Orduspor maçının ardından: İkinci Galatasaray günleri başladı

05_d

 

Takım gülerek oynayarak yükleme yapıyor ikinci yarı için. Antrenmanlarda top da yer alıyor, ama esas oğlan değil henüz. Yani bir tür topu da unutmasınlar, ama inanılmaz özlesinler günleri sürüyor Galatasaray’da. Görünen o ki bir hafta daha devam edecek bu tempo.

Sadece bu nedenle bile gereği yok Galatasaray’ın oynadığı futbolu analiz etmenin. Ancak şunu da söylemek gerekiyor ki, Galatasaray daha iştahlı oynamaya çalışsaydı da iki engele takılacaktı Ordu’da. (Ki esasında takıldı da bu engellere.)

İlk engel sahaydı. Galatasaray gibi yerden ve paslaşmalı futbol oynayan bir takım için oldukça sürprizlerle dolu bir zemin Orduspor’un sahası. Bu yüzden de futbol oynamaya çalışmadı Galatasaray. İkinci engel ise Orduspor’un sert futboluydu. Maçın başında çıkan kırmızı kart bile engelleyemedi Orduspor’un futbol dışı faul yapma konusunda iştahını. Buna Bünyamin Gezer’in alışık olduğumuz polis zihniyetiyle maç yönetmeyi evinde unutması de eklenince Orduspor 10 kişi kalmayı başardı bir şekilde.

Ancak yine de Orduspor’la oynanan antrenman maçının verdiği bazı ipuçlarından söz etmek gerekiyor biraz.

İlki şu. Galatasaray’ın en yakın ve açık sorunu stoper pozisyonundaki eksiklik kesinlikle. Gökhan Zan’ın orta vadede takıma eklenecek olması ve Emre Güngör’ün kanıksanmış durumu nedeniyle stoper envanterinde azalma var Galatasaray’ın. Hangi özelliklere sahip olmalı Galatasaray’ın müstakbel stoperi? İlk olarak kesinlikle hızlı olmalı, hamleli ve seri. Bir de sert. Bir de oyunu geriden kurmak için ayakları yumuşak. Bir de istikrarlı. Bir de sistem oyuncusu. Gelir gelmez takımın iskeletine girecek birisinden söz ediyoruz yani.

İstemenin sonu yok. Bulmak ise kıt kaynaklarla sınırlı. Çünkü bu özelliklere sahip olup da Ocak’ta kulüp değiştirebilecek stoper sayısı herhalde beşi geçmez tüm dünyada.

Yani? Bu özelliklere sahip olan futbolcu sayısı inanılmaz az olduğu için aradığı şartlardan ödün verebilir Galatasaray. Mesela aradığı stoperin ayaklarının yumuşak olmasından vazgeçebilir. Diğer özellikler ise Galatasaray için inanılmaz yaşamsal. Oyunu kuramayacak olsa bile Galatasaray’ın stoper envanterine sert, istikrarlı, hamleli bir futbolcu katması gerekiyor kesinlikle. Galatasaray’ın önümüzdeki günlerde gerçekleştirmesi beklenen stoper transferiyle ilgili yalın gerçek bu.

Gezer’in Arda Turan kini İkinci ipucu. Bünyamin Gezer’in Arda Turan’la ilgili husumeti devam ediyor hâlâ. Hatırlayalım. TSL’nin ilk maçında oyundan bir an önce çıkması için Arda Turan’ı karga tulumba kenara itmeye çalışmıştı Gezer. Şükrü Saraçoğlu’ndaki maçta ise Fenerbahçeli futbolcular Arda Turan’ı gözünün önünde itip kalkarlarken sessiz kalmıştı Bünyamin Gezer bir Buda heykeli gibi. Orduspor maçında da kasti olmadığı sürece Arda Turan’a yapılan faullerde düdüğünden ses çıkmadı Gezer’in.

Baba’da bir sahne vardır ya Don Vito Corleone’nin Sicilya’dan dönecek oğlu Miguel Corleone’nin başına gelebilecek kötü şeylerle ilgili söylediği. (Mafya liderlerinin yaptığı toplantıda şöyle der Don Corleone: “Eğer oğlumun başına kötü bir kaza gelirse, veya bir polis memuru tarafından vurulursa. Ya da kendisini hücresinde asarsa. Hatta, kafasına yıldırım bile düşerse o zaman, bu salondaki bazı kişileri suçlarım. Ve o zaman, affetmem.”) Benzer durum Galatasaray için de geçerli.

Galatasaray Spor Kulübü’nün de Arda Turan’la husumeti bulunan Bünyamin Gezer’i sarı-kırmızı, beyaz veya mor, bütün Galatasaray formalarından uzakta tutmak için Don Corleone’nin sergilediği kararlılığın benzerini göstermesi gerek. Hatta daha fazlasını. Bünyamin Gezer’i Galatasaray maçlarına vermeyi aklından bile geçirememeli MHK artık. Affetmemeli artık Galatasaray.

Ve de TRT. Belli ki bütün kulüplere eşit olması gereken spiker eğer Orduspor gol atacak olursa anlatımına heyecan katmaya karar vermiş maçın başında. Bu nedenle çok üzüldü Galatasaray gol attıkça. Ve de çok çabaladı Orduspor’un gol atması için. Anlatımıyla şevke getirmeye çalıştı Ordusporlu futbolcuları.

 

Nihayet, Ufuk Ceylan. Karşı takımın kalesini Fevzi Elmas’ın koruduğu maçta ilk kez geçti Galatasaray kalesine Ufuk Ceylan. Sırf bu bile önemli bir mesaj futbola ve futbolculara. Çünkü o Fevzi Elmas forma rekabetini küçümsediği ve istemediği için yolları Galatasaray’la ayrılan bir futbolcuydu.

Galatasaray seni bekliyordu çocuk. Tâ Yasin Özdenak’tan, Eser Özaltındere’den beri.

Etiketler: , , , ,

134 Kişi Fikrini Belirtmiş Bu Konuda: “Orduspor maçının ardından: İkinci Galatasaray günleri başladı”

  1. idris Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi…
    Öncelikle bir Ordulu olarak pek memnun olmamıştım kuradan sonra. Yerel basının pompalamalarını neredeyse 1 hafta süreyle takip edebildim ve Ordu kamuoyunu harekete geçirmeyi başardılar. Bu harika bir şey esasında. Ordu halkı takımlarını desteklemek için tribünleri doldurmuştu. Ancak Ordu takımı biraz da basının şişirmesiyle oluşmuş beklentiye karşılık verecek 3 dakika bile çıkaramadı. Maç için söylenecek bir şey 3. gol. Gerçekten harikaydı. Caner çok iyi maçlar çıkarıyor.

    Ben Ordu-Ünyeliyim. Ancak söz konusu Galatasaray olunca aynen bugünkü gibi ayağa kalkıp golleri kutlamaktan da geri kalmıyorum. Ufuk için söylenecek bir söz var sanırım… O da o formanın ona çok yakıştığı…
    Görüşmek üzere…

    (İdris selamlar. Yani Orduspor’la maç yapmasa Galatasaray ortaya çıkmayacaksın. Ben biraz hafiften aldım, ama belli ki Ordu biraz fazla kalkmıy ayağa. Çünkü inanılmaz sert oynadı Orduspor. Bence bir kırmızı kartla bitmemeliydi ama bunda Orduspor dışında esasında Bünyamin Gezer suçlu.

    Caner Erkin’i aslında fazla beğenmemiştim. Ama bu haliyle bile üçüncü golü de eklersek iki asist çıkardı Caner. Yanlış olmasın, Caner henüz formda değilken yaptı bu işleri. Şu iddiadayım. Biraz daha hızlı olmayı becerebilse Caner Erkin bence dünya çapında bir futbolcu olur. Görüşmek üzere. Melih)

  2. Huseyin Anil Ok Demiş ki:

    Melih Abi söze kutlamayı unuttuğum yılbaşı ile giriş yapmak istiyorum. Yeni yılın kutlu olsun :) Kusura bakma pc başında pek oyalanamadım o gün:)

    Maça gelirsek de ben Orduspor’un sahasını senin aksine çok güzel buldum. Tabi zemine ayak basmadım ama göründüğü kadarıyla birçok süper lig ekibinden daha iyi bir zemini var gibiydi sahanın.

    Galatasaray da çok kasmadı, çok teknik taktik konulara girmeye gerek yok, maç baştan koptu zaten.

    Fakat sene başında Arda’ya oyundan çıkarken kenardan çık diye işaret yapıp önüne rakip oyuncu gibi geçen Bünyamin Gezer bugün nedense Jerry’nin tekmelerine çok müsama gösterdi gibi geldi bana da.

    Neyse kolay bir maçtı ve sorunsuz bir 3 puan aldık.

    Saygılar.

    (Anıl selam. Ben de iyi yıllar diliyorum sana. Saha konusunda kriterim şu. Yerden verilen bir pas iki-üç kez sektikten sonra oyuncunun ayağına gidiyordu ve havalanmış geliyordu. Evet Birinci Lig için iyi olabilir, ama bence kötüydü saha ki, Rijkaard maç sonu açıklamasında değinmiş zaten sahaya.

    O Jerry sadece 88′inci dakikada bir sarı kart aldı. Sanırım maçın başındaki kırmızı kartın altında kaldı Gezer. Görüşmek üzere. Melih)

  3. Galileo Demiş ki:

    Sevgili Melih Abi,

    Ben bir önceki başlığa bu maçla ilgili yorumumu yazmıştım ama TRT spikeriyle ilgili birşeyler yazmanın abartı olacağını düşündüğümden yazmadım. Ama sizin yazdıklarınız beni cesaretlendirdi ve emin olmamı sağladı düşüncelerimde yalnız olmadığımdan.

    Maçın spikeri yılların Levent Özçelik’iydi. Galatasaray tarihinin en önemli maçlarını anlatmış bir spiker. Trabzonlu’dur bildiğim kadarıyla. Ama bugün Ordu’lu olduğunu düşündürttü bana. Çok şaşırttı beni. Bir pozisyonda Ayhan’la Caner’i karıştırdı. Ayhan’ın ikinci sarı karttan atılacağını sandı ve epey galeyana geldi. Epey üzüldüm onun adına. Bundan ayrı, açık açık söylemek lazım ki TRT’nin Stadyum programı Fenerbahçeli’dir. Programın sunucusu Erdoğan Arıkan hasta bir Fenerbahçeli’dir. Diğer bir TRT sunucusu ve spikeri Euro 2008′den ‘Semih, şükürler olsun seni doğuran anana!’ nidalarıyla hatırlayacağımız Kerem Öncel yine bir Fenerbahçeli’dir. Ömer Üründül yine Fenerbahçeli’dir. Oradan yeni ayrılan sevgili Mehmet Demirkol Fenerbahçeli’dir. Hakan Şükür’ün niye orada olduğunu hepimiz kestirebiliyoruz. İçerisinde farklı takımları tutanlar olsa da Ntv ve Ntvspor koyu Fenerbahçeli yayın yapar. Çünkü patron Ferit Şahenk Fenerbahçeli’dir. Galatasaray’ın basketboldaki 5 puan silme cezasının kaldırılmasını şöyle duyurdular: ‘Galatasaray’a af çıktı.’. Yanında da ‘halay çeken’ Galatasaraylı basketbolcuların fotoğrafı (sanki küllen kaldırılmış cezalar ve bizim oyuncular da bayram yapan utanmazlar sanki). Ntv’de spiker Osman Sakallıoğlu Fenerbahçeli’dir ve yayınlar sırasında epey sakildir, güldürür insanı. Ligtv’de Şansal Büyüka Fenerbahçeli’dir. Çokça kanal değiştiren Faik Çetiner hasta Fenerbahçeli’dir. Show TV’nin deneyimli spikeri Melih Gümüşbıçak Fenerbahçeli’dir. Milliyet’in başında Necil Ülgen vardı bir dönem, gol sevincinde Mehmet Cansun’un üstüne düşecek kadar Fenerbahçeli’ydi. Hürriyet’teki Ercan Saatçi’yi hepimiz biliyoruz. Görüldüğü gibi medyadaki Fenerbahçeliler say say bitmiyor. Bunların büyük çoğunluğu da Galatasaray düşmanıdır.

    Bilemiyorum çok mu ağır oldu. Çok sayıda isim yazdım. İsterseniz o paragrafı editleyebilirsiniz veya mesajı yayınlamayabilirsiniz. Ama ben doğrudan düşündüklerimi yazdım.

    Orduspor maçı, futbol dışı faktörlerde Galatasaray’ın işinin ikinci yarıda çok ama çok zor olacağını gösterdi bence.

    Sevgi ve Saygılarımla

    Emrah

    (Sevgili Emrah. Esasında şöyle demek istedim yazıda. Eğer TFF ve MHK Bünyamin Gezer’i veriyorsa Galatasaray maçına, bu her iki kurumun da kötü niyetini gösterecektir. Çünkü Gezer’in işi artık Arda Turan’ı provoke etmek.

    TRT meselesinde paylaştığın bilgiler için teşekkürler. Acaba 5-0 Xamax maçını Levent Özçelik mi anlatmıştı diye düşünüyorum. Konuyla ilgili değil ama 3-0′lık Beşiktaş maçını seyrettim geçenlerde. Spiker sürekli olarak Rüştü’nün hatalarından bahsetmiş. Halbuki mesela ikinci golde can havliyle çıkarmıştı Rüştü topu. Sanki Galatasaray atmıyor rakip yiyor gibi bir durum oluşuyor spikeri dinleyince.

    Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  4. selcuk okay Demiş ki:

    Melih Bey selamlar,

    Daha önce bir kere yazma fırsatım oldu… Bugün de fırsat bulmuşken değerlendirmek istedim. Ben bugünkü maçtan çok, hafta içerisinde bazı medya organlarında çıkan köşe yazarlarının yazılarından bahsetmek istiyorum, daha doğrusu içimdeki kini ve nefreti paylaşmak istiyorum…

    Birisi Hürriyet gazetesi yazarı ismini yanlış hatırlamıyorsam Meriç Tunca, diğeri Fotomaç gazetesi yazarı Hakkı Yalçın… İkisinin de yazıları birer gün arayla yayınlanmış, Arda Turan ile ilgili yazılardı… Anlayamadığım konu; her ikisi de bildiğim kadarıyla Fenerbehçeli olmasına rağmen bizim kaptanımız ile ilgili yazı yazmış olmaları… Sebebini bilmemekle beraber, günlerdir nedenlerini sorgulayarak, içimdeki kini büyütüyorum. Bu ülke; elindeki değerlerin kıymetini bilmeyen, insanları bir anda göklere çıkaran, sonra onların düşüşlerini büyük bir zevkle seyreden, hatta düşmesi için özellikle çaba sarfeden, karakter yoksunu insanlarla dolu. Bazen düşünüyorum; biz (futbol severler) neyin peşinden koşuyoruz, ne için savaşıyoruz, bu tür insanların olduğu ortamda futbol için savaşmak ne kadar doğru diye ama maalesef kendime verebileciğim bir cevabım yok… Şimdilik bu kadar, görüşmek üzere…

    (Selamlar. Öncelikle beyli konuşmazsak çok sevinirim.

    Meriç Tunca için konuşacak fazla bir şey yok. Maalesef kendisini tanırım. O dönemler başında Galatasaraylı Talay Erker olduğundan mı neydi, bu yüzünü hiç görmemiştim. Yazılarını Ercan Saatçi’ye yaranmak için yazdığını düşünüyorum. Hakkı Yalçın’ı ise tanımıyorum. Ama sanırım Galatasaraylı’yken Fenerbahçeli olmuş birisi. Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum. Etrafımda Fenerbahçeli’yken Galatasaraylı olmuş çok kişi vardır ama tersini ilk kez görüyorum.

    Medya konusunda özetle şu görüşteyim. Galatasaray Spor Kulübü’nün artık sıkı bir medya stratejisine ihtiyacı var. Çünkü sistematik bir saldırı var Galatasaray’a.

    Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

  5. Galileo Demiş ki:

    Melih Abi, Xamax maçı oynandığı yılda ben çok küçüktüm. Ama sanırım şöyle olmuş: TRT’de son anda teknik bir aksaklık olmuş ve maç tv’den naklen yayınlanamamış. Onun yerine radyodan verilmiş ve radyodan maçı anlatan da Levent Özçelik. Ben böyle biliyorum. 5. golden sonra da aynı UEFA finalinde Popescu’nun penaltısından sonraki kahkahasını atar Levent Özçelik gerçekleşen mucize karşısında.

    3-0 lık Beşiktaş maçı ile ilgili yazdığınızı okuyunca hafızamı bir zorladım bu maçın spikeri kimdi diye. Çünkü bir kaç ay geçti aradan ancak aynen sizin de dikkat çektiğiniz hususun kırıntıları kalmış aklımda. Yaz sonunda bu maçı canlı seyrederken biz gol attıkça ’spiker bu golleri niye böyle anlatıyor’ diye sinirim bozulmuştu açıkçası. Özellikle de 2. golde, dediğiniz gibi Rüştü topu can havliyle çıkarmışken. Kontrpiyede kalmıştı çünkü.

    O maçın gollerine internetten bir daha baktım ve tahmin ettiğim gibi spikerin Melih Gümüşbıçak olduğunu gördüm. Sanırım kaldıramamış G.Saray’ın güzel hazırlanıp atılmış gollerini :) . O dönem Rüştü hedef tahtasına konmuştu. Vur Rüştü’ye vur Rüştü’ye günleriydi. Sonra hasbelkader Manchester’ı yenerken kahraman oldu Rüştü ve bu kez de ‘her yerinden öptüler’. Çok uzatmayacağım, Rijkaard’ın Rüştü’yü Barcelona’da niye tutmadığı konusundaki hakikat Galatasaray dergisi Ocak sayısında. Klişe algılamalardan sıyrılıp bu konudaki hakikat oradan öğrenilebilir. Daha fazlası da var tabii, total futbol ve dünyanın en iyi kalecileriyle ilgili…

    Bünyamin Gezer, TFF ve MHK ile ilgili yazdıklarınızın altına imzamı atarım. Fenerbahçe maçından sonra yine bize verilmesi ve yine Galatasaray’ı kurban etmesi zaten ortada kötü niyet olduğunun kanıtı. Galatasaray demokratik olmasının cezasını çekmemeli ve kükremeli artık bu konuda. Ben bugün Arda’nın ayağının kırıldığını düşündüm 5. dakikadaki pozisyonda ve ömrümden ömür gitti.

    Son bir söz kupayla ilgili. Kupa güzel bir şeydir esasında. Lig yarışmasının alternatifidir. Ülkenin bütün liglerdeki takımlarının dahil olduğu bir futbol bayramıdır. Nakavt sistemi olduğu için de herkesin şansı vardır. Sürprizlere açıktır. İngiltere’deki FA Cup, dünyanın en eski futbol turnuvası. En alt liglerdeki takımlar bile katılır buna. En orijinal kupa mücadelesidir. Hatta uzatma ve penaltılar bile yoktur. Maç berabere biterse mücadele karşı sahaya taşınır, yeni bir maçta.

    Ama açık seçik söylemek lazım ki bugün Galatasaray bir işkence yaşadı Ordu’da. Böyle bir zeminde, milyon dolarlık futbolcuları, vahşice oynayan futbolcuların karşısına çıkartmak, başlarına da hakemlikle ilgisi olmayan birini vermek benim kupa anlayışımdan epey uzakta kalmakta.

    Gene de kimse efendiliğini bozmadı bizde. Tüm acısına rağmen Arda teşekkür etti Ordu halkına. Ve Rijkaard zor olacağını söylemişti öncesinden. Başımızda böyle bir teknik direktör varken her kulvarda sonuna kadar iddialıyız. Geçen sene Sivas’ta göz göre göre kupaya havlu atan takım yok artık.

    Sevgilerimle.

    (Emrah selam. Biraz önce sağolsun İdris özel mesaj atarak Xamax maçını TV’den (banttan) İlker Yasir’in, radyodan da Levent Özçelik’in anlattığını hatırlattı bana. UEFA Kupası finali hatırına Levent Özçelik’in adını zikretmemiştim yazıda.

    Beşiktaş maçının spikerine gelince. Aslında tuhaf biçimde maç boyunca Denizli’nin çıkardığı takımı eleştirip durdu. Mesela Rüştü’nün ilk kez forma giydiğinin altını çizdi, “Denizli ona güvendi ama hatalı goller yedi” kabilinden de sözler etti.

    Bir de yeri geldi söylemeden duramadım. Attığımız ilk golde en büyük hatayı Sarp’ı tutan Beşiktaşlı futbolcu yaptı aslında. Velev ki Rüştü’yü geçti, illa gol mü olması gerekiyor kalecinin tutamadığı her topun? Aynı hatayı Manisaspor maçında rakibini tutamayan Sarp yaptı ve golü yedik.

    Kupa. Esasında şöyle bir şey var. Sanırım 2000′ler en az Türkiye Kupası kazandığımız zaman dilimi olarak geçti tarihe. Artık bu sezon almamız lazım o kupayı.

    Görüşmek üzere. Melih)

  6. Trevan Demiş ki:

    Melih Abi selamlar,

    Umarım keyifler yerindedir.

    Bunyamin Gezer ile ilgili bir iki ekleme yapmak istiyorum; MHK banko bir maç olarak görülen Ordu maçıyla BG’yi tekrar Galatasaray maçlarına vermiş oldu. Akılları sıra yumuşak bir giriş yapıyorlar. BG’nin değil GS maçlarına, hiçbir maça çıkmaması gerekir. Cok kötü bir hakem ve art niyetli, Gs konusundaki tutumu da aşikar.
    Bu durumda ne yapılabilir bilmiyorum, bu yönetimin becerisine kalmış bir durum. GS yonetiminin BG konusunda kararlı olması gerektiği fikrinize aynen katılıyorum ama maçtan sonra Ayhan’ın BG’yle aşırı samimi bir sekilde tokalaşmasını ve bir süre sohbet etmesini görünce açıkçası sinirlendim.
    Eğer bir tavır konulacak, ve kararlı olunacaksa buna ilk dikkat edecek kişilerin başında takımın kaptanlarından biri olan Ayhan geliyor.

    Saygılar,

    Cem

    (Cem selamlar. MHK kendince Galatasaray maçına Gezer’i, Fenerbahçe maçına ise Cüneyt çakır’ı vererek barıştırdı tarafları.
    Ama şöyle bir saçmalık var. Cüneyt Çakır iki sene önce ASY’deki kupa maçından sonra kırmızı listeye alınmıştı Fenerbahçe tarafından ki o maçtaki kararlarının hepsi doğruydu.

    Bünyamin Gezer’in tek başına Fenerbahçe maçı bile yeterli bir daha sahaya çıkmaması için. Özellikle de maçtan iki gün sonraki açıklamalarını hiç unutmadık.

    Ayhan meselesi biraz karışık. Arda sarı kart görürken onu susturan isimdi Ayhan. Belki de kırmızı kart görmesini engelledi Arda’nın ki yedek kulübesinde otururken yanılmıyorsam küfür ediyordu Kaptan. Özetle biraz mediatör görevi yapıyordu sanırım Ayhan. Sevgilerimle. Melih)

  7. sg_gs Demiş ki:

    Melih Agabey, bayan basketbol subesinden Mihriban Hanim’in istifa sebebini biliyor musun? Klup icinde onu istemeyenler kimdir acaba ve gecerli bir sebebi var midir?

    (Selamlar Seçkin. Mihriban Oğuz’un kulüptelüple yollarının ayrılmasının Galatasaray açısından haklı nedenleri olabilir. Sanırım anlatabildim. Sevgilerimle. Melih)

  8. onderali Demiş ki:

    Melih Ağbi merhaba,

    Hem maçları, hem de yazılarını özlemişim.
    Öncelikle şu 4-4-2 konusunda ne düşünüyorsun onu merak ediyorum. Bugünkü maç bir sistemden taviz verme maçı mıydı acaba?

    Yoksa sistem konusunda sen F.R.’dan daha mı “muhafazakar” kaldın:) Bunu gerçekten merak ettiğim için soruyorum, bir ironi söz konusu değil.

    Maça gelince… Hakem ve zemin son derece uyumluydular:) İkisi de bozuktu…

    Ordu seyircisinin maçın başında hakeme ettiği küfürler, bana bir grup Edirneli’yi hatırlattı nedense… Toplumun ortak linç aklı! Bu, sahada sertlik olarak tezahür etti. Bünyamin’de ise daha farklı.

    Annem beni okula yolcu ederken “allah zihin açıklığı versin” derdi. Ne kadar önemliymiş, 40 yaşından sonra anlıyorum.

    Ayhan’ı gene son derece kötü buldum.
    Caner’e bayıldım. Umarım üzerine koyarak devam eder. Sarp’ın çok daha iyi işler yapabileceği bir maçtı, şaşırdım. Bir de Elano neden Antalya’da bırakıldı, bilgin var mı acaba?

    Sevgilerimle…

    (Önder selamlar. Sanırım Elano’da bir sakatlık var, hâlâ takımdan ayrı çalışıyorlar Sabri ve Emre Güngör’le birlikte. Kewell da sakatlanmış sanırım.

    Caner Erkin daha da iyi olacak.

    Sistem konusunda Rijkaard’dan daha muhafazakârım galiba:-)) Açıkça o söyleşiyi tam dinlemedim. İngilizcesi’ni dinlemek isterdim. Çünkü çeviride ciddi bir kayma olabiliyor. Bir de şuna güveniyorum, ki Hollanda’nın geleneksel futbol mantalitesinde 4-3-3 vardır. 4-4-2 Hollanda ruhuna aykırıdır, daha çok EPL kökenlidir.

    Eğer Rijkaard’ın dediğini İngilizce olarak dinleyen bir Gayın-Sin okuru varsa ve bilgisini paylaşırsa sevinirim. Görüşmek üzere. Melih)

  9. Ferhat says:

    Önemsiz bir maçtı bitti gitti. Ama önemli olan Rijkaard’ın yüzündeki memnuniyetsiz ifade. Özellikle oyuncuların pozisyonlarını yitirmesine çok sinirlendiği görülüyordu. Maç sonu açıklmamaları da o yönde. Futbolcularda bir ciddiyetsizlik var. İlk defa Kewell’ın savunma yönünden çok fazla isteksiz olduğu bariz belli oldu. Elano ve Kewell böyle oyuncular. Bu maçta Elano yoktu ama artık şundan eminim ya oyunun her yönünde oluruz ya da yediğimizden çok atmaya devam ederiz.

    Yani topun arkasına geçmek zorunluluğu bugün Kewell’ın da Elano’nun da Arda’nında boynunun borcu. O yüzden artık pres yapmasalar bile savunmayı rahatlatmak için geriye yaklaşmalılar.

    Basın mevzusunda spikerlerin yanlı anlatımı konusunda biraz abarttığınızı düşünüyorum. Aslında tam doğrusu şu şekilde;

    http://bit.ly/6BTSsH

    Yani mikrofon açıkken söyledikleri pek mühim değil. Çünkü söyleyebilecekleri sınırlı. Mikrofon kapalıyken ettikleri küfür daha önemli bana göre. Niye derseniz. Rıdvan Dilmen bu küfürleri ederken koskoca NTVSpor’da bir kişi bile çıkıp “Sen ne diyosun usta” dememiştir. Güntekin Onay dahil tüm teknik ekip o gün alay etmiştir.

    Neyse yani demem o ki bir tane bile söylediklerine kulak verilen spor yazarımız yok. Bir her mevzuda trollük yapan Hıncal’ımız var eksik olmasın.

    Mihriban Oğuz’un görevden alınması mevzusu da hoşuma gitmedi. Canaydın döneminin bitik durumda ikinci ligde oynayan, hatta mali zorluklar yüzünden erkek formaları giyen bayan takımını alıp önce birinci lige çıkarıp bir de Avrupa Şampiyonu yapan menajerin görevden çekilmesi hiç hoşuma gitmedi.

    Adnan Polat ne pahasına olursa olsun onu tutmalıydı. Yönetimde basketbolla ilgili hep bir sorun çıkıyor. Bu da çok ilginç.

    (Yorumun için teşekkür ediyorum Ferhat. İyi geceler. Melih)

  10. prekazi-brooklyn Demiş ki:

    Melih agbicim mutlu yillar!
    Cok ozledim seni.
    Nasilsin? Uzun suredir yazamiyorum ama her yazini okuyorum. Gayin Sin yogun donemimde nefes aldigim pencerelerimden birisi biliyorsun.

    Godfather’dan verdigin ornek cok guzel agbi.. Yalniz durum artik oyle belirgin ki, medya, brutusler (Unsal, Sukur), MHK, firsatci muhalefet vs. su takimin icinde bulundurdugu guzelliklerden zevk almamamiz icin her seyi yapiyorlar.

    Sanki Godfather’daki gibi yakinda portakallar girebilir kadraja. Bilirsin bir seyler oldugunda, olacaginda portakal girer muhakkak sahneye Godfather’da..

    Bence takim icinde bir bilgeye ihtiyac var. Arda hakkinda dusuncelerim iyiye dogru seyretse de, daha 22 yasinda ve o bilge olgunluguna erismesi cok zor. Bu Kewell olabilir ya da Emre Asik. Sence Tom Hagenvari bir consigliere eksikligi yok mu takimda?

    Yonetimin sessiz kalmakla, dogruyu yaptigini ve yeterince olgun davrandigini dusunuyorum. Gecen seneden iyi ders alinmis.

    Belki Adnan Polat ve kurmaylari, Godfather’dan “Keep your friends close, but your enemies closer..” (Dostlarına yakın ol, düşmanlarına ise daha da yakın), “Never let anyone know what you think” (ne düşündüğünü asla kimseye belli etme), “never hate your enemies, it affects your judgement” (düşmanlarından asla nefret etme, çünkü bu nefret vereceğin kararları etkileyebilir) sozlerini uyguluyorlar su anda.

    Ama gun gelecek, futbolumuz ve GS’liligimizla, butun futbol disi cirkinlikleride yenecegiz.

    Zamani gelince:
    “We’ll make them an offer they can’t refuse” :) (reddedemeyeckeleri bir teklif yapacağız.)

    Sevgilerle,

    T.

    (Sevgili Prekazi. Ortaya çıkman için demek ki Godfather’dan daha çok alıntı yapmalıyım:-))
    Hukukçu danışman rolünü Galatasaray’da en iyi uygulayacak tek isim var: Harry Kewell. Aslında Amerika’da (Corleone Ailesi’nin memleketi mi demeliyim acaba:-)) olmasan maçlarda Harry Kewell’un nasıl bir koruyucu melek gibi takıma akıl taşımaya gayret ettiğini çok iyi görebilirsin maçlarda.

    Filme sadık kalırsak, sezonun sonunda bahsettiğin tüm kesimlere (medya, Brutusler, vb.) birer balık göndereceğiz. Onlar anlayacaklardır ne demek istediğimizi.

    Ama şöyle bir dilemmadan da söz etmeliyiz. Başımızda Portakal Devrimi’nin üç numaralı ismi var. Bu bizim için mi kötü, yoksa rakiplerimiz için mi? Ne dersin? Sevgi ve dostlukla. Melih)

  11. Shahin Demiş ki:

    Melih abi, merhabalar. Ordu Kasapspor’la maçı sakat vermeden tamamladığımızdan dolayı mutluluğumu ifade etmek istiyorum öncelikle. Ordu’luların yaptıklarının sertlikle falan iligisi yoktu, tam anlamıyla vahşice saldırdılar. Başında Galatasaray’lı bir hocanın olduğu takımın bu kadar aşırı agresivliğinin sebebini anlamadım. Arda’nın sakatlanmadan sahadan ayrılması bana göre mucize. Kewell’in etkisiz kalmasını da bu nedene bağlıyorum. Adam doğal olarak çokta anlamı olmayan bir maçta kendini riske atmak istemedi.

    Bu takımın eli ayağı düzgün bir stopere ne kadar aşırı ihtiyaç duyduğu gün gibi ortada. Transfer bu kadar geciktiğine göre umarım hepimizin beklediği klasda bir stoper gelir. Aksi taktirde bu transferin hiçbir anlamı olmaz. Bu hafta kesin bitirilmesi lazım transferin.

    Caner’deki ilerlemeği ve takımda kalmak adına sergilediği iştahlı oyunu görmek sevindirici. Sezon sonunda bonservisinin alınması gerektiğini düşünüyorm, çünkü genç ve kaliteli türk futbolculara her zaman ihtiyacımız vardır.

