Antalyaspor maçının ardından: Rijkaard’ın şifreleri ve “pasçılar”
Biz burada Galatasaray’ın oynadığı sistemin 4-2-3-1 veya 4-2-4 olduğunu iddia ederek şişireduralım insanların başını. Ya da Abdülkadir Keita hiç oynatılmaz mı tartışmaları üzerinden Frank Rijkaard’ı idam sehpasına itmeye çalışalım biraz daha. Ya da “Elano top toplayıcı olur” diye şişineduralım büyük bir gururla televizyonlarda.
Futbolun yaşayan en büyük ustası gelip yetişmesinde büyük emeği bulunan Rijkaard’la ilgili en önemli şeyleri söyledi duymasını bilen kulaklara.
“Açıkçası Galatasaray’la anlaştığında beni şaşırtmıştı” dedi bu büyük usta. Ardından da ekledi: “Yanlış anlamayın, Türkiye’ye para için gittiğine inanmıyorum. Emin olun Frank, banka hesabını Milan’da forma giyerken iyice kabarttı! Galatasaray seçimini başka bir şeyler kanıtlamak için yapmıştır… Frank, çok iyi bir teknik adam olduğunu zaten Barcelona’da kanıtladı. İyi de bir insan. Çok şey biliyor. En sevdiğim özelliği, kazanmak ona yetmiyor. Kazanmaktan daha fazlasını istiyor. Bence Galatasaraylılar onunla gurur duymalı.”
Rijkaard’la ilgili bu şifreleri veren futbolun yaşayan en büyük ustasının adı Johan Cruijff. Total futbol diye bir şey varsa onu mümkün kılan en önemli futbol insanlarından birisiydi futbolculuk ve teknik direktörlük günlerinde. Bugün ise total ve total olmayan futbolun yaşayan en büyük efsanelerinden birisi.
Ne dedi özetle Cruijff Usta?
- “Benim tanıdığım Rijkaard Galatasaray’a para kazanmak için gelmedi” demiş oldu. (Elbette bu Galatasaray’da para kazanmadığı anlamına gelmiyor Rijkaard’ın. Ama şu gözden uzak tutulmamalı: Tek amacı para kazanmak olmayan insanlar sayesinde ilerledi futbol. Ve de her şey elbette.)
- “Galatasaray’a bir proje olarak bakıyor Rijkaard” dedi. (Elbette her proje başarılı olacak diye bir kural yok, ama projesi olmayanların başaracakları hiçbir şeyin olmadığını da unutmamak gerek.)
- Ve de en önemlisi, “Rijkaard günü kurtaran bir insan değil. Bir sistem insanı o” demeye getirdi. (Kazanmak, arkasındaki bir sisteme dayanmıyorsa sadece günü kurtarmaktır futbolda. Kaybetmek ise bir sistem varsa arkada, sadece bir gün üzülünülecek bir şeydir aslında. Hele yarınlar adına korkulacak bir şey hiç.)
Büyük fotoğraf
Sistem, proje, yarınlar büyük fotoğraf elbette. Galatasaray’da futbolla ilgili her insanın her antrenmana, her maça çıkmadan ve gitmeden önce üzerinde düşünmesi gereken büyük fotoğraf.
Bir de günlük akış var nihayetinde. Günlük olaylar. Anlar, saniyeler. Yapılan hatalar, yenilen goller. Bunların sonucunda oluşan beraberlikler, yenilgiler. Bu sonuçların beyinlerin arka loblarında bıraktıkları tortular.
Zihinlerin takılıp kaldığı yer
Belli ki Galatasaraylı futbolcuların zihinleri geçen haftaki İBB maçının 90+4’üncü dakikasında yenilen golde kalmış. Öyleki geçen hafta sonunda İBB kalecisi Kenan Hasagiç’in maçın son dakikasında kullandığı serbest atış bir değil, tam üç gol üretti Galatasaray aleyhine aslında. Bir gol İBB lehine, iki gol de Antalyaspor hesabına.
Ve yine belli ki Galatasaray, serbest atışı karşılarken takımca ileri çıkarak rakip futbolcuları ofsayte düşürmeyi çalışmış biraz bu haftaki antrenmanlarda. Ama bunda başarılı olamadı Galatasaray 11’i. Bu yüzden de birbirinin benzeri iki gol yedi Galatasaray ve maça bir anlamda 2-0 yenik başlamayı da başarmış oldu ilginç bir biçimde.
Hollanda-Urugual maçındaki eşsiz an
Rakibi ofsayte düşürmeye çalışırken elde ettiği başarısızlık, Galatasaray’ın total futbolun hangi aşamasında olduğunun en iyi göstergelerinden biri aslında. (Futbol tarihinin dinozorları, Hollanda ulusal takımının total futbolun dünya prömiyerine çıktığı Uruguay maçını iyi anımsayacaklardır 1974 Dünya Kupası’nda. Hollanda’nın 2-0 kazandığı bu maçın en unutulmaz sahnelerinden biridir, bir Uruguay akınında portakal renkli 10 Hollandalı’nın bir kuş sürüsü gibi ileri atılarak Gök Mavili Uruguaylı futbolcuları ofsayta düşürmesi.)
Bir bilgisayar oyunundan çoğaltılmış gibi yenilen bu iki kopya gol Galatasaray’ı biraz bocalatsa da esas olarak Antalyaspor’un oyun planını bozdu. Şundan. Antalyaspor da beklemiyordu o iki kolay golü. Hele maçın hemen başında hiç.
Antalyaspor’un maç stratejisi
Türkiye’de takımların çoğu, rakibi bozmak için “reaktif futbol” oynadığından Mehmet Özdilek de önce Galatasaray’ı durdurmak üzerine inşa etmişti ana stratejisini. Bu plan doğrultusunda özellikle ilk yarıda daha çok geriye yaslanacaktı Antalyaspor. Ama bunu yaparken kendi ikinci bölgesinde rakibine sert basacak ve Bursaspor’un yaptığı gibi karşı atağa çıkacaktı hızla. Böylece hem yormuş olacaktı Galatasaray’ı, hem de sindirmiş.
Muhtemelen Özdilek de ikinci yarıda sonuca gitmesini planlıyordu Antalyaspor’un, Galatasaray karşısındaki bir çok takımın yaptığı gibi. Böylesi daha risksizdi, Galatasaray’ın son çeyreğe diri girmediği bir sır olmadığı için. Büyük bir olasılıkla ana planı buydu Özdilek’in.
Ancak planlanan zamandan önce Antalyaspor öne geçince, hem de iki farkla, strateji bir kenara itiliverdi bir anda ve skoru koruma telaşına düştü Antalyaspor. Bu yüzden de Galatasaray’ın pas futbolunu bozmak için daha fazla koşmak zorunda kaldı Antalyasporlu futbolcular. Daha fazla mücadele ettiler. Böylece planladıklarından çok daha fazla enerji tüketmiş oldular.
Özgüven sorunu
Belki ilk yarıyı 2-0 önde kapatabilseydi Antalyaspor, devre arasında stratejisini revize ederek takımının sahada tutunmasını sağlayabilirdi Özdilek. Ama olmadı. Özgüven sorunu yaşadı Antalyaspor. İki nedenden. İki golü, attıkları değil de Galatasaray’ın yediği iki gol olarak tasavvur ettikleri için özgüvenleri yükselmemişti zaten her şeyden önce. İkincisi, az da olsa Galatasaray’ın oyunu geriden kurarak yarattığı tehlikeler ve de Keita’nın kafasından bulduğu gol morallerini bozdu Antalyasporlu futbolcuların.
Devre arasında muhtemelen adı konmamış bir kaos hüküm sürüyordu Antalyaspor soyunma odasında. Özdilek büyük bir olasılıkla önce sıkı savunma yapmak, kazanılan toplarla da hızla atağa çıkmak için enerjisinin büyük bir bölümünün harcamış olduğunun farkındaydı takımının. Bu yüzden stratejisini üçüncü golü bulmak üzerine kurguladı devre arasında.
Galatasaray soyunma odasında da kaos hüküm sürüyor olmalıydı. Çünkü müthiş bir umarsızlık vardı ilk yarıda, kaos futbolu, bencillik ve kötü oyun. Rijkaard sadece takımın özgüvenini ve konsantrasyonunu yükseltmek için bir konuşma yapmış olmalı muhtemelen. “İlk yarı sadece bir kere ciddi paslaştınız, o da golü getirdi” demiş olmalı futbolcularına, “her topun kıymetini bilin ve pas futbolundan ödün vermeyin. Üstüste birkaç pas yapınca karşınızda direnecek hiçbir futbolcu ve takım olmadığının farkına varacaksınız.”
Sonrası biliniyor. İkinci yarıda bir kez ciddi paslaşınca yine golü buldu Galatasaray. Keita da bir kez zorladı kanadı ve ondan da gol çıktı. Böylece öne geçinceye kadar hemen hiçbir şey yapmadığı maçı çevirmiş oldu Galatasaray.
Büyük fotoğrafı hatırlayan var mı?
Bu maçın uzun uzadıya teknik analizini yapmaya gerek yok. Şundan. Belli ki Galatasaray’da büyük fotoğrafı ciddiye alan fazla futbolcu yok. Çoğu oyuncu günlük telaşların peşinde, anlık duyguların.
Bu umarsızlığı yansıtan küçük bir örnek. Aydın Yılmaz 75’inci dakikada dahil oldu maça. Arda Turan da 85’inci dakikada yerini Ayhan Akman’a bıraktı Antalyaspor karşısında. Küçük bir soru. Arda Turan maçta en çok pası hangi takım arkadaşına verdi acaba?
Söyleyelim, ama kimse de şaşırmasın. Arda Turan’ın maç içinde en çok pas verdiği Galatasaraylı futbolcu 10 dakika beraber oynama fırsatı bulduğu Aydın Yılmaz’dı. 10 dakika boyunca tam 5 kez pas verdi Arda Turan Aydın Yılmaz’a. Maçtan çıkıncaya kadar forvette beraber oynadığı diğer arkadaşlarına ise dörder pas attı Arda Turan.
Arda Turan, Keita ve Elano
Başka bir örnek. Abdülkadir Keita oyunda kaldığı süre içinde 2 dakika 41 saniye boyunca topla oynadı, Arda Turan ise 2 dakika 28 saniye. Bu süre içinde tam 55 kez topla buluşan Arda Turan 44 kez pas verdi arkadaşlarına. Keita ise topla 51 kez buluştu, 42 pas verdi.
Bir de Elano’ya bakarsak durum daha iyi anlaşılacak. Maç içinde 1 dakika 51 saniye boyunca topla oynadı Elano. Bu süre içinde de tam 54 kez topla buluştu ve 45 kez pas verdi arkadaşlarına. Yani hem Arda Turan’dan, hem de Keita’dan daha az süre topla oynamasına karşın her iki futbolcudan daha fazla sayıda pas verdi takım arkadaşlarına Elano. Hem de öyle vasatî paslar değil. Doğrudan oyunun kaderine etkide bulunacak derecede önemli paslar attı Elano maç boyunca.
Elbette her futbolcu benzer işlevlerle sahada yer almıyor Galatasaray’da. Her futbolcunun kendi yeteneğine göre katkıda bulunması isteniyor takım oyununa. Ancak Galatasaray’ın oynamaya çalıştığı oyunun temeli ise pas futbolu. Topu pas olarak koşturduğu ölçüde başarılı oluyor Galatasaray.
Ortalama atak süresi
Dönüp şimdi Galatasaray’ın maç boyunca ortalama olarak topu ne kadar süre ayağında tuttuğuna bakalım her atağında. Antalyaspor maçında Galatasaray’ın her atağı ortalama 10.24 saniye sürdü. Sezonun en kötü üçüncü ortalaması bu 10.24 saniye. Hele hele Galatasaray’ın maç boyunca Antalyaspor’dan ciddi manada baskı görmediği de hatırlanınca, daha da belirgin olarak ortaya seriliyor Galatasaray’ın pas özürlüsü olduğu gerçeği. (Kıyaslama yapmak için İstanbul’daki maçta Panathinaikos karşısında topa ortalama 13.54 saniye boyunca hükmetmişti Galatasaray her atağında.)
Şimdi artık daha iyi okuyabiliriz Rijkaard’ın maç sonu açıklamasını. (Önemli bir özelliği var Rijkaard’ın. Oyun hakkında hiçbir zaman yalan söylemiyor basın mensuplarına. Eğer Galatasaray iyi oynamışsa, “iyi oynadık” diyor Rijkaard, kötü oynamışsa da “iyi oynamadık.” Ne dedi maçtan sonra Rijkaard? “Takım ruhuyla kazandık maçı” dedi. Yani “bazı futbolcularımız ellerini taşın altına soktular ve maçı öyle kazandık” demiş oldu açıkça. Kimdi bu futbolcular?
Sayalım teker teker. Pas futbolu açısından Galatasaray’da Hakan Balta, Caner Erkin, Mehmet Topal ve de özellikle Elano mükemmele yakın bir oyun tutturdular. Onlara Harry Kewell, Barış Özbek ve Servet Çetin ayak uydurmaya çalıştı pas futbolunda. Bireysel performansta da Abdülkadir Keita skor üzerinde etkili oldu. Ama bu kadar işte.
Ne üst üste 10 pas izleyebildik bu maçta, ne de oyunun temposunu ayarlamak için açılıp kapanan bir Galatasaray. Üst üste izlediğimiz beş pas zaten ya gol olarak sonuçlandı, ya da gol tehlikesi olarak geçti kayıtlara.
Kazıcılar
Çanakkale’de savaşan Avustralyalı ve Yeni Zellandalı askerlere (ANZAC – Australia and New Zeeland Army Corp. – Avustralya ve Yeni Zellanda Kolordusu) “digger” denir tarihte. Yani “kazıcı.” Nedeni 25 Nisan 1915’te Arıburnu’nda karaya çıkan ANZAC birliklerinin denize dökülmemek için toprağın içine gömülmeleridir.
Öyküsü şöyledir bu “kazıcı” deyiminin.
25 Nisan 1915’te sabaha doğru top ve tüfek atmadan sessizce karaya çıktıklarında ANZAC birlikleri, karşılarında ciddi bir direniş bulmadılar. Birkaç mangadan oluşan Türk savunma birlikleri geriye atarak içlere doğru sızmaya başladılar büyük bir süratle.
Ancak yaklaşık 4 saat sonra solda 57′nci, sağda da 27′nci alaya çarptılar ANZAC birlikleri. Pek bekledikleri bir şey değildi bu. Çarpışabildikleri kadar savaştılar, direndiler. Ama dalga dalga saldıran 27’nci ve 57’nci alayın saldıları nedeniyle geri çekilmek zorunda kaldılar ANZAC’lar.
Çok sayıda ölü ve yaralı vermişlerdi bu ölüm kalım kavgasında. ANZAC’ların çıkarma yaptığı Arıburnu sahilinde büyük bir kaos hüküm sürüyordu. Yaralı askerlerle doluydu doluydu sahil ve onların haykırışlarıyla. Askeri açıdan en doğrusu filikalara yeniden binip geri çekilmekti. Ama intihar ahlamına gelirdi bu.
Çünkü sahildeki bütün birlikleri yeniden filikalarla geri almak yaklaşık 2 günlük bir çalışma gerektiriyordu ve bu süre içinde de Osmanlı Ordusu denize dökerdi onları. Bu durumu dikkate alan komutanları tarihe geçecek ünlü komutunu verdi onlara. “Dig in” dedi onlara, “dig in”, yani “kazın, kazın, kazın.”
Onlar da denize dökülmemek için toprağı kazdılar ve böylece güçlü bir savunma hattı oluşturdular. Osmanlı Ordusu ne kadar çabalarsa çabalasın, bir türlü denize dökemedi onları.
Pasçılar
Evet büyük fotoğraf sistemdir, yarınlardır, projedir. Ama bu büyük fotoğrafa gidecek yol da pas futbolundan geçer. Nasıl ANZAC’lar için şifre “kazmak”sa, Galatasaray’da projenin başarılı olması için de şifre “pas futbolu.” Eğer Galatasaray’daki bütün futbolcular tarihe “pasçı” olarak geçmeyecekse, ne yarın kalır, ne sistem, ne de proje. Ne de Rijkaard elbette.
Etiketler: Frank Rijkaard, Galatasara



Melih Abi çok güzel söylemişsin ama bu liderlikten memnun olmayanlar da oyundan her alındıklarında suratları 5 karış olacaksa, yani kendilerini düşünüyorlarsa ilk fırsatta gitmek istedikleri Avrupa kulüplerine satılsınlar. Bu takım tek kişilerin değil bir topluluğun hizmet verdiği bir takım, kimse tek başına kahraman olmaya çalışmasın.
Saygılar.
(Selam Anıl. Arda Turan ve Uğur Uçar’ı mı kastediyorsun. Ben bu asık yüzleri kendilerinden memnuniyetsizliğe bağlıyorum. İzmir’e sevgi ve selam. Melih)
Galatasaray’ın sezonun bu yarısında en önemli maçı olarak Kasımpaşa maçını gördüm hep.
Çok büyük iki hakem hatasının ardından geriye düşmemize rağmen, rakibin de çok sert oyununa karşı gelerek maçı çevirmiştik.
Takım olmak, sertliğe karşı gelmek, pes etmemek adına çok önemli bu maçtan sonra maalesef özgüven bunalımı yaşadığımız dönemler oldu. İsteğimizden bir şey kaybetmesek de zihnen bulandığımız dönemler oldu. Hakem hatalarına rağmen kazandığımızı unutup, saha içinde top yerine hakemle uğraştığımız, paniğe kapıldığımız dönemler oldu.
İşte bu maçın önemi tam bu noktada ortaya çıkıyor. Futbolcuların özgüven sorununu aşma yolunda çok önemli olmasının yanında, sezonun ortasına geldiğimiz şu haftada hala fiziken bu seviyede olmak Türkiye standartlarında oynanan futbol için çok önemli. Ayrıca takımın hala istekli olduğunu görmek çok güzel.
İşin olumlu tarafında bunlar var; ancak olumsuz tarafta da biriktirdiklerim var.
Antalysapor gibi zayıf bir takımın karşısında yine kopuk kopuk oynayabildik. Açıkcası bu beni üzüyor. Zemine ve ilk 20 dakikada yaşanan şoka bağlanabilir bu. Sanırım Galatasaray adına en hayırlısı gelecek hafta da galip gelip ara verebilmek. Galatasaray’ın futboluna bir iki düzeltme ve daha çok pratik gerekiyor.
Elano ise bildiğim, beklediğim Elano seviyesine yaklaşıyor. Takımın orta saha sıkıntısı giderilirse Elano’nun ceza sahasına daha fazla yaklaşmasını sağlayıp üretkenliğimizi arttırabiliriz.
Bence Rijkaard’ın sıkıştığı nokta şu:
Barış-Ayhan-Mehmet-Mustafa dörtlüsünden üç oyuncuya görev verirse takım atıl ve hücumu işlemeyen bir hal alıyor. Öte yandan Elano-Arda-Kewell-Keita-Baros-Nonda altılısından dördü oynarsa gol yiyen ama üreten ve zevkli bir takım izliyoruz.
Dengeyi sağlamak sorun, uzun vadede sağlanacağına inanıyorum. Sanırım bir iki transfer yapılacak.
Daha detaylı yazılması gereken çok şey var ama seni de yormayayım Melih Abi. Yazında da detayın hakkını verirsin zaten.
İyi geceler.
(Ardacığım selamlar. Epeydir görmüyorum seni buralarda. Umarım ve dilerim iyisindir. Bahsettiğin konularda çok konuşacağız. Sevgi ve selam. Melih)
Ben galip geldigimiz icin mutluyum, yazini heyecanla bekliyorum Melih. Benim sikayetim o tercuman arkadastan. Eleman Ingilizceyi gercekten konusamiyor. Bahri’nin sorularini yetersiz Ingilizcesi’yle farkli manalara gelecek sekilde sorabiliyor. Koskoca kulube hic yakismiyor bu aciz durum.
Sevgiler tum Galatasaraylilara…
(Selamlar. Emin ol tercümanımızın orada bulunmasının tek nedeni Frank Rijkaard. İnanılmaz memnun ondan. Yani kulübün bir suçu yok. Umarım beklentini karşılar yazı. Sevgi ve dostlukla. Melih)
Melih selamlar,
1- Caner’den sol bek olmaz. Acil bir sol bek lazım.
2- Aydın’dan hala ümitli misin?
3- Nonda’yı yıl sonu beklemeden parası ödenip devre arası acil gol yüzdesi yüksek, hava hakimiyeti olan sırtı dönük top alabilen, ilerde baskı yapabilen (güçlü) bir forvete alınmalı.
4- Acil akıllı, ayağına hakim, topu oyuna sokabilecek ve çabuk (hızlı) bir stoper’e ihtiyaç var.
5- Bir daha bonservis bedeli yok diye kaleci alınmamalı!
Bugün böyle bir defans çıkardı diye Frank’e de, tabii ki defansa da kızdım.
(Hocam selam. Aydın’dan hâlâ ümitliyim. Tıpkı 1997′de topun ağzında olan Okan Buruk’tan, 1998′de bitti denilen Suat Kaya’dan, 2000 sezonun başında Bursaspor’a satılmak istenen Bülent Korkmaz’dan ümitli olduğum gibi. Elbette bu dediğim Aydın’ı mutlaka kazanacağız anlamına gelmiyor. Ama futbolcu kaybetmek çok kolay, hele yetenekliyse. Sevgiler, selamlar. Melih)
Çok uzun zamandır sadece okuyorum abi, yorum yazmadım ne zamandır; tek bir sorum olacak bu ufak giriş için.
Elano Blumer bütünün önemli parçalarından biri mi oldu bugün, yoksa lider mi? Bence daha çok aradığımız parçaya dönüştü, geçirdiği sancılı haftalardan sonra…
(Selamlar Muzaffer. Sen de kayıplardansın.
Elano ilginç bir futbolcu. Dominant bir karakteri yok. Bu yüzden de ideal bir takım oyuncusu. Ama futbol zekâsı inanılmaz iyi. Bu yüzden de takımın gizli futbol lideri. Takım liderliğini ise Arda Turan’ın üstlenmesi lazım. Umarım açıklayıcı oldum. Sevgiler. Melih)
Melih Abi iyi geceler,
Her şeyden önce takımın hücum kimliğini tekrardan kazanması adına iyi bir maç oldu öte yandan bir takım yabancı meraklıları Elano’ya övgüler yağdırıp Arda’yı suçlar nitelikte konuşmasınlar. Elano iyi oynadı fakat yaptığı çok kritik hatalar tam hücuma çıkarken kaptırdığı toplar göz ardı edilmemeli ayrıca bu takımın lideri Arda Turan’dır. Atılan gollere bakılırsa bu net bir şekilde çıkar ortaya bu maçın yıldızı da Keita’dır. Saygılar sunarım…
(Ozancığım selamlar. Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki futbol milletlerin ötesinde bir spor. Dolayısıyla Elano’yu övmek yabancı hayranlığına gelmemeli. Bir de Elano – Arda ekseninde değerlendirilmemeli bu mesele.
