Denizli Belediyespor maçının ardından: Dönüşüm
Dönüşüm Trabzonspor maçında başlamıştı aslında. Basınımız Elano Blumer, Harry Kewell ve Leo Franco’nun, teknik direktör Frank Rijkaard tarafından tatile gönderilmesinden binbir mana çıkarmaya çalıştığı sırada.
Çoğunluk hatırlamıyor bugün. O maçın 74’üncü dakikasında bir oyuncu dahil olmuştu oyuna. Berkin Aslan’dı adı ve ilk kez resmi bir maçta A takım formasını giyiyordu hayatında. İlk kez A takım forması giyme duygusunu Çetin Güngör de yaşamıştı aynı maçta. Başka bir ilk daha. Caner Erkin ilk golüne o maçta kavuşmuştu Galatasaray forması altında.
Dönüp geliyoruz Orduspor maçına. Galatasaray kalesini koruyan isim Ufuk Ceylan’dı o maçta ve bu da bir ilkti. Ardından da Denizli Belediyespor maçı. Bu kez Galatasaray A takım formasıyla ilk resmi maçına çıkan futbolcu Emre Çolak’tı. Penaltı ve frikikle de olsa, hayatının ilk adımını, ilk maçında iki gol atmak gibi başka bir ilkle daha buluşturmayı bildi Çolak.
Böylece tam beş futbolcu ilk kez giymiş oldu Galatasaray’ın A takım formasını son üç maçta. İlk dönüşüm bu. Geleceğe dönüşüm, Rijkaard ve ekibinin tasarladığı ve planladığı uzak geleceğe.
Bir de yakın, çok yakın geleceği ilgilendiren bir dönüşüm var Galatasaray’da. Daha doğrusu iki dönüşüm. İlki oynanan futbola ilişkin bu dönüşümlerden, ikincisi de sahaya yayılımla ilgili.
Avrupa’yla Türkiye farkı
İlkinden başlayalım. Galatasaray bu yıl pas trafiğinde zirveye çıktığı maçların hepsini UEFA Avrupa Ligi’nde oynadı. Çünkü Avrupa takımları temelde rakiplerinin oyunu bozmak için değil, kendi futbollarını oynamak için çıkıyorlar sahaya. Temel futbol felsefeleri bu. Böyle olunca da geriye yaslanıp gol yememeye oynamıyor bu takımlar. Galatasaray’ın bu maçlarda hem isabetli, hem de isabetsiz pasta zirve yapmasının nedeni bu.
Bu varsayımı destekleyen minik bir istatistik: Galatasaray bu sezon TSL’de maç başına ortalama 500 pasla (isabetli + isabetsiz) oynarken bu sayı Avrupa Ligi gruplarındaki maçlarda 588’di. Toplam pas sayısında Turkcell Super Ligi’yle Avrupa Ligi grupları arasında ortaya çıkan fark, isabetli pasta daha artıyor. Galatasaray TSL maçlarında ortalama 358 isabetli pas sayısıyla oynarken Avrupa Ligi gruplarındaki maçlarda bu ortalama 483’tü. Yani tam 125 isabetli pas daha fazla yaptı Galatasaray Avrupa Ligi maçlarında.
Pas trafiğine devam
Belli ki Frank Rijkaard TSL’de başarılı olmanın şartı olarak çok daha net bir hedef koymuş Galatasaray’ın önüne ikinci yarıda: Daha fazla pas, daha fazla isabetli pas, daha etkin paslaşma, daha hızlı paslaşma. Devre arasındaki çalışmalarda ön plana çıkan temel yaklaşım buydu, fizik kondisyonla birlikte.
Bu yaklaşımın bir de sahaya yayılımı var elbette. Görünen o ki daha derli toplu bir takım yaratmak için saha içi yayılımı değiştirmiş durumda Rijkaard. Bir süredir 4-4-2 oynatıyor takımı; tek santrforlu, çift forvetli bir 4-4-2. Ya da 4-4-1-1. Yakın zamanda görülen en büyük dönüşüm de bu aslında.
Gerekçesi bilinmiyor bu taktik dönüşümün. Sadece tahminsel düzeyde iki neden gösterebiliriz oynanan oyuna bakarak çıkarımda bulunabileceğimiz. İlki tek kanatlı bir takım olmaktan iki kanatlı olmaya doğru evriliyor Galatasaray.
Sağda pişti, solda atıldı
(Ligin ilk yarısında asistlerin yüzde ellisinden fazlasını sağ kanat üretmişti Galatasaray’da. Bu asitleri sonuca yani gole çeviren ise merkez forvetteki Milan Baros ve Shabani Nonda’yla solda oynayan Harry Kewell’du. Ancak Caner Erkin’in Trabzonspor maçıyla birlikte ortanın soluna geçmesiyle soldan da pozisyon üreten bir takıma dönüştü Galatasaray. Ki Orduspor maçındaki üç golde de Caner Erkin’in yapımcı olarak yer alması bunun net bir göstegesi.)
4-4-1-1’e geçişte ikinci neden, çift görevli futbolcuların sayısını artırarak takımın direncini artırmak olmalı. Barış Özbek’in sağ, Caner Erkin’in sol kanatta görev yaptığı dörtlü orta sahanın temel görevi futbolun iki yönünü de oynamak her hal ve şartta.
Galatasaray’ın çift kanatlı bir takıma dönüşmesiyle ilgili gezerken sohbet edebileceğimiz beş tane patika var sapılması gereken.
Birinci patika
Caner Erkin konusunda Rijkaard yumuşak bir geçiş yaptı bir şekilde. Hakan Balta’yla dönüşümlü olarak sol kanatta oynuyor Caner Erkin artık. Böylece ofansif yeteneklerini daha serbestçe ortaya koyarken, defansif özelliklerini de vahim hata yapma riski üstlenmeden yavaş yavaş ilerletiyor Erkin.
İkinci patika. Yeni dörtlü orta sahayla bilikte göbekteki V yapısını terketti Galatasaray. Eskiden defansif olarak tek futbolcu yer alıyordu orta sahadaki V’nin dibinde (Mehmet Topal genellikle), çaprazında ise hücuma yönelik iki oyuncu. Şimdi ise göbekte yanyana iki (Elano ve Mustafa Sarp), kanatta da iki futbolcunun oynadığı yeni bir yapı var.
Üçlü görev
Üçüncü patika. İşlevsel olarak bakıldığında, oyun kuruculuk, defansif görev ve kanat kombinasyonları açısından çok önemli üç görevi üstlenmiş bir orta sahası var Galatasaray’ın. Belki de ikinci yarı için yapılan üst düzey fizik yüklemenin sırrını burada aramak gerek.
Dördüncü patika. Abdülkadir Keita geldiği ilk günden bu yana, Fransa’da yaptığı gibi 4-4-2 forveti karakteri gösterdi Türkiye’de. Hep çizgiye daha yakın oynadı, hep fantastik asistan oyuncu rolünü benimsedi Keita. Delişmen karakterine daha çok yakıştığı için elbette. Dolayısıyla Rijkaard’ın yeni yapılanması, yeni bir sorumluluk yüklemeyecek Keita’nın omuzlarına; yapması gereken tek şey, eskiden ne yapıyorsa onu yapmak bir şekilde.
Fazladan bir futbolcu
Ve sonuncusu, belki de en önemlisi. 4-3-3 yapılanmasında hücumda aynı kanatta genelde en fazla üç tane futbolcu oynayabiliyordu Galatasaray’da. Diyelim ki sağdan atak yapıyorsa Galatasaray, Sabri Sarıoğlu, Keita ve sağ iç oyuncusu (Barış Özbek, Arda Turan, Elano ya da Mustafa Sarp) destekliyordu bu atağı.
Şimdi ise bu anlayış değişti. Gerekirse aynı kanada dört futbolcu atabiliyor Galatasaray artık. İki kanat oyuncusu (sağ kanattan konuşuyorsak Uğur Uçar ve Barış Özbek Orduspor ve Denizli Belediyespor maçlarında), orta göbeğin sağında oynayan futbolcu (Mustafa Sarp) ve santrforun arkasında oynayan forvet oyuncusu, yani Arda Turan. Kanada eskiye oranla bir fazla daha futbolcu atabilmek önemli.
Ancak bundan daha önemli bir şey daha var. Bek atağa kalkarken açık ona koridor açıyor artık. Oysaki kanattaki iki futbolcu birer piston gibi birbirlerinin yerine geçerek oynuyorlardı eskiden. Bu durumda kanadı kapatmak için orta göbeğin sağında oynayan hareketleniyor sağa.
Aktif alanda üç hücumcu
Böylece aktif alandaki üç futbolcusunu artık birbirine çok yakın bir kombinasyonda tutabiliyor Galatasaray. Oysaki eskiden aktif alanda iki, pasif alanda ise bir oyuncu vardı. Şimdi hem aktif alanda bir oyuncu daha fazla var, hem de takımın defansif kurgusunda bir zayıflık oluşmuyor. Görüldüğü gibi bu da çok önemli. (Bunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi algılayacağız birazdan.)
Ancak bundan daha önemli bir şey daha var. Galatasaray herhangi bir kanattan atağa kalktığı zaman rakip 18’e minimum üç oyuncuyu sistematik olarak atabiliyor yeni anlayışta. Santrfor ve diğer forvet oyuncusunun yanısıra öbür kanattaki futbolcu da hücum aksiyonun için de artık. Nitekim Denizli Belediyespor’a atılan beş golün üçünün iki kanat oyuncusundan gelmesi bir tesadüf değil.