    Caner’de bu gelişime sevinirken Uğur Uçar’ın hala beklediğimiz düzeğe ulaşamaması endişeverici. Sıradan rakip karşısında bir kere bile doğru dürüst bindirme yapamadı. Uğur’un bu hali ile Sabri’den formayı alması imkansız.

    Nonda’nın ikinci yarı oyuna girdiği maçlarda ne kadar etkili olduğu bir kez daha görüldü. Kendisinden verim almanın tek yolu galiba bu.

    Lig ve Avrupa maçlarında orta saha kurğumuzun bu şekilde olmayacağı kesin. Melih abi, Siz nasıl bir orta saha düzeni bekliyorsunuz? Arda ve Elano’lu orta sahayı tercih edermi Rijkaard? Yoksa Türkiyede’ki aşırı sertlik yüzünden 2+1 formülüne davam mı eder?

  12. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi günaydın.
    Resmi siteden sonra direkt sitemizi okuyup sabah kahvemi içiyorum.
    Maç için gereğini yazmışsın ellerine sağlık.Ufuk için kulübümüzün yaptığı fedakarlık ortada. A.wien’i deplasmanda yendiğimiz Eser Özaltındere’den sonra beklenen kaleci O.Çok güzel değinmişsin bu konuda.
    Bir diğeri Caner. Ama en önemlisi Mehmet Topal. Eğer bu ara transfer(aranılan stoper) gerçekleşmeyecekse, Mehmet Topal mutlaka ama mutlaka defansın göbeğinde oynamalı.
    Futbol üstü biraz da! Bu sitede olmanın mutluluğunu bize her defasında yaşatıyorsun Melih Abicim.Ben o filmi seyretmeye doyamadım.Orijinalini,Türkçesini, orijinal altyazılısını…hepsini defalarca seyrettim.
    Film müziklerinin tüm versiyonlarını arşivledim. Bunun yanında, seyrederken her karesini tek tek defalarca yorumladım.Mesela Don Corleone’nin Baba 1′ de oğlu Michael’a ölmeden önce bahçede söylediği sözler.Diyordu ki, ben öldüğümde, cenazem sonrası(taziyelerde),sana görüşme için aracı olarak gelecek ilk kişiye ve gönderene dikkat et.Düşmanımız O’dur.
    Bir diğeri final sahnesi.. Kız kardeşinin oğlu vaftiz edilirken,Michael Corleone’nin tüm düşmanlarını(kilise müziği eşliğinde) yok edişi…(tüyler ürpertiyor)
    Ama Melih Abi bir sahne var ki çok mistik ve o derece büyüleyici.. Michael Carleone’nin Amerika’dan kaçıp Corleone köyünde geçirdiği zamanla ilgili. O müthiş müzik eşliğinde Michael ve 2 koruması Corleone köyünde dolaşırken, Michael’in o iri siyah zeytin gözlü genç kızla karşılaştığı sahne. Zamanın durduğu ve iki kalbin birbirine tutulduğu sahne.. Geçmişini bilmeyen 2 kişinin birbirlerine kilitlendiği an.Zamanı ve aşkı sorgularız çoğu zaman. Ama o sahne, aşkın büyüsünün ne kadar kuvvetli olduğunu, zaman kavramı içinde onu aramanın anlamsızlığını çok iyi gösteriyordu..
    Sevgi ve selamlarımla.

  13. ibrahim taskin Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,

    Yazının her paragrafında kısa kısa maçın özetini çıkarmışsın. Zemin, Orduspor’un sert futbolu, stoper ihtiyacımız, Arda, BG, maçın anlatıcısı vs. Ek olarak bir arkadaşımızın yorumuyla da Caner. Eline, diline sağlık abi.

    Ancak bana göre bu maçın geleceğe ışık tutan en önemli tarafı bu sezon hakemler konusunda çok sıkıntı çekeceğimizdir. Bunun ipcuçları Jerry’nin Arda’nın boynunda “eriyen” dirseği ve ardından yaşanlardır.

    Kronometresine basıp durdurmak yerine Galatasaray kaptanını itip kakan, FB maçının ardından tarafsızlığını koruyamadığını ayan beyan tüm ülkeye anlatan bu kişi için tarafımca söylenecek yegane söz “düdüklü tencere” olduğudur. Düdüklüdür. Çünkü, düdüğü vardır. Tenceredir. Çünkü, içi boştur. Ve kapağını dileyen herkes açabilir ve her türlü “işi pişirebilir.”

    (Selam İbrahim. Ekleyecek bir şey yok senin sözlerinin üzerine. Bence şöyle bir durum var. Bünyamin Gezer’in bundan sonra Galatasaray’ın maçlarına verilmesi sadece ve sadece MHK’nın suiniyetinin göstergesi olacaktır. Utopie’nin dediği gibi Cüneyt Çakır Fenerbahçe’nin maçlarına verilmeyecek ama Bünyamin Gezer’in bundan sonra bol bol izleyeceğiz gibi geliyor bana Galatasaray’ın deplasman maçlarında. Hatta ASY’de. Sevgilerimle. Melih)

  14. TAHTASAKAL Demiş ki:

    (Ahmet selam. Bu konuya sonra döneyim mi izin verirsen. Çünkü uzun yazacak vaktim yok. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

    Melih Bey Selamlar,
    Aşağıdaki soruma yukarıdaki yanıtı vermiştiniz.Bu 442-433 konusu çok kafamı kurcalıyor. Maç sonu röportajında Rijkaard farklı sistemlerle de oynayabileceğimiz gördük dedi. İlk yarıdaki A planı, B planı tartışmalarında da sadece A planını mükemmelleştirmekten bahsediyorduk. Şimdi benim özellikle aşağıdaki soruda belirttiğim kanat organizasyonları ve kanattan yediğimiz ataklar noktasında 4′lü orta saha verimliliği ve takıma daha uygun olup olmayacağı gibi konularda ciddi cevaba ihtiyacım var. Bu kez cevap yazabilirseniz çok sevinirim.
    Saygılarımla
    Ahmet

    Melih Bey Selamlar,
    Gökmen Özdemir; bugünkü yazısında 4-3-3 yerine 4-4-1-1 gibi bir sistemin Galatasaray’a daha uygun geldiğini anlatmış, bir göz atmanızı öneririm. Aslında ben de epeydir bu konu üzerinde düşünüyorum. Hatta Galatasaray’ın sağ ve sol iç orta oyuncularının kanatlara yaklaşıp üçgenler yapmadığı gibi bir soru da sormuştum size.
    Sistem dünkü gibi 4′lü bir orta saha ile işleyince kanatta ikişer adamla oynadık. Teoride 4-3-3 de bir kanat boyunda tam 3 oyuncunun (kanat bek, orta iç oyuncunun yaklaşması ve kanat forvet) olması gerekirken Galatasaray’da işler şu şekilde yürüyor. Kanat bek ileri fırlıyor (Mesela Caner), sol iç orta oyuncusu ona yaklaşmıyor, Sol kanat Arda ‘da zaten içeri kıvrılmayı sevdiği için defansın kanat bölgelerine yediğimiz kontra ters toplar bizim gol yememize sebep oluyor. Hücumu da kanatta tek bir kişinin üzerine yıkıyoruz. Bence Rijkaard 4-3-3 ten vazgeçmeyeceğine göre yapmamız gereken orta üçlünün kayarak, kanatlara yardım ederek oynamayı öğrenmesi. Bu konudaki görüşlerini rica ederim. Saygılarımla
    Ahmet

  15. erdal Demiş ki:

    Merhaba Melih,tekrar yeni yılın kutlu olsun :)

    Sorun defans oyuncularında değil,defans yapmakta zorlanıyor takım.Rakip atağa kalkdığında kademeye girememiyorlar bu durumda forvet oyuncularınında kabahati büyük,önde yeterli pres yapmıyorlar böylece rakipte orta sahayı kolaylıkla geçiyor.Bu maçta sağ taraf aksadı Uçar-Özbek ikilisi Sabri-Keita kadar başarılı değildi.Defans oyuncu satın alırsak durum değişecerğini sanmıyorum,defans yapmak başlı başına takım oyunudur artık Türkiye’de herkes bunu bilmeli öyle yorum yapmalı,yanlış anlamayın sözüm meclisten dışarı.Hafta sonu daisy fırtınası bizi evlere hapis etti biraz TV’ye takıldım,maç hakkında yorum yapanlar açıkçası miğdemi bulandırdı.Aralarından bazıları yıllarca profesyonel futbol oynamış,yaptıkları yorumlar ile kendilerinle çelişiyorlar ve ekran önünde hayatı boyunca sade futbolu takip etmekle yetinen futbol severlerin kafaları karışıyor.Sanırım Türk TV’lerinin reytinglerine zarar getirmeyecek önceden belirlenmiş “futbolu yorumlama” formatı ve kuralları var,kesinlikle bunların dışına çıkılmıyor.

    Sevgiler

  16. u-topie Demiş ki:

    Tek tek oyuncu performansları ve Orduspor karşısında GS’ı konuşmaktansa önümüze konulmuş hedefe giden yolda ve gelecekte kimlere rol düşecek bugün sahada olanlardan, kimler dışarıda kalır diye bakınca
    Caner ve Ufuk’un barındırdığı özelliklerle kendilerine yer bulacakları gözüküyor.
    Özellikle Caner’de yıldız kumaşı var. Geleceğin GS’ının temel taşlarından bir olacak.

    Barış ise tüm fiziksel avantajlarına karşın düşünme hızındaki yavaşlık ve sürekli yanlış seçimleriyle en iyi ihtimalle 18 oyuncusu olmanın ötesine geçemeyeceği sinyallerini veriyor. Sağıyla çekip soluyla boşluğa ortalarından vazgeçemeyişi bile tek başına bir gösterge oyun karakteri ve gelişme potansiyeli adına.

    Ayhan kariyerinin son demlerinde. Uzatmaları oynuyor. Her şeyden önce doğa izin vermeyecektir geleceğe taşınacak bir yol arkadaşlığına.

    Topa sahip olunduğunda yaratıcılıktan bu denli uzak Mustafa, Ayhan, Barış orta üçlüsüyle
    aklımızdan,gönlümüzden geçen oyunu oynamak mümkün değil.
    En az oyun kurabilen bir stoper kadar önemli bir zaaf bu durum.
    Seri, hamleli, sert ve topla yumuşak bir stoper takviyesi fikrinde bir mutabakat var.

    Bu profilin içinin ne kadar doldurulabileceği transfer maharatimiz adına da önemli bir sınav olacak devre arasında.
    Sahanın dışına gelecek olursak S. Dereli ve C. Çakır’ın FB maçı göremeyeceklerini ama durumu kamufle etmek için tali bir kupa maçı tayiniyle göz boyanacağı öngörüm aynen gerçekleşti. MHK FB/Eskişehir maçıyla kendince sırasını savmış oldu.

    Bu arada medyamız ile ilgili bir küçük habere dikkat çekmek istiyorum.

    Devre arası Antalya’da seminer öncesi basın mensupları arasında bir anket yapılmış. FB en çok taraftarı olan takım çıkmış.
    Son on yılda GS’ın tüm anketlerde önde çıktığı ortadayken bu istisna bir tezimizi daha teyit ediyor.
    FB’nin medyada toplumdaki ağırlığının çok ötesinde temsil edildiği gerçeğini..
    Medyada ki bu aldatıcı görüntünün normalize edilmesi için ayrıca önemli bir görev düşüyor
    GS’ın FR projesine.

    Bu sezon saha dışı bir takım faktörlere RAĞMEN kazanılacak bir başarı gelecek yıllar
    için de zemini düzleyici bir işlev görecek.
    Rekabetin öbür yakasının direncini ve moralini düşürecek.
    Kolaylaştıracak GS’ın ivmelenmesini.
    Rakiplerin sahadaki görüntüsüne bakınca saha dışı payandaların bile nereye kadar yetebileceği ayrı bir tartışma konusu.
    Daha önce de kullandığım bir benzetmeyi bir kez daha kullanacağım.
    Güneş GS burcuna girdi bir kere..
    2010′lu yıllar GS dominasyonunda geçecek.

    (Son iki cümle bile yeter her şeyi anlamak ve anlatmak için. Çok teşekkürler. Melih)

  17. reyes Demiş ki:

    Selam Melih Abi,
    Seninde belirttiğin gibi medya ince ince inanılmaz bir saldırıya geçmiş durumda.Hergün Kewell haberleri çıkartılıyor ve hergün kewell ı gören gazeteci gidecekmisin kalacakmısın daha ileri gidip ailevi kararlara bile girerek oyuncumuzu yıpratıyorlar inşallah performansında bir değişiklik olmaz.Ayrıca her taraftar gibi bende Kewell ın mutlaka takımda kalmasını istiyorum.Servet ile Elanonun antrenmanda küfürleştiği ve bu yüzden elanonun moralinin bozuk olduğu söyleniyor rakip takımdaki emre sahada herkezin gözü önünde kendi takım arkadaşına küfür ederken kimse ses çıkarmıyor.Yine medyaya göre 15-20 gündür yurtdışında olan Haldun Üstünel Ardaya Elanoya neden pas atmadığını sormuş ve kızmış bunu bile Ardaya soruyorlar antrenman sonrası.Transfer konularında ise medya neredeyse Galatasarayı AİHM şikayet edecek futbolcuları ayartıyor diye.Daha neler neler.

    Peki Melih abi bunları biz görüyoruz taraftar olarak sizler görüyorsunuz herkez görüyor ama neden yönetimden biri çıkıpta veya İnternet yolu ile bu yapılan haberlere sürekli takımı yönetimi yıpratmaya karıştırmaya yönelik yapılan haberlere neden cevap vermiyor.Belki Başkanımızın işi yoğundur görevi olan her yöneticinin işleri yoğundur ama kulüpte görevli başka biri bile bu yapılan saldırıya karşı tavrını koyamaz mı.Ey 30 milyon Galatasaray taraftarı sizlerden Hürriyet( veya haberi çıkan herhangi bir gazete) gazetesi almamanızı okumamanızı istiyoruz diye bir açıklama geçemez mi.Bu yapılan saldırılara tek tek doğru olarak cevap verilip medyanın yaptıklarını taraftara tüm Türkiyeye gösteremez mi? En azından bu saldırı kısa sürede olsa durur ben bunu yönetimden bekliyorum yapmasını.Ayrıca Yönetimde Murat Yalçındağ var Doğan Grubu genel müdürü ve damadı Ali Yalçındağ ın kardeşi onun bu çıkan haberlere tepkisi olmuyormu onuda merak ediyorum.

    Takıma gelirsek her ne kadar saha çok kötü olsa bile ben Rijkaard ın şuan ki takıma istediği pas futbolunu oynatabileceğini düşünmüyorum Melih Abi.Şuanki ofans hattını saymazsak bu takım daha çok Alman Ekolü futbol oynayabilecek bir kadroya sahip.Servet Gökhan Hakan Mehmet Topal Mustafa Barış Fizikli güçlü ama teknikleri ve futbol görüşleri zayıf.Barcelonaya bakıyoruz Xavi ve iniesta takımın kalbi ama onlarında fizikleri zayıf ama teknikleri ve oyun görüşleri olarak maçlarda fizikleri ön plana bile çıkmıyor.Her açığı kapatabiliyorlar.Hocamız bu takım kurgusu ile başarı sağlayabilir ama o ayağa çabuk pas mantalitesini bu oyuncularla kurabilmesi zor olacak gibi.Ayrıca Mustafa olsun Mehmet olsun her pozisyonda sanki stres yapar gibi davranıp koşuyorlar.Bu net belli.Keşke Orta sahamızda Elanonun yanındaki oyuncularda teknikleri üst düzey oyuncular olsaydı o zaman nasıl futbol oynanır herkez görürdü.Daha çok alman ekolü gibi bir kadroya Hollanda ekolü bir oyun oynatmak istiyoruz.Bu da zor oluyor sancılı oluyor.Acaba diyorum Melih abi defansa haftalardır stoper arıyoruz.O bölgeye oyuncu transferi yapacağımıza orta sahaya teknik ve koşan bir oyuncu transfer etsek en azından arasak daha iyi olmaz mı.Ben maçı izlerken bir sahaya baktım bir saha kenarına.Ve içimden Osman Tamburacının dediği gibi aynısınıda ben söyledim bu siz bu kadrodan nasıl Barcelona gibi oyun oynayan takım yaratacaksınız.Tamam oyuncular çok koşuyor mücadele ediyor oynamak istiyor ama olmuyor.Benim Ayhan hakkındaki düşüncelerimi biliyorsunuz sürekli yazıyorum ama Melih abi verdiğimiz en tehlikeli pozisyonlarda hep Ayhanın özellikle sırtı dönükken kaptırdığı toplarda oluyor.Fizik gücü ve hızıda olmadığı için ne oyuncuya yetişebiliyor nede ikili mücadelede ayakta kalabiliyor.Bence orta sahanın aksamasında Ayhanın halen takımda olmasınında bir payı olduğunu düşünüyorum.Dün akşam bir programda Fenerbahçenin Barcelonanın oynadığı modelde bir oyun oynadığı yorumu yapıldı Türkiyede en çok pas yapan takımmış.bizim hiç bir kanalda takımı analiz edecek yorumcumuz yok

    Transferlerimiz gecikti.Neredeyse Kamp bitecek.Belki parasal konulardan belki başka nedenlerden ama geç kaldığı gerçek.Acaba istenilen oyuncu alınamayınca transfer yapılmak için yapılan bir oyuncu mu gelecek diye tereddüt var.İnşallah takımın beklediğine değer bir oyuncu gelir.Bu devre arasının ne anlama geldiğini bilmiyorum açıkcası avrupada herkez sürekli maç yapıyor kimse tatil kamp yapmıyor ama Türkiye neredeyse 1-1,5 ay kampla tatille geçiriyor.Zaten milli takım araları bu sezon inanılmaz çok tu.Futboldan hiçbir şey anlamadık 2 haftada bir milli maçlar vardı şimdide takımlar kamplarda tatillerde.Bizde diğer ülkelerdeki maçları izliyoruz.

  18. burakirtis Demiş ki:

    Melih abi merhaba,

    Uzun zamandır sürekli takip ediyorum yazılarınızı ve mesajlara yaptığınız yorumları. Fikirleriniz benim için değerli ancak benim görüşüm sizin genellikle fazla bir pembe tablo çizdiğiniz ve bazı isimler için çok fazla beklentiniz olduğu yönünde eğer yanlış anlamazsan abi paylaşmak istedim.

    Benim düşüncem son 2-3 senedir takımımız çok fazla umut vaad etmeyen gençlere ve bazı yabancılara gereğinden fazla umut ve bel bağlamasının sıkıntısını çekiyor. Her sene kadromuzun yeterli olduğunu ve 1 yada 2 takviye ile şampiyon olacağımız ve avrupada başarı elde edeceğimiz yalanıyla kendimizi kandırıyoruz. Bunun gerçekte böyle olmadığını sanırım Rijkaard sayesinde farkına varacağız.. Orta saha ve defansımızda yeterli oyuncular çok az.
    Örneğin Hakan Balta , Mehmet Topal , Barış özbek , Servet çetin bunlar milli takım oyuncusu ve avrupa düzeyinde performanslar gösterdiler zaman zaman ama bunu uzun süreye yayamıyor ve bizi hep beklenti içine sokuyorlar. Bekliyoruz Topal sakatlanmaz form tutarsa çok iyi oyuncu yada Balta formsuz toparlayacak yada Barış koordinasyonunu gittikçe düzeltecek diye. Ancak onların en iyi günlerini beklemek de takımın dengesini bozuyor.
    Bütün dünyada en öenemli mevki orta saha olmuş iken bizim elimizde hala bir tane bile gerçek anlamda bize katkı sağlayacak bir oyuncumuz yok. Yani gün geliyor Sarp, Barış yada Ayhan iyi oynuyor ama bir sonraki maç nasıl oynayacakları tamamen soru işareti.
    Yada defansdaki Emre G. ve G. Zan da belki en iyi günlerinde faydalı olabilecek oyuncular ama çounlukla ya sakat yada formsuzlar.

    Ama şunu yapmak önemli; performansı düşük olan Nonda yı yollayıp forvet almak yada belki yakın zamanda aynı seviyeye gelmesini düşündüğünüz Ufuk u kaleye koyup L. Franco yu yollamak gibi. Linderoth için çok üzülmemize rağmen artık beklenti içine girmeden yolların ayrılması da doğru olacakıtr. Bu dediklerim lafta çok kolay gerçekleştirmesi zor olan hamleler ancak ben aksi taktirde işimizin yine zor olduğunu düşünüyorum.
    Saygılarımla.
    Burak

  19. zeynepeda Demiş ki:

    Melih Abicim Selamlar;

    Bu akşam Son Kale programına Frank Rijkaard katılacakmış.Dün akşamda Telegol’de Elano röportajı vardı.Bir iki saçma soru haricinde güzeldi,çok mutlu görünüyor,GsTv’de ki Programa Harry Kewell’la tezahürat yaparak girdi dünde Kewell ona aynı şekilde karşılık verdi,güzel bir arkadaşlık kurmuşlar.

    Dünkü maçı izlerkende,hakemlerin aleni haksızlıklarını izlerkende,medyada maruz kaldığımız çirkinlikleri izlerkende hep neyseki Allah var diyorum.Biliyorum ki kimsenin yaptıkları yanına kar kalmayacak.Sonunda kazanan yine biz olacağız.
    Sarıyla Kırmızıyla Alnımızın Akıyla..

    Sevgiler

  20. idris Demiş ki:

    Mehabalar…
    Maça gidenlerin söylediğine göre Orduspor taraftarı maç boyu gereksiz pek çok tepkide bulunmuş. Bunun toplu halde yapılmadığı belli idi, televizyondan duyardık ya da görürdük. Hakeme bir iki defa hakaret edildi ki ne olursa olsun doğru değildi. Ancak futbolcularımız ya da kulübümüze karşı herhangi bir hakaret, küfür işitmedim. Bu olması gereken idi, takdirle karşılamıyorum. Ordu taftarının skora göre hareket ettiği açıktı dün. İlk golü yediler ve uzun süre sustular. Takım hareketlendi onlar da hareketlendi. Ama ikinci yarı 52′den sonra hiç yoktular. Bir iki faul pozisyonunda ıslık vardı, hepsi o. Rakip belki Adanaspor, Boluspor olsaydı daha değişik bir şekilde hareket ederlerdi. Ancak rakip Galatasaray olunca maç izlemeyi tercih ettiler sanıyorum ki. 10 binin üzerinde adam vardı dün tribünlerde. Küfür mutlaka olmuştur ama kulüpleri bağlayan küfür toplu halde edilen küfür. Bir kişinin ettiği küfür kendi edepsizliğinin göstergesi. Tüm Ordu tribünleri dakikalarca küfür etseydi buradan savunma amaçlı herhangi bir şey yazmazdım. Yazdıklarım yine de savunma sayılmasın zira hakeme olan tepkileri başta olmak üzere savunma yapacağım herhangi bir şey yok. Ancak maçtan önce Orduspor ve Galatasaray bayraklarının aynı bayrak oluşu, taraftarın bunu alkışlaması, maçtan sonra Galatasaray kulübünün Orduspor’u süper ligde görmek isteriz resmi açıklaması müthiş şeyler. Orduspor unuttuklarını öğrenecek inşallah. Her zaman centilmen olmuştur yine olacaktır. Memleketim diye söylemiyorum kesinlikle. Galatasaraylıyım. Dün bunu bir kez daha gösterdim kendime.

    Görüşmek üzere…

  21. sencer says:

    Merhabalar Melih Ağabey,
    Maç için gerçekten söylenecek fazla birşey yok. Siz ve arkadaşlar gerekenleri söylemiş zaten. Benim internet tarayıcımda tüm gazetelerin siteleri tıklanmak üzere duruyor. Artık el alışkanlığı her sabah uyandığımda hepsine tek tek göz atıyorum, Hürriyet dahil. Artık o kadar usandım ki çıkan haberlerden. Manşetlerden vs… Meriç Tunca yazılarından, Facebookda arattım Meriç Tunca’yı ortak arkadaşımız Yonca Tokbaş diye yazar bir bayan var Hürriyet’te onun sayesinde profilini görebildim kendisinin… Resimlerinde mor forma giydirilmiş Cemil İpekçi falan olan resimler karşıma çıktı. Böylece kimin ne olduğunu da anlamış olma fırsatı buldum.
    Ve bana en çok koyan ne biliyor musun? Hiç bir şey yapamamak. Diğer medya organlarından bu kadar rahatsız olmuyorum açıkçası, bu beni çok sıkıyor ağabey. Rahatsız ediyor. Takımın iyi havasını bozmaya yönelik yazılar, yalandan hikayeler. Tamam bunlara sen, ben, o inanmayabilir. Ama inanan binlerce insan olacaktır ağabey. Birşey yapmak lazım.

  22. seyyid yuksel Demiş ki:

    Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba Melih Bey;
    Öncelikle geçen sene kupadaki Sivas maçıyla başlayan ve ligdeki Kayseri maçıyla devam eden hakem tahrikleri sebebiyle bolca ceza alıp, bizi şampiyon yapmayacaklar paranoyasına kapılmıştık camia olarak; sonrasında yaşananlar malum.
    Bu sene daha soğukkanlı olma vakti, sanırım geçen seneden ders çıkarılmıştır.
    Devrearası transferlerinde genelde 2. planda kalmış ya da sezon sonu gidecek oyuncuları alma şansı oluyor; bunların da takıma adaptasyonu ve katkısı muamma.
    Bence stoper için çözümü Topal’ın geriye çekilmesi ile sağlayacak Rijkaard. Orta sahada Sarp, Arda, Elano, riskli maçlarda Ayhan veya Barış takviyesi şu an için uygun görünüyor.
    Daha farklı bir deneme olarak Balta’nın sol bekten stopere geçmesi onun yerinde Uğur ya da Caner’in görev alması.
    Barusso, Hakan Yakın gibi hiç oynamayacak bir takviyedense böylesi daha hayırlı olur.
    Saygılarımla

    (Selamlar. Pazar günü İstinye Park’tan yürürken seni düşünmüştüm acaba rastlar mıyım diye. Umarım iyisindir.

    Ben açıkça Topal seçeneğine pek sıcak bakmıyorum. Çünkü Topal hamleli bir stoper değil ilk olarak. İkincisi de orta sahada daha verimli. Onunla aynı performansı gösteren bir diğer önliberomuz olmadığı için bu rotasyon bizi daha güçsüz kılar. Hakan Balta acil durumda iş yapıyor ama, Keita’nın olmadığı dönemde Caner Erkin’den açık olarak yararlanacağımız için bu şık da bence doğru değil. Eğer bugünkü Halil Çolak haberi doğruysa, stoper mevkiine yabancı kontenjanı kullanılmasının önü açılır.

    Barusso konusundaki durumu bilmiyorum, ama Hakan Yakın’ı Hagi’nin oynatmadığı bilgisi var bende. Ona soğuk baktığını biliyorum, istemediğini. Rijkaard döneminde böyle şeyler olmaz sanırım. Sevgilerimle. Melih)

  23. bilal Demiş ki:

    Melih abi, yukarıda şöyle önemli bir görüşün var;

    “Medya konusunda özetle şu görüşteyim. Galatasaray Spor Kulübü’nün artık sıkı bir medya stratejisine ihtiyacı var. Çünkü sistematik bir saldırı var Galatasaray’a.”

    Acaba bu önemli görüşünü kulübe de iletir misin?

    (Selamlar Bilal. Kulübümüzde bunları gören insanlar olduğunu düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)

  24. RobbieV Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    Bünyamin Gezer ve kötü zemin maçın tüm lezzetini futbolseverlerin elinden alan iki nedendi adeta. Gezer’in 5. dakikada çıkarttığı kırmızı kartı yeterli görmesi, tüm maç boyunca ben yapacağımı yaptım bu kadar size yeter dercesine bir yönetimi beraberinde getirdi. Saha zeminini ise konuşmaya gerek yok, hele Ordu gibi bir şehirde çimlerin yemyeşil ve dümdüz olmasını bekliyorken insan.

    Ufuk’a gelince; bize geldiğinde çok umutluydum, sonra magazin basınında çıkanlar biraz keyfimi kaçırmıştı. Ama Orduspor maçı sonrasında tekrar umutlarım genç kalecimiz için yeşerdi. Bilmiyorum ama bana Taffarel’i anımsattı. Ayağını çok iyi kullanması, duruşu ve hareketleri. Umarım üstüne koyarak devam eder ve daha önceki mevkidaşlarının hatasına düşmez.

    Sevgiler,

    PS: Bu arada herkese sağlıklı, mutlu ve başarılı bir 2010 dilerim.

    RV

    (Robert selamlar. Galatasaray kalesi Mondragon’un dediği gibi diğer kalelerden daha büyüktür. Ve rakip Bank Asya Birinci Ligi’nden de olsa, Ufuk Ceylan ilk maçında sakin, soğukkanlı ama sağlam duruşuyla içimize bir ümit düşürdü gelecek adına. Sevgiyle kal. Melih)

  25. aktuccar Demiş ki:

    Melih abi merhaba,
    Gecenlerde Hakan Unsal’in Galatasaray SK uyesi yapildigini ogrendim ve uzuldum. Cunku Galatasarayli olmayan insanlarin oy kullanirken art niyetli olabilecegi ihtimali beni korkutuyor. Galatasaray klubune uye olmak veya uyeligini surdurmek icin bence cok daha secici olunmali gerektiginde basvurular reddedilmeli veya uyelikler (askiya) alinmali diye dusunuyorum. Mac yazisini okuduktan sonra GS uc kupadan ikisinde basarili olur, kupa kaldirir demesi sanki geri adim atmaya hazirlaniyor gibi geldi ama gene de o calistigi gazete bile Galatasaray’a destek olmayacagi ve Galatasarayin basarili olmasini istemeyecegi duygusu yaratiyor.

    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13439066.asp

    Kesinlikle haklisin mac yazisinda. Ufuk ve Caner’e GS formasi cok yakisti ve hic cikarmasinlar. Caner Aydin’a da ornek olsa keske…

    (Haluk selamlar. Hakan Ünsal meselesini es geçiyorum. Çünkü üzerinde konuşulması gereken birisi değil o. Nereden gelip nereye gittiğini, kimlerin cephesine mermi taşıdığını ve o gazetede o köşenin niçin kendisine verildiğini çok iyi biliyoruz. Bir gün kendisinin kulüpten atılması için Disiplin Kurulu’na başvuracağımın hayalini kuruyorum:-))

    Pozitif şeylere gelince. Caner Erkin de aslında Aydın Yılmaz gibi potansiyelini gerçekleştirememiş bir futbolcu. Ama sanırım CSKA günlerinde bunun ne kadar yanlış olduğunu gördü ve Galatasaray’da bir rönesans peşinde. Bu anlamda Aydın Yılmaz’a örnek olmasını diliyorum. Ufuk Ceylan ise dilerim ve umarım Turgay Şeren – Bülent Gürbüz – Nihat Akbay – Yasin Özdenak – Eser Özaltındere çizgisini yeniden döndürür Galatasaray’a ve bu dönüşün kara ve kalın yazan bir kalemden çıkmış ilk kesiksiz çizgisi olur. Sevgilerimle. Melih)

  26. Galileo Demiş ki:

    Sevgili Melih Abi ve Tüm Galatasaraylılar,

    Öyle şeyler oluyor ki basında, bahsetmeden geçemiyor insan. Bugün haberturk.com’da bir haber çıktı. Aslında takip etmem onları. Ben de Ntvspor’da Spor Servisi programında Mehmet Demirkol bahsedince öğrendim bu haberi ve Demirkol’un açıklaması, bana epey sesli bir kahkaha attırdı.

    Kewell’ın eski teknik direktörlerinden – doğal olarak Galatasaray’dan pek hazzetmeyen – David O’Leary (Leeds günlerinden), Four Four Two dergisinin Birleşik Krallık (Britanya) sayısına bir röportaj vermiş. Harry’nin bazı kişilik özelliklerini yorumlamış kendine göre. ’soğuk balık’ ve ‘koca kafa’ benzetmelerini yapmış (soğuk bir insan ve egosu büyük manasında). Gençken, müstesna bir yetenek olarak büyük şeyler vaadettiğini ama ilerleyen yıllarda kendisinden beklenen seviyeye ulaşamadığını söylemiş. Harry’nin kendisini o günlerde Zidane zannettiğini söyleyerek kendini epey beğenmiş biri olarak değerlendirmiş. Harry ile ilgili fikrinin bu yüzden zamanla değiştiğini, dönemin Leeds United Başkanı’na da kendisinden para kazanmak üzere satılmasını tavsiye ettiğini belirtmiş.

