellerine sağlık Melih.

    Sevgiler

    (Erdalcığım. Çok sağol. Çok mahçup ediyorsun beni. Sevgi ve selamla kardeş. Sana ve tüm Almanya’ya. Melih)

  44. Baris Tokyay Demiş ki:

    Abi Selamlar,
    Puan kaybı şu an için dramatik gözükmüyor ama 2.yarı rakiplerimize göre fikstürümüz çok dezavantajlı. Muhtemelen şunu diyeceksindir “Eskişehir, Manisa ve İBB maçlarından sonra fikstür avantajından gerçekten bahsedilebilir mi” Doğru lakin baktığımız zaman FB’nin kendi sahasında ve seyircisi önünde puan kaybetmediği ve bizim deplasmanlarda özellikle de coşkulu tarafta önünde oynanan deplasmanlar büyük sıkıntı yaşadığımız gibi gerçekler var. Bu sebeple 2.yarı Trabzon, Eskişehir, Sivas, Kayseri ve Beşiktaş deplasmanlarına gideceğiz ama FB, Sivas hariç, bunların hiç birine gitmeyecek. Şampiyonluk konusunda bu biraz ümit kırıcı gibi duruyor siz ne düşünürsünüz? Teknik ekip mutlaka bu çerçevede deplasman galibiyetleri üzerine kafa yoruyordur diye düşünüyorum. Son 2 haftada mutlaka öne geçmeliyiz,deplasman fobisini yıkmalıyız ve FB’yi kendi sahamızda yenmeliyiz ki fikstür dezavantajını ortadan kaldıralım.
    Saygılar

  45. Quo Vadis Demiş ki:

    Melih bey selamlar,

    Medyada yapılan Elano yorumlarını gördükten sonra maçın kaybedilmesi beni o kadar üzmez oldu. Habertürk gazetesi hariç herkes artık Elano bu takımda oynamalı, neden çıkarıldı tarzında yazılar yazmaya başladılar. Bu bile büyük bir ilerlemedir bana göre. Ancak bugün gazeteleri incelediniz mi bilemiyorum, hangi gazeteydi hatırlamıyorum. İ.B.B. maçından sonra Galatasaraylı futbolcular hakem odasını bastılar diye çok çirkin bir iddia ileri sürmüş. Bu çok can sıkıcı.

    Sevgiler.

    Çetin.

    (Merhaba. Bir anlamda Elano çıkmamalıydı diyenlere çok güvenemiyorum, bunu gerçek bir temele oturttuklarından emin değilim. Zira bunu söyleyenlerin çoğu Emre Aşık’ın niçin girmediğini de sorguluyor. Biraz önce Galatasaray Televizyonu’nda Futbol Akşamı’nda Elano’ya yönelik yorumları duyunca ümitsizliğim çok arttı doğrusu.

    Hakem odasını basmanın çok doğru olduğunu sanmıyorum. Sevgilerimle. Melih)

  46. Boltman Demiş ki:

    Melih,
    Son iki maç sonrasında garip birşey oluyor ve buraya yazdığım satırları yazıp yazıp sonra siliyorum. İçimi kaplayan karamsarlığa çok kaptırıyorum diye düşünüp hasır altı ediyorum cümleleri. Senin de dediğin gibi, bir şans daha vereyim istiyorum. Ama çok mu fazla bekliyoruz bu takımdan?

    Sevgiler

    (Emin ol beklemiyoruz. Biraz önce Rijkaard’ı dinledim. Bir teknik direktör bu kadar mı realist olur? Hakeme tek bir şey söylemeyip, “kendimize bakmalıyız” dedi özetle. Bu adam böyle konuşuyorsa, bir şeyler beklenmeyi hak ediyordur. Sevgilerimle. Melih)

  47. u-topie Demiş ki:

    TSL’in en az gol yiyen iki takımı Beşiktaş ve Kayserispor.

    Beşiktaş 15 maçta altı gol görürken kalesinde bu gollerin üçünü GS maçında yemiş. GS maçı haricindeki 14 maçta sadece 3 gol yemiş. Maç başı 0.21 gol. Beş maçta bir gol.

    Kayserispor ise 15 maçta 10 gol görürken kalesinde bu gollerin dördünü GS maçında yemiş. GS maçı haricinde 14 maçta sadece 6 gol yerken. Maç başı 0.42 gol. Neredeyse 3 maçta 1 gol.

    Peki bu sağlam savunmalar neden GS maçında kendi ortalamalarını alt üst edecek kadar golü kalelerinde görmüşler.

    Sadece tesadüf denilebilir mi bu denli büyük bir sapmaya.
    Yoksa alışık olmadıkları, tanıdık gelmeyen bir hücum organizasyonu mu şaşırtmış bu sağlam savunmaları..
    Portföylerindeki önlem demetlerini yetersiz kılan, tanımlayıp reaksiyon gösteremedikleri bir hız mı bozmuş ezberlerini.

    Üzerinde düşünülmeyi hak ediyor en azından.
    Ve sanki gelecek adına bir şeyler fısıldıyor.