Gollerin analizi
Son üç maçta attığı iki golü, hücum sağ kanatta olgunlaşırken ters bölgeye ustaca sızabilmesine borçlu Caner Erkin. Keza Barış Özbek. O da atak sol kanattan akarken rakip 18’de sağ direğin önündeki yerini almasına borçlu attığı iki golü. Yani doğru zamanda doğru yerde bulunduğu için gol attı Özbek, şanslı olduğu için değil.
Şimdi yeniden ilk başa dönelim, pas futboluna. Galatasaray ikinci yarıda da pas futbolu oynayacak. Ama bu kez topu çok daha hızlı dolaştıran bir Galatasaray izleyeceğiz hep birlikte. Çünkü kanatta (ve aslında top nerede oynanıyorsa orada) bir fazla futbolcusu var artık. O fazla futbolcu sayesinde Galatasaray 2-3 metrelik üçgenler kurmaya başladı, Barça misali topu çok hızlı döndürdüğü.
Elbette 2. Lig’de mücadele eden Denizli Belediyespor’a karşı yapılan pas trafiğinin istatistiki bir anlamı olmasa gerek fazla. Ancak yine de amacı oynamak değil, oynatmamak olan bir takıma karşı yapılan 548 isabetli pasta etkili bölgeye atılan bir fazla oyuncunun da etkisi olsa gerek bir şekilde.
Kanat vekısa paslaşma antrenmanları
Şimdi geliyoruz en kritik şeye. Antalya’da iki şey yaptı Galatasaray. Önce fizik yükleme yaptı, ardından da taktik antremanlara başladı takım. Bu antrenmanlarda, hatta maç sabahı yapılan taktik antrenmanlarda üzerinde durulan konu anlaşılmıştır herhalde: Beşli-altılı kanat kombinasyonları ve fazladan bir oyuncunun etkin bölgeye atılmasıyla hız kazanan kısa paslaşmalar.
3-0’lık Beşiktaş maçında sonraki söyleşisinde Baros’un attığı ikinci gol için antrenmanlarda çalıştıklarını söylediğinde korkmak gerektiği anlaşılmıştı Rijkaard’dan ve Galatasaray’dan. Şundan. Galatasaray gibi taç atışında bile setleri olan bir takımın antrenman programına önemli futbolcularının özel yeteneklerini de dahil etmesi pek sık rastlanır bir şey değildi bu topraklarda.
Ama sabah yapılan antrenmanda üzerinde durulan futbol felsefesi akşamki maçta üç gol üretiyorsa, demek ki direktörüyle bütünleşmiş bir takım söz konusu artık. Korkulması gereken de bu işte. Hem dönüşümün hem de korkunun kaynağı bu bütünleşme aslında
Nonda’nın dramı
Denizli Belediyespor maçında bu bütünleşmenin dışında kaldığı izlenimi veren tek bir insan vardı: Shabani Nonda.

Merhum Sadri Alışık’ın “Şakayla Karışık” adlı filminde canlandırdığı Ofsayt Osman gibiydi Nonda Denizli Belediyespor maçında. Hatırlayanlar çıkacaktır; filmin sonundaki mahkeme sahnesinde aklıyla değil, kalbiyle savunur kendini Ofsayt Osman.
“Hayat da bir futbol oyunu değil mi be” diye başlar savunmaya kendini Osman. Sonra da yürek burkan bir anlatışla sürdürür konuşmasını: “Söyleyin be… Allah rızası için söyleyin be…. Gene mi atamadım golü ha? Bu da mı gol değil be… Adaletine, insanlığına kurban olayım Hâkim Bey. Bu da mı gol değil?”
Filmde hâkim dayanamaz, göz yaşları içinde konuşur: “Gol be, gol.” Denizli Belediyespor maçında da seyirci dayanamadı Nonda’nın dramına, gözleri nemli haykırdı: “Nonda gol, gol, gol.”
Atamadı gol Nonda. Görünen o ki santrfor pozisyonu için en önemli dönüştürücüsünü bekliyor Galatasaray. Gözlerde ışık, kalplerde ümit.
Etiketler: Frank Rijkaard, Galatasaray


Merhaba sevgili Melih Ustam…
Ne demişti büyük usta Nazım
“Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
istanbul’da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.”
Nedendir bilmiyorum ama bu maç için beynime ve yüreğime ilk üşüşen düşünceler yukarıdaki şiirin mısralarını getirdi bana. Dayanamadım ve tüm Gayın-Sin dostlarıyla paylaşmak istedim.
Beni mutlu eden sadece skor değildi. Elbet 5 gol seyretmek keyif vermişti hepimiz gibi bana da ancak ; durmadan yeni fidanlar çıkartmak ve bunlar sahada oynarken henüz sahaya çıkalı birkaç yıl olmuş kendi bile daha taze fidan olan kaptanımızın gözlerindeki mutluluk pırıltısını görmek daha başka bir mutluluk olmalı.
Sevgilerimle
Işık TÜMER
(Merhaba Işık. Dün maçtan önce bazı dostlara 10-12 gol atabileceğimiz bir maç olabilir yorumunu yapmıştım. Aslında olabilirdi de. Eğer öyle olsaydı Emre Çolak gibi yeni ışıklar daha bir parlak görünürdü gözlere. Maçı seyretmeyip gollere bakanlar şanslı bir galibiyet aldığını düşünebilirler Galatasaray’ın. Ama çıplak gözler için dünkü maç çok parıltılıydı.
Bir de Galatasaray gerçekten çok farklı bir kulüp. Bir takım düşünelim ki maçtan önce penaltı olursa bunu en küçük futbolcunun atacağını kaptan bütün arkadaşlarına söylemiş. Takımın teknik direktörü neredeyse sevip okşayıp uğurluyor sahaya en küçük futbolcuyu. Ve o futbolcu iki gol atıyor o maçta. Tarifi mümkün değil Galatasaray’ın kendi futbolcusunu kendisinin yetiştirmesi geleneğinin yeni filizini sahada görmenin yarattığı sevinç. Sevgi ve dostlukla. Melih)
Melih ağabey selam, Lig Radyo’da her çarşamba, ileriki yıllarda Galatasaray’ın orta üçlüsünün çift yönlü oyuncularla dolması gerektiğini söylüyordum. Emre Çolak, Lucas Biglia, Murat Ceylan gibi oyuncularla GS, Rijkaard’ın istediği futbola daha yatkın bir takım olur kanımca. Her hafta Emre’nin oynaması gerektiğini belirtiyordum ama futbol üstadı onun oynaması için oluşan en uygun koşulda onu oyuna sokuverdi. (Ne Kadıköy stadında bir derbide ne de Gençlerbirliği gibi şampiyonluk maçında kurtarıcı olarak) Emre’nin gollerinden sonra kulübedeki gol sevincini Dos Santos, Bojan gol attığında Camp Nou’da görüyorduk. Rijkaard ve Neeskens Emre için çok büyük fırsat, dilerim ki Emre bu şansı çok iyi kullanır. Arda’nın duran topta ve penaltıda topu Emre’ye verişi bana Arda’nın ileride çok iyi bir teknik direktör olacağı izlenimini verdi. Terim döneminden bu yana alttan bir isim yavaş yavaş oynatılarak bu takıma bilinçli bir şekilde kazandırılmamıştı. Bunun sinyallerini de bu akşam aldık futbol sanatçısından.
(Uras selam. Emre Çolak ortak bir çalışmanın ürünü olarak sürüldü sahaya. Bildiğin gibi Emre Çolak A2 takımına geri döndüğünde iki kez kasti faulden iki kırmızı kart görmüş, yanılmıyorsam 6 maç ceza almıştı. Yani ortada ciddi bir disiplin sorunu vardı. Bu nedenle bir ders alması için tam bir ay boyunca tek başına antrenmanlara çıkarıldı Çolak. Dolayısıyla iyi futbolcu olmanın yolunun disiplinten geçtiğini acı biçimde öğrenmiş oldu takımdan ayrı kalarak. Bunun yanısıra her gün antrenmandan sonra bir saat kuvvet idmanına tabi tutuldu. Sonunda da Pazar günü sahaya sürüldü.
Neeskens’in açıklamasında, maçın 3-0 olmasının da önemli olduğu belirtildi Çolak’ı sahaya sürmek için. Bunlar küçük ama çok önemli detaylar. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
Seçilmişlik!
Dağınık zaferler yaşamıştı Galatasaray!
1989′da Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finali ve sonrası… bir sessizlik,
1992 yılı Karl H.Feldkamp ile Türkiye’de 4 kupa ve sonra…. yine sessizlik,
1996/2000 yılları Fatih Terim ile 4 yıl üst üste şampiyonluk Türkiye’de, UEFA Kupası, Süper Kupa ve sonrası… çok daha derin bir sessizlik..
Frank E. Rijkaard bir futbol düşkünü/düşünürüydü. Barcelona’da deyim yerindeyse tüm egolarına ulaşmıştı. Gözlüklerini takmış futbol üzerinde hattatlık yapmaya başlamıştı.
Bir zaman sonra önüne Galatasaray ismini koydular. Hattat, gülümsedi bıyık altından önce. Çünkü artık O sadece İŞLENMEYE DEĞER dinamiklere şekil/biçim veriyordu. Belki önemsemedi ilkin. Ama çok evvelden de bu isim kafasındaydı hep. O ki, Milan ile Real Madrid’i 5-0 yenip finale çıkarken, kıtanın doğusunda Staua Bucharest ile final için kapışan takımdı bu 1989′un baharında.
Hattat, diğer zaman diliminde yine hatırladı bu ismi. 2000 yılında Hollanda ile Dünya Futboluna açıldığında, Avrupa’da Real Madrid’i yenip çifte kupa kazanan takım yine aynı isimdi; Galatasaray.
Bu ”öylesine sıradan bir kulüp değildir” dedi, içinden. Olamazdı da. Başarı için sürekli uğraşan, bir süre yakalayıp sonra tekrar elinden kaçıran bir kulüp vardı karşısında.