Bence Antalya’daki maçın kahramanı Galatasaray adına Elano’ydu. Bir gol bir asistle oynadı. Elano’nun 11 pas hatası var. Arda’nın pas hatası sayısı 13, Keita’nınki ise 17. Bir de şunu unutmamak gerekir ki Elano ilk kez 97 dakika kaldı sahada bu sezon. Bu da maçın son anlarında pas isabetini düşürdü.
Bir de naçizane ben Elano’nun futbol lideri olduğunu düşünüyorum Galatasaray’ın. Takımın lideri ise elbette Arda. Sevgilerimle. Melih)
melih abi selamlar;
şimdi benim anlayamdığım/kabul edemediğim bir mesele var; galatasaray gerets ile şampiyon olduğu sene bir çok maça tek ön libero ile çıktığını ve ofans etme yeteneği fazla beş oyuncunun birlikte kullanıldığını hatırlıyorum. bu sene de aldı bir tartışma yürüyor ve biz özellikle orta saha oyuncularımızı hucum eden ve savunan diye ısrarla ayırıyoruz. rijkaard’ın da benzer şekilde barça’da yine tek çapa önünde larson guily deco ronaldinho ve eto’o'yu aynı anda kullandığı bir çok maç hatırlıyorum. 2009′un galatasaray’ına dair ise bu tartışma bir türlü bitmiyor. oyuncu kardeşlerimizin çalışma, kendini geliştirme, günümüz futbolunun seviyesini yakalama hatta geçme çabalarının yetersiz olduğunu düşünüyorum. şunlar oynarsa az gol yiyoruz bunlar oynuyorsa çok gol yiyoruz benzeri tartışmaların altında yatan patolojininde bu olduğunu düşünüyorum. savunma özellikleri gelişmiş topal – sarp gibi oyuncularımızın topu doğru kullanma adam eksiltebilme ve hucumu en doğru şekilde yönlendirebilme kabiliyetlerinin geliştirilemiyor olması veya arda gibi ülke futbolumuzun yıldızının topsuz oyun meziyetlerini de, top ayağında iken yaptıkları gibi dünya standartlarına ulaştıramıyor olmasının esas sıkıntı olduğunu düşünüyorum. (belirli bir yaştan sonra futbolcu meziyetleri gelişmez diyen varsa örneği çok; tugay, bülent, suat, hooijdonk vs.)
total futbol dediğimiz futbolun ulaştığı en gelişmiş düzey’de tanrının “pas” olduğunu defalarca kez vurguladın. dolayısıyla ben takımımızda pas yetisi gelişmiş kewell-keita-baros-elano-aydın-serdar gibi oyuncularımızdan beşinin ilk onbirde oynaması gerektiğini ve tek çapa ile de kadronun oluşabileceğini düşünüyorum. sen bu konuda ne düşünüyorsun?
(Selamlar. Esasında mesele tek ön libero, iki ön libero değil. Mesele takımın pas futbolu oynarken defansif kurguyu üst düzeyde sürdürmesi ve takımın boyunu kısaltması. Ve de her şeyden önemlisi, top sürekli olarak Galatasaray’da olursa, zaten en iyi savunmayı yapmış oluyor takım.
Geçen gün Antalyaspor’la Galatasaray’ın 2006′daki maçını izledim. Gerets dönemi. Evet tek önlibero var, ama tüm takım olarak inanılmaz serttik ve sahanın yer yerinde rakibi basıyorduk. Dolayısıyla bu kapsamda ön libero sayısı önemli olmuyor. Ama futbol olarak da inanılmaz kısır ve verimsiz bir futbol oynuyorduk.
Özetleyecek olursam Galatasaray’ın rol modeli Barça’dır ve Barça sadece iyi hücum yapan değil, takım savunmasını da iyi kotaran bir takımdır. Galatasaray da böyle olmayı hedefliyor. Sevgilerimle. Melih)
elano son iki maçtır müthiş oynuyor bir de frikik golü atsa tam olacak valla. keita da müthiş bir dönüş yaptı umarım bi daha kesilmez. baros da gelince cok daha iyi olacagız diye düsünüyorum. tahtaya ilk 11 yazılırken sakatlık-ceza yoksa baros-elano-keita üçlüsü yazılmalı ilk olarak. sanırım bu maç rijkaard’ı bir stoper istemesi gerektiği konusunda uyarmıştır, dört tane yerli oyuncuyla savunma dörtlüsü oluşturulmaz umarım kaliteli bir yabancı alırız aslında özellikle dünya kupası öncesi ara transferde birçok futbolcu takım değiştirmek isteyecektir. senin bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum melih abi.
saygılar fuat kadir yılmaz
(Selamlar Fuat. Öncelikle yeniden hoşgeldin diyeyim sana. Çünkü çok uzun bir süreden bu yana yoktun. Antalyaspor maçı Galatasaray’ın transfer politikasına da ışık tutan bir maç oldu. Eğer takım sol bekini stopere sürerek çıkıyorsa zaten bir stoperin transfer edileceği kesindir. Sonra Nonda’nın durumu da pek içaçıcı değil. Kaldı ki Keita Afrika Kupası nedeniyle yaklaşık 1 ay olmayacak ikinci yarıda ki Nonda da eklenebilir bu eksikliğe. Dolayısıyla hem kanat hem de santrfor oynayan birine kesinlikle ihtiyaç var. Bir de orta saha diyelim. Dolayısıyla üç tane futbolcu transfer edecek Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)
öncelikle selamlar. benim düşüncem lig arasında bazı futbolcularımız bu giydikleri formanın önemini anlamamanın cezasını çekecekler. Rıjkaard’ın saha kenarından oyunu izlerken memnuniyetsizligi belli oluyor yüzünden. Bir stoper ve top yapan ön orta saha oyuncusu alacagımızı düşünüyorum. Melih bey size sorum forvet olarak Baros’a alternatif mi yoksa yıldız kariyerli ve Boros’u kesebilecek yetenekte mi bir forvet alacagız? Şimdiden teşekkür ederim, iyi geceler dilerim.
(Selamlar. Ara transferde Baros’u kesebilecek bir forvet alabileceğimize pek ihtimal vermiyorum. Esasında gönlümden geçen Keita yokken Baros’un sağda, yeni transferin de santrfor oynaması. Bir önceki yorumda da belirttiğim gibi Rijkaard’ın hem kanatta hem de santrforda mükemmelen oynayan bir oyuncu transfer edeceğini sanıyorum. Bu oyuncu da Bursaspor’da değil. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi, yazında Baros’un yokluğunun bize hangi hucum zenginliklerini kaybettirdiğini de anlatabilirsen çok memnun olurum. Şimdiden teşekkürler.
(Selam Veli. Bunu yazacaktım ama uzun oldu diye kestim. Şöyle bir fotoğraf var önümüzde. Baros varken 18 maçta 12 gol atmış bir Nonda vardı kadromuzda. Oyuna girdiği anda Baros tarafından inanılmaz derecede hırpalanmış bir defans bulduğu için rahat gol atıyordu Nonda. Ama şimdi Baros kadar yıpratan olmadığı için rakip defansı, Nonda zinde bir savunma buluyor karşısında. Bu yüzden de Baros sonrasındaki 10 maçta sadece 2 gol atabildi Nonda. Yeterince açık sanırım Baros’un bu takım için ne kadar önemli olduğu.
Bir de şunu ekleyeyim. Nonda girdikten sonra net olarak golle sonuçlanabilecek dört atağımızı rakibe hediye ettik. Sevgilerimle. Melih)
Bir önceki yorumumda: “Elano, bu takımın total futbola giden yolunda kilit olacak” öngörüsünde bulunmuştum. Bu öngörünün en erken ikinci yarı kendisini gösterebileceğini düşünsem de ışıltıları artık göz alıcı olmaya başladı. Hala bazı isimler “Elano bugün çok didindi, çabaladı.” tarzında görüş bildiriyorlar. Bir süre daha bu inkar devam edecek. Kübler – Ross modelini hatırlayalım: İnkar, Öfke, Pazarlık, Depresyon, Kabul.
Kübler-Ross modeli aynı zamanda bu aşamaların bu sırayla yaşanmayabileceğini de söyler.
Önce ‘öfke’ geldi doğal sıralamadan farklı olarak: “Satılsın; o kadar para verildi geziyor sahada; Dos Santos’un yedeği; Elano Brezilya’da oynuyor da, Alex neden oynamıyor, aklım almıyor.”
Elano kendini gösterdikçe de ‘inkar’ safhası geliyor ve gelecek: “O kadar da iyi oyuncu değil; Bugün didindi biraz ama hala yeterli değil; Taraftar Elano’yu niye alkışlıyor?” Bu safha daha yeni olduğu için yeteri kadar örnek çıkmadı medyadan.
Sonra pazarlık başlayacak: “Kabul iyi ama Lincoln kadar oyuna etki etmiyor; Alex daha iyi bence.” temalı.
Yorumcular daha sonra depresyon safhasına geçip o lafları kendileri etmemiş gibi şöyle yorumlarda bulunacaklar: “Elano’ya kötü deyip gönderilsin diyenler oldu bu ülkede, adam milli takım oyuncusu, çok önemli adam. Bunları söyledik hep programda.”
En sonunda da mecburen kabullenme. İkinci yarıda Elano’nun bu takımı nasıl hızlandıracağını, bunu Keita ve Sabri gibi hızıyla değil oyun zekasıyla yapacağını göreceğiz diye umuyorum.
Sevgiler.
(Selamlar Tümer. Futbola çokdisiplinli bakmaya su taşıyan yorumun için çok teşekkürler. Böylece Kübler-Ross modelini de eklemiş olduk futbola. Elano konusunda sanırım vicdanı en açık platformlardan biridir Gayın-Sin. Bugün medyanın Elano gerçeğini sessizce geçiştirip Keita’yı yıldızlaştırma gayretini anlayışla karşılıyorum. Ama yarın dediğin gibi depresyon boyutunda şeyler yazılıp çizilecek. Sevgi ve selam. Melih)
selamlar..
geçen haftaki maçta elano blumer “geliyorum” demişti. nitekim fırtına kapımıza kadar geldi şiddetini arttırmaya devam ediyor.
defansa bir stoper, ileride ekstra ekstrem bir golcü ile kadro tamamlanmış oluyor baktığımda. bir sol bek daha ihtiyacımız olabilir. sorun değil idareten de olsa uzun dönemliğine de olsa devre arasında birileri alınacaktır ve takım içindeki dengesizlikler giderilmeye çalışılacaktır.
ama keşke bir zaman makinam olsaydı ve şu an, bir günlüğüne, galatasarayım’ın o ay yaptığı maçlardan birini izleyebilseydim. bu flashforwardın beni zevke boğacağından eminim.
sonuç olarak haftaya yenilebiliriz, sene sonu şampiyon da olamayabiliriz, uefa’da gördüğümüz son tur bulunduğumuz tur da olabilir. ama bu takımın kumaşı ve gitmekte olduğu yol paha biçilmezdir.
(Selamlar. Bence en kötü UEFA’da mümkün olan en ileriye gidecek bu takım. Çünkü mevcut kumaşı orada ilerlemeye daha elverişli. Bir de unutmamak gerekiyor ki Avrupa’da her takım kendi futbolunu oynamaya gayret ediyor, proaktif yani. Böyle olunca Galatasaray mümkün olduğunca ileri gider. Sevgilerimle. Melih)
Galatasaray’ın artık iyiden iyiye sistemini oturttuğunu ve takım oyununu sahaya yansıtabildiğini düşünüyorum. Bir anda 2-0 geriye düşmemize karşın ne topu şişirdik (Servet’in üst üste 3 kere uzun top atıp başarısız olmasını unutmamak gerek ama) ne de panik yaptık. Nonda girmeden 3 gol atmamız önemliydi. Nonda bence bu maçla birlikte kendine bir gidiş bileti ayarlamış oldu. Sercan Yıldırım transferi Galatasaray için hayati önem taşıyor olabilir, ikinci dönem Baros’un nasıl döneceğini bilmiyoruz. Tüm maçlarda oynayacağının da garantisi yok Baros’un. Dün takımdaki iki eksikten biriydi Baros. Öteki eksikse uyumlu bir savunma dörtlüsü.
Galatasaray’ın savunma dörtlüsünün çok uyumlu olduğunu düşünmüyorum. Emre Aşık ile Emre Güngör’den biri yaşı, öteki sağlık sorunları nedeniyle Galatasaray’da oynaması zor oyuncular. Zan’ınsa sürekliliği yok. Servet sakatlansa savunmanın hâli nice olur, düşünemiyorum bile.
Elano’nun dünkü performansı da ayrıca önemliydi. Xavi’nin Barcelona’da yaptıklarını yaptı Elano dün üç aşağı beş yukarı.
Total futboldan bahsetmek için henüz çok erken. Belki o seviyeye de hiç ulaşamayacağız. Ancak Galatasaray kendine güvenen, sistemli ve karakterli bir takım oldu. Dünkü maç bunun çok açık kanıtı. 2-0′dan deplasmanda maç çevirmek kolay değil. İkinci yarıya tren gibi girip şampiyon olacağımızı düşünüyorum. UEFA’da da en azından yarı final bekliyorum. Umarım tahminlerimden de daha iyi sonuçlar elde ederiz.
(Koray selam. Her ne kadar iyi onmasak da bir karakter maçıydı Antalyaspor karşılaşması. Eğer Galatasaray sezon sonunda şampiyon olursa, bu maçın özel bir önemi olacak. Bir de unutmayalım ki geçen sene hiç yenemediğimiz bir takımdı Antalyaspor.
Bir de bizimle ilgisi yok ama Antalyaspor inanılmaz kötü bir takım. Mehmet Özdilek bence fazla kıymet kazanmış bir teknik direktör. Oynadıkları yavan futbol dışında, beni Antalyasporlu futbolcuların “Kurtlar Vadisi”nden fırlamış tiplerle dolu olması da inanılmaz rahatsız etti. Sedat, Yalçın, Ömer, formasının içindeki Jesus yazılı tişörtü göstermek için “fuck” diye bağıran Serge filan inanılmaz itici insanlar. Ben sadece Jedinak’ı sevdim insan ve tip olarak. Bir de Orhan Ak yakışmıyor o takıma. Sevgilerimle. Melih)
Merhabalar,
Caner için ayrıca bir paragraf açmak istiyorum. Maçta dikine uzun veya kısa çok sayıda pas çıkarabildi bu çocuk. Biz onu genç takımlarda forvet arkasında solda görmeye alışmıştık. Caner’i kaybetmektense savunmacı olmadığı belliyken onu ilerideki rotasyona dahil edip bir sol bek transfer edebiliriz diye düşünüyorum. Eğer ileride kullanmayacaksak da kullanacak bir takıma göndermeliyiz bana kalırsa.
(Selamlar. Çok güzel bir teşhis. Ben şöyle bakıyorum meseleye. Jupp Derwall geldiğinde Semih Yuvakuran transfer edilmişti Bursaspor’dan. O sene oynayamadı, ama o takımın en vazgeçilmezlerinden biri oldu daha sonra. Caner Erkin de bence ikinci yarıdan sonra vazgeçilmezleri arasına girecek bu takımın. Çünkü Galatasaray’da oynamak için iyi bir futbol zekâsına ve yeteneğine sahip.
Bu yorumu onunla ilgili istatistikle süsleyeyim. Tam 58 kez topla buluştu Caner Erkin maçta. 40 isabetli pas verdi, 13 isabetsiz. Ben açıkça beğendim Caner Erkin’i. Sevgilerimle. Melih)
Günaydın Melih Abi,
Antalyaspor maçı öncesi son 3 maçımızı da kazanmış olabilirdik.
Manisa’dan 81′de yediğimiz tek gol, İBB’den 90+4′te yediğimiz tek gol şansızlığımızın göstergesiydi. Mesela Elano’nun İBB’ye 2 golü olabilirdi, keza Nonda’nın.
Hani sezon başında kazandığımız 5 maçı da kaybedebileceğimizi söyleyenler, bunlara da değinsinler eğer amaçları üzüm yemekse.
Ben, Antalyaspor maçının daha çok defansımız ve Rijkaard hocamızın defansımıza bakışı açısından MİLAT olacağını düşünüyorum.
Galatasarayımız’ın ikinci yarının başıyla beraber, total futbolun BACK kısmında çok büyük bir ivme yakalayıp 2. yarının en az gol yiyen takımı olacağı kanaatinde ve isteğindeyim.
Mağusa’dan sonsuz sevgi ve selamlar.
(Erdal Kardeş selamlar. Antalyaspor bu sezon kötü oynamamıza karşın puan kaybetmediğimiz tek maç oldu. Bu sezon maalesef Galatasaray kötü oynadığı bütün maçlarda puan kaybetti, hatta iyi oynadıklarında bile. (Eskişehirspor ve Sturm maçları.) Biz tabi kötü oynadık diyoruz ama toplam sekiz gol pozisyonu üretti Galatasaray. Rakip ise 6 tane. Ama bunlardan beşi ofsayt taktiğinin doğal ürünü. (Ki bunların dördü bence kesin ofsayt.) Kıbrıs’a ve Mağusa’ya selam ve sevgi. Melih)
Melih abi selamlar,
Bir takım olumsuzluklardan dolayı bu hafta maçı canlı olarak izleyemedim. TV’den izlediğimiz özet ise oynanan futbol adına pek bir şey ifade etmiyor. Ne kadar kısa olsa da izlediğimiz özette gördüğüm yediğimiz iki golde de çok ciddi hatalar var. Ben bunu geri dörtlünün ilk defa yanyana oynamasına bağlıyorum.
Takımımızda ise beni memnun eden noktalar var. Panathinaikos maçı ile başlayan tekrar toparlanman süreci, ne kadar Sayın Göcek müdahele etmiş olsa da, iyiye doğru gidiyoruz. Koşan, basan, takım olarak savunma yapan bir takım kimliğine kavuşuyoruz.
Arda konusunda ise benim de söylemek istediklerim var. Arda Turan Türk futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en iyi oyunculardan biri. Bunu kimse inkar etmiyor. Benim izlenimlerim, Belediye maçında tribünden özellikle takip ettim, pas vermeyi pek tercih etmiyor, kendisi içeriye kat etmeye çalışıyor. Pas tercihlerine gelince ise bunlarda Elano’yu neredeyse hiç düşünmüyor. Takımıza baktığımızda futbol zekası olarak Kewell ve Elano ilk iki sırada yer alır. Antalya maçında da gördük, 1. golde Elano’nun Kewell’ın önüne bıraktığı top. 2. golde Kewell’ın dokunmadığı ve Elano’yu direkt pozisyona soktuğu pozisyon. Bu iki pozisyon Kewell ve Elano’nun futbol zekalarının ne kadar üst seviyede olduğunun kanıtıdır.
Son olarak Baroş’u bekliyoruz. O da takıma katıldığında Elano’nun veriminin biraz daha artacağını düşünüyorum. Baroş’un önüne atacağı paslar ve Baroş’un rakip defansı bitiren koşularını izleyeceğiz.
Gençlerbirliği maçını kazanıp devreyi kayıpsız kapatmak dileğiyle
Sevgiler.
Melih ERTAN
(Selamlar adaşım. İlginç biçimde ikinci golün asisti Arda Turan’a yazılmış oldu, Kewell topu bıraktığı için. Ama olsun. Ona da yakışır asist. İkinci golde Elano’nun topu alışı mükemmeldi. İnanılmaz hızlı hareket etti. Golü de hızlı attı. Ömer muhtemelen sağıyla vurmasını bekliyordu, o soluyla hemen gönderdi topu. Bence o gol, Galatasaray’ın bu yıl hazırlanış olarak attığı üst düzey goller arasındaydı. Hakan Balta’dan Arda’ya, Arda ilk kez tek top oynadı ve pas attı Kewell’a. Sonrasında da gol geldi. Esasında attığımız ilk golde Kewell’un şutu kaleye girse, o gol bu yılki en iyi gollerimizden birisi olacaktı. Toplam altı pas yaptı Galatasaray o golde.
Üçüncü golde ise Mehmet Topal’ın uzun pası unutulmamalı. Dediğin gibi Baros olsa, Elano onu gol kralı yapar bir anda. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Selam Melih Abi.
Benca bizim bir değil iki tane defans oyuncusuna ihtiyacımız var. Gökhan sakatken onun yerine oynayacak Emre Aşık ve Emre Güngör de oynamıyorlar. Ayrıca bir solbeke ihtiyacımız olduğuda aşikar. Devre arasında kaliteli oyuncular bulmak belki sorun olabilir ama bence bu konuda bir harcama yapmamak gibi bir lüksümüz yok gibi. Belki bu konuda sizin bir bilginiz vardır.
Orta sahada ise en azından pas yapabilen bir oyuncu lazım bence. Barış her ne kadar pres yeteneği müthiş olsa da “hızlı pas trafiği”ne katkı yapabilme yeteneği yok. Bu oyuncunun Elano’ yu tamamlayabilmesi ise bence hayati bir öneme sahip takım için.
Şu Elano ilginç adam. Kewell’ a “Wizard of Oz” diyoruz. Elano da bana göre “Invisible Man”. Çok gösterişli bir futbolu yok ama bence onun sırrı bu. Öyle zamanlarda öyle öldürücü paslar atıyor ki herkes ters ayakta yakalanmış kaleci gibi kalıyor. Buradaki sorun bizim oyuncuların da böyle kalakalması. İşte bu anlarda gözler Milan Baros’u arayor. Elano bize ne kadar alışma sürecinde ise bence arkadaşları da ona alışma sürecindeler. Çok sabırsızız. Şu süreç bir an önce bitse keşke.
(Selam Emre. Esasında Baros’un sakatlanması Elano’nun yıldızının parlamasını da durdurdu. Çünkü Baros’a müthiş paslar atıyordu Elano. (Sturm ve PAO maçlarında Baros’a attırdığı iki gol.)
Tanımlaman çok güzel. Yani Invisible Man (Görünmeyen Adam.) Elano gerçekten gösterişsiz ama inanılmaz zeki futbol oynayan birisi. İlk altı dakikada üç tane müthiş pas attı 40 metre menzilli.
Ben iki defans oyuncusunun transfer edilmesinin doğru olduğunu düşünmüyorum. Nihayetinde Gökhan Zan’ın da düzelmiş halde geri döneceğini hesaplamalıyız. Bir de Semih ve Kara Murat var A2′den. Özellikle eski forvet oyuncusu olan Semih Galatasaray’ın oynadığı futbol (oyunu geriden kurma) için çok uygun. Kanımca kaliteli bir yabancıyla takımın yeteneği çok artmış olur. Keza orta saha için de geçerli bu. Orta saha için gönlümden geçen isim sakatlığı düzelmiş Marco Aurelio. Sevgi ve selamlar. Melih)
Selam Melih Abi,
2-0 dan geri dönüş yaparak maçı kazanmak çok güzel. İstanbul Belediye maçını bir nebze olsun unutturdular. Ben bir konuda bir şey söylemek istiyorum. Rijkaard hocamız bir sistem oturtmaya çalışıyor bildiğimiz gördüğümüz kadarıyla. Peki önümüzdeki seneler takımdaki bazı oyuncular muhtemelen olmayacak. Takımın iskeletinin kalıp kalmayacağı belli değil. Önümüzdeki sezon yeni oyuncular gelirse ondan sonraki sezon yeni oyuncular gelirse bu oyuncular sisteme adapte olabilirler mi? Mesela Servet bir gidecek bir kalacak, diyelim ki Servet gitti. Kewell gitti, Arda mutlaka gidecektir Baros son sene gidebilir, Keita ve Elano’nun durumları belli olmaz. Orta saha ise Mustafa ve Mehmet Topal dışında yok diyorum oyuncumuz yani bu muhtemel değişecek kadro ile bu sistemimiz ve yeni gelen oyuncularımızla tıpkı bu sezonda olduğu gibi bazı zorluklar sorunlar sistem oturma süreleri gibi sıkıntılar yaşanmaz mı? Bence de takıma bundan sonra yapılacak takviyelerin genç oyuncular olması ve şu anda takımda olan oyuncularımızın da en azından 1 yıl daha mutlaka takımda kalmaları gerekiyor. Devre arası yapılacak bir stoper bir Türk orta saha oyuncusu ile çok daha güzel bir takım olacağız inşallah.
(Burak selamlar. Burada birkaç faktör var önemli olan. İlki giden futbolcularla gelen futbolcular arasındaki kalite farkı. Burada bir sorun olmayacaktır, çünkü gelenler gidenlerden daha kaliteli olacaktır her halükârda. İkincisi gelecek oyuncuların Rijkaard’ın seçimi sonunda belirlenmesi. Ki bu da sisteme uyumlu futbolcular transfer edileceği için pozitif bir etkide bulunacaktır. Üçüncüsü de bahsettiğin kadar futbolcu gitmez Galatasaray’dan. Yani özetle, ileri gider sürekli Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi selamlar,
Bence güzel bir maçtı. Maç içinde hüznü, sevinci, hızlı hücüm denemelerini görebildiğim ve belki de yeniden takıma kazanma arzusunun en üst seviyede olduğu bir maç izletti Rijkaard’ın öğrencileri bize.
Oyuncular üzerinden futbol yorumu yapmak kolay ama dünkü maça bakaınca Barış ve Caner’in GS futbol takımının oyuncuları olmadığını düşünüyorum. Hani bir deyim vardır ya ; futbol takımımız bu oyuncuları taşıyamaz. Bence özellikle dün gördük ki GS takımı Caner’i ve Barış’ı taşıyabileceğini düşünemiyorum. Caner’in sürekli anlamsız uzun pas sevdası ve Barış’ın topla sürekli kavga eder gibi bir futbol anlayışının içinde bulunması anlıyamıyorum. Burada sarfettiğim cümlelerden dolayı Barış ve Caner’den kendi namıma özür dilerim. Nacizane kendi görüşlerim bunlar.
Melih Abi, Elano Blumer’in takım içinde daha aktif bir görev almaya başlaması ve giderek takımın oyun kurma yükünü sıtlaması ile, bu olumlu gelişme zannedersem Arda Turan üzerinde olumsuz bir etki yaratmışa benziyor. Neticede daha önce o pozisyonda izlediğimiz Arda’nın maç içinde daha pasivize bir görüntü çizmesine yol açmıyor mu? Belki de GS Arda Turan’ı satma planlarına karşılık takım içinde Arda’nın yokluğunu doldurmaya yönelik bir ön hazırlık olabilir mi ?
Son söz olarak Kewell hakkında bir şey söylemek istiyorum. Eğer GS’da altyapıda oynayan bir futbolcu olsam , örnek alacağım isimlerden biri kesinlikle Kewell olurdu. Tam anlamıyla gerçek bir kişilik. Ülkemize gelen en karakterli futbol insanalarından biri kendisi.
Sevgilerimle.
(Selamlar İlyas.
Caner Erkin ve Barış Özbek’ten başlayayım. Barış’ın pas oranlarına bakınca 10 isabetsiz, 28 de isabetli pas yaptığını görüyorum. Caner Erkin’in de 40 isabetli, 13 isabetsiz pası var. Caner Erkin takımın en isabetli pas yapan ikinci futbolcusu. Yani özetle, pek seninle aynı kanıda değilim bu iki futbolcu konusunda.
Elano konusunda da maalesef ifrat tefrite geliyoruz. Ya yerin dibine sokuluyor, ya da göklere çıkarılıyor. Bugün Milliyet’te imzasız bir haber okudum. Bu habere göre oyun kuruculuk görevini Arda yerine Elano yapacakmış. Bunu söylemek için biraz cahil olmak lazım. Galatasaray orta sahada 1+2 oynuyor. Elano da bu iki futbolcudan birisi. İkincisi Galatasaray’da oyun kurucu diye bir pozisyon yok. Üçüncüsü Elano 10 numara değil. Brezilya ulusal takımında o işi Kaka yapıyor. Yani nereden tutsak elimizde kalıyor haber. Lütfen bu tür haberlere itibar etmeyelim. Defalarca dedim. Bir gün takım şöyle çıkacak sahaya. Mehmet Topal + Arda Turan, Elano + Keita, Kewell, Baros. Yani Elano7nun oynaması için Arda’nın kenara itilmesine gerek yok.
Ayrıca Galatasaray’ın Arda Turan’ı satma gibi bir projesi de yok. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
Melih Abi,
Defansla ilgili öngörüm için bir konuya cevap bulmak lazım. Süreki Barcelona’yı seyredip, Galatasarayımız’la mukayese ediyorum. Yap/boz yapıyorum. Şunu söylemek mümkün; hem Barça’da hem bizde 3. bölge dediğimiz yerde parçalar (bana göre) çok tutuyor. Barça’da Messi, Henry, İbrahimoviç, Xavi.. Bizde Arda, Kewell, Baros, Elano. Mutlak farklı karekterleri var ama oyunun 3. bölgesinde her 2 takım da amaca uygun futbolu oynayabiliyor.
2. Bölgede, Iniesta eksiğimiz görünüyor.
1. Bölgede ise Puyol’umuz yok.
Yani total futbol ve takım defansı için gerekli 2 bölgede 2 ATEŞLEYİCİ eksiğimiz var.
1.’si defansı hem yönetecek hem ateşleyecek bir oyuncu, 2.’si hem orta sahayı, hem de defansı rahatlatacak 2 yönlü bir oyuncu.
Rijkaard hocamızın puzzle’lı devre arası doldurabilecek şansa kavuşabileceğini ümit ediyorum.
Sonsuz sevgi ve saygılar.
(Erdal her şeyi demişsin. Bana bir şey kalmadı. Sadece şöyle bir durum var. Arda Turan bizim Iniesta’mız. Messi’miz ise Keita. Sevgi ve selam. Melih)
Selamlar,
Bence bu maçın kazandırdıklarının başında;
1. futbolcuların elano’ya artık değer vermeye başladıkları
2. 2-0′dan maçı kazanmanın verdiği güven geliyor.
Asıl önemlisi kazanmak.
sevgiler
(Selam. Açıkça Elano’ya değer vermediklerini düşünmüyorum Galatasaraylı futbolcuların. Ama dediğini şöyle tercüme edebiliriz sanırım. Bu maç Elano’nun sahada ne kadar önemli şeyler yapabileceklerini gördükleri maç oldu Galatasaraylı futbolcuların. İkinci dediğin de çok önemli. Benim bildiğim 2001′deki Real Madrid maçından sonra ilk kez 2-0 geriden bir maçı kazandı Galatasaray. Bu çok önemli. Sevgilerimle. Melih)
Herkese SELAM olsun
Sevgili Melih abi bugün özellikle acıklama getirmeni istedigim birkac soru var
fakat belirtmek isterim ki takımımızın dün aksamki mücadelesi ve macı bırakmayışı beni en fazla büyüleyendi. Gecen maclara nazaran en önemli faktör buydu +1 saniye hızlı oynayabilmemizdi, 3 gol birden attıran belki de bir saniye yavas oynasak 1 golde de kalabilirdik tebrik ederim canı gönülden hepsini.
Şimdi en önemlisi benim için bu Arda’nın suratı niye asık derdi mi var dertlendiren mi, yönetim de cevresinde her neyse ben kaptanımı kaptırmışım bir seylere sanki?
İkincisi bu ligde bizim takımımız neden hep bu kördögüsü sevdasındaki takimlara karsı iyi niyetli kalıyor bunun sebebi her kuralın 30 santimden ele degen toplar dahil bizlere uygulanısı fakat aynı standardın baska yerde gösterilmeyerek bizi ince ince sindirmeleri midir? Bakıyorum bize calınan her karar kural dahilinde sayılabilir fakat Keita yandan iceri dalıp düsmediginde devam eden oyun sonrası Antalyasporlu kart görmüyor sebep? Yaptıgı hareket kart gerektirirken neden? Yani bunlar az buz seyler degiller dün aksam gene Kewell’ın korner posizyonu vardı:) Neden ? Nicin bu hakemlerimiz oradalar nicin? Bizlere kuralları uygular iken rakiplerimizi bundan muaf tutusları neden? Hatalara sözümüz yok, olur az olsun tamam fakat niye hep ibre bizi gösterir dün sakat adam cıkmadı diye iyi bir yönetim miydi seyredilen tekmeler yiyor oyuncularımız hem de centilmenlik dısı her posizyon neredeyse bir hareket var rakipte neden? Rakip artı hakem durumu sözkonusu her Anadolu macında o yüzden Kayseri’yi sadece tebrik ediyorum su ligde bizden 4 yedikleri gün dahi bile oynamak istediklerine hürmeten ettim de.
Konu dagılıyor iyi bir yazar degilim ancak nicin bizimle olan bu ugras nedir bu eziklik hali hakemlerde madem kuralları bukadar seviyorlar nicin standardı olamıyor bunu birtürlü anlayamıyorum. Hic önemli degil olan biten dersiniz belki ama benim canım yanıyor haksız sertligi gördügümde ve buna prim tanıyanları basımızda hakem diye gördügümde Elano, Kewell neden bu kadar tekmeleniyor sertlik ile terbiyesizlik arasında bir cizgisi yok hicbirinin yazıklar olsun bu zihniyete.
Son olarak bu denli heyecanlı bir Şifo nicin göremedik? Bir diger malum takım macında forma hizmeti dolayısıyla olmasın bu zihniyete de acırım. Sedat ikinci yarı frikik kullandı gördünüz mü nereye vurdugunu giden topun seyri anlattı her seyi bildiginiz sut çekti ama kaleye degil ceza sahası bölgesine sizce neden:)
(Fatih selam. Arda Turan’ın kanımca ne arkadaşlarıyla sorunu var, ne de yönetimle. Özellikle de yönetimle. Antalya Havalimanı’nda Adnan Polat’la baba-oğul gibilerdi. Arda Turan’ın temel sorunu şu sıralarda özel hayatıyla ilintili. Her gencin başına gelebilecek şeyler yaşıyor ve de bunu ilk defa yaşadığı için çok şaşırıyor, üzülüyor, seviniyor. Olur böyle şeyler. Biz zaten onu içindeki coşkudan dolayı seviyoruz, futboluna yön veren o coşkuyu. Biraz anlayış göstermemiz gerekiyor. Hepsi bu.
Hakemler meselesine girmiyorum. Galatasaray Galatasaray gibi oynadığı sürece kimse engelleyemez onu. Selam ve sevgiler. Melih)
Selam Melih ağbi;
Ben bu takımın bu şablonla Avrupa’ da kupalara çok da yakın olduğunu düşünmüyorum malesef.
Arda ile ilgili çok şikayetlerim var. Tamam çok seviyoruz alt yapıdan çıktı kaptan oldu ama büyüdükçe küçülmesini bilmeli.
H. Şükür’ün yapısına benzer bir yapısı var. O da çok duygusaldı hepimizin bildiği gibi ve takımda başka şeyleri ön plana sokmuşluğunu da biliyoruz; ama takım için varını yoğunu ortaya koyardı. Kötü de olsa o maçta elinden gelen oydu. Arda’nın da Hakan’a benzer bir yapısı var ego olarak; ama bir farkla, eğer takım Arda’sız iyi oynarsa ya da başka birisi önplana çıkarsa Arda sönüyor morali bozuluyor.
Tansiyonu yüksek maçlarda verdiği tepkileri bile kendi egosunu bu takımın önünde tuttugunun belirtisi. Maalesef uzun zamandır böyle. Bence içindeki rekabeti bitirmeli Arda. Rekabet duygusu insanı sömüren bir şey. Buna dikkat etmeli bence. Lider olmak istiyorsa herkesi dizip gol atmasına gerek yok, bu takımın işçisi olsun yeter. Sıradan olsun ama emek versin yeter. Fazla değil bu kadar.
Gömleklerine bile A.T 10 yapmasına gerek yok yani daha nedir ki bu kadar coştu.
F. Terim egosunu örnek alırsa yapabileceği bu kadar olur. F. Rijkaard egosunu örnek alırsa
yükselebilir. Umarım kendisi de farkındadır.
Ve Elano’ nun da klasik Brezilyalı topçu olmadığı çok belli. Gevşek bir yapısı yok. Fiziksel olarak zayıf sadece ama duygusal olarak savaşçı olduğu besbelli tavrından açıklamalarından.
Bir de Baros’ u bekliyorum dört gözle, hakeme atar yapmasını özledim. İsyanı özledim.
(Enver selam. Elano Brezilyalılar’ın Alman olanlarından. Fizik olarak da zamanla daha mükemmel hale gelecek. Mesela ilk defa bir karşılaşmada 90 dakika forma giydi bu sezon. Maç kondisyonu hızla düzeliyor.
Baros da bizim Cantonamız bir anlamda. O nasıl ki formasının yakasını kaldırıp meydan okurduysa rakiplerine ve hayata, Baros da benzerini yapıyordu bunun.
Arda Turan’a gelince. Ben onun bir ego sorunu yaşadığını düşünmüyorum. Sanırım özel hayatı biraz fırtınalı. Henüz 22 yaşında genç bir fidan. Zaman hepimizi eğip bükecek. En çok da onu. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
merhaba melih abi,
buraya yazdığım bir kaç yorumda elanonun bu ligin çok üstüne bir futbolcu olduğunu düşünüyorum demiştim, arda ile beraber oynayıp oynayamayacağını sormuştum. ben dün elano’yu izlemeye doyamadım. ters kanada 40-50 metre bir toplar atıyor, oyunun kurgusu değişiveriyor 1 sn içinde. çok merak ediyordum ne yazacaksınız diye, böyle bir başlık görüyorum şimdi. yazıyı merakla bekliyorum.
(Selam Kerem. Başkalarının kötülüğü Elano’nun iyiliğini gölgelemesin için fazla yazmadım Elano hakkında fazla bir şey. Bir de Elano bir takım oyuncusu. Başka futbolcuların yıldızını parlatıyor. Dolayısıyla Elano’yu övmek için tüm takımın iyi oynadığı bir maçı seçmek lazım. O maç bu değildi maalesef. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi bir de sorum olacak.
Fenerbahçe’de bir devre arası operasyonu yapılacağı konuşuluyor. Sen neler bekliyorsun bu operasyondan? Geçen yıl da böyle konuşuldu, devre arasında iki oyuncu transfer edildi, ama ikisi de neredeyse hiç oynamadı. Devre arası bunun için ideal zaman değil, ama sen neler bekliyorsun?
(Selam Koray. Bilmiyorum ama Fenerbahçe’de işler iyi gitmiyor. Hem model, hem disiplin olarak inanılmaz büyük skandalların içinde Fenerbahçe. Aynı şeyler bizde olsa, olağanüstü kongre kararı alınırdı. Ama medya inanılmaz üstünü kapattı hepsinin. Benim bildiğim Aziz Yıldırım bu sene şampiyonluğu kaptırmamak için her şeyi yapacaktır. Sevgi ve dostlukla. Melih)
Merhaba Melih Bey,
Arda ruhumuz,
1) Orta sahada hala rakibe baskı yok; yine gölge markaj ile sözde defans yapıyoruz. Rakip o bölgede dilediği gibi pas yapıp oyun kuruyor.
2) Barış’ın orta sahanın dinamosu olduğu birkaç maçtan sonra bu maçtaki dağınıklığı ve bir türlü top tutamaması yine gözlerimi orta sahaya endişeyle çevirmeme neden oluyor.
3) Şu defansı bir türlü istikrara kavuşturamadık. 4′lü devamlı değişiyor; offf…
4) Elano’nun formasını teriyle, kanıyla, dişini kırarcasına mücadele ve aklıyla oyunu bir o yana bir bu yana çevirivermesiyle almasını ise zevkle seyrediyorum.
5) Keita boğamız,
6) Kewell tecrübemiz,
7) Elano aklımız,
9) Rijkaard aşçıbaşımız.
Lezzetli yemekler yolda geliyor ama orta sahaya bir Yaya Toure ile defansa bir Pique gerekiyor…
Selamlar…
(10 Hagi:-)) Selam hemşerim. Kazasız belasız kendimizi devre arasına atsak başka bir şey istemeyeceğim. Ha gayret üç maç kaldı. Sonrasında derlenip toplanırız elbette. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih Abi.
Bu takım gollere niye sevinmiyor?
Ya da şöyle söyleyeyim. Yabancıların attığı gollere niye sevinmiyor?
Elano gol atıyor, orada gol sevincinde örneğin Mehmet Topal’ı niye göremiyoruz. Abartılacak bir sevinç beklemiyorum asla. Ama bir idman maçında gol atmışız gibi top filelere gittikten sonra yavaş adımlarla geri dönen oyuncularımız var. Bu beni çok üzüyor.
(Samet selamlar. Bence bunda deplasmanda oynamamız neden oldu öncelikle. İkinci neden de sadece üçüncü golümüz sevinelecek bir goldü bizi galibiyete taşıdığı için. Mesela Elano golü attığında skoru 2-2′ye getirmiş oldu. Yani önde değildik kısaca. ASY’de olsa Kewell’un golünden sonra onun kaburgalarını kırarlardı yere yatırıp üzerine sıçrayacakları için. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selamlar,
Yukarıda bir yorum için Aydın’dan ümitliyim, tıpkı Okan, Suat ve Bülent’den ümitli olduğum gibi demişsiniz.
Burada benzetilenler ile Aydın arasında hem durum hem de potansiyel olarak çok farklılık var. Ben sizin Aydın’dan ümitli olma halinizi Serkan Kurtuluş ve Yaser’den de ümitli olduğunuz günlerdeki duygu ve düşünceleriniz ile aynı sınıfa koyuyorum. O zaman sizinle zıt kutuplarda olduğumuzun altını çiziyordum. Şu an Aydın için de aynı şeyler geçerli. Futbol zekası çok düşük, sadece top ile hızlanma özelliği olan ama rakip takımın kapandığı anlardaki pas futbolunuzu uygulayamayacağınız oyuncu sınıfındadır Aydın.
Aydın, Galatasaray’ın vazgeçemeyeceği bir futbolcu olsun söz veriyorum istediğiniz mekanda size yemek borcum olsun.
Arada bir parlar ama sadece onlar kalır. Bu konuda Rijkaard’dan umutluyum. Geldiğinden beri yaptığı en iyi işlerden biri de potansiyeli olmayan adamları temizlemek oldu Volkan, Yaser, Serkan Kurtuluş gibi. Yakın zamanda da Aydın’a hakkını teslim eder diye düşünüyorum.
Saygılar…
(Selam Sacit. Çok büyük ihtimalle bana yemek ısmarlamayacaksın. Çünkü haklı çıkacaksın. Ama ben Aydın’dan hâlâ ümitli olacağım. Bunun nedeni de onun oyuncu karakteri değil. Benim Galatasaray’a bakış açım. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
Uzun süredir yazı bırakmıyorum buraya Melih abi. Universitemdeki vizeler vs.’den dolayı okumakla yetiniyorum sahaserlerini.
Ama bu sefer bir yolunu bulup yazmam gerekir diye dusundum, cunku aklima takilan sorularin biri iyice beni tirmaliyor.
Sorum su ki:
Galatasaray oyunculari bu Antalya deplasmaninda maci cevirdiklerinden dolayi inanclari ve ruhlarini sahaya yansittiklari icin kutlaniyor cogu platformda. Ama ayni Galatasaray iki haftadan beri “Ruhsuzlar takimi” diye anılıyordu yine aynı platformlarda.
Ne oldu da degisti her sey. Yoksa hafta ici Rijkaard’in hafif aba altindan gosterdigi sopa miydi bu haftaki oyunun sebebi. Eger oyle ise her hafta birilerinin bu oyunculara islerini ciddiye almalarini mi soylemek gerek?
(Selam Göksu. Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki, Galatasaray Bursaspor, Manisaspor ve Antalyaspor maçlarında benzer bir futbol oynadı. Bu gücü yettiğince oynayan bir takım karakteriydi. İBB ve PAO maçları ise bence farklı. Galatasaray İBB maçında ciddi manada güzel futbol oynamıştı. Keza PAO maçında da. O açıdan bakınca durum farklılaşıyor. Yani Rijkaard Antalyaspor maçı sonrasında kızmış olmalı onlara, öncesinde değil. Selam ve sevgiyle. Melih)
Selamlar ,
Hep konustugumuz gibi devrimler kansız olmaz.
Mutlaka cok acı cektik ve daha da cekiceğiz.
Ben kendi adıma ne kadar kendimi hazırlasam da, aldığımız saha ici sonuclarından sonra cok
uzuldum, aslında bunlar cok olagan sonuclar.Her takım bu gibi sonucları alır.
Ben FR’a bir konuda katılmıyorum, daha dogrusu o dogruyu yapıyor da dogru Turkıye’ye ve Turk futbolcusuna uymuyor. Bizde profesyonellik olmadıgından kendı kendıne calısma alıskanlıgı yok. Bizde kısaca elı sopalı adamlar(Fatih Terim) ıyı iş gorurler. Benim kızgınlığım buna. Biz hic mi kendi kendimize bir sey yapamayacagız hep coban mı lazım yani. Koskoca 3 haftayı heba ettiler. Benim inancım oydu ki şampiyonluk icin %50-60 yol almıs olacaktık.
Neyse FR da benim gibi dusunmus olacak kı mac donusu ızın vermeden calısmalara aslamıslar. Inanın mac kazanmaktan daha onemli.
Sabır ediceğiz baska care yok.
Benim bir sorum olacak ustam, transfer gundemımız var mı? Sizce ihtiyacımız var mı? Bana gore santrafor mutlaka almalıyız Nonda’yla olmayacagını biliyorduk ama Baros’un uzun surecek sakatlıgını dusunmemiştik.
Saygılar.
(Ahmetçiğim selamlar. Önce bir konuya açıklık getireyim. Galatasaray bu sezon bütün maçlardan sonraki gün hep antrenman yaptı. Ondan sonraki gün ise izin günü. Bu kapsamda Cumartesi günü antrenman vardı, dünü izinli geçirdi takım. Bu sabah yine antrenman var. İki antrenman yaptıktan sonra Graz’a geçecek takım.
Transfere gelince. Kanımca defansa ve forvete mutlaka transfer yapılmalı. Forvette zaten Baros sonrası ciddi bir gerilemeye girdik, bir de Afrika Kupası nedeniyle bir ay kadar Keita da olmayacak. Bu yüzden transfer şart. Aynı şey defans için de geçerli. Sanırım buralara transfer planlanıyor. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih Bey
Biraz zorlayarak da olsa (skor olarak elbette) en sonunda kazanmak, ve üstelik geri dönerek kazanmak gerçekten güzel… Görebildiğim kadarıyla Galatasaray sadece 2-0 geriden dönmedi, kazanma iradesine ve pozisyon üretkenliğine de döndü… Bunu sadece Keita’nın dönüşüne bağlamak da haksızlık olur bence. (Elbette bir diğer dönüş de o.) Katkısı ve performansı gerçekten çok somut bir oyuncu olmasına rağmen bence dün akşamın en güzel yanı FR’ın 2 çok önemli mesajıydı bence.
1′incisi Keita üzerinden ilkelerinden asla taviz vermeyeceğini ilan ve ispat etti bir kez daha… (Hem de kendi yönetimine)… Kaç haftadır puan kaybı pahasına Keita’nın FB maçındaki sorumsuzluğunu es geçmedi, ki bundan böyle sanıyorum ve diliyorum ki, Keita’nın kendisi de dahil hiç kimse vazgeçilmezliğine inanıp kişisel disiplinsizliker yapamayacaktır.
2′ncisi elindeki kadroyu her türlü kombinasyonda dahi aynı sistem ve mantıkla oynatma iradesini yineledi. Elano’yu kazanmak için de sisteminden vazgeçmedi, sahada orijinal olarak forvet yok diye de… Tıpkı orijinal stoperlerden biri yok olmasına rağmen defans kurgusunu bozmaması gibi.. (3-5-2′ye de geçebilirdi Emre Aşık’ı da oynatabilirdi). Kısaca elindeki malzemeyi kafasına göre şekillendirme hususunda inat ve inancı apaçık ortada.
Bu tür kişiliklerin kırılganlığı, zor zamanlarda maalesef artar. Tavizsizlik ağır bedellere dönüşür. Hele bu ülkede. Umarım sezon başındaki istikrar ve doğruya evrilme süreci geri dönmüştür. Onun gibi inatçı ve tavizsiz olan Fatih Terim’i ilk yılında kurtaran Hagi olmuştu. Umarım Elano, Hagi’nin Terim’e sağladığı ferahlığı FR’a sağlar ve Arda Terim’in Emre’si olur. (Zaten gönülden Galatasaraylı olduğu için Emre gibi taraftarın gönlünde sızı da yaratmaz, eğer bir gün gitse bile)… Ve umarım yönetim seneye yeni bir Popescu hediye eder FR’a.. Tıpkı Terim’e ettikleri gibi…
Bence dün akşamın son ve en önemli dönüşü sezon başından beri, 1996′dan bu yana oynadığı şablondan farklı bir şablona geçmeye çalışan takımımızın geçiş dönemi zorluklarından birini daha aşma yoluna girmiş olması. Yani bu ülkeye sistem ve istikrarı öğreten Galatasaray zihniyetinin geri dönüşünün başlangıcı olacak dün akşam. Sistemler değişebilir ama sistemin kendisine inançlar değişmez. Ne zor anlarda ne kazanırken. “B” planı öngörülemez olağandışı şartların zorlaması ile denenmesi gereken zorlamalardır diye düşünüyorum…
Sabır, inanç, ahlâk ve akıl… Umarım futbolun içindeki tüm aktörelere eşit olarak bulaşır bundan böyle. Tıpkı FR gibi, Kewell gibi.. Galibiyetlerinden, gollerinden çok duruşları ve geriye dönük bütüncül değerlendirmeleri esas aydınlatıcı olan. Kısaca sürüdürülebilirlik… İstikrar…
Sanırım 0-2′den geriye 3 golle değil, kendimiz ile döndük… Hoş bulduk…
(Selamlar Murat Bey. Güzel yazınız için teşekkürler. Biraz geciktiğim için de özür dilemek istiyorum.
Rijkaard’ın mesajları konusunda hemfikiriz. Bundan böyle bir futbolcu pozisyon dışı kırmızı kart görmeden önce bir kez daha düşünmeli artık.
B planı aklıma şuna getirdi. Maçta bildiğiniz gibi Kewell santrforken Nonda’yı aldı Rijakaard, hem de sağ beki çıkararak. Pek takip etmedim ama bunun “Rijkaard B planını devreye zoktu, çift santrfora döndü” yolunda yorumlara neden olabileceğini düşünmüştüm. Belki de Galatasaray bu değişikliği 3-2 galipken yaptığı için bu yorum yapılmadı. Geride olsa eminim ki bu söylenecekti. Sevgi ve saygılarımla. Melih)
Merhaba arkadaşlar, kısa kısa aklıma takılan birkaç meseleyi sizlerle paylaşmak istiyor ve Melih Bey’in bu konudaki görüşünü almak istiyorum;
1.) Galatasaray Derwall ile ülkemizde bir futbol devrimi yapmıştı. Ancak Avrupa kupalarında takımın oyun oynama gücü Avrupa’da zirveye oynayan takımlara göre zayıf olduğu için mücadeleye dayalı savunma futbolu oynamaya devam ediyor ve bu futbola uygun takım kuruyordu.
Ancak Hakan Şükür’ün takımdan ayrılması ile birlikte hem ülkemizde hem de Avrupa’da top oynama, kendi oyun şablonunu sahaya yansıtma ilkesine göre takım oluşturulmaya başlandı. Bunu Fenerbahçe de denemişti, ancak onlar defansif özellikleri kuvvetli ve temposuz bir takım oluşturmuşlardı. Görünen o ki FB bunun devamını getiremeyecek. Bu nedenle futbolumuzda 2. devrimi yapmak sanırım tekrar bize nasip olacak.
2.) Yeni anlayışta yetenekli ve teknik oyuncuların sayısı takımda ve 11′de arttı. Bu takımın mücadele gücünü düşürdü. Geçen yıl oldukça ümitlendiğimiz sıçramayı yapmış bir Mehmet Topal ve pas futboluna uygun defans oyuncuları takımımızda olsa mücadele gücünün düşmesi pek de önemli olmayacaktı. Takımın tüm hatları topu gerektiği gibi sahada dolaştıracak yeterlilikte olacaktı. Ancak kulübün mali yapısı dikkate alındığında defans hattı ve forvet takviyesinin gelecek sezona bırakılması gayet normaldi.
3.) Maalesef Sabri ve Franco dışında defansımızda takımın oyununu tamamlayacak özellikte oyuncular olmadığı için sahadaki oyunumuz dirençli, savunma oynayan takımlara karşı çöküyor. Buna da aslında kızmamamız lazım. Biz UEFA Kupası’nı alırken rakibi presle bozup iyi savunma yapıp preste kazandığımız toplarla hücumada hızlı ve kalabalık çıkarak hedefe ulaşmıştık.
Sonuç olarak Ocak ayında ve önümüzdeki sezona girerken defansa 2, forvete 1 takviye yapılıp orta saha ve hücum hattı takımda tutulursa, dirençli ve bilinçli savunma futbolu oynayan takımlarıda rahat geçileceğine inanıyorum.
Melih Bey size sormak istediğim ise şunlar;
1.) Teknik heyet bu süreçte takımın başında olmaya devam eder mi? (Rijkaard bu sezon gidecek gibi bir his var içimde, haberler doğru ise iç açıcı değil)
2.) Yukarda yazdıklarıma inanıyorum. Ancak bu durumda Antalya maçı için ne demeliyim? Antalya ne katı savunma yapıyor ne de fizik gücü yüksek? Takım iyi de oynasa direkten dönen toplar gol olsa 2. Kocaeli faciası olacaktı.
3.) Hayal ettiğim gibi takımın eksikleri tamamlansa dahi oluşacak takım yine de fizik gücü yüksek, iyi savunma yapan takımlara karşı zorlanır mı?
4.) Ülkemizdeki defans ve mücadele futbolunu geçecek takım kursanız Avrupa’da başarılı olmak zor, Avrupa kupalarında iyi oynayan takımları oynayarak yenecek takım kursanız Lig’de işler yolunda gitmiyor. Takımımızın bütçesi ile her iki kulvarda başarı getirecek takım yapısı sizce nasıl olmalı?
5.) Bazı gazetelerde yazıldığı gibi takımda arkadaşlık ve yardımlaşma eksikliği var mı? Varsa bu sorun kim tarafından nasıl çözülecek?
(Selamlar. Kısa kısa yanıtlamaya çalışayım sorularınızı.
1. Cruijff’un da ima ettiği gibi Rijkaard bir proje doğrultusunda Galatasaray’ın başında. Bu yüzden gitmez. Lütfen medyadaki haberlere itibar etmeyin.
2. Antalyaspor maçı için biraz “şok maçı” denilebilir. Takım iyi başlamıştı aslında oyuna ve yenmek istediğini belli ediyordu uzun bir süre sonra ilk kez deplasmanda. Ancak yedinci dakikada gelen gol ciddi manada özgüvenini kaybettirdi Galatasaray’a. Bana sanki Antalyaspor bir gol daha bile atmış olsa Galatasaray maçı alırdı gibi geliyor. Çünkü o potansiyelini hep gösterdi maç boyunca.
3. Galatasaray sert oynayan takımlara karşı hep zorlanacak bu yıl. Ama bunu da oynaya oynaya aşacak. Unutmayalım ki geçen sene de pas futbolu oynuyordu Galatasaray ve rakibin sert oynadığı bütün maçlarda direnememişti bile takım. Bu sezon sert oynayan takımları da yenebiliyor.
4. Güzel soru. Geçen sene Avrupa’da iyi işler yapan takımın ligdeki durumunu iyi biliyoruz. Bence bu sene Rijkaard iyi bir denge tutturdu. Türkiye’deki sert futbola karşılık verecek de futbol oynayabiliyor Galatasaray, Avrupa için geçerli olan futbolu da. Şu anki envanter birkaç takviyeyle her iki kulvarda da sıkıntı olmadan yürüyebilecek kıvama gelir.
5. Ben Galatasaray’da yardımlaşma sorunu olduğunu hiç düşünmüyorum. Öyle olsa, çoktan tökezlemişti. Ama bir puan geriden yarışın içinde takım. Avrupa’da da işler iyi gitti hep.
Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Takımın eksikleri gün gibi ortada.[Acil olanlar] Bir defans, bir forvet ve bir orta saha. Takımdaki 5-6 isimle devre arası ayrılmak en güzeli, olmayacak çünkü bazı futbolculardan takımımıza fayda gelmeyeceği açık, hiç uzatmaya gerek yok.
Üç tane sorum var benim, istediğin sorudan başlayabilirsin
1- Arda oyundan çıkarken kaptanlık bandını yerine girecek olan Ayhan’a değil M. Topal’a verdi. Bildiğimiz gibi Ayhan takımda 2. kaptan. Sizce bu öylesine bir dikkatsizlik miydi yoksa Ayhan’ın bileti yönetim ya da Rijkaard tarafından yavaş yavaş kesiliyor mu? Kaptanlık Galatasaray takımında önemli bir konum olduğundan ben bu konunun dikkatsizlikle açıklanabileceğini pek düşünmüyorum. Bu konuda ne düşünüyorsun?
2- Nur topu gibi bir yeniçeri ağamız oldu hayırlı olsun camiamıza. Medya bir yandan, yönetim bir yandan, taraftar bir yandan, biz kendimiz yarattık bu sahadaki yeniçeriyi. Bu konuda çok fazla konuşmak istemiyorsun tahminimce ama bir iki cümle duyarsak senden sevinirim. En azından düşüncelerini merak ediyorum.
3- Devre arası iyi transfer yapmak zordur genelde her takım için. Takımımızın eksikleri bilinirken görüşülen/düşünülen isimler muhakkak vardır. Sen az çok birkaç isim duymuşsundur. Bu isimler nasıl isimler? takımımıza gerçekten yarar sağlayabilecek, taraftarı da heyecanlandıracak türden isimler mi acaba? Malum dünya kupası var bu sene o nedenle o kupada oynamak isteyip kulüplerinde yeterli süreleri alamayan kaliteli bir futbolcu alabilir diye düşünüyorum.
Sevgilerimle.
(Ümit selamlar. İzninle ikinci sorudan başlayayım. Bir yanlış anlamayı hemen önlemek isterim. Ben Arda Turan ya da başka bir futbolcumuzun Yeniçeri olduğunu ihsas etmedim asla. Verdiğim örneğin arka planında şu yatıyor. Gerek Keita, gerekse de Arda Turan 3-2 öne geçinceye kadar dribling futbolunu yeğlediler kabaca. Halbuki Galatasaray bir pas futbolu oynuyor. Gerek Arda, gerekse de Keita takımı hemen kurtarmak istiyorlar. Ama mümkün olmuyor bu. Arda’nın Aydın’a beş pas atmasının nedeni 3-2 öne geçtikten sonra, skoru da korumak için pas futboluna dönmesiydi. Yanlış olmasın.
Birinci konu Arda’nın dalgınlığıydı bence. Zaten o gün Arda maçta yoktu pek. Ayhan Akman öyle hemen kaybedilecek bir futbolcu değil. İkinci yarıda izleyeceğiz onu.
Üçüncü konuda emin ol hiçbir isim duymadım. Zamanı gelince öğreniriz resmi siteden ve GSM’den. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Selamlar Melih agabey,
kafamda mactan sonra olusan sorularin cogunu yanitlamissiniz, o yuzden fazla yazacak birsey kalmadi. Sadece yorumlarda belirtilen defans oyuncusu ve forvet oyuncusu transferi ile ilgili olarak sormak istiyorum: Acaba su an Bayern’de kadroya giremeyen Hamit’le bir temasimiz oldu mu bilginiz dahilinde? Bence farkli bolgelerde oynayabilen, yabanci kontenjanini yemeyecek bir oyuncu. Onun disinda hem kanatta oynayabilen hem de Baros’un yerinde oynayabilecek bir oyuncudan bahsettiniz. Acaba Aydin bu gorevi yapabilir mi? Yani ileri ucta denenebilir mi acaba? Arda’ya nazaran defansi arkasina alip oynamayi daha iyi becerebilecegini dusunuyorum. Gecen haftaki yorumlarda Arshavin ornegi verilmisti. Sanki Arda’ya gore Aydin daha iyi becerir sirti donuk duvar olup hizla aralara kacmayi. Gol vuruslari da Arda’ya gore daha iyi bence.
(Selam Seçkin. Hamit Altıntop transferi konusunda bir bilgim yok. Ama kardeşiyle birlikte gelse müthiş olurdu. Aydın Yılmaz’dan bahsettiğin forvet tipi çıkmaz sanırım. Şu an için o iki pozisyonda da oynayabilecek yegâne Türk oyuncu Sercan Yıldırım. Ama o da çok zor. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selamlar;
Açıkçası oynanan futboldan dolayı üzgün değilim. Çünkü zemin çok kötüydü. Ona rağmen ilk yarıda çok organize ataklarımız oldu tehlikeli sınuçlanmayan. Ve burada başrolde Elano vardı.Bu takımın iyi futbol için Elano’ya ihtiyacı var.
Birde Caner sol iç olarak denenebilir mi sence?
Saygılar…
(Adilcem selam. Not almışım ilk altı dakikada Elano’nun stratejik üç pası var. Ancak golü yedikten sonra takım oyundan düştüğü için bu pas futbolunu göremedik bir daha. Ben zeminin bozukluğunun pek önemli olmadığını düşünüyorum. Soruna gelince, Caner Erkin rahatlıkla hücumda görev yapabilecek hızlı bir futbolcu. Herkes ondan sol bek olmayacağını söylüyor ama bence önümüzdeki yıllarda komple bir futbolcuya dönüşecek. Sevgiler. Melih)
Merhabalar Melih Abi,
Belirttiğin gibi aslında maç hakkında yazacak bir şey yok. Elano’nun sağa ve sola attığı inanılmaz paslar dışında övülecek bir şey yok ki kendi adıma bu performansına şaşırmadım. Çünkü bu adamın yeri içtir. Burayı okuyan herkes, burayla birlikte düşünen herkes de bu performansın bir gün patlayacağını bekliyordu bence. Agresif bir savunma ekleyince bir de son haftalarda kendine tadından yenmez bir iç oyuncusu oldu ki bana göre Colman ve Selçuk böyle bir oyuncuydu, Elano şimdi hepsinden iyi oynuyor bu oyunu.
Elano biraz da yardımcı rol oynamayı seviyor bence. Pek ön plana çıkmadan, daha çok arkadaşlarını koşturarak, onları topla buluşturarak. Buraya yazmıştım daha önce. Elano bu takımın sinirleri, damarlarıdır diye. Kan dolaşımını sağlar, kolu, bacağı uyarır. Hareket ettirir takıma.
Çoğu kez başrol oynamaz, ama başroldeki oyuncudan daha çok şey katar oyuna.
Kısa bir örnek verecek olursak;
Elano, Galatasaray’ın Morgan Freeman’ıdır.:)
Saygılar abi.
(Anıl selam. Bu zeki ve anlamlı yorumun için çok sağol. Bundan güzel anlatılamazdı Elano’nun katkısı. Sevgiler. Melih)
Merhabalar öncelikle,
Aslında defans olarak son 10 yılın en kötü defansıyla oynadık diyebilirim (maç performansıyla değerlediğimizde). Bunun nedeni ofsayt taktiğinden mi ileri geliyor? Ayrıca “ayağı top yapan stoper” diye bir stoper kimliği oluşturup hep o mevkideki eksiklik dile getiriliyor. Acaba Mehmet Topal stopere devşirilse bu pas trafiğini üstlenebilir mi size göre?
Yanıtlar için şimdiden teşekkürler.
(Merhaba. Aslında defansif olarak kötü değildi Galatasaray. Kötü bir defans dememiz için her Antalyaspor atağında savunmanın delinmesi lazımdı. Bu olmadı. Hatta hiç delinmedi defans Antalyaspor ataklarında. Verilen pozisyonların hepsi ofsayt taktiğinin sonucu. Burada da temel kurgusunun dörtte üçü değişikti defansın ve biraz normal karşılıyorum bunu.
Mehmet Topal hamleli bir futbolcu değil. Bu yüzden orta sahada defansif oynaması takım için daha olumlu. Mesela dikkatlerden kaçıyor ama üçüncü golde Keita’ya o uzun topu atan futbolcu o. Aynısını birkaç kez daha yaptı. (Bu konuda karşılaştırma için PAO maçı iyi bir örnekti. Gökhan Zan sakanlanıp çıkana kadar Cisse’yi kilitlemişti. Ama Topal geçtikten sonra oraya Cisse ve bir diğer futbolcuları üç kez aştılar Galatasaray defansını. Keza Topal İBB maçında da yaptı aynı hatayı.) Hızlı futbolcuları iyi marke edemiyor Topal. Daha doğrusu oyun içinde vücudunu rakibe yaslayıp oynayan bir stoper değil. Özetlersem Topal’ın orta sahada oynarken yarattığı avantajlar stoperde yarattığı avantajlardan daha fazla. Umarım açıklayıcı olmuşumdur. Sevgilerimle. Melih)
Merhabalar Melih Bey ve diğer arkadaşlar…
Sezon başından beri Gayın-Sin’i takip ediyorum. Yazılarınızı dört gözle bekliyor ve zevkle okuyorum. Şu ana kadar bir şeyler yazma fırsatı bulamadım ancak bilmenizi isterim ki aranızda olmak büyük mutluluk ve bundan sonra daha sık iletişimde olmaya gayret göstereceğim.
Melih Bey, kafamı kurcalayan bir iki önemli konu var. Birincisi transfer konusu. Galatasaray’ın transfere ihtiyaç duyduğu mevkiler zaten kendini belli ediyor ve bu konuda hemen herkes görüş birliği etmiş durumda. Üç bölgeye öncelik verilmek durumunda. Ancak Galatasaray’ı, hedeflediğimiz beklediğimiz futbolu oynama noktasında ileriye taşıyabilecek özelliklere sahip transferler yapılmaya çalışılacağı göz önüne alınırsa, üç bence ciddi bir rakam. Ve biliyoruz ki devre aralarında takımların bütçelerine ve istedikleri oyun karaktelerine uygun oyuncu alternatifleri oldukça az oluyor. Yorumlarda Sayın Koray Özdemir’in de belirttiği gibi ben bunun için doğru zamanın devre arası olmadığını düşünüyorum. GS yönetimi sezon başı transferleriyle bundan sonrası için çıtayı çok yükseltti. Devre arası beklentileri karşılayacak düzeyde oyuncular bulabileceğimiz konusunda endişelerim var. Takımın eksikleri var diye risk alıp, tatmin edici olmayan ve kısa sürede ayrılmanın çaresine bakacağımız transferle paraların sokağa dökülebileceği ihtimalinden çekiniyorum. Ve ben bir Galatasaraylı olarak, Galataray’ın yarınlarını parlak görmek isteyen biri olarak, bu sezon her türlü sonuca tahammül gösterip, takımın ihtiyaç duyduğu noktalara yapılacak transferlerin sezon sonuna bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Böylece daha tatmin edici isimlerle takımımızı devre arasına oranla çok daha fazla güçlendirebileceğimize inanıyorum. Bu konudaki fikriniz için benim önemli.
İkinci bir husus da şu Melih Bey: Rijkaard, Rijkaard’ın takıma kattıkları, katabilecekleri, GS’nin oyun sistemi, karakteri vs. konularındaki kişisel düşüncelerinizi buraya yazdıklarınızdan anlayabiliyorum ve bütün kalbimle destekliyorum. Güzel günler yolda görebiliyorum. Ancak hep dile getiriyoruz ya, bu dönem sancılı bir dönem olabilir, günlük kayıplarımıza değil uzun vadedeki kazanımlarımıza dikkat etmemiz lazım diye sıkça tekrarlıyoruz. Ve anahtar kelime sabretmek ya… Benim bu konuda büyük tereddütlerim var açıkçası.
Medyadaki çatlak sesleri görüyoruz. Bu ülkede işler kötüye gittiğinde medyanın yönetim üzerinde oluşturabileceği baskıyı biliyoruz. Yönetimle veya camianın önde gelen isimleriyle yakın ilişkileriniz var mı bilmiyorum. Ya da kişisel sohbetleriniz oluyor mu, oluyorsa yönetimimizn ve camiadaki diğer etkili isimlerin Rijkaard’ın arkasında durma noktasındaki dayanma güçlerini merak ediyorum açıkçası.
Ola ki bu sezon sonuç olarak istediğimizi elde edemedik. Sonuca değil GS’deki zihniyet devrimine odaklananlarımız olabileceği gibi sonuçtan memunniyetsizliklerini dile getirenler de olacaktır. Galatasaray camiası buna ne kadar sabredebilir? Rijkaard’a ne kadar sabredebiliriz. Ne kadar kredi verebiliriz? Rijkaard felsefesinin arkasında ne kadar durabiliriz? Bu konuda sizin koyacağınız tavrı ya da ne kadar destek olmamız gerektiği konusundaki fikrinizi az çok tahmin edebilirim ve size katılırım. Ama ben, insanlarla olan ilişkilerinizi, kayıt dışı sohbetlerinizi, duyumlarınızı, tecrübelerinizi göz önüne alarak, camianın göstereceği tavır hususunda öngörünüzü paylaşmanızı rica ediyorum.
Rijkaard’ı da kıymetini bilemeden ayrıldıklarımız arasında görür müyüz diye çok endişe ediyorum. Ve bu konuda gönlümü ferahlatmanıza ihtiyacım var sanırım.
Saygı ve hürmetlerimle…
Yakup Atasagun.
(Selamlar. Öncelikle yorumunuz ve övgüleriniz için çok sağolun. Bir Kafkasya terbiyesi seziliyor yazdıklarınızda.
Bahsettiğiniz konularda karınca kararınca düşüncelerimi paylaşmak isterim. O da şu.
Dediğiniz gibi devre arası, transferler için pek sağlıklı ortamlar oluşturmuyor. Ancak ben meseleye transfer değil, proje gözüyle bakıyorum ve Rijkaard’ın Galatasaray projesine katılmak için gelecek insanlar olabileceğini düşünüyorum.
Sağlıklı bir kafayla bakınca Galatasaray’ın her maça en fazla beş yabancı futbolcuyla çıktığını görüyoruz. Bu anlamda takımın ana iskeletinde doğrudan yer alacak altıncı bir yabancı şart. Ha o futbolcu şimdi mi gelir bilmiyorum. Ama şimdi gelirse Galatasaray’ın eli inanılmaz kuvvetlenir.
Ben Galatasaray camiasını uzaktan gözlemleyen bir insanım. Mevcut yönetimin devam etmesi durumunda Rijkaard’a her hal ve şartta tahammül edileceğini düşünüyorum. Ancak yönetimin değişmesi durumunda Rijkaard’la yolların ayrılacağını da çok net olarak hissediyorum. Sanki eğer yönetim değişirse, ağırlığı finansman yönetimine verecek insanların işbaşı yapacağını bunun da sonucunda sportif meselelerin ikinci planda kalacağını öngörüyorum. (Bunun ipuçlarını Ünal Aysal’la Levent Tüzemen’in yapmış olduğu söyleşide görebiliyoruz.)
Umarım bir yanıt olabilmiştir dediklerim. Sevgi ve saygılarımla. Melih)
Selamlar…
Aslında beraberliği yakaladıktan sonra bile yenilebilirdik. Sanırım bu daha acı olurdu ama sahada sadece gol yediğinde değil gol attığında da futbol oynama arzusu taşıyan bir takımın hakkı olmazdı bu. Antalyaspor gerçekten de beklemediği şekilde 2 gol buldu. Bu türlü 2 golü Antalyaspor’un atabilmesi buna karşın Pana’nın ya da başka bir Avrupa takımının atamaması ilginç. Hatta Galatasaray’ın Avrupa kupası maçlarında rakibe daha az pozisyon vermesi de ilginç. Kazanmak çok önemliydi ama sadece kazanmadık.
Belki gelecek adına da bir şeyler kazanmış olabiliriz.
Saygılar…
(İdris selamlar. PAO hızıyla pozisyon yaratan bir takım. Antalyaspor altı pozisyon buldu ama bunlardan beşi net Galatasaray’ın ofsayt taktiğinin uzantısı ve çoğu da gerçekte ofsayt. Benim nezdimde Antalyaspor’un ürettiği tek futbol pozisyonu 90′ıncı dakikada Jedinak’ın üstten auta attığı top. Onun dışında oyunu geriden kurarak bir gol pozisyonu üretmedi Antalyaspor.
Bu maçta öncelikle Elano ve Keita’yı yeniden kazandık. Arda Turan futbolunun üzerine düşünürse, onu da yeniden kazanmış olabiliriz. Sevgilerimle. Melih)
selamlar melih abi. fikrinize ve klavyenize sağlık diyorum, bu mükemmel yazı için…
bu maçla ilgili bir değerlendirme yapmayacağım. siz ve aileniz zaten bu konuda yeterince doyucu analizler yapıyorsunuz.
benim merak ettiğim bir şey var: devre arasında, emre çolak, serdar eylik ve semih kaya gibi gençleri kadroya dahil etmek, yeni bir transfer yapmaktan daha mantıklı değil midir?
başımızda messi’yi onyedi yaşında olmasına rağmen, ronaldinho’ya ezdirmeden dünya yıldızı yapan bir hoca varken bu hiç de bir ütopya gibi gelmiyor bana.
bu arada seni sevgiyle selamlıyorum
(Merhaba. Ben de seni sevgiyle selamlıyorum.
Esasında dediğin doğru altyapıdan yukarı futbolcu geçirmek için. Ama şöyle bir durum var.
Altyapıdaki Hollandalı koordinatör (Van Derk) yeni göreve başladı ve tuhaf biçimde Galatasaray A2 takımının oyunu birden değişmeye yüz tuttu. Artık onlar da pas futbolu oynamaya çalışıyorlar. (Özellikle Boluspor maçının ilk yarısında pas rallilileri yapan bir takım vardı sahada.) Yani demem o ki, oradaki futbolcuların önce bir pas futboluna alışmaları gerekiyor ki, üst yapıya çıktıklarında daha önceki kuşakların yaşadığı sıkıntıları yaşamasınlar.
İkinci olarak Semih Kaya halen sakat. Dolayısıyla onun gelmesi imkânsız. Serdar Eylik zaten A takımda. Benim beklediğim üç isim var A takım alınacak. Emre Yüksektepe, Yusuf Akyel ve Alpaslan Erdem. (Son maçlarda Alpaslan Erdem forvet arkası olarak oynuyor ve iyi işler yapıyor.) Emre Çolak’ın ise maç içi disiplin meselesini halletmesi lazım. Görüşmek üzere sevgiler. Melih)
Johan Cruyff’un röportajını okumuştum.
Ben böyle ufak tefek bilgi veya konuşma türünden veri topluyorum. Eğer gelecekte iyi bir noktaya gelirsek ne gibi zorluklarla karşılaştık belgelensin istiyorum.
Sadece Rijkaard konusunda bir kaç gün önce farklı kişilerin ağzından dökülen sözleri sıralıyım;
Önce Lionel Messi Ballon d’Or ödülü aldıktan hemen sonra L’Equipe:
http://bit.ly/73UZfC
Ardından bir iki gün sonra Cruyff röportajından:
http://bit.ly/7f5lVK
Aynı röpottajın Neeskens ile ilgili bölümü:
http://bit.ly/5qt0GC
Ve bugün bile futboldan ve hemen herşeyden anladığını iddia eden über entel Hıncal Uluç’un yakın tarihlerde söylediği sözler:
http://bit.ly/6m0gNA
Evet resimlerde görüldüğü gibi sanırım futbola bakışımız ve kültür farkımız çok ortada.
Neyse. Antalyaspor maçına ilişkin söylenebilecek her şey söylenmiş.
Sonuçlar:
- Defansif anlamda iyi değiliz.
- Servet’in uzun top atma ihtirası neden ve ne zaman kabardı?
- Sakat olmadığı zamanlarını fazla göremediğimiz Linderoth sanırım kontratında var olduğunu tahmin ettiğim bir tazminat maddesi yüzünden hala takımda. Ve açık konuşmak gerekirse onu oynatmayı kimsenin düşündüğü falan da yok. Yani kontratını doldurup sepetlemeyi tezelden iple çektiğimizi düşünüyorum.
- Dolayısıyla dikine oynama becerisinin yanında topsuz alanda geriye çekilmeyi bilen kısaca Elano gibi zeki Mehmet Topal gibi iyi savunan ve Sarp gibi topsuz alanda doğru yerlere koşabilen bir ortasaha şart.
- Ayhan artık miadını doldurmak üzere. Sürekli geri pas atarak ligin en çok pas yapan oyuncusu kimliğini bir başkası alabilir.
- Emre Güngör ve Gökhan Zan’dan umut beklemek kimseye fayda sağlamayacak. Gökhan Zan’ın devamlılığını da zaten belirtmiş birileri. Keza iyi niyetli olduğuna inandığım Emre Aşık da emekli olmalı. Galatasaray bu üç isimle üç kişi eksik oynamak yüzünden çok şeyi kaybeder. Linderoth ile yeterince zaman kaybettik. Bunlar da eklenmemeli.
- Nonda hususunda yavaş çekim şut çalışmalarına Anadolu’nun güzide takımlarında devam edebilir. Zannedersem artık onu Arda da kurtaramaz. Eee Ahbap çavuş da bir yere kadar.
- Bence artık yönetim; “Milli takım defansı Galatasaray’da” gazıyla transfer yapamaktan vazgeçmeli. Özellikle yerli defans hiç almamalı. Milli takımın defansını toplamakla övünmeyi yersiz buluyorum çünkü milli takım, defans anlamında ne kadar başarılı ki o defans hattına sahip olmakla övünülebiliyor anlamak mümkün değil.(Zamanında Gökhan Zan konusunda fikrimi beilirtmiştim.)
- En az bir iyi yabancı stoper alınmalı bir de zeki dikine pas yapabilen ortasaha alınmalı derim. Forvet konusunda İskoçya liginde ceza sahası içinde etkili olan Glasgow Rangers’lı Kris Boyd ile ilgilendiğimiz iddia edildi. Pek ihtimal vermiyorum. Sercan Yıldırım iddiaları da gerçekçi değil. Sanırım kısa ama hızlı bir golcü alırsak Baros’u yedekleyebiliriz.
- Sanırım Serdar Eylik, Cem Sultan ve Emre Çolak da diğerleri gibi yalan oldu. Keşke Ziraat Türkiye Kupası’nda görsek onlar da kendilerini gösterse. Hayır böyle gamsız, isteksiz bir Aydın Yılmaz’ın varlığından daha iyidir bir Serdar Eylik.
- Arda Turan da menajerini dinlesin. Vakit öldürmesin buralarda. Biz onu abarttıkça o Hasan Şaş çizgisine doğru geliyor. Bir Tottenham veya Everton isterse hiç düşünmesin.
- Leo Franco’yu ise sanırım bundan böyle “o kadar para veriyoruz bari oynatalım” düşüncesinde sahada görmeye devam edeceğiz. Tamam geriden oyun kurmak bir meziyet ama rakibin kaleyi bulan şutu gol olmayacak türden bile olsa ne maçı izleyeni ne de takım arkadaşlarını rahatlattığı yok. Hatta top kaleye doğru geliyorsa ben artık kesin goldür diye fazla bakamaz oldum. Ufuk da yabancı kaleci aşkımıza kurban verdiklerimizdendir bundan böyle.
Gitmesi gerekenleri söyledim: Nonda, Emre Aşık, Ayhan, Emre Güngör, Linderoth.
Gitmesini yeğlediklerim var ki gitmeleri zor görünüyor hem ekonomik sebeplerden hem de başka sdebeplerde dolayı:
Leo Franco, Aydın Yılmaz, Hakan Balta.
Bir de gelmesi gereken: forvet, ortasaha, stoper.
(Ferhat selamlar. Önce gecikme için özür dilerim. Kısmen katıldıkların var dediklerinde, kısmen de katılmadıklarım. Ancak Gökhan Zan meselesi hemen kapatılacak bir dosya değil kanımca. Sevgilerimle. Melih)
İyi Pazarlar Melih Abi;
Birçok yorumcuyu hayretler içerisinde dinliyorum, üzücü olan ise, yaşını başını almış insanların bu kadar komplekslerine yenik düşüyor olmaları.
Birçoğunun eski futbolcu olmalarınında bunda etkisi olduğunu düşünüyorum.
Elano maçtan sonra “Hakkımda yapılan eleştiriler beni endişelendirmiyor” dedi.
Bu sözü benim çok hoşuma gitti. Kendini biliyor, neyi yapıp neyi yapamayacağını o zaten biliyor. Neden endişelensin ki. Sakinliği, duruşu, kendinden emin hali, başından beri siz de endişelenmeyin diyordu zaten..
Bazıları için, bir oyuncuya, iki günde “kötü” damgası vurmak ne kadar kolaysa, bu sözlerinden dönmek de o kadar kolay olur.
Rijkaard’ın Keita’yı oynatmayışını “Rijkaard kapris yapıyor” şeklinde yorumlayabildiler.
Onlar için her şey bu kadar basit işte..
Bütün bunlardan daha da üzücü olan ise, taraftarımızın “Lincoln geri gelsin” diyebilmiş olması..
Çok büyük sorunlarımızın olmadığını ve bunların hallolacağını düşünüyorum. Umutla ikinci yarıyı bekliyoruz.
Hücum oyuncularımız gerçekten parmak ısırttırıyor, Allah nazarlardan saklasın..
Selamlar
(Selamlar. Dediklerin maalesef gerçekleşmiş ama üzücü şeyler.
Temelde sokağa göre tavır almaktan oluyor bu.
Takım berabere kalınca ya da yenilince insanlar üzülüyor.
Daha eğitimsiz olanlar üzüntülerini abartıp insanları suçlamaya başlıyorlar.
İşte skor basını dediğimiz insanlar bunlara tercüman oluyorlar.
Onlar da hemen adam asmaca oyunu oynamaya başlıyorlar.
Oysa işi biraz daha derinlemesine bilenler ve olaylara daha geniş açıdan bakanlar için durum farklı. Bizim de uğraşımız bu. Bu farkı büyütmek ve artırmak. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Melih Ağabey merhabalar,
Maç hakkında yazına, ve değerli katılımcıların yorumlarına ekleyebileceğim pek birşey yok.
Şimdilerde en çok merak ettiğim, Galatasaray’ın devre arasını nasıl değerlendireceği. Transfer olarak bir beklentim yok. Bence dünyanın dev birkaç takımının kadrosunda yer veremediği için ucuza elden çıkaracağı futbolculara yönelebiliriz. Belki bu şekilde bir tane futbolcu alınması faydalı olabilir. Bu oyuncunun da tam anlamıyla “striker” tanımlamasına uyması gerekir. Baros’un senin de yazdığın gibi sağ kanatta oynayabileceğini de düşünürsek en yerinde transfer bu olabilir. Ama kesinlikle Sercan gibi Türkiye’nin futbolcu piyasasındaki çarpıklıklardan dolayı fiyatı şişen oyunculardan uzak durmalıyız bence.
Esas beklediğim devre arasındaki “reeducation” kampı! Ben Rijkaard’ın devre arasında, orta sahada çok da verim alamadığı Mehmet Topal’ı ve ofansa çok da faydası bulunmayan Hakan Balta’yı defans ortasında da oynayabilecek şekilde eğitime tabii tutacağını umuyorum. Bu bölgeye geçen sene transfer ettiğimiz Meira örneği var geçmişimizde. Alış-satış fiyatlarına bakmamız durumunda bile kalburüstü bir defans oyncusu olduğu belli olan Meira’dan neden tam kapasiteyle faydalamadığımızı bilmemiz çok önemli. Ben iletişimin defans bloğunda, sahanın başka yerlerinden daha da önemli olduğunu düşünüyorum. Servet Çetin, bildiğimiz gibi futbolunu olduğu kadar futbol-dışı özelliklerini de geliştirmeye yatkın ve bu konuda emek sarfeden bir oyuncumuz. Ama geçen sene Meira’nın performansının Servet’in dil problemiyle de ilişikli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de yabancı defans oyuncusu alıp almamayı hesaplarken bunu gözönünde tuttuklarını ve tutacaklarını sanıyorum yöneticilerin.
Takımın ofans bloğunda ise Baros benzeri özellikler taşıyan oyuncularımızı forvette oynayacak şekilde oyun kurgusu çalışacağımızı umuyorum. Mesela Keita gibi hızlı ve güçlü bir oyuncumuz bu işi kotarabilecek gibi gözüküyor. Sağ açık bölgesinde doğabilecek bir boşluk durumunda, Arda Turan’ın bu işi çok iyi yapabileceğini biliyoruz. Ama Keita’nın yedeğinin “kayıtsız” Aydın Yılmaz olduğunu düşünmüyorum.
Takımda bir Linderoth’un olmamasının zararlarını 3 yıldır görüyoruz. Onun yerine oynayan oyuncuların farklı faydaları olduğu kesin ama Linderoth gibi oyunu hızlı okuyup hızlı pas dağıtabilen bir oyuncu, Elano’yu da (geçen sene Lincoln’ün yaşadığı gibi) rakip presinden ve sert müdahalelerinden koruyacaktır. Böyle bir oyuncumuz malesef yok, yetiştirebilir miyiz onu da bilemiyorum.
Esas en çok merak ettiğim Arda Turan’ın nasıl bir devre arası geçireceği. Sezonun ortalarına doğru (belki de Fatih Terim’in istifasından sonra) baş göstermeye başlayan sıkıntı, bıkkınlık, hayal kırıklığı şimdilerde kolaylıkla yüzünden okunuyor Kaptanın. Takım arkadaşlarına yaklaşımı konusunda da kafamızda soru işaretleri umarım yersizdir. Milli takım kampında verdiği bir demeçte kendini tarif ederken kullandığı “aşırı milliyetçi” sözünün, kelimelerini seçerken dikkatsiz davranmasından ibaret olduğunu umuyorum.
selamlar,
Özer
(Selamlar Özer. Geçen sefer yorumunu edit edemeden yayınlamak zorunda kalmış ve çok üzülmüştüm. Umarım iyisindir ve doktora çalışmaların mükemmel gidiyordur. Roma tarihiyle süslememiş de olsan çok sağol bu yorumun için:-))
Sanırım şöyle bir sorun var. Devre arası reeducation (yeniden eğitim) dediğin süre sadece beş gün. Ondan sonra takım Ordu’ya gidecek maç için. Yani kabaca sıradan bir hafta arası gibi olacak bu kamp. Dileyelim ki Ordu’ya tamamen yedeklerle çıkıp aslarla kamp ve eğitim süresini uzatsın hocamız. Uzat diyarlara selamlar. Melih)
Öncelikle tekrardan merhaba.. Birkaç maç öncesi Elano için yapılan yorumlara kızıp yorumda bulunmuştum.. Bazı arkadaşlarımızın dediği gibi ikinci bir Lincoln vak’ası olan Elano’nun öyle birisi olsaydı Brezilya milli takımında işi ne demiştim.
Görüyorum ki şimdi medya da Elano’yu kabullenmeye başladı.. Zaten her sene aynı senaryo değil mi? Baroş forvet değil Kewell ölmüş bitmiş biri demediler mi? Şimdi de Elano için tükürdüklerini yalayacaklar.. Tek üzüntüm ise az önce izlemiş olduğum Belediye takımına puan kaybetmemiz. Bu kadar aciz bir takıma nasıl olur da gol attırmışız. Çok üzüyor beni bu konu.. İyi günler herkese.
(Selamlar. İçerdeki Manisaspor’a puan kaybetmek normaldi oyunun karşılığı olarak. Ama Eskişehirspor ve İBB gerçekten kötü takımlar ve bu takımlara puan kaybetmek kötü oldu. Aynı şey Antalyaspor için de geçerli. O da kötü takım.
Esasında Elano için daha hiçbir şeyi gördüğünü düşünmüyorum basının. Elano şu an seyrettiğimizden ortalama yüzde 40 daha iyi bir futbolcu. Takım arkadaşları onun ne zaman ne yapabileceğini keşfettikçe oyunu ve futbolu büyüyecek Elano’nun. Bir de Baros gelince onun verimi daha da artacak.
Tabi burada üzücü olan Galatasaraylılar’ın Elano’dan yeni bir Lincoln yaratmaya çalışmalarıydı. GSTV’deki yayınlarda bile çok vuruluyordu Elano’ya. Bu yüzden her Yalnız Futbol’da Elano’yu ele alarak onun yeteneklerinden söz etmeye gayret etmiştik, kendi kanalında öksüz kalmaması için. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)
Merhabalar ,
Uzun zamandır takip ediyordum yazılarınızı, sonunda ben de üye oldum. Fikirlerini dikkate aldığım 2-3 kişiden başta gelen sizsiniz futbol konusunda.. Neyse daha fazla bu kısmı uzatmadan iki konu hakkında fikrinizi almak istiyorum..
1- Devre arası dişe dokunur transfer yapabilecek durumumuz sizce var mı?
2- Rijkaard’ın istediği, beğendiği oyuncular ne zaman gelmeye başlayacak Galatasaray’a?
Teşekkürler şimdiden..:)
(Utku selamlar. Sen de hoşgeldin Gayın-Sin’e. Yorumun için özellikle teşekkür ederim. Estağfurullah, futboldan fazla anladığım söylenemez hiçbir zaman. Bir sevda diyelim bizimkisi için.
Sorulara gelince. Devre arası uygun bir fırsat yaratabilir iyi futbolcuların Galatasaray’a gelmesi için. Atıyorum kendi takımlarında pek şans bulamıyorlardır (ama bu onların kötü fgutbolcu olduğu anlamına gelmez hiçbir zaman, bakınız bu konuda Baros, Kewell, Keia, vb.). Ya da Dünya Kupası’na hazırlanmak için TSL uygun bir yer olabilir. (Malum Avrupa’nın en sert ligiyiz açık ara.) Gibi, gibi. Ben yine de fazla ümitvar değilim iyi futbolcuların Galatasaray’ın envanterine katılması için.
İkinci soru için şunu demek istiyorum. Keita ve Elano Rijkaard’ın istediği futbolculardı. Keza Leo Franco için de onay verdi. Esasında belki birkaç oyuncu daha katılmalı kadroya ama asıl ağırlığı futbolcuları yetiştirmeye vermek gerek. Burada altyapıyı kastetmiyorum. Kumaşı olan futbolcuları dönüştürmekten bahsediyorum. Mesela bu anlamda Caner Erkin, Mehmet Topal gibi futbolcular büyük aşama katedebilirler. Keza Barış Özbek, Aydın Yılmaz, Serdar Eylik, Semih Kaya, Murat Akça gibi. Umarım açıklayıcı olmuşumdur. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Selamlar,
Bence Galatasaray’da önemli bir ilerleme yok Bursaspor maçından sonra, sadece oynadığı takımların güçleri değişti. Bu haftaki Gençlerbirliği maçı önemli bir gösterge olacak.
Antalyaspor maçında da gördüm ki GS sık sık kolayca kendi cezasahasına inilmesine izin veriyor. Özellikle İBB maçında yarım saat çok iyi futbol oynanması da, karşı takımın 8 eksikli (sekizi de çok süre almış oyuncular) bir orta sıra TSL olduğu düşünülürse pek de göz doldurucu bir durum değil.
Uzun dönemli bir projeye başlamış takımın 2008/2009 transferlerinin yaş ortalamalarını fazla bulmuyor musunuz?
Keita 28y
Elano 28y
Sarp 29y
Leo Franco 32y
Gükhan Zan 28y
Saygılarımla,
(Selamlar. Transferlerin yaşları bence çok iyi. Yanılmıyorsam Gheorghe Hagi Türkiye7ye geldiğinde 31 yaşındaydı. Taffarel de, Popescu da. Bu açıdan 28 yaş mükemmel bir zaman dilimi. Dört-beş sene çok efektif futbol oynamak adına. Ki futbolda kuşaklar da on yıllık olmuyor bildiğiniz gibi. Ayrıca Alexsandro de Souza da Fenerbahçe’ye 27 yaşında geldi. Ve istatistiklerde Lefter Küçükandonyadis’i geçti. Selam ve saygılarımla. Melih)
Melih Abi,
Cruyff ile yapılan röportaj bana kalırsa çok çok önemli bir ayrıntı daha içermekte. Şöyle diyor Cruyff şöyleşisinin bir kısmında; “…Aslında ‘Total Futbol’, topsuz alanda oyuncuların yaptığı hareketler ve saha içindeki pozisyon değişimidir…”
İşte bana göre pas futbolu bu kavram yanında anlamlı kalmakta. Sizin oyuncularınız topsuz alanda durağan ise pas futbolu al gülüm ver gülüm futboluna dönüşmekte. Bir takım, topsuz alanda ne kadar çok devinim içerisinde ise , o kadar çok önlem alınması olanaksız hale gelmekte. Ya da topsuz alanda ne kadar devinim halindeyse karşı takıma karşı hazırlıksız yakalanması o kadar güç olmakta çünkü yerleşim hatası olmamakta. Eğer bu devinimi sağlayabilirse Galatasaray, işte o zaman Elano Blumer’in bu takıma kattıkları bizim hayallerimizi bile aşacak. Arda Turan topla değil, topsuz oynamayı öğrenebilir ve içine sindirebilirse Barcelona, Arsenal vb. seviyesine çıkacak.
Şansımız şu: bu işin hayatta olan en büyük iki öğreticinden bir tanesi ile çalışmakta bu takım her gün.
Şansızlığımız ise görebildiğim kadarı ile şu: Bu öğreticinin söylemlerini içselleştirmek adına tüm futbolcular Sabri kadar hevesli değil.
Çözümü başka yerde aramanın anlamı yok. Tüm reçete Rijkaard tarafından bilinmekte. Yeter ki tecrübe, bilgi, kariyer, başarı, mentorluk (bu kısım çok çok önemli) anlamında Hakan Şükür vb. futbolcuların bulunduğu noktanın çok daha ötesinde bir isim olan Frank Rijkaard’tan her anlamda yararlanılsın.
Sevgilerimle.
(Emrah selam. Bu güzel yorumun için çok teşekkürler. Çok doğru bir noktaya temas etmişsin. Sevgiler. Melih)
Merhaba,
Sayın Melih Bey ‘Total Futbol’un bütünüyle tarifini bir yazınızda yapsanız da bu terimi kullanan herkesin aynı durumu anlatıyor olsa. Bugün Barcelona bile o futbolu oynamıyor. Niye?
1. Çünkü tam sahada bütün futbolcularla pres yapmak günümüzün yüksek tempolu futbolunda mümkün değil, Ajax’lı futbolcular bile zamanında bunu ancak ilaç desteğiyle sürdürebilmiştir. O gün bugüne kıyasla son derece statik bir futbol oynanmasına rağmen.
2. Total Futbolda rotasyon şöyle olur. Mesela bir yarı veya 10 dakika boyunca Arda stopere geçer ve Servet sol uçta oynar. Oyuncuların neredeyse hepsi serbest adam rolündedir. Günümüzde çoğu oyuncu oynadığı mevkiye göre uzmanlaşmış olduğu için bu da mümkün değildir. Ayrıca takımın çok uzun süredir beraber oynuyor olması lazım.
Gollerdeki başarısız ofsayt taktiğiyle total futbolun ne alakası var. İnsaf edin lütfen.
(Selamlar. Sanırım bir yanlış anlama oldu. Ofsayt taktiğiyle total futbolun bir ilgisi yok. Ama ofsayt taktiğini mükemmel uygulamakla total futbolun büyük bir ilgisi var. (Sanırım youtube.com adresinde Hollanda-Uruguay maçını izleyebilirseniz demek istediğimi daha iyi anlatmış olurum.)
Dediğiniz doğru. Artık pozisyonlar daha statik. Ama yine de Servet Çetin ileriye topla katettiği zaman Mehmet Topal’ın onun bölgesine gelmesi, Topal’dan boşalan yere de Elano’nun sarkması, ya da Barış Özbek’in. Bunun yapılması da total futbol içinde kabul edilebilir. Ya da forvetin dönerek oynaması. Ya da Sabri ileri çıktığında Barış’ın onun bölgesine gelmesi. Barça hâlâ böyle oynuyor.
Yazıda bahsetmiş olduğum Cruijff, Fanatik’te yer alan açıklamasında Barça’nın böyle oynayabildiğini söylüyordu. Bunun için şu adrese bakabilirsiniz.
http://fanatik.ekolay.net/Futbolu,-f…_27_156101.htm
Total futbol için sezon başında Rijkaard’la ilgili yazmış olduğum dört yazıda bayağı bir şeyler söylemiştim. Ama elbette yeterli değil sanırım. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih abi
Yukarıda bir yorumunda 3 oyuncu alınması lazım ya da alacak Galatasaray dedin.
Maddi imkanlar izin veriyor mu 3 oyuncu ya da üstüne?
(Selam. Ben açıkça finansal durumdan bağımsız konuştum öncelikle. Bir de kendi gördüğümü söyledim. Kulübün ne yapacağını biliyor değilim tabii ki.
Kulübün maddi imkânları sanırım el vermiyor bonservisi yüksek futbolcuların transfer edilmesine. Sadece Rijkaard’ın tavsiyesi önemli kapılar açabilir bu konuda. Sevgiler ve selamlar. Melih)
Melih abi selam,
Uzun zamandir yazamiyorum, bir yandan is, bir yandan da okul, yogun anlayacagin, ama yazdiklarini ve foruma katkilari keyifle okuyorum. Yazinda bitirdigin noktadan sormak istiyorum? Neden paslasamiyorlar? Neden zaman zaman sisiriyor, cogunlukla da driplinge yoneliyorlar? Rijkaard’in tam sahaya verdigi mulakattaki “..işler kötü gittiğinde bir anda oyun mantalitesi kaybolabiliyor. Yürekten oynayan oyuncu sayınız çok. Ama bu bazen aklı devre dışı bırakıyor. Herkes kendi başına maçı çevirmeye kalkıyor. O zaman da bütünlük kayboluyor” sozlerinde mi gizli hala yanit. Gercekten anlamiyorum. Hocasi israrla pas yap, top sisirme derken bir futbolcu nasil ustelik daha fazla yorulacagini bile bile calima yonelir? Bunun bir aciklamasi olmali. Ne dersin, pasci olabilecekler mi?
Sevgiler..
(Selam Alp. Umarım derslerin iyidir. Soruna gelince esasında takımda pas yerine dribling oyununa yönelen sadece iki isim var. Biri Arda Turan, diğeri Keita. Ama şöyle bir durum söz konusu. Arda Turan pas vermediği zaman bunun anlamı (ve tahribatı) sembolik alt okumalarla (imam ve cemaat korelasyonu) daha da büyüyor. Keita için öyle bir şey söz konusu değil. Çünkü onun dribling futbolu inanılmaz etkili olabiliyor. Bir de pas vermeyince diğerlerinin morali ve şevki kırılmıyor. Sanırım anlatabildim. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih,
Galatasaray’daki bütün futbolcular tarihe “pasçı” olarak geçecekse, bunu elbette Rijkaard yaratacak. Yok geçemeyecekse, bunu da Rijkaard başaramamış olacak.
Sonuç paragrafınla, topu futbolcularımıza atmış oluyorsun bir bakıma ama, bunu başaracak veya başaramayacak olan, en tepedeki isim Rijkaard’dır bana göre. Veya ortada bir disiplin sorunu varsa pas futbolunu benimsememek adına, yine adres Rijkaard’dır kanımca.
Maçla ilgili bir kaç şey söylemek istiyorum:
+ Keita ve Elano insan üstü oynadı. Kewell da her zamanki profesyonelliğiyle, maçtan hiç kopmayarak, onlara yardımcı oldu.
+ Defanstaki acemilikleri anlıyorum çünkü Servet dışındakiler ‘regular’ defanslarımız değildi. Caner’i beğeniyorum.
+ Arda orta bölgeyi Elano’ya kaptırdığından beri mutsuz, huzursuz, bencil. Maçta, Caner soldan kaçmışken önüne yuvarlamayıp yine ezdiği bir atak vardı ki; Arda’nın psikolojik durumunu özetler gibiydi. Kaptan olarak takımın merkezi olmuşken, sahada da merkezde oynamak istiyor. Hatırlayalım, Arda önce (sol) kanadı bırakmak istemedi. Merkez görevini Rijkaard ona zorla verdi. Ancak yetenek bu. Yeni mevkiisine alıştı ve kanada çekildiği güne kadar çok güzel rakamlara ulaştı gol ve asist olarak. Neyse.. Arda’nın tekrar kanatta oynamayı hazmetmesi lazım. Bu maçta da bir çok kez kanadını bırakıp saha içinde gezindi. Ne zaman yerine geçti, Kewell’a verdiği top Elano’ya pas oldu ve gol oldu.
ANCAK burada senin de altını çizdiğin başka bir durum var. Elano’da liderlik vasfı yok. İşler kötü giderken Arda’nın merkezde oynaması daha sağlıklı değil mi sence de? Elano’ya yer açmak için Arda’nın yerini değiştirmek mantıklı mı? Elano, orta üçlünün sağında oynayamaz mı Brezilya’da oynadığı gibi?
+ Hoca Ayhan’ı silmişe benziyor (ve bu beni mutlu ediyor). Topal’ı bir önceki maç defansta oynatmışken ve yine böyle bir seçeneği varken, sol bek oyuncusunu da değiştirmek pahasına Ayhan’ı yedek soyunduruyor. İlginç…
+ İBB maçından sonra bu sayfaya yazdığım kadro sahadaydı. Maç 2-0′ken bile inancım tamdı. Nonda oyuna girdikten sonra, neden bu takımı hak etmediğini kanıtladı. Baros iyileşene kadar Kewell forvet oynamalı.
+ Rijkaard bence yine olumsuz değişiklikler yaparak, rüzgarı arkasına almış, 4′ü kovalayan Galatasaray’a ‘el freni’ oldu. 90+’taki o pozisyon gol olsa hiçbirimizde sinir kalmazdı herhalde:)
(Emrah selamlar. İlk yorumunda haklısın ama bunu ancak sezon bitiminde söyleyebiliriz. Mesela şimdi Rijkaard dribling futbolunu yeğlediği için Arda Turan’ı takımdan kesse, bence pek iyi yapmaz. Rijkaard insanlara hata yapma şansını ve bunun sorumluluğunu veren bir insan.
Yazdıklarının üzerinden geçersem.
Ayhan Akman konusunda tam emin değilim. Ayhan mesele ederse yeniden formayı alacak kapasiteye sahip bir futbolcu. Bununla ilgili olarak takımda orta göbekte oynayabilecek aslında üç oyuncu var. Topal, Sarp ve Linderoth. Ayhan ve Barış oranın futbolcusu değil. Dolayısıyla Topal’ı oraya çekmesi normal Sarp cezalı olduğu için. Bu Ayhan’ı gözden çıkardığı anlamına gelmiyor.
Elano ve Arda bir gün orta ileride yan yana oynayacaklar. Dolayısıyla o zaman çift işlemcili bilgisayar gibi performans gösterecek takım. Şimdi Arda Turan’ın kanada geçmesinin nedeni bu ikilinin fizik olarak rakibe baskı yapacak kuvvetinin pek olmaması. Yani fizik kondisyon sorunu, takım diziliş anlayışı değil. Dediğin gibi bence Arda Turan bir 360 derece oyuncusu ve ortada daha verimli. Elano da öyle.
Sevgi ve dostlukla. Melih)
Merhaba Melih ağabey,
İyisinizdir umarım görüşmeyeli.
Antalyaspor karşılaşmasında tempoyu iyi ayarlayamsak da, 3 yıldızımızın golleri ile kazandık bu beni ayrıca mutlu etti. Elano zaten İBB maçında patlamasını yapacaktı ama şanssızlığı tuttu.
1 ufak sorum olacak önceklikle, bir de Hakan Şükür ile ilgili bir soru soracağım.
Sorum şu; Kasımpaşalı forvet oyuncusu Moritz hakkında ne düşünüyorsun? Sence Baros’a iyi bir alternatif olmaz mı ? Hem yaşı genç, hem Türkçe’yi iyi biliyor ve de ligimizin kurallarını. Sorun çekmeyeceğini düşünüyorum. İsim vermeyi sevmiyorsun biliyorum ama sadece görüşlerini belirtirsen de sevinirim Melih ağabey..
Dün stadyumu izledim uzun bir aradan sonra. Hakan Şükür Elano’yla ilgili yorum yapmadan önce dedim, saçmalayacak bir şeyler. Ama Elano hakkında çok doğru konuştu. İnsanlarımız yanlış görüyorlar dedi ve bir pozisyonla özetledi Elano’yu. Dakikasını hatırlamıyorum ama sağ çizgiden sanırım Keita’nın başlattığı bir ataktı ve bir iki pas kombinasyonunda sonra Elano topu tekrar ileride Keita ile buluşturdu, öldürücü pası attı ve Elano budur dedi. Çok doğru bir yaklaşımda bulundu. Şaşırdım. Futbolu basit oynuyor ve insanlarımız bu oyuncuyu Lincoln ile karıştırıyorlar dedi.
Şaşırmamın sebebi Hakan’ın bazı kesimlerce hep Galatasaray’ın yıldızlarına saldıran, takıma dışarıdan müdahale eden kişi şeklinde gösteriliyor bir süredir. Sen ne diyorsun bu konuya? Takımdan kesilen bazı oyunculardan (Ümit, Hasan vb. ) sonra bu düzen aslında yıkıldı biliyorum ama senin görüşünü cidden merak ediyorum bu konu hakkında ağabey ? Ben hala takıma müdahale olduğu görüşündeyim.
(Cem selamlar. Birinci sorun. Bence Kasımpaşalı Moritz Galatasaray’ın futbolcusu olmamalı. O ayarda değil. Hani A2′den yetişir de anlarım. Üç seneden bu yana Türkiye’de olan bir futbolcu Moritz. Gelip gelebildiği yer bu. Galatasaray yabancı hakkını kalburüstü oyunculardan yana kullanmalı.
İkinci soruna gelince. Aynı Hakan Şükür’dü Elano Brezilya ulusal takımında asist yapınca, “Brezilya’da bunları yapmak normal, sıkıysa burada yapsın” yollu konuşan. Açıkça ben Hakan Şükür’ün skor basını mantalitesine sahip olduğunu düşünüyorum. Skora ve oyuna göre analiz yapıyor. Ki bunu herkes yapar. Elano bu haftadan önce de basit oynuyordu. Keşke o zaman çıkıp Elano mükemmel bir oyuncu deseydi. Diyebilseydi. Bu insanların kafasında kurtlar var. Sevgilerimle. Melih)
PS: Sağol iyiyim. MŞ
Melih abi selamlar Sadece Elano için daha önce yaptığım yorumlar için özür dilemek için yazıyorum. Yazı için teşekkürler kolay gelsin.
(Erhan Usta. Özür dilemek erdemini gösterdiğin için senin önünde büyük bir saygıyla eğiliyorum. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Melih Abi merhaba,
Hem öne geçiren gol olması hem de asistin Abdülkadir tarafından yapılmasına rağmen Abdülkadir’in gol sevincini hemen hiç yaşamamasının sebebi, aklımıza getirmek istemediğimiz “takım içi huzursuzluklar” olabilir mi? Aklıma gelen bir diğer sebep de; hafta içi FR ropörtajından kırpılıp çıkarılan “Keita’nın kendisini yeniden kanıtlaması gerekir” cümlesinin manşetleri süslemiş olması. Sebep her ne olursa olsun Popito’yu takla atarak görmek daha güzel.
(İbrahim selamlar. Hiç öyle bir sorun olduğunu sanmıyorum. Daha önce de dediğim gibi deplasmanda oynuyorduk ve aşırı sevinmek için doğru bir ortam yoktu. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Sevgili Melih,
“Emre Çolak’ın ise maç içi disiplin meselesini halletmesi lazım.” derken neleri kastettin?
Ben Emre’ye, gelecekte orta sahamıza yapılmış €8M’luk transfer gözüyle bakıyordum. Çok üzülürüm eğer futboluna birşeyler ekleyip A takıma yükselmezse…
(Emrah selam. Çolak maalesef rakibine kasdi girmek yüzünden (tekme atmak da diyebilirdim) iki kez doğrudan kırmızı kart gördü ve altı maç yalnız bıraktı takımı. Kasdi hareketlerini ise topu kaptırdıktan sonra yaptı. Bu bence önemli bir saha içi kusur ve kesinlikle halletmesi gerekiyor.
Bir de şu var. Vaktinde Cafercanlar, Aydınlar yarınların önemli bir futbolcusu gözüyle görülüyordu. Arda Turan ise onların yanında adı okunmayan ortalama bir futbolcuydu. Bugün onların hiçbiri yok, Arda Turan ise hilafsız Türkiye’nin en iyisi. Yani demem o ki, A takıma yükselip formayı çıkarmayıncaya kadar giyene kadar hiçbir futbolcuya özel bir önem atfetmemek gerek. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Rijkaard hocamızın bu ilk sezonu, ciddi anlamda Fatih Terim hocamızın ilk dönemine benziyor. Katılır mısınız bu fikre?
(Erdal selam. Kısmen, daha doğrusu çoğunlukla katılırım. Arada sadece bazı farklar var. O sezon Galatasaray aslında sezona kötü girmiş, ama daha sonra güzel futbol oynamaya başlamış, sonra durmuş, ama zirvede kalmayı başarmıştı. Bu sezon ise iyi futbolla açılış yaptık, sonra durduk, ardından da bir toparlanma sürecine girdik.
O sezon Hagi olduğu için saha içinde fazla sorun yaşamamıştık. Adrian Ilie ve Sebastian Filipescu’nun eklenmesiyle saha içinde kuvvetli bir liderlik oluşmuştu. Türk futbolcular da bu liderliğin etrafına toparlanmışlardı. Rijkaard’ın bu anlamda eli oldukça zayıf.
Bir de şunu kabul etmek gerekiyor mi Terim’in ağırlığı yüzünden neredeyse hiç hakem sorunu yaşamamıştık.
En önemlisi o sezonu bir şekilde şampiyon olarak kapatınca sistem takımı olma yolundaki en büyük engeli aşmış olduk. Benzerlikler ve farklılıkları kabaca böyle tanımlıyorum. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Ben de sizin gibi düşünüyordum uzun zamandır transfer hakkında. Rijkaard hocamızın, daha çok takım içerisinden ve altyapıdaki futbolculardan faydalanarak futbol karekterimize uygun motiflemeyi yapacağını.. Belki 1 veya 2 elzem transfer dışında..
Rijkaard hocamızı şöyle algılıyorum ben; elinde 25/30 futbolcu var, ve bu futbolcuların belli bir futbol altyapısı ve kültürü var. Ve iyi de sayılabilecek kumaşları var. Mesele, bu futbol ailesine kafasındaki futbol mentalitesini tek tek aktarmak. Sizin de dediğiniz konunun (pas futbolu) futbolcuların mentalitesine bir bir yerlerleştirmek. Yani AYNI TAKIMDAN YENİ BİR TAKIM ÇIKARMAK. Sizin de örneklemeleriniz (Topal, Uğur, Caner ve A2′dekiler) bu yönde.
Zaten Rijkaard’ı mutlu edecek başka bir sebep olamaz diye düşünüyorum.
Bugün Avrupa’da başarılı dediğimiz çok antrenörün elinde birbirinden kıymetli futbolcular var ve başarıyı o şekilde yakalıyorlar. Bir tek Arsene Wenger’i onlardan ayırıyorum.
Bu açıdan Rijkaard’ın Galatasarayımızı tercihi belirttiğiniz proje ile tamamen örtüşüyor.
(Erdal selamlar. Sistemi oluştururken önemli parçaları ithal edebilir Galatasaray. Bunda bir sorun görmüyorum.
Bunu şöyle de ifade edebilirim. Mesela bir Popescu’nun üstlendiği işlevi biz ancak Popescu geldikten sonra anlayabildik. Aradan neredeyse dokuz sene geçmesine karşın hâlâ Popescu gibi oyunu geriden kuran stoper arıyoruz. Bu tür, sistemi kurarken en yaşamsal görevleri üstlenecek parçalar ithal olabilir bence. Böylece hem A2′dekiler, hem de takımdakiler için örnek rol-modeller oluşur. Yeni futbolcular da bu rol-modelleri örnek alarak yetişir. Sistem de kendini sürdürmüş olur. Umarım açıklayabildim. Sevgilerimle. Melih)
Geriden gelip maç çevirebilmek herhangi bir takımın potansiyeli adına önemli gösterge.
TSL’de tepedeki beşli gruptan hiçbirinin
iki farklı geriye düştüğünde ligde maç kazanabileceklerini düşünmüyorum.
Bu anlamda önemli bir dönemçti Antalya maçı.
Ofsayt konusunda ahenkli bir çizgi tutturulana kadar bu tarz sıkıntılar kaçınılmaz.
Vazgeçmemek, üzerine gidip aşmak gerek.
İkinci yarıda ilk yarıda yenilen gollerin en fazla yarısı kadar gol yiyecektir GS.
Tahminlerimize bugünün görüntüleri kadar yarının muhtemel gelişmelerini de dahil etmek gerek.
İlk yarı/ ikinci yarı performansları arasındaki pozitif fark olarak hiçbir takımın GS’ın yanından bile geçemeyeceğini hep beraber göreceğiz bir kaç ay sonra.
Bunu ara transfer katkısından bağımsız ileri sürüyorum.
Fonksiyonel transfer katkıları bu süreci kısaltıp süsleyecektir kuşkusuz.
Ara dönemde zor ama sezon sonu gönlümüzden geçen Hamit, Sercan katılımı müthiş kısaltır yolumuzu.
Bugün itibariyle henüz yarın projesinin takımın tümünü kavrayacak şekilde paylaşıldığını söylemek kolay olmasa da bugüne bu pencereden bakılan bir perspektifin yaygınlaşıyor olması önemli bir kazanım.
Geriye bakıp görmek zor değil. Filizlere bakıp yarının ağaçlarını görebilmek asıl mesele.
Elano da, Arda da, Barış da, M.Topal da, Caner de ve daha bir çokları bugünün ötesinde olacaklar yakın gelecekte.
Ya da öyle olabilenler,k atedenler aramızda olacak. Patinaj çekenler yerlerini kaybedecekler.
Çok azı dışında beklentilerimiz az zamanda müthiş sıçramalar değilse bu anlamda umutsuz olmak için neden yok.
Zamanın makul şekilde kullanıldığı konusunda tereddütümüz yoksa paniğe ve karamsarlığa gerek yok.
Evet.
Kazanmaktan daha fazlasını istiyoruz.
Bu da daha azı için gerekenden biraz daha fazla zaman gerektiriyor.
Hepsi bu.
Beş ayda gelinen noktadan çok daha ileride olacaktır GS beş ay sonra.
Bunu görmek falcılık değil.
Sadece bozarak oynayanların ülkesinde ayrık bir otun boy atmasına ve başka dünyalara yelken açmasına imkan verelim.
Unutmayalım ki her nimetin bir külfeti var.
Bu maç, şu maç önemli değil.
Sürece bakmaya ve hayal etmeye devam edelim.
Ve başımıza gelen en güzel şeye FR ve ekibine
sahip çıkalım.
(Selam. Klasik bir u-topie yazısı ve ustalığı. Yine çok teşekkürler. Melih)
Sevgili Melih Abi,
Biraz önce, bahsettiğiniz Hollanda-Uruguay maçının videosunu seyrettim ve tek kelimeyle büyülendim. Tanrım tanrım! O nasıl bir ileri çıkıştır rakibi ofsayta düşürmek için! Aynen dediğiniz gibi bir kuş sürüsü gibi açılıyor futbolcular… 1970′lerin Hollanda’sı çok çılgın çok heyecan vericiymiş. Ne kadar çok pas yapıyorlar öyle. Paslarla kalenin önüne kadar gelip gelip kaçırıyorlar da sayısız pozisyonu. Bu futbol değil Melih Abi, bu başka bir şey. Peki ya Johann Cruijff’ü nasıl tarif etmeli, onun o adam geçişlerini, paslarını, top sürüşlerini… Bir de tabii Neeskens’in (sanırım Neşkenş diye telafuz ediliyormuş) kim olduğunu anlamak için o maçları seyretmeli insanlar. Bugün Galatasaray’ın başında kimin olduğunu anlamak ve onu eleştirmeden evvel üç kere beş kere düşünmek zorunda olduklarını farketmek için. Böyle düşününce, sizin, ‘Nereye koşar tek gözü olanlar’ başlıklı yazınızı ve oradaki ‘doğup büyüdüğü çevrenin 15 cm dışına dahi çıkmamış insanlar…’ ifadesini çok daha iyi anlıyorum.
Bir de yine 74 Dünya Kupası’ndaki Hollanda-Brezilya maçına da baktım. Ne kadar acımasızca birbirlerine giriyorlarmış futbolcular! Hakem de bir acayip. Garip garip jest ve mimikler, kontrolü tamamen elden kaçırmalar. Bir de o zamanlar fair-play diye bir kavram yoktu galiba, zira Hollandalı bir futbolcu rakibin topsuz alandaki kasıtlı darbesiyle yerde kalıyor ancak Brezilyalılar oynamaya devam ediyor ve gol pozisyonuna giriyorlar. Gerçekten çok acayip.
Kısacası burayı takip eden herkesin seyretmesi gereken bir video. Bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler. Büyük keyif aldım.
Sevgi ve Saygı
Emrah
(Emrahçığım selamlar. Ben yazınca gerçekçilikten uzak bir romantizm olarak adlandırılıyor eski Hollanda, Cruijff ve total futbol. Bu cepheye mermi taşıdığın için sana çok teşekkür ediyorum.
Total futbol bir devrimci için devrim neyse odur bir futbolcu için de aynısıdır. Her dem yaşar ve tazedir. Bir özlemdir, hedeftir.
Biliyorsun Frank Rijkaard Johan Cruijff’la beraber top oynamış birisidir, onun ve total futbolun mucidi Marinus Michels’in talebeliğini yapmasının yanısıra. Çoğu yerde okuyorum Rijkaard’ın şimdiye kadar total futbola hiç vurgu yapmadığını. O yüzden total futbolun Melih Şabanoğlu’nun bir yakıştırması olduğunu düşünüyor çoğu insan. Eğer böyle düşüneceksek bugünkü Barça’yı nasıl açıklayacağız o zaman? Rijkaard’ın Barçası’nı, ya da Cruijff’un Barçası’nı?
Evet eskiden daha vahşi oynanıyordu futbol, ama fair-play’e gerek duyulmayan bir gerçeklik ve şövalyelik vardı futbolda ve futbolcularda. 1974′e Brezilya bir önceki kupanın sahibi olarak gelmişti ve o takımdan Jairzinho gibi yıldızları barındırıyordu hâlâ. Sertlikleri biraz da o unvanın gidecek olmasından. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
PS: Emrah, bir önceki yorumunu kendime saklayacağım izninle. Seni anlıyorum ama polemiğe de izin vermemek gerek. MŞ
Melih Abi çok mesaj attım özür diliyorum ama çok kısa şunu söylemek istiyorum:
Galatasaray’ın oynamaya çalıştığı futbol için total futbol demek kesinlikle sizin bir yakıştırmanız değil. Aksini düşünenler youtube’da önce Hollanda-Uruguay 1974 maçını, hemen ardından da Galatasaray’ın Kayserispor’a bu sezonki maçta attığı 4. golü izlesinler.
Emrah
(Emrah selam. Şöyle bir durum var. Rijkaard’ın Galatasaray’a gelmesinden sonra yanılmıyorsam dört bölümlük bir dizi kaleme almıştım “Bir futbol devrimcisinden Galatasaray’a uzanan yol: Rijkaard” başlıklı. Sanırım Haziran ayı olmalı. Orada total futboldan bolca bahsetmiştim. Muhtemelen ilk değilimdir ama “Galatasaray total futbol oynayacak” diyenler arasında önlerdeydim sanırım. Sevgilerimle. Melih)
“Cim-Bom’da altyapının başına getirilen Hollandalı Jan Derks ilk icraatına imza attı, 19’luk Çetin Güngör’ü profesyonel takıma yolladı. Rijkaard, genç defans oyuncusunu Büyükşehir ve Antalya maçlarının ardından Sturm Graz kadrosuna da aldı”
http://www.milliyet.com.tr/Spor/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=6&ArticleID=1173957&Date=15.12.2009&b=Ilk%20urun%20Cetin
Bu isim hakkında bir şey biliyor musun Melih Abi? Okul başladıktan sonra ben televizyonda sadece Barça ve GS maçlarını izleyebiliyorum. A2 maçlarına hiç bakamadım.
Bir de “Ben yazınca gerçekçilikten uzak bir romantizm olarak adlandırılıyor eski Hollanda, Cruijff ve total futbol” demişsin. Galatasaray’ın sitesinde bir video var, “tarih kimleri yazar?” diye başlayan. Yanıtlardan biri, Prekazi görüntüsü eşliğinde “imkânsızı deneyi yazar” oluyordu. Bu anlamda tarih Rijkaard’ı da yazacaktır, imkânsızı deneyip başaran bir adam olarak, Prekazi gibi.
Ve unutma, her devrimci bir romantiktir. Che, Lenin, Nâzım, Paris Komünü’nü kuranlar, Marx, Engels… Bunlar tarihin gördüğü en romantik en iyimser adamlardır bence. Rijkaard’ın da bir romantik olduğunu düşünüyorum.
(Koray selamlar. Bu yıl bugünkü Fenerbahçe maçı A2 takımının bütün maçlarını seyrettim. Çetin Güngör ilginç bir futbolcu. Hem sağ, hem de sol bek oynayabiliyor. Hız ve teknik olarak Sabri Sarıoğlu’yla Uğur Uçar arasında bir yerde duruyor. Gerektiğinde stoper de oynayabiliyor, ama boyu buna pek uygun değil. (Galiba 1.76 metre yanlış hatırlamıyorsam.) Bu terfide Sabri Sarıoğlu ve Uğur Uçar’ın sakatlıklarının da payı var, ama yine de olsun. Yarın Sturm maçında bir de sahada görürsek onu çok iyi olacak. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar yeniden.
En başta dediğim gibi ben bu olaya çok farklı baktığım için buradayım. Hatta yenildiğimiz maçlardaki kötümserlikleri ve “hadi canım bu takımdan, bu teknik direktörden, bu camiadan bir şey çıkmaz” bedbinlikleri bile beni bir nebze korkutuyor. Korkutuyor zira ben Frank Rijkaard’a i-n-a-n-ı-y-o-r-u-m. Her yazımda da bunu söylüyorum. Acı çekeceğiz diyordu. Usta. Şimdi… Yazarları bir tarafa bırakalım, onlar bu yazdıkları için para kazanıyorlar. Birer “Zar Adam” gibi algılanmak durumundalar. Gerçeği değil okunacak yazıları yazmak durumundalar. Galatasaraylı olabilirler ama Galatasaray para vermiyor onlara. Bu dediğim futbolcular için de geçerli. Para kazanabilecekleri dönemde her takımı tutabilirler. Tuttukları takımda oynamak kaymaklı kadayıf olsa bile, aldıkları paranın hakkını vermek durumdalar. Yani bizden ve Frank Rijkaard’dan farklı. (Bknz. Cruyff söyleşisi.)
Size dahilerin ve başarılı kişilerin sırlarından bahsedeceğim izninizle. (Teknik direktörümüzü anlayabilmek açısından.) Marconi, sesin tel olmaksızın bir yerden bir yere ulaşabileceğini iddia ettiğinde derhal akıl hastanesinde gözetim altına alınmış. Daha sonra bırakılsa bile ona hep şüpheyle bakmışlar. Bu onu bezdirmemiş ve radyoyu bulabilmiş. Tüm alaylara, karşı gelmelere rağmen.
Hepimiz Edison’un ampulü bulduğunu biliriz. (Dikkatinizi daha elektrik enerjisinin evlere dağıtılmadığı bir zaman olmasına çekerim.) Ampulü bulabilmek için deneyler yapmış Edison. Kaç deney yapmış biliyor musunuz? 10.000 civarında. (Düşünün lütfen siz kaçta vazgeçerdiniz?) 6000′ler civarında da şöyle demiş. “Birşey bilmediğim doğru değil, olmaması için 6000 sebep biliyorum.”
Ford. (Aslında bir hikayesi var çok öğretici kendisine cahil diyen bir avukat mahkemede cahil olduğunu ispatlayabilmek için ona çeşitli kültürel sorular sormuş, sıkılınca “bak genç adam” demiş “benim masamda düğmeler var, böyle salakça sorulara cevap verebilmesi için bir sürü adam çalıştırıyorum yanımda. Düğmeye basıyorum cevabı alıyorum. Bunun dışında senin gibilere laf yetiştirmek için gereksiz bilgilerle doldurmuyorum aklımı daha ciddi işlerim var.” Bunu cahil bir adamın söyleyemeyeceğini düşünen hakim de Ford’u haklı bulmuş.) 8 silindirli motoru bulması için bir sürü mühendise “çalışın ve bulun” demiş. Adamlar çalışmışlar ve imkansız olarak nitelendirmişler. Ama Ford yılmamış devam ettirmiş çalışmaları ve sonunda V motor bulunmuş.
Bu kadar hikayeyi 2 sebepten yazdım. Birincisi Hocamız da bir dahi, 2′ncisi bizim gibi sıradan insanların onun ne yaptığını anlaması o kadar kolay değil. Hadi anladık diyelim kafasının içindeki kuyrukları değmeyen tilkileri sayamayız. Tevazuyla kabul edelim.
Bu yüzden başından beri yaptığım tüm yorumlarda şampiyon olmasak da, yenilsek de, “Marconi’den ve Edison’dan esirgenen anlayışı verebiliriz hocamıza” düşüncesini savundum ve destek istedim. O yüzden ne olursa olsun destek verelim hocamıza. Basının beğenmediği oyunculara ve de Gayın Sin’e. Gelecek bizle beraber çünkü.
(Üstadım selamlar ve saygılar. Diyecek ve ekleyecek bir şey yok. Durumu çok net koymuşsunuz ortaya. Çok sağolun. Melih)
Melih abi merhaba;
Dikkat ediyorumda Servet ne zaman uzun top oynamaya başlasa ben artık o maçın iyi olmayacağını anlıyorum. Kötü oynadığımız bütün maçlar daha ilk dakikalarda böyle başladı benim gözlemim tabi.
Bizim oyunumuz pas üzerine kurulu bunun en önemli parçası kilit noktası Elano olacaktır. Biraz daha sabır lüften görüyoruz her maç üstüne koyuyor attığı uzun toplar bildiğimiz uzun toplardan çok farklı tamamen gol pozisyonu hazırlayan veya hazırlatan paslar.
Neyse daha fazla yazmıcam sabırla Galatasarayımız’ı izlemeye devam ediyoruz.
(Muharrem selamlar. Servet Çetin 30′uncu dakikadan sonra uzun topu büyük oranda terketti, ama dediğin doğru. Çoğu zaman uzun top oynadı. Bunda sağ stoper de oynamasının rolü var, çünkü Galatasaray genelde sağ stoper üzerinden oyunu kuruyor. Ancak bundan bahsederken Hakan Balta’nın performansını unutmamak gerekir. Oyunu geriden kurmak konusunda çok iyiydi Balta.
Daha önce de yazmıştım. Elano’nun daha yüzde 40′ını görmedik henüz. Bunu takımın onu daha iyi tanımasıyla göreceğiz. Elano, kim ileri koşarsa bir saniye içinde topu onun önüne inderibelecek bir tekniğe ve zekâya sahip. Bunu daha çok görmek için takım arkadaşlarının boş koşular yapması gerekiyor ilk şart olarak. Sevgilerimle. Melih)
Galileo’nun mesajına cevaben Total Futbol konusunda;
“Emrahçığım selamlar. Ben yazınca gerçekçilikten uzak bir romantizm olarak adlandırılıyor eski Hollanda, Cruijff ve total futbol. Çoğu yerde okuyorum Rijkaard’ın şimdiye kadar total futbola hiç vurgu yapmadığını. O yüzden total futbolun Melih Şabanoğlu’nun bir yakıştırması olduğunu düşünüyor çoğu insan. Eğer böyle düşüneceksek bugünkü Barça’yı nasıl açıklayacağız o zaman? Rijkaard’ın Barçası’nı, ya da Cruijff’un Barçası’nı?” demişsiniz.
Evet malesef siz ve birkaç blog yazarı “total futbol” dediniz diye bazı yazarlarca neredeyse fişleneceksiniz. Söylediklerinizi saçma bulan pek çok insan var.
Borges de aynı sizin gibi düşündüğü için FlyingDutchman blog’da bir tatışma yaşamıştı birisiyle.
Konu yine Total Futboldu. Borges şu an Frank Rijkaard’ın hedeflediği düzeyin o noktaya yani Total Futbol’a ulaşmak olduğu minvalinde bir takım tezler öne sürerken diğer kişi de Borges’e siz saçmalıyorsunuz deyip söze başladı ve sayfalarca o kişi Total Futbol 70′lerde kaldı artık yok filan dedi Borges de hala yaşıyor ve Barcelona oynuyor demişti. O diğer kişi Total Futbol yok oldu şimdi oynanan Modern Futbol’dur dedikçe Borges de Total Futbol evrimleşti ve Rijkaard ile devam ediyor demişti.
O kişi siz ve Borges gibi düşünenler için “saçmalıyorsunuz” demişti.
Şimdi Cruyff’un malum röportajı ve ilgili bölümü;
Soru: Sizinle doğan ‘Total Futbol’ u günümüzde en iyi uygulayan takım hangisi?
Cevap: Tartışmasız Barcelona. Futbol adına ne gerekiyorsa yapıyorlar ve tribünleri futbola doyuruyorlar. Barcelona’daki her oyuncu, 3 pozisyonda oynayabiliyor. Mesela sağ bek ileriye gittiğinde, onun yerini dolduracak 2 oyuncu oluyor. Sağ açık ortaya, ortanın sağındaki ise beke geriliyor. Barcelona’yı iyi izlediğinizde, futbolcuların saha içinde müthiş bir rotasyon içine girdiğini görürsünüz. Aslında ‘Total Futbol’, topsuz alanda oyuncuların yaptığı hareketler ve saha içindeki pozisyon değişimidir. Dünyada topsuz hareketliliği de şu an en iyi Barcelona uyguluyor. Bazen Arsenal de bunu başarabiliyor.
Şimdi bu cevabın üzerine ne söylenebilinir ki?
Ha illa Total Futbol hedefini mazide kalmış gibi görmek istersek Cruyff’un söyledikleri bile inandırıcı olmaz. İsteyen istediğine inansın. Ama bu sorunun cevabı -eğer sabredilirse- 5 yıl sonra verilecektir.
(Ferhatçığım selamlar. Evet Cruijff’un dedikleri tarihsel bir öneme sahip. Ben açıkça o tartışmayı kaçırmışım. Okumam gerekiyor. Ne demişti Fidel? “La historia me absolvera”. Yani “tarih beni haklı çıkaracak.” Yanlış olmasın kendim için söylemiyorum. Rijkaard için söylüyorum. Bekleyip göreceğiz. Sevgilerimle. Melih)
Aslında Borges ve o kişinin tartışması biraz eski. Ama ben Borges’e hak verdim. Çünkü karşı taraf bodoslama “saçmalıyorsunuz” diye başladı. Hani tartıştığı adam da kara cahil değil ki bu üslupla başlıyor tartışmaya. Neyse bir benzer Total Futbol tartışmasını Noat Samisa blogda siz de yaşamıştınız. Fazla uzatmadan;
http://bit.ly/4eDWhv
http://bit.ly/5o2RIl
Maksadım ortalığı kızıştırmak değil. Çünkü bilgili insanların tartışması bir yerde iyi. Yoksa üslup doğru olduğunda okuyan da keyif alır ve yeni şeyler öğrenir. Bilgisiz insanların tartışmasını izlemek istesem kahve köşelerine gider nasıl futbol tartışıyorlar izlerim.
O yüzden hem sizin hem Borges’in hem o kişinin düşündükleri önemli.
(Ferhat selam. Paylaşım için teşekkürler. Okudum hepsini. Almancam çok eksik olduğu için anlamadığım yerler de oldu. Ben bir tartışma içine girmedim bu konuda. Sadece nasıl faydalanabilirim, hangi bilgiyi alırım diye bakıyorum bu tür tartışmalara.
Bir de şöyle bir şey var. Total futbolu ben büyük fotoğraf olarak ele alıyorum. Nirvana yani. Pozisyonlar üzerinden tartışmayı da çok doğru bulmuyorum. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar, altyapinin Hollanda ekolune emanet edilmesi bizim icin cok guzel bir haber. Hollandalilar bir ihracati bir de futbolcu ihracatini iyi yaparlar, zaten gunumuzde ikisi icice girmis durumda. Acikcasi Brezilya ya da Arjantin gibi ulkelerin ekonomisinde futboldan gelen paranin ne derece rol oynadigini da merak ediyorum.
Galatasaray’da ise altyapidan gelen ve gelecek oyunculara yer acma acisindan usttekilerin de onumuzdeki yillarda hizlanacak sekilde baska kuluplere (Avrupa kulupleri) gonderilmesini ya da onlarin bunu hedeflemeleri gerektigi kanisindayim. Ornegin bu sezonki performansiyla yuzumuzu gulduren Sabri yasi ve mevkisi itibariyle de onumuzdeki sezon icin Avrupa’yi dusunmesi gerekir. Cunku beklik gencken yapilacak islerden ve otuzundan sonra fiziki performansi ister istemez dusecektir. Bunu bir Fenerbahce ya da Besiktas taraftari gonul rahatligiyla soyleyemeyebilir ama ben Florya’ya her zaman guvenmisimdir. Oradan nasilsa yeni fidanlar buyuyecektir. Yerini dolduracak adaylar olduktan sonra Arda ve M. Topal da ayni sekilde ilk akla gelen oyuncular.
Saygilar.
(Hüseyin selamlar. Sezon başında Rijkaard ilgili analiz yaparken, onu Derwall ya da Kalli ve Terim’den ayıran en önemli faktörün Galatasaray’da artık sürdürülebilir bir model kurması olduğunu söylemiştik. Bu anlamda altyapının başına Hollandalı bir ismin gelmesi önemli. Onun koordinatörlüğü üstlenmesinden sonra alt yapı takımları pas futboluna yöneldiler. Alttan onları aratmayacak, hatta onlardan daha iyi oyuncular geldiği sürece yurtdışına futbol ihracatı yapmamızda hiçbir sorun yok. Sevgilerimle. Melih)
Tekrar merhaba melih abi (abi diyorum zira yılladır seni takip ettiğim için ziyadesi ile bir yakınlık hissediyorum umarım bu hitap şekli “özgürleşmiş” ve “kamuya ait” bir söylemdir senin için) adım özgürcan; “sindelar” adı da avusturyalı efsanevi futbolcudan gelmektedir merak edenler için:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Matthias_Sindelar
Flyingdutchman blogunda bir süre önce yürütülen tartışmayı takip etmiş ederken de sık sık nefes darlığı yaşamıştım. Konu buraya taşınınca yorum yapılabilir, anlatmaya çalıştığım daha anlaşılabilir, alacağım eleştiri de daha öğretici olabilir diyerek yazmaya karar verdim.
Senin de belirttiğin gibi Galatasaray için total futbol büyük fotoğraftır. Dolayısıyla oynadığın her maç eğer arkasında bir büyük fotoğraf varsa bir ayrıntıya ya da bir basamağa dönüşür. Total Futbol ile Michels ve oyuncularının sahalara getirdikleri aslında yaşamsal bir felsefenin yeşil zemine uyarlaması idi.
Ben şuna benzetiyorum; kapitalist üretim gelişiminde fordist model önemli bir basamaktır, çok kabaca söylersek; bu modelde üretici güç yani işçiler ne ürettiklerine dair bilgilerini kaybetmişler (yabancılaşma) ve üretimin sadece kendine dair olan kısmına hakim olma noktasına gelmişlerdi. Yani “Ford otomobil fabrikasında işçiyim” söyleminin yerine “Ford otomobil fabrikası kapı kolu üretim bölümünde işçiyim” almıştı. Tıpkı total futbol öncesi oyun parçalarının bölünmüş rolleri olduğu gibi…
Örneğin defans oyuncularının görevi hava toplarını toplamak, topu orta sahaya vermek, baskı varsa da şişirmek idi. Keza orta saha veya forvet oyuncularının görevi de topu alıp adam geçmek gol atmak veya şık paslar ile gol atabilme yeteneğine sahip diğer oyunculara pozisyon hazırlamak idi. (Top kaybedilince de durmak ve tekrar topun gelmesini beklemek) (elbette istisnalar vardır benimki bir genelleme.) İşte total futbol ile Michels oyunu kolektif üretim modeline taşımıştır. Michels çok kaba bir benzetme ile başka türlü bir oyunun var olabileceğini teorize etmiş ve pratiğe dökmüştür, yani futbolun Marks’ı olmuştur.
Her devrimin temel niteliği kendisinden sonra olacak her gelişmenin-ilerlemenin temeline harç katmış olduğudur. Bahsettiğim blogda modern futbol ve total futbol diye iki ayrı kavramdan bahsedilmiş. Yukarıda yazdığım cümleler işte böyle bir ayrımın yapılamayacağını anlatmak içindir. Michels – Cruijff ikilisinin ortaya koyduğu bir teoridir yani geliştirilebilir ve geliştirilmelidir de. Total futbolu zamanın dehlizlerinde kaybolmuş sadece bir takımın (Hollanda -Ajax 74-78) oynadığı oyundu noktasına indirgemek maalesef bir resmi dil üretmekten öteye gidememektedir. (Aynı resmi dili bugün tv ekranlarındaki bir dizi bol ve gereksiz cümleli spor programlarında görebiliriz.)
Aynı blogda total futbol – modern futbol ayrımını yapanlar yine üzülerek söylüyorum bu değerlendirmelerini “oynatalım Uğurcugum” yaklaşımı ile 2′şer dakikalık görüntülerle ispatlamaya çalışmaktadır. Michels total futbolu oyuncularına öğretirken pozisyon pozisyon anlatmıştır belki ama bugün bir takımın total futbol oynayıp oynamadığını “sn” ler ile sınırlı görüntüler ile değerlendirenleri görse devrimimize ihanet ediyorsunuz derdi bence. Oyunun tamamına herkesin hakim olması ve adı üzerinde saha içindeki herşeyin “total” olması gerektiğini savunan bir sistem, parçalar ile değerlendirilemez.
Galatasaray’a gelince (burada Melih abi’ye danışılacak konuya geliyoruz:) Rijkaard geldiğinden beri amacımız total futbol felsefesini takıma yerleştirebilmek diye bas bas bağırıyor. Bunda hiçbir tereddüt yok ama Cruijff’un “Aslında ‘Total Futbol’, topsuz alanda oyuncuların yaptığı hareketler ve saha içindeki pozisyon değişimidir” diye özetlediği oyunu yerleştirebilmek için eldeki oyuncu kadrosunun kendisini ciddi geliştirmesi gerekiyor. Futbolcuların yaşı ne olursa olsun gelişebileceği konusunda seninle hem fikirim ama örneğin Servet ne kadar gelişirse gelişsin “pas” kabiliyetini arttırabilir mi? Arda topsuz oyunda da mükemmeleşebilir mi? Yoksa felsefenin yerleşmesi için en az Rijkaard kadar Jan Derks’in katkılarını da beklemek zorunda mıyız?
Umarım sıkmadım, bu kadar alan işgal etmenin mahcubiyeti ile herkese selamlar ve sevgiler…
(Özgürcan selamlar. Her şeyden önce bu ufuk açıcı tanımlamaların ve yorumun için kendi adıma teşekkür ederim sana.
Soruna gelince. Bu sorunun tek bir yanıtı var. O da zaman. İzafi zaman.
Şöyle düşünelim. Diyelim ki Rijkaard beş sezon boyunca görev yaptı Galatasaray’da. Bu durumda şimdiye kadarki zaman dilimi, Arda Turan’ın (eğer transfer olmazsa tabi) Rijkaard’la çalıştığı toplam sürenin sadece 10′da birinden daha azına karşılık gelecek. Bu küçük zaman dilimi içinde Arda Turan’ın (Rijkaard sayesinde) klasik kanat futbolcusundan forvet arkası futbolcusuna başarılı biçimde evrilmesini dikkate alırsak, geriye kalan 10′da 9′luk zaman dilimi içinde çok daha büyük bir aşama kaydebileceğini teorik olarak teslim ederiz. Elbette aynı şey Servet Çetin için de geçerli.
Bu konuda 1999-2000 sezonunun açılışında Bülent Korkmaz’ın dörtlü defansa uyumsuzluk nedeniyle Bursaspor’a transfer olmanın eşiğinden döndüğünü ve iki yıl içinde mükemmel bir defans oyuncusuna dönüştüğü gerçeğini de unutmamak lazım. Umarım meramımı antabilmişimdir. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
Melih abi merhaba,
Galatasaray taraftarının ilk baştan beri anlamadığı şey Elano’nun bir Lincoln, bir Hagi olmadığıydı. Son maçta görüldü ki Elano bir takım oyuncusu. Topu alıp en doğru yere pas atmakla yükümlü. Yani herkesin sandığı gibi bir forvet arkası ya da ikinci forvet değil. Son maçta maçın yıldızı Keita ile birlikte maçta parlayan isimlerdendi. Çok iyi pas alışverişi yaptı ve gol attı. Yapması gereken de zaten buydu. Elano, Galatasaray kulübünde oynayacak yetenekte bir oyuncudur. Elano gibi dünyada bir örnek gösterecek olursak oda Juan Roman Riquelme’dir.
(Umut selamlar. Dediğin doğru. Ama Elano açık ara Lincoln’den çok daha iyi bir oyuncu. Nitekim Brezilya ulusal takımında oynaması bunun sonucu. Eğer forvet arkası oynamadığı için söylüyorsan bunu, Elano forvet arkası da oynayabilen bir oyuncu. Bir de Antalyaspor maçının yıldızı bence Kewell ve Elano. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Bugün Hıcal Uluç yazısını okuyunca bir Galatasaraylı olarak, bir sporsever olarak ve de spora hizmet verenler adına çok utandım ve üzüldüm..
Sizin de dediğiniz gibi geçmişte kulübümüze ciddi destekler vermiştir zor anlarda, ancak; artık ciddi anlamda bir histeri ile yazıyor. Yazık, erme yaşını 2′ye katladı nerdeyse ve bilge kişiliğiyle anılması gerekirken çok dramatik(hatta travmatik) dokunuyor olaylara.
Farklı olmak için, ben olayları farklı görüyorum demek için yazmamalı.. Dünyanın saygı duyduğu bir futbol cevherine bunu yapmamalı en azından.
Çok yazık..
Saygı ve sevgiler
(Erdal. Selamlar. Okumamıştım bu yazısını Usta’nın. Üzücü bir yazı. Ama çok da önemsememek gerek. Sevgilerimle. Melih)
Melih agabey, sana sordugum gecen Aydin CF oynayabilir minin cevabini bu mac aldim. Ilk yari Aydin oynadi ileri ucta, Keita sagda, Serdar soldaydi. Bu pozisyon icin cok calismasi gerekiyor Aydin’in, su anki hali ile birak ileri ucta oynamayi kendi bolgesinde bile sans bulabilecegini sanmiyorum. O kadar cok top kaybetti, o kadar cok pas hatasi yapti ki. Bir de bire bir pozisyonu harcadi. Bu macin istatistiklerini elde edebilirsen Aydin ve Ayhan’in top kayiplarini merak ediyorum, yazarsan sevinirim.
(Seçkin selamlar.
Aydın Yılmaz maçta tam 39 kez topla buluşmuş. Bu buluşmalarda 36 kez pas vermiş. Bunların 26’sını isabetli, 10′unu ise isabetsiz kullanmış. Ayhan Akman ise 82 kez topla buluşmuş. 60 isabetli, 13 de isabetsiz pas yapmış. Ayhan takımın ençok isabetli pas yapan ikinci futbolcusu. Birincisi ise Barış. 93 kez topla buluşmuş Barış, 75 isabetli pas yapmış. İsabetsiz pas sayısı ise sadece 8. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Aslında maçı bir şekilde izleyebilseniz de konuşabilsek keşke. Çünkü sonuca bakılıp gençlerin sınıfta kaldığı yorumları yapıldı medyada.
Genç oyuncuların zaman zaman total futbol ilkelerini başarıyla uygulayabildiğini gördüm kendi adıma. Bilakis yediğimiz golde Emre Aşık’ın ileri çıkmama gibi bir hatası var gibi geldi bana.
Sevgiler
Emrah
(Emrah selam. GSTV’de maçın tekrarı verilirken sadeçe ikinci yarısını seyredebildim. Eğer sadece yorumlara bakıp bir fikir edinmeye çalışsaydım Galatasaray’ın çok kötü olduğu sonucuna varırdım. Sanırım ilk Tobol maçının benzerini yaşamışız. İnanılmaz kuvvetsiz forvet hattı nedeniyle üçüncü bölgeye pek inememişiz. Bu yüzden birinci ve ikinci bölgelerde, daha doğrusu defans ve orta saha bloklarında oynamışız maçı.
İstatistiklere baktığımda şunu görüyorum. Sadece bir gol pozisyonu üretebilmiş Galatasaray. Buna karşın verdiği pozisyon sayısı 4. Aslında bu, ilk maçta İstanbul’da Sturm’a verilen pozisyon sayısından (6) daha az. Yine ilk maçta Sturm Galatasaray’dan daha hızlıydı. Bu maçta Galatasaray daha hızlıymış.
Bu maçın iki özelliği daha var. İlki Galatasaray’ın bu sezon en uzun süre topla oynadığı maç olmuş. Tam 2232 saniye boyunca maça hükmetmiş Galatasaray. Buna en yakın maç 2207 saniyeyle İstanbul’daki 5-0′lık Levadia maçı. İkinci önemli özellik ise şu. Galatasaray topla buluştuğu her 100 topun 91′ini pasla değerlendirmiş.
Ben açıkça pas futbolunu Galatasaray’ın içselleştirdiğini, özellikle gençlerin içselleştirdiğini görüyorum. Elano, Arda Turan ve Kewell’un olduğu bir maçta Galatasaray forvet hattında da etkinlik sağlardı.
Özetle gençlere yüklenmemek gerek bu maçla ilgili. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi seyrettim TV’den Sturm maçını.
Bu kadar statik oynayan az takım kaldı Avrupa’da. Dolayısıyla genç futbolcular için kendilerini gösterecek alan kalmadı. Maç hep onların sahasında oynandı ve top 67/33 bizdeydi ama hiç boşluk vermediler. Aydın kaleciyi geçip defansa vurmasaydı topu, farklı seyredebilirdi maç. Ama olmadı. Ben bu genç futbolculara Trabzon kupa maçında da şans vermesini ümit ediyorum.
Sonsuz sevgi ve saygılar.
(Erdal selam. Sanırım Trabzon maçını yine aslarla oynamalıyız. Çünkü ondan sonraki iki kupa maçını birinci lig takımlarıyla oynayacağız. O maçlarda oynar gençlerimiz. Sevgilerimle. Melih)
Keşke ben de seyretmeseydim. Herkes bu maçtan sonra Aydın’ı konuşuyor ama bence sorun Servet’te. Gole dönük oyuncuların bazıları kendine oynamakla eleştirilebilir ya da bu tip oyun yapıları mevkileri itibariyle zaman zaman mazur görülebilir. Ama kendine oynayan, kendini göstermek için risk alan bir defans oyuncusunu ilk kez görüyorum. Bu seneki oyun anlayışımızla defoları ortaya en çok çıkan isim Servet oldu. Bir de futbol edebiyatında pek yeri olmayan “bencil defans oyuncusu” görünümünde olunca gerçekten hiç çekilmiyor. İlk mevkisi defansın göbeği olan 3 futbolcu arasında (maalesef Güngör’ü 4. olarak göremiyorum) bana göre en zayıf halka konumunda Servet. Güce dayalı futbolunda hiç sorun yok. Ama geri kalan her şeyde Galatasaray’ın zayıf bir defansının oluşunda baş sorumlu. Umarım devre arasında kısmeti çıkar.
(Emrah selam. Servet Çetin’in her sene böyle bir maçı oluyor. Dileyelim Sturm maçıdır bu. Eğer devre arasında transfer yapılırsa Galatasaray’ın iki tane müthiş stoper bulması gerekir ki, oldukça zor bu. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih,
İnan bu maçı pas geçtiğin iyi oldu çünkü bir kez daha gördüm ki, ve 10,000. kez, Aydın’dan hiç bir şey olmaz.
(Emrah selam. Sanırım iki dezavantajı oldu Aydın Yılmaz’ın. İlki gönderileceği yolundaki haberler. İkincisi ise kaçırdığı gol. Bence son sözü Rijkaard söyleyecek. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi merhaba.
Uzun bir süredir yorum yazmıyordum. Bundan sonra da çok fazla yazacağımı sanmıyorum. Yorumları ve senin cevaplarını okumak gerçekten yeterince keyifli. Arada küçük ama bence önemli nüansları dile getirmek yeterli kendi adıma.
Yorumlarını istatistikler ışığında yapmanı çok ikna edici buluyorum. Ancak bazen istatistiklerin yanıltıcı olduğunu da unutmamak lazım bence. Özellikle de maç çıplak gözle izlenmediğinde istatistiklere güvenerek yanıltıcı yorumlar yapmak çok olası.
Naçizane görüşüm senin de Graz maçıyla ilgili bu yanılgıya düştüğün yönünde. Yorumlardan birisinde Barış ve Ayhan’ın yüksek pas yüzdesine dikkat çekmişsin. Bu ikilinin pas hatası az olsa da, pas tercihlerini çoğunlukla yanlış yapmaları takımı yavaşlattı maç içerisinde.
Senin total futbol yazılarını keyifle okudum. Total futbolun bir öğesi pas ise diğerinin de hız oduğunu sayende öğrendim. Dolayısıyla sadece pas yapmak, veya hatasız pas yapmak total futbol oynamak için yeterli olmamalı, aynı zamanda hızlı, daha doğrusu takımı en hızlı biçimde ileri taşıyacak pas seçimini yapmak da bir o kadar önemli olmalı bence. Barış ve Ayhan Graz maçında hep yanlış pas tercihleri yaptılar. Pasları takım arkadaşlarına ulaşsa bile genelde boşta daha iyi ve daha ‘hızlı’ bir tercih varken genelde yanlış ve yavaş olan tercihi kullandılar. Dolayısıyla benim gözümde pas oranlarının yüksek olması bu maç açısından pozitif değil negatif bir istatistik olarak alınmalı daha çok.
Saygılar.
(Kadircan selamlar. Uyarın için teşekkürler. Dediğim gibi ben sadece ikinci yarıyı seyrettim. Paslarda yanlış tercihleri kullanmak takımın hızını düşürür, ama seyrettiğim bölümde boşa çıkıp da pas isteyen fazla futbolcu görmedim çoğunlukla.
Hız konusunda haklısın. Bu sezonun en yavaş oyunlarından biriymiş son Strum maçı. Ama ben genelde şöyle düşündüm. Eğer hücumda topu rakibin birinci bölgesine taşıyacak olan Elano, Arda Turan ve Kewell gibi oyuncular olsa (Elano Keita’nın daha ileride topla buluşmasını sağlayan bir futbolcu) Galatasaray hem daha hızlanır, hem de net pozisyonlar bulurdu.
İlk Tobol maçını da ben başarılı olmuştum, herkes Galatasaray’ı yerin dibine sokarken. Çünkü zayıf forvet hattıyla ancak o kadar olurdu. Tıpkı son Strum maçında olduğu gibi. Selamlar ve sevgiler. Melih)
Ben de aynen böyle düşünüyordum. Yani genç oyuncuların pas futbolunu içselleştirdiğini. Bence bu kadrodaki herkes Rijkaard’ın ne oynatmak istediğini biliyor. En çok hoşuma giden bu oldu.
Ancak genel olarak Galatasaray başarısız bulundu medyada. Rijkaard’ın bir kurtarma imtihanı yaptığını ve oynayanların da bu maç sonunda sınıfta kaldığını dahi söyleyenler oldu. Hatta Rijkaard bile sınıfta kalmış onlara göre. Halbuki bu maçı, az oynayanlar için bir yargıya varma maçı gibi görmedi Rijkaard. Görse, ‘Genç oyuncularımız bu maçları daha çok oynayarak öğrenecekler.’ demezdi. Rijkaard gibi engin hoşgörülü ve bilge birini, böyle çabucak asıp kesecek biri gibi göstermek insanlara, vicdansızlık bence.
Aydın, kaçırdığı pozisyon sonrası idama mahkum edildi. Halbuki ani hücum presle topu kapmıştı o pozisyonda, ki bu muhakkak Rijkaard’ın istediği bir şey. İnsanları kaybetmek ne kadar kolay. Gencecik bir çocuk daha Aydın. Hayatta en zor şey, insanın kendi varlığının farkına varması, kendini keşfetmesi. Belki daha olgunlaşacak, kendini geliştirecek, hatalarını görecek Aydın. İleride bambaşka bir futbolcu olacak belki. Onu hemen Galatasaray’dan gönderilmeye layık gören yazarlar,kendileri 20-21 yaşlarındayken ne hatalar yapıyorlardı acaba?? Sanki kendileri yetiştirdi onu Galatasaray’da.
Alparslan sağda oynar mı dendi, Aydın santrafor oynar mı dendi vs. Ezberden konuşmalar… Halbuki bunların total futbolda hiç öneminin olmadığını biliyoruz.
Antalyaspor maçındaki ofsayt taktiğine de ilginç yorumlar geldi. Sergen Yalçın’a göre büyük takım ofsayt taktiği yapmazmış. Kendisi total futboldan epey bihaber sanırım.
Graz maçında fazla pozisyon yaratamamış olabiliriz. Ama az oynayan oyuncuların en azından ne yapmaları gerektiğini bilmeleri ve zaman zaman başarılı da olmaları bu gün için büyük bir ışıktır bence. Kaldı ki Avusturya basını da Galatasaray’ın gençlerini beğenmiş (bkz.: http://www.milliyet.com.tr/Spor/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=14&ArticleID=1174939&Date=17.12.2009&b=Avusturya%20gazetelerinde,%20Strum%20Graz%20galibiyeti%20genis%20yer%20buldu)
Melih Abi dediğiniz gibi forvet hattında Elano, Kewell, Arda’dan birisi olsaydı goller de gelecekti ve çok başka yorumlar yapılacaktı basınımızda.
..ve son olarak, Melih Abi, Rijkaard böyle şeyler der mi sence: http://www.milliyet.com.tr/Spor/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=14&ArticleID=1175079&Date=17.12.2009&b=Beni%20hayal%20kirikligina%20ugrattiniz”
Saygılarımla
Emrah
Sevgili Melih Abi,Graz maçı için aklımda kalanlar Caner’in her geçen gün daha iyiye gittiğini sorumluluk almaya başladığını ve önemli bir oyucu kazanacağımızı gözlemledim Frikiklerde topun başına geçmeside Rijkaard’ın onun sol ayağına güvencesinin göstergesi diye düşünüyorum Serdar ve oyuna sonradan giren Çetin örneğini göz önünde bulundurmamız gerekir zira herkes Aydından patlama bekliyor halbuki Hocanın B planını gözden kaçırmayalım nasıl bir yetenek avcısı olduğu aşikar.Kura çekimi hakkındada Atl.Madrid gerçekten zor bir kura forvet hatları çok güçlü defans zaafları var aslında bize çok benzer özellikleri olan bir takım zor geçecek umarım turu geçeriz İspanyol takımlarına karşı şansızlığımızıda kırarız inşallah.Devre arasını iyi değerlendirip orta saha ve defansa takviye yapılması görüşündeyim.Saygılar sunar iyi hafta sonları dilerim…
Melih Abi selamlar.
Eşleşmeler hakkında bol bol yazarsın diye bekliyorum. Kendi fikrimi söyleyeceğim kısaca.
Ben kuraya çok sevindim. Birinci nedeni köklü bir takımla oynayacak olmamız. Yani Galatasaray’ın olayı ciddiye almama gibi bir durumu söz konusu olamayacak. İspanya’daki maça da, Sami Yen’deki maça da büyük bir ciddiyetle çıkacaklar. İşi çok sıkı tutacaklar.
Zor olacak; ancak Madrid yıllardır istikrarsız bir ekip. 1999-2000 sezonunda küme düşmelerinden beri ilk kez son iki yıl ilk 7′ye girebilmişler kendi liglerinde. Bu yıl da büyük bir düşüş yaşıyor. Şampiyonlar Ligi’nde yalnızca 3 puan alabildiler, galibiyetleriyse yok. 2,5 aya kadar ne değişir bilmiyorum. Ancak Atletico Madrid kolay toparlanabilen bir ekip olmadı hiçbir zaman.
Galatasaray’ınsa ikinci yarı toparlanmasını bekliyoruz. Futbol oynamaya çalışan, hücumu düşünen iki takım karşı karşıya gelecek. Her şeyden önce çok heyecanlı iki maç bizi bekliyor diye düşünüyorum. Galatasaray için de çok iyi bir sınav olur bu maç. Ben şimdiden heyecanla beklemeye başladım maç gününü. Güzel iki doksan dakika bizi bekliyor.
Bence Fener’in işi bizimkisinden daha zor. Çünkü gerçek bir takım oyunuyla mücadele edecekler. Onları şanslı görmüyorum pek.
(Koray selamlar. Vakit bulsam bugün 1973′teki eşleşme hakkında bir yazı yazacaktım, nostalji mahiyetinde. Belki Pazar gakşamı bulurum vakit. Şu anki form durumlarına göre konuşmamak gerek prensipte. Sevgiler. Melih)
Selamlar Melih abi;
Sturm Graz maçı her ne kadar keyfleri kaçırmışsa da ben GS’deki asıl sorunun psikolojik olduğunu düşünüyorum ( ki buna zaman zaman siz de değiniyorsunuz, Rijkaard da).. Sturm maçında yenilen gole kadar takımın ve özellikle gençlerin oyunundan açıkçası çok keyf almıştım. Bireysel hatalardan dolayı yenilen bir gol bir anda takımın ritmini ve özgüvenini bozdu..Bunun o an için tek çözümü de sorunu yaratan şeyin ( gol’ün )dengelenmesiydi. Aydın o pozisyonu değerlendirebilseydi çok daha farklı bir maç izleyeceğimizden şüphem yoktu ama olmadı . Benzer sorunu as futbolcularda da görmek mümkün..ben bunun geçen senden kalma Hamburg travması olduğunu zannediyorum, bilmem katılır mısınız? İçerde oynadığımız Bükreş ve Trabzon maçlarında gol yenilinceye kadar faklı, golden sonra farklı bir takımı izlememiz sanırım teknikle taktikle açıklanabilir bir durum olmasa gerek?..Çarenin zamanda olduğunu düşünüyorum, bu nedenle gelecek için umutluyum..Saygılarımla..
iyi geceler melih abi sana kaç aydır kafamı kurcalayan bir soruyu yöneltmek istiyorum. total futbolun mucidi hollanda olduğu halde neden bir ispanyol takımı total futbolu oynayabiliyor da hollandalı takımlar oynayamıyor ya da şöyle sorayım hollanda’da total futboll oynamaya çalışan takımlar neden bir barcelona kadar bir yer bulamıyorlar şampiyonlar ligi’nde.
saygılar
(Canerciğim selamlar. Dilerim iyisindir. Sorunu iki düzlemde yanıtlayayım. İlk düzlem şu. Eskiden Hollanda’da altyapısı olan (akademi) tek takım Ajax’tı. Ve bir şekilde ülkenin en iyi futbolcuları bünyesinde toparlayarak zaman zaman yetenekli kuşaklar yaratabiliyordu. (Ajax bugüne kadar üç altın kuşak yetiştirdi. 1960′ların sonu ve 70′lerin başında (Cruijfflar, Neeskensler, vd.) bir nesil, 1980′lerin ortasında ikinci nesil (Rijkaardlar, Van Bastenler, vd.), 1990′ların ortasında da üçüncü nesil (Kluivertler, De Boer kardeşler, vd.))
Ancak Hollanda’da diğer takımlar da daha sonra ciddi futbol akademileri kurdular ve Hollanda’nın yetenekli futbolcuları artık daha adil paylaşılmaya başladı kulüpler arasında. Bu da takım bazında herhangi bir Hollanda ekibinin ön plana çıkmasını önledi, önlüyor.
İkinci düzlem, bütçe. Bugün dünya futbolunda ciddi gelişme gösteren futbolcuların ön sıralarında Hollanda’da staj yapmış futbolcuları görüyoruz. (Örneğin Ajax stajlı İbrahimoviç.) Bu aslında her zaman böyleydi. Mesela Ronaldo (Brezilyalı olan), gelmiş geçmiş en büyük golcülerden birisi Romario hep Hollanda’da stajlarını yaptıktan sonra dünya futboluna açılmış futbolculardı. İspanya’ya Hollanda kulüplerinde oynadıktan sonra gitmişlerdi. Hatta bu kapsama bizim Popescu’yu da alabiliriz, ki o da Hollanda öğreniminden geçmiş bir futbolcu.
Futbolun bugün kapital itibariyle eriştiği düzey, Hollanda kulüplerinin güçlerini çok çok aşıyor. (Hatta Türk kulüplerinden çok daha geride Hollanda takımları bütçe itibariyle.) Bu konuda ciddi bütçelerle dünya futboluna yön veren iki ülke var: İngiltere ve İspanya. Hollanda kulüp bazında bu şovun içinde olamıyor çok uzun zamandan bu yana. Zira, paranın çekim gücü Hollanda kökenli futbolcuları diğer zengin ülkelerin takımlarına çekiyor. (Çok uzun yıllar boyunca Barça ve Real’in çekirdeğini hep Hollandalılar oluşturdu.)
Umarım açıklayıcı olmuşumdur. Sevgilerimle. Melih)