Gençlerbirliği maçının ardından: Yeryüzüyle gökyüzü arasındakiler (I)

B_dbcc42345b2d1409e0e322b00f759091

Bir samurai. Samurainin karısı. Bir haydut. Ve bir oduncu. Bu dört kişi arasında geçer öykü. Önce samurainin karısına tecavüz eder haydut. Ardından da samuraiyi öldürür.

 

Aslında yaşanan olay tek olmasına karşın öldürülen samurai (samurainin tanıklığı bir medyum aracılığıyla elde edilir), samurainin karısı, haydut ve oduncu dört ayrı öykü anlatır bize. Böylece tereddütte kalırız, hakikat hangisi diye.

 

Adını Japonya’nın eski başkenti Kyoto’nun görkemli kapısından alan Japon yönetmen Akira Kurosawa’nın kült filmi “Rashomon”un öyküsü böyledir işte. Çekilmesinin üzerinden 59 tane yıl geçmesine karşın her dem taze olan filmde hakikatin ne olduğu sorgulanır aslında.

 

Kurosawa kesin bir yanıt verir bu soruya: “Hakikat gökyüzüyle yeryüzü arasında bir yerlerdedir.” (Gökyüzü. Çünkü öldürülen Samurai bir medyum aracılığıyla tanıklık yaparken cennettedir. Yeryüzü. Çünkü ihtirasların, yalanların, erdemlerin, ülkülerin, çirkinliklerin, güzel olanın; kısaca insan evladına ait her şeyin yanyana bulunduğu, mutlak olmayanın cennetidir yeryüzü.)

 

Bir maç oynandı geçen gece Galatasaray’la Gençlerbirliği arasında. Rashomon misali, gökyüzünden de bir şeyler vardı o maçta, yeryüzünden de. Bazı kavramları gökyüzü-yeryüzü ekseninde ele alarak başlayalım analize. İlk kavramımız da basitlik olsun.

 

 

B_fce4be5323d255e50eff683b9e247c65

 

Ne demişti Büyük Usta Johan Cruijff? “En güzel gol boş kaleye atılan goldür.” Pas trafiğinin sonunda bir oyuncuyu kalenin hemen önünde bomboş pozisyonda topla buluşturmayı tarif eder bu söz. Boş kaleyi atılan gol, Cruijff’un bir diğer sözünün, “futbol basit bir oyundur, zor olan futbolu basit oynamaktır”ın ete kemiğe büründüğü andır. Pas ve rakibi pasla oyundan düşürmeyi yüceltir tarifsizce.

 

Rijkaard’ın futbolunun amentüsü

 

Cruijff’un sözleriyle kutsallaştırdığı basitlik, Hollanda futbol geleneğininin başka temsilcisi Frank Rijkaard’ın oynatmak istediği futbolun amentüsü niteliğinde. Rijkaard’a göre basitlik güzel futbola ulaşmanın tek yolu. Tek pas da güzel futbolun arayüzü.

 

Basitliğe ve onun ara yüzüolan tek pasa gökyüzü-yeryüzü ekseninde bakınca gökyüzünde Ralph Elano Blumer’i görüyoruz. Yeryüzünde ise Abdülkadir Keita’yı. (Bir de Servet Çetin basit oynamak yerine sürekli uzun topla hücum geliştirmeye çalışan. Ama o başka bir öykünün kahramanı.)

 

Elano niçin gökyüzünde tek pas futbolunun? Futbolu esas itibariyle pastan ibaret gördüğü için.  İstediği yere, istediği zamanda, istediği gibi pas atabildiği için. Top kendisine gelmeden önce ne yapacağına karar verip vücudunu çoktan düşündüğünü gerçekleştirecek kıvama soktuğu için. Ve de her şeyden önce oyun içinde birkaç pozisyon sonrasını gören bir zekâya sahip olduğu için.

 

Keita niçin yeryüzünde peki? Futbolu temelde çalım, dribling ve asistten ibaret gördüğü için. Pası hızını, driblingini ve çalımını taçlandıracak yan bir unsur gördüğü için. Ve de pası son çare olarak düşündüğü için elbette. Çünkü o iflah olmaz bir çalım ustası. Damarlarında gelmiş geçmiş en büyük çalım ustası olan Garrincha’nın kanı akacak denli hem de.

 

Arda Turan’ın yeri

 

Basitlik ve tek pas futbolunda en yeryüzündeki insan olan Keita’nın çok az üstünde Arda Turan yer alıyor. O da Keita gibi izlemesi keyif veren bir futbolcu. Topu aldıktan sonra kaleye inmesi izlenmesi en heyecanlı görüntüler arasında dünyada tıpkı Keita gibi.

 

Arda Turan ve Keita’yı benzer kılan bir özellik daha var. Rijkaard’ın saha içinde özerklik verdiği iki futbolcu 10 ve 7 numaralar. Özellikle de Arda Turan. Elhak bu ikisi de Rijkaard’ın kendilerine tanıdığı bu özerkliği sağolsunlar sonuna kadar kullanıyor gönüllerince.

 

Hangi futbol? Ya da hangi karışım?

 

Soru şu. Galatasaray bu iki futbolcunun hangi özelliklerinden yararlanıyor daha çok? Driblinge ve çalıma sevdalı yönleri mi daha çok hizmet veriyor Galatasaray’a? Yoksa tek pasa döndükleri zaman mı daha verimli oluyorlar?

 

Sadece Gençlerbirliği maçı bile yeterli bu soruya oldukça doyurucu yanıt vermek için. Hatırlayalım. Galatasaray maç boyunca altı gol pozisyonu üretti, iki de geçerlilik kazanmayan gol. Bu altı pozisyonun üçünde asisti yapan oyuncu Arda Turan’dı.

 

İkisinde tek top oynayarak pozisyona soktu Harry Kewell’u Arda Turan, birinde ise sol içten orta yaparak Mustafa Sarp’ı kaleciyle karşı karşıya bıraktı. (Benzer biçimde bir önceki haftaki Antalyaspor maçında tek top oynadığı için Kewell üzerinden asist yapmıştı Elano’ya.)

 

Keza Keita. Gençlerbirliği maçı boyunca sürekli denediği dribling ve çalımlarla sadece bir asist üretebildi. (Kewell’un ofsaytte olduğu için sayılmayan golü.) Goldeki asisti ise hızına ve Elano’nun ne yapabileceği konusunda doğru fikir yürütmesine borçlu Keita.

 

Sadece iki asist

 

Daha da geriye saralım tarihi. Bu sezon fantastik çalımlarıyla sadece iki asist üretebildi Keita. (Eskişehirspor ve Antalyaspor maçları.) Diğer üç asistini ise tek top oynamasına borçlu 7 numara. (Kasımpaşa maçında iki, Gençlerbirliği karşılaşmasında bir asist.)

 

Şimdi gol anına dönelim hep birlikte. Arda Turan Gençlerbirliği 18’inin önünde tek top oynayıp Elano’yu görüyor yan bir pasla. Elano çok az hareketleniyor çapraza doğru ve sağından Keita’nın hızlı koştuğunu görüyor. Öyle bir ara pas atıyor ki araya, tek top oynamak dışında hiçbir seçenek kalmıyor Keita’ya. O da uyuyor Elano’nun kendisi ve Galatasaray için çizdiği kadere, büyük bir coşkuyla.

 

Sezonun en güzel golü

 

Böylece en gökyüzündekiyle en yeryüzündekiler aynı pozisyonda biraraya gelip en iyi vuruş ustasıyla, (Kewell bu ustanın adı) buluşturdular topu rakip kalenin hemen önünde. Galatasaray’ın bu sezonki en basit golüydü bu. Cruijff’a göre de en güzel gol.

 

17 maçlık lig yarışının ilk yarısı bitti. Yarın sezonun 31’inci resmi maçına çıkacak Galatasaray. Sonra da tatile. Eğer futbolcular bu tatilde Rijkaard’ın oynatmak istediği futbolun ne olduğunu düşünecek olurlarsa, akıllarına sadece bu golü ve hazırlanışını getirmeleri yeterli. Her şeyi anlatıyor bu gol, Galatasaray’ın nasıl oynaması gerektiğini en başta. Sadece bunu düşünmek bile yeryüzündekileri gökyüzüne yaklaştırmak, gökyüzündekilerin de yeryüzündekileri kendilerine çekmek için yetip de artar bile.

 

PS: Vakit darlığından yeryüzüyle gökyüzü arasındaki diğer konuları yazamadım. Zaman bulunca, kanat organizasyonları, bekler ve Galatasaray orta sahasıyla devam edeceğiz yeryüzüyle gökyüzü arasında gezinmeye.

Etiketler: ,

37 Kişi Fikrini Belirtmiş Bu Konuda: “Gençlerbirliği maçının ardından: Yeryüzüyle gökyüzü arasındakiler (I)”

  1. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi, aşağıdaki yazıyı Gençlerbirliği maçından evvel, Antalyaspor yazısının altında yazmıştım. Nacizane öngörümdü:)
    Melih Abi,
    Ben bugün oynayacağımız Gençlerbirliği maçının, 2. yarıdaki ve önümüzdeki yıllardaki Galatasaray için açılış maçı olacağını düşünüyorum. Bu düşüncemdeki birinci faktör Arda ve Elano’nun artık Rijkaard’ın en önemli dişlileri olarak oynayacaklarını düşünmemdir. Elano’nun alışma dönemini aşması ve hem Arda’nın hem de Elano’nun formda olmaları, Galatasaray ve Rijkaard’ın sahadaki ufkunun yelkenlerinin nereye açılacağını bize gösterecektir.