Hattat, BU TAKIMI İŞLEYİP, ELDE ETTİĞİNİ KAYBETMEMEYİ VE KALICI KILMAYI öğretebileceğini düşündü bir süre ve sonrasında kararını verdi; Galatasaray İŞLENMEYE DEĞER bir kulüptür.
Bazı aşklara geç kavuşulur. Oysa, kavuştuğunda anlarsın ki ”zamanda” her şey yerli yerindedir. Geç/erken kavramı yoktur.
Ama bir gün bu takımın adı hep şöyle anılacak;
Frank Edmundo Rijkaard’ın Galatasaray’ı…
Size ve tüm Galatasaraylı’lara sonsuz seviler Melih Abi.
(Erdal Kardeş. Emin ol Pazar günü Rijkaard’la Galatasaray’ı bağlayan bir bağ daha belirgin hale geldi. Altyapının değerini bilme o bağın adı. Biliyorsun Rijkaard Ajax ve Barça gibi altyapı ekollerinin ürünü. Altyapıdan gelen bir futbolcunun A takıma çıkmasının ne demek olduğunu dünyada en iyi anlayacak üç teknik direktörden birisi halen, Cruijff ve Pep dışında. Bu anlamda aralarındaki bağ daha da kuvvetlendi Pazar gününden sonra Rijkaard’la Galatasaray arasındaki. Seni dostlukla selamlıyorum. Melih)
Küçük küçük adımların birbirine eklenip iz bırakan bir farklılığa evrildiği bir sürece tanık oluyoruz.
Yeni bir üslup ediniyor, karakter kazanıyor GS.
Kendine has stili, kurgusu olan yeni bir GS’ın ayak seslerini giderek daha fazla duyuyoruz.
Caner her haliyle bu özel makinanın önemli bir dişlisi olacağını gösteriyor.
Müthiş özgüvenini takım kollektivizmi içinde eritmesi biraz zaman alacak sanki.
Henüz bireyselliğin çıkmaz sokağından kendini tümüyle kurtaramamış oluşunu kendini kanıtlama güdüsüne bağlıyorum.
Aşacaktır.
Hele önünde Kewell gibi bir örnek varken.
E.Çolak.
Yeteneği fiziğinin önünde bir başka alt yapı ürünü daha.
Yeni yapılanan alt yapıdan artık üst düzey fiziki mücadelede kora kor var olabilecek ürünler bekliyoruz.
Emre bu geçişi yapabilecek mi göreceğiz.
Zaman istediği açık.
Heveslenmek için erken.
Uğur’un genel beklentiyi gerçekleştirebileceği konusunda tereddütlüyüm.
Bu haliyle Sabri’yi zorlaması zor.
Yedeklemesi için bile yeterliliği konusunda bizleri ikna etmek için bugünden daha fazlasını verebilmeli.
Ayhan muhtemelen projenin omurgasında yer bulmayacaktır bundan böyle.
Servet’i L. Neill sonrası tekrar görmemiz gerek. Ama L. Neill’in partneri M. Topal olursa şaşırmam.
Top ayağındayken topla vücudunun açısını ayarlayamayışının top kullanma seçeneğini teke düşürmesi kolay kestirilebilir ve perdelenebilir kılıyor ve dikine isabetli pas kullanma imkanını yok ediyor.
İlginç bir kekemeliği var topla buluştuğunda.
Şayet elinizde bir stratejiniz varsa ve
başta beşeri olamak üzere kaynaklarınızla uyumluysa günlük bireysel hataları tolere edebilirsiniz.
Fazla saptırmaz sizi hedefinizden.
Bu çerçevede GS bünyesindeki oyunculardan gidişata uyum sağlayamayıp elimine olacaklar fazla handikap olmayacaktır.
Kendini aşıp yeni oluşuma uyarlayıp sınıf atlayacaklar telafi edecektir geride kalanların yarattığı boşluğu..
G.Birliği ile bir oyuncu trafiği oluşmuşken Mustafa Pekdemek’in takıma kazandırılması iyi olur.
Kendi jenerasyonunun en ciddi forvet potansiyeline FR ve ekibinin elinin değmesi sihirli bir etki yaratabilir.
(Üstad selam. Aslında uzun ve değişik iki açılımda bulunmuştum yazınızla ilgili. Birisi Ayhan Akman’la ilgili, diğeri ise genel. Ama uçtu bir biçimde. Sonra yeniden yazmayı deneyeceğim. Görüşmek üzere saygılar ve sevgiler. Melih)
Melih Bey selamlar,
Bugün muhtemelen birçok kişi değişik gazetelerde ve spor kanallarında maçla ilgili değişik yazılar veya yorumlar gözlerine ilişmiştir. Yapılan yorumların ortak noktası ; GS ile Denizli Bld arasındaki güç farkı , Ali Sami Yen’de oynamanın verdiği avantaj , rakibin ayaklarının tiremesi gibi sıradan ve birbirinin aynı yorumlar duyacaklardır ve duyduk da. Ama bunca yazarın unuttuğu , atladığı bir nokta var o ise ; GS kupada ilk defa kendisine göre bu kadar zayıf rakip ile oynamıyor. Daha önce oynadığı maçları ve bir de dün akşamki maçı aynı anda bir daha izlemelerini öneririm. İkisi arasındaki fark nedir, nacizane kendi açımdan,
1. GS topçuları rakibine saygı gösterek oynadı. Rakibin gücünün farkında olarak , onu hiç bir zaman rencide etmeyerek ama her defasında bir gol daha atmak isteyerek yaptı bunu.
2. Bu tip maçlarda genel özellik şudur. Futbolcuların dripling futbolu oynamak istemeleri. Evet rakip ne kadar zayıf olursa olsun dün akşam F. Rijkaard’ın öğrencileri pas vermeyi, yardımlaşmayı denediler alan daraltmayı, yani alıştıkrı ya da öğtrenmeye çalıştıkları şeyi yapmaya devam ettiler.
Bundan dolayı önce teknik kadromuza, sonra futbolculara ayrı ayrı teşekkür ederim.
Saygı ve sevgilerimle.
(Selamlar. Esasında Arda Turan Orduspor maçından sonraki açıklamasında durumu ifade etmişti. Centilmenlik yaparak tempoyu düşürdük dedi. Gerçekten de Galatasaray zaman zaman tempoyu düşürdü ama hiçbir zaman rakibiyle dalga geçmedi. Güç gösterisinde bulunmadı. Rijkaard’ın başında olduğu bir takımda taktik disiplinden ödün verilmesi akla bile getirelemez. Bence bu açıdan da güzel bir sınav verdi Galatasaray. Görüşmek üzere saygılar sunuyorum. Melih)
Denizli Belediye maçında gözüme takılanlar..
* Artık duran topların başında çoğunlukla Elano’yu görmek bu konuda bir üst basamak. Duran top organizasyonunda seçeneklerin artması güzel. Verimlilik artışı olarak geri dönmesini ummak istiyoruz.
Artık Elano frikik golleri görmek istiyoruz.
*Arda ve Elano birlikte oynar mı sorusu yavaş yavaş cevap bulacak sanki. Creative kapasitesi artmış bir GS adına bekliyoruz sabırla.
*Uğur bir tarafta, H.Balta diğer tarafta olunca kanatlarda çoğalma sıkıntısı yaşamak kaçınılmaz. Sabri ve/veya Caner’i arıyor gönlümüz savunma kanatlarında.
*Nonda en az üç pozisyonda çok daha uygun gole yakın pas alternatifi varken şut tercihi yaptı. Sonuç sıfır. Bireysellik virüsünün hala bünyeden sökülüp atılamamış olması endişe verici.
Bir küçük not da basketbol takımı sponsorluğu üzerine.
Ana ve üst markası Ülker’e FB’ye uygun bulmuş bir sponsorun Cafe Crown alt markasıyla bütünleşmek üstelik bu operasyonda Ülker’in FB’ye verdiği yıllık 12.5 milyon dolar katkının üçte biri bedele razı olmayı kabul edilemez ve sürdürülemez buluyorum.
Herhalde bu durumda Ülker’in dışında daha getirili veya kabul edilebilir bir sponsor bulunabilir en azından gelecek sezonlar için.
Veya bir başka müessese takımıyla birleşme düşünülebilir.
Ama her şekilde GS markasının FB markası kadar etmediğini varsayan bir partner reddedilmelidir.
Bu ne ticari olarak ne de psikolojik olarak kabul edilemez.
Basketbolda rekebetçi olunacaksa bugünün tercihini sorgulamalı ve alternatifini üretebilmeli GS.