    (Selamlar. Bu güzel soru ve yoruma bir şey daha ekleyeyim. Galatasaray o zaman bu takımları yenerken, henüz ciddi bir rakiple karşılaşmadığı da söyleniyordu sık sık. Söyleyenler elbette hatırlanıyordur. Sevgiler. Melih)

  48. Melih says:

    Selamlar.

    Buradayım yavay yavaş okuyacağım yorumları.

    Sevgiler.

    Melih

  49. zeynepeda Demiş ki:

    Melih Abi Merhaba;

    Birşey sormak istiyorum,
    Panathinaikos maçında da bu maçta da rakibe pozisyon vermedik. Üstelik üç tane orta saha özellikli oyuncuylada oynamadık.
    Savunmamızda olumlu değişiklikler mi var yoksa bu rakiple mi ilgiliydi?

    (Selamlar. PAO maçında rakibe verilen pozisyon sayısı 2 görünüyor. İBB maçında da üç. Ama bir tanesi gol olan şut. Ama soru güzel. Takım savunmasında kesinlikle iyiye gidiş var.

    Bir de şu söylenmeli. Rijkaard savunmayla hücumu ayırmıyor. Onun tek bir hedefi var. Topa sürekli hükmeden, bütün bir maçı rakibin yarı sahasında oynayan bir Galatasaray yaratmak. Bunu da agresif, hücum futbolu oynayan bir takım olarak tanımlıyor. Takım bunu yapınca zaten otomatik olarak mükemmel bir savunma yapmış olacak.

    Bu yönden bir ilerleme var. Ama yolun çok başındayız daha. Sevgi ve selamlar. Melih)

  50. Ozan Demiş ki:

    Merhaba,
    Banu Yelkovan’dan ders niteliğinde bir yazı daha..

    http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=967996&Yazar=BANU%20K.%20YELKOVAN&Date=08.12.2009&CategoryID=103&CMessageID=556062&CRes=1#fc556062

    (Ozan selamlar. Paylaşım için teşekkürler. Melih)

  51. Galileo Demiş ki:

    Melih Abi izninizle, Mehmet Demirkol’un dünkü ve bugünkü yazılarına dikkat çekmek istiyorum. Dünkü yazısında Panathinaikos maçı için buraya yaptığım yorumda Arda ile ilgili anlatmak istediğim şeye tercüman olduğunu düşünüyorum:
    http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&Date=08.12.2009&ArticleID=1170615&AuthorID=109&b=Rakibi%20yoramiyorlar&a=Mehmet%20Demirkol&ver=57

    Bugünkü yazısında ise Galatasaray ve Fenerbahçe’nin durumlarını kaos futboluna karşı oynamaları üzerinden analiz etmiş. Fenerbahçe’yi bilemeyeceğim ama anladığım kadarıyla Galatasaray’ın kayıplarında pas futbolunun yeterince hızlı olmaması çok önemli bir etken:
    http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1171101&AuthorID=109&b=Kaos%20futbolu%20yeniden&a=Mehmet%20Demirkol&ver=87

    İBB maçınının tamamını seyredemedim ama Panathinaikos maçında eksik olan şey daha fazla yardımlaşma-daha fazla pas idi. Gerekirse altıpas içinde bile paslaşmalıyız. Golün en basiti makbul böyle bir oyunda. En kolay yoldan gole gitmek… Ama bırakın altıpas içinde paslaşmayı, biz taraftarlar olarak takımda pas alışverişlerinde kasıtlı olarak verme/vermeme şüphesine bile düşebiliyoruz zaman zaman. Bir defa bunun ortadan kalkması lazım. Herkes gözü kapalı birbirine pas atabilmeli. İki futbolcu gerekirse 5 defa üstüste aralarında paslaşmalılar. Gollerin en kolayını bulup maçı kopartsak sonrasında artistik ve güzel golleri atmaya da rahat rahat çabalayabileceğiz.

    Golün kolayına bir örnek: İBB maçında Arda’nın direkten dönen şutu. Arda’nın pozisyonu gollük. Dönüp vurması harika. Ama Nonda’ya ara pası verse daha kolay gol olacak. ‘Ama Nonda az önce kaçırdı.’ diye birşey de gelmemesi lazım aklımıza. Bir daha bir daha… Topu mümkün olduğunca paylaşmak önemli…

    Emrah

    (Emrah selam. Şimdi temelde şöyle bir sorun var. Geriye bile olsa pas yapmak çok önemli. Üç açıdan. İlki top hakimiyetinin takımda kalması, rakibi oyundan düşüren bir faktör. İkincisi, topu koşturup rakibi yoruyorsun. Üçüncüsü ve en önemlisi per pas seçenek ihtimallerini yeniden sıfırlayıp yeni seçenekler yanatıyor. Hele bu pas üçüncü bölgede yapılıyorsa. Rakip takım her pasta savunma kurgusunu yeniden ve yeniden değiştirmek zorunda kalıyor ve de bu hücum yapan takıma fırsatlar sunuyor. Arda Turan’ın bu futbolu öğrenmesi Galatasaray’a büyük güç katacak. Sevgilerimle. Melih)

  52. Ferhat says:

    Futbol Akşamı’nı izledim. Cüneyt Tanman Hasan Tankaya ve Levent Tüzemen filan havadan sudan sohbet ettiler. Analiz yapılan bir programmış gibi gelmedi. Daha çok tiyatroya gitmişler de oyunu yorumluyorlar gibi tamamen farazi, öznel… Maçı izlemeyen bir taraftar bu programı izlese ne kadar kötü oynamışız tek pozisyonumuz bile yokmuş der. Nesnel verilere dayanmayan tezlerle tamamen Galatasaray algısını istedikleri gibi şekllendirmek için güdümlenmişler.