    İkinci faktör, Arda ve Elano ile Kewell ve Keita’nın 2 ilk defa 2 hafta üst üste beraber maç yapma şansı yakalamalarıdır. Ve bu aslında hem sakatlıkların/formsuzluğun, hem de şansızlıkların aşıldığı ilk maç olacaktır(Baros dışında.)

    Üçüncüsü, ben Gençlerbirliği takımının TSL’in en iyi takımlarından biri olduğunu düşünüyorum ve Galatasarayımız’ın iyi takımlara karşı daha başarılı oynadığı bir gerçektir. Bu maç bir anlamda iyi bir takıma karşı Galatasarayımız’ın test maçı olacaktır.
    Nacizane bu maç öncesi öngörümdür.
    Sonsuz sevgi ve saygılar.

    (Erdal kardeş. Öncelikle bu yorumunu okuyup yayınlayamadığım için özür dilerim. Birçok doğruyu içeriyor öngörün. Özellikle de Elano ve Arda’nın formlarıyla, Kewell’un neredeyse gençlik yıllarına dönmüş olması.

    Bir de eğer Doll kalırsa Gençlerbirliği’nin başında bence geleceğin en parlak takımlarından birini yaratacaktır. Gerçekten de 4-3-3 oynayan, her fırsatta hızlı paslaşan, kompakt kalmayı başaran bir takım Gençlerbirliği.

    Ve de her şeyden önemlisi. Futbolda en zor olan kazanman gereken maçı gerçekten kazanmaktır. Çünkü karşılaşma öncesi bu maçı oynamadan kazanmaya dayalı zihinsel hazırlıklar futbolcuların ve taraftarın önüne ciddi tuzaklar kurar. Bu anlamda Galatasaray için bu galibiyet çok kıymetli. Sevgilerimle. Melih)

  2. Umut Naderi says:

    Merhaba Melih Abi,
    Maçtaydım. İlk yarı Galatasaray harika oynadı ancak 10 kişi oynadı. İlk yarıda sahada Elano yoktu. Ancak Keita 2 kişilik oynayınca herşey normale döndü. Keita ile hep sağ taraftan geldik. Bir pozisyon varki Keita iki Gençlerbirliği oyuncusunu ekarte edip ortalıyor, olan gol ofsayt gerekçesi ile sayılmıyor. Bu maça hem Kuddusi Müftüoğlu hemde yardımcı hakemi damga vurdu.
    Bakınız:
    http://img121.imageshack.us/img121/6695/adsz3a.png
    http://img121.imageshack.us/img121/9843/adsz2z.png
    http://img682.imageshack.us/img682/1196/adszlry.png
    ben bu pozisyonun ofsayt olduğu kanaatinde değilim ancak ofsayt olsa bile topa Kewell dokunmuyor.
    Bir başka konuda Galatasarayın şuana kadar TSL de 1 gollük galibiyeti yoktu. ya berabere yada mağlup kalıyordu. Bence bu sorunu çözerek de Rijkaardın büyük bir başarıya ulaştığını düşünüyorum. İBB maçında yaptığı son değişiklikler Galatasarayda top tutma oranını azaltmıştı ve sonunda golü yemiştik.
    Buradan tüm camiaya teşekkürlerimi iletiyorum ve devre arasında iyi bir transfer bekliyorum.

  3. Arda Demiş ki:

    Özellikle son haftalarda konuştuğumuz, teknik, taknik, fiziksel her unsuru bir kenara bırakarak kendimce bir şeye vurgu yapmak istiyorum.

    Bu takımın kendine güvenmesi, silkelenmesi gerek. Haftalardır maç içinde oyun tarzımızın ve performansımızın değiştiğini konuşuyoruz. Zaman zaman panik havasının takıma sirayet ettiğini söylüyoruz. İkinci yarının başındaki bocalamamızı da buna bağlıyorum. Eminim ki ilk yarıda öne geçmiş olsaydık ikinci yarıda da bu oyunumuzu devam ettirebilirdik. Gol gelmedikçe, baskı artıyor, baskı arttıkça panik ortaya çıkıyor.

    Sezonun başında medya ile ilgili konuşmaların arasında bir örnek vermiştim. Eski bir futbolcudan duyduğum “Aylar geçtikçe, gerçek olmasa da gazetelerde yazılanlara inanmaya başlamıştık…” sözünün önemiyle ilgili bir tahmindi bu. Sanıyorum, Galatasaray’ın savunması kötü, kötü, kötü… tekrarı futbolcular üzerinde bir endişe yaratıyor. Üstüne oyunun sonlarında yenen goller de eklenince takımın dengesi ve ayarı bozuluyor.

    Evet, takımın sıkıntıları var. Bunları transfer ile gideremesek bile, yukarıda anlatmaya çalıştığım sorunu çözersek takımın daha iyi olacağına inanıyorum.

  4. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi,
    Maçtan sonra yayıncı kuruluşun programunı seyrettim bir 10 dk kadar ve artık izlememeye karar verdim onları. Şunu söylüyor eski hakem Toroğlu, dk 60 maç Gençlerbirliği lehine 3-0 olurdu.. Yani el insaf, ilk 45 dk da nerdeyse kurulu saat gibi oynayan sayılabilme ihtimali çok yüksek 2 golün dışında(bana göre birinci gol ele çarpmaydı dolayısıyla kesin GOL dü)en az 3 pozisyon kaçıran Galatasaray’ın hakkı inkar ediliyor.Türkiye’de Usta Cruijff’un EN GÜZEL GOL BOŞ KALEYE ATILAN’dır sözünü yerine getirmeye çalışan teknik ekip ve tüm futbolcuların hakkı yenmemeli..
    Bir diğer kanalda Rıdava Dilmen maçın yan hakemini FARK YARATAN FUTBOLCU seçecek kadar futbol uzmanı!!! Sahada mükemmel işler yapan ve mükemmel bir de gol pası veren Keita’ya yapılmış büyük bir hakarettir yaptığı ama içlerindeki kompleksi başka türlü açığa vuramazdı herhalde..
    Her 2 programda izlenmeye değmez kanımca.
    Sonsuz sevgi ve selamlar.

  5. Koray Özdemir Demiş ki:

    Melih Abi selamlar.

    Dün akşam 75 dakika iyi oynayan bir Galatasaray izledik. Ancak o 15 dakikalık bölümde gol yemememiz bir mucize adeta (Kewell’la o golleri atamamamış olmamız da mucize gerçi). Özellikle ofsayt diye beklediğimiz o iki pozisyonda. Bu iki pozisyonda da topu kafayla uzaklaştıran defans oyuncuları dönmekte zorlanıyor, ofsaytı bozuyudu (özellikle Balta, topa vurduktan sonra saha dışından dönmek zorunda kaldı pozisyon gereği) ama esas sorun, dönen topların Gençlerbirliği oyuncularında kalmasıydı. Bu rakip kalede de böyle oldu. Sanıyorum Elano ile Sarp’ın alması gerekiyordu bu dönen topları. Galatasaray’ı maç boyunca en fazla zorlayan şey buydu diye düşünüyorum. Ortasaha oyuncuları pozisyonlarını her zaman koruyamadı, ya da biraz durgundu.

    Bir de Servet, Hakan Balta, Caner Erkin üçlüsü oynadığında defansın sol yanı atağa inanılmaz yatkın oluyor. Topu yerden oynayarak hücuma aktarma düşüncesine en fazla izin veren dörtlü sanırım Sabri döndüğünde oluşacak. Ancak o zaman da defansif zaaflar artabilir. Yine de Emre Aşık’ın oynamamasını onaylıyorum ben Balta yerine. Dün Galatasaray savunması 40-50 metrelik iyimser paslar atmadı hiç. Bu konuda Caner kilit noktadaydı sanıyorum. Arda Turan daha efektif oynasaydı dün, sol kanadın gücü katlanırdı. Ama Arda sürekli içeri girmeyi tercih etti. Ancak Kewell gibi kaleye gitmedi top sağ taraftayken. Bu yüzden de arka direğe giden toplarda tamamlayamadı Arda hiç. Gözden kaçmaması gereken bir nokta: Arda daha hızlı pas yapmaya başladı.

    Baros’un önümüzdeki yarı dönecek olması çok önemli. Rakip kalede top arka direğe sektiğinde topa vole vuracak bir Kewell’ı ancak gerçek bir striker’ın yanında oynarken görebiliriz çünkü. Baros’un sakatlığı, Galatasaray’ı gerçek, delici bir striker’dan yoksun bıraktığı gibi aynı zamanda da takımı soldan da daralttı. Durum düzeldiğinde birçok şey farklı olacak hücum adına.

    Bu arada ilk yarıya hiç uzatma verilmemesi bir şeyi gösteriyor ki ne sakatlık oldu, ne de oyuncuların zaman geçirme çabaları. Gençler’i bu açıdan da kutlamak gerekiyor. Doll ile devam ettikleri sürece onların da önü açıktır. Doll ile devam ederlerse onları da birkaç hafta liderlik koltuğunda otururken görebiliriz önümüzdeki yıl.

    Sonuç olarak ligi 1 ay erken açmış bir takım olarak bulunduğumuz noktadan memnunum. Takım futbol adına müthiş ilerlemeler, sıçramalar gösterdi. Galatasaray ikinci devreye iki vasatüstü transferle (bir striker – tercihen Sercan Yıldırım – ve bir stoper) tren gibi girecektir yine. Ve sonunda şampiyon olacaktır. Buna inancım tam. Çekindiğim tek bir şey var, o da bizim uzun devre arasının Atletico karşısında dezavantajımız olması.