(Üstad selamlar. Galatasaray yıllarca süren kötü yönetimin (finansal kriz, yönetim kalitesi, vs.) sonuçlarını ödüyor basketbolda ve basketbolda da. Belli ki bir süre daha ödeyecek bunu. Ama sanırım makas hızla değişmeye başlıyor. Bu sene her anlamda bir Galatasaray sezonu olmaya aday. Bu da tüm sponsorluklarda kulübün elini güçlendirecek. Görüşmek üzere sevgiler sunuyorum. Melih)
Melih abi selamlar,
Maçın özeti aslında genç yıldız Emre Çolak’tı. Altın harfler ile yazdırdı ismini skor tablosuna. Gençti çevikti, spikerin de dediği gibi tarzı Arda Turan’ı anımsatıyor, boş alanlara atabildiği en güzel topları atmaya çalışıyordu. İlk şansı gelmişti, penaltıyı o kullanacaktı. Geldi ve kaleciyi ters köşeye yatırdı. Durumu 4-1 yapan golü atıyordu. Belki kolay bir goldü, ancak Galatasaraylı futbolcuların penaltıyı kullanmak üzere onu topun başına göndermesi genç oyuncunun özgüveni açısından önemli bir şeydi bana göre. O golden tam 3 dakika sonra ceza sahasının sağ çaprazından kendi çabası ile bir frikik kazandırdı Galatasaray’a. Topun başında ilk anda üç kişi duruyordu. Sonra iki kişi ayrıldı o bölgeden. Ben şahsen atacağına pek inanmamıştım doğruyu söylemek gerekirse. Sol ayağının içi ile topa vurdu. Barajdan bir oyuncunun kafasına çarpan top ters falso alıp kalecinin üzerinden ağlarla buluştu. Harika bir goldü. Kaleci, ters ayağı üzerinde yakalanınca topu tutamadı. Biraz da olsa şansın yardımı vardı ancak genç oyuncu için çok önemli bir goldü. Golden sonraki sevinci de görülmeye değerdi. Arda Turan onu kucağına almış havaya kaldırıyordu ve bütün tribünler ve izleyenler Galatasaray adına çok mutluydu. Emre Çolak maçın skorunu belirleyen golü atıyordu ve geleceğin sinyallerini veriyordu.
Galatasaray’ın ne kadar büyük bir altyapısının olduğu da zaten bu örnek ile çok açık şekilde anlaşılıyor. Gelecek için en iyi şekilde futbolcu yetiştiriyor ve onları futbola kazandırıyor.
(Umut selamlar. Emre Çolak’ın çıkıp gol atmasının ve takımın onu sahiplenmesinin yarattığı en pozitif etki aslında geleceğin yıldızların Galatasaray’a bakış açısını değiştirmek ya da etkilemek oldu sanırım. Çünkü henüz 18 yaşındaki bir futbolcunun A takımla maça çıkıp penaltı noktasına gönderilmesi inanılmaz önemli bir mesaj yıldız adayları için. Şu andan sonra bütün yıldız adayları Çolak’ın yerine kendilerini koyacaklar ve burunlarının ucunu Galatasaray’a çevirecekler. Kimse hiçbir zaman oynayamayacağı bir takıma gitmek istemez açıkça, o takımı tutuyor olsa bile. Sevgilerimle. Melih)
http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=37404
Melih Abi bu yazı Hrant Dink’le ilgili İbrahim Altınsay’ın bir yazısı. Bilmiyorum, bu site için fazla siyasi de bulabilirsin, ama bir futbol yazısı. Bir 19 ocak günü onu tekrar hatırlamamız gerekiyor diye düşündüm.
(Koray selamlar. İbrahim’in yazısı başımızın üstüne. Paylaşım için çok sağol. Sevgiler. Melih)
GS’ın Orduspor maçından daha iyi oynadığı kesindi bu maçta. Bunun nedenlerini aramaya gerek yok. Hem Orduspor daha iyi bir takım, Hem maçı Ali Sami Yen’de oynuyoruz. Bu maçtan çıkarılması gereken derslere gelirsek.
Öncelikle, Denizli Belediye bile GS’a önde basmaya çalıştı. Bu senaryoyu bu sene tüm lig maçlarımızda göreceğimizin işaretidir bu. Bu yüzden umarım Lucas geriden oyun kurmakta ilaç olur bize.
Kadro 4-4-1-1 mi oynadı? Yoksa 4-3-3 mü oynadı da Arda 3′lünün arkasında serbest adamdı tam çözemedim. Ama takımın ya devre arası yüklemeden dolayı ya da başka sebebten bilemediğim şekilde çok ağır olduğunu gördüm. Topu aldıktan sonra pası hazırlamak, pası atmak saatler geçiyor gibiydi. Paslarımızı daha çok hızlandırmamız gerektiği kesin. Bunun içinde en kolayı, Elano’nun yaptığı gibi, top ayağına geldiği an, en yakınındaki boş adama, hemen pası çıkarmakta yatıyor aslında.
Emre Çolak kuşkusuz iyi kumaşı olan bir oyuncu. Bir kere, her iki ayağını kullanabilen bir oyuncu. Ama 2 lig takımına karşı oynana bir oyundaki (üstelik durum 3-0 iken girdi) performansını devleştirip aşırı sevinmek ve onu övmek, gene iyi olmayacak gibime geliyor. Bu satırların sahibi, devre arası kamp esnası da bunu demişti. Çünkü en nihayetinde bahsettiğimiz oyuncu, Türk oyuncusu. Ailesi, eşi, dostu, futbolu bileni bilmeyeni onun büyük topçu olduğunu gene ona söyleyecek çocuğu havaya sokacak. -Sonucu ne olur- derseniz, A takımdan A2′ye gönderildikten sonra A2 de gördüğü 2 kırmızı kart biraz ipucu veriyor. Emre’nin ilk yapacağı şey, A2 ve A takımdaki hocaları dışında kimsenin dediklerine kulak asmamalı. Takımının anahtarı değil parçası olduğunu bilerek hareket etmeli. Bunun dışında, Arda gibi, topla rakibin arasına girecek fizik gücü hala yok, fiziğini güçlendirmeli. Bunun için A takımla beraber çıkacağı antrenmanlar onun için büyük şans olacaktır. Çünkü sonuçta, A2 takımında kendisi gibi fiziki yeterlilikleri olan oyuncular arasında oynuyor. O maçlarda kendini yeterli gibi görürse buna kanmamalı. Yaşının genç olduğunu sanamsın aslında artık genç değil. Bu yaşa kadar öğrenmiş olmalı, futbolun matematiğini. Artık pozisyon bilgisinin ve tekniğinin dışında kalan özelliklerini geliştirmeli ek antrenman yapmalı, (Hagi dünyanın en iyi topa vuran adamlarındandı ama her antrenmandan sonra frikik ve orta çalışırdı. Fazıl Say dünyanın en iyi piyanistlerinden biri ama her gün 5 saat pratik yapıyor). Bunlar aklında olmalı. İnşallah Emre Bizim için kazanılmış bir yetenek olur. Ama alt yapıdan her gelen oyuncumuzun dünya starı olduğu asparagasından kurtulması lazım GS taraftarının. Zaten biz bu asparagasa devam etsek de Reijkaard gibi bir usta bunları amiyane tabirle yemeyecektir.
Savunmaya gelirsek Neill transferi iyi oldu kanaatindeyim. Çünkü GS futbol takımında Song’dan beri savunmanın beyni olabilecek savunma aklı pozisyon bilgisi olan bir oyuncu yoktu. Neill’in varlığı Emre Güngör’e de iyi gelecektir. Hatırlarsanız Emre GS’da en iyi dönemini Song zamanı yaşamıştı. Oradan çok şey öğrenmiş olabilir ve Neill’den de çok şey öğrenecektir. Nedense bir çok sakatlığına rağmen Emre’den vazgeçmiyor şu gönlüm.
Savunma demişken. Bu sene bir şekilde böyle gececek ama savunmanın beyni Servet’ken daha çok sorun yaşayan GS savunmasında Neill’ile bir daha deneyecektir Reijkaard. Eğer düşündüğü gibi olmazsa Servet’i de gönderecek diye düşünmeye başladım. Yapılan transferleri gördükçe, önümüzdeki sene Arda ve Servet’in aramızda olmayacağını düşünmeye başladım. Reijkaard elindeki ürünü deforme etmek istemiyor fiyatını reel tutmak ve sene sonunda göndermek niyetinde gibi sezinliyorum. Arda giderse sol açıkda Kewell ve Caner oynayabilir. Ortada zaten Elano hazırlanıyor ve bir transfer daha olacaktır. Servet’in gidişi sonrası olası bir Ali Turan transferi ile bunun da çözüleceğini düşünüyorum.
Velhasıl kelam, GS bu maçta ağırdı ama oyununu hızlandıracak olan etkenler sahada yoktu. (Nonda vardı en azından.) “GS’ın hocası olsam GS’ın ilk 11′inde sağlam olduğu sürece Nonda O y n a m a l ı. Reijkaard bunu nasıl göremiyor” diyen, milli takım hocalığına aday, ülkenin en iyi futbol yorumcusu (?) denilen futbol alimine selamlar olsun…
(Selamlar. Sanırım Rıdvan Dilmen’i kastediyorsun futbol alimi derken.
Ben açıkça yapılan transfer hamlelerinin bir dahaki yıl Servet Çetin ve Arda Turan’ın oylayacağı anlamına gelmediğini düşünüyorum. Özellikle iki sezondan bu yana defansta ciddi bir sakatlık sıkıntısı çektiğimizi düşünürsek ve Emre Aşık’ın yaşını, Ali Turan’ın Galatasaray’ın defansını derinleştireceğini söyleyebiliriz.