    Elano istediğimiz gibi çıkmamış. (Hala milli takıma çağrılıyorken söylüyor bunu.) Elano’nun uzun topları Rijkaard’ın oyun felsefesine tersmiş. Çünkü topları rakibe veriyormuş. Rijkaard’ın istediğini iddia ettiği (yani Rijkaard kendi felsefesine ihanet ediyor demeye geliyorlar.) Oyun yapısına ters olan hava topları kullanıyormuş. Önü boşken dribling yapmak yerine uzun top atıyormuş.

    Abicim tek bir şey; siz, blogcu arkadaşlarla maçları analiz yaparken istatistiklerlerle hem pozisyonları hem ortalama başarıyı hem de Rijkaard’ın istediği oyunu anlatmaya çalışıyorsunuz.

    Kanalda sorumlu kimse şu Tüzemen, Tanman ve her söylenene “evet öyle” diyen program sunucusuna atıp tutmadan evvel istatistik kağıtları versin.

    Elano’nun koşmadığını söylerken topla/topsuz koşu istatistiklerini söylesin. Elano attığı uzun topla rakibe top kaptırmaktan başka bir şey yapmıyor derken kaç top kaptırmış veya olumlu/olumsuz paslarını o kağıttan okuduğu gibi söylesin.

    Bir de bu nedir Allah aşkına FenerbahçeTV’de yalamalık dışında olumsuz eleştiri anlamında hiç bir söz edilmez teknik adama, oyuncuya… Bu adamlara siz de yalama olun demiyorum ama el insaf sanki film izlemişler film eleştirisi yapıyorlar. Yani teknik detaya gerek yok tamamen farazi.

    Bir de galiba bir tek Alanzinho ve Broos’u takip etmişler. Arda’yı Alanzinho ile Rijkaard’ı Broos’la kıyaslamalar filan. (Bana iki lafından biri Xavi, Iniesta, Gerard olan Rıdvan’ı hatırlattılar.)

    Kıyasladığınız aynı türden nesneler olsa bile kıyaslamak ne kadar kabaca ve yüzeysel farkındalar mı acaba? Ya da kıyaslarken bir takım veriler ışığında yapsalar fena olmaz herhalde.

    Hadi elma ile armutu kıyaslamıyosun ama mevkileri ve karakterleri benzer diye ama her elma aynı mı?

    Pahalı elma var ucuz elma var. Ekşi elma var tatlı elma var her elma cinsi aynı mı?

    Alanzinho ile Arda’yı bir görebilmek için ikisinin kağıt üstünde istatistiklerine bak Allahsız! Biri asist anlamında Avrupa’da en son Fabregas’ın ardından üçüncüydü. Alanzinho kim yahu!

    Tabi bir yazınız vardı doğduğu yerden 15 mil uzağa hiç gitmemiş kısaca doğduğundan itibaren bir kasaba dışına hiç çıkmamış insanların bakış açılarının kıtlığına yönelik. Sanırım adı “Nereye koşarlar tek gözü olanlar” filandı.

    Bu adamları anlatan en güzel açıklama var o yazıda.

    Neyse yaşadıkları köyün kanunlarına göre;

    1. Arda’dan forvet olmazmış. O oyun kurucuymuş. Serbest oynarmış. Bense Arda’nın Modric, Iniesta ve Messi karışımı bir adam olarak görüyorum. Bu adamlar Lincoln’le bir tutuyorlar ki Arda sabit olsun istiyorlar. Arda geçen yıl hücumun yalnızca solunda oynayabilirken bugün hücumda hemen her yerde oynayabiliyor. Bir Messi bir Ronaldo gibi. Hatta daha çok Iniesta gibi çünkü hemen her yerde oynayabiliyor. (Katalan basını onu Xavi’den bu yönüyle ayırıyorlar.)

    Ama Arda bu insanlarca Alanzinho ile benzer bir oyuncu.

    Arda forvet oynamazmış. Çünkü forvet oyuncusu değilmiş. Orta saha oyuncuları Avrupa’da bile forvet oynayamazmış. Oynatılmazmış. Çünkü yapılarını değiştiremezmişsiniz.

    Buyrun bir orta saha forvet oynayabilir mi ve forvet oyuncusunun yapması gerekenleri (duvar olma, top tutma, top taşıma vb…) yapabilir mi sorusuna cevabım;

    http://www.dailymotion.com/video/xbe692_arsenal-v-stoke-city_sport

    Andrey Arshavin’i izleyin bir orta saha forvet oynayabilir mi (tabi maharetli bir hocadan gereken bilgiyi alırsa ve azim gösterirse.)