    Bir de Linderoth sonunda dönüyor sanırım (kaç kez bu umudumuz boşa çıksa da bu kez gerçekten dönecek gibi). 2004-2005 sezonunun ikinci yarısında Barcelona’nın yukarı fırlamasında devre arası takıma katılan Edgar Davids’in göze çok çarpmayan katkısı önemliydi. Tobi de belki böyle bir etki yapar, kim bilir?

  6. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Sela Melih Abi.

    Dün akşam kazanmayı hakeden ama savunmada yine ciddi hatalar, saçma ofsayt taktikleri uygulayan bir Galatasaray vardı. Bu konu artık rakiplerinde dikkatini çekiyor. Çok kolay pozisyona girebiliyorlar. Ya Caner,ya Hakan bozuyor ofsaytı her seferinde. Servet ise Fenerbahçe’deki günlerine geri dönüyor. Devre arası iyi teklif gelirse kesinlikle satılmalı. Takımın yine Elano’yla oynamadığı bir maç izledik, Arda’nın Elano’ya ilk pasını 74′te verdiği bir maç. Mehmet Topal’ın 3 metre yanında Elano varken 15 metre sağındaki Uğur’a pas atma mücadelesi…
    Bunları görüyoruz malesef Melih Abi. Elano, yine yaptı yapacağını anlık kullanabildiği yeteneğiyle, tıpkı Lincoln gibi… Ama Elano’da fazla dayanamayacak bu sevgisizliğe, tıpkı Lincoln gibi…

  7. Ozan Kayhan Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi;”Ve de dikkati çeken futbolcular. Bir kez daha Kewell ve Elano. Bir kez daha takımının liderliğine soyunan Arda Turan. Ve bir kez daha negatif yönleri artık pozitif yönlerini karartmaya başlayan Keita. Ve de Galatasaray’ın ofansif gücüne artık daha fazla bir şeyler ekleyen Caner Erkin.”
    Bundan daha iyi bir özet olamazdı heralde yalnız Keita’nın Kewell’a servis yaptığı golde topu tutmadan tek pasla mükemmel gördü sanırım söylemeye çalıştığın şey de bu Melih abi.Öte yandan güzelliklerin yanında İkinci yarı kabus görmedikde değil hele son 15 dakika maç bitsin diye dua ettik resmen defans çok kötü birde M.Topal inanılmaz düşüşte geldiği ilk sene tamam dedik artık orta sahada çift yönlü oynayabilen rakibe çok iyi basan,soğukkanlı,teknik,çabuk bir oyuncumuz var ancak üzerine hiçbirşey koyamadığı gibi hala cepten yiyor.Herşeye rağmen kazanmak güzeldi devre arasını inşallah çok iyi değerlendirip yapılacak 2 iyi takviyeyle çok daha iyi futbol seyredeceğimizi ümit ediyorum.Saygılarımla…

  8. Tayfun Keles Demiş ki:

    Merhabalar Melih Abi. Öss çalışmalarından fırsat bulduğumca takip ediyorum yazılarını.

    Benim takımımız hakkındaki en büyük korkum önümüzdeki transfer sezonunu verimsiz geçirmek. Defansa oyunu iyi kurup yönlendirebilen hızlı bir stopere ihtiyacımız var. İlla stoper diye Servet tarzı bir oyuncu almak bir facia olur bizim açımzdan.

    Bir ikinciside ortasahamız. Ortasahaya tabiri caizse bir “Xavi” lazım bize. O bölgede en verimli oynaya bilecek 2 oyuncumuz var. Ayhan ve Barış. Ayhanda çok büyük bir performans düşüklüğü var. Takımın oyununu negatif yönde etkliyor. Oyunu yavaşlatıyor. Barış ise birşeyler yapmak istiyor, çabalıyor ama bir türlü beceremiyor.

    İçimde ne varsa döktüm rahatladım.İnşallah yönetim ve teknik heyet yüzümüzü güldürür. İyi çalışmalar Melih abi.

  9. ERHAN USTA Demiş ki:

    Melih abi selamlar sezonun en iyi maçlarından birini oynadık bence özellikle ilk yarı yalnız birşey varki Elano topla fazla buluşamıyor (1.58 bu maç için )bunun sebebi sence nedir!! yazını dört gözle bekliyorum saygılar abi.

    abi araya birde Atleticho Madrid analizi sıkıştırsan :)

  10. Koray Özdemir Demiş ki:

    Melih Abi, sağ tarafta benim bir kez yazıp sonra uzun zamandır yazmadığım blog’umun adını gördüm, çok teşekkürler beni eklediğin için. Çok mutlu oldum bir anda :)

    Bundan sonra düzenli olarak yazmaya çalışacağım. Adres de artık http://viansullivan.blogspot.com/ olacak. Ve artık Galatasaray için kalemimle elimden geleni yapacağım. İlgin için çok teşekkürler abi…

  11. mkkadi Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi.

    Galatasarayın defans anlayışındaki temel sıkıntı nedir? Ofsayt taktiğini söylemiyorum. Rakiplerin oynadığı uzun toplarda bizim bölgemizde etkili olmalarının nedeni takımın hücumundan geriye yeterince destek alamamasından mı kaynaklanmaktadır? Rijkaardın sisteminde defansın yeri nedir ve nasıl olmalıdır? Sistemimiz olsun, bir oyun planımız olsun diye Rijkaard gibi bir sistem hocası getirdik. Uzun dönemde başarı hedefliyoruz. Fakat rakiplerin her maç çok net pozisyonlar yakalaması ve bunun sonucunda maçların 3 ihtimalli geçmesine ne gibi çözümler aranıyor veya aranmış gözüküyor?

    Son olarak da takım sezon başı müthiş tempo yaparak maçlara girerdi. Özellikle bu maçı kazanacağız hissini rakiplerine verirdi. Şimdilerde ise bunu da sahaya yansıtamıyoruz. İhtiyacımız olduğu zamanlarda tempoyu yükseltemiyoruz veya tempoyu uzun zaman dilimlerine yıkamıyoruz? Bunun nedeni kondisyon sorunu mudur? Teşekkürler.

  12. Ediz AY Demiş ki:

    Merhabalar Melih Abi,
    Bu maçımızı ne yazık ki izleyemedim o yüzden senin yazını merakla bekliyorum çünkü yazıların insana gerçekten maçı yaşatıyor.
    Özetten izlediğim kadarıyla Gençlerbirliği’nin yine bizim ofsayt taktiğimizden kaynaklanan pozisyonları olmuş ve gerçekten inanılmaz goller kaçırmışlar. Ancak bunun dışında oyuna hakim olan pozisyonalr üretip, golle burun buruna gelen ve hatta sayılmayan 2 tane de gol atan takım varmış sahada. Ancak bunların hiçbiri olmamış da Gençler’in bulduğu o pozisyonlardan yola çıkarak sanki tüm maç onların etkinliği altında geçmiş gibi yazanlar var. Neden böylesi varsayımlarla spor yazarlığı yapılmaya devam ediliyor? Kahe golü atsaymış Galatasaray puan kaybedebilirmiş. Kahe’nin o pozisyonu gol olsa maç orada bitecek mi sanki? Madem kaçırılan goller hesap edilerek yorum yapılıyor bizim hiç mi kaçırdığımız gol yok? Oynanan futbol üzerinden, sahada yapılan mücadele üzerinden neden yazı yazılmaz? Öyle Frank futbolu bilmiyor denilecek kadar basit miyiz? Türkiye’ye her gelen yabancı bu tür yakışıksız ve mantıktan uzak tanımlamalarla karşı karşıya kalıyor. Aragones gibi, Del Bosque gibi. Fatih Terim’in, Mustafa Denizli’nin hatta diğer teknik direktörlerin böylesi yakıştırmalar yapıldığını pek hatırlamıyorum ya da bu kadar ağır şekilde diyeyim. Evet Fatih Terim bize en güzle dönemimizi yaşattı. ANcak 2.dönem pek işler iyi gitmedi. Eee Fatih Terim şimdi futbolu bilmiyen birimi olmuş oluyor? Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum.
    Son haftaları biraz sıkınıtılı olsa da ilk yarıyı bitirdik. 2.yarıya hazırlanma süreci ve 2.yarıda daha iyi bir Galatasaray beklentisi hepimizde var. Taşların daha yerine oturduğu ve sistemin daha iyi çalıştığı bir Galatasaray görmek umuduyla…

  13. hakan_isik Demiş ki:

    Merhabalar Melih Bey,

    Antalya ve Gençlerbirliği maçı Elano’nun bu takımda gerçek bir lider olduğunu gösterdi. Ancak takımda onu anlayacak futbolcu sayısı çok az. Orta sahadakiler uygun pozisyonlarda bile onu görmezden gelip daha zor pozisyonlardaki adamlara pas atıyor. Teknik heyet bu sorunu nasıl göremez anlayamıyorum. Bununla birlikte defansif ortasaha oyuncularımı ileriye topu hızlı ve akılcı aktaramıyorlar. Bununla birlikte hem defans hemde orta sahadaki oyuncularımız topa ileride doğru hamle zamanlaması yaparak basmadıklarından ve rakiple birlikte geriye çekildiklerinden takım olarak çok fazla geri ileri gidip geliyoruz. Bu da takımı yoruyor ve daha fazla pozisyon yememize yol açıyor bence. Bence defansımız gerçekten çok büyük bir düşüş içerisinde. Devre arası sanırım bütün bunlara ilaç olacak. Bizim takımda taktiklerden çok takımı Elano etrafında kuracak bir sistem getirilmesi konusunda acele edilmeli.