    Ama gelin görün ki Haberturk bunu, ‘Kewell idmanda eski hocası O’Leary’ye Zidane gibi kafa atmış! Hocası onu kovmak istemiş ama sonra fikrini değiştirmiş.’ kabilinde duyurmuş. Sitede de hala duruyor. İşte linki: http://www.htspor.com/Futbol/spor-haber/199878-hocasina-kafa-atan-cim-bomlu-kim.aspx

    Demirkol bunun bir yanlış anlama olduğunu söyledi ve orijinal metinden doğrusunu açıkladı. Dediğim gibi açıkladığında ben kahkahalarımı tutamadım. Gerçi pek yanlış anlama gibi durmuyor. Zidane, koca kafa, satma gibi kelimeler geçince, doğrudan, canlarının istediği gibi anlamış Haberturk’tekiler bu röportajı.

    Aslında gülmek mi lazım, ağlamak mı, bilemedim. Bir taraftan diyorum ki bunları kimse ciddiye almıyordur. Ama alan çok sayıda insan var. Diğer taraftan, Melih Abi, sizin bahsettiğiniz sistematik basın saldırısının çok iyi bir örneği bence bu ve Galatasaray yönetimi artık birşeyler yapmalı. Hukuk nezdinde hak arayabilirler mi acaba bilmiyorum. Çünkü bu kadar ucuz olmamalı Galatasaray ile ilgili bu kadar yalan, uydurmasyon haber yapmak. Maddi anlamda ağır bir yaptırım olmalı yalan haber yapan gazeteye. Aslında, basit yalan haberden de öte, bilerek ve isteyerek, başka bir yayın organının haberini çarpıtarak aktarma var olayda.

    Bu arada O’Leary röportajından alıntılanan orijinal metnin linki : http://www.heraldsun.com.au/sport/david-oleary-savages-big-head-harry-kewell/story-e6frf9if-1225817742779

    Sevgili Galatasaraylılar’ın bu tip haberlere asla itibar etmemesi dileğiyle…

    Emrah

    (Emrah selamlar. Diyecek bir şey bulamıyorum açıkça. Ama Habertürk’ün niçin böyle haberler yaptığını da anlayabiliyorum doğrusu. Aklıma da (daha önce kullanmıştım) Unforgiven’da Clint Eastwood’un (Munny) arkadaşı Ned’in (Morgan Freeman) cesedini “vitrine” koyan ve de silah taşımayan salonun sahibini sorgusuz sualsiz öldürtükten sonra söylediği cümle geliyor ister istemez: “Dükkânlarını arkadaşımın cesediyle süsleyenler silah taşımalılardı.” Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  27. MustafaBattal Demiş ki:

    Melih abi selamlar…
    Uzun süredir yazılarını takip ediyorum. Sayende maçları daha bir farklı izlemeye başladım. Golden başka şeylere de sevinir oldum. Bundan sonra elimden geldiğince görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım. Orduspor maçı ile ilgili söylemek istediğim futboldan ziyade anti-futbol’la alakalı. Anlam veremiyorum neden pek çok takım bize karşı bu kadar sert oynuyor. Sonuçta o futbolcular da paralarını buradan kazanıyorlar bu acımasızlık niye? Asıl can sıkıcı nokta ise ne yazık ki hakemlerimizin buna izin vermesidir. Bir de son zamanlarda medyada başlayan sistemli bir moral bozma çabası var. Benim burdan anladığım Galatasaray iyi yolda ve bu yola tas koymak isteyen pek çok kişi de bunun farkına vardı.
    Saygılar,
    Mustafa

    (Mustafa selamlar. Estağfurullah. Yapmaya çalıştığım tek şey futbolu izlemeye biraz daha bilinç ve akıl getirmek. Futbolun pek de farkına varılamayan matematiğine dikkat çekmek. Bu tavrımdan haz etmeyen çok insan var. Bu yüzden senin gibilerin yorumları benim için çok kıymetli. Hoşgeldin Gayın-Sin’e.

    Lig’de sanırım ilk beş hafta tuhaf şeyler izleyeceğiz. Yıkılmazsak kimse durduramaz bizi. Sevgilerimle. Melih)

  28. Melih says:

    Selamlar.

    Şimdi girebildim siteye.
    Tam 20 tane mesaj birikmiş.
    Eriteceğim kısa sürede.

    Sevgiler.

    Melih

  29. Galileo Demiş ki:

    Melih Abi,

    Bu maili bilgilendirme amacıyla atıyorum.

    Önder Ali arkadaşımızın bahsettiği 4-4-2 konusuyla ilgili kastettiğiniz söyleşi bu akşam Kanaltürk’te Serhat Ulueren’in sunduğu canlı yayınlanan Son Kale programındaki söyleşiyse eğer, sonlarına yetişmekle beraber 4-4-2 konusunu dinledim.

    Bir takımın diziliş konusunda farklı alternatiflerinin olmasının güzel bir şey olduğunu söyledi Rijkaard. ‘Sezonun ilk yarısında 4-3-3′ün yanı sıra 4-4-2 de oynadık zaman zaman.’ dedi. ‘Ama sistem, sahaya sürdüğünüz oyuncularla da ilgilidir.’ dedi. ‘Dizilişin ne olduğu kadar o gün oynayan oyuncuların nasıl performans verdikleriyle de ilgilidir. Bazı oyuncularımızın yokluğunda, oynadığımız son iki maçta 4-4-2 oynadık, ancak örneğin Trabzonspor maçında bu, işe yaradı, Orduspor maçında ise işler iyi gitmedi ve değişiklikler yapmak zorunda kaldık. 4-3-3′e döndük.’ dedi Rijkaard (bildiğiniz gibi ikinci yarıda Emre Aşık’ın yerine Mehmet Topal, Kewell’un yerine Nonda girmişti). ‘Sonuçta sistem, o gün karşınızda bulunan rakibe de bağlıdır. Bazı oyuncularımızın yokluğunda yine 4-4-2 oynayabiliriz.’ dedi.

    (Emrah selam. Sanırım şöyle bir şey var. Rijkaard 4-4-2′den bahsederken, çift santrfordan değil, çift forvetten söz ediyor. Yani 4-3-3 şablonunda sol açık oynayan Caner Erkin’in orta saha futbolcusu olarak görev yapmasını kastediyor Rijkaard. Ben burada bir sistem değişimi görmüyorum.

    Ama çift santrforlu 4-4-2 bambaşka bir sistem. Biz her iki maçta da asla çift santrfor oynamadık. Hatta Trabzonspor maçında santrforsuz oynadık. (Maçı çıplak gözle seyrettiğim için kesin konuşabiliyorum TS maçı için, ama Orduspor maçını TV’den seyrettim.) Bilmem yanılıyor muyum? Sevgiler ve görüşmek üzere. Melih)

  30. Ferhat says:

    Yine ben. (Evet çok boş konuşucam yine.)

    Konuyla alakasız bir şey. İlla konuyla ilgili konuşmak lazım buraları işgal etmemek lazım ama haberi okuyunca dayanamadım paylaşıyım dedim.

    Haber aslında ara ara basın tarafından Hagi’nin Alex’le kıyaslanmasıyla hatta Alex’i daha önde görenlerle alakalı.

    Dios Maradona güzel bir iki laf etmiş;

    ‘HAGİ’NİN FUTBOLUNU ÖZLÜYORUM’

    Arjantin’in Buenos Aires şehrinde düzenlenen panelde öğrencilerle buluşan Arjantin Milli Takımı’nın teknik direktörü Maradona, Türk futbolseverlerin yakından tanıdığı ve Galatasaray’ın efsane futbolcusu Hagi’yi yere göğe sığdıramadı.

    Panelde mikrofonu alan bir öğrencinin ”Son 20 yılda en beğendiğiniz futbolcu hangisi” sorusuna efsane futbolcu Maradona, ”Son yıllarda Avrupa çok klas oyuncular yetiştirdi. Buna örnek verecek olursak Zidane ve Hagi diyebiliriz. Ben büyük bir keyifle izlediğim bu yıldızların futbolunu özlüyorum. Bu oyuncuları benim futbol yapıma en yakın isimler olduğu için çok beğeniyor olabilirim. Dünya Kupası’nda Hagi’nin Kolombiya’ya attığı gol hala hafızamda. Gerçekten ustaca bir goldü” cevabını verdi.

    Ee zamanında Hagi ile bir birlerine az el ense çekmediler tabi. Hagi’yi unutmaması gayet normal. O zamanları özetleyen şu kısa videoda bile Hagi’nin Alex ile kıyaslamanın ötesinde, ne derece büyük bir oyuncu olduğunun ispatı;

    http://bit.ly/592Wi7

    Oh be ilgili ilgisiz yine birşeyler yazıp rahatladım artık kusura bakmazssınız. Biraz kalabalık ettim affola.

    (Ferhatçığım. Bu harika paylaşım için çok teşekkürler. Sayende Gheorghe Usta’yı hatırladık. Gayın-Sin’in kapısı sana hep açık. Kimse kapıyı açmıyorsa bile kırıp girebilirsin:-)) Sevgiler. Melih)

  31. ersint Demiş ki:

    Herkese selamlar ve Sevgiler,

    Orıdu maçındaki Erol ve yabancı oyuncularının kasti ve dengesiz faullerine görünce aklıma maçtan 2 gün önce okuduğum bir yazı geldi. Sizin ve burdaki bazı arkadaşaların zaten bu yazıyı okuduğunuzu düşünmeme rağmen gene de paylaşmak istedim. Yazının konusu “takoz furbolcular” ya da kasap futbolcular. İşin kötü yanı ben o listedeki tüm futbolcuları biliyor ve hatırlıyorum :)

    http://www.goal.com/tr/news/2556/editoryal/2010/01/08/1732039/en-g%C3%BCzel-18-takoz

    Yeni yılınız kutlu olsun.

    (Selamlar. Yazıyı okumamıştım açıkça. Paylaşım için çok teşekkürler. Belki Galatasaraylı olduklarından mıdır bilmem ama Yusuf Altuntaş ve Emre Aşık hiçbir zaman takoz olmadılar. Bence Alpay da takoz değildi. Yusuf Altuntaş Türkiye’nin ilk defansif orta saha oyuncularından biridir, ama bilekleri oldukça kıvraktı. Toplamını bilmiyorum ama Galatasaray fodrması altında 20′ye yakın gol attığını hatırlıyorum. Böyle bir futbolcu takoz olabilir mi? Gördüğümde İlker ve Ali Ece’ye sitemlerimi ileteceğim:-)) Sevgilerimle. Melih)

  32. Melih says:

    10 mesaj kaldı.
    Gün içinde eriteceğim.
    Sevgiler.

    Melih

  33. Koray Özdemir Demiş ki:

    Melih Abi selamlar. Ordu maçında ağır sakatlıklar yaşanmamış olması gerçekten de bir şans. Bünyamin Gezer hakem falan değil; artık Süper Lig’de maç yönetmemesi gereken birisi. Kötü niyetli olduğu gün gibi aşikar.

    Galatasaray’ın Halil Çolak adlı bir oyuncuyu aldığı konuşuluyor. Nistelrooy, Pavlyuchenko beklentileri arasında biraz sönük kaldı bu söylenti. Umarım Galatasaray forvete böyle bir yerli oyuncu alır. Çünkü Baros var zaten elimizde, onun yerine pahalı bir transfere ihtiyacımız yok. Okuduğuma göre Halil de hem kanat, hem merkez forvette oynayabiliyormuş. Sisteme yapılan bir transfer bu. Hücum rotasyonu için de hayati önem taşıyabilir, Jan Derks doğru ata oynadıysa.

    Ufuk Ceylan’ın Ordu maçında oynaması çok güzel oldu. Umarım daha fazla zaman da alır. Ben Ufuk’u ilk kez, yanılmıyorsam 2-2 biten, Manisaspor deplasmanında izlemiştim. Hakan Balta’yı transfer ettiğimiz hafta. O gün çok beğenmiştim Ufuk’u, inanılmaz toplar çıkarmıştı, çizgide çok başarılı bir performansı vardı. Rijkaard’ın elinde ve Leo’nun arkasında oyuna dahil olmayı da öğrenirse milli takımın gelecekteki kalecisi o olur. İyi bir kaleci olmak için her şeye sahip. Oyun zekâsı da açık ki Volkan Demirel’den daha iyi.

    Bir de kalecilerle ilgili bir şey daha söylemek istiyorum. Leo Franco çok eleştiriliyor. Tıplı Victor Valdez gibi. Galatasaray Dergisi’nde Rijkaard diyor ki “Cech, Buffon elbette harika kaleciler, ancak bu isimleri Barcelona kalesinde düşünemiyorum” Leo Franco’ya da biraz böyle bakmak gerekiyor sanırım. Galatasaray’ın sistemine uygun bir kaleci Leo, özellikle defansın arkasına atılan topları erken çıkıp savuşturması çok önemli. Bence eleştirileri hak etmiyor.

    (Koray selamlar. Öncelikle Halil çolak transferi doğrulanmadı. Bildiğim kadarıyla Trabzonspor’a daha yakın bir isim. Ama yine de belli olmaz. Kanımca Galatasaray tek yabancı hakkını forvette değim, stoperde kullanmalı önemli bir ismi kadrosuna katarak. Haziran’da forvet için yine önemli bir futbolcuyla anlaşabiliriz.

    Ufuk Ceylan’a gelince. Hem çizgi kalecisi Ufuk, hem de ceza sahası. Yani refleksleri de iyi, oyuna katılması da. Bu anlamda onu benzeteceğim tek isim Galatasaray’ın gelmiş geçmiş en iyi kalecisi Zoran Simoviç. Umarım bulunduğu pozisyonun ve yerin değerini bilir ve potansiyelini gerçekleştirir. Sevgilerimle. Melih)

  34. Galileo Demiş ki:

    Melih Abi,

    Bence genellikle çok sığ algılanıyor oyun sistemi konusu medyada (dün akşam Kanaltürk’te olduğu gibi). Bunu da hoşgörmek lazım diye düşünüyorum. Oyun konusunda herkesin bazı bilinç seviyesine hemen ulaşmasını bekleyemeyiz.

    Sistem denilince dizilişlere ve rakamlara kafayı takmak çok komik bence (itiraf edeyim ki ben de böyle yapardım muhtelemelen birkaç ay öncesine kadar). Bazı ilkeleri (pas, hız, pozisyon değişimleri) dikkate almadan 4-4-2 oynasanız ne olur, 4-3-3 oynasanız ne olur? Langırt değil ki bu sonuçta. Diziliş, oyun felsefenize yardım eden bir araçtır bence sadece. Sonuca nasıl gitmeyi tercih ettiğinizi ortaya koyan bir stratejidir. Oyun felsefesi, dizilişten önce gelir.

    Melih Abi, dediğiniz gibi çift santrforlu 4-4-2 bambaşka bir sistemdir. 4-3-3′ün ideal kanatları (sağ-sol forvetler) ile ideal santrforunun yokluğunda sadece revize etti sistemi Rijkaard. Aynen dediğiniz gibi Trabzonspor maçında santrforsuz oynadık. Arda ve Aydın’lı ikili bir forvet hattı vardı ve sürekli yer değiştirerek ileri ucu paylaştılar. Tüm takımın dahil olduğu etkili bir futbol oynayınca da, tüm hücum gücünü santrfora bağlamadan da atak futbol oynanabileceğini gösterdi takım. Orduspor maçını ise değil değerlendirmek, hatırlamak bile istemiyorum. Ama orada da çift santrfor yoktu tabii ki. Sonuç itibariyle Rijkaard’ın 4-4-2 dediği şey, kanatlarla ilgili bir revizyon olmalı. Total futbolun ‘4-4-2’sini kastediyor bence. Kewell ve Keita kanatlarda yokken; Caner’le, Aydın veya Barış’la yine 4-3-3′ü oynamaya çalışalım ama aynı tadı vermez bence, hakkını veremeyiz yani.

    Son olarak, Rijkaard’ın oynanacak sistemin o gün karşınıza çıkan rakiple de ilgili olduğunu söylemesi sakın yanlış okunmasın. Oyun felsefesinin rakibe göre değiştirilmesi falan sözkonusu değil. Sadece maç stratejisinden bahsediyor. Yanlış anlama olmazdı ama ben gene de aman diyeyim Galatasaraylılar’a. Kewell’un hocasına kafa atan bir futbolcu olduğu algılamasının yaratılmaya çalışıldığı bir ortamdayız.

    Gayın-Sin’i son günlerde aşırı meşgul ettim. Herkesin hoşgörüsüne sığınıyorum. Bir süre sessizliğe gömüleceğim.

    Saygı ve sevgilerimle

    (Emrah selam. Niçin sessizliğe gömüleceksin ki? Bence yaz sürekli.

    Sistem konusu önemli. Rijkaard ve de elbette Galatasaray futbol ilkelerinden ve temel değerlerinden hiçbir zaman ödün vermez. Nedir bu temel değerler? Dörtlü defans, hücum futbolu. Malum geçen seneki başarısızlıkta rol oynayan en temel etkenlerden birisi taktik diziliş konusunda dalgalanan seyirdi. Bir maç üçlü defans oynardık, bir maç dörtlü.

    Bir de Rijkaard’ın basınla 4-4-2 konusunda dalga mı geçtiğini sorguluyorum biraz. Çünkü Trabzonspor maçında Caner Erkin de net bir orta saha açığı değildi. Sevgilerimle. Melih)

  35. KSword Demiş ki:

    Herkese merhaba,
    Galatasaray Orduspor’la bir maç yapıyor. Orduspor belki de bir sürprizi ancak sertlikle çıkarırım diyerek sert futbol oynuyor. Çıkan bazı sonuçlar şöyle:

    -FB hakemlerden destek görüyor.
    -Medya FB’li zaten
    -Alex-Hagi ile kıyaslanamaz.
    vs…

    Bugün hakemlerden şikayetçi olanların en mutlu yılarının Haluk Ulusoy’la geçen seneleri çok özlediğini tahmin edebiliyorum. Galatasaray’ın Fatih Terim döneminden beri çok sevdiği yönteme geçiliyor mu acaba? Önce suni düşmanlar yaratılır sonra birliktelik ve bir ivme kazanılır. Türk futbolcusunun ve taraftarın özellikleri düşünüldüğünde işe yarayan bir yöntem.

    Anti-futbol bu ülkenin bir sorunudur. Sadace GS’ın karşısındaki takımların değil her takımın önde olduğu zaman başvurduğu bir yöntemdir. Unutmayalım bir şampiyonluk kazanmıştır GS böyle bir maç sayesinde. 2005-2006 sezonunun son haftasında oynanan FB-Denizlispor maçında herhalde 20-25 dakika falan oyunda kalmıştır top. Oynanmayan maçta Denizlisporlu futbolcuların ayaklarına kramplar girmiştir.

    Medyanın Fenerbahçeli olması nasıl bir avantaj sağlıyor anlamam mümkün değil. Devamlı FB’nin oynadığı futbol eleştiriliyor (bence haklı olarak). Guiza, Bilica, Dos Santos vs… iyi futbolcu olmadıkları yazılıyor her gün (yine aynı fikirdeyim). FB’den ayrılan futbolcuların peşinde onlarla röportaj yapmak ve FB aleyhine (sonuçta haber değeri olan görüş) cevaplar almak isteyen gazeteciler yeterince var. FB lehine yapılan hakem hatalarının da es geçildiğini görmüyoruz. Derdimiz nedir o zaman?

    Yaptığı her yanlışın üzerini örterek Emre Belözoğlu’ndan sonra yeni bir canavar yaratıyorsunuz Arda Turan adında. Genç olması afettirici bir durum tabii ki ama yaptığı hatalara göz yummak yanlış. Tesislerde FB marşı çaldı diye tepki göstermek bir GS kaptanına yakışır mı?

    Önde olduğu maçlarda zaman kazanmak için yürüye yürüye sahanın öbür ucundaki arkadaşına kaptanlık bandını götüren sonra da hakem uyarılarına rağmen yürüye yürüye saha dışına çıkan bir futbolcu değil mi Arda Turan? Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birinin kaptanı bunları yapıyorken diğerlerinin sert futbolu da, hekem aldatmaya yönelik hareketlerinin de benzer olduğunu bilmemiz lazım. Kazanmak için her yol mübah. GS kaptanı olan, üzerine titrenen bu yetenekli çocuğa daha sportmenliği , adil oyunu öğretemediysek Orduspor’lu futbolcudan ne bekliyoruz? Neyi yanlış anladılar ve öğrendiler bu düzende?

    Futbolu seviyoruz. Güzel oyun istiyoruz. Alex mi Hagi mi? Futbol oynadıysanız anlarsınız Alex’in bazı paslarının, şutlarının ne kadar imkansız olduğunu. O anda en doğru kararı vererek yaptığı soğukkanlı dokunuşları. O yüzden imkan varken zevk almak lazım onun oyunundan. Hagi’yi izlemekten zevk alıyordum ben. Messi’yi izlerken de aklıma Cristiano Ronaldo’yla falan kıyas yapmak gelmiyor.

    Sevgi ve saygılarımla.

    (Selamlar. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Minik bir açıklama yapmak istiyorum medyadaki Fenerbahçeliler’le ilgili. Hasbelkader gazeteciliğin saygın olduğu dönemlerde yedi sene basında çalıştım. Benim basında çalıştığım dönemde Meriç Tunca şu an yazdığı gibi yazılar kaleme alsa, hilafsız kovulurdu. Şimdi ise kutsallaştırılıyor bu tür yazılar. Sevgilerimle. Melih)

  36. Galileo Demiş ki:

    Susmuyorum, susamıyorum, çok özür diliyorum ama susamayacağım. Bugün, Mehmet Çiftçi’nin Milliyet’teki Edu röportajını, Mehmet Demirkol’un yazısını, Orduspor maçında yaşadıklarımızı birlikte değerlendirince, üzgünüm susamıyorum. Tatildeyim, vaktim bol ve yazmak gerekiyor dostlar, yazmak gerekiyor Melih Abi.

    Mehmet Çiftçi’nin Edu röportajı, Fenerbahçe’de neler olup bittiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Öyle uydurmasyon, çarpıtma bir haber değil. Gidilmiş, konuşulmuş, fotoğraflar yayınlanmış. Medya birazcık çubuğu sokup karıştırsa daha neler çıkacak neler Fenerbahçe’den. Neler gizli kalıyor acaba Fenerbahçe’de meraktan ölüyorum. ‘Bana ne’ demek lazım aslında değil mi? Ama olanlar, ezeli rakibimizle ilgili değil sadece. Bize karşı verilen çirkin bir savaşın perde arkasıyla ilgili. Savaşın hangi nitelikte aktörler (camialar) arasında olduğuyla ilgili. U-topie üstad demiş ya hani yorumunda ‘rakiplerin sahadaki görüntüsüne bakınca saha dışı payandalar daha ne kadar dayanacak’ diye, aslında Fenerbahçe, düşmek üzere olan bir boksör gibi, hatta çoktan nakavt olması gerekirdi. Şu anki görüntüsüne bakınca bayılmış bir boksör görünüyor. (Çağdışı bir futbol oynayan Eskişehirspor karşısında bile tel tel döküldüler ve hasbelkader kazandılar). Ama boksörün arkasında, onu ayakta tutan ve görünmeyen destekler var çok tuhaf biçimde. Çok akıl ve mantıkdışı bir fotoğraf. Gidiş o ki savaşın iki aktörü arasındaki makas 27. haftada inanılmaz bir hale gelecek. Barcelona geçen bahar Bernabeu’da 6-2 kazanmıştı hani. Ferguson da “Barcelona, istese rahatlıkla 10 gol atabilirdi Madrid’e” demişti. Atmadılar. General Franco mezarında ters dönmesin diye atmadılar muhtemelen. 27. haftada akıldışı şeyler olmazsa, benzer bir manzara Ali Sami Yen’de de olabilir. Savaşın iki aktörü arasındaki nitelikler o kadar farklı ki akıldışı şeylerin olmasına da epey bir ihtimal vermek lazım.

    Fenerbahçe’yi bayılmış bir boksör durumuna getiren de, o boksörü ayakta tutan destek de başındaki tirandır bence. Kulüp içinde ve dışında kendisine karşı çıkan, canını sıkan, işe yaramaz gördüğü herkesi ve her şeyi ‘pırasa gibi doğrayan’ bir tiran var orada çünkü. Türk futbolunun ‘süper gücü’ kendisi. Maddi gücü öyle sınırsız ki dilediğince yönetiyor kulübü. Onun şekillendirdiği hepten acayip bir kulüp oldu orası. Takım olmaktan, futbol oynamaktan, insani değerlerden o kadar uzaklar ki… Budaya budaya bir şey kalmadı orada bu dediğim şeyler adına. Ama 3 yıl üst üste şampiyonluk sözü verdi ya, Allah’ın emri gibi sanki. Ya şampiyon olacaklar ya da kıyamet kopacak.

    Kısacası çürüdü Fenerbahçe. Yenilenmeleri gerekiyor. Tabi en başta o tirandan kurtulmaları gerekiyor. Ama nasıl olacak diye de sormak lazım. Son on yılda yaptıklarıyla, Fenerbahçe onun adıyla özdeş neredeyse. Gitmesini nasıl sağlayacaksınız? Bir anda hiçbir şey kalmaz kulüpten geriye ve korkunç bir boşluğa düşerler. Bunu asla göze alamaz o camia yenilenmek adına, güzel günler adına.

    Demokratik bir ülkede, hatta ondan önce vicdan sahibi insanların yaşadığı bir ülkede, basın böyle bir tiranı tarumar eder. Açık seçik üstüne gider. Ama bizde tüm bu trajik komedi, ciddiye alınıp bir de analiz ediliyor. ‘Güven sorunu’ falan deniyor (bknz. Mehmet Demirkol). Ne güven sorunu sayın Demirkol, tiranlık var orada. Fenerbahçe’de ne zaman güven ortamı olmuş acaba? En değerli futbolcularını gözünü kırpmadan kapının önüne koyan kulüp bu değil mi? Kazanılan şampiyonluk sonrası ‘Sadece oynadığı takımın renklerine gönül verenlerin değil, Trabzon’un ve tüm ülkenin (!) güvenini sonuna kadar kazanan’ Aykut Kocaman’ı gönderen aynı kulüp değil miydi?? Kocaman’ın zamanında kendisine yapılan muameleyi bugünün futbolcularına reva görmesinin mantığını Edu’nun sözlerinde aramak lazım: Fenerbahçe’de sadece Başkan’ın sözü geçiyor.

    Belki de kızmamak lazım Demirkol’a. Çünkü Barcelona örneklerini eklemiş uzun uzun. İyiniyet göstergesi bu örnekler. Belki ancak bu şekilde eleştiri yapabiliyor memleketin şartlarında. Barcelona örnekleri, bu kulübün, Galatasaray’ın rasyonalizminin yanı sıra Beşiktaş’ın marksist dayanışma ve insanlık değerlerinin birleşimini de içeren bir kültüre sahip olduğunu düşündürttü bana. Şu da unutulmamalı ki örnekleri verilen Guardiola, Cruijff’ün iyi bir talebesi ve Barcelona geleneğinin Rijkaard’dan sonraki mirasçısıdır. Ve o Rijkaard da – Fenerbahçeliler için ne acıdır ki – ekibiyle beraber Galatasaray’ın başında. Sadece kazanan bir takım değil bir insanlık ve futbol kültürü inşa ediyor burada. Makas bu manalarda inanılmaz açılıyor ezeli rakiple. Daha önceki mesajlarda bahsettiğimiz tüm bu saldırılar bunun korkusu ve kaygısı. O yüzden, bu sene kazanılacak şampiyonluk – geleceğin de önünü açacağı için – büyük ve tarihi bir zafer olacak aslında.

    (Emrah selamlar. Açıkça dünkü Edu haberini okumadım, ama tahmin edebiliyorum içeriğini. Yorumunla ilgili Öcal Uluç’un pek göze batmayan bir yazısını ekliyorum buraya. Görüşmek üzere. Melih)

    Eğer Roberto Carlos, “kendisine, Türk Futbol tarihinin en büyük para cezasının, daha çok uzun yıllar kırılamayacak bir rekor cezanın verildiğini” kendisi açıklamasaydı; öğrenebilecek miydik?..
    Tamı tamına “1 milyon 850 bin euro!..”
    Bu yazıyı yazarken, elimin altında hesap makinesi olmadığı için, bu kadar euro “kaç Türk lirası eder” hesaplayamıyorum!..
    Madde bir; “Türkiye’ye gelmiş en büyük, en ünlü futbolcu” diye binlerce haber ve yorum yapmış spor medyamız; “Böyle bir adama verilen böyle bir cezayı atlamış”; evet “at-la-mış” olacak şey mi?..
    Bunca gazetenin, bunca TV’nin, bunca radyonun “bunca Fenerbahçe muhabiri” var; bunca “kulüp aidiyetli” yorumcusu var, bunca “Aziz Başkan vakanüvisliğine soyunmuş” yazarı – çizeri var ve de Türk spor medyası “bu haberi atlıyor”; vay canına!..
    Bitmedi, madde iki; hadi “bu haberi atladık” ve de Carlos “kendi” açıkladı, iyi de, sonrasında bir Allah’ın kulu da çıkıp, “Ceza neye göre verildi, kulübün tüzük ve yönetmeliklerinde böyle bir cezanın verilmesini sağlayacak hükümler maddeler var mı, Futbol Federasyonu’nun talimatları böyle bir cezaya yeşil ışık yakıyor mu; Roberto Carlos FIFA’ya giderse ne olur; böyle bir ceza insan haklarına, sporcu haklarına uygun mu; böyle bir cezaya müstahak olan futbolcu, kulübü tarafından öyle uğurlanır mı” diye bir haber yapmaz mı, bir yorum yazmaz mı?..
    Ve de madde üç; TSYD’nin Eğitim Semineri’nde “Torbaya 10 Türk hocanın ismini yazıp koyun, içinden birini çekin, olsun Türk Milli Takımı’nın hocası, bakın görün neler yapar” güldürmeceleri yerine, “asıl bunların, sporda gazeteciliğin nasıl ve neden gerilediğinin”, hadi yumuşatayım “gerileyip gerilemediğinin” öyle “bir oturumluk” iş olsun torba dolsun misali yerine, “tüm seminer boyu” ve de “enine boyuna” tartışılması gerekmez mi?..
    Evet gerekir; TSYD Eğitim Seminerleri’nde, “Okuyucuya hayal satmak gerekir, onun için asparagas transfer haberleri yapılmalı, ben bile heyecanla okuyorum” anlamına konuşmalar yapan genel yayın müdürleri ve “o kafadaki” spor servis ve sayfa sorumlularının bugünlere getirdiği spor gazeteciliğimizde, “alfabeden başlamamız gereken” yere döndük, işte “onun için” gerekir; ne yazık ki!..
    Madde dört; merak ediyorum; acaba “bu cezayı” bizler gibi “gazeteler yazdıktan sonra” öğrenen Fenerbahçe yönetim kurulu üyeleri de var mı?..
    Bu sorunun cevabı, yapamadığımız gazeteciliğin şifresidir; ondan sordum!..

    Ağabey tavsiyesi!..
    Gazetelerde yazmaya, TV’lerde yorum yapmaya başlayan “UEFA ve Süper Kupa galibi” Galatasaray takımının “bazı” futbolcularına tavsiye:
    Dikkat edin; “organize bir yazıcı – yorumcu çetesi” görüntüsü vermeye başladınız; gazetecilik – yorumculuk mesleği “bu görüntüyü kaldırmaz”, kaldıramaz; hele ki, “devletin ve milletin TV’sinde bu görüntüdeki bir kişi” görev yapmaya devam edemez; “bu görüntüyü vermeye devam etmeyin” ve “Biz” demek yerine “Ben” demeyi deneyin; bilin ki; dost acı söyler!..