Aslında dediğin gibi Galatasaray’ın oynadığı 4-4-1-1′le 4-3-3 arasında büyük fark yok. Çünkü hücumda üçlü yapıya dönüşüyor atak. Durum biraz defansta değişiyor iki taktik diziliş arasında. Sanırım ilerleyen dönemde daha fazla konuşacağız bu konuda. Görüşmek üzere. Melih)
Merhaba Melih Abi, yazılarını severek okuyorum ve ilk kez bugün bir yorum yapmak istedim. Emre Çolak hakkında birşeyler yazmak istiyorum. Attığı goller veya verdiği paslarla ilgili değil söyleyeceklerim. Bugüne kadar a takımda birçok gence şans verildi Aydın olsun İrfan olsun Oğuz Sabankay olsun hatta yenilerden Serdar olsun. Emre’nin bence diğerlerinden en büyük farkı sahada kendini diğerlerine göstererek top almaya çalışması, diğer gençlerimiz başkalarının onları görmesini bekliyor sanki bununda nedeni belki özgüven eksikliği. Bence Serdar da bir an önce oyuna daha fazla katılmalı yoksa onun için de geç kalınacağından korkuyorum…
(Selamlar Ali. sana da hoşgeldin diyorum Gayın-Sin’e. Aslında önemli bir şey demişsin. Emre Çolak koşarak top oynayan birisi. Bunun nedeni de klasik bir orta saha futbolcusu olması. O bölgede sürekli bayrak gösteriyor. Örnek verdiğin Serdar Eylik ise bir kanat oyuncusu olduğu için daha edilgin bu konuda. Bu arada senin bu mesajı yayınlamayı geciktirdiğim için Serdar Eylik’in Orduspor’a verilmesini atlamış olduk. Sevgilerimle. Melih)
Merhabalar, bu uzun zamandır yoğun bir biçimde takip ettiğim ve düşüncelerimi daha önce paylaşmamış olduğum için heyecanına kendi dünyamda ortak olduğum Gayın-Sin’e gönderdiğim ilk mesaj. Önceki maçlar hakkında yazmış olduklarınızı zevkle okudum, futbola olan – siz basketbol bakış açısı diyorsunuz – ama ben sosyal bilimci bakış açısı diyeceğim bakış açınıza saygı duyuyorum. Analizleriniz çerçevesinde sunmuş olduğunuz yöntem, sezon başından beri gönüllü bir endoktirinasyon sürecinden geçmeme neden oldu. Denizli Belediyespor maçının ardından kısaca noktaya değinmek istedim.
Bunlardan ilki maçla ilgili. Denizli Belediye maçından birgün önce Barcelona – Sevilla maçı vardı televizyonda. Maçın ikinci yarısını izleyebildim. Birgün sonra Galatasaray’ı ilk defa – hız açısından belirgin bir fark olsa da – Barça’nın oynadığı futbola bu kadar yakın bir oyun oynarken izledim. Genelde futbol analizleri yapılırken saha üç bölgeye ayrılıyor ve büyük takımlardan oyunu sürekli olarak üçüncü bölgeye taşıması bekleniyor. Söz konusu Barcelona olunca sanırım bu sayıyı 4′e ya da 5′e yükseltmek gerek, çünkü Barça oyunu bu bölgelerin son ikisinde oynuyor ve bunu kaos futboluyla değil pas futboluyla yapıyor. Pazar günkü Galatasaray’da Denizli Belediye karşısında – tabii ki bunu henüz Sevilla karşısında yapabilecek seviyede değil henüz – pozisyonlarını genelde 3. bölge denilen alanın ortasından da ilerde pas yaparak buldu. Umarım sezonun ikinci yarısında bu anlayışın tatbiki açısından her maç üste koyan bir Galatasaray izleriz. Devre arasındaki kondisyon eklemesinin bu açıdan faydalı olacağına inanıyorum.
İkinci olarak değinmek istediğim husus, yazınızda değinmiş olduğunuz saha içindeki dağılım meselesi hakkında. Rijkaard’ın devre arasında zaman zaman 4-4-2′yi denedik demesine şaşırmıştım. Ancak siz bu analizinizle meseleyi gözümde oldukça açık bir hale getirdiniz. 4-4-1-1′e dönüşün takım hücumdayken sürekli olarak aktif ve diğer alanlarda fazladan bir kişi bulundurma avantajını pas futboluyla nasıl birleştirdiğini ortaya koydunuz. Bu söylediklerinizden yola çıkarak küçük bir ekleme yapmak mümkün sanırım. Şöyle ki, dizilişteki bu değişimin getirdiği fazladan bir oyuncuyu aktif alan içinde bulundurma avantajı, takımın hücumdan defansa geçişte yaşadığı problemlerin giderilmesi açısından da takımın total futbol anlayışına katkıda bulunacaktır. Örneklerden yola çıkarak bu iddiayı (belki de temenniyi) somutlamaktan şimdilik uzağım, ancak sezgisel olarak bu dönüşümün oyunun iki yönü de hesaba katılarak gerçekleştirildiğini varsayabileceğimiz kanısındayım.
Böylesine bir futbol filozofu olan bir teknik adama sahip olduğumuz için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Futbolu hem bir sistem yani soyut ilkeler bütünü olarak düşünecek; hem de bu ilkeleri dogma haline getirmeden, bu ilkelerin temelinde yatan rasyonallikleri koşullara uygun bir biçimde esneterek uygulama kabiliyetine sahip olacaksın. (4-3-3′ten 4-4-1-1′e geçiş tam da budur, 4-3-3 şeklinde dizilerek hedeflenen oyunu oynamak için dizilişi mevcut oyuncuların özelliklerine vb. koşullar uyarınca yeniden kodlamaktır. Bu açıdan bakıldığında bu iki diziliş birbirine karşıt değil birbiri ile özdeş görünmektedirler.) Bu gerçekten her filozoftan beklenebilecek bir özellik değildir. Herkese selamlar…
(Selamlar. Gayın-Sin’de sizin gibi siyaset bilimi ve felsefe üzerinde çalışan birini (daha) görmek çok güzel. Hoşgeldiniz.
Öncelikle özenli Türkçeniz, bundan da önemlisi yeni taktik dizilişin takımın hücum gücünü çeşitlemesinin yanısıra (kanat ve merkez) defansif kurgulamayı da güçlendireceği yolundaki öngörünüz için teşekkürler. Hücum gücünde sözün Barça’ya gelmesi de çok şaşırtmadı beni. Açıkça bu yıl Trabzonspor maçıyla birlikte hafif Barça tadı aldığım tek maçtı Belediyespor karşılaşması. Ayrıca 4-3-3′le Galatasaray’ın oynadığı 4-4-1-1 arasında ciddi paralelliklerin bulunması yolundaki saptamanız için teşekkürler. Yeniden görürüz inşallah sizi buralarda. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi kritik bir kaç sorum olacak. Kewell oynadığı zaman sistem bu şekilde mi olacak? Caner’e yer var mı? Yoksa başka taktik varyasyonlar olabilir mi? Bu dizilişte ısrarcı mı olmalıyız acaba? Elano’nun ofansif yönünden pek faydalanamıyor olabilir miyiz bu dizilişte. İyi sabahlar dilerim…
(İyi sabahlar Ozan, güzel ve kritik sorular. Kewell girince 4-3-3′e dönebilir Rijkaard. Bunu kestiremiyorum açıkça. Ya da Caner Erkin’le Kewell’u dönüşümlü kullanarak 4-4-1-1′e devam edebilir. Bunu sonra göreceğiz.
Bence bu diziliş 4-3-3′ten daha verimli yapacak Galatasaray’ı. Çünkü hem hücum gücünü artırıyor, kanatların yanısıra merkezden de kuvvetli gelecek Galatasaray. Hem de defansif yönünü kuvvetlendirecek. Çünkü her an sekiz oyuncu doğrudan defans kurgusunun içinde bu sistemde. Aslında Elano’nun ofansif yönünü çok etkilemez bu durum. Tam tersine en geriden uzun ve ters toplarla karşı takımı komaya sokabilir. Hele ki o takım defansını öne çıkarıp Galatasaray’ı ileride basmak istiyorsa. Tabi bunun için hızlı bir forvetin gereklilği meselesine geliyoruz, ki bu da Nonda değil tabi. Görüşmek üzere. Sevgiler. Melih)
Melih Abi merhabalar,
4-4-2 dizilişiyle oynadığımızda kanatlardan daha etkili geldiğimize katılıyorum. Bunun yanında Arda’nın hücum alanında serbest dolaşımı da ekstra bir oyuncu ve fırsat sağlıyor kesinlikle.
Ancak sanırım Rijkaard bu sistemi yalnızca Keita’nın olmadığı maçlarda kullanmak niyetinde. Ben Kanaltürk’teki röportajından bu anlamı çıkardım. Röportajın linkini de vereyim, Rijkaard’ın Reha Muhtar’ı kilitlediği anları kaçıranlar izleme şansı bulur:
http://www.kanalturk.com.tr/video/?vId=canli
(spor başlığında: Rijkaard ilk kez canlı yayında!)
Bir de sanırım bir süre daha bu dizilişle devam edersek, Topal’ın ortaya gelmesiyle Elano’yu sağda Barış’ın yerine görebiliriz. Asıl mevkisi göbek olmakla beraber, 4-3-3′ün sağından çok 4-4-2′nin sağına uygun olduğunu düşünmüşümdür hep.
Saygılarımla.