  14. tarkan1905 Demiş ki:

    Melih Bey merhaba,
    1.Sezonu çok erken açmak zorunda kalmak,
    2.Milli maçlar sebebiyle takımın çok az bir arada çalışabilmesi, yabancı oyuncuların çok sık milli takıma gitmeleri sebebiyle uyum süreçlerinin uzaması (Elano Blumer),
    3.Alternatifsiz oyuncuların sakatlıkları ve cezaları (Milan Baros, Abdul Kader Keita),
    4.Hakan Balta, Ayhan Akman, Arda Turan, Servet Çetin, Mehmet Topal gibi milli ve as oyuncuların formsuzlukları
    5.As oyuncuların formsuzluk / ceza / sakatlık gibi nedenlerle oynayamadıkları sürelerde takıma katkı yapmaları beklenen Linderoth, Emre Güngör, Gökhan Zan gibi oyuncuların yıldıran, bezdiren, bitmeyen sakatlıkları, aynı kategorideki bazı oyuncuların inanılmaz vurdumduymazlığı, tembelliği (Aydın Yılmaz)
    gibi faktörler dikkate alındığında TSL’nin ilk yarısını 36 puanla ikinci sırada bitirmenin önemli bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Tabii ki daha iyisi olabilirdi. FB’nin bizim maçtan sonraki düşüş periyodunda ASY’deki Manisa ve İBB maçlarını alsak bugün 3 puan önde olacaktık.
    Ligin ikinci yarısında ASY’de oynanacak FB maçıyla bitecek ilk 10 hafta bizim TSL’deki kaderimizi çizecek. Bu periyotta Beşiktaş,Trabzon, Kayseri, Eskişehir gibi zor deplasmanlar ile içeride FB maçı var.
    Eğer bu periyodu lider olarak geçersek kalan haftalarda FB’nin fikstür avantajını dengeleriz ve önümüz açılır diye düşünüyorum.
    Bu periyotta aynı zamanda UEFA Avrupa Ligi ve Ziraat Türkiye Kupasında nereye kadar gideceğimiz belli olacak.
    Sakatların iyileşmesi, defansa, orta sahaya ve forvete alınacak birer iyi oyuncu, sıkı bir devre arası çalışması, özellikle Türk oyuncuların profesyonelce yaşamaları ve işin önemini kavramaları, Kewell, Keita ve Elano’nun Dünya Kupasına hazır gitmek için performanslarını yükseltmeleri durumunda ikinci yarıda hedeflerimizi yakalarız diye düşünüyorum.
    Galatasarayımızın bizi mutlu edeceği günler dileğiyle saygılar, sevgiler.

  15. u-topie Demiş ki:

    İlk yarı bitti.
    Geriye baktığımızda günübirlik gel gitlerin dışında geleceğe dönük sistemik bir arayışı olan ,bugünü aşan bir proje ürünü denilebilecek ne vardı ligde ?
    FR’IN GS’ı dışında biraz Doll’un Gençlerbirliği,biraz M.Ertuğral’ın Sivas’ı..
    Hepsi bu.
    Tabela başarılıları Kayseri ve Bursa’da
    bir sistem ışığı gözükmüyor.
    Kadrolarındaki gençlere yer vermenin dışında
    geleceğe devrolacak bir sıçrama yok ortada.
    Takımların çoğunluğu rakibe göre oyun kuran,günlük reaksiyoner hocalara teslim olmuş durumda.
    Kafalarda oynayan değil,önce oynatmayan bir takım yatıyor.
    Öncelik bozmakta.
    Doğal olarak kendi sahasına gömülü kontratak
    kurgusu ön planda.
    Sertlik olmazsa olmazı bu şablonun.
    Hakem çoğunluğunun tercihleri de TOPUN NE SÜREYLE OYUNDA KALDIĞINI UMURSAMAYAN ;akışkan,hızlı,heyecanlı bir oyunda yönetimin elden kaçabileceği kaygısıyla sık sık kesilen,durgun bir akıştan yana olunca seyir zevki düşük,zorun egemenliğinde gerilimli bir
    itiş kakış hakim oluyor .
    Teknik oyuncular elbirliğiyle sindiriliyor .
    Skora tapan kamuoyu da işin tuzu biberi oluyor.
    Yeni denemeler teşebbüs halinde boğuluyor. Yazılı olmayan kurallarımız sürüden ayrılmayı yasaklıyor.
    Refaranslarımız başka türlüsüne imkan tanınmamış başarısız deneyimlerimize dayanıyor.
    Olması beklenen yine oluyor sonuçta.
    Daha doğrusu olmaması için topyekun çalışılan olamıyor.
    Sürekli başa dönülen kısır döngüler içinde hiç mesafe alınamadan dönülüp durulmuş olunuyor.
    Bu atmosferiçinde bakılmalı Gs’ın ilk yarı serüvenine.
    ligi forse eden takımlarda dahil olmak üzere oyunu topun kendisinde kalmasını önemseyerek rakip sahada oynamak isteyen ve rakip kim olursa olsun kendi oyununa sadık kalmak hedefiyle sahaya adım atan tek takımı ligin GS.
    Belki takım olarak yeterince hızlı değil.
    Pas koordinasyonu,saha dağılımı yeterince oturmadı.
    Hucumdan savunmaya,savunmadan hucuma geçişlerde pozisyon alışları eksikli.
    Sahanın eni boyu kadar yakınlaşarak yeterince kullanılamıyor hala.
    Hızlı düşünen,reaksiyon veren,aynı dili konuşan bir takım olma yolunun başlarında henüz.
    Takımın bireyleri bile nereye gidilmekte olduğunu içselleştirebilmiş değil henüz.
    Üst üste becerilemeyen,senkron tutmayan ofsayt denemelerinde bile ileriye dönük bir adım,bir gelecek duygusu yaratıyor takım.
    Eminiz herkes gayret ediyor bu yeni kalıba dökülmeye.
    Ve kolay değil.
    Zaman alıyor ufak ufak adımların bir bütüne varması.
    Alışkanlıkları dönüştürmenin ,zihinlere nufus edebilmenin dirençle karşılaşması kaçınılmaz.
    Kendine güvenmek ,yolundan emin olmak,tökezlediğinde bile tereddüte düşmemek kazanılması zor ama iyi tarafı kazanıldığında kaybedilmesi de o denli zor olan nitelikler.
    Toprağı yeni ürüne hazırlamak,yabani otlardan arındırmak kolay olmuyor.
    İyiyle kötünün,olanla olmakta olanın bir arada bulaşık halinin içinde parlayanı herkesin hemen görmesini beklememek gerek.
    Devre arası iyi gelecek bu anlamda.
    Sakatlar geri dönecek.
    Fiziksel yıpranmışlar kendine gelecek.
    Kişisel gelişimler için gereken sukunet ortamı bulunacak.
    En zor evre kayıpsız aşıldı.
    Önümüzdeki sekiz/on yarı dönemin en kötüsüdür geride kalan.
    Buna inanınıyorsak içimiz rahat olmalı.
    Gölgesinde küçülerek büyüyen bir GS görüyorum ben bugünden.

  16. Orkun Demiş ki:

    Genclerbirligi maci takimin son dakikalarda gol yeme fobisini kirmak ve moral acisindan iyi bir macti. Ayrica futbolcularin sezon basi hazirliklarindan itibaren yasadiklari teknik, taktik ve liderlik stili degisimlerine artik alismaya basladiklarini, birbirleriyle birkac hafta once imzaladiklari “ateskes” antlasmasini “baris” antlasmasina goturebileceklerini saha icindeki hareketlerinden anladik sanirim.

    Genel anlamda bakarsak bence “killer instinct/oldurme icgudumuz” yani karsi takimlari hayran birakacak ve kokutacak sertligimiz ve kazanmak icin yuksek arzumuz henuz yok. Oynadigimiz takimlarin uzerine gittigimizde gol atmamiz hucumcularimizin kollektif degil kisisel becerisine, onlar uzerimize geldiklerindeyse defansimizin basarisi onlarin yapacagi basit hatalara kaliyor.

    Sonuc olarak ben bu sene rakibinin uzerine coken ve bunaltan bir futbol sergileyebilecegimizi dusunmuyorum. Ancak sizinde dediginiz gibi devrim, sartlar olusup kafalar inanmadikca olmuyor. Ikinci yarida umarim fazla geriye dusmeden ligi devam ettirebiliriz ki degisim pozitif yonde devam edebilsin.

    Saygilar,

  17. Koray Özdemir Demiş ki:

    http://acetobalsamico.blogspot.com/2009/11/sakzl-muhallebi.html

    Melih Abi, Yiğiter Uluğ’un şöyle bir yazısı var. Bence okunmalı. Cemal Nalga olayıyla ilgili, önemli olduğunu düşündüğüm bir yazı. Nalga olayının yönetici baskısıyla olduğunu söylüyor Uluğ. Galatasaray’da gerçekten de bayan basketbol takımını soyunma odasına maç ortasında girip “bu maçı kazanamazsanız…” diye başlayan cümleler kuran yöneticiler var mı? Ve bu insanlar hâlâ kulübün içinde mi?