    O öyle, bu böyle!..
    İki buçuk yıl önce otomobilimi değiştirecektim, bu sebeple gittiğim büyük bir oto galerisinin müdürü anlatmıştı.
    Büyük kulüplerimizden birinin stadının altında bir “oto teşhir galerisi” açmışlar. Açılışa o kulübün başkanı da gelmiş. Galeride “kırmızı” renkli bir otoları varmış. Başkan hemen talimat vermiş; “Bu kırmızı renkli otoyu hemen buradan çıkarın, salonda sarı renk de çok; burada bir arada olamazlar.”
    Müdür, “Önce espri yapıyor sandık, sonra ciddi olduğunu anladık ve kırmızı renkli otomobili kaldırdık” demişti!..
    Bu anımı “neden” yazdım?
    Arda’yı, “Galatasaray tesislerinde, takım antrenman yaparken Fenerbahçe marşı çalan telefona gösterdiği tepki” yüzünden yerden yere vuran yazıların hâlâ devam ettiğini gördüğümden!..

  37. KSword Demiş ki:

    Az önce belirtmeyi unutmuşum. Ali Turan transferinde söz konusu FB olsa burada birkaç dokundurma okurduk herhalde. FB’li medya ve federasyon bu konunun üzerini örttü. Hadi onları anladım da sizler nasıl yapıyorsunuz bunu? Kayserispor GS’yı futbolcu ayartmakla suçlarken, bu transferin kazandıracaklarından falan nasıl bahsediyorsunuz? Kayserispor ayrıca GS’ın şampiyonluktaki rakiplerinden biri olduğunu da unutmamak lazım.

    Cemal Nalga olayında sorumluların cezalandırılmasını istemiştiniz. Medyanın kuvvetine bakın ki bu konuyu kapattıkları için siz de içinize sindirebildiniz herhalde.

    (Selamlar. Galatasaray Ali Turan’la gelecek sezon için el sıkıştı, tıpkı bu sezon Mustafa Sarp’la olduğu gibi. Burada ne bir ayartma var, ne bir kandırma. İki medeni birim biraraya gelip bir anlaşma yapıyor FİFA talimatlarına uygun olarak. Benzer süreci geçen sezon Gaziantepspor’lu Bekir transferinde yaşamıştık. Sezon sonunda bedelsiz olarak Fenerbahçe’ye geldi. Saygılarımla. Melih)

  38. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Selam Melih Abi.
    Baros Lig Tv’ye yaptığı açıklamada A.Madrid maçında yokum demiş. Kewell da şu an itibariyle 3 hafta yok. Onun için yetişecek deniyor ama o da yetişemezse çok kötü olur. Forvet transferi de stoper kadar önem kazandı artık… Biraz karamsarlık bürüdü içimi gelecek için…

    (Sametçiğim. Önceliklerimizi iyi saptamamız lazım. Bizim birinci önceliğimiz bir sistem yaratmak ve kurmak. Başarıların bundan sonra otomatik olarak geleceğini düşünüyoruz çünkü. Bu nedenle meselelere konjonktürel değil, uzun vadeli bakmamız lazım. Üç maçlığına pansuman tedavisi yapabiliriz forvete ama her maç stoper pozisyonuna pansuman tedavisi yaparak sistem kuramayız.

    Forvette Arda Turan, Nonda, Caner Erkin, Keita (gelirse) ve yeni yerli transfer hiç sırıtmaz ama stoperde durum öyle değil. 1999′da Bilbao’da defansif bireysel bir hatayla Şampiyonlar Ligi’nde gruplardan çıkamadık. Bunu hiç unutmamak gerek. Sevgilerimle. Melih)

  39. erdalus Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,
    Biliyorsun Galatasarayımız’ın maçlarından sonra, Barça’nın da maclarını takip etmeye çalışıyoruz.
    Son maçında Teneriffe’le oynadılar.İlk 20 dk içerisinde 3-0 geriye düşebilirlerdi ancak maçı 5-0 aldılar. Burda önemli konu şu, her rakip takımın bir direnci ve gücü vardır. Ve onlar da gol atmak için tüm güçlerini ortaya koyarlar.

    Türkiye’de Galatasarayımız yarım gol pozisyonu verse olay oluyor. Bir anlamda rakip yokmuş varsayılıyor. Oysa futbol rakiple oynanıyor ve rakiple güzelleşiyor. Her defasında güzel oyunumuzu eleştirenlerin, bunları gözardı etmelerinden dolayı yazdım bunları.
    Bir de not Melih Abi, Kıbrıs’ta sitemizi hergün takip eden arkadaşlar var. Onların da sitemize artık okuyucudan çok yorumlarıyla katkı yapmasını bekliyorum. Aracılığınızla duyurmuş olayım :)
    Sonsuz sevgi ve selamlar size ve muhteşem şehir İstanbul’a.

    (Erdal selamlar. Biliyorum doğrudan bir yanıt olmayacağını ama şunu demek istiyoruk konuyla ilintili olarak. Esasında şöyle bir durum var. Galatasaray ve Fenerbahçe yenildiklerinde acımasızca eleştirilirler. Bunun nedeni medyanın taraftarlarının acısı üzerinden para kazanma telaşıdır. (Burada tabi körlemesine Galatasaray’ı eleştiren objektif olmayan medyayı kastetmiyorum.) İkinci bir unsur. Galatasaraylılar kulüplerine karşı daha mesafeli ve daha acımasızdır. Fenerbahçeliler ise takımlarını aleni biçimde korurlar. (Medyada bunu net olarak görüyoruz.) Bu yüzden Galatasaray’ın işi gerçekten çok zor.

    (Laf aramızda geçen gün bir Fransız okulundan mezun, ciddi bir işkolunda aile şirketini yöneten, kulüp üyesi bir Galatasaraylı’yla tanıştım. Rijkaard’dan çok rahatsızdı. Biraz konuşunca referansının Rıdvan Dilmen olduğunu söyledi. Ben de böylece anlamışy oldum Rijkaard eleştirisinin kökünü. Ona Rıdvan’ın futbolun matematiği ve endüstriyel tarafından neredeyse hiç anlamadığını ve takip etmediğini (ülkenin bir numaralı futbol yorumcusu Harry Kewell’un kim olduğunu bilmiyordu Galatasaray’a geldiğinde) söyledim. Ve Ridvan Dilmen’in pozisyon bilgisi sayesinde usta futbol yorumcusu muamelesi gördüğünü belirttim. Oldukça da bol örnek verdim. Şimdi düşün. Eğitimli bir Galatasaraylı’nın bakış açısını nasıl da etkileyebiliyor bir yorumcu.

    Vaktinde Utopie Üstad yazmıştı. Yukarıdaki canbazlara bakarken cüzdanlarımıza göz dikenlerden sakınalım. Sevgilerimle. Melih)

  40. Ferhat says:

    Inzaghi de çok gol atıyor diye Van Basten ile onu karşılaştırabilir miyiz?

    Eğer Hagi daha genç yaşta Galatasaray’a gelmiş olsa mevcut istatistik verilerini geliştirse yine Alex ile kıyaslarlar mıydı onu?

    Ya da bırakın yaş ve oynadıkları sene farkını; Alex ile Hagi aynı dönem oynasa Alex bu derece yüceltilir miydi?

    Madem Cristiano Ronaldo vs Messi demişsiniz. O bile daha sağlıklı bir karşılaştırma iken (en azından güç farkını gösterirken) Hagi bırakıp gittikten sonra bu günü mü beklediniz Alex & Hagi demek için?

    (Selamlar Ferhat. Alex Fenerbahçe tarihinin tartışmasız gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu. Hem kalite anlamında, hem de skor anlamında. (Benim bildiğim Lefter Küçükandonyadis’ten fazla gol attı Alex.) İstatistik olarak Hagi’den daha iyi bir skora sahip.

    Ama Hagi 5 sene sonra Türkiye’den ayrıldığında dört şampiyonluk, iki Türkiye Kupası, bir UEFA Kupası, bir de Süper Kupa bırakmıştı arkasında. Alex ise yanılmıyorsam altıncı sezonunda. İki şampiyonluk görebildi sadece. Sevgilerimle. Melih)

  41. Akif Deniz Demiş ki:

    Melih Abi selamlar. Az once bir haber cikmis ntvspor.net’te. Alintiliyorum:

    “Galatasaray Başkanı ADNAN POLAT’ın futbol şube sorumluluğu yaptığı iki yıl ve başkanlık yaptığı ilk yılda Galatasaray Futbol A.Ş toplam 403 milyon TL’lik ZARAR etti. Futbol A.Ş’nin giderlerinin içerisinde amatör futbol ve seyahatler ufak bir yer kaplarken oyunculara ödenen bonservis ücretleri, AYLIK ODEMELER ve TEKNIK KADRONUN ALDIGI MAASLAR ise ZARARIN BUYUK PAYINI oluşturuyor.

    Bu yıl yapılan transferlerin yaratacağı etki ise henüz gelir gider tabloları açıklanamadığı için belirsizliğini koruyor. Galatasaray Spor Kulübü’nün 31 ağustos 2009 tarihi itibari ile toplam borcu ise 350 milyon TL’yi buluyor.”

    Bunlari yazdiran ve buraya koyduran kisi, world-wide-web’in ne oldugunun farkinda. Bu kisi belki de 1994′te Meksika’da Zapatista’nın baskaldiri hareketinin propogandasini internet uzerinden gerceklestirdigini, sesini o donem internete erisimi olan politik ve medyatik guce sahip cevrelere duyurdugunu biliyor. 90′lardan bu yana desenformasyonun dunya politikasini etkiledigini, olup biten her seyden, otoriterilerin, analistlerin, siradan insanlarin yalnizca medya kanaliyla ve bunun en onemli platformu haline gelen internet sayesinde haberdar olduklarini biliyor.

    Dun “Farkli bir yuzu ortaya cikan, Zidane olabilecekken bunu degerlendirmeyen, ‘koca kafali’ olarak nitelenen Harry Kewell”, bugun “kulubun 400 kusur milyon TL’lik zarar etmesinden sorumlu, halen gorevde olan bir baskan -ki futbolcular dahil tum kulup personelinin alacaklarinin, takimin futboluna sinif atlatan oyuncularin transferleri icin odenen bonservis bedellerinin dogrudan zarar kalemine yazildigi acikca soyleniyor bu bilanco cikarilirken”, bundan bir ay once “Ispanya basininda takim disiplinini hicbir zaman saglayamayisiyla gundeme gelen Frank Rijkaard”, vs.

    Galatasaray’in istikrar planlarindan alikonulmasi surecine eklemlenen bu sistematik calismalari, Turk spor medyasindaki Fenerbahcelileri isaret ederek aciklamak mumkun degil. Zira kimin Galatasaray’in menfaatlerinden yana olup kimin olmadigi ya da kimin tarafsiz kaldigindan ote Galatasaray’in menfaatlerinin ne oldugu konusunda hicbir medya calisananin bir fikri yok. Dolayisiyla, bana gore, Galatasaray’i yipratma amaciyla yazilan haberlerin orta-uzun vadeli etkisinin sifir olmadigini kimse ileri suremez. Ancak su kesin ki bu cabalar Adnan Polat ve yonetime sportif basaridan baska hicbir sans tanimiyor. Sanmiyorum ki Aslantepe’nin zamaninda acilmasi, mali rahatlama, vs. gelismeler bu gercegi degistirsin.

    Son olarak bir sey sormak istiyorum Melih Abi. Bir sirketin kurulusundan bugune kumulatif olarak hesaplanan borc stogu 350 milyon TL ise, son 3 yil icin hesaplanmis zarari 403 milyon TL olabilir mi? Ustelik soz konusu olan, milyar dolarlik butceye sahip bir sirket degilse.

    (Akif selamlar. Medyanın yarattığı etki konusunda bir önceki yorumda kendimce bir örnek verdim. Kesinlikle haklısın. Mevcut ortam bir kaos yaratıyor bazı kavramlar hakkında. Herkesin bu anlamda gerçek bilgiyle çöp bilgi arasındaki farkı biliyor ve bunu ayırdediyor olması şart.

    Maalesef üniversitede Muhasebe I ve Muhasebe II dersleri almış olsam da (her iki dersi de sınavda 55 alacak kadar çalışıp öyle geçmiştim) meslek yaşamımda hiçbir zaman anlamadım akçeli işlerden. Bu yüzden sorduğun sorunun yanıtını emin ol bilemiyorum. Daha doğrusu soruyu bile anlamlandıramıyorum fazla. Ama bildiğim kadarıyla Utopie Üstad bu konularda da üstat. Sevgilerimle. Melih)

  42. Ozan Kayhan Demiş ki:

    Sevgili Melih abi,
    Görüyorum ki kaptanımıza yine birtakım sataşmalar var burası herkese açık bir platform Fenerbahçe taraftarına bile. Ancak “Galatasaray kaptanına yakışıyor mu” diye iyi niyet gösterisinin ardından Fenerbahçe propagandasına başlanmasın, şunda hepimiz hemfikiriz Fenerbahçe olmazsa Beşiktaş olmazsa Galatasaraylı olmak ayrıcalığını nasıl yaşayabiliriz? Bir Galatasaraylı olarak bunu kabul eder saygı da duyarız. Yalnız Gayin-Sin benim bu taraflı medyanın, internet sitelerinin, sözde blogların saçmalıklarından soyutlandığım ve Galatasaray taraftarı olarak aslında doğru bilinen yanlışları, yanlış bilinen doğruları, yöneticiliği, futbolu, sistemi, analizi, GS tarihini ve Galatasaray taraftarlığını senin sayende bizlere ışık tutmanla öğreniyoruz Melih abi.

    Demek istediğim Gayın-Sin’de herşey tartışılabilir tabii ki rakibimiz Fenerbahçe de ama sataşmalar, propaganda bunlara burada yer yok. Bunun için bir sürü yer var demin de söylediğim gibi burası öyle bir yer değil buradaki hiç kimse birtakım kişilerin gazına gelip de takım kaptanımıza, futbolcularımıza, yöneticilerimize hareket etmez ! Saygılarımla.

    (Ozancığım selamlar. Öncelikle Gayın-Sin hakkında söylediklerin için teşekkür ederim. Fenerbahçeli arkadaşlarımız da hakaret içermedikten sonra istediklerini yazabilirler. Hayat uzun ve çok öğretici. Bunu herkes görüp yaşayacak. Sevgilerimle. Melih)

  43. bilal Demiş ki:

    Melih abi, şu haberi yorumlar mısın?

    http://www.ligtv.com.tr/Default.aspx?r=1&hid=66548

    Ne olmuş kulübe taraftar mı üye yapılmış. Bunu biraz anlatır mısın?

    (Bilalciğim bu haberde yazılanları pek anlamadım. Bağlamını da anlamadım. Bu yüzden beni azat tutarsan sevinirim. Sevgilerimle. Melih)

  44. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi,
    Henüz gerçekleşmiş bir transfer değil ama, Lucas Neill hakkında düşünceleriniz nedir. Bize gelirse, aranılan ilaç bulunmuş olur mu?
    Sevgi ve saygılar.

    (Erdal selamlar. Buna yanıt vermeye çalıştım birkaç yorum önce. Sevgiler. Melih)

  45. Quer10 Demiş ki:

    Halil Çolak bize tavsiye edilen bir oyuncu ancak bir girişimimiz yok kendisiyle ilgili olarak.
    G.Birliği’nden Mustafa isteniyor ki önce Alpaslan şimdi de Serkan’ın verilmesi elimizi kuvvetlendirdi bu transferde.

    (Berk selam. Pektemek konusunu ilk kez duyuyorum. Ama olmayacak anlamına gelmiyor elbette bu. Aslında hem Alpaslan’ın hem de Serkan Çalık’ın Thomas Doll’un yanına gitmesine çok sevindim. Çünkü halen Galatasaray’ın oynamaya çalıştığı futbol felsefesine sahip bir hoca Doll. Umarım orada yeniden devreye girip bize dönerler. Sevgilerimle. Melih)

  46. cambriem says:

    Selamlar
    Fenerli arkadaşa bir şey demek istiyorum geçen internet sitelerine düşen Hürriyet kaynaklı bir haber vardı, Portekizli futbolcu Costa Galatasaray’ın küçük takım olduğu için Valencia takımını seçtiğini yazıyordu. Fakat haberin orjinalinde İspanya liginin çok büyük bir lig olduğu için Valencia’yıyı seçtiğini yazıyordu. Bu gazeteciliğe ne dersin peki? Kaç tane mail attım sitelere gazeteye haberin linkini attım veya yorumlarda bile yayınlanmadı. umarım az bucuk derdimizi anlatabilmişizdir.

    (Selamlar. Sanırım Fenerbahçeli arkadaşımız da şikayetçidir dezinformasyona dayalı habercilik yapan Hürriyet’ten ve onun spor editöründen. Sevgilerimle. Melih)

  47. cemkorkmaz Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi
    Geçen günlerde medyada çıkan Halil Çolak transferi doğru mu? Kulüp tarafından hiçbir açıklama yapılmadı. Eğer doğruysa sen bu transferi nasıl değerlendiriyorsun?

    (Selamlar Cem. Bu transfer doğrulanmadı bildiğin gibi. Ama Lukas (Lukaş okunuyor) Neill transferinden sonra forvete yerli statüsünde bir oyuncu alınabileceği kesinleşti. Dolayısıyla gelirse hiç şaşırmam. Eğer bahsedilen meblağlardaysa bonservisi, çok kolay üstlenilebilecek bir risk olduğunu da düşünüyorum. Bir de ayakları yumuşak ve frikik golü atabilen birisi Halil Çolak. Değerlendirmem bu yönde. Selam ve sevgiler. Melih)

  48. sg_gs Demiş ki:

    Melih Agabey, Neill ile gecikmeli olsa da sonunda bulustuk. Ne diyorsun?
    1) Ihtiyacimiz olan sert, hamleli, topla yumusak oyuncu sinifina giriyor mu Neill?
    2) Yazin bonservis ucreti olmadan alma sansi varken devre arasinda haberler dogru ise en az 500 bin avro ile almamiz Mart ayindaki kongrede bas agritir mi?

    (Seçkin selamlar. Kendimden bahsetmeyi sevmem ama son Orduspor’la ilgili maç yazımda aslında Lucas Neill’i tarif etmiştim ve topu oyuna sokma becerisinden Galatasaray’ın ödün verebileceğini söylemiştim. Diğer özellikleri (hamleli, keskin ve sert) itibariyle bence iyi bir futbolcu. En önemli artısı ise bence üç kategoride toplanıyor. Öncelikle istikrarlı bir futbolcu. Bu önemli çünkü stoper pozisyonundaki kanayan yara bu. İkincisi lider bir oyuncu. Bildiğin gibi Aussie’lerin kaptanı kendisi. Üçüncüsü de çift pozisyonda oynayabiliyor. Buna Florya’nın suyunun havasının değişik olmmasından dolayı ikinci bahar yaşama olasılığının yüksek olmasını da eklemek lazım. Özetle bize maç kazandırmaz ama EPL tecrübesi olan maç kaybettirmeyecek birisi.

    Yazın belki bonservissizdi ama önceliğimiz içinde değildi yabancı stoper transferi. Şimdi ise yakıcı sorun oldu. Bence Kongre için speküle edilebilecek bir konu değil, ama tartışmak isteyen de özgürce tartışabilir tabi. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

  49. uraskaan Demiş ki:

    Lucas Neil Galatasaray’da

  50. Ozan Kayhan Demiş ki:

    Bu transferin Kewell referanslı yapıldığına Rijkaard’ın raporunda olmadığına inanıyorum haklı sebeplerim var çünkü Neill hele ki son zamanda oldukça ağır dengesiz ve kazma diye tabir edilen stoperlerden sisteme aykırı bir kere Emre Aşık’a değişmem ben bu adamı hayal kırıklığı oldu bu sefer…

    (Ozancığım. Herkes ikinci bir şansı hak eder bence. Bunu Sabri Sarıoğlu örneğinde hepimiz yaşadık. Bekleyip görelim derim. Sevgilerimle. Melih)

  51. Ferhat says:

    Aceto’da okuduğumdan anladığım kadarıyla divan kurulunda kafatasçılık yapanlar yine kinlerini dökmüşler.

    “… Yozlaşmış, zorbalığın egemen olduğu genel kurullara gideriz. (Eğer lise dışından, sokaktaki adamı da bünyemize alırsanız sonumuz böyle olur minvalinde söylüyor sanırım.) Maçlarda bağırmasından büyük zevk duyduğum tribündeki arkadaşlarımızın Galatasaray Kulübü üyesi olmalarını istemem. Galatasaray’ın bir seviyesi var. Kalitesini bozarsınız. Bu deliği tıkamak lazım.”

    Mükerrem Taşçıoğlu -Galatasaray Kulübü Divan Kurulu üyesi

    Söyler misiniz, bu kafada olanların oyları ne kadardır?

    Daha düz bir şekilde soracak olursak lisecilik adında diğer Galatasaraylılar’ı dışlayan dinazorların liseli olup da ayrım yapmayan gerçek Galatasaraylılar’a göre oranı nedir?

    Artık şu marttan bir an önce kayıpsız çıkmalılar. Çünkü bu kafadakilerin oyuyla gelecek olanlar geriye dönüşü, karanlığı getireceklerdir.

    Adamın dediğine bak hele! Bu faşist bir avuç elitist gibi locadan kahve yudumlayıp maç izlemeyen ‘Zorba’ dediği bu adamlar her maç 90 dakika bağırsın Store’dan çıkmasın ama mümkünse kulüp üyeliğinden uzak dursun.Niye? Birileri tepeden baktıkları ile aynı ortamda olmaktan rahatsız olmasın diye!

    Niye 65 Milyon yıl önceki çağdaşları ile beraber defolup gitmediler bu güzel Dünyadan sormadan edemiyorum!

    (Ferhat selamlar. Divan toplantısına katılmadım. Mükerrem Taşçıoğlu Abimiz’in neyi kastettiğini bilmiyorum. Belki kulübe üye yapılan futbolcuları kastediyordu ve bizim medyamız bunu böyle görmek istememiştir. (Bakınız Valencia’ya giden son futbolcunun “Galatasaray küçük takım” dememesine karşın matbuatımızda böyle haberler çıkması.) Kimbilir? Bu yüzden izninle buna yorum yapmak istemiyorum. Sevgilerimle. Melih)

  52. aktuccar Demiş ki:

    Barcelona zamanında Neeskens’in Neill hakkındaki Transfer Raporu;

    http://fcbarcelona-spain.blogspot.com/2006/10/barcelona-is-after-australian-lucas.html

    Galatasaray’imiza hayirli olsun. Yabanci transfer istikrarimiz suruyor ya Ingiliz ya da Fransa ligi bize baska bir iyi geliyor. Tesekkurler yonetim ve Haldun Ustunel.

    (Haluk selamlar. Sanırım bu haberdeki anahtar cümle Neeskens’in Rijkaard’la ilgili sözleri: “I can say that we have signed some great defenders, but things can change in a year and I know that Frank Rijkaard is following this player very closely.” Yani Barça olarak önemli defans oyuncularıyla sözleşme imzaladıklarını söylüyor Neeskens ama ekliyor: “Ancak bir senede bazı şeyler değişebilir. Rijkaard’ın bu futbolcuyu (yani Lucas’ı) yakından izlediğini biliyorum.” Neeskens bunu 2006′da söylemiş. Bu arada Neeskens’le Lucas’ın bir dönem beraber çalışmış olduklarının da altını çizelim. Bence bu transferi şu retrospektifte okursak daha iyi olacak. Rijkaard ve Neeskens sezon başında Türkiye’de oynanan futbol hakkında fazla bilgi sahibi değillerdi. Ama aradan yaklaşık 6 ay geçti. Yani hem Türkiye’de oynanan futbola hem de Galatasaray’ın ihtiyacına göre transfer yaptıklarını sanıyorum. Amerika’ya sevgilerimle. Melih)

  53. Galileo Demiş ki:

    Lucas Neill basit bir transfer olamaz. Tam Neeskens referansını yazayım diyordum ki benim yapacağımdan kat be kat iyi bir katkı geldi Amerika’dan. Sadece Neeskens referansı sözkonusu değil tabii. Bu transferde çok rasyonel hareket edildiğini gösteren ipuçları var.

    Devre arasında yapılan bir transferden hayır gelmesi için en önemli şeylerden birisi zaman. Oyuncunun çabucak takıma entegre olması yani. Bu anlamda Kewell’un burada olması önemli bir faktör. İkincisi daha önce Avustralya milli takımında Hiddink ve Neeskens ile çalıştığından, oyun felsefesine mental bir uyum dönemi olmayacak diye düşünüyorum. Takımın bolca hata yaptığı ve canının yandığı savunma kurgusundaki geçiş oyununa (transition game) liderlik edebilir. Dördüncüsü ve belki de en önemlisi; hamleli olması. Bizim savunmanın önemli bir sorunu bu. Sözgelimi Hakan Balta, kapı gibi fiziğine rağmen hiç de kesici, durdurucu bir oyuncu değil.

    Şöyle de bir parantez açmak lazım: Kewell’ı çok sevmemize neden olan faktörlerin bu adamda da olması çok muhtemel. Bunu da Kewell gibi Anglo-Sakson kültürden olmasına, futbolun beşiğinden gelmesine bağlıyorum. Başka bir bilinç, başka bir zeka var oradan gelen adamda. Bunu da takıma katarsa daha da zenginleşiriz.

    (Emrah selam. Avustralyalılar’ın değerini biraz daha iyi bilmek için Çanakkale Savaşı’na bakmak yeter. Temel kültürleri “no worrie” ve “never say die”dır. Yani asla pes etmezler. Bence iyi ve yerinde bir transfer. Aslında bana öyle geliyor ki biz Lucas’ı daha çok seveceğiz cünkü defans oyuncusu olduğu için savaşçı kimliğini çok daha iyi göreceğiz. Görüşmek üzere. Melih)

  54. sg_gs Demiş ki:

    Melih Agabey,

    Forvet transferinin yabanci olma ihtimali var mi sence? Linderoth’un kontratinin iptal edileceginden bahsediliyor. Malum RVN haberlerini gormussundur…

    (Seçkin selamlar. Büyük konuşmayım ama yeni forvetimiz de yabancı olacak galiba. Hislerim bunu söylüyor. Sevgilerimle. Melih)

  55. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi merhaba,
    Hayırlı olsun Lucas Neill tüm camiamıza. Yazın çok uğraşmıştık ama kısmet şimdiymiş.
    Erkendir yorum için ama şöyle bir gönderme yapsak;
    -Popescu/Hagi
    -Neill/Kewell :)
    Sonsuz sevgi ve selamlar.

    (Evet böyle bir benzetme yapmak yerinde olacak. Ama önce gelsin ve oynasın. Galatasaray’a ısınsın, Galatasaray da ona. Görüşmek üzere. Melih)

  56. Helvacı Demiş ki:

    Melih Abi selamlar. Daha önce ilk yazımda size Serkan Çalık’ı sormuştum. Daha sonra kardeşim de bir yazısında Alparslan’ı sormuştu. Bu iki oyuncunuda G.Birliği’ne verilmesine sevinmiştim, siz de yukarıda aynı sebeplerle benzer görüşlerinizi belirtmişsiniz daha da memnun oldum. Bana sorarsanız Thomas Doll onları nokta atışı yaparak transfer etmiş olabilir. Bence de orada çok iyi kazanımlar elde edebilirler.

    Orduspor maçı ile ilgili olarak söylenecekleri zaten siz ve arkadaşlar belirtmişsiniz. Çok fazla futbol bulacağımız ortam oluşmadı .Ben biraz da amatör kalecili yapmış biri olarak Ufuk’u dikkatle izledim. Daha önce Manisa’da çok defalar izlemiştim ama bu sefer ayrıntılı baktım. Onun refleksleri, kale direkleri içinde kaleciliği ortada ve bu sayede onunla ilgili bu kadar çok olumlu yorum yapılıyor. Ama bence asıl önemli olan futbal zekası, oyunun içinde olması ve oyun kuruşu konusunda ümit vermesi. Birkaç riskli geri pasında çok olumlu toplar kullandı. Degaj konusunda da G.Amerikalı kaleciler gibi hedefe gönderme gayreti güzel. Aslında çoğu kişinin kafasına Aykut ve Ufuk varken Leo Franco’ya ne gerek var diye düşünebilir ama onu Rijkaard’ın neden tercih ettiği GS dergisine verdiği röportajda ortaya çıkıyor. Rüştü ile ilgili müthiş bir saptaması var. Onun kalabalık savunma kalecisi olduğunu, topları iyi kurtardığını ama daha sonra rakibe verdiğini anlatmış. Bu söyleşiden ve eminim ki yapılan antrenmalardan bizim kalecilerimizin çıkaracağı çok önemli mesajlar var. Özellikle Aykut bu konuda biraz daha yol almaya gayretli. Yoksa onun o klasik Alman kaleci tavrına kimsenin itirazı olamaz.

    (Selamlar Osman. Umarım ve dilerim Almanya altyapından yetişen Serkan Çalık ve Alpaslan Erdem futbola kazandırılır yeniden. Ufuk Ceylan dediğin gibi oyun kurma konusunda ciddi bir kumaşı olduğunu gösterdi bize. Bu alanda biraz daha geliştirirse kendini, tabii reflekselirini yitirmeden, gerçekten birkaç yıl içinde bir daha bırakmamak üzere teslim alır kaleyi.

    Bunun dışında Rijkaard’ın dergiye verdiği söyleşi önemli. Görüşmek üzere. Melih)

  57. u-topie Demiş ki:

    (Lucas Neill, medya, bilançolar, üyelik yapısıyla ilgili bir U-topie yazısı. İyi okumalar. Melih)

    L. Neill..
    * On yıldan fazla İngiltere liginde oynamış bir defans oyuncusunun oyun ve pozisyon bilgisi olgunlaşmış, adaptasyon yeteneği gelişkin bir oyuncu olmaması düşünülemez.
    * Sağ bek olarak idareten değil uzun süreler
    oynayabilmiş bir oyuncunun topa yatkınlığı ve çevikliğinin kabul edilebilir seviyede olamayacağı düşünülemez.
    * Oynadığı kulüp ve milli takımlarda uzun süreler kaptanlık görevi üstlenmiş bir oyuncunun tecrübe ve defans liderliği anlamında katkı yapmayacağı düşünülemez.
    * Futbol hayatı İngiliz liginde geçmiş bir oyuncunun hamleli, yeterince sert ve az bireysel hata yapan biri olması beklenmeli.
    Bu varsayımlara yaslanarak L. Neill transferinin GS kimyasına uyacağını öngörüyorum.

    GS’ın medyada yer alış biçimiyle FB’nin medyada toplumdaki yerinin ötesinde temsil ağırlığı arasında bir korelasyon var.
    Bir diğer faktör de GS camiasının diğer takımlara nazaran daha fazla çok sesliliğe
    açık ve yönetim dışı oluşumlara toleranslı oluşu.
    Bu durumda doğal olarak negatif tonu ağır basıyor medyada yer bulan GS ile ilgili haber ve yorumların.
    Buna GS mali durumuyla ilgili olanlar da dahil.

    Herhangi bir bilançonun hiçbir büyüklüğünün bütünden bağımsız hiç bir anlamı yoktur.
    Belli bir zaman aralığında yapılan harcama kalemlerini alt alta yazıp şu kadar zarar var yazmak veya bir işin cirosunu gelir olarak ifade etmek (Sık sık Fenerium haberlerinde yapılıyor bu hata) sadece yazanın konuya uzaklığını gösterir. O konuya hakim olmadığını anlatır. Güvenilir bir referans noktası olmaktan çıkarır yazarını.
    Bizler de ya iyi niyetli ama kapasitesini bilmeyen, haddini aşan bir yeni yetme veya kullanıma açık bir art niyetli der geçeriz.
    Bu kadardır.
    Daha fazlası değil.

    Ne yazık ki kulüplerimizin bilançoları şeffaf değil. Ve ortak bir standarda sahip değil uygulamalar.
    Dolayısı ile hem yetersiz veriler hem de kamuflaja uygun işleyiş pratiğiyle mukayesesi zor kulüp bilançolarının.
    Yine de el yordamıyla olsa da muhakeme yoluyla yaklaşık olarak tabloyu kestirebiliyoruz.

    Kadro değeri vs. fiktif büyüklükleri ayıklıyarak ve yaklaşık yıllık kontrat yüklerini baz alarak.
    Hayatın gerçekleriyle check ederek.
    Buradan yola çıkarak söyleyebiliyorum örneğin FB’nin mevcut bilançosuyla TSL ilk beşteki takımlar içinde en kötü bilançoya sahip kulüp olduğunu ve FB’nin parasal yeterliliğinin diğerlerinin kat kat üzerinde olduğu yaygın inanışının sıradan bir şehir efsanesi olduğunu ve yakın gelecekte bu gerçekle yüzleşmek zorunda kalacağını.