(Kadir selamlar. Seyretmemiştim programı. Paylaşımın için sağol. Seyredeceğim. Elano’nun 4-4-1-1′in kanat futbolcusu olduğunu pek düşünmüyorum. Ama bunu da sonra göreceğiz. Sevgilerimle. Melih)
selamlar
melih abicim bir sorum var?
tamam güzel anlatmıssın bunu ordu macı sonrası sıklıkla dile de getirdi rijkaard 4 4 2 yada 1 1 kurgusunu da kullanıyor olmamız güzel dedi aynı anda
merak ediyorum acaba bu bir geri adım mıdır?
cünkü onca anlatıldı edildi söyle iyi böyle güzel yeni 4 3 3 sistemi die fakat ben bu takımı basarılı olarak izlediğim ve seyrettigim her dönemde bu takım ortasahası ile rakibini büyüleyen bir takımken hep 4 4 2 sisteminde yada terimin deyimiyle 6 lı orta saha misali bir oyun sablonunda seyir zevkini de veren bir takımdı
yani velhasıl kelam bildiginiz eziyet cektim bir ilk yarı boyunca 4 3 3 sistemini kaldırabilen bir ortasaha profili yoktu elimizde sizede sordugumda rijkaardın bir bildigi vardır dediniz hatta
simdi görüyorumki hakikaten var bir bildigi ki
fazladan bir adamı 1 devre sonunda akıl edebildik
bence biz buna mecburduk zaten baska sekilde basarıdan ziyade oturmamıs sistemin sancılarını rakibin deli sacması ataklarında gelen abuk sabuk sans golleri ile eskisehir macı mesela acı acı görüyorduk
inş 4 3 3 ü daha sonrası icin elimizdeki ortasaha oyuncularının top alıp oyun kurdugu baska baharlarda izleriz aslantepede mesela:)
cünkü ortsaha diye birsey özellikle oyun kurdugumuzda yok bu takımda suanda o 500 pasın 200 ü servet leo franco topal ücgeni diyebilirizde yanlıs anlasılmasın ancak özelikle böylesine pis bir savasın ortasında iken rakibimiz havadan hakem hediyesi 10 puan almısken ilk yarıda
2. golü atamamın vermiş oldugu sancıları yasamak istemiyorumm ilk yarı biz oyunu kuralım diye yorulduk birazda bozup gücümüzü rakip sahada seri paslarla gösterelim bakalım neler olacak ben umutluyum
(Fatih selam. Başka yorumlarda bölük pörçük de yanıt verdim ama 4-3-3′ten 4-4-1-1′e dönmek asla bir geri dönüş değil. 4-4-1-1′i savunması daha kuvvetlendirilmiş bir 4-3-3 olarak görmek mümkün. Bazı maçlarda her iki taktik varyantı da iyi oynayabilen bir takım göreceğiz ikinci yarıda. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi günaydın.

Dün gece Lucas Neill’in ilk ropörtajını syrettim GS TV’de. İnanılmaz mutlu oldum. Ne kadar karakterli,alçakgönüllü bir insanmış.Her türlü soruya en samimi cevaplarını verdi.Daha ilk röportajında söyledikleri;
1.Galatasaray’a çok uzun yıllar hizmet etmek isterim,
2.Yaşım 31 ama, Rijkaard’dan öğreneceğim çok şey var ve ilk antreman için sabırsızlanıyorum. (Burada Rijkaard’a duyduğu müthiş saygıyı da dile getiriyor)
3.Kendisine yapılan iltifatları görünce söylediği tek şey; ”çok çalışıp Galatasaray’a katkı yapacağım ve takımın bir parçası olmaya çalışacağım” oldu.
Nacizane düşüncem; Lucas Neill 31 yaşındaki bir profesyonelden çok, sanki futbola yeni başlamış bir futbolcu kadar heyecanlı.Bu da hep hedefler için yürüyen Galatasarayımız’ın ne kadar iyi bir transfer yaptığının belgesidir.
Dünkü ropörtajda satır arasında, bizim burada paylaştığımız konu da geldi gündeme;
-Popescu/Hagi,
-Neill/Kewell
Bu göndermeyi Neill’in transferinin hemen akabinde sitemizde yapmıştık zaten
Bu arada Nokta Atıcımız Haldun Üstünel’in Neill’le beraber gelmemesi hepimizi heyecenlandırıyor yeni bir sevinç patlaması için
Sevgi ve saygılar.
Melih abi selamlar,
Denizli belediye’nin ciddi bir rakip olarak degerlendirilmemesi gerektigi konusunda hemfikirim ama bundan bir kac ay once oynadigimiz Buca macini da hatirlayalim lutfen. Yine bir ikinci lig ekibine yenilmekten sans eseri kurtulmustuk.
Bence esas onumuzdeki Ankaragucu maci, tam anlamiyla iyi bir sinav olacak. O maci sabirsizlikla bekliyorum. Ligin ilk yarisinda iyi baslamis oldugumuz , pek cok gol kacirdigimiz bir macta, inanilmaz bir sekilde 8 dakikada 3 gol yiyerek, farkli bir sekilde yenilmistik . O mac GS’nin cikisinin durdugu macti, insallah bu Ankaragucu maci’da GS’imizin tekrar cikisa gectigi mac olacak.
Iyi calismalar,
Melih abi merhabalar,
Öncelikle bu güzel maç yazısı için teşekkürler.
Eski açık kombinem olmasına rağmen bu maçı biraz daha rahat izlemek için Kapalı alt tribünü seçtim. Daha bir zevkli oldu maç, ilk yarı Hakan ve Caner’in bindirmelerini ikinci yarı ise Uğur ve Barış’ı daha iyi izleme fırsatı buldum.
Emre Çolak’tan çok şeyler beklemek için biraz erken olduğunu düşünüyorum. Ama tekniği ve oyunu hareketlendirmesi, aldığı topları ezmemesi çok çok iyi. Fizik olarak biraz zayıf sadece zaten onu da ekstra çalışarak kapatmaya çalışıyor. FR’nin Emre’yi A2′ye göndermesinin temel nedeni budur kanımca.
Karşımızdaki rakip ile siklet farkının olması bizim oyunumuzu sahaya daha rahat yansıtmamızı sağladığı görüşündeyim.
Taraftarımız içinde bir paragraf; soğuk ve yağışlı hava, rakip 2.Ligden, açık kanaldan (TRT) canlı yayın var, fakat numaralı tribün hariç (kapalı üst tribünü göremedim.
) stad epey doluydu.
Antep maçından sonra da görüşmek ümidiyle, Sevgiyle kalın.
Melih ERTAN
P.S: Haddim olmayak düzeltmek isterim, Çetin Güngör’ün ilk maçı Avusturya’daki Strum Graz maçıydı.
(Adaşım selamlar. Düzeltme için çok sağol. Hemen düzeltiyorum. Sevgiler. Melih)
Melih Abi,
Bir gözlemim daha var.
Frank Rijkaard’ın Emre Aşık’a büyük saygı duyduğunu görüyorum.
Önümüzdeki 1-2 sene içinde Emre Aşık’ın Rijkaard’ın teknik ekibinde olması mümkün müdür?
Ben, Reijkaard’ın misyon bitiminde böyle sağlam bir kişiliği yetiştirip bize bırakmasını temenni ediyorum.
Sevgi ve saygılarımla.
http://www.fotomac.com.tr/Yazarlar/ayhan_akbin/2010/01/19/neill_is_yapar_mi
Melih Abi,
Uslubum olmamasına rağmen bugünkü Ayhan Akbin’in Fotomaçtaki yazısına karşılık aşağıdaki maili gönderdim ve sizinle paylaşmak istedim.
Sevgi ve saygılarımla.
Ayhan Bey,
Yazınız hiç samimi değil ve tamamen ard niyetle yazılmış.
Spor basını geçtiğimiz yaz aylarında Lucas Neill için Galatasaray’ın ne kadar uğraştığını yazmıştı. Ve siz, bu sektörde olmanıza rağmen, bu ismi ilk defa duyduğunuzu söylüyorsunuz. El insaf!
Ama şaşırmamak gerek, sizin Galatasaray’la ilgili düşünceniz belli amacınızın da üzümü yememek olduğu gibi..
Sizin gibi Galatasaraylılar’ı görünce çok üzülüyorum ve eğer kaleminiz yetkin değilse varsın yazmayın.Çünkü yazılarınız hiç yapıcı değil ve kulübümüzün yeteri kadar sorunu var. Bazen sessizlik, çok anlamsız gürültülerden çok daha anlamlıdır.
Saygılarımla,
Erdal Dulaklı
Melih Abi,
Bu da Barcelona Başkanı Laporta’nın Milliyet’te çıkan ropörtajı;
BAŞARILI OLACAKTIR
İSTANBUL’A dönünce Frank’a (Rijkaard) selam söylersen sevinirim. Kendisine saygılarımı iletiyorum. Ona sizin aracılığınızla özel teşekkür ediyorum. Bu takımın yaratılmasında Frank’ın rolü büyüktür. Temelleri o attı diyebiliriz. Frank’la ortak arkadaşlarımız var. Onlardan duyduğuma göre İstanbul’da çok mutlu. Frank zaten yeni kültürleri tanımayı çok sever. İstanbul’da çok başarılı olacaktır. Özellikle insanlarla ilişkisiyle özel bir insandır ayrıca özel bir teknik direktördür. Bizim 7 senelik periyodumuzun çok önemli ve başarılı seçimlerinden bir tanesiydi. Bize 2 lig, bir de Avrupa şampiyonluğu kazandırdı.
Melih Abi selamlar,
Takımımızın iyi yolda olduğu,amaçlanan hedefin yörüngesine oturmaya başladığı görülüyor.Ben, dikkatimi çeken ve devre arası kampına rağmen halâ giderilemediğini gördüğüm bir aksaklığımızı dile getirmek istiyorum.Abi, orta sahada çok kolay çalım yiyoruz ve rakibin geçişine izin veriyoruz.Sıradan Orduspor ve Denizli Belediyeli futbolcular bile bizimkilere çok kolay çalım atarak ve ikiye bir yaparak orta sahayı geçiyor defansla burun buruna kalıyorlar.İşin vahimi, bu geçişler sırasında güya bizim futbolcular mücadeleye ediyorlar,basıyorlar fakat bu eskortluktan ve gölge markajdan öteye geçmiyor.Taç çizgisinde üç oyuncumuz tarafından sıkıştırılan bir adam bile çalımla veya yardıma gelen arkadaşıyla verkaç yaparak topu oradan kurtarabiliyor.Hamle üstünlüğü sağlayamıyoruz genelde.Bu sorun nedeniyle sezonun ilk yarısında başımız çok ağrımıştı,görünen o ki ağrımaya devam edecek.Sence kolay çalım yeme ve rakibe eskortluk yapma hastalığımızın çözümü nedir?Görüşmek üzere,Eğirdir’den selamlar.
“Görünen o ki daha derli toplu bir takım yaratmak için saha içi yayılımı değiştirmiş durumda Rijkaard.”