  18. Yekta Aslan says:

    Melih Abi

    Takimin hucum atraksiyonlarina tek kelime etmeyecegim.Elimizde cok guclu silahlar var. Devre arasindan sonra gol atmada eskiye doneriz buna inancim tam. Lakin savunmada, takim savunmasinda sikintimiz var ve devre arasi dertlere cozum olur mu emin degilim. Topu ayagina alan rakip oyuncu cogu kez mudahaleye maruz kalmadan ceza sahamizin onune kadar gelebiliyor. Orta sahada oynayan Sarp ta olsa Topal da olsa Baris ta olsa sonuc degismiyor. Topa basmak yok, sertlik yok. Bu bir mantalite sorunu. Yani isimler degisse de o bolgeye adam alinsa da Rijkaard oyuncularina topa basin rakibin ayagindan alin demezse degisecek bir sey yok.

    Abi uzuluyorum.

    Rakibe baski yapmayan top kapmak icin agresif tavir sergilemeyen bu Galatasaray beni uzuyor. Ben sahada savasan agresif Galatasaray gormek istiyorum savunma anlaminda.

  19. ismetgk Demiş ki:

    Maçtan sonra herkesin aklında kalan şey Kahe’nin kaçırdıklarıydı. O pozisyonlar gol olsa maçı kazanamayabilirdik kabul. Ama bu, maçın genelinde, özellikle ilk yarıda, Türkiye’deki en kompak, en disiplinli ve en tempolu takımlardan birine karşı sezon başına yakın bir oyun oynayıp galip geldiğimiz gerçeğini saklamamalı bence. (Pas ve isabetli pas hızını Melih abi yazarsa öğreneceğiz.) Rij-Nes’in istediği tipte kombine ataklarla hazırlanmış pozisyonlar, yüksek tempo, kornerler dışında rakibe pozisyon verilmeyişi, atılan % 100 Barça golü, iptal edilen iki gole karşın demoralize olmamak ve son dakikalarda yaşanan paniği bu maçta aşmak az şey değil Bence. Bir de Caner’in solda Balta’nın iyi zamanlarını aratmayan ofansif görüntüsü acaba orjinal savunmamız Sabri-Servet-Balta-Caner mi olmalı fikrini uyandırdı Bende.

    Devre arasında Popescu beklemiyoruz ama ayağı biraz düzgün bir stoper, iyileşen Sabri ve Baros’la birlikte artık Rijkaard’ın ne istediğini anlayan takımın geçireceği iyi bir kamp dönemi, sezon başından da iyi bir GS’yi getirebilir ikinci yarı için. Bence çok iyi bir Galatasaray geliyor.

  20. gkks Demiş ki:

    Melih Bey Merhaba,

    Bu hafta maçı canlı izlemedim. Özetlerden baktığım kadarı ile ve yorumlardan özellikle ilk yarı iyi futbol, bol pozisyon ve hiç kimsenin pozisyondan saymadığı iptal edilen iki gol. İlk yarı finalinin bu kadar etkileyici olması aratık takımın rayına oturduğunun göstergisi gibi geliyor bana.

    Ama asıl anlamadığım insanların bu futbolu bile rakibin eksikliğinden kaynaklandığı üzerinde yorumlarını kurgulamasıdır. Gerçekten bu ülkede hakedene gerçek değeri verilmiyor. Bursa-BJK maçında savunma oyuncusunu, hücüma alması zeka pırıltısı sayılıyorken, antalya maçında uğur uçar’ı çıkarıp nonda, elano, arda, kewell, keita ile oynaması aptallık hatta futbol bilgisi olmayan bir anteranörün yaptığı davranış oldu.

    Rakiplerimizin az pozisyon bulduğu bir haftada keyifli bir futbol seyrettirmek neredeyse suç oldu. Artık takımı ve rijkaar- neskenns ikilisini vurmak için ofsyat taktiğine vb. olaylara taktılar.

    Şimdi yabancıların, ülkelerine gitmelerine taktılar. Hani bu takım iki takım çıkarırdı. Geçen sezonlarda rakipler paf takımı ile çıkarız derken ve sorun yok. Şimdi Galatasaray’da yerli yabancı sorunu çıktı başlıkları atılmaya başlandı.

    Bu olaylar beni yoran, üzen ama takımıma daha fazla sahip çıkmamı sağlayan nafile çabalardır diye düşünüyorum

    Saygılarımla,

  21. Melih says:

    Selamlar.

    Bu hafta maalesef sadece bir gün İstanbul’dayım. O da Çarşamba günü. Daha sonra Pazartesi’ye kadar yokum yine.

    Bu nedenle tüm yorumları edit etmeden (ve de yorum yazmadan) yayınlıyorum.

    Sevgilerimle.

    Melih

  22. yavuzca Demiş ki:

    ELANO
    GS ceza alnının hemen önü. Elano, rakip ceza sahasının çaprazında bulunan Arda’ya güzel bir pas atıyor ve Gençlerbirliği oyuncularını oyundan düşürüyor. Savunmalarının dengesini sarsıyor. Arda’nın nefis pasında Mustafa Sarp gol vuruşu yapabilseydi bugün Elano’dan daha çok bahsediyor olurduk. Zira eski Galatasaraylı bir yorumcu Elona adam eksiltmiyor diye eleştiriyor Elano’yu. Oysa sorarım o futbol çalaçulpacılarına Elano Arda’ya attığı bu pasla kaç kişiyi eksiltti? İşte Türkiyede medyanın hali ve Galatasaray’ı eleştiren futbol cahillerinin bilgisi.

    Bir de sezon başından beri Nonda’yı dilinden düşürmeyen Rıdvan Dilmen’in haline ne demeli? Bence Denizlispordan daha içler acısı. Yine hatırlayalım geçen yıl Lincoln için söylenenleri. Vay efendim Lincoln neden yedek bırakılmıyor. Ve Lincoln’e neden taviz veriliyor diyen benim sevgili medyam, F.Rijkaard’ı eleştirmek adına Keita’nın yedek bırakılmasını sorguluyor. Bu iki olay ve Elano’nun Arda’ya atığı muhteşem pas medyanın futbol bilgisini ortaya koymuştur. Selamlar

    (Yavuz selam. Çok sağol, bu pozisyonu bize hatırlattığın için. Gerçekten müthiş bir pastı Elano’nunki. Ne demişti şair, “onlar vurdu biz büyüdük.” Galatasaray da bu sezon insanlara futbol öğrete öğrete, klişeleri boza boza ilerleyecek. Sevgilerimle. Melih)

  23. cngrlyln Demiş ki:

    Melih abi sadece bir gün İstanbul’da olacakmışsın bu hafta ama en azından dönünce cevaplamanı istediğim, görüşlerini merak ettiğim bir konu var.
    ”Sercan Yıldırım” hakkında görüşlerin neler acaba ?
    Geçen sezondan beri kendisini takip etmekteyim ve bence inanılmaz bir futbol zekâsına, yeteneğine sahip.
    Tabii ki gelecek gidecek kişiler hakkında yorum bize düşmeyebilir o kadar ama bu oyuncu Galatarayımız’a kazandırılabilirse ve kendisi bazı şeylerin altında ezilmezse, kendisini geliştirmeye devam ederse, ülkemizin yetiştirdiği en büyük forvet oyuncusu olacaktır.
    Bu konuda bu kadar iddialıyım =))

    (Selamlar. Ben de benzer düşüncelere sahibim. Sercan Yıldırım Türkiye’deki yerleşik santrfor tanımını kökten değiştirebilecek bir oyuncu. Tartışmasız Türkiye’nin en hızlısı. Bu anlamda Baros’un da gerçek alternatifidir. Ama sanırım istenilen meblağları verebilecek durumu yok Galatasaray’ın. Bir de şu var. Sercan Yıldırım’ın teknik özelliklerine doğrudan yanıt verecek futbolu en iyi oynayan takım Galatasaray. Diğer takımlara giderse iki yıl içinde körelecektir diye düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)

  24. ersint Demiş ki:

    Selamlar,

    Çok şükür lastiklerimiz ve benzinimiz bitmeden pite ulaştık. Bu devre arası ve hazırlık maçı mantığıyla yapılacak Türkiye Kupası maçları takımın oyun zekasını ve enerjisini yenileyecek ve takım üzerine koyarak 2. yarıya başlayacaktır.

    Ama 2. yarı başlamadan yapılması gereken en önemli konulardan birisi de transfer gibi duruyor. Bazı arkadaşların belirttiği gibi oyuncu takviyesi yapmamız gereken bölgeler ve oyuncuların stilleri az çok belli.
    1- Pas yapabilen bir DC
    2- Çok iyi pas yapabilen bir DMC
    3- Baros’a alternatif bir ST/FC
    4- Hücuma gereken desteği verebilecek bir LB.
    Bence Caner’i elimizde tutabilir ve total futbol felsefesini benimsetebilirsek, seneye Caner’in Sabri’den daha faydalı bir bek olacağı kanaatindeyim.