    Videonun tamamını izleyin. Adamların analiz dediği şeyle bizim analiz dediğimiz şeye bir bakın. Arshavin’in nasıl forvet oynadığını, yaptığı olumlu şeyleri bilgisayar grafikleri ile anlatmalarına bir bakın. Ve bir de ezbere “Elano Galatasaray’ın beklentilerini karşılayamadı” tezini.” Attığı uzun topları hep rakibe kaptırıyor” diye ispatlamaya çalışanlara bakın.

    Tabi skor odaklı salladıklarından Elano aynı pası Nilmar’a attığında onlarca Brezilya milli takımında özellikle iyi oynayıp Galatasaray’a gelince yan çiziyordu. Tabi maçta gol pozisyonuna bile girememişiz. Bunu demelerindeki sebep de aynı. Skor yoksa kötü oynadı demek onlarca yeterli. Tabi Nilmar’a atılan uzun top Nonda’ya atıldığında o gole çeviremeyince onların analizi de böyle olur işte. Çünkü ağızlarından olumlu bir laf almak için skor lazım.

    Arda’nın direkte patlayan şutu da bu bilgisayar destekli analize gerek duymaksızın oturduğu yerden ezbere sallayan Rıdvanımsılarca gol pozisyonu sayılmıyor.

    Sonra Elano forvet menşeili olduğu için orta sahada oynaması yanlışmış. Herkes yerinde oynamalıymış. Yine ezber. Deco Mourinho’nun CL şampiyonu Porto’sunda Elano gibi kanat forvet oynarken Barcelona’da önce defansif ortasaha (ki Barça bu dönemde çok puan kaybetti) sonra da bugün Elano’nun oynadığı iki ön liberonun önünde oynadı. Bugün Chelsea’de hala oynadığı dönemde ortasaha oynuyor keza milli takımda bile. Ama Elano bu evrimi geçiremezmiş. Bunu söylerken Ayhan’ın geçmişte yaşadığı evrimini herhalde unuttular.

    Ama çok şey istiyorum bu adamlardan. Bu adamlara üzerinde rakamlar olan bir kağıt verseniz istatistik kağıdı olduğunu bilemezler. Öyle olunca Elano istediğimiz gibi çıkmaz haliyle. Fos çıkar attığı ters toplar rakibe gider.(!)

    Neyse Avrupa ile ilgili maç filan da izliyorlarmış. Ama sinema filmi izler gibi izlediklerinden istatistiklerin oralarda da geçersiz olduğunu sanıyor olmalılar.

    Ben bir kaç mesaj önce söylemiştim. Futbol kültürümüz Rijkaard gibi (ki kendisi Ferguson, Wenger, Mourinho gibi elit bir teknik adam) bize çağ atlatacak bir adamı böyle ezbere laf eden yorumcularla ve onlara kulak verip (bilimsel verileri bilmeden) gaza gelen ,günlük çalışan (ileriyi düşünmeyen) kafaya sahip ortalama Galatasaraylılar yüzünden kaçırırsak benim için bu ülkede takım tutmanın önemi kalmıyacak.

    Ama bu adamlar yine haklı(!) çünkü sahip olmamızı sağladıkları cılız futbol kültürü yüzünden Rijkaard bu ülkeden kaçar gibi gidecek olursa; “Rijkaard Galatasaray’ın büyüklüğünü anlamamış” olacak

    Ha bana göre yemişim öyle büyüklüğü. Bir tane Uefa kupası almışız. Onu almak için final oynayan Middlesbrough bu yıl ikinci ligde oynuyor. O derece kupanın değeri düşmüş.

    CL’de bir şampiyonluğu olmayan takım küçük takımdır. En fazla orta sınıftır. Ama yok bizden büyük yok. Dev aynasının arkasındaki devlere seviye olarak bir milim bile yakın değiliz. Ama farkında mıyız? Ha yine de büyüğüz diyen varsa Gerets’i geri çağıralım.

    Ben beş yıl sonra CL’de final oynamak için bu yıl ligden düşmeyi bile göze alıyorum. Büyüklüğüne yediremeyen diğer iki büyük takımdan birini tutsun.

    Bu akşamki Futbol Akşamı programından sonra çıkan “Rijkaard’la Soru-Cevap” programından bir yorumla bitireyim;

    Soru: Basının Elano konusunda çok başka beklentileri var. Her maç gol atmasını asist yapmasını istiyorlar. Gol atmayınca asist yapmayınca başarısız olduğunu düşünüyorlar. Sizin görüşünüz ne?

    Rijkaard: Basının iyi oyunla ilgili algısı çok başka. Onlar Elano gol atınca veya attığı pas asist haline gelince başarılı olduğunu sanıyorlar. Ben ise Elano’nun kaleyi bulan şutlarına ve gol pozisyonuna giren (ama atamayan) arkadaşına verdiği paslara bakıyorum. Bu çok ince bir çizgi. Çünkü şutlarından biri gol olsa veya pası asist haline gelse basın tarafından kahraman ilan edilecekti.