“Tek kanatlı bir takım olmaktan, iki kanatlı olmaya doğru evriliyor Galatasaray.”
“4-4-1-1’e geçişte ikinci neden, çift görevli futbolcuların sayısını artırarak takımın direncini artırmak olmalı.”
“4-3-3 yapılanmasında hücumda aynı kanatta genelde en fazla üç tane futbolcu oynayabiliyordu Galatasaray, şimdi ise gerekirse aynı kanada dört futbolcu atabiliyor.”
“Aktif alandaki üç futbolcusunu artık birbirine çok yakın bir kombinasyonda tutabiliyor Galatasaray. Oysaki eskiden aktif alanda iki, pasif alanda ise bir oyuncu vardı. Şimdi hem aktif alanda bir oyuncu daha fazla var, hem de takımın defansif kurgusunda bir zayıflık oluşmuyor.”
“Galatasaray ikinci yarıda da pas futbolu oynayacak ama bu kez topu çok daha hızlı dolaştıran bir Galatasaray izleyeceğiz hep birlikte. Çünkü kanatta (ve aslında top nerede oynanıyorsa orada) bir fazla futbolcusu var artık.”
***
Sevgili Melih,
Haziran ayından beri -dile kolay tam 8 ay- bize 4-3-3′ün nasıl güzel bir şablon olduğunu, nasıl muhteşem bir taktik olduğunu, nasıl ‘total’ olduğunu anlatıp durdun.
Rijkaard’ın B planı yok eleştirilerine ‘A plan muhteşemse, onun üzerine gidip daha da mükemmelleştirmek lazım.’ diye karşı çıktın.
Şimdi kalkmış, 4-4-1-1′in ne kadar güzel bir taktik olduğundan, avantajlarından, eskiye nazaran sahanın her alanında fazla kişi olacağımızdan, kanatları ikilediğimizden v.s bahsediyorsun…
Senden, önce, Galatasaray’ın neden 4-3-3′ü terketmek zorunda kaldığını, 4-3-3′te neyi başaramadığını, 4-3-3′e geri dönüp dönmeyeceğini yazmanı beklerdim. Hemen bir yazıda 8 aydır savunduğun taktiği buruşturup çöpe atmış, her kıyaslamada 4-4-1-1′in faydalarından bahsediyorsun. Özür dileyerek söylüyorum, yazıyı okuduktan sonra, skor yazarlığı yapan onca yazardan birini okuyormuşum gibi bir tat kaldı damağımda…
(Emrah selamlar. Yazıdan böyle bir tat aldığın için üzüldüm. Ama felsefede, temel kurguda değişiklik yok. Galatasaray bir 4-3-3 varyantı olan 4-4-1-1 oynuyor. Ve de Keita takıma eklenince yeniden 4-3-3′e geçilmeyeceği belli değil. Bunu atıyorum satrançtaki Sicilya savunmasının varyantı olarak görmek lazım. Sicilya’dan İspanyol açılışına geçmedik yani.
Ben 1984′teki gibi düşmanların değiştiği sürekli bir savaşı anlatmıyorum. Tam tersine sezonun ilk gününden bu yana aynı şeyi daha iyi yapmaya çalışan bir Galatasaray görüyorum takıma baktığımda. Sevgilerimle. Melih)
üniversiteye yeni başladığımız günlerdi. ilk dersler ilk heyecan amfide ders işlemenin zevki tartışılmazdı. molalarda fen fakültesinin camlarından veznecilere bakarken insanlara daha bir başka bakıveriyordum. nitekim tıbbi biyoloji hocamızın sokaktaki vatandaştan farklı olmak için buradasınız diye başladığı derslerinde, okulu bitirdiğimiz zaman bulunacağımız mevkiyi görmüştüm.
melih abi sizin yazılarınızı okurken de aynı düşünceler içindeyim. ve sizi her okuyuşumda sokaktaki futbol severlerden daha bir farklı olduğumu düşünüyorum. zira galatasaraylılığımıza kattığınız felsefe bize bunu öğretiyor. çok teşekkür ederim. yeni sezona merhaba…
(Yavuz Can. Estağfurullah. Benim yaptığım aklıma gelenleri derli toplu paylaşmak. Sadece bu. Sevgilerimle. Melih)
SLMLAR USTAM BEN LUCAS NEİLL HAKKINDAKİ FİKİRLERİNİZİ MERAK ETMİŞTİM BİRDE YENİ GELECEK FORVET (VARSA) HAKKINDA BİLGİNİZ VARMI ONU SORACAKTIM.
(Selamlar. Emin ol bilgim yok yeni forvet hakkında. Sevgiler. Melih)
Melih abi,
Ayrica bir sorum olacak, forvet transferi konusunda herhangi bir duyumun var mi?
Saygilar,
Cem,
(Cem selamlar. Emin ol bir duyumum yok. Bildiğim tek şey var. O da EPL patentli olacak yeni santrforumuz. Sevgilerimle. Melih)
Emre’nin frikik golünden sonra teknik ekibin nasıl mutlu olduğu kimsenin gözünden kaçmamıştır sanırım. Bir de Jan Derks’in elinin değmesiyle mi oldu bilmiyorum, ama Emre Çolak ayağında hiç top tutmadı. Hep hızlı pas vermeye çalıştı, çoğunda başardı da. Arda olur da takımdan ayrılmazsa sene sonu (ki bu çok düşük bir ihtimal bence) ileriki yıllarda Emre-Arda ikilisi Xavi Iniesta ikilisi gibi bir ikili oluşturabilir. Ama bu hayal olacak sanırım. Arda bu kulüpte kalmayacak. Kalmamalı da zaten. İngiltere’ye gitmeli. Onun forması da Emre’ye verilmeli. 10 numara, sadece altyapımızdan yetişen oyuncuların olmalı.
Rijkaard Barça’dayken bir fotoğraf görmüştüm ve çok sevmiştim. Bu fotoğraf şudur: http://farm3.static.flickr.com/2135/2356905655_a104f6d62d.jpg?v=0 Rijkaard, Bojan’a sarılmış. Tam olarak niçin bilmiyorum. Ama ortada görülen sevgi çok açık. Ben Emre’nin golünden sonraki sevinçle özdeş tutuyorum bu fotoğrafı. Bir baba gibi. (Tabii burda baba imgesine dikkat etmek gerek. Freud, psikanaliz sonuçlarına göre, insandaki Tanrı düşüncesinin abartılmış bir baba’dan ibaret olduğunu savunuyordu. Jale Parla da Osmanlı aydınının her zaman bir baba’ya ihtiyaç duyduğunu söylerdi. Sanırım bu iki veri çok önemli. Rijkaard kulübedeki “baba” olabilecektir Galatasaray’da. Hem ihtiyaç duyulan güçlü otorite, hem de kulübedeki Tanrı’nın oğlu gibi.)
Galatasaray büyük değişimin eşiğinde duruyor. İkinci yarıyı bence tren gibi geçeceğiz. Tek eksiğimiz gerçek bir striker. Monaco’da oynadığı yıllarda hayranı olduğum, Galatasaray’a gelmesine inanamadığım Nonda’nın bu durumlarda olması gerçekten de çok üzücü.
Selam ve sevgiyle,
Sizlerle paylaştığımız bu keyifli yolculukta bu tür yeni tatlarla karşılaşmak, ondan bir sonraki adımı hep merak etmek ve bulmak için fikir jimnastiği yapmak gerçekten çok güzel.
Yeni tat Emre Çolak sezon öncesi izlediğim maçlarda Serdar ile birlikte altyapıdan yeşeren filizler olarak gözüme çarpmıştı. Ama o maçlarda izlediklerimizin içinde hep yanılma payı olduğunu, daha önceki sezonlarda hem GS’de hem de diğer takımlarda çok görmüştük. Şu an için diğer takımlardan farkımız hocamız (Beşiktaş’lı Necip için de gerçekten umutluyum). Eline aldığı minik serçe yavrusunu çok sıkmadan ama elinden de düşürmeden hayatı öğretecek ve yuvadan uçuşunu mutlu gözlerle izleyecek kadar bilgili ve tecrübeli.
Maçla ilgili bir kaç ekleme de ben yapmak istiyorum. Her ne kadar kendisi hakkından hep olumsuz konuşsak da Hakan Ünsal’ın yazısının başlığı olan Barış’tan bahsetmek gerekiyor gibi. FR elinde evrim geçirmeyi başaran ve bir üst kategoriye geçen oyuncular arasına bence Barış’da eklendi. Belki doğru pozisyon alması belki futbol şansı olması sebebiyle 2 gol attı. Ama önemli olan attığı goller değil verilen görevi doğru yapmasıydı. Önceki sezonlarda çok güzel yaptığı kaos futbolu orta alan futbolcusu göreviyle bu takımda yer bulmasının zor olduğunun farkına vardı. Artık taktik gereği üzerine düşen görevleri yapmaya gösteriyor.
Genel olarak maçı izlerken düşündüğüm her şey ve fazlasını zaten siz yazmışsınız ama tek merak ettiğim konu şu. Emre Çolak’ın 2. yarı oyuna girmesi için çıkan oyuncunun Caner olması beni biraz burktu. Bu kadar formda ve kendine güveni yerine gelmişken bence 90 dakika sahada kalmalıydı. Caner’in yerine Nonda veya Arda çıkabilirdi. Hatta Berkin de oyuna girebilirdi bu ikilinin yerine.
Sonuç olarak bu takıma bir ST gerekliliğini tekrar gördük ve Haldun Üstünel’in bu konuda çalıştığını da tahmin etmek zor değil. Yeter ki Linderoth takımdan gitmeyi kabul etsin. Yabancı bir ST bulamazsak, benim ilk tercihim Pektemek olur.