    Şimdi gelelim esas konuya: Kim gitsin?
    Takımdaki futbolcu sayısının fazla olduğunu ve FR’nin oyun tarzına uymayan oyuncuların artık kendini gösterdiğini düşünüyorum. Bu sebepten eğer yukarıda saydığım DC, DMC ve ST alınırsa medyada yazılan takımdan gidecek ve/veya gitmesi gereken oyuncularla ilgili şöyle bir liste yapabiliriz:
    1- Aydın (Artık yeter deyip kiralama yerine direk satmamız gerekiyor. Çünkü her kiralama sonrası takıma döneceğini bildiği için kendini gösterme çabası içine girmiyor. Türk futbolu ve kendisi için en iyisi gitmesi olacak)
    2- Linderoth (Çok bekledik, çok umutluyduk ama olmadı, olmayacak. Yeni tabirle f/p oranı çok düşük)
    3- Nonda (Bu senenin başındaki performansı her ne kadar ışıltılı olsa da onun yerine alınabilecek yeni bir golcü takıma hem heyecan getirir, hem de daha etkili olur. Devamlı nükseden sakatlıkları da cabası)
    4- Ayhan (Ahde vefa varsa bence kalmalı. Performansı belki düştü ama Blackburn/Tugay örneğinde olduğu gibi bu takıma muhakkak katkısı olacaktır)
    5- Alparslan (Büyük umutlarla geldi ama olmadı ve olmayacak gibi duruyor. Graz maçında sağbek yerine sol açıkta oynamasını istiyordum, belki yapabileceklerini görebilirdik.)
    6- Emre Güngör (Linderoth gibi)
    7- Serkan Çalık (Kendisi için gitmeli, bu takımda maalesef ona yer kalmadı)
    8- Serkan Kurtuluş (Bence kalmalı ve en azından 2 sene daha denenmeli)

    Yukarıda saydığım gidecek/gitmesi gereken oyuncular yerine altyapıdan gelen/gelecek gençlere daha çok şans vermeli ve onları yüreklendirmeliyiz. Serdar Eyilik, Emre Çolak, Anıl Dilaver, Semih Kaya, Murat Akça, Cem Sultan vs. bunu hakediyorlar. Umarım bunların futbol hayatının devamı da İrfan Başaran, Cafercan, Özgürcan ve diğerleri gibi olmaz.

    (Selamlar. Bence Ayhan Akman asla kaybetmememiz gereken bir oyuncu. İki-üç maçlık kötü oyununu 9 yıllık geçmişe bakarak yok saymak en doğrusu. Alpaslan Erdem’i kaybetmemize gerek yok. A2′de pişer biraz daha. Aydın Yılmaz konusunda ise kararı Rijkaard verir. Nonda da kanımca kadroda bulunması gereken bir oyuncu. Sevgiler ve selamlar. Melih)

  25. veli Demiş ki:

    Melih Abi selamlar,
    Yine müthiş yazmışsın, ellerine ve beynine sağlık. Senden bir ricam olacak. Galatasaray’ın beceremediği ofsayt taktiğini yeryüzü olarak değerlendirirsek, gökyüzü nedir, neresidir bir yazabilirseniz sevinirim. Bu yazının içine ligin ilk yarısının genelinde başta GS olmak üzere tüm lig takımlarının rakiplerini toplam kaç defa ofsayta düşürdüğünü yazabilirseniz sevinirim. Belki gökyüzünü görmede bize yardımcı olur.

    (Veli selamlar. Estağfurullah, kendimce bir şeyler yazdım işte.

    Açıkçası diğer takımların kaç defa rakiplerini ofsayte düşürdükleri konusunda bir bilgim yok. Bende sadece Galatasaray’ın istatistikleri var. Bütün bir ilk yarıya ofsayt anlamında bir kez daha bakacağım.

    Belki gökyüzü denemez ama Atina’daki PAO maçındaki ofsayt taktiği inanılmaz başarılıydı, her ne kadar bir kere defansın arkasına oyuncu kaçırıp gol yemiş olsak da. Bir de şunu demek gerekiyor. Galatasaray’da ofsayt taktiğini en iyi uygulayan defans dörtlüsü, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Servet Çetin ve Hakan Balta’ydı. Bunlar ciddi biçimde iyi uyguluyorlardı bu taktiği. Caner Erkin’in sol bekleşme konusunda Sabri Sarıoğlu’nun sağ bekleşme konusunda kat ettiği mesafenin daha başlarında olduğu dikkate alınırsa Uğur Uçar, Servet Çetin, Hakan Balta ve Caner Erkin’den oluşan dörtlünün bu taktiği mükemmel biçimde uygulaması çok zaman alacak.

    Ve de en nihayet. Ofsayt taktiğini en iyi uygulayan takımlar, gerçek takımlardır. Yani 11 futbolcusu da aynı şeyi düşünen ve hisseden takımlar. Elbette bunda yapılan idmanların ciddi bir payı var ama, duygu da önemli. Biz bu takım duygusunu henüz oturtamadık. Sevgilerimle. Melih)

  26. minelva Demiş ki:

    Melih Abi Selamlar,

    Gençlerbirliği maçını dört temel futbolcumuz üzerinden yaptığınız yorum gerçekten çok güzel. İnsanın defalarca okuyası geliyor. Bir Galatasaraylı olarak sizin gibi birine sahip olduğumuz için çok büyük onur duyuyorum ve diğer taraftarlarının sizin yazılarınıza uzak kalması gerçekten kötü.

    Maçla ilgili bir birkaç düşüncem var. Öncelikle geçen hafta Caner için sarfettiğim sözlerden dolayı kendisinden özür dilerim. Her geçen hafta beni şaşırtmaya devam ediyor. Ben onun ikinci yarı ile futbol anlayışımızın vazgeçilmez parçalarından biri olacağını düşünüyorum. Bu bağlamda ilk Tobol maçından başlayarak GS bir puzzle benzetirsek yanlış olmaz. Zaman ilerledikçe bu puzzle’nın parçaları birer birer yerine oturmaya başlıyor. Önce, Sarp (muzaffer olacak çocuk), sonra Keita’nın bu takıma yerleşmesi, Brezilya milli takımında neden oynuyor denilen Elano’nun takıma daha da ısınması ve belki de bu puzzle’nın son parçası da Caner oldu ve bu tamamlanış ilerleyen haftalarda belki başka isimlerle belki de takımın içinde başka isimlerle bu puzzle tamamlanacak. İnşallah bu bekleyiş çok fazla uzun sürmez.

    Bilemiyorum ama bana geliyor ki bu ligde en basit gol yiyen takımlardan biriyiz. Bunun nedeni bireysel yerleşme veya mantalite midir? Bir de kondisyon problemimiz olduğuna inanıyor musunuz ?

    (Selamlar. Öncelikle çok teşekkür ederim hakkımdaki yorum için. Futbolda herkes aynı tarz yazı ve yorumlarla aynı hedef kitlelere sesleniyor. Naçizane futbolun mevcut anlatımı ve bakış açısını hiç haketmediği teziyle yola çıktım. Siyaset, ya da ekonomi hangi bakış açılarıyla ele alınıyorsa, ya da edebiyat, ben de bunu taşımaya çalışıyorum futbola.

    Son sorudan başlayacak olursam. Galatasaray bugün 31′inci resmi maçına çıkacak ilk yarıda. Bu bir sezonun tam üç maç eksiği. Açıkçası maç trafiği yüzünden kimseye yükleme yapılamıyor. Sağolsun futbolcular da özel kuvvet antrenmanlarını aksatınca bir fizik kondisyon sorunu ortaya çıktı kanımca. (Burada teknik heyetin futbolcuların profesyonelliklerine güvenmesi de rol oynadı. Ama bu süreçten futbolcular profesyonelce yaşama dersini çıkaracaklar bir şekilde. Yani kısa vadede durum parlak görünmese de uzun vadede çok önemli bir meseleyi öğreniyor futbolcular.

    Defans meselesine gelince. Bu her şeyden önce bir anlayış. Mesela tarih boyunca Barça hep kolay gol yiyen bir takım olagelmiştir. Çünkü hep hücumu düşünmüştür Barça. Bu yüzden defansı önemsememiştir.

    Galatasaray’da da benzer bir durum var. Eğer Galatasaray takımı sahaya gol yememek için çıkarsa bunu başarabilecek bir defans anlayışına sahip. Ama öncelik hücum olunca bazı sorunlar yaşanıyor.

    Bir de en önemlisi. Rijkaard hücum yaparken en iyi savunma yapacak kurguyu oturtmaya çalışıyor. Ancak burada da yolun çok başında Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)

  27. Baris Tokyay Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    Maç yorumundan ayrı bir sorum-önerim olacak sana.
    Acaba Yalnız Futbol’a Rijkaard’ı konuk etmeniz mümkün müdür? Bu programda sizlerin muhtemel bir çok katma değerli sorusu olacaktır bununla birlikte sen de Gayın-Sin vasıtasıyla taraftar soruları alırsın ve en sansürsüz, en samimi halleriyle sorularınıza soru katar konuşursunuz ve tahminimce rating rekorlarını alt üst eden bir program olur (hatta ücreti mukabil diğer kanallara da satar röportaj felsefelerinin gelişmesine katkıda bulunursunuz.)

    Biliyorum Patron’un hali hazırda haftalık katıldığı bir program var GSTV’de lakin o format fazla soft ve mesela benim aklımdaki en az 5-6 soru ne haftalık programlarda ne de Bahri-Ömer ikilisinin röportajında sorulmadı.
    Mutlaka sizin aklınıza gelmiştir böyle bir program bu çerçevede haddimi de aşmak istemem ama çok arzu ederim böyle bir programı.
    Saygılar

    (Barış selam. Öncelikle yakıştırman için çok sağol. Esasında Rijkaard’la her iki ayda bir uzun söyleşiler yapıp bir kitap haline getirmekten kanal için röportaj yapmaya kadar birçok fikrimiz var veya vardı. Ancak şöyle bir sorunla karşı karşıyayız: Rijkaard Mert Çetin’le katılmak istiyor bu tür programlara, bu da zaten otomatik olarak söyleşinin etkisini düşürüyor ister istemez.