    Takımdan ayrılan FB oyuncularının ifadelerini yan yana koyarsak bu tablonun ipuçlarını görmek pekala mümkün satır aralarında.
    Üstüste bir kaç sezon şampiyonlar ligine girilememesi felaket bir girdapa sokar 2010′lu yıllarda FB’yi.
    Yönetimde olanların bu tabloyu en az bizler kadar gördüklerine eminim.
    O yüzden bu sezonun ikinci yarısında saha içi kadar saha dışı mücadele de önemli olacak.
    Hazırlıklı olmalı GS.

    Kulüplerimizin üyelik yapısı kapsamlı bir konu.
    Ama GS özelinde şunu söyleyebilirim.
    GS üye tabanı yüzbinlerle ifade edilebilmelidir.
    Mevcut yapıyı ekarte etmeden zamana yayılan geçişli çoklu kategoriler vs. yaratılabilir.
    Seçme seçilme hakkı kategorilendirilebilir.
    Burada temel olarak cevaplamamız gereken ana soru şu olmalı.
    Stratejik olarak nereye gitmek istiyoruz?
    Yarınlarda nerede olmalıyız ?
    Ve buraya gidişe eşlik edecek, ayak bağı olmayacak üye bütünleşmesi ne olmalıdır?
    Ne mümkün kılar, ne engel olur bu sürece?
    Uluslararası dominant bir figür ve Türk futbolunun dominant bir aktörü olunacaksa bu yapıyı kavrayacak, bu organizasyona sağlıklı bir zemin oluşturacak üyelik tabanı ne olmalıdır?
    Türkiye’nin en geniş taraftar tabanının kulübüyle aidiyet ilşkisi nasıl geliştirilip, enerjik bir güç olarak hangi yollarla pasif izleyicilikten aktif katılımcılar haline dönüştürülebilir?
    Tek tek gönüldaşlar olmaktan mutlu bu kitle daha fonksiyonel hale dönüştürülemez mi?
    Kendi adıma her yıl GS’a 100 dolar ödeyen bir milyon üye tahayyül ediyorum.
    Ütopya olarak kalacağını bilmem bunu dile getirmeme engel değil.

  58. Melih says:

    http://www.goal.com/en/news/9/england/2010/01/14/1744705/lucas-neill-wishes-everton-well-as-he-departs-for
    Lucas Neill’le söyleşinin de yeir aldığı orijinal bir haber.

    Özetle şöyle demiş futbolcumuz:
    “Pazar günü yeni takım arkadaşlarımla tanışmayı bekliyorum.
    Aslında transferden dolayı oldukça şoke olmuş durumdayım. Çünkü Everton’dan ayrılmak için hiçbir girişimim olmamıştı.

    “Ancak iki kulüp arasında transfer görüşmeleri başladıktan sonra hem kendimi hem de ailemi düşünmem gerekiyordu.

    “İngiltere’den sonra bu sezon Avrupa’nın muazzam (massive) ve tutkulu kulüplerinden birinde oynayacağım için mutluyum.

    “Her şey güzel olacak. Yeni ve zorlu bir görev bekliyor beni. İngiltere’de harika yıllar geçirdim ve bunun için bazı insanlara gerçekten teşekkür borçluyum.

    “Benim için İngiltere ve Everton’ı terketmek oldukça acı. Bunun için hâlâ şoktayım, ama yine de oynayacağım takımın Galatasaray olması beni teselli ediyor.”

    Söyleşinin bundan sonraki bölümünde Lucas Everton’la ilgili dileklerini dile getiriyor.

  59. erdalus Demiş ki:

    Para herşey değildir,
    İstemek bir şeydir ama,
    İSTENMEK ÇOK ŞEYDİR.
    Bu bir marka değeridir;
    Eğer Frank E. Rijkaard gibi bir teknik direktörünüz,
    Eğer, Johan Neeskens gibi ekstra bir gücünüz,
    Eğer, Milan Baros gibi Çek milli golcünüz,
    Eğer, Elano Blumer gibi Brezilya patentli, İngiltere uygulamalı bir değeriniz,
    Eğer, Abdulkader Keita gibi Fransa ligi patentli bir futbol cambazınız,
    Eğer, Nonda gibi Fransa’da fırtınalar estirmiş bir golcünüz,
    Eğer, Leo Franco gibi Güney Amerika klasiği kaleciniz,
    Eğer, Lucas Neill gibi son 10 yılını İngiltere de geçirmiş bir cengaveriniz,
    Eğer Harry Kewel gibi tam bir futbol efendiniz… varsa;
    Ve eğer bunların hepsi Galatasaray gibi bir camiada, başını Arda Turan’ın çektiği hemen hemen tamamı milli Türk futbolcularla BİRLİKTEYSE.. Bu, canımız kulübümüz Galatasaray’ın, artık Avrupa’da her futbolcu için tercih edilen bir MARKA kulüp olduğunun belgesidir.
    Bunu ister para değeriyle ölçün, ister başka metodlarla. Gerçek olan, bu sıkışık transfer döneminde bile çok kıymetli bir oyuncuyu(Lucas Neill) kulübümüz bünyesine katabilmiştir.
    Emeği geçen ve bizi kaliteli isimlerle sürekli onure eden tüm kulüp yönetici ve yetkililerine binlerce teşekkür.
    Sonsuz sevgi ve selamlar.

    (Erdal selamlar. Bu şairene yorumun için sağol. Gerçekten Neill’in söyleşisini okuyunca insanın Galatasaray adına gurur duymaması mümkün değil. Sevgiler. Melih)

  60. Koray Özdemir Demiş ki:

    Neill, Puyol tipinde bir oyuncu. Bence gayet yerinde bir transfer. Neeskens ve Kewell’ın takımına geldiği için uyum sorunu da yaşayacağını sanmıyorum.

    Ancak bir sıkıntı var ki o da Baros’un durumu. Çalışmalara 4 hafta sonra başlayabileceği duyuruldu kulüpten. Atletico maçlarında olmayacak Baros. Transfer artık hayati önem taşıyor. Gerçek bir santraforumuz olmadan çok zorlanırız Atletico karşısında.

    (Koray selamlar. Evet Baros’un oynayacağından tam emin değildik, ama artık oynamayacağını biliyoruz. Galatasaray kesinlikle iyi bir santrfor transfer edecek ara dönemde. Tabi mümkün olan. Sevgilerimle. Melih)

  61. reyes Demiş ki:

    Selam Melih Abi,
    İnşallah Lucas Neill Galatasaray’a faydalı olur.
    Linderoth’un bu duruma düşmesinin sebepleri, ki sağlık kurulu başkanı da kendi açıklamasında daha önce hiç böyle bir sakatlık ile karşılaşmamıştık diyerek hata yaptıklarını söyledi. Serkan Çalık kendi ifadesiyle doktorların yanlış bir tedavi sonucu bu duruma geldiğini söyledi. Hadi diyelim Emre Güngör kendine bakmadığı için sürekli sakatlığı nüksetti peki kulüpteki sakat futbolcular neden uçakla Ankara’ya giderek başka bir doktora tedavi oldular. Bu oyuncuların Galatasaray kariyeri bitti. Şimdi sıra Baroş’a mı geldi.

    Madem iyi bir sağlık ekibimiz var Baroş neden Almanyaya giderek oradaki doktorlara tedavi konusunda görüşlerini aldı ve onların uygulayacağı tedaviyi kabul etti ?

    Doktorlara güvenimiz saygımız var. Galatasaraylı oyuncuların bazılarını Fenerbahçe sağlık kurulu başkanı tedavi ediyor. Bunu Galatasaray yönetiminin nasıl kabul ettiğini bir türlü anlayamıyorum. Doktor belki bilinçli bir şekilde futbolcuların sahaya geç dönmesini sağlamıyor ama etik olarak da Türkiye’de başka doktor yokmuş gibi rakip sağlık kurulu başkanına tedavi olmaları beni bir taraftar olarak rahatsız ediyor.

    Bize bir sakatlığı zamanında iyileştirecek bir sağlık ekibi lazım değil. Bize zamanından çok daha erken iyileştirebilecek alanında uzman doktorlar gerekli. Rakiplerimize bakıyoruz ilk yarıları sezonları kapatan oyuncular hem BJK da Hem FB 2-3 hafta sonra sahaya çıkıyorlar. Yıllardır sağlık ekibinin verdiği süre içinde iyileşen bir tane futbolcumuz var Harry Kewell ama o da Avusturalya’da ameliyat oldu.

    Baroş keşke ilk önce direkt oradaki doktorlara tedavi olsaydı ama iş işten geçti. Her maç final durumundayken Baroş gibi bir oyuncunun 2 ay sonra sahalara dönecek olması nasıl açıklanır.

    Bu haberi aldıktan sonra Neill transferinin hiçbir heyecanı kalmadı bende. Biz hiçbir şekilde rahat bir sezon geçiremeyecek miyiz? Her sene aynı şeyler..

    (Burak selamlar. Belli ki üzüntüyle yazmışsın. Galatasaraylı futbolcuların Fenerbahçe’nin sağlık kurulu başkanına tedavi oldukları sözünü anlamadım. Neyi kastediyorsun?

    Bir de sanırım üzüntüden bazı şeyleri hatırlamadın. barış Özbek de aynı sakatlığı yaşamıştı ve iki ay sonra sahadaydı. Ve de Servet Çetin. O da tedirgin de olsa dönmüştü zamanında.

    Baros’un durumundan anladığım şu. Almanya’da diyorlar ki, tamam sen iyileştin. Ama bu ayağının yeniden kırılmasına engel değil. Bu yolda devam edebilirsin. Ama ayağının yeniden kırılmaması için ameliyat olman lazım. baros ve Galatasaray da ikinci yolu seçiyor. Ben ortada yanlış tedavi görmüyorum. Ve de en nihayet. Fenerbahçe’de de yanlış tedavi gündeme geldi geçen sene. Ve de bundan önemlisi. Galatasaray Türk hekimlerine emanet bir takım. Sevgilerimle. Melih)

  62. Erasmus Demiş ki:

    Sevgili Melih Abi
    Neill transferi ile omurgamızda önemli bir iyileşme oldu. Aynı yıllar öncesinin Popescu-Bülent birlikteliği gibi bir birliktelik kurulabilir. Bakın Servet çok güçlü, hava hakimiyeti mükemmele yakın bir oyuncu, fakat çevik değil. Yani kısa mesafede hızlanamıyor. Gökhan Zan da aynı tipte. Emre Güngör tam böyle bir oyuncu ama sürekliliği yok. Dolayısıyla bu açığı kapatmak için sezon başında Galatasaray ne yaptı? Kaleye sezgileri çok kuvvetli olan bir ceza sahası kalecisi koydu. Yani tandemin arasına atılan toplarda, stoperlerinin çeviklik eksikliğinden doğacak olan arızaları, sezgileri ve hızı sayesinde savuşturabilsin diye Leo Franco’yu aldı. Mondragon gibi mükemmel bir çizgi kalecisi değil ama çok iyi bir ceza sahası kalecisi. Dolayısıyla kıymetli idi Galatasaray için.

    Şimdi çeviklik problemi olmayan, tamam Marquez gibi top kullanamayan ama o konudaki becerisi takımı taşıyabilecek seviyede olan bir oyuncuyu stoper envanterine ekledi. Yani artık oyun bilgisi yüksek, biri çok kuvvetli ve dengeli, hava hakimiyeti çok iyi, diğeri son derece çevik ve liderlik özellikleri çok güçlü bir oyuncu ile oynayacağız tandemde ki bana göre mükemmel bir şey bu. Kağıt üzerinde tam aradığımız bir oyuncuyu takıma getirdik. Umarım her şey kağıt üzerinde göründüğü kadar güzel olur.

    Bunun yanı sıra DM (nedense ön libero demeyi pek sevmiyorum) mevkiinde Mehmet Topal, Mustafa Sarp ve hatta Barış Özbek var. Bloglarda takip ettiğim kadarı ile bu bölgeye de transfer isteyenler var. Buna katılamayacağım. Galatasaray oyuncu parlatan bir kulüp. Eğer bu üç oyuncuya Rijkaard ile bir sene geçirmeleri, kendilerini geliştirme şansı tanımazsak ne farkımız kalır Fenerbahçe’den. Her problem bir transfer döneminde çözülmemeli. Önce mevcut oyunculara şans vermeliyiz. Bu bakımdan ben, bu bölgenin hala güçlü olduğunu ve Mehmet Topal’ın şu andaki konumunun ve oyunun üzerine çıkacağını düşünerek umudumu koruyorum.

    Orta saha, gerek liderlik özellikleri, gerekse oyun bilgisi ve top kullanma yeteneği olarak çok üst seviyede. Hatta Avrupa’da böyle bir rotasyona sahip klüp sayısı iki elin parmaklarını geçmez.

    Gelelim forvet rotasyonuna. Bugün resmi sitede Baros’un durumunu okumamla birlikte endişelendim diyebilirim. En az bir ay daha yok. Sanıyorum Madrid maçlarını kaçırıyor. Bu bölgede Kewell ilk alternatif bence. Hele hele Caner Erkin bu kadar üst düzey bir performansla sol açık olarak oynarken, bu hamle daha rahat olacaktır. Fakat şu anda Kewell da bir sakatlık problemi ile uğraşıyor. Dolayısıyla forvet için bir transfer zorunlu gibi durmakta.
    Bu konuda ise kulüp neler yapacak göreceğiz.

    Benim sana sormak istediğim konu şu. Bugün yapılan naklen yayın ihalesi çok ciddi bir rakam ile sonuçlandı. Bu parayı Digitürk nasıl karşılayacak bilmiyorum fakat mutlaka bir planları vardır. Bu rakamlar kulüplerin gelirlerinde bir artış sağlayacak. Acaba bu artışın Galatasaray için ne olacağının öngörüsünü yapabiliyor musun? Ve de ikinci konu da bu artışın bir bölümünün forvet rotasyonu için kullanılması bu tablo içerisinde ne kadar mantıklıdır?
    Sevgilerimle.

    (Emrah selamlar. Öncelikle bir vesileyle bana Servet Çetin hakkında konuşma imkânı verdiğin için teşekkür ederim. Maalesef Servet Çetin de hakkındaki algıların ve beyinlere kazınan bazı fotoların kurbanı Sabri Sarıoğlu gibi. Hız denilince insanlar onu Şeva’yla karşı karşıyayken hatırlıyorlar. Oysa ki Servet Çetin 2007′den sonra Galatasaray’da minimum 20 Avrupa maçı yaptı. Bu sürede muhtemelen 20 kez de milli oldu. Neredeyse Avrupa’nın en iyi forvetlerine karşı oynadı. Ben bu maçlarda rakiplerin elini kolunu sallayarak Servet Çetin’i geçip bize (Galatasaray ve ulusal takım) gol attıklarını hatırlamıyorum.

    Tamam, akselerasyon denilen aniden hızlanmada Servet Çetin asla bir Sabri Sarıoğlu değil. Ama zaten Keita bile Sabri Sarıoğlu değil. Servet Çetin vücudunu kullanarak ve pozisyon bilgisiyle bu sorunun üstesinden geliyor.

    Gelelim Galatasaray’ın en zayıf yerinin orta saha olduğunu ileri sürüp transfer isteyenlere. Bu düşüncede olanlar Galatasaray’ın oyun şablonunu gözeterek dile getirmiyorlar bunu. Onların kafasında Liverpool ya da ManU gibi örnekler var. Bu takımların futbol şablonuna göre değerlendiriyorlar. Oysa ki Galatasaray’ın oyun şablonunu farklı.

    Bu konuyu iyi anlamak için Rijkaard’ın derginin son sayısında Victor Valdez için konuşmasını hatırlamak yeterli. Özetle şunu diyor Rijkaard. “Victor Valdez dünyanın en iyi kalecisi asla değil. Mesela Bouffon ya da Chezh gibi hiç değil. Ama Valdez Barça’nın oynadığı oyunda en iyi kaleci. Çünkü hem agresif, hem her an oyunun içinde, hem de kaleden oyun kuruyor. Bir Chezh ya da Bouffon’u Barça’nın kalesinde düşünemiyorum, geçelim.”

    Naçizane ben Rijkaard’ın geldiği açıklandığı ilk günden bu yana sadece şuna gayret ettim: Nedir Rijkaard’ın oynatmak istediği futbol modeli? Bunu içinden okumaya çalıştım. Modelin iç mantığını anlamaya çalıştım. Bu da beni kök hücreye, yani total futbola götürdü. Galatasaray’ın oynamak istediği futbolu total futbol kültürü çerçevesinde değerlendirmek lazım.

    İçinden okuma her şeyde çok önemlidir. Futbolda da reklamda da. Herkes hatırlayacaktır. Vaktinde Alo reklamı vardı, “çok çalışmam lazım çok” diyen çocuğun oynadığı reklam. (Bu arada sevdiğim bir arkadaşımın oğluydu o çocuk.) Bu reklam Türkiye’de çok sevildi ve iş yaptı. Çünkü Türk kadını satır arasını okumayı bilen bir profile sahip. Çocuğun o sözlerinden öğretmenin gözüne girmek için daha beyaz gömlekler giymesi gerektiğini okuyabildi bir çırpıda. Reklamın mesajı buydu.

    Ama bu reklam Mısır’da iş yapmadı. Yapamazdı. Çünkü Mısırlı kadınlar satır arasını okumuyorlar. Bu reklam orada, “deterjan yeterince beyazlatmıyor” olarak algılandı. İşte içten okumanın önemi bu.

    Hepimiz Galatasaray’ı içinden okumalıyız. (Fenerbahçeli olsam Daum’u da içinden okumaya gayret ederdim. Sosyolojik ve felsefi olarak en doğru yöntem bu.)

    Soruna gelince. Yarınki parayı şimdiki transfer için kullanamaz Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)

  63. Umut Naderi says:

    Merhaba Melih abi,

    Ben ilk olarak maç hakkında konuşacağım. Maçı izlemedim ancak İnternet üzerinden golleri izledim. Gördüğüm üzere golleri teker teker izlerken atağın hep Caner ile başladığını gördüm ve Galatasaray’ın artık onu takıma ve de futbola kazandırdığını anladım. İlk geldiğinde herkes büyük beklentiler içindeydi ve sanki herkes onu sol bek olarak tanıyordu. Çıktığı ilk maçta nedendir bilinmez ço kötü bir maç çıkarmıştı. Pas isabeti %40 ile yerlerdeydi. Ne de olsa CSKA Moskova gibi bir takımdan geliyor beklenti büyük olacak, ancak mevkii yanlıştı, anlaşılmadı. Oynadığı her sonraki maç giderek küçük adımlar ile merdiveni tırmandı, arkadaşlarını tanıdı, Rijkaard sistemini tanıdı. Sonuç ortada ve Galatasaray belki de milli takım için önemli bir oyunu kazandı. Tabii bunu da Caner kendi başardı.
    Nonda 2 gol atmıştı ve belki de gene üst tarafa, ilk 11′ e girmeye çabalıyordu. Bir hızlı olabilse süper bir oyuncu olacak ancak bir türlü başaramıyor. Takipçiliği ve vuruş tekniği yüksek olduğundan bu golleri atabiliyor.

    Arda ise tam bir liderlik abidesiydi bana göre izlediğim kadarıyla. İlk golü Caner’den aldı, ve attı. Takımın moralini yüksekte tuttu. Bir sonraki golde vuruşu kale çizgisinden çıksada bir nevi Nonda’ya asist yapmış oldu.

    Şimdide yazına olan yorumlarım,

    Dediğin gibi Melih abi, 2 etken Galatasaray aleyhineydi, ancak bu takım Galatasaray. Bu engelleri lehine çevirdiği için Galatasaray. Ordu’nun maça 1 kırmızı ile başlaması onları çökertmiş olmalı ki sonraki dakikalarda goller geldi.

    TRT’nin spikerine saygım var. Belki bir Avrupa maçı olmayabilir ama güçsüz olan takımın yanında olması bence küçük takımlara olan saygının da göstergesiydi. Hiçbir takım küçümsenmemeli, ya da fazla gözde büyütülmemeli.

    Bu arada Everton takımından alınan Lucas Neill’a Galatasaray kariyerinde başarılar diliyorum.

    (Umut selamlar. Aslında tuhaf biçimde Orduspor 10 kişi kaldıktan sonra cesurca geldi. Ama bunun sırrı Arda’nın maç sonu açıklamasında saklı. “Biz centilmenlik olarak tempoyu azalttık” dedi Arda.

    Caner’in ilk oynadığı maçın Beşiktaş olduğunu düşünüyorum. 82′de girip müthiş bir atak yaparak gol kaçırmıştı son dakikada. Ben çok beğenmiştim. Ve de bir sonraki Yalnız Futbol’da bu sezon Caner’i bu atakların içinde sıkça göreceğiz dediğimi hatırlıyorum. Biraz gecikmeli de olsa yanıltmadı beni Caner. Baros’un yokluğunda en güvendiğim isim Caner. Büyük bir patlama yapabilir devre başında.

    Nonda’nın geçirdiği o iki müthiş sakatlıktan sonra oynaması bile mucize. Bir de yaşı dikkate alınınca ondan hızlı olmasını beklemek de pek doğru değil sanırım.

    Benim de Levent Özçelik’e büyük saygım var. Zayıfları da tutmak gerektiğini düşünüyorum. Ama sanırım bazı politik mülahazalar çerçevesinde öyle bir maç anlattı. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

    PS: Eğer Sait Hoca’nın oğluysan lütfen ona karşı çok mahçup olduğumu ilet. Ama iyi bir haberim de var. Babanla ortak projemiz için çok önemli bir mevzi kazandım. Yakında arayacağım kendisini, Gülten Hocamız’ı da. MŞ

  64. rebugur Demiş ki:

    Melih abi ben başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum 2010 dünya kupasında oynayacak tam 4 futbolcumuz var şu an itibariyle elano – kewell-keita-neill

    2006 dünya kupası’nda yanılmıyorsam hiç oyuncumuz yoktu oynayan bu örnek bile son yıllarda galatasaray’ın transferde ne kadar dogru yolda ilerlediginin en açık göstergesi

    not:avrupa ligi’ndeki olası bir final oynamamız leo franco’ya dünya kupasında arjantin milli takımında olma fırsatı sunacagını düşünürsek bu sayı 5 bile çıkabilir.

    (Alkan selamlar. Bu değişik ve güzel bakış için teşekkürler. En büyük dileğim finalde bir Galatasaraylı’nın oynaması. Eğer Brezilya finale çıkarsa sanırım bir ilk gerçekleşmiş olacak. Tabi Fatih Hocamız’ın lafıyla, finale kadar çıkmışsak bari kupayı da alalım değil mi? Sevgilerimle. Melih)

  65. Ferhat says:

    (Aşağıda önemli, çok önemli bir mesaj var. İnsanlıkla ilgili. Melih)

    Arkadaşlar biliyorum bu mesajı yazarak spor gündemi dışı bir konuyla ilgili burayı meşgul ediyorum. Ama hepimiz insanız ve kendimize ayırdığımız vakitlerde bile zaman zaman başkaları için de faydalı olabilmeli, onlara yardım edebilmeliyiz.

    Haiti’de 7 büyüklüğünde bir deprem oldu. Ve tıpkı bir zamanlar bizim de başımıza geldiğinde nasıl dünya bizim için seferber olduysa bu gün de insan olmanın getirdiği yardımsever olma güdüsüyle onlara bu zor zamanda destek olmalıyız.
    Bu fikir internette haberleri okurken Haiti ile ilgili son gelişmeler gözüme çarpınca aklıma geldi.
    Ölü sayısı 100 bini geçebileceği söyleniyor. Ve 2 milyondan fazla çocuk yaralı ve bir çoğu yetim kaldı. Sokaklarda cesetlerin yanında uyumak zorunda olan çocuklar var. Ve cesetler yüzünden salgın tehdit kapıda.
    Daha detaylı son bilgiler için:
    http://bit.ly/4nexEQ
    Yardımda bulunabilmek için;
    http://www.kizilay.org.tr/
    http://bagis.kizilay.org.tr/bagis/index.php
    http://www.kimseyokmu.org.tr/

    Blog yazarı arkadaşlar bu veya benzeri bir yazı hazırlayıp mümkün olduğunca felaketzedelere destek olabilir. Blogda bu mesajı okuyanlar mail yoluyla forward edip dostlarına çağrıda bulunabilir.

    Taraftar grupları, hangi takım olduğu farketmez, insanlığın takımı, renkleri yoktur. Hatta rakip taraftar grupları birlikte bağış organize edebilirler.

    Not: Ben Kimse Yokmu Derneğine üye falan değilim. Derneğin güvenirliliğini de bilmiyorum. Malum ülkemizde geçmişte yardım derneği adı altında yolsuzluklar yapıldı. Deniz Feneri ve fazla kurban kesildi diye gösterip bundan rant elde edenler oldu. Ama en azından Kızılay’a bağıış yapıp dolaylı da olsa acil yardım bekleyen Haiti halkına destek olabilirsiniz.
    Tüm içtenliğimle aldığım değerli vaktiniz için özür dilerim.

  66. kenan Demiş ki:

    Selamlar Melih abi.
    Milan Baros’un sakatlığının uzaması, onsuz geçen maçlarda onu ne kadar aradığımızı hatırlayınca oldukça moral bozucu bir durum.. Uzmanlık alanıma girmese de, bir hekim olarak GS sağlık ekibindeki meslektaşlarımın performansı bana da yeterli gözükmüyor.. Bir kırığın ortalama iyileşme süresi 6 haftadır.. Baros’un ayak tarak kemiğindeki kırık alçıya alınarak kendi kendine iyileşmeye bırakıldı.. Geçen sürede tamamen iyileşti zannedildi ki antrenmanlara çıkmasına izin verildi ( hatta basından okumuştuk, “Baros’un kırığı tamamen kaynadı” diye ).. Fakat futbolcumuzun ağrılarının devam etmesi ve Almanya’daki doktorunun koruyucu plaka takmaya gerek duyması, iyileşmenin yeterince olmadığını ( hatta kemiğin kaynamadığını) gösteriyor.. Basından okuduğumuza göreyse bundan sonraki iyileşme süresi en iyimser tahminle 6 hafta. !! Yani yeni bir kırığın ortalama iyileşme süresi kadar.. Bu derece bir kırığın 3 aydan uzun bir sürede iyileştiği başka bir sakatlık örneği hatırlamıyorum.. Bence bu basit bir kusur değildir ve GS’nin bu sezonki kaderini etkileyebilecek boyuttadır.. Sanırım yönetim, sağlık ekibini oluştururken futbolcu transferine gösterdiği özenden daha fazlasını sağlık ekibini oluştururken göstermeliydi.. Umarız takımımızın performansı Baros’un yokluğunu aratmaz da bu kusur sezon sonunda şampiyonluk şarkıları arasında unutulur gider?

    (Kenan selamlar. Bilim konuşunca bana susmak düşer. Sarı kırmızı saygı ve sevgilerimle. Melih)

  67. MaMi Demiş ki:

    Melih abi bizim bu sağlık sorunumuz ne zaman bitecek? 2-3 senedir çektiğimiz çile nezaman son bulacak? Acaba sorun kimde. Bir değil, iki değil. Kaç tane futbolcumuzdan yoksun lig bitiriyoruz. Sorun nerede abi ?

    (Selam Mami. Ben bu işin uzmanı değilim. Ancak yine de geçen sezonla karşılaştırınca bir sakatlık sorunu yaşamadığımızı düşünüyorum. Galatasaray’ın yöneticileri duruma vakıftır diye düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)

  68. uraskaan Demiş ki:

    Neill’in GS adına söylediklerine bir ilave yapmak istedim. Nonda; 2000 yılında Ali Sami Yen stadına çıkmadan önce Deschamps, “Dünyanın en iyi on takımından biriyle oynacaksınız” dediğinde hepimiz çok şaşırmıştık diyor bir röportajında…

    (Uras selamlar. Evet 2000′de gerçekten dünyanın en iyi on takımından biridiydik. Nonda da herhalde dünyanın en iyi on forvetinden birisi. Hatırlatma için sağol. Umarım ertesi yıl rakiplerimizin teknik direktörleri aynı övgü dolu sözleri kullanırlar. Sevgiler. Melih)

  69. ahmet can Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi.
    Umarım iyisindir. Uzun zamandan beri derslerden kafayı kaldırıp size bir iki şey soramadım:) Konuyla alakasız olacak; ama size Gheorghe Hagi’nin Galatasaray teknik direktörlüğünü soracaktım. Sizce Hagi 1,5 sene içerisinde nasıl bir hocalık yaptı?
    Bunu neden soruyorum. Çünkü hepimizin içinde bir ukte o. Elbet bir gün Galatasaray’la yolları kesişecektir.

    (Ahmet selamlar.

    Bence Hagi’nin teknik direktörlüğü önemli bir milattır Galatasaray için. Nedeni ise II. Terim döneminde çivisi çıkan Florya’da kontrolü sağlamış bir isim olması. 2006′da şampiyon olan takımın iskeletini kuran isimdir Hagi. Özellikle defansta Song-Tomas ikilisini oturtarak önemli bir adım atmıştır.

    Esasında 2005′te takımı da şampiyon yapabilirdi. Ama iki engele takıldı. İlki bütün futbolcuları kendisi gibi yetenekli sanarak onlardan fazla şey istemesiydi. İkincisi de maalesef Hakan Şükür’ün kendisinden neredeyse nefret etmesiydi. Kritik G. Birliği maçında oyundan aldığı Hakan Şükür’ün kaptanlık pazubentini yere attığı sahneyi hatırla. Şampiyonluk o an gitti işte.

    İşin ilginci kaptanlık pazubentini yere atanların bugünlerde başka sularda başka şeylere yelken açmaları. Neyse uzun ve hazin bir konu.

    Soruna gelince. Hagi’nin yolu Galatasaray’la bir daha kesişmez sanırım. (Bir ümit değil, bu saptama sadece.) Çünkü teknik direktörlük bakımından artık yetkili birisi değil. Sportif direktör olacak kadar da içimizde değil. Bize sportif direktör olacak isim Harry Kewell’dır açık ara. Sevgilerimle. Melih)

  70. ahmet can Demiş ki:

    Sanırım o maçta Hagi Hakan Şükür’ü çıkarıp Cafer Can’ı oyuna almıştı Ali Sami Yen’deki maçta. Evet mantıklı düşününce bir daha Hagi’yi Florya’da zor görürüz; ama yine de gönül onun hep Galatasaray’la bir bağı olsun istiyor; aynı Cruyff’un Barcelona’daki bağı gibi.
    Melih Abi yazım hatalarımı düzeltiğin için teşekkür ederim. Naçizane bir düzeltme yapacaktim. Tdk’ya baktım, orada “ukde” olarak yazılı.

    (Selam Ahmet. Esasında haklısın. Kelimenin aslı ukde. Ben sadece Türkçe ses uiyumu itibariyle (ç, f, t, h, s, k, p, ş harfinden gelen harfler inceltilir kuralı) kendimce bir düzeltme yapmıştım. Sevgilerimle. Melih)

  71. rebugur Demiş ki:

    Melih abi atletico madrid kadrosunun hakkını vermeye başladı ligde 4-0 galibiyetten sonra bugün de kupada 5-1 kazandılar açıkçası endişe etmiyorum çünkü bizim kadroda son yılların en kaliteli kadrosu ama atletico madrid’le oynuyacagımız 2 maç gerçekten çok ilginç olacak.

    (Alkan selam. Tembellikten dolayı 1973′teki Atletico eşleşmesindeki maçları yazamadım. O Atletico’nun en iyi futbolcusu Fenerbahçe’nin geçen seneki dedesi Aragones’ti. O yıl bizi uzatmalarda eleyen Atletico Şampiyon Kulüpler Kupası’nda finali oynamıştı ve az kalsın da kazanıyordu. Demem o ki, futbol sahada oynanır. Sevgilerimle. Melih)

  72. Galileo Demiş ki:

    Melih Abi,

    Öncelikle şunu sorabilir miyim: İçinden okumak derken, karşıdaki kişinin veya olayın, bakış açısını veya mantığını anlamayı mı kastediyorsunuz (karşıdaki kişiye hak vererek veya empati kurarak)?