    (Ferhat selamlar. Eline sağlık bu yorumun için. Sevgiler ve teşekkürler. Melih)

  53. kaanbican Demiş ki:

    Melih abi selamlar,

    Maç sonunda bizi eleştirecek iki adamın yorumlarından önce istatistikler geldi ekrana. İnce çizgileri çekmeden önce keşke bir baksalardı dedim: Hakan Balta dışında IBB oyuncularının en çok koşan 5 oyuncusunun hepsi de bizim en çok koşan 5 oyuncumuzdan daha çok koşmuş. Ve topla oynama oranı % 63′ten daha fazla Galatasaray’da.

    Rijkaard kendi Milan yılları için “neredeyse tüm maçı karşı sahada oynardık” demişti. Bir gün GS kendisi de beklemediği bir maçta karşısındaki takıma büyük bir şok yaşatacak. Ben form grafiğinin Mayısın birinci – üçüncü haftalarında en yüksek olacağını sanıyorum. Biraz sabır, en çok da yöneticilerden çünkü seyirci de artık inanıyor…

    Sevgilerimle,

    (Kaan Kardeş. Sanırım Erman Toroğlu’yla Şansal Büyüka’dan bahsediyorsun. Esasında bu tip insanlar için o analizlerin pek bir faydası yok. Çünkü içinden okumayı beceremiyorlar. Mesela bu istatistiği, İBB Galatasaray’dan çok mücadele etti diye yorumlarlar. Oysaki Galatasaray’ın hedefi pas yaparak rakibi koşturmak. Bunu bir söyleşisinde Rijkaard açıkça söyledi.

    Evet dediğin doğru. Rijkaard’ın hedefi bir Milan yaratmak. Şu an için bu yolun herhalde ilk çeyreğindeyiz. Dostlukla. Melih)

  54. tatito Demiş ki:

    Yorumların benimle neredeyse birebir olduğu için farklı bir şeye değineceğim abi.

    Ronaldo’nun Almeria maçındaki fiziğine kafam çok takıldı. Bu adam Manu’ya ilk geldiğinde Aydın’dan çok az daha kalıplı bir oyuncuydu. Şimdi ise gördüğümüz kadarıyla Rambo gibi olmuş durumda.

    4-5 senede yerden kalkmayan bir oyuncuyken, yere düşmeyecek bir oyuncu olmuş. Tamam teknik becerisi üst düzey fakat bana göre bu istikrar ve sağlam performansının yüzde 50’si de fiziksel üstünlüğü.

    Bizim kadromuzda Ronaldo’nun stiline uyan Serdar Eylik var. Umarım en azından her gün bir saat bu konuya eğilmiştir. Gerçekten stili, ayak oyunları ve hızıyla çok benzeşiyor Ronaldo’ya. Fizik konusunda kendisi bu konuda çalışıyorum demişti. Tabi son zamanlarını göremediğimiz için bir şey diyemiyorum. He A2 maçlarında gördüğüm kadarıyla A2 seviyesine fazla, A takımı seviyesine az gibi geldi bana. Aradaki farkı fizik olarak kuvvetlenerek kapatabilir. Umarım bu konuya dediği gibi bakıyordur.

    Bunun dışında Serkan Çalık, Uğur, hatta ve hatta Arda da bu konuya eğilmeliler diye düşünüyorum. Keza Anıl Dilaver’in de kuvvetli bir fiziğe sahip olduğunda bir çeşit Henry elimize geçer bana göre.

    Sistem, pas, teknik hepsi önemli ama umarım Ronaldo’nun fiziksel gelişimi hepsine örnek olur.

    Saygılar abi.

  55. l_hatin Demiş ki:

    melih abi.selamlar.be takımımı sizler gibi çok seviyorum.yazıyı bugun yazmamın nedenı biraz daha üzüntümün gemesini beklemekti.ben istanbul maçını kaybetmemize rağmen yinede oyunun tamamına yakın sürede iyi oynadığımızı duşunuyorum.bir ara okadar guzel pas trafiği olduki hayranlıkla izledim.sahada öyle bir elano takımımız bu adamı anladığı zaman o zaman şaha kalkacaktır.rykard keşke kalsak 5 sene daha sözleşme yenilesek.adam beyfendi tam bir ekol biraz daha sabırlı olmamız gerek.güzel günler inşallah yakın.yarın olmasa bile yarından daha yakın yeterk sabır sabır sabır…

  56. Melih says:

    Selamlar.

    Bütün gün bilgisayar ortamından uzak olacağım.
    Bu yüzden bekleyen yazıları edit etmeden ve yorum yazmadan yayınlıyorum.
    Beni anlayışla karşılayacağınıza eminim.

    Sevgiler.

    Melih

  57. Emrah Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Yazımda, bu gözlemi İLK YARI için yaptığımı eklemeyi unutmuşum, pardon.

    Verdiğin istatistikler benim söylemek istediğimi direk veya dolaylı bir şekilde yalanlamadığı gibi, doğruluyor.

    Hakan Balta (54), Servet Çetin (57), Mehmet Topal (78), Uğur Uçar (45). Bu olumlu pas rakamları, zaten kendi aralarında paslaşırken artıyor. Balta Servet’e veriyor, Servet Topal’a… Amaç orta alanı geçmek olunca, verdiğin ikinci istatistikler çıkıyor ortaya:

    Hakan Balta (18), Servet Çetin (13), Mehmet Topal (18), Uğur Uçar (11).