    Kafamızdan geçen Felemenkçe bilen simültane bir tercüman aracılığıyla söyleşi yapmak. Ama bakalım. Sevgilerimle. Melih)

  28. sultani Demiş ki:

    Gençlerbirliği maçını yorumlarken bir konuya dikkat çekmek lazım. Rakip takımın en önemli 3 dişlisi dün sahada yoktu. Defansın göbeği Radeljic, benim en beğendim yerli oyuncu İlhan ve Mustafa Pektemek. Attığımız gol ve bulduğumuz pozisyonlar bireysel beceri ve rakip defans hattının pozisyon almayı bilmemesinden kaynaklandı. Gökyüzünde kahraman ararken yeryüzünde başımıza geleceklerden de haberdar olmak gerek.

    (Ilgaz selam. Pozisyonlar için bir şey demeyeceğim. Ama Galatasaray’ın attığı gol, bence defansı en kuvvetli takımların bile yiyebileceği bir goldü. Şu ana kadar kendi sıralamamda en güzel Galatasaray golünün Beşiktaş’a atılan üçüncü gol olarak görüyordum. Bu gol onu da geçti. Sevgiler. Melih)

  29. sg_gs Demiş ki:

    Selamlar, bu mac benim icin sevindirici olan Arda’nin Kewell’i tek toplarla gol pozisyonuna soktugunu gormek oldu. Fakat Balta’nin yerine Emre Asik neden oynamadi beni dusundurdu zira Shaktar macinda oynamisti. Bu arada Melih Agabey, bir ara ASY.net’de SuperAlfa Nobeti basligini bir oku istersen. Kulaklarini cinlatiyor arkadaslar…

    (Seçkin selam. Shaktar maçı derken sanırım Sturm’u kastettin. ASY’ye üye olmadığım için o başlığı okuyamıyorum. Olumlu ya da olumsuz yazanlara selam olsun. Sevgilerimle. Melih)

  30. muharrem Demiş ki:

    Selam Melih abi;

    (Bir de Servet Çetin basit oynamak yerine sürekli uzun topla hücum geliştirmeye çalışan. Ama o başka bir öykünün kahramanı.)

    Bu öyküyü açıkcası çok merak ediyorum sene başından beri yorumlarımda da en dikkat çektiğim Servet’in bu uzun top sevdası ve son haftalarda yaptığı basit acemice hatalar inşallah 2. yarıda eski Servet’e döner.
    İlk yarı gerçekten çok iyiydik, iyi bir takıma karşı çok iyi bir oyun ortaya koyduk. Gençlerbirliği baskı yediği sıralarda bile ayağa pas yapmaya ve top oynamaya çalıştı. (Kalecileri oyunu soğutmaktan başka bir şey düşünmedi gol yiyene kadar) disiplinden hiç ödün vermediler.

    İki üç pozisyonda dikkatimi çekti yanlış görmediysem tabi Elano ellerini açtı boş durumdaydı pas istedi ama top atmadılar inşallah ben yanılıyorumdur.

    (Selam Muharrem. Esasen Servet Çetin hakkında yazmayacağım. Ama sanırım Rijkaard uyarmış onu ki dünkü Trabzonspor maçında uzun top sevdasını bıraktı.

    Gençler maçını sanırım TV’den izledin. Orada bu tür görüntüler olabiliyor, ama saha içinde ben Elano’ya pas özellikle atmayan kimseyi görmedim. Elano bazen herkesi kendi gibi, istediği zaman istediği yere pas futbolcular sanıyor. Halbuki oynayan futbolcuların büyük bölümü bu yetenekten yoksun. Bu yüzden ona pas atılmıyor değil, bazen atılamıyor. Sevgilerimle. Melih)

  31. Emrah Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    İşte 2010′dayız. Şunun şurasında Mart ayına ne kaldı?

    Futbol takımı Ocak ve Şubat aylarını başarılı bir şekilde atlatırsa, Adnan Polat’ın karşısına kimse çıkamaz. (Gerçi takım kötü dahi gitse ciddi bir aday çıkartacaklarına inanmıyorum. Borç $300M olmuş. Hangi babayiğit bu borcu sırtlanacak?) Ancak 65+ kulüp üyelerimiz, aralarından bu işi kotaramayacak birini bulup, körü körüne seçerler -sırf Polat gitsin diye-, sonra da Galatasarayımız’ı karanlığa sürüklerler. Bu seçenek olabilir. Onun dışında Polat gibi iş bitirici bir proje adamını bulup çıkartamazlar.

    Nereye geleceğim… Sercan transferi bence o kadar uzak değil. Polat da Ocak ve Şubat ayını sağ salim atlatmak için transfer gerektiğinin bilincinde. Yeni stadımızın açılışına 6 ay kala, başkanlığı birine devretmek ister mi sence?

    Devre arasında yurt dışından sağlıklı bir forvet bulma ihtimali düşük, o yüzden Sercan seçeneği bence ciddi anlamda masada.

    (Selam Emrah. Mart ayı için şundan eminim ki iki adaylı bir yarış olacak ve zorlu geçecek yarış. Aslında dediğin doğru olabilir, ama mesele şu ki Bursaspor bildiğim kadarıyla nakit para istiyor transferde. Ki bu da Galatasaray’ın gücünün çok üstünde. Bekleyip göreceğiz. Sevgilerimle. Melih)

  32. teko Demiş ki:

    Melih abi selamlar. Benim bu karşılaşma dışında genel bir sorum olacak. Başta KÜÇÜK Hakan olmak üzere bazı eski futbolcularımızın Arda’ya akıl hocalığı yaptığını ve gerek aldıkları ücret, gerek gösterilen müsamaha bazında yabancı futbolcularımıza karşı doldurduklarını düşünüyorum. Her ne kadar Arda dün GSTV’deki söyleşide birlik, beraberlik söylemlerinde bulunsa da ben Arda’nın yönlendirilmeye çalışıldığını hissediyorum. Abi bu konuda yorumun nedir? Selamlar.

    (Selamlar. Ben açıkça Arda Turan’ın kimsenin yönlendirmesi altında olduğunu düşünmüyorum. Hele ki Küçük Hakan ya da başkası. Galiba geçen sezon yaşadığımız bazı şeyler yüzünden biraz daha duyarlı olduk bu meselelere, ama durum öyle değil. Sevgilerimle. Melih)

  33. Galileo Demiş ki:

    Herkese Merhabalar,

    Gençlerbirliği maçında attığımız gol bence de bu sezon şu ana kadar attığımız en güzel goldü. Melih Abi bu konuda sana sonuna kadar katılıyorum. Beşiktaş maçındaki 3. golden de güzeldi, çünkü dediğin gibi Galatasaray’ın nasıl oynaması gerektiğinin bir temsiliydi. Keza Panathinaikos maçı sonrasında buraya ‘golün en basitidir makbul olan’ demiş ve Arda’nın topla biraz fazla oynamasını eleştirmiştim kendimce. Ama o da tek top oynayınca, tadından yenmez bir gol çıktı ortaya. Esasen bu tip golleri maçların ilk 15-20 dakikasında bulabilsek, gerisi bir futbol resitali ve gol sağanağına dönüşecek. Bundan hiç şüphem yok.

    Bir de naçizane Galatasaray’ın oyunuyla ilgili yanlış bulduğum algılamalar var Galatasaraylılar arasında. Anladığım kadarıyla bunlara yorum yapmak isterim.

    Mesela deniyor ki Galatasaray çok kolay gol yiyor, çok gol yiyor vs. Yani defansını eleştiriyoruz. Bir defa eğer Galatasaray’dan sert, vücut vücuda ve mücadeleci bir oyun bekliyorsak bu hiçbir zaman olmayacak kanımca. Çünkü Galatasaray, sahada yerleşim pozisyonları üzerinden bir savunma kurguluyor. Bunun da en önemli stratejisi savunmayı önde kurma. Yani en gerideki adamlardan oluşan hattı mümkün olduğunca, yani limitte öne çıkarmak. Bu, basit bir ofsayt taktiği olarak algılanıyor, ama değil, bu bir savunma stratejisi. Off-side, yani oyuna kapalı alan, rakibin oynayacağı, hücum edeceği alanı mümkün olduğunca oyuna kapatıyorsunuz. Yani buradaki savunma anlayışı, savunma yapmamak aslında. Tabi rakip de oyunun oynandığı alandan çıkmak zorunda, oyuna kapalı alana geçerken.

    Buraya geçemez mi, geçer. Bu da bizim takımın aldığı bir risk. Ama burada iki şey savunma yapıyor, birincisi mesafe. Savunmayı ileride kurduğunuz ölçüde rakibin sizin kalenize olan mesafesi uzuyor. Bu mesafe, bir savunma faktörü oluyor. İkinci faktör de bizim kalecimiz Leo Franco. Hani şu kaleden çok açılıyor diye kızdığımız Leo Franco. Şahsen ben de çok eleştirmiştim onu bir maçtan sonra burada. Ama yaptığı işi şimdi anlıyorum. Leo Franco ikinci savunma faktörü burada. O boş alanı kolluyor Leo Franco. Oraya atılan topları süpürmekle görevli aslında. Yani aldığımız riskin sigortası o. Bunu yaparken de iki mesafeyi kolluyor. Bir, kendisinin kaleye olan mesafesi; iki, kendisinin rakibe, topa olan mesafesi. Özet olarak, rakibi sadece tek çeşit bir gol yapma yoluna zorluyoruz. Onların hücumuna bile biz hükmediyoruz aslında. Aşırtma vuruşların çokluğu bundan. Çokça da olacak bunlardan hep. Belki de en çok bunlardan olacak rakibin tehlikeleri arasında. Kızmamalıyız Leo’ya hep ileride diye.

    Peki rakip de rest çeker ve aynısını yaparsa… Ondan sonra ne olacağını tam bilemeyeceğim. Ama bence bu rakip için intihar olur. Çünkü dar alanda iyi paslaşacak oyuncular var bizde. Savunma arkasına da rüzgar gibi esecek bir Baros (iyileştiğinde tabi).

    Bu anlattıklarım çok daha dinamik olarak yaşanıyor tabi oyun esnasında. Başarılması gereken de bu dinamikliği, pozisyon geçişlerini takım halinde yönetmek sanırım. Dolayısıyla benim anlattıklarım (kulunuzun anladığı kadarıyla tabi) sadece teorik. Ancak bir ışık uyandırabildiysem ve bir tuğla koyabildiysem inşaata ne mutlu bana.

    Sevgiler, Emrah

    (Emrah selamlar. Her şeyden çok sağol, aklımdan geçenlere tercüman olan yorumunla. Özellikle geçiş oyunu diye anlatmaya çalıştığım savunma kurgusunu mükemmel aktarmışsın. Bence müthiş isabetli saptamalar yaptın. Çok sağol.

    İleriye çıkan kaleci konusunda Cruijff’un beğendiğim bir lafı var. Yaklaşık olarak şöyle diyor Cruijff. “Aşırma gol yemek bütün kalecilerin korkusudur. Ancak uzaktan gol atabilen çok az oyuncu çıkar. Bu durumda kalecinin yapması gereken sadece gidip tebrik etmektir kendine gol atanı. Bu kadar.” Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  34. u-topie Demiş ki:

    (Bir u-topie yazısı daha. Okunması ve hiç unutulmaması gereken. Aşağıda. MŞ)

    YARDIMCI HAKEM HATALARI..NE TESADÜF!!
    * FB-SİVAS maçı.
    Dakika yetmiş. Skor 0-0.
    Yardımcı hakem ofsytı kaçırıyor. FB 1-0 öne geçiyor. Devamı kolay.

    * Diyarbakır-FB maçı.
    Diyarbakırspor 1-0 önde. Yardımcı hakem
    kaleciyle karşı karşıya Diyarbakır atağını
    yanlış ofsayt kararıyla kesiyor. 2-0′a
    gidip dönüşü olmayan yola girilmemiş
    oluyor. Maçı FB alıyor sonrasında.

    * Antalya-FB maçı.
    Skor 1-1. Yine kaleciyle karşı karşıya
    bomboş Antalya pozisyonu yanlış ofsayt ile
    kesiliyor. FB geriye düşmekten kurtulduğu
    maçı son dakika golüyle kazanıyor.

    * FB-Manisaspor maçı.
    Manisa 1-0 geride. Bu kez Manisa’nın kaleci
    ile karşı karşıya pozisyonu yine yanlış
    ofsayt kararına kurban gidiyor. Maçı 1-1′e
    getiren Manisa bu kez son dakikada kendi
    kalesinde diğer yardımcı hakemin kaçırdığı
    ofsayt sonrasında golü görüyor.

    * Belediye-FB maçı.
    Skor 0-1 Belediye aleyhine.
    Arka arkaya iki net gol pozisyonu kesiliyor
    Belediye’nin yanlış ofsayt kararlarıyla.
    Maç FB’nin oluyor.

    * FB-GS maçı.
    Skor 0-0. Maçın başı yardımcı hakemlerimiz
    yine kaçırıyorlar ofsaytı.
    FB öne geçiyor. Ve kazanıyor maçı.

    * Trabzonspor-FB maçı..
    Yine maçın başı.
    Üç Trabzonlu FB boş kalesiyle burun buruna.
    Yardımcı hakemlerimiz yine iş başında.
    İzin vermiyorlar Trabzon’un öne geçmesine..

    Bu hatalarda ortak nokta arayacak olursak
    neredeyse tümünün maçların KIRILMA NOKTALARI
    olduğunu görebiliriz. Maçın geri kalanının
    başka türlü seyredeceği, sahadaki gidişatın
    farklı bir kulvara girip başka olasılıkların
    oluşabileceği anlar bunlar.

    Desteğin en çok katkı yapacağı, değer
    ifade edeceği kritik müdahaleler.
    Ne tesadüf.
    Kader hep aynı istikamette seyrediyor.
    Ya FB’nin lehine, ya rakiplerinin
    aleyhine..

    Hakemler de insan sonuçta. Hata yapacaklar.
    “Herkese oluyor” genellemesinin sınırlarını
    sizce de zorlamıyor mu tesadüfün bu denli
    denk gelişi..

    Ankaraspor maçı dışında oynanan 16 maçın
    yedisinde yardımcı hakem hatası % 44 hata
    demek.

    Diğer takımlara olan bu tarz hatalar lehte
    ve aleyhte dağılırken tümüyle lehte ve genel
    yardımcı hakem hataları oranından böylesine
    müthiş bir sapma gösteren hata oranı kabul
    edilebilir bir oran olabilir mi?

    Bu tarz hatalarla belki de lige havlu atmış
    Trabzonspor’un bile altında bir puanla
    devreyi bitirmek olağan olabilecekken lider
    olunmuşken çıkıp bir de hakem hatalarından
    şikayetçi olabilmek bile şaşırtmıyor kimseyi
    bu topraklarda.

    Tekrarlanan garabetin normalleşmesi, olağan
    addedilmesi, sorgulanmaksızın sessizce kabul
    görür olması ufkumuzu karartıyor.

    Utanç duvarı aşmış olanların varlığı ve gözü
    karalığı meşrulaştırmamalı bu durumu.
    Bu ortam hepimizi zehirler.
    Bu tarz küçük hesaplar başarıya giden yol,
    yazılı olmayan kural haline gelmeye
    başlamışsa oyunun kuralı değişir, ruhu
    zedelenir.

    GS’ın FR’lı projesi bunun için de başarılı
    olmalı. Sahada ve dışında temiz bir model
    olarak ufkumuzu aydınlatmalı.

  35. idris Demiş ki:

    Selamlar…
    Melih Abi sadece buralarda olduğumu belli etmek için yazıyorum. Maça ilişkin çok şey söylenebilir ama yazılanları okumak daha güzel.

    Saygılar…

    (İdris kardeş. Sağlıcakla kal. Melih)

  36. u-topie Demiş ki:

    TSL ilk yarı hakem atamaları üzerinden bir küçük ekleme daha, ”Yan hakem tesadüfleri’ ‘yorumuma..

    Hakemlerimizi kabaca iki kategoriye ayırabiliriz.
    Seyirciden daha az etkilenenler ve ev sahibine daha toleranslı yaklaşanlar.
    Ağırlıklı olarak ilk kategori hakemler dış saha maçları için ikinci kategori hakemler iç saha maçları için gönlünden geçer kulüp yöneticilerimizin.
    Pekala.
    Allah kimin gönlüne göre vermiş ligin ilk yarısında?
    Örneğin ilk kategori hakemlerimizden Bülent Yıldırım en çok kimin dış saha maçına atanmış dersiniz?
    Yanılmadınız.
    FB zor deplasmanlarının adeta abonmanlı değişmez hakemi olmuş Bülent Yıldırım.
    Trabzon, G.Antep ve Denizli maçlarını yönetmiş.
    Ne tesadüf tam tersine GS’ın ise zorlu iki iç saha maçını yönetmiş Bülent Yıldırım. Beşiktaş ve Sivas maçlarını.
    GS iç saha maçlarında ağırlıklı ilk kategori hakemler yer alırken deplasmanlarının en az yarısında düdük çaylak hakemlere verilmiş.
    FB’ye ise hiçbir deplasman maçında çaylak hakem denk gelmemiş.
    Ne mi demek istiyorum..
    Tabii ki hiçbir şey.
    Bir şey mi kasdediyorum.
    Yok. Asla.
    Tesadüftür mutlaka bu tablo..
    Nasıl ki siz, biz, hepimize öyle görünüyor olması görünenenin gerçekten öyle olduğundan kuşkulanmamızı engellemiyorsa öylesine bir kuşku benimki.
    Birden fazla tekrarlanan şeylerin tesadüfle açıklamaya son mu versek acaba sorusu..
    Cevabı olmayan bir soru olarak kalacağını bilsem de..

  37. Reflex says:

    Melih abi;

    VK ile ilgili herhangi bir duyumun var mi? Bu cocuk gelirse defansimiz cag atlar. Olumlu olumsuz herhangi bir bilgi bile kafii :)

    Zamaninda takimin en gerekli mevkilerine, yani on-libero ve oyun kurucu transfer ederken yonetim ulkenin giptayla bakip izledigi Mondragon-Tomas-Song uclusunu bozmustu. Hala bu yanlisin gunahini cekiyoruz. VK ile level atlar, hem defansimiz hem takim olarak.

    (Selamlar. Açıkça bahsettiğin oyuncuyla ilgili hiçbir duyumum yok. Esasında pek de ilgilenmiyorum kimin transfer edileceği konusunda. Çünkü Rijkaard’ın onayıyla yapılıyor transfer ve ona çok güveniyorum. Sevgilerimle. Melih)

Görüşünüzü Belirtin:


    Yorum yapabilmek için üye olmak zorundasınız. Üye Girişi Yapın yada Üye Olun