Melih Abi 4-4-2 oynamasını pek mümkün bulmuyordun Galatasaray’ın. Şimdi bize işin inceliklerini anlattın bile. Ben bu taktiksel değişikliğin birazda eldeki oyuncu yapısıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani elimizde bir Baros, bir Kewell en önemlisi bir Keita yokken Caner ve Barış oyunu iki yönlü oynayabilir Nonda ve Arda(daha serbest olmak üzere) beraber oynayabilir. Yani bu şekilde Galatasaray 4-4-2(1-1) oynayabilir ve bu sistemdede kendini denemiş olabilir. Ama yine QTM deyimiyle “A Planı” 4-3-3′tür Galatasaray’ın.
(Samet selam. Galatasaray klasik bir 4-4-2 oynamıyor çift santrforlu. Rijkaard’ın asla yapmayacağı şey bu. Ya da ben öyle düşünüyorum. Galatasaray 4-3-3′ün varyasyonu biçiminde 4-4-1-1 oynuyor. Bunlar farklı sistemler. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih ağabey,
Yazınız sabahta yayınlanmış, keşke sık sık yayınlansada sizi bilmeyenler, futbola at gözlüğü ile bakanlar biraz bakış açılarını değiştirse.
Galatasaray zaten bu maçı kazanırdı farklı kazanmasınada, oynanan oyundan çok keyif alıyorum ben. Ayağa pas futbolu ve ne yapacağını bilen, belli bir oyun anlayışına sahip bir takım izledik, ileride daha da zevkle izleyeceğiz bu takımı.
Ryan Babel Liverpool’dan ayrılmak üzere. Bence bu kadar çok mevkide oynayan bir oyuncunun bu takıma gelmesi çok iyi olurdu. Baros’un sakatlığının uzaması, Kewell’ın forvette verimli olması, Keita’nın milli takımda olması.. Babel bence Keita’nın sol kanat versiyonu olabilir, Kewell’dan da forvette faydalanabiliriz.
Siz Babel hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Merhabalar Melih Abi,
gene harika bir analiz yazısı olmuş, elinize sağlık. Bu yazı üzerine kafamda bir 11 belirdi, nacizane onu paylaşıp bir şey sormak istiyorum..
sisteme 4-4-1-1 dedik, şöyle bir 11 düşünelim;
-hakan balta,servet,neill ve sabriden oluşan bir geri dörtlü,
-kewell,mustafa sarp,elano,keitadan oluşan orta dörtlü,
-önlerinde serbest pozisyonda oynayan arda ve ilerde tek forvet nonda, iyileşirse baros veya olası yeni transferimiz..
şimdi bu şaplona kabaca bir bakacak olursak;
kanatlar;
sağda kanatta sabri zaten ilk yarı bek olarak harikalar yarattı, keita ile harika bir uyum yakaladı. sol kanatta eski günlerine döndüğü gibi eski yerine dönmesinin kendisi içinde iyi olacağı kanısında olduğum kewell ve gerisinde defansif yönü güçlü hakan balta. uğur,caner,barış gibi alternatifleri ile bence oldukça güçlü olduğumuz bir bölge olmuş.
geri ikili; servet ve neill..serveti biliyoruz zaten ama neill ile ne kadar uyum yaşayacak, neill nasıl bir oyuncu bekleyip görmek lazım..ama herkes gibi bende umutluyum, oyuncu hakkında çok olumlu şeyler söyleniyor. gökhan zan, emre göngür, emre aşık gene iyi denebilecek alternatifler.
serbest adam arda;
sahanın her yerinde her an her şeyi yapabilecek bir oyuncu olduğu için..(geçen sene bir ankara deplasmanında yerdeki oyuncunun kolu ile 2ye 1 yapmıştı, rıdvan dilmen bunun üzerine şaka yollu ardanın “normal” olmadığını söylemişti) bir sola gider bir sağa, atakların hep içinde olur.
tek forvet; ben nondayı çok beğeniyorum, istediği kadar gol kaçırsın. şu an en skorer oyuncumuz..denizliye attığı, kayseriye attığı golleri unutmadım..gerçi bu mevkiyi alınacak yeni oyuncudan sonra değerlendiremek daha mantıklı.
gelelim sorumun oluştuğu orta sahanın ortasına; oyunun kaderini değiştiren bölgeye..nasıl bir orta saha olacak bu, önlü arkalı – biri defansa biri ofansa dönük iki oyuncudan oluşan bir orta saha mı yoksa iki tane yana yanyana oynayan, kanatların ve ardanın sık sık yardıma geldiği bir sol ve bir sağ içten oluşan bir orta saha mı? elano sağ iç olarak oynar ama, mustafa sarp ne mehmet topal sol iç oyuncusu değiller..ayhan belki biraz ama, o da çok soru işareti olan bir oyuncu..bir emre belözoğlu tarzı bir oyuncumuz yok, eldeki oyunculara o tarz bir görev verilebilir mi? veya emre çolak? emre belözoğlu daha zor maçlara daha genç yaşta çıkmıştı..fiziği de emre çolaktan iyi değildi..
biraz uzadı, sorumu şöyle toparlayım, orta sahanın kurgusu nasıl olacak bu yeni dağılımda?
sevgiler.
Melih Abi,
Yine sıradan bir izleyişle farketmenin çok zor olduğu önemli detayları çok güzel yakalamış ve sunmuşsun önümüze. Teşekkür ediyorum sana önce bu sebepten. Bir sorum var müsadenle.
Orta sahamızın bu maçta güç dengelerinden dolayı pek göze batmasada ilk yarının tamamında göze batan bir özelliği vardı: Tam geçirgenlik. Zaaf da diyebiliriz belki bu özelliğe. Rakip takım oyuncuları atağa kalktıklarında orta alanda çoğu zaman hiç bir direnişle karşı karşıya kalmadan direk olarak savunma hattımızla muhatap oluyorlardı. Daha önce yanılmıyorsam değinmiştin bu konuya bir yorumda. Oyun şablonumuzu yanlış değerlendirmemizden dolayı bize öyle geldiğini söylemiştin galiba.(Yanılıyor da olabilirim) Bu durumun sebebini ve senin düşünceni merak ettim. Biraz daha detaylı olarak açıklayabilirsen sevinirim. Bana sorarsan Rijkaard’ın benimsediği oyun şablonundan kaynaklansa da bu geçirgenlik yine de bir zayıflıktır.
Ligin ikinci yarısında umarım herkes hakettiğini alır. Eğer öyle olursa kimse tutamaz çünkü Galatasaray’ı.
Sevgiler.
Melih Abi Martta yapılacak seçimde.. Adnan polat veya Bir başkan adayının.. Basketbola el atmasını bekliyormusun.. Özellikle Ülker’le olan Şu sponsorluk gözden geçirilirmi sence..
Ülker Fenerbahceye 15m dolar isim hakkı verior.. Bize ise yarısı bile deil.. Bu nasıl olur anlayamıyorum.. Galatasaray Bu ülkenim En büyük spor Külübüdür.. En büyük Markasıdır..Ama nasıl olurda.. Rakibine Kendi isimini verip Galatasaray’a bir ürünün adı verilir anlamak güç.. Tabi şöyle bir şeyde var..Zorla vermiyor ülker bize bunu..
Bizimde anlaşmada hatalarımız olabilir.. Açıkcası Benim yeni yönetimden En büyük beklentilerimden biride Bu Ülker’le olan Sponsorluğun gözden geçirilmesi..
Bir ara Galatasaray Telekomla Birleşiyor haberleri vardı.. Sonra olmamıştı bu birleşme.. Ülker’le Sözleşmemiz 2011′de bitiyor Sence Ülkerle olan Sözleşme Gözden Geçirilirmi Melih abi? Daha büyük Bir firmayla(Mesala Vestel Türk telekom gibi) Şampiyonluğa oynuyacak Bir kadro kurulabilirmi.. Galatasaray’a Her Branşda Olduğu gibi Baskette Şampiyonluk yakışır..
Sence Yeni Gelecek Bir Yönetim Basketbolda Bu atılımı Gösterebilirmi..
Bir de Galatasaray gerçekten çok farklı bir kulüp. Bir takım düşünelim ki maçtan önce penaltı olursa bunu en küçük futbolcunun atacağını kaptan bütün arkadaşlarına söylemiş. Takımın teknik direktörü neredeyse sevip okşayıp uğurluyor sahaya en küçük futbolcuyu. Ve o futbolcu iki gol atıyor o maçta. Tarifi mümkün değil Galatasaray’ın kendi futbolcusunu kendisinin yetiştirmesi geleneğinin yeni filizini sahada görmenin yarattığı sevinç. Sevgi ve dostlukla. Melih)
Melih abi selamlar bu yorumun herşeyi özetliyor abi kolay gelsin yazı için teşekkürler emeğine sağlık.
(Erhan Usta, senin de emeğine sağlık. Kolay gelsin. Melih)
Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini
dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulmuştu.
Bizler bir sabah uyandığımızda sanırım Galatasaray’ı Kafka’ya dönüşmüş olarak
bulacağız…
Buna inanmak için bir kaç nedenimiz var:
1. Tribünler Denizli Belediye maçında bile neredeyse doluydu (Bir Kafka sürrealizmi).
2. Taa Derwall döneminden bu yana Galatasaray teknik heyet ve kulüp yönetimi açısından en entellektüel çağını yaşıyor (her türlü maddi imkansızlığa rağmen bir Kafka sürrealizmi).
3. Yapılan transferler kadar altyapıdan gelen oyuncular hepimizi heyecanlandırıyor (demokrasi ve romantizm = Kafka sürrealizmi)
4. Oynanmaya çalışılan