    Hadi Uğur’u geçtim, çünkü kendisi ofansa çok katkıda bulundu. Yaptığı kötü ortalar ve ofansif katkı çabaları istatistiklerine hatalı pas olarak yansıdı. Peki ya diğe defans oyuncuları orta alanı kaç defa geçti? Peki bu top kayıpları nasıl ve ne zaman oldu? Çok basit; TOPU İLERİ ŞİŞİRMEK ZORUNDA KALDIKLARI ZAMAN.

    Ben, ilk yarı boyunca defans bloğunun topu ileri taşımakta zorlandığını apaçık gördüm. Zaten son maçlarda, sıradan takımların basit pres oyunlarına karşı topu bir sonraki bölgeye taşımakta ne kadar zorlandığımızı itiraf edebilirsek, söylediklerimdeki gerçeklik payı o denli anlaşılır.

    Kısaca ve BENCE, orta üçlünün, hatta ileri üçlünün sağ ve sol kanadı defanstan top almak için yeterince boşa kaçmıyor, top istemiyor, defansı kaderiyle baş başa bırakıyor.

    Bir maç için bu kadar söz yeter, önümüzdeki maçlara bakalım:)

    Sevgiler.

    (Emrah selamlar. Şimdi sana başka rakamlar daha vereceğim defans oyuncularımızın kimlere pas verdiğini gösteren.

    Hakan Balta: 12 pas Arda’ya, 7 pas Elano’ya, 6 pas Nonda’ya, Keita’ya 1 pas, Kewell’a 15 pas, Servet’e 9 pas
    Uğur Uçar: Mehmet Topal’ 14 pas, Mustafa Sarp’a 4 pas, Barış’a 4 pas, Kewell’a 4 pas, Keita’ya 2 pas, Nonda’ya 3 pas, Elano’ya 5 pas, Arda’ya 7 pas.
    Servet Çetin: Hakan Balta’ya 13 pas, Mehmet Topal’a 13 pas, Barış’a 3 pas, Mustafa Sarp’a 2 pas, Kewell’a 12 pas, Elano’ya 3 pas, Arda’ya 5 pas
    Mehmet Topal: Hakan Balta’ya 4 pas, Servet Çetin’e 20 pas, Uğur’a 15 pas, Barış’a 8 pas, Mustafa Sarp’a 12 pas, Kewell’a 3 pas, Nonda7ya 3 pas, Elano’ya 6 pas, Arda’ya 3 pas.

    Bence fena bir tablo değil.

    Bir de bu rakamları okurken şuna dikkat etmek lazım. Aslında bizim oyun şablonumuz stoperlerin kanat beklere, onların da kendi bölgelerindeki orta saha futbolcusuna pas atarak oyun kurmaları.

    Sevgilerimle. Melih)

  58. gkks Demiş ki:

    Herkese Merhaba,

    Biraz geç oldu ama dünkü Bjk-CSKA Moskova maçını izledikten sonra yazma ihtiyacı hissettim. Maçı kazanması gereken bir takımın 9 tane savunma oyuncusu ile çıkmasının ardından fark ettim ki, Frank Rijkaard gibi bir hocaya ve onun Galatasaray’da yaratmak istediği oyun sistemi içinde şükür etmem gerekiyormuş. Bu yolda olsun maçları kaybedelim. Ama inanın sonunda kazanan Galatasaray’ımız olacaktır.
    Sevgi ve Saygılarımla.

    (Selamlar. İBB maçında Elano’nun ya da Arda Turan’ın yerine niçin Emre Aşık’ı almadığı için eleştirilen Rijkaard’ın sisteme sadakati tek başına övgüyü hak ediyor. Bir de Türk futbol tarihinin dinozorlarından birisi olarak şunu söylemem gerekiyor ki ilk yılında rahmetli Derwall medyanın gücü karşısında çok geri adım atmak zorunda kalmıştı. Hatta şöyle bir örneği paylaşmak isterim. Eskiden PAF maçları normal lig maçının iki saat öncesinde yapılırdı. Bir gün Hıncal Uluç PAF maçını seyretmiş ve Erkan Ülür’ü beğenmiş, bunu da yazısında yazıp sormuştu: “Derwall görmüyor mu futbolcunun ne kadar iyi olduğunu?” Ertesi hafta Erkan Ülür A takımla maça çıktı. Sevgilerimle. Melih)

  59. Melih says:

    Selamlar.

    Bu haftaki Yalnız Futbol’da Caner Eler’i konuk ettik.
    Ve Elano’nun geçmişi ve futbol zekâsı konusunda önemli katkılar sağladı.

    Eğer yarın (yani bugün) fırsat bulursanız seyretmenizi öneririm.

    Sevgiler.

    Melih

  60. cemkorkmaz Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi,

    İbb karşısında oynadığımız futbol senin de söylediğin gibi 60-75 arası oynadığımız futbol gerçekten çok iyiydi ve çok umut vericiydi. Bence bu maçta takım panik yapmamayı öğrendi. Bence bu çok önemli olay. Her ne olursa olsun oyun disiplininden kopmamız gerek ve maçın başından sonuna kadar aynı şekilde oynamalıyız. Basında Rijkaard’ı suçlayanları anlamıyorum. Rijkaard her zaman sisteminden vazgeçmiyor. Ben son 3 haftada kaybettiğimiz 7 puana rağmen hala Rijkaard’ın arkasındayım. Şampiyon olmasak bile (ki ben şampiyon olacağımızı düşünüyorum) Rijkaard’ın arkasında duracağım.