    Total futbol deyince, takımın, sahadaki bütün oyuncularının işin içine dahil olmasını anlıyorum ben öncelikle. Adından da böyle anlaşılıyor sanki (total: bütüncül, bütünsel). Hiçbir futbolcunun gücü (etkisi), takımın bütününün gücünden daha büyük değildir felsefesi var burada. ‘Herhangi başka bir futbol felsefesinde, bir yıldız futbolcunun tekbaşına yaptığı işi, tekniği sıradan birkaç oyuncuyla da yapabilirim’ diyor bu felsefe. Ancak, bu tekniği sıradan futbolcular, ahenkle hareket edecekler sahada ve devamlı yardımlaşacaklar. Şart, bu. Bu bağlamda, zeki olmaları gerekiyor. Birbirlerini iyi tanımış olmaları gerekiyor. Total olarak ne yaptıklarınının farkında olmaları gerekiyor. Kısacası ‘bilinçli bir düzensizlik’ yaratmaları gerekiyor.

    Bütün oyuncular derken, kaleciyi de kastediyoruz elbette. Total futbolun, oyunculardan ortalama bir beklentisi var. Boştaki arkadaşına pas ver ve pozisyonunun farkında ol. Her futbolcu bu ortalama beklentiyi karşılamak zorunda. Ortalama bir performans oluşturmaya çalışıyor total futbol. Kaleciyi de mümkün olduğu kadar bu ortalamaya yaklaştırmaya çalışıyor. Daha önceden, bir kalecinin, bir takımın yarısı olduğunu söylüyorduk. Ama total futbolda bu böyle değil. Burada, kaleci sadece takımın bir parçası. Herkes kadar bir parçası. Kaleci mümkün olduğu kadar oyuncu burada, mümkün olduğu kadar kalecilikten uzak. Total futbol, atak oynamaya o kadar odaklanmış ki “top hep bendedir, ben hep hücum yaparım. Benim savunmam, “nasıl savunma yapmak zorunda kalmam” diye düşünmek (savunmayı önde kurma-geçiş oyunu); kaleciliğim, “kaleciliğe nasıl ihtiyacım olmaz”ın yolunu (kalecinin ayak tekniğinin iyi olması, ileri çıkabilmesi ve sahayı iyi görebilmesi) bulmaktır” diyor adeta.

    Geçenlerde, eskilerden bir Almanya-Hollanda maçına denk geldim. 1990 Dünya Kupası, San Siro. Almanya, Batı Almanya hatta o zaman. Bu maçı canlı da seyretmiştim ama çok küçüktüm ve hayal meyal kalmış aklımda. Hani şu, Rijkaard’ın Voeller’e tükürdüğü maç bu. Maçın başlarında Almanya bunaltıyor Hollanda kalesini. Ortalık karışıyor o ara. Sertlikler, tahrikler… Futbolcuların gözü dönmüş. Tipik Hollanda-Almanya rekabeti. Hakem Voeller’i atıyor. Rijkaard, Voeller’i tükürükle uğurlamaya kalkınca o da atılıyor. Maç da, gazı kaçmış kola gibi oluyor sonra. Almanya’nın baskısı esnasında Hollanda’nın kalecisiz oynadığı hissine kapıldım ben. Nedenini bilemiyorum ama meşhur Van Breukelen bu hissi verdi bana. O da bir oyuncuymuş ve golü önlemek adına yapabilecekleri diğer oyuncularla aynıymış gibi geldi.

    Bu maçta, atılana kadar, Rijkaard defansta görev yapıyor. Koeman ile beraber tandemi oluşturuyorlar. Yalnız, Hollanda’nın tandemi çok ilginç. Yanyana durmuyorlar. Topu kazandıktan sonra, Koeman topu çıkarırken, Rijkaard öne çıkıyor ve arkalı-önlü bir tandem oluşturuyorlar. Melih Abi, sene başında, tandemin gerçek manasının aslında bu olduğunu söylemiştiniz. Gökhan Zan ve Servet ile bunu uygulamaya çalışıyordu takım. Burada amaç ikili bir kademe yaratmak galiba. Tıpkı top kaptırıldığında orta sahada bir anda üçlü, dörtlü kademelerle rakibe basmak gibi. Misal, Gençlerbirliği maçında bunu çok iyi yapmışız. Topu kaptırınca hemen alanı daraltıyorsunuz. Topu ayağında tutan rakip oyuncunun başına üç, dört kişiyle üşüşüyorsunuz. Biri olmazsa diğeri mutlaka topu kapıyor. Ama çok çabuk yapmanız gerekiyor bunu. Barselona mükemmel yapıyor bunu. Adeta piranalar saldırıyormuş hissini veriyorlar. Hiç fırsat tanımıyorlar rakibe. Çabucak geri kazanıyorlar topu. Çok acımasızlar.

    Topu bu şekilde kazanınca çabucak ileriye taşımak lazım değil mi? Ama bizim takım, “oh kazandık, şimdi koruyalım” içgüdüsüyle geriye veriyor topu. Geridekiler de oyaladıkça oyalıyorlar maalesef. İşte bu noktada geriden oyun kuracak bir adamın eksikliğini yaşıyoruz.

    Bazen kazandığımız top, Arda’ya geliyor. Ama Arda bir sağa çekiyor topu bir sola çekiyor. Bir dripling oraya, bir dripling buraya. “Başka bir sistemde tek bir yıldızın iş yaptığı” günlerde Arda.

    İlk ortaya çıkış günlerini hatırlayalım Arda’nın. Mlada Boleslav maçıyla büyülemişti bizi değil mi? Taç çizgisini arkasına alıp, rakibin belini kıran çalımları, muhteşem plaseleri… Kanattayken geçemeyeceği adam yok gibiydi. Galatasaray, kadro olarak yokları oynarken, bir yıldız gibi çıktı ortaya. Sırtladı götürdü takımı. Onun ayağına baktı takım uzun süre. Şimdi bütün o alışkanlıklarından kurtulması gerekiyor. Egoyu minimize etmesi gerekiyor. Sadece onun değil, bütün forvetlerimizin. Egoyu küçültme, takımı büyütme oyunu total futbol. İhtiyaç duyulan; zekice düşünmek, zekice hareket etmek ve basit olanı uygulamak.

    Ronaldo’lu, Kaka’lı, Benzema’lı bir takım mı, yoksa ahenkli hareket eden isimsiz bir total takımı mı diye sorsanız, ikincisi derim kesinlikle. Önce düşünmek, zeki olmak…

    Bakınız Rijkaard ne diyor (Galatasaray Dergisi Ocak sayısı):

    ”Muhabir: Bir röportajınızda futbolun kendisi ve futbolcuların oyun karakterleri arasında bazı farklar olduğunu söylemiştiniz.

    Rijkaard: Futbolda iyi performans sergilemenin her zaman farklı yolları vardır. Bireysel performans, bunlardan biri. Ama günlük yaşanır. O gün iyiyseniz, topla istediklerinizi yaparsınız. Farklı yollardan bir diğeri, taktiksel disiplindir. Bence bu çok daha önemli; çünkü sahaya her zaman %100′ünüzü veremezsiniz. Eğer; takım arkadaşlarınız için oynarsanız, bu takımı güçlü kılar. Oynamazsanız, tüm bunlar sonucu da etkiler. Aslında bizim başarmak istediğimiz bu.

    Muhabir: Bu yüzden galiba, futbol zeka içermelidir herşeyden çok.

    Rijkaard: Kesinlikle. Biz her zaman zeki futbolcuyu tercih ederiz. Çünkü zeki futbolcu, pozisyonunu keybetmemeyi, kaybedenin yerini doldurmayı (’bendenizin aklına Mustafa Sarp geliyor burada’), ne zaman pas vereceğini, ne zaman top süreceğini, ne zaman tek pas oynayacağını bilir. Çünkü bir saniyeden daha az sürede oyuna karar verirsiniz (’burada da Elano Blumer’). Bir saniye fazla top sürerseniz, şansınızı kaybedersiniz bazen…”

    Ve son olarak Rijkaard’ın kaleciyle ilgili görüşünden çok çarpıcı bir parça (Galatasaray Dergisi Ocak sayısı):

    ”…Dünyada bir numaralı kaleci olarak pek çok ismi ele almak mümkün. Chelsea kalecisi Petr Cech, ya da İtalyan Gianluigi Buffon gibi. Gerçekten kendi alanlarında son derece başarılı isimler. Ama onları bir an için Barcelona’da düşünün. Orta saha çizgisine yakın pozisyon alan savunma oyuncuları olduğunda kalelerinde yalnız kalırlar. İleri çıktıklarında… Unutun gitsin…”

    ‘İleri çıktıklarında’nın sonunu getirememesi ne kadar naif, içten ne kadar muhteşem. Harika bir bölüm bence.

    Sevgiler

    (Emrah selamlar. Vaktinde İsmet Özel’le bir söyleşi yapmıştık Argos Dergisi için. Şöyle demişti: “Ekarte edilmeyi bekliyorum.” Aslında bazı insanların çıkıp ondan daha iyi şiir yazmasını beklediğini söylemek istemişti. Senin yazını görünce bu aklıma geldi birden. total futbol hakkında Rijkaard geldiğinden beri çok şey yazıldı çizildi Gayın-Sin&de. Bunlardan bir seçki yapılacak olsa senin yukarıdaki yazın önlerde yer alır. Bence herkesin öğrenebileceği çok şey var yazında.

    Aslında içinden okumak derken empatiyi kastetmiyorum. Bir sistemi öncelikle kendi iç mantığına, iç tutarlılığına göre yargılamayı kastediyorum. Kastettiğim biraz şu. Mesela, Rijkaard’ı niçin çift santrforlu 4-4-2 oynatmıyor diye yargılamak ve eleştirmek, yorumcuyu hiçbir yere götürmez popülerlik dışında. Rıdvan Dilmen ve Bülent Tulun’un yaptıkları gibi, “Rijkaard’ın ne yapacağı belli, Baros çıkar Nonda girer, oyun sıkıştığında hiçbir şey yapmıyor” çapaçulluğuna götürür insanı.

    Benim yapmaya çalıştığım ise Rijkaard’ı tek santrforlu (modern söylemiyle merkez hücum) 4-3-3 içinde kritike etmek. Yani oynatmaya çalıştığı sistemi anlamaya çalışarak onu iç mantığı üzerinden analiz etmek. Bu empati içermesi gereken bir şey değil. Sosyolojide buna “comprehensive” (anlamaya odaklanan) yöntem deniyor.

    Kaleci meselesi önemli. Esasında bu söyleşide Rijkaard’ın verdiği önemli bir mesaj var. Leo Franco’yu Hollanda geleneksel futbol kültürünün uzantısı konumunda olan kaleciler gibi görmediğini söylemiş Rijkaard. Bu önemli bir saptama. Yani eskilerin Menzo’suna, Van Saar’ına benzetmemiş Leo Franco’yu. Ya da Valdez’e. Ama yine de Galatasaray’ın oynadığı futbol için doğru bir kaleci olduğunun altını çizmiş.

    Sırf bu bakış açısı bile, yani kaleciyi takımın oynamak istediği futbol modeli içinde değerlendirmek bile tek başına yeterli olup biteni anlamak için sistemi içinden okumamız gerektiğini daha iyi kavramamız için.

    Oysa ki ortalama Galatasaraylı ne yapıyor? Takımın oynamak istediği futbol felsefesini ve modelini tamamen dışlayarak (bu gayrı ihtiyarı oluyor aslında, bilerek değil) futbola ilişkin kuvvetli fotoğraflardan bir kolaj yapmaya çalışıyor takıma ilişkin. Bu kapsamda da kaleye mesela Casillas gibi bir kaleciyi yakıştırıyor. Orta göbeğe de Emana gibi bir uzaylıyı. Halbuki mesela Barça’nın Casillas gibi bir kaleciyi, ya da Emana gibi bir orta saha futbolcusunu transfer edecek gücü olmasına karşın bunu niçin yapmadığını sorgulamıyor. Sorgulasa şunu görecek ki Barça’nın oynamak istediği sistemde yerleri yok bu futbolcuların. Aynı şey Galatasaray için de geçerli.

    Forumları takip ediyorum. Çoğu arkadaşımız ısrarla Galatasaray’ın orta sahaya futbolcu transfer etmesini istiyor kafalarındaki kuvvetli ve güçlü futbolculardan oluşan kolaja, yani şizoid futbol düşüncelerine uygun olarak. Oysa ki Gayın-Sin’de en yakıcı sorunun stoper olduğu söylendi hep. Görüldüğü gibi ilk transfer de oraya yapıldı. Kulübün içinden haber alındığı için mi oldu bu? Asla. Tam tersine Rijkaard’ın sistemi içinden okumaya gayret edildiği için için. Sevgilerimle. Melih)

  73. tatito Demiş ki:

    Merhabalar Melih Abi umarım iyisindir.

    Neill transferini en başta hayal kırıklığı ile karşıladığımı itiraf etmeliyim. Sebebi de malum, pek inanmasam da hani insanın hevesinin olmasına engel değil bu durum, Marquez ismiydi. Zira tam aradığımız adam olmakla birlikte yeri geldiğinde iç oyuncusu bile olabilirdi. Bu yüzden biraz nasıl denir, beklentilerimi karşılamadı.

    Sonra olayın üzerinden 1-2 saat geçince tekrar düşündüm. Yahu biz hakikaten Haldun Üstünel’in büyük emekleri sayesinde transfer obezi olmuşuz. Çok değil. 3 sene evvel Vogel’i alamayan bir takımdık. CL için kadromuza Inamoto ile Carrusca takviyesi yapmıştık. Nereden nereye geldiğimizi düşünmek lazım. Bir diğer durum ise Neill’in asla ve asla boş bir oyuncu olmaması. 5 sezonda yanılmıyorsam 170 küsür maç yapmış bir adamdan bahsediyoruz. Takım kaptanlığı, milli takım kaptanlığı yapmış bir karakterden bahsediyoruz. Galatasaray’ın Lincoln dışındaki tüm yabancıları bana göre son derece karakterli. Buna ayrı önem gösterdiğimizi düşünüyorum. Mesela Linderoth bize gelirken İsveç’in kaptanıydı, Nonda kendi milli takımının kaptanıydı, mesela Song vardı. Çocukluktan beri kaptandı. Tomas bana göre gerçekten çok karakterli bir oyuncuydu. Keza Elano. Her ne kadar soğuk vs. deseler de idman resimlerinden görüyoruz ki gayet takımla içli dışlı bir adam. Eh söyleşilerinden karakterinin de çok sağlam olduğunu anlıyoruz. Mesela Baros. Yok yere atıyor, yok elle oynuyor deseler de bana göre saha içi ve saha dışı karakteri çok başka bir oyuncu. Eminim takımdaki her oyuncunun ona saygısı çok başkadır. Kewell’a laf söyleyemiyorum bile. Umarım hep bizimle kalır. Leo için de dediklerim geçerli. Gerçekten çok iyi yabancı seçimi yapıyoruz bu ara. He iyi performans verir veya vermez. Bu ayrı. Fakat karakter olarak eminim hepsi yerli oyuncularımıza örnek oluyorlardır. Ben Song’un, Servet’in gelişiminde katkısı olduğuna inanıyorum kendi adıma. Kewell’ın, Arda’ya kaptanlık konusunda çok şey göstereceğini düşünüyorum. Neill de böyle bir isim. Bir kere istikrarlı. İstikrar zaten oyuncunun hayatını nasıl yaşadığını gösteriyor. Her sene EPL’de 35 maç ortalamasıyla oynayan bir oyuncunun karakteri çok düzgündür. Mesela Semih, mesela Murat, mesela Sinan çok şey öğrenecektir Neill’den.

    Bu transferin sevindiğim birinci yönü. Diğeri ise çok değil daha geçen hafta Arsenal’e karşı ilk 11′de başlamış bir adamı aldık. Yani formda, idman eksiği olmayacak. Son durum ise EPL’den oyuncu alabiliyoruz. Gerçekten bu alkışlanması gereken bir durum. Kewell, Elano, Neill ve hatta direkt oradan olmasa da Baros. Bu isimler her türlü EPL’de top oynardı. Fakat ikna edebildik. Vizyonumuzun nereye geldiğinin kanıtıdır.

    Suyun karşı tarafında ise Hakan Bilal Kutlualp’ten sonra transfer yapamayan Fenerbahçe var. Avrupa’dan transfer edip de verim aldıkları son oyuncu Appiah sanırım. O da Hakan Bilal Kutlualp transferi.

    Bence çok büyük iş başardı yine yönetim. Forvetimiz de gelecektir elbet.

    Baros’a da çok geçmiş olsun. Çok özledik yahu. Onsuz Galatasaray’ın saha içindaki ruhunda bir şeyler hep eksik.

    Sevgiler ve saygılar abi.

    (Anıl sevgili kardeşim. Nicedir benim kafamdaydı yazmak. Benden önce davranmışsın. 2007 itibariyle yabancı transferlerimiz dünyanın en iyi üç ligi kabul edilen EPL, La Liga ve Ligue 1′den. Bu çok önemli bir şey. Transfer edilen her futbolcu takıma bir düzey artıracak türden önemli oyuncular. (Bu arada Carrusca’nın yanlış transfer olmadığını düşünüyorum. Doğru bir güçlendirme programı izleyebilseydik ona, çok iyi bir futbolcu kazanabilirdik.)

    Lucas Neill’le ilgili forumlarda yazılanları okudum. Senin yaşadığın hayal kırıklığı çoğu insanda da görüldü. Halbuki dediğin gibi birkaç zaman önce Arsenal maçına çıkmış ve maçın oyuncusu olmayı başarmış bir EPL futbolcusundan söz ediyoruz Lucas Neill özelinde. Nitekim bugünkü gazetelerde yer alan Tugay kerimoğlu’nun Lucas’la ilgili sözleri de bunu doğruluyor. Doğru bir transferdir özetle.

    Baros’un dönmesinin uzaması nedeniyle santrfor transferi de önem kazandı artık. Burada da ilginç gelişmelere açık olabiliriz. Sevgilerimle. Melih)

  74. Erasmus Demiş ki:

    Melih Abi,
    Hagi’nin Galatasaray teknik direktörlüğü zamanı ile ilgili bir yazının bağlantısını paylaşayım dedim. Bahsettiğiniz Gençlerbirliği maçı ile ilgili de bir paragraf var yazıda.

    http://wwwextensor.blogspot.com/2010/01/haginin-hocalg.html

    Sevgilerimle.

    (Emrah selam. Paylaşımın için sağol. Görüşmek üzere. Melih)

  75. Emrah Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Galatasaray Sağlık Kurulu hakkında düşüncelerini sorabilir miyim?

    Bir çuval incir berbat olmak üzere… Rijkaard, transferler, bu sezona dair yapılan her plan ve proje, Baros’un 2 ay daha ertelenen geri dönüş tarihi yüzünden yerle bir olmak üzere…

    Madem bu adam ameliyat olmalıydı, neden 12 hafta kaybedildi! İnanamıyorum bu olanlara! Rezaletin daniskası! Sahalara dönecek diye beklediğin adam ameliyat geçiriyor!

    Nonda ile Rijkaard’ın arzuladığı oyun başarıya ulaşabilir mi? ASLA. E peki ne olacak? Nereden bulacağız Baros kadar kaliteli bir forvet, bu kış günü?

    Bunca insanın emek emek bir noktaya getirdiği, aylardır maddi manevi herşeyini adadığı proje, Mehmet Kurtoğlu yönetimindeki iş bilmezler yüzünden çöpe gidebilir…

    Yönetim de, bu konuda, hatalarından ders almadığı için HATALIDIR!

    P.S: Bu sitede amma çok Emrah isminde arkadaş var sahi…

    (Emrah selamlar. Evet Gayın-Sin bir Emrah cenneti aynı zamanda. Sağlık Kurulu konusunda biraz agnostist bir tutumum var. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir diye düşünüyorum. Bir de Rijkaard, Neeskens, Puyol, Cuadrat filan bunlar ciddi sağlık insanlarıyla beraber çalışmış futbol insanları. Sevgilerimle. Melih)

  76. ERHAN USTA Demiş ki:

    Melih abi selamlar Neill bencede isabetli bir transfer oldu benim sormak istediğim forvetten ziyade bir ön liberoya ihtiyacımız olabilir mi? Takımda ne de olsa herkes gol atıyor saygılar abi kolay gelsin.

    (Erhan Usta selamlar. Galatasaray bir hücum takımı. Geçen gün Rijkaard söyleşisinde beş önemli isim saydı. Elano, Kewell, Arda Turan, Keita ve Baros. Bu beş futbolcunun elinde aslında Galatasaray’ın kaderi. Onlar organize olduğu müddetçe Galatasaray yürür gider.

    Elbette bir futbol takımının ihtiyacı bitmez. Ama ara transferde en az yakıcı bölge önlibero. Çünkü halen orada oynayabilecek dört futbolcumuz var. Elano’nun da Brezilya ulusal takımında orada oynamışlığı var. Eder beş futbolcu. Şimdi forvet sayımızda azalma varken yığıyla olan yere futbolcu transfer etmek bir ara transfer stratejisi için çok yanlış olur. Yaz mevsimi gelince durum değişir sanırım. Sevgilerimle. Melih)

  77. Emrah Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Bir kaç şey daha eklemek istiyorum.

    Sercan transferini en çok isteyenlerden biri benim. Ancak €5M + Aydın Yılmaz’dan fazlası etmez. İçinde bulunduğumuz çaresizlikle 6, 7 milyon euro’lara çıkmayalım.

    Ayrıca Sercan’ın ‘finishing’i henüz iyi değil. Son vuruşlarda Baros’un yokluğunu çokça hissederiz. Ben, “Baros olmadan birkaç maç oynar, iyi bir yedek olur, kanatta ihtiyaç duyulduğunda kanat oynar” diye istiyordum Sercan’ı. Sercan Galatasaray’ın merkez forvetine geçip 15 maç üst üste çıkaracak bir adam değil henüz. (İleride olacak).

    Yani Sercan’ı alsak bile bir önceki mesajda altını çizdiğim sorun devam edecek ne yazık ki…

    (Belki ne olur; Kewell forvet devam eder, Sercan kanat oynar. Maç içinde değişirler vs.)

    Sen ne düşünüyorsun ?

    (Emrah selam.

    Sorun için birkaç parametre üzerinden gitmek istiyorum.

    İlk parametre spor marketing. 1966′da İngiltere Dünya Kupası’nı kazandığında Booby Moore’un yıllık kazancı ne kadardı biliyor musun? 5000 Dolar. Şimdi bu paranın neredeyse on katını bir haftada kazanıyor o tipte futbolcular. Yani spor pazarı (market anlamında) ciro olarak inanılmaz büyüyor. Bu da bütün fiyat ve ücretleri yukarı çekiyor. Bugün bize pahalı gelen 5-6 mio Euro üç yıl sonra çok küçük gelecek.

    İkinci parametre futbol felsefesi. Sercan Yıldırım bence yaşına göre Türkiye’nin en potansiyelli forveti. Bursaspor’un hücum değil, reaktif bir futbol savunma ve oynatmama futbolu oynadığını düşünürsek orada kendi potansiyelinin çok azını gösterebiliyor. Oysaki Galatasaray bir hücum takımı. Bu konuya şöyle bir örnek verebilirim. Hakan Şükür ulusal takımın santrforu olarak Galatasaray’a geldiğinde yanılmıyorsam Bursaspor’da bir sezonda sadece 5 gol atmıştı. Galatasaray’daki ilk sezonunda ise tam 19 gol attı. Ve de bunların içinde tek bir penaltı bile yoktu. Hakan mı kötüydü Bursaspor’da, ya da Galatasaray’da inanılmaz mı geliştirdi futbolunu bir senede? İkisi de değil. İki takım arasındaki futbol felsefesi farkı aradaki gol farkını en iyi açıklayabilir bize.

    Üçüncü parametre futbolcuları sistem içinde düşünmek. Galatasaray’da şöyle bir durum var. Sercan tipinde futbolcuların varsa kadroda Elano’nun değerini daha iyi anlarsın ve daha iyi ortaya çıkarırsın. Bu konuda PAO ve Sturm maçlarında Baros’a attırdığı golleri hatırlamak yeter Elano’nun. Ve de son Gençlerbirliği maçında Keita’nın önüne yuvarladığı topu bir de.

    Son parametre ise finishing. Yani son vuruş ya da atağı golle sonuçlandırma. Sercan bu konuda sadece Kewell’dan kötü olabilir biraz. Ama hızını da hesaba katınca şu anki Galatasaray’daki bütün futbolculardan daha iyi olduğu (olacağını tabi) düşünüyorum Sercan’ın. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

  78. erdalus Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,
    Yukarıda Galileo arkadaşımızın güzel yorumuna bir ek yapmak istiyorum nacizane.
    Total futbolda top rakipteyken 3-4 kişiyle pres yapıp topu kazanma konusu. Esasında burdaki nokta, rakibi DÜŞÜNDÜRMEDEN topu kapmaktır. Eğer rakibe düşünecek kadar zaman verirseniz demek ki presiniz yetersizdir. Bu çoğu takım sporunda veya ikili mücadelelerde de böyledir. Rakipten daha hızlı düşünüp, düşünmesine fırsat vermeden gardını düşürmek.
    Bu da şunu gösteriyor, HIZ konusu salt hucumdayken değil, aynı zamanda savunma pozisyonunda da çok önemli.
    Sonsuz sevgi ve selamlar.

    (Erdal selamlar. Esasında bir önceki Emrah’ın yorumunda söylemeyi unuttum. Barça’nin defansif etkinliği geçiş oyununu (futbolunu) en iyi uygulayan takım olmasıyla ilintili. Hücumdayken en iyi defans yapacak şekilde yerleşiyorlar sahaya. Ve de tam tersi. Bu da aslında total futbolun bir ürünü ya da meyvesi. Yani 11 kişinin bir kuş gibi hareket etmesi felsefesi. Yorumun için teşekkürler. Sevgiler. Melih)

  79. Koray Özdemir Demiş ki:

    “Bir maçı içinden okumak…”

    Edebiyatı en fazla zenginleştiren şeylerden biri farklı alt okumalardır. Her metnin bir mektup olduğu kabul edilir; bu mektup kimlere yazılmışsa o metni o kişiler anlar. Bir okuyucu, o soyut mektup okuyucusuna ne kadar yakınsa o kadar haz alır metinden. Rijkaard’ın oynatmaya çalıştığı futbolu da buna benzetebiliriz. Alt metinlerle dolu bir roman. Biz o alt metinlerini ne kadar okuyabilirsek, oynanan futboldan da o kadar zevk alırız, nitelikli bir roman gibi.

    Diyelim ki bu roman Benim Adım Kırmızı olsun. Siz bu romanı ilk planda bir polisiye hikâye olarak okursunuz. Çünkü ortada bir cinayet vardır ve bunun aydınlatılmasını beklersiniz. Ancak bu romanın alt metinlerine indiğinizde romanı bir dönem romanı olarak, geleneksel estetik tezler üzerine yazılmış bir roman olarak, hat sanatı üzerine bir roman, bir meslek grubunun (hattatların) hikâyesini anlatan bir roman olarak, bir aşk romanı olarak… okuyabilirsiniz. Vasat bir okuyucuysanız sadece polisiye kurguyu görürsünüz. Okuma pratiğiniz gelişmişse farklı biçimlerde okuyabilirsiniz romanı.

    Rijkaard’ın futbolu da böyle sanırım. Biz üç dakikalık özet görüntü için futbol istiyoruz. Yani bir futbolcu 30 metreden vursun, gol olsun, beş kişiyi geçip gol atsın. Bunu istiyoruz biz. Yani kötü bir okuyucu gibi, sadece olayı, sonucu merak ediyoruz. Oysa bir sanat eserinde “nasıl?” sorusu çok önemlidir “ne olmuş” sorusundan. Biz “ne olmuş”u merak ediyoruz. Yani bir romanın ortasını okumadan, sonuna atlamak istiyoruz. Arada gerçek metin kaçıyor. Ama bu umurumuzda değil. Gerçek fubol da kaçıyor aradan. Ben Barcelona’nın Liverpool’a 3 dakikada attığı golü ilk kez izledikten sonra beş ya da altı kez art arda izledim. Bu gol bir maç özeti süresince atılmıştı. Bir sanatçının eserini işlemesi gibi. Oysa bizim gerçekten de görmek istediğimiz bu değil. Elano’nun üç kişinin içinden geçmesi, Keita’nın tek başına gol attırması, Leo’nun panter kesilmesi vs.

    Leo Franco doksandan iki top çıkarsa harika kaleci ilan edilecek. Oysa Leo her maç birkaç pozisyonu daha gol pozisyonu olmadan engelliyor. Bu hiç görülmüyor. İlk zamanlar çok eleştirilen Elano pas futbolu için çok uygun bir isim olduğunu daha o zamanlardan göstermişti. Caner’in bu futbola uygun olduğunun ilk nüvelerini çok hata yaptığı maçlarda da görmüştük Gayın-Sin’de.

    Bence Rijkaard’ın futbolu üst düzey futbol seyircisine yazılmış bir mektup. Herkes kendi okuma pratiğince bir şeyler anlıyor. Okuması kıt olanlara, yazılanlar bir kelime arabeski olarak geliyor sadece. Şahsen ben “Nonda çok iyi futbolcuymuş, bilmiyordum” “Kewell çok iyi futbolcuymuş, bilmiyordum” cümlelerini kuran bir futbol yorumcusunun okuma yazma bildiğini düşünemem.

    Tanıl Bora bir söz alıntılamıştı geçenlerde: “Sadece fuboldan anlayan, aslında futboldan da anlamıyordur.” Bu söz çok doğru. Gayın-Sin de bu yüzden çok değerli. Yani Rijkaard’ın yazdığı mektuplardan birinin “gönderilen” kısmında buranın adresi var.

    (Koray bu mükemmel yorumun ve bakışın için binlerce teşekkür. Çok önemli bir şey yazdın. Farkındasın herhalde. Sevgilerimle. Melih)

  80. ahmet can Demiş ki:

    Melih Abi,
    Fenerbahçe’nin Gökhan Ünal transferi kesinlik kazandı. Önceden Fenerbahçe sükseli transferlere imza atardı. Artık bunu yapamıyor. Nasılsa 2000′den sonra biz onları transferde izlediysek; şimdi onlar bizi izlemeye başladılar. Bunun nedeni Fenerbahçe’nin Avrupa piyasasındaki durumu mudur?

    (Ahmet Can. (Can’ı ismin olarak kullanmadım.) Her markanın, firmanın olduğu gibi kulüplerin de itibarı var. Fenerbahçeli kardeşlerimizin bunu pek görmek istemiyorlar ama Fenerbahçe’nin itibarı son iki yılda büyük darbe aldı. Bunun en temel nedeni neredeyse dört yıldan bu yana herkesin bir şekilde kulüpten kaçması. (Tuncay Şanlı, Anelka, Appiah, Mehmet Aurelio, Kezman, Lugona (kaçmaya çalıştı ama beceremedi), Edu, Roberto Carlos, Louis Aragones ve aklıma gelmeyenler.) Demek ki ortada bir management, yani yönetim sorunu var. İtibar kaybını orada aramak lazım. Bu aslında bu sezon başında çok belirgin hale geldi. Fenerbahçe kulüpleriyle anlaşmasıyla rağmen hiçbir Avrupalı futbolcu transfer edemedi. Çünkü gelmeyi reddettiler.

    Gerçekten U-topie Üstad’ın dediği olursa, yani bu CL’ye katılamazsa Fenerbahçe’yi 2010′lu yıllarda kötü zamanlar bekliyor. Sevgilerimle. Melih)

  81. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi,
    Lucas Neill transferi gibi içimden geçen bir transferi daha yazayım; Sercan Yıldırım.
    İnanın bu transferi yaparsak Reijkaard’ın sistemi çok rahatlayacak.
    İnşallah diyelim ve bekleyelim :)
    Sevgi ve saygılarımla.

    (Selamlar Erdal. Ben de Sercan Yıldırım transferini çok istiyorum. Çünkü hız ve mantalite olarak bize çok uygun. Bekleyip görelim. Sevgilerimle. Melih)

  82. cemkorkmaz Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi
    Medyada Halil Altıntop haberleri dolaşıyor. Ben takıma pek bir katkı verebileceğini düşünmüyorum. Senin Halil hakkındaki yorumun nedir?

    (Cem selamlar. Halil aslında beğendiğim bir oyuncu. Baros’un yokluğunu da en iyi doldurabileceklerden birisi. Ama belli olmaz tabi hayatın bize ne getireceği. Sevgilerimle. Melih)

  83. Melih says:

    Baros’un menejerinden sakatlık açıklaması.

    Aynen şöyle demiş Baros’un menejeri Pavel Paska. “Les petits os cassés au cou-de-pied ne se sont pas bien soudés, c’est pourquoi nous avons opté pour l’opération.”

    Yani: “Kırılan küçük tarak kemikleri iyi kaynamamıştı. Bu yüzden ameliyat seçeneğini değerlendirdik.” Yani bir yanlış tedavi yok görüldüğü kadarıyla.

    Bu söz bana tıptaki meşhur deyişi hatırlattı. Tıpta hastalık değil hasta vardır.

    Sevgilerimle.

    Melih

  84. Koray Özdemir Demiş ki:

    Melih Abi ben bir de sağlık kurulumuzla ilgili bir şey söylemek istiyorum.

    Merak ettiğim bir şey var, bu ekibi eleştirenlerin kaçı tıbbiye bitirmiş? Kaçı anatomi biliyor? Kaçı sporcu sağlığı üzerine eğitim almış?

    Şimdiki sağlık kurulumuz 2002 yılında göreve geldi bildiğim kadarıyla. O yıldan Skibbe dönemine kadar sağlık kurulunun bir kez olsun gündeme geldiğini hatırlamıyorum ben. O kadar sakatlık oldu, o kadar antrenör değiştirildi, böyle bir şey gündeme dahi gelmedi. Ancak Skibbe döneminde oyuncu sakatlıkları ekstra durum teşkil etti. Bu sakatlıkların çoğu da darbeye bağlı sakatlıklardı (Arda Turan’ın bacağındaki krampon izini hatırlayalım). Bazı adale sakatlıkları da vardı. Bunda Euro 2008′in de büyük etkisi oldu sanıyorum. Ya da oyuncuların iyi çalıştırılmamasından, ya da onların kendilerine iyi bakmamasından. Bu dönemde yaşanan sakatlıkların çoğu adale sakatlığıydı. Kendine bakan bir oyuncunun adale sakatlığı yaşamayacağı çok açık. Örnekse Hagi, Arda Turan, Hakan Şükür…

    Galatasaray’daki eleştirilen uzun süreli sakatlıklara bakalım:

    Sabri: Geçen yıl leğen kemiği kırıldı.
    Uğur Uçar: Diz kapağı üçe bölündü.
    Linderoth: Kemik büyümesi var.
    Baros: Tarak kemiği kırığı.
    Emre Güngör: Sürekli yinelenen adale sakatlıkları…

    Bu sakatlıklara karşı ne yapabilir sağlık kurulu? Gabriel Milito iki yıldır sakat; Barcelona’da kimse sağlık kurulunu eleştiriyor mu acaba? Doktorların elinde sihirli değnek var zannediyor insanlar sanırım.

    Galatasaray’ın sağlık kurulu, alanında muhtemelen TÜrkiye’nin en iyisi, Avrupa’nın da en iyilerinden biri. Ben böyle düşünüyorum ve sonuna kadar güveniyorum onlara. Galatasaray üfürükçülere görev vermiş gibi davranıyor bazıları. Futbolcularımız bence emin ellerde.

    (Koray selam. Mesele tıp olunca agnostist yapım Türkiye’nin en iyisi olduğunu söyletmiyor bana. Ama temelde haklısın. Skibbe döneminde fizik kuvvet antrenmanı yapmayan takım inanılmaz fire vermeye başladı sakatlıklara. Bu da okları Sağlık Kurulu’nun üzerine yöneltti. Bu sezon Baros’un kırığı dışında sakat olup da dönmeyen, dönemeyen oldu mu benim bilmediğim? Olmadı değil mi? Hatta daha ileri gidip şunu söyleyeceğim. Gökhan Zan sağlam döndükten sonra bir daha aynı yerinden sakatlanmayacak, bana öyle geliyor.

    Geliyoruz aynı yere. Önemli olan gerçekler değil, algılamalardır. Sağlık Kurulu’nun algılaması da maalesef kötü. Sevgilerimle. Melih)

  85. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Melih Abi artık bir forvet transferini “kesin” olarak bekleyebiliriz sanırım. Sence yönetimin bu konudaki tutumu ne olacak? Tobi-Nonda’dan birini göndermeyi deneyip yabancı mı düşünüyorlardır ilk olarak? Yoksa önce Sercan olmadı yabancı mı?

    (Samet selam. Benim hissiyatım yabancı bir forvetin transfer edileceği yönünde. Bu futbolcunun da hem merkez hücumda, hem de kanatta oynayabilmesini bekliyorum. Alternatif maliyet düşünüldüğünde Sercan izafi olarak çok pahalı yurtdışındaki futbolculara göre. Nonda’nın gideceğini sanmıyorum. Sevgilerimle. Melih)

  86. Umut Naderi says:

    Melih abi selamlar,

    Doğru bildiniz, Sait Hoca’nın oğluyum. Kendisi okudu yazıma verdiğiniz yanıtı ve sorunuzu. Sevgiler.

    (Teşekkürler Umut. Hocama selamlar. Sana da elbette. Sevgiler. Melih)

  87. Melih says:

    Selamlar.

    Beklentileri yönetmek adına küçük bir not.
    Sercan Yıldırım’ın adı geçmiyor Galatasaray’a gelecek santrfor adayları arasında.
    Ve de her iki Halil de. Yani Altıntop ve Çolak.
    Şimdilik bu kadar.
    Zaten bugün yarın bir aksiyona da geçilmez sanırım.
    Sevgilerimle.

    Melih

  88. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Melih Abi, o zaman Tobi’yi göndermek kolay olacak mı sence? Bence olmayacak. Ayrıca bu artı bir maliyet demek. Oldu da halledersek iki kanattan da transferi, bu 24′ündeki Antep maçına kadar sürebilir sanırım.

    (Samet selamlar. Tobi’nin sözleşmesinin bitimine 4-5 ay var. En kötü senaryo o meblağı ödemek olur. Risk analizinde üstlenebilecek bir risk bu. Ama tabi bunların hepsi senaryo. Kesin bir durum yok. Sevgilerimle. Melih)

  89. rebugur Demiş ki:

    http://www.youtube.com/watch?v=fjODSlIkyao

    melih abi izninle bu linki koyuyorum buraya keita bu gece drogbaya çok güzel asist yaptı onun videosu.

    (İyi yaptın Alkan. Herkese iyi seyirler. Keita yine fantastik işler yapmış. Bu arada golü yiyen bizim eski kalecimiz Kingston değil mi? Melih)

  90. Akif Deniz Demiş ki:

    Icimden bir ses Halil Altintop Galatasaray’a katilacak diyor. Baros’un yerini doldurabilecek tek Turk bence bu dunya uzerinde Halil. Gelirse, iste o zaman cok fena bir takim olur Galatasaray.

    (Pek ihtimal vermemekle birlikte yine de gerçekleşme olasılığı sıfır olmayan bir transfer. Bana öyle geliyor ki, yaz günlerini aratmayacağız bu konuda. Sevgilerimle. Melih)

  91. rebugur Demiş ki:

    Aynen abi Kingston bizim eski kaleci hatırlayabildigim kadarıyla kötü kaleci degildi ama sanırım Gana’da Kingston başka kaleci yok:-)

    (Ben çok beğenirdim. Beckenbauer geleceği kalecileri arasında göstermişti onu. Ama olmadı bizde. Neyse. Şimdi bakıyorum da o Gana hamlesinde doğru işler yapmış Galatasaray dört oyuncu alarak. Appiah ve Kingston. Dörtte iki yani. Biri ölmüştü hatırladığım kadarıyla. Sadece birisinden bir şey olmadı. Sevgilerimle. Melih)

  92. ahmet can Demiş ki:

    Evet Melih Abi bizim eski kalecimiz Kingston.

    (Ahmet Can selam. Sadece bizim değil. Sanırım bizden sonra Elazığspor’da oynamıştı. Yanılıyor da olabilirim tabi. Sevgiler. Melih)

  93. umit Demiş ki:

    Melih Abi selamlar,

    Sercan için istenilen rakam çok yüksek. Gerçi Bursa ekibine bu konuda çok kızamıyorum, İsmail-M.Topuz ve Tabata için 6 ay önce ödenen bonservis bedellerini görünce Sercan için istedikleri rakam kendilerince normal, haksız da değiller bu konuda.

    Senin yorumundan anladığım kadarı ile yabancı bir oyuncu ile anlaşmaya çalışacağız. Tabi bu arada Linderoth ile de bir şekilde vedalaşmamız gerekecek. Hadi en kötü ihtimalle sözleşmesi fesih edilir onun. Ama ara transferde Avrupa kupalarında da oynatabileceğimiz iyi bir forvet bulmak çok kolay olmayacak.

    Baroş’un Madrid maçlarını kaçıracağını ve en erken Mart ayında döneceğini biliyoruz, ki döndüğünde tam olarak hazır da olmayacak. Bu nedenle forvet transferimiz bu seneki hedefler ve kongre için hayati derecede önemli bir hale geldi. Haldun Üstünel’i gerçekten zor bir 15 gün bekliyor. Hiç kolay olmayacak bu sefer transfer. Baroş’un bu beklenmeyen ameliyatı planlarımızı deyim yerindeyse yerle bir etti.

    Benim aklıma gelen en makul transfer İngiltere’de Bolton forması giyen ve istenileni veremeyen Johan Elmander’i sezon sonuna kadar kiralamak. Bonservisi pahalı olduğundan satın alamayız muhtemelen ama kiralik olarak kadromuza katılabilir sanırım, kendisi bu sene fazla forma şansı bulamadı. Milli takım ve Avrupa kupaları tecrübesi olan, yeri geldiğinde ofansif orta saha olarak da oynayabilen, gelmeye sıcak bakacağını düşündüğüm bir futbolcu kendisi.

    Kewell ve Sabri’nin sakatlıkları da üzücü. Aydın da sakat sanırım. 3 senedir sakatlıklardan çok sıkıntı çekiyoruz, bu da bizleri çok üzüyor, umarım Keita sağlam bir şekilde aramıza katılır saha koşulları çok iyi değil çünkü Angola’da.

    İmkanlar dahilinde uygun bir golcü bulunamaz ise Elano’nun ileri uçta değerlendirilmesi bile gündeme gelebilir belki, neden olmasın. Aydın yada Arda’dan daha iyi yapabilir bu işi, en azından son vuruşları ve pozisyon bilgisi daha iyi. Hazır 9 numarayı da sırtına geçirmişken, güzel bir tevafuk olmaz mı :)

    (Ümit selam. Sercan izafi olarak pahalı bir futbolcu. Aslında biraz karakterli olsa Avrupa’ya 20 mio Euro’dan pazarlanabilir. Yani oldukça ucuz ve kârlı. Ama duyduğuma göre ciddi bir gece hayatı olan futbolcu. İnsan üzülüyor potansiyelli futbolcuların cahilliklerine.

    Alacağımız futbolcu için bir şey sormak istiyorum. Şimdi Lucas’ı transfer ettik. CL’de oynamış bir oyuncu daha transfer edersek mesela, ya da Avrupa’da oynamış bir futbolcu, bunu Europa League’de oynatabiliyor muyuz? Bu sorunun yanıtı inanılmaz önemli. Sevgilerimle. Melih)

  94. ahmet can Demiş ki:

    Elazığ’da, hatta Göztepe’de de oynamış Melih Abi. biraz önce baktım:)

    (Neyse demek o kadar yaşlanmamışım Ahmet. Görüşmek üzere. Melih)

  95. ahmet can Demiş ki:

    Melih Abi ben okumuştum CL’de oynayan bir oyuncuyu EL’de oynatabileceğimizi.

    (Ahmet bu iş biraz karışık. Bakalım diğer arkadaşlarımız ne yanıt vermişler bu soruya. Sevgiler. Melih)

  96. cemkorkmaz Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi,
    Sorduğun sorunun cevabı maalesef hayır. Avrupa’da oynayan bir futbolcu o sezon içinde başka bir takımda Avrupa kupalarının hiçbirinde oynayamıyor.

    (Cem selam. Sanki CL’de oynamış bir oyuncu Avrupa Ligi’nde başka takımda forma giyebiliyor diye kalmış aklımda. Sevgiler. Melih)

  97. kadircan Demiş ki:

    Melih Abi merhaba,

    Sorduğun sorunun yanıtı pozitif sanırım.

    Konuyla ilgili UEFA yönetmeliğini okudum. Anladığım kadarıyla Lucas Neill’in dışında Şampiyonlar Ligi’nde forma giymiş bir oyuncuyu da Avrupa Ligi’nde oynatabiliyoruz.

    Ancak Avrupa Ligi’nde oynamış, ya da Şampiyonlar Ligi’nde oynayıp takımıyla Avrupa Ligi’ne geçmiş bir oyuncuyu oynatma şansımız yok.

    İlgilenenler yönetmeliğin 18.18 no’lu maddesine bakabilirler.

    http://www.uefa.com/multimediafiles/download/regulations/uefa/others/82/68/60/826860_download.pdf

    Saygılar.

    (Kadir selamlar. Sanırım aradığım yanıtı sen verdin. Sevgilerimle. Melih)

  98. Cihan Demiş ki:

    Melih Abi, cevap veren olmuştur muhakkak ama verilmemişse atlanmasın.
    Benim bildiğim kadarıyla sadece Avrupa Ligi’nde oynayan oyuncuları transfer edersek oynatamayacağız, sadece Şampiyonlar Ligi’nde oynadıysa bizi etkilemiyor. En azından hep böyle yazıldı çizildi şu ana kadar.

    (Selamlar Cihan. Sanki bir önceki yorumda verilen yanıtla seninki tam örtüşmüyor. Sevgiler. Melih)

  99. oasisi Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,

    CL’den oyuncu alırsak Avrupa Ligi’nde oynatırız. Avrupa Ligi’nde 1 dakika bile oynamış oyuncu alırsak biz oynatamayız. Olay bundan ibaret.

    Bayağı kuvvetli bir şekilde Crouch ismi geçiyor. Senin düşünceni merak ediyorum. Sisteme uyar mı?

    (Merhaba. Gulliver ülkesinden çıkma Peter Crouch Galatasaray’da çok iş yapacak olmasına karşın aslında sisteme uygun birisi değil. Baros’un alternatifi olmaz, hız bakımından. Ama Nonda’dan çok daha iyi iş göreceği de kesin. Bekleyip görelim. Sevgilerimle. Melih)

  100. umit Demiş ki:

    Melih abi,

    Real Madrid 2008′in Ocak ayında Ajax’tan Huntelaar ve Portsmouth’tan Lassana Diarra ile anlaşmıştı. Bu iki oyuncu da o sezon takımları ile UEFA kupasında maç yapmıştı. UEFA kuralları gereği bu iki oyuncudan biri Şampiyonlar Liginde forma giyebileceği için Real Madrid Diarra’yı UEFA ya bildirebilmişti sadece.

    Kurallar gereği diğer kupada forma giymiş sadece 1 futbolcu bildirebiliyoruz bu kesin. Fakat bizim durumumuzda Lucas UEFA’ya bildirilmesine karşın hiçbir Avrupa Ligi maçında forma giymedi. Zaten UEFA’da oynamış olsa idi aynı kupada mücadele ettiğimizden dolayı biz hiçbir koşulda Lucas’ı Avrupa Ligi’nde oynatamazdık.

    Böyle bir durum için kurallar nedir ben de tam bilmiyorum. UEFA’nın kurallarına tekrar bakayım sizi tekrar bilgilendiririm bir bilgiye ulaşabilirsem.

    Fakat kişisel tahminim şu an Avrupa Ligi’nde olmayan, CL’de oynamış/oynayan bir futbolcuyu UEFA’ya bildirebiliriz, bu konuda sıkıntı olmaz sanırım.

    (Ümit selamlar. Ben aslında ne tek başına Lucas’la ne de tek başına yeni transferimizle ilgiliyim. Merak ettiğim şey ikisinin kombinasyonu. Yani yeni elemanımız CL’de oynamış ve elenmişse ne olur, CL’de oynayıp takımı yoluna devam ediyorsa ne olabilir, CL’de oynayıp takımı EL’ye kalmışsa ne olabilir, doğrudan EL’de oynamışsa ne olabilir? Hipotetik olarak bu soruların peşindeyim ve bunların yanıtlarını alırken Lucas Neill’in de fotoğrafa eklenmesi derdindeyim. Sanırım bir yanıt buluruz bu ihtimallere Gayın-Sin olarak. Sevgilerimle. Melih)

  101. pest_1 Demiş ki:

    Melih ağebey, öncelikle selamlar olsun. Sezon boyunca bizle paylaştığınız enfes yazılarınız için teşekkürü bir borç bilirim. Transfer konusunda ise gelecek futbolcunun hiçbir şekilde Avrupa Ligi’nde forma giymemiş olması gerekiyor, Champions League’de forma giyse bile kendi takımıyla ya da transfer olacağı yeni takımıyla eski adıyla “UEFA” maçlarında forma giyebiliyor diye biliyorum. İyi günler.

    (Sana da selam olsun Kerem. Verdiğin yanıt için çok sağol. Sevgiler. Melih)

  102. burakaslan Demiş ki:

    Melih abi,

    Link belki aydınlatıcı olabilir.

    http://www.uefa.com/MultimediaFiles/Download/Regulations/competitions/UEFACup/84/52/89/845289_DOWNLOAD.pdf

    (Player Eligibility kısmı)

    Ama benim bildiğim, Lucas, Everton’a 17 Eylül’de transfer yaptığı için 1 Eylül’de verilen 25 kişilik kadroda yer almıyordu. Dolayısı ile hiç oynamadığı gibi biz de sanki Sercan’ı transfer etmişiz gibi oynatacabileceğiz. Bu yüzden senin yukarıda kastettiğin durum ortadan kalkıyor. Gerekli kritere göre transfer yapılırsa oynayabiliyor.
    Lucas bir free agent idi sezon başında, İngiltere’de resmi transfer sezonu bitmesine rağmen (1 Eylül) bir süre daha free agent transfer yapabiliyorlar. Everton Lucas’ı bu kontenjandan aldı.

    Teşekkürler.

    (Burakçığım selamlar. Peşinde olduğum soruyu aslında sanırım iki önceki yorumda net olarak ortaya koyabildim. Bu durumda şekil ne oluyor? Bunun peşindeyim. Sevgilerimle. Melih)

  103. galaleon Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    Çok uzun bir aradan sonra izninizle bir şeyler yazmak istiyorum. 96 yılının haziranında Galatasaray’lı bir büyüğüme söz verdim diyerek (Ergün GÜRSOY’dan bahsetmişti), oyuncu olarak bıraktığı Florya çimlerine, hoca olarak ayak basan eski kaptan Fatih Terim ilk hazırlık döneminde bir açıklama yapmıştı. Sanırım soru şuydu; “Galatasaray’da sol kanat problemi var bu bölgeye oyuncu alacak mısınız?”
    Cevap kısa ve netti.

    “Ben Avrupa’nın en iyi sol kanat oyuncularına sahibim. (Ergün ve H. Ünsal kastedilerek.) Hafızalarımızı tazeleyelim o dönemde Galatasaray yönetimi başarısız geçen sezonun ardından, başarısız gözüken sol kanat oyuncularını yollasa kim ne diyebilirdi? Lakin 4 yıl sonra gerçekten Avrupa’nın iyisi olmuşlardı bile.

    Hakan Şükür’ü dünya markası yapan Galatasaray değil midir? Hasan Şaş için de geçerli. Yetenekliydiler tamam, yürekliydiler tamam, kahramanlarımızdı o da tamam, ancak onların bu özelliklerine cila çeken kurum GALATASARAY’dı bu unutulmasın. Galatasaray Spor Kulübü üyeliği kendilerine verilmişse bu onura layık olmak mecburiyetindeydiler. Büyük olmak basit detaylarda gizlidir. Nasıl yolladın bizi başkan senden korkulur kabilinden, kendileri ile, aile içinde dalga geçerek bile geçiştirilebilir bir süreci, reddi miras edecek kadar garabet içinde yanlış yaptılar. Uefa Kupası ve Süper Kupa kahramanlarına basit birkaç soru sormak istiyorum.

    - TSYD anketinden hareketle, medyanın hangi renklerine hizmet ediyorsunuz?
    - Ercan Saatçi’nin spor sayfasında Hakan Ünsal Galatasaray’a zarar verecek yorumlar yaptığında tam sayfayı kapatıyor, okuyan Cimbomlu’ya nasıl bir elektrik yolladığının farkında mısın?
    - Türkiye’nin heryerinde izlenen devlet kanalında sürekli yönetim üzerinden Galatasaray’ a vuran Kral, ya sen kime çalışıyorsun farkında mısın?
    - Çinli bir sanal kız arkadaşım “egg head”, lakabı takmıştı sana. Benimle, dünyanın diğer ucundan her hafta senin performansını değerlendiriyordu. Evet sevimli “yumurta kafalı” Hasan, seni Mao’nun evlatları bu forma sayesinde tanıdılar sevdiler. Ya sen kime hizmet ediyorsun?

    Dikkat edin sizi alkışlayanlar bravo çekenler, sayfanızı genişletip ödüllendirenler aslında Galatararay’ a zarar vermenizi isteyenler bunu görün.

    Biz sizi bu renklerle sevdik, sevdiğimize pişman etmeyin, tek gerçek Galatasaray’dır bir yere varamazsınız.
    Tarihi yok sayamayız, size minnettarız, futbolcu iken hizmetiniz için. Ancak yorumlarınız için Selçuk Yula, Rıdvan, Ziya Şengül’den farkınız yok bilesiniz. Aziz Yıldırım’ ı başarılı bulan açıklamalarınızla bizden çalınan 2001 yılı şampiyonluğunda başta kendinize, sonra tüm Galatasaray’a ihanet ettiğinizi bilin. O şampiyonluk kritik bir eşikti. 5′i yakaladığımızda belki Ş. Ligi Kupası da müzeye gelecekti.
    Çok az krediniz kaldı tüketmeyin!
    Saygı ve Sevgiler Mehmet.

    (Sevgili Mehmet. Öncelikle yazın için çok sağol. İzninle bir şey demek istiyorum.

    Aslında tek tek taraftarından uA’ya, kulüp personelinden yönetime kadar tüm Galatasaray sınavda. Bir sakatlık gecikmesinde ortalığı ayağa kaldıran biz Galatasaraylılar, gerek bahsettiğin isimler, gerekse de Hürriyet ve Ercan Saatçi için medeni ve kitlesel bir eylem gerçekleştiremedik bugüne kadar maalesef.

    Biz sesimizi çıkarmıyoruz, kendi aramızda söylenip duruyoruz. Yani Hakan Ünsal Hürriyet’te yazabiliyorsa bugün, Hakan Şükür TV kanalında dilediğini konuşabiliyorsa, bu sadece Ercan Saatçi’nin Hürriyet’te bulunmasından ya da başka bir nedenden dolayı değil tek başına. Bu Galatasaraylılar olup bitene seyirci kaldıkları ve seslerini çıkarmadıkları için aslında.

    Acaba devasa bir pankart açılsaydı her maç ASY’de Lig TV kameralarının bakış açısına her zaman girecek, ne Ercan Saatçi kalırdı Hürriyet’te, ne de Hakanlar Galatasaray’ın değil, çıkarlarının temsilcileri olabilirlerdi.

    Bir bağırsın bakalım bütün ASY “Hakan Şükür dışarı” ve “Hakan Ünsal dışarı” diye 10 dakika hiç susmadan, ne olurdu acaba Türkiye’de?

    Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  104. Huseyin Anil Ok Demiş ki:

    Alacağımız futbolcu için bir şey sormak istiyorum. Şimdi Lucas’ı transfer ettik. CL’de oynamış bir oyuncu daha transfer edersek mesela, ya da Avrupa’da oynamış bir futbolcu, bunu Europa League’de oynatabiliyor muyuz? Bu sorunun yanıtı inanılmaz önemli. Sevgilerimle. Melih

    Anıl :)

    (Melih Abi Şampiyonlar Ligi’nde forma giymiş bir oyuncu Avrupa Liginde forma giyebiliyor. Fakat Şampiyonlar Ligi’nde forma giymiş bir oyuncu takımı Avrupa Ligi’ne gelirse orada işler karışıyor işte. Bir kısım oynayabilir diyor bir kısım da oynayamaz. Sanırım Ricardo Costa transferi de bu yüzden olmadı.)

    (Anıl selam. İşler karışıyor demek, sanki bir içtihat kararına ihtiyaç varmış hissi doğruyor. Yani durum belli değil, bu yüzden bir merci kararı lazım gibi. Oysaki şartlar belli sanırım. Bu işi bilen birileri mutlaka olmalı. Sevgilerimle. Melih)

  105. mkkadi Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi. Neill Everton’ın listesinde olmadığı için Avrupa Ligi’nde oynayabilecek. CL’de oynamış bir oyuncu Uefa’ya düşmemişler ise Uefa listesine verilebiliyor. Ancak bir oyuncu. Fakat UEFA Avrupa Ligi’nden birisi olmuyor. Tam tersi de geçerli. CL’de oynayan bir ekip Uefa Ligi’nde oynamış bir oyuncuyu listeye ekleyebiliyor. Geçen yıl R. Madrid Huntelaar ve Diarra’yı aldığı zaman ikisi de Uefa’da oynamıştı. Bunlardan ancak birini listeye alabilmişti.

    Kemal Kadıoğlu

    (Kemal selam. Senin dediğinden CL’de oynamış ama Avrupa Ligi’ne kalmış bir takımdan futbolcu transfer edersek oynatamıyoruzu anladım. Doğru mu? Sevgiler. Melih)

  106. erdalus Demiş ki:

    http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/tuzemen/2010/01/16/sevgi_vefa_ve_sabir

    Melih Abi merhaba,
    Bugün Levent Tüzemen yazdı. Nasıl bir başkanımız olduğu hakkında çok güzel bir gözlem.
    Tüm arkadaşlarla paylaşmak istedim.
    Sonsuz sevgi ve selamlar.

    (Erdal selam. Seçim sathına girdiğimizi ortaya koyan bir yazı. Paylaşımın için çok sağol. Sevgilerimle. Melih)

  107. denzi Demiş ki:

    Melih bey sorunun cevabı bildiğim kadarıyla şöyle. Ligin ilk yarısında Avrupa Ligi’nde forma giymiş bir futbolcu başka bir Avrupa Ligi kulübunde oynayamaz.

    Ligin ilk yarısında Şampiyonlar Ligi’nde forma giymiş oyuncu, eğer kulübü Şampiyonlar Ligi’nde devam ediyor ya da Avrupa’dan tamemen elenmiş ise Avrupa Ligi’de forma giyebilir. Ancak Şampiyonlar Ligi’nde 3. olup Avrupa Ligi’ne kaldıysa takımı, Avrupa Ligi takımlarından birine transfer olduysa forma giyemez.

    Örneğin biz Wolfsburg’tan transfer yaparsak; oynatamıyoruz; ama Barcelona’dan transfer yaparsak oynatabiliyoruz.
    Yani kısacası transfer olayı geçen iki kulüp ileride birbiri ile karşılaşmaşma şansı olmamalı oynaması için.

    Neill olayı da Avrupa Ligi listesine yetişemediği için; oynayabiliyor.
    Yukarıda bazı yorumlarda Diarra, Real Madrid örnekleri var, onlar farklı oluyor. Şampiyonlar Ligi listesi ile Avrupa Ligi listesinin farklı kriterleri var.

    (Şimdi anladım durumu. Çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere, Melih)

  108. reyes Demiş ki:

    Selam Melih Abi,
    Görünüş o ki bir tane yabancı oyuncu transfer edeceğiz. Bakalım Linderoth gönderilecek mi kalacak mı? Kalırsa yapamıyoruz. UEFA’da yeni kurallar biraz karışık, ama alınacak futbolcu Rijkaard’ın vatandaşı ise Avrupa Ligi’nde forma giyemese bile Türkiye ligi için rakiplere inanılmaz bir korku salar. Rakip defans 5 stoperle de oynasa o isimleri durduramazlar Melih abi. Ve önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi’ne kaldığımız takdirde orada oynayacak çok fantastik bir kadromuz olur. Yani o oyuncuyu Avrupa’da oynatamasak bile önümüzdeki yıllar için kaçırmamalıyız.

    Tabi bu benim düşüncemdeki oyuncu. Yönetim kimi düşünüyor bilemiyoruz ama Haldun Üstünel işini bilir bakalım neler göreceğiz. Ayrıca Melih abi şu istediğimiz gurbetçi futbolcuyu karşı taraf transfer ederse inanılmaz üzülürüm ki aynı düşüncede çok taraftarımız var. Alamıyorsak bile aldırmamalıyız. Her takım yapıyor bir kez de bizim takım yapsın fena mı olur?

    (Burak merhaba. Şöyle söyleyeyim. Yarın uzun zaman, yani gelecek sezonu düşünmemek lazım. Gurbetçi futbolcudan kastın hangisi? Çolak mı Altıntop mu? Açıkça ben iki hakkında da bir şey duymadım. Sevgilerimle. Melih)

  109. Koray Özdemir Demiş ki:

    http://www.transfermarkt.co.uk/en/spieler/3826/lucas-neill/default/2009/leistungsdaten.html

    Neill’in maç istatistikleri var burda. Herhangi bir Avrupa maçında oynamamış. İçimiz rahat olmalı bence. Hem Galatasaray da eminim buna dikkat ederek transfer yapmıştır.

    (Koray selamlar. Paylaşım için sağol. Benim merakım yeni futbolcumuz için ve ikisi bir arada yeni bir durum yaratıyor mu yolunda? Sevgilerimle. Melih)

  110. Seyhmus Demiş ki:

    Melih Abi yoksa yeni transfer hakkinda bir duyum mu var?

    (Şeyhmus selamlar. Umarım iyisindir. Yok elbette bir duyum. Ben sadece Galatasaray’a kimler gelebilir diye küçük bir ufuk turu yapıyorum kendimce. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  111. mkkadi Demiş ki:

    (Kemal selam. Senin dediğinden CL’de oynamış ama Avrupa Ligi’ne kalmış bir takımdan futbolcu transfer edersek oynatamıyoruzu anladım. Doğru mu? Sevgiler. Melih)

    Merhaba Melih Abi. Onu kastettim. Denzi daha iyi anlatmış ve ben de onun gibi biliyorum. Fakat Hüseyin Anıl Ok da burada ikilem var demiş. Aslında benim bilgim UEFA’nın resmi kriterlerinden çıkarım diyebilirim.

    CL’de oynayan takım CL’den birini alırsa oynatamaz, fakat UEFA’da oynamış “bir” oyuncuyu oynatabilir. UEFA’da oynamış bir takım UEFA’da oynamış birini oynatamaz, fakat CL’de oynamış “bir” oyuncuyu oynatabilir.

    UEFA Avrupa Ligi ile ayrı bir kural var Denzi’nin dediği gibi. Oyuncunun yeni kulübü UEFA Avrupa liginde ise, eski kulübünün o sezon hiç bir zaman UEFA’da oynamayacak olması lazım. Bu da Liverpool, Kazan gibi UEFA’ya düşen takımları kapsıyor.

    Kaynak: http://www.uefa.com/MultimediaFiles/Download/Regulations/competitions/UEFACup/84/52/89/845289_DOWNLOAD.pdf Sayfa 26,Subsequent registration

    Kemal Kadıoğlu

    (Kemal selam. Şimdi tam olarak anladım. Çok sağol. Melih)

  112. Huseyin Anil Ok Demiş ki:

    (Furthermore, if the player’s new club is playing in the UEFA Europa League,
    his former club must not have played in the UEFA Europa League at any
    point in the current season.)

    Bu kurala göre oynayabiliyor abi. Fakat burada bizim federasyon ve uefa arasında bir ikilem olduğunu duymuştum. Senin dediğin gibi bir içtihat da olamaz çünkü Avrupa Ligi ilk defa bu sene oynanıyor. Eğer biz bu şekilde bir transfer yaparsak içtihat olarak gösterilecek olan olay bizim transferimiz olur büyük ihtimalle.

    Saygılar. Anıl.

    (Anılcığım yukarıdaki ifade çok açık değil mi? Futbolcunun yeni kulübü UEFA EL’deyse, eski kulübünün hiçbir surette o sezon EL’de oynamaması lazım diyor ifade. Ben yanlış mı çeviriyorum? Sevgiler. Melih)

  113. reyes Demiş ki:

    Melih abi,

    Bahsettiğim oyuncu Hamit. Çolak’ı hiç bilmiyorum Halil Altıntop ise çok özelliği olmayan bir forvet. Gelse de olur gelmese de. Ama ikizler birgün bizim takımımızda olursa çok renk katacakları kesin.

    Melih abi bilmem dikkatini çekti mi? Gençlerbirli’ğinde Mustafa Pektemek diye bir oyuncu var. Ben onu Bank Asya Ligi’nden beri biliyorum. Çok izledim canlı olarak. Herkesin bir görüşü vardır ama benim görüşüm bize Sercan’dan daha çok fayda getirebilecek bir oyuncu olduğu yönünde. Sercan çok hızlı bir oyuncu ama kafa toplarında etkisi fazla yok. Ama Mustafa hem hızlı hem de hava toplarında da etkili bir oyuncu. Stil ve benzerlik olarak Valencia’daki Hernandez’e benziyor. Bence ülke futbolundaki en önemli genç yeteneklerinden bir tanesi. Çalımları olsun tekniği olsun sürati olsun bence Sercan’a olan ilgimizi ona versek onu transfer etsek çok büyük iş yapmış oluruz. Mustafa’yı yakında çok takım isteyecek. Ayrıca o takımdaki Orhan’ı ben beğenmiyorum. Ali Turan Orhan’dan çok daha üstün bir oyuncu.

    (Burak selamlar. Açıkçası Hamit’in oynadığı pozisyonları dikkate alırsak yakıcı bir sorunu yok Galatasaray’ın. Sezon sonunda bonservisi elinde olacak. O zaman iki taraf da ciddiyse konuşulur. Şimdilik gündemimezde olmasa gerek.

    Pektemek için ben de iyi şeyler duydum. Önemli olan karakteri. Mesela Sercan Yıldırım bu konuda sabıkalı birisi. Pektemek hakkında duyumların nasıl? Sevgiler. Melih)

  114. tatito Demiş ki:

    Milan Baros için çıkan haberi okumuşsundur abi. Sence artık ses çıkarmamızın zamanı gelmedi mi? Yetmedi mi yahu bu kulübün her gün başka karalamaya maruz kalması? Niye susuyoruz? Niye başkan veya yönetimden biri çıkıp çatır çatır hesabını sormuyor? Tamam basın özgür. Yazsın istediğini ama bu alenen provokasyon yapmak yahu. Suçtur resmen.

    Yazıklar olsun Hakan Ünsal’a da defalarca. İlker Yasin’le birlikte sanki doktorlarmış gibi yorum yapmışlar utanmadan.

    Şu kokuşmuş zihniyet alıp başını gitse keşke buralardan.

    Ayıp, yazık, şerefsizlik bu resmen. Bir de en fazla ekmek yenecek yerlerden vuruyorlar sürekli. Milliyetçilik ve din.

    Ayıp yahu. Yeter.

    (Anıl selamlar. Rivayet odur ki Hakan Ünsal’la İlker Yasin Baros’un kırık rontgenlerini inceleyip bu konuda gerekli konsültasyonları gerçekleştirdikten sonra görüş vermişler Hürriyet’e:) Nasıl bir ülkedir bu, nasıl bir habercilik ve gazeteciliktir yapılan? Ama tam karşı sayfada Gökhan Ünal hakkında “doğru transfer” manşeti var. Bir futbolsever olarak insanın Semih Şentürk’e yapılan haksızlığa kalbi buruluyor. Elinde ülkenin en iyi forveti olsun, sen hâlâ başka hesaplar içinde ol. Zaman değişir elbette. Sevgilerimle. Melih)

  115. yeniyazar Demiş ki:

    Aşagıdakiler daha önce bir arkadaşın bahsettiği “Player Eligibility” kısmından ve sanırım gayet açık ifadeler.

    18.07
    Excluding the UEFA Super Cup, and subject to paragraph 18.18 below, a player may not play UEFA club competition matches for more than one competing club in the course of the same season. A substitute player who is not fielded is entitled to play for another club competing in the same season’s UEFA club competitions, provided that he is registered with the UEFA administration in accordance with the present regulations.

    18.17
    For all matches from the start of the round of 32, a club may register a maximum of three new eligible players for the remaining matches in the current competition. Such registration must be completed by 1 February 2010 at the latest. This deadline cannot be extended.

    18.18
    One player from the above quota of three who has played UEFA club competition matches for another competing club in the current season may exceptionally be registered provided that the player has not been fielded:
    - in the same competition for another club,
    - for another club that is currently in the same competition.

    Furthermore, if the player’s new club is
    playing in the UEFA Europa League,
    his former club must not have played in the
    UEFA Europa League at any
    point in the current season.

    Özetleyecek olursak UEFA’ya 1 Şubat’a kadar gönderebileceğimiz listede en fazla üç yeni futbolcu yer alabilir. Genel itibariyle bir futbolcu aynı sezon içinde iki ayrı takım için UEFA organizasyonlarında mücadele edemez iken, istisnai bir uygulama olarak, bu üç oyuncudan biri ve yalnızca biri, önceki takımının UEFA Avrupa Ligi’nde oynamamış ve oynamıyor olması kaydı ile, 1 Şubat’tan önce başka bir takım adına bir UEFA organizasyonunda (CL) mücadele etmiş olabir.

    (Merhaba. Aslında ilk maddelerdeki “may”leri görünce Anıl’ın haklı olduğunu düşündüm, durumun muğlak olduğu kanısıyla. Ama son madde yoruma yer vermeyecek biçimde durumu aydınlatmış. Demek ki Galatasaray’ın yurtdışından kimleri transfer edebileceğini, kimleri edemeyeceğini bu kıstasa göre değerlendireceğiz. Teşekkürler paylaşım için.

    Bu arada Lucas Edward Neill transferinin bu açıdan da ne kadar iyi bir hamle olduğunu öğrenmiş olduk. Sarı kırmızı sevgilerimle. Melih)

  116. yeniyazar Demiş ki:

    Bunları bir de bizim durumumuz için yorumlarsam belki daha iyi olur diye düşündüm.
    Neill bu sezon henüz herhangi bir kulüp adına UEFA organizasyonlarında oynamadığı (dakika almadığı) için bizim adımıza oynayabilir ve bu bizim, yukarıda belirttiğim, istisnai durumda olan bir (1) oyuncuyu oynatabilme hakkımızla ilgili değil.

    (Selam. Demek ki Neill dışında iki oyuncu daha bildirebiliriz UEFA’ya, tabi durumları uygunsa. Sevgilerimle. Melih)

  117. Huseyin Anil Ok Demiş ki:

    his former club must not have played in the UEFA Europa League at any
    point in the current season.

    Melih Abi eski kulübünün Avrupa Ligi’nin hiçbir kademesinde oynamamış olması lazım diyor. Oynuyor veya oynayacak olması demiyor. Bu kurala göre Babel veya örneğin Dzeko’yu alsak Avrupa Ligi’nde oynatabiliyoruz.

    Tabi Avrupa Ligi’nin kurallarında bu şekilde bir açık olması skandal gibi birşey. Umarım yetkili ağızlardan bir açıklama gelir. Yoksa Babel’i oynatamayacağız :)

    (Anılcığım. O zaman CL’de mücadele etmeye devam edenlerden futbolcu almakta zaten bir beis yoktu. Senin bu yorumundan CL’den EL’ye düşenlerde de bir sorun olmadığı düşünülüyor. O zaman önümüzdeki tek kısıt sezon başından bu yana EL’den olanlar ve oynayanlar. İnanılmaz iyimser bir tahmin yapmışsın. Babel’i transfer edelim de varsın oynayamasın. Sevgilerimle. Melih)

  118. Melih says:

    Yanılmıyorsam üç gün önce bir kardeşimiz Mükerrem Taşçıoğlu’nun Divan’da yaptığı konuşma hakkında yazılan bir yorumu buraya eklemiş ve benim yorumumu sormuştu. Ben de şahsen dinlemediğim birisinin açıklaması için yorum yazmanın yanlış olacağını söylemiştim.

    Divan’da Mükerrem Taşçıoğlu’nun yaptığı konuşma hakkında basında çıkanlara itibar etmeyip bilgi topladım.

    Özetle şu görüşleri dile getirmiş Taşçıoğlu:

    “Aldığı duyumlara göre bir başkan adayının kulübe katılan yeni üyelerin parasını toplu biçimde yatırdığını söylemiş.

    Kendisinin de politika kökenli olduğunu hatırlatarak bu tür işlemlerin tüm arenalarda yapıldığını ama sözkonusu Galatasaray olunca buna etik olarak katılmadığını belirtmiş.

    Yapılacak kongrede mevcut yönetimi desteklemeye devam edeceğini söylemiş, ama uyaracağını da eklemiş.

    A grubu dışında üye alımlarında çok dikkat edilmesi gerektiğini, tribünlerde severek izlediği bazı arkadaşların kulübe üye olmasının sıkıntı yaratacağını söylemiş.”

    Benim anladığım kadarıyla tribünlerde severek izlediği bazı arkadaşlar diyerek net biçimde Hakan Ünsallar’ı kastetmiş. Ve Yönetim’i bu eski futbolcuların paralarını ceplerinden vererek kulübe üye yapılmasını eleştirmiş.

    Şimdi açıklamayı kendi bağlamında ve içinden okuyunca ben aykırı bir şey bulmuyorum fazla.

    Yani. Ne denildiği hakkında önce bilgi sahibi gerektiğini yine ve yeniden görüyoruz bu konuda. Bilgi sahibi olduktan sonra yorum yapmak sanırım en iyisi. Sevgilerimle. Melih)

  119. HayriKaval Demiş ki:

    Milan Baros’la ilgili yönetimin neden ses çıkarmadığı net: Çünkü haber doğru. Baros sakatlığının daha sonra nüksetme ihtimalini sıfıra indirmek için haklı olarak ameliyat kararı aldı. Hakan Ünsal’ın da söylemek istediğini doğru aktaramadığı kanısındayım. Çünkü 2 sezon önce ameliyat olması gereken Servet’e “Biraz daha idare et aslanım, ligin sonuna geldik” dendiği biliniyor. Hakan Ünsal kendi döneminde de benzer şeylere şahit olmuştur mutlaka. Ama Baros’u da suçlamak doğru değil.

    (Selamlar. Yönetimin sesini çıkarmamasının nedenini haberin doğru olduğu varsayımına dayandırmak pek doğru olmayabilir. Kanımca küçük de olsa bir risk olmasın için Baros ameliyat oldu. Ama konvansiyonel tedavinin de tam sonuçlanmadığı kesin. Bir de tabi haberin veriliş biçimi amacı göstermiyor mu? “Pes Baros” nerede, “sıfır risk” ayrı. Ve de her şeyden önce Hürriyet’in diğer gazeteleri atlatıp Galatasaray konusunda doğru bir haber yapmayalı sanırım çok uzun zaman oldu. Öyle ya da böyle Milliyet bana daha çok güven veriyor haber bakımından. Sevgi ve saygılarımla. Melih)

  120. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Selam Melih Abi.
    Haldun Üstünel ve Sezgin’in işi bu kez gerçekten zor yabancı bir isim için.
    Hem iyi bir forvet bulunup kendisi ve kulübü ikna edilecek her konuda, hem Tobi veya Nonda’dan biri gönderilecek, hem de EL’de oynatabilmemiz için gerekli kriterlere uygun bir isim alınacak.

    Sanırım transfer son güne bile yetişse, yönetime
    hak vermek gerektiğini düşünüyorum.

    (Selamlar Samet. Dış transferle bildiğin gibi Sezgin uğraşmıyor. Sanırım kendisi USA Galatasaray’la ilgili Amerika’da. Bu transferle Haldun Üstünel ilgileniyor. Arka plandaki en büyük destekçisi de elbette Rijkaard.

    Son gün transferinin o kadar önemli olmadığını düşünebiliriz. Mesela Lucas Neill. Fizik olarak hazır geliyor. Bir haftalık takım antrenmanından sonra Gaziantepspor maçına hemen çıkabilir. Sevgilerimle. Melih)

  121. yeniyazar Demiş ki:

    Çok uzadı ama bir açıklama beklemeye gerek olmadığını ve orada herhangi bir açık olmadığı göstermek için son birşey yazmak istedim.

    18.18 iki cümleden oluşuyor. İlk cümle “…may exceptionally be registered provided that the player has not been fielded:
    - in the same competition for another club,
    - for another club that is currently in the same competition.” sözleriyle son buluyor ve zaten “önceki takımının UEFA Avrupa Ligi’nde oynamamış ve oynamıyor olması” gerektiği buradan anlaşılıyor.
    Arkadaşın aldığı sözler “furthermore…” ile başlayan son cümleden alınmış ve haliyle daha önceki kısıtlamalara ilave bir kısıtlama içeriyor. Bunun da maksadı oyuncunun bir önceki kulübü için bir UEFA organizasyonu maçı (muhtemelen CL ön elemesi) yaptığı ancak bu kulüp Avrupa Ligi’nde oynayıp ve oradan da elenmesine rağmen onun Avrupa Ligi’nde hiç forma giymediği durumda ne yapılacağını kesinleştirmektir.

    (Selam. Bu durumda Anıl’ın yorumu yanlış oluyor sanıyorum. 18.18 halen bu futbolcunun eski kulübünün UEFA EL’de oynamıyor olmasını kesinleştirdiğine göre. Sevgilerimle. Melih)

  122. kadircan Demiş ki:

    Melih Abi küçük bir ayrıntı olmasına rağmen konu biraz uzadı ancak benim anladığım kadarıyla ŞL’den EL’ye geçen takımlardan aldığımız bir oyuncuyu oynatmamız mümkün değil. Yönetmelikteki şu kısmı tekrar okursak daha net anlaşılabilir:

    One player from the above quota of three who has played UEFA club competition matches for another competing club in the current season may exceptionally be registered provided that the player has not been fielded:
    - in the same competition for another club,
    - for another club that is currently in the same competition.

    Şöyle çevirebiliriz sanırım:
    Yukarıdaki şartları sağlamak şartıyla, 3 kişilik kontenjandan yalnızca bir oyuncu, daha önce bir UEFA yarışmasında forma giymiş olmasına rağmen yeni takımı adına kayıt edilebilir:
    -Aynı yarışmada başka bir takım formasıyla sahaya çıkmamış olmak
    -Halen aynı yarışmada yer alan bir takımla sahaya çıkmamış olmak.

    İkinci şarta göre, diyelimki Ryan Babel, halen Galatasaray ile aynı yarışmada bulunan Liverpool’la sahaya çıkmış olduğu için (EL veya ŞL ayrımı yapmamış yönetmelik) Galatasaray adına kayıt olamaz.

    Benim yazılandan anladığım böyle.

    Saygılarımla.

    (Evet Kadir haklısın. Tek tek cümleleri ele alınca farklı anlamlar çıkmış oldu. Son nokta bu. Demek ki transferde bu şarta iyi bakılacak. Sevgilerimle. Melih)

  123. kadircan Demiş ki:

    Bir de Melih Abi mesajında belirttiğin Mükerrem Taşcıoğlu’nun kastettiği üyelerin paralarını ödeyen başkan adayının Adnan Öztürk olma ihtimali hakkında ne düşünüyorsun?

    (Selam Kadir. Bildiğim kadarıyla yeni üye olanların parası bir kişi tarafından ödenmedi. Dört kişi söz konusu. Sevgilerimle. Melih)

  124. basaransahin Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,
    Yerli oyuncuların sakat sakat oynamalarını takımdaki yerlerini kaptırma korkusuna bağlıyorum. Servet ilk geldiği senenin başında, belinden sakat olmasına rağmen iğneyle çok maç oynadı. Çünkü kendisini ispatlaması gerekiyordu. Ama Baros neden risk alsın. Doğrusu da bu değil mi zaten? Bize tam anlamı ile iyileşmiş oyuncu lazım. Hagi neden sakatlık yaşamazdı. Çünkü hemen kenara işaret eder oyundan çıkardı. Malasef bizim yerli oyuncular bu şekilde düşünmüyor.

    Aynı olaya başka bir açıdan bakarsak. Avrupalı oyuncu kontratı sona erene kadar profesyonelce oynuyor. 2000-2001 sezonunda ise Emre ve Okan’ın devre arası İnter ile anlaştıktan sonra nasıl profesyonelce(?) oynadıklarını da çok iyi hatırlıyoruz. Bir şampiyonluğa mal olmuştu.

    Mustafa Sarp’ı, Bursaspor tarafı neden bu kadar seviyor şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Devre arası Galatasaray ile anlaştı ama sezon sonuna kadar formasının hakkını verdi.
    Saygılarımla.

    (Başaran selamlar. Aslında haklısın. Türk futbolcusu iki şeyi yapmıyor. Birkaçı hariç hiçbiri özel kuvvet antrenmanı yapmıyor. İkincisi de Doğu insanına özgü olarak risk almayı seviyor, “bana bir şey olmaz” mantığıyla. Aslında Servet çetin bu kategorinin dışında. Çünkü gerçekten inanılmaz profesyonel. Sakatlanmadan oynamasının sırrı da burada.

    Esasen Ali Turan da aynı saygıyı görebilirdi ve hâlâ görebilir. Maalesef Kayserispor yöneticileri bir prestij meselesi haline getirdilen bu futbolcunun sezon sonu için bizimle el sıkışmasını. Bunu makul karşılasalar eminim ki Ali Turan da aslanlar gibi son maç dahil elinden gelenin en iyisini yapacaktı. Ve de umarım böyle olur. Çünkü hâlâ Kayserispor’un yaptığı hatadan dönme imkânı var. Sevgilerimle. Melih)

  125. umutgs Demiş ki:

    Melih Abi.. Adnan Polat’ın Listesine.. Mehmet Cansun, ve Taner Aşkın’ı alacağı doğru mu? Bir gazetede çıkmıştı bu haber..
    Bana pek mantıklı gelmedi.. Galatasaray’da başkanlık yapan birinin yönetici olarak dönmesi.. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
    Bir de son sorum.. Abdürrahim Albayrak.. Cnnturk’deki programında yönetici olabileceginin sinyallerini verdi..
    Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

    Adnan Polat son anda listesinden çıkardıgı Albayrak’ı listesine alır mı? Ben pek ihtimal vermiyorum ama..

    (Umut selam. Listeler son gün belli olur. Kim girer kim girmez bilinmez şimdiden. Ama tarihten sana sorduğun soruyla ilgili örmekler verebilirim. Galatasaray’ın eski başkanları daha sonraki yönetim kurullarında görev almışlardır tarih boyunca. Bu Galatasaray’a özel bir durumdur ve bir misyon kulübü olduğunu ortaya koyar. Bunun son örneği de Alp Yalman’dır.

    Galatasaray tarihinde kulübü borçsuz harçsız repoda 2 milyor dolarla kendisinden sonraki başkana teslim eden son başkandır Yalman. Bildiğin gibi Birinci Canaydın Kabinesi’nde görev yaptı Alp Yalman daha sonra. Sevgilerimle. Melih)

  126. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi iyi pazarlar.
    Tüm arkadaşlarımızın ve bizim içimizi acıtan bir konu var ortada,; Hakan Ünsal ve benzerleri.
    Nacizane düşüncem, Hürriyet gazetesini okumadığımız gibi, bu ard niyetli arkadaşları da okumamaktır. Hem okurları azalsın, hem önemsenmediklerinin farkına varılsın.
    Sonsuz sevgi ve saygılar.

    (Erdal sana da iyi pazarlar. yapacak iki şey var. İlki ciddiye almamak. İkincisi de başarılı olmak. Aslında onların kalbini acıtacak en büyük şey Galatasaray’ın başarılı olması. Emin ol çok üzülecekler. Sevgilerimle. Melih)

  127. Big Koala Demiş ki:

    Melih abi kolay gelsin, herkese Aydın Çakırbeyli karakolundan selam. Haftasonları internete girebiliyorum artık ilk yaptığım iş Gayın-Sin’e bakmak oldu:) Lucas transferi hayırlı olsun, sertliği ve oyun konsantrasyonu yüksek bir oyuncu olduğu için iyi bir transfer olduğunu düşünüyorum. Forvet transferi yapılır mı bilmiyorum ama eğer yapılmazsa bu demektir ki Rijkaard Aydın’a bizim düşündüğümüzden daha fazla güveniyor (aynı mantıkla Caner’e de).

    Bu seneyi geçiştirmelik, günü kurtaracak (Baros’un yokluğunu doldurmak için) transferler yaparak öldürmektense elimizdekilerin performansını yukarı çekmek bence en doğrusu olacaktır. Hatta sezonun ikinci yarısında Emre Çolak, Cem Sultan ve Serdar Eyilik’i daha çok görebiliriz. Caner’i ilk izlediğim maçı hatırlıyorum, 17 yaş altı Milli Takımı’ndaydı Nuri Şahin’le beraber oynuyordu, hani şu Wonder Kid olarak piyasaya çıkan Nuri’yle. Bütün maç boyunca ben Nuri’yi değil Caner’i izlemiştim, PL oyuncusu gibiydi ama eski tarz Alman orta sahaları gibi saha vizyonu vardı (Effenberg yada Scholl gibi). Oyun kurucumuz Nuri dense de bütün atakları Caner başlatıyordu, pozisyon olarak da sol half gibi oynuyordu (bu benzetme çok dorğru olmasa da diğer oyuncuların dağınıklığından bütün orta sahayı toplar bir hali vardı Caner’in box-to-box gibi oynadığını bile söyleyebilirim). Simdi sol açık oynasa da temelinde nasıl bir orta saha olduğunu biliyorum ve bu adamla acilen kontrat imzalamalıyız. Eğer bu 87-88 jenerasyonuna bir de Nuri’yi katabilirsek gelecek 10 yılın Milli Takımının iskeleti bizde olacaktır. (Arda, Caner, Aydın, Uğur, Nuri, belki buraya Serdar Özkan da eklenebilir. Ancak Beşiktaş’ta kendini hala bulabilmiş değil takımı da Serdar’ın değerini anlamış değil.)

    Akşamki maçı sabırsızlıkla bekliyorum, Aydın sakat değilse forvette görmeyi de çok istiyorum. Bir iki gol attıktan sonra onun hakkında daha çok konuşacağımızı ve vazgeçilmez bir oyuncuya dönüşeceğini düşünüyorum. Caner’i söylemiyorum tekrardan, gün gelecek Arda mı Caner mi diyeceğiz (tek başına takımı sırtlayabilecek Cruyffvari bir oyuncu olması Arda’nın benzersiz, o ayrı:))

    İyi çalışmalar

    (Merhaba Tertip mi desem:-)) Öncelikle hayırlı askerlikler. Aydın Yılmaz sakatlık nedeniyle hazırlık kampında çoğunlukla tek başına çalıştı. Dolayısıyla ikinci yarıya girerken fazla bir ümit beslememeliyiz Aydın’dan.

    Ama Caner Erkin deyince işler değişiyor. Bu yarıya damgasını vuracak üç futbolcumuzdan birisi olacak Caner Erkin. Bugün Uğur Meleke ondan bir Gökhan Gönül çıkabileceğini yazmış. Çok katıldığım bir yorum değil. Çünkü Gökhan Gönül sadece bir sezon iyi oynadı o mevkide. Bu sezon Sabri Sarıoğlu kat be kat iyi Gönül’den. Hal böyleyken Caner Erkin gibi mükemmel bir kumaşa sahip bir futbolcuyu Gönül’e benzetmek biraz haksızlık.

    Eğer bir benzetme yapacaksak en çok Ergün Penbe olmak yakışır Caner’e. Her iki bakımdan da. Hem buz adamlıkta (çünkü inanılmaz bir özgüvene sahip olduğu için hiçbir şeyi takmayan, çok cool bir yapısı var Caner’in), hem de futbolda. Eğer potansiyelini gerçekleştirirse Ergün’den bile çok daha bir topçu olacak Caner Erkin.

    Bir de şunu belirtmek istiyorum ki, sözleşmesinde opsiyon bizim. CSKA değiştiremez bunu. Ne rakamı, ne de süreyi. Dolayısıyla bir an önce sözleşme yapalım yoksa gider diye korkmamak lazım.

    Sana vukuatsız bir askerlik diliyorum. Sevgilerimle. Melih)

  128. erdalus Demiş ki:

    http://www.milliyet.com.tr/caner-den-gokhan-gonul-olmaz-mi-/ugur-meleke/spor/yazardetay/17.01.2010/1187004/?ver=54

    Melih Abi merhaba.
    Takdir ettiğim ve değer verdiğim araştırmacı yazarlardan Uğur Meleke’nin Caner’le ilgili yazısı. Arkadaşlarla ve sizinle paylaşalım istedim.
    Yazıdaki mesaj üzerinde durmakta fayda var diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
    Sevgi ve selamlar.

    (Erdal selam. Bir önceki yorumumda buna ilişkin bir şey dedim. Sevgilerimle. Melih)

  129. erdalus Demiş ki:

    Sentez ve Ufuklar,
    Merhaba Melih abi, Gayin-Sin’e yeni katıldığımda, Galatasaray’a gelen ve yön veren teknik direktörlerle ilgili bir sıralama yapmıştım. Siz o listeden 2 kişinin ismini kabul etmemiştiniz. Bir tanesi Mustafa Denizli, bir diğeri Eric Gerets’ti. Bu yorumunuzu örneklerle de pekiştirmiştiniz.

    Mustafa Denizli ile ilgili öngörünüz dün akşam itibarıyla doğrulanmaya başladı ve sanırım sezon sonunda perçimleşecek. Geçen senenin çifte kupalı şampiyonu, grubunda 0 puanla sonuncu durumda ve kupadan elendi. Ve hemen futbolcuları kamuoyunun önüne attı Denizli ”ONLAR DEĞİŞMEZSE BİZ DEĞİŞTİRİRİZ” diyerek.

    Siz Denizli’nin 2. yıllarında hep başarısız olduğunu söylemiştiniz. Fenerbahçe’de 2. yılında Avrupa’da 0 puan çekmesi bu yılki Beşiktaş’ın habercisiydi.

    Bunun yanında Denizli’nin sadece içinde bulunduğu yılı kurtarmaya çalışan bir hoca olduğu, sadece şampiyonluğu hedeflediği bir gerçek. Bu durumda belki hedefe kısa vadede varıyor ama sonrası koca bir HİÇ. Bu bakımdan doğru teşhisiniz için sizi tebrik ederim.

    Diğer bir hoca Gerets’ti karşı çıktığınız. Geçen hafta Eskişehir-Fenerbahçe maçını seyrederken; Eskişehirspor’un aynı Galatasaray’ın Gerets döneminde oynattığı futbol geldi gözümün önüne. Ve şimdiki Galatasaray’ı görünce, Eskişehirspor ve benzerlerinin ne kadar sıradan top oynadıklarını rahatlıkla görebiliyoruz.

    Ortaya şöyle bir tablo çıkıyor; Rijkaard, çok kısa sürede Galatasarayımız’a çok ciddi bir oyun karekteri ve disiplini verdi ve veriyor.
    Dün gece Barça’nın Sevilla ile maçı vardı. Şunu gözlemledim; Barça, sahanın hangi bölgesinde topla buluşursa buluşsun orada bir kompozisyon oluşturabiliyor pozitif yönde. Bu bölge, bazen çok sıkışık kale önü veya çok kalabalık rakip defans arası olabiliyor. Ama neresi olursa olsun OLUMLU çıkış yolu planları var ve hemen uyguluyabiliyorlar.
    Sanırım Rijkaard’ın Galatasaray’ının yelkenleri bu yöne doğru açılıyor.
    Sonsuz sevgi ve selamlar.

    (Erdal selamlar. Esasında Denizli Fenerbahçe’de ikinci sezonda başına geleni bir daha yaşamamak için sezon başında bütün planlamasını CL’ye göre yaptı. Hızlı top oynattı. Sağlam defans yaptırdı. Ama sanırım Avrupa macerası bitince tüm motivasyon kayboldu. Açıkça ben Denizli’nin ciddi bir futbol zekâsı bulunduğunu ama iş ahlâkına sahip olmadığını düşünüyorum.

    Bir de şu var. Denizli’yi geçen sezon parlatan rakiplerinin güçsüzlüğüydü.

    Gerets’e gelince. GSTV arada bir yayınlıyor o sezonun maçlarını. Ben de seyrediyorum rast gelirsem. Hiçbir futbol felsefesi olmayan inanılmaz sert bir takımdık o sezon. İleriye topu şişirerek futbol oynamaya çalışıyorduk, ki o takımda ciddi manada futbol oynamaya çalışan tek insan İliç’ti.

    Bir de şu var. Hagi sağolsun, doğru bir iskelet bırakmıştı Gerets’e. Biliyorum bazı Galatasaraylılar hastadır Gerets’in asil duruşuna. Ben de öyle. Ama iş futbola gelince Rijkaard’ın bir zülüfünü değişmem Gerets’in o asaletine.

    Son söz. Bazı Galatasaray antrenmanlarını seyrettim. İkinci yarıda çok iyi bir Galatasaray izleyeceğiz. Sevgilerimle. Melih)

  130. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Melih Abi, Ruud haberleri bir bir düşüyor yabancı ajanslara. Olabilitesi nedir bu transferin ve sence gelirse nasıl olur?

    ASY’de Ruud, Ruud sesleri…

    (Selamlar Samet. Sorunu geç yanıtladığım için özür dilerim. Dün olsaydı Ruud gelmez diyecektim. Ki bugün menejeri aynı şeyi söyledi. Sevgilerimle. Melih)

  131. Doruk says:

    Selamlar Meli Abi.

    Kısa ancak bana göre anlamlı bir sorum var:
    Şampiyonluğa giden yol nereden geçiyor?

    (Doruk selamlar. Bu sorunun tek yanıtı var. O da çalışmak. Çalışmak. Çalışmak. Emin ol. Diğer faktörler güçsüz olunduğunda ortaya çıkıyor. Sevgilerimle. Melih)

  132. Ozan Kayhan Demiş ki:

    Sevgili Melih abi,
    Nistelrooy haberleri ayyuka çıkmış durumda. Peki Nistelrooy şu aşamada bizim sistemin golcüsü müdür acaba? Atl.Madrid maçındaki stratejimiz az çok belli kontra oynayacağız büyük ihtimalle aslında bize Baros tipi forvet gerekli diye düşünüyorum. Senin fikrin ne olur bu konu hakkında paylaşır mısın Melih abi?

    (Selam Ozan. Galatasaray’ın yeni şablonunda eskiyle yeni arasında bir santrfora ihtiyacımız var. Yani hem hızlı, hem de hava hakimiyeti olan bir santrfor. Bu tek başına RvN değil. Sevgilerimle. Melih)

  133. Ferit_Isik Demiş ki:

    Merhaba Melih Bey,

    Yazilarinizi ve yorum yapan degerli arkadaslarimizi uzun suredir takip ediyorum. Futbolun icinde bu derece guzel insanlarin oldugunu bilmek ve yasamin sadece kazanmaktan ibaret olmadigina inanan dostlarla ayni havayi solumak inanin cok guzel. Burada basta siz olmak uzere tum arkadaslara “Merhaba” demek istiyorum. Rahmetli abimin bana yadigari olan Galatasarayli olmaktan gurur duydugumuda musadenizle paylasmak istiyorum. Hepinize sevgi ve saygilarimi sunuyor, futbolun icinde ilkleri ve buyuk basarilari bize yasatan Galatasarayimiza ikinici yarida her kulvarda gonulden basarilar diliyorum.

    Ferit Isik

    (Merhaba Ferit Bey. Öncelikle başınız sağolsun size Galatasaraylılık’ı miras bırakan abiniz için. Gayın-Sin’e hoşgeldiniz. Burada belirli bir düzeyde görüş alışverişinde bulunup birbirimizin eksi yönlerini törpülemeye çalışıyoruz. Umarım siz de yazma anlamında müdavimlerinden olursunuz Gayın-Sin’in. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

  134. Melih says:

    Selamlar.

    Yine beklettim sizleri. Ama minik bir yazıdan hareketle ciddi bir taktik değişikliğin getirisini götürüsünü analize soyunmuş olduk.

    Bitirmek üzereyim yazıyı. Sevgilerimle.

    Melih

Görüşünüzü Belirtin:


    Yorum yapabilmek için üye olmak zorundasınız. Üye Girişi Yapın yada Üye Olun