    Biraz da Elano hakkında konuşmak istiyorum. Elano Galatasaray için çok faydalı oynamaya başlıyor. Son 2 maçtır (PAO ve İBB) takım için çok önemli işler yapıyor. Ben ikinci yarıda herkesin (sadece futbol gözüyle bakanların) Elano’ya hayran kalacaklarını düşünüyorum. Galatasaray doğru yolda ilerlemeye devam ediyor.

    Sevgi ve saygılarımla.

    (Cem selamlar. Meseleye devamlılık ve sistem açısından bakınca şöyle bir panoramayla karşılaşıyoruz. Sezon başında işleyen çarklar, daha sonra diğer takımların bu çarklara karşı aldıkları önlemler, Galatasaray’ın bu önlemlere karşı yanıtı. Yani aslında zaman zaman geriye düşüş olsa da toplam bir ilerleme var. Bunu inkâr etmek yanlış olur. Dolayısıyla dediğin gibi Galatasaray yolunda yürümeye devam ediyor hâlâ. Sevgilerimle. Melih)

  61. Akif Deniz Demiş ki:

    Melih Abi selamlar. Ulkenin tum medya organlarini inceledigimizde son zamanlarda Galatasaray’a karsi ilginc hesaplarin daha somut bir sekilde disavuruldugunu goruyoruz. Resmi sitemizden yapilan son aciklama da gosteriyor ki, yonetim bazinda da artik kimin Galatasarayli olup kimin Galatasarayli olmadigi ayriminin netlestirilmeye calisilmasi soz konusu. “Galatasaray Turkiye’dir” mottosu umarim konjonkturel niteliktedir ve terk ediliyordur zira Galatasaray Turkiye degildir. Farkli baglamlarda Galatasaray Turkiye’nin otesinde ya da onun alt kumesi seklinde tanimlanabilir. Ancak su gercek ki, merkeziyetciligi ve vatanseverligiyle ovunen Turk milleti kucuk hesaplari ugruna ulusal menfaatlarinden rahatca vazgecebilir. Bir Fransiz gibi degildir yani. Dolayisiyla Galatasaray ve Galatasaray olmayan ayrimi netlesmeli artik. Mali restorasyon, Galatasaray algisinin revizyonuna yonelik politikalarla kosut gitmeli bence ki bu Galatasaray’in kendi ic hesaplasmalarini da icerir.

    (Selamlar Akif. Dediğin şey çok önemli. Esas kimlik Galatasaraylılık’tır ve bu kimlik dinleröte, ülkeleröte, sınıflaröte, milletlerötedir. Yine dediğin gibi “Galatasaray Türkiye’dir” konjonktürel bir tanımlama. Ancak terketmeye de gerek yok kanımca, çünkü bu motto Galatasaray’ın Türkiye’deki büyüklüğünü (en büyüklüğünü) anlatır ve bu anlamda da doğrudur. Ama yine dediğin gibi Galatasaray Türkiye’dir tek motto olursa bu yanlıştır. Bu motto, “Batı’ya açılan pencere”, “amacımız yabancı takımları yenmek”, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” gibi diğer mottolarla birlikte güzeldir. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  62. sg_gs Demiş ki:

    Selamlar, galatasaray.com devreye girmeden once Yalniz Futbol’un kayitlarini ana sayfadan izleyebiliyorduk. Benim gibi yurt disinda olanlar icin acaba programin kayitlari bir sayfaya yuklenemez mi?

    (Selam Seçkin. Bunu yapsa yapsa bizim Uğur Karakullukçu yapar kendi sitesinde. Meraklı bu işlere. Bir konuşayım kendisiyle. Sevgiler ve selamlar. Melih)

  63. Mert Demiş ki:

    Uzun zamandır fırsat bulamıyordum.. Üst üste liderlikten vazgeçmemiz ve tabii ki oynadığımız kötü futbol sonucunda Antalyaspor maçı öncesinde gözlemlerimi paylaşayım istedim. Öncelikle Galatasaray’ın bence tempo, yani hız sorunu var. Son 2-3 maçtır yakaladığımız pozisyonları değerlendiremediğimizde sıkıntılı şekilde maçı takip ediyoruz, özellikle orta sahadaki o durağanlığı gözlemleyebiliyoruz. Ancak maçın sonunda istatistiklere bakarsak örneğin; Hakan Balta’nın Elano, Arda ve Kewell’a kaç pas verdiği gibi, ortada bir sorun görmekte zorlanıyoruz. Ama dediğim gibi Galatasaray’ın son bir kaç haftadır temel sorunu tempo yakalamak, top yapmak, hızlı pas trafiğini sağlamak. Sezonun başına dönelim, 3-4 golle kazanılan maçlar gözümüzün önüne gelsin. Galatasaray’ın gol pozisyonu üretmek, daha önemlisi gol atmak gibi bir sıkıntısı yoktu. Neeskens’in dediği gibi o açıdan biraz şansı da vardı yakaladığı pozisyonları iyi değerlendiriyordu. Maç boyunca iyi pas yapan, düz çizgide ilerleyen bir görüntü yoktu, zaman zaman tempoyu arttıran ve golleri bulup maçı koparan bir Galatasaray, hatta sonra yediği basit gollerle aynı maçı zora da sokabilen bir Galatasaray vardı sahada. Kayserispor maçını hatırlayalım. Çok zorlanmıştık, özellikle ilk yarıda. Rakibin kendi kalesine attığı gol, toparlanma, ikinci yarıda etkili futbol ve 4-1 lik sonuç. Benzer şekilde Denizlispor maçı, geriye düşüp 4-1′lik sonuç elde ettiğimiz. Yine ikinci yarı performansı.

    2-0 kazanılan Ankaraspor maçında yarım saate yayılan etkili futbolun sonucunda gelen galibiyet. Panathinaikos deplasmanındaki etkili başlangıç, erken goller ama ikinci yarıda verdiğimiz tonla pozisyon. Gaziantep deplasmanını da ekleyebiliriz bu zincire, Beşiktaş maçını da, Trabzonspor maçını da elbette. Tüm bu maçlarda takım maçın belli zaman aralıklarında -yarım saatlik ya da bir devrelik bölümler- yarattığı tempo, hızlı pas trafiği ve etkili ataklarla bulduğu goller sonucunda galibiyetler aldı. Fakat son haftalarda, özellikle Fenerbahçe maçı sonrasında bu konuda sıkıntılar yaşamaya başladık. Buna yorgunluk, maç trafiği, biraz konsantrasyon eksikliği gibi çoğaltabileceğimiz pek çok neden gösterilebilir. Oynanan oyuna baktığımızda, özellikle bize karşı 5 orta saha oynatan takımlar karşısında pozisyona girme konusunda sıkıntı yaşadığımız aşikar. Burada sadece top çıkarmakta ağır kalan savunmamızı eleştirmek de doğru değil. Orta saha oyuncularının geriye gelip top almaları ve akın başlatmaları gerekiyor. Sözünü ettiğim bu hızlı pas trafiğini artık oluşturmamız hatta geniş zaman dilimlerine yaymamız şart; çünkü bana göre Rijkaard’ın sisteminin temel gerekliliği bu. Bu sağlanmayınca olmuyor. Tonla eksiği olan İbb takımı biraz hakem biraz belki şansının da etkisi olsa da puan almayı başarıyor. Bana göre geçen senekinden daha kötü bir Bursaspor, maç boyu etkili oynayıp bizi mağlup edebiliyor.

    Rijkaard’ın sisteminden -ufak değişiklikler dışında- taviz vermeyeceğini düşünüyorum. Bu nedenle oyuncuların da kafa olarak artık buna alışıp, topu şişirerek ya da ezberden oynayarak değil, mümkün olduğunca kısa ve ayağa paslarla oynamaları gerekiyor. Bu oyun bireysel performansla ortaya konacak bir oyun da değil. Her oyuncunun bu mantalitede olması gerekli, adı üstünde total futbol bu. Takım tempo yapan, etkili pas futbolunu oynamayınca da, en ağır kalan ya da en çok pas hatası göze çarpan M.Topal, H.Balta, Nonda gibi oyuncular hemen eleştiri odağı oluyorlar.

    Bu akşamki Antalyaspor maçı, bana göre devrenin en önemli maçı. Bana göre Sami Yen’de Galatasaray ilk yarıdaki son maçını ne olursa olsun kazanacaktır. Önümüzdeki 3 rakibin son 2 haftada mutlaka puanlar kaybedeceği de düşünülürse -fikstüre bakıldığında bunun oldukça mümkün olduğunu görebiliriz- bu maçtan 3 puanla ayrılmak şart. Rakibin defansı oldukça zayıf; ancak hücumda çok etkili oyuncuları var. Başarılar Galatasaray.

    (Selamlar Mert. Gecikme için özür diliyorum. Dediğinde haklısın. Temposuz ve yavaştık Antalyaspor maçında. Ki pas hızı ve isabetli pas hızı istatistikleri de aynı şeyi gösteriyor.

    Son dönemki temposuzluğun temel nedeni belli. Takımın en hızlı üç futbolcusundan ikisinin (Baros ve Keita) devre dışı kalması.

    Yorumu geç okuduğum için tahminin ilk bölümünün tuttuğunu söyleyebilirim. Yani önümüzdeki rakiplerin puan kaybetmesi. Sanki bana öyle geliyor ki Galatasaray devreyi ikinci tamamlayacak. Gençlerbirliği izlediğim bir takım. Dediğin gibi hücumda iyi ayakları var ve zaman zaman inanılmaz pas futbolu oynayabiliyorlar. Ama şampiyonluk düşünen takımın bu maçı geçmesi gerekiyor bir şekilde. Sevgilerimle. Melih)

Görüşünüzü Belirtin:


    Yorum yapabilmek için üye olmak zorundasınız. Üye Girişi Yapın yada Üye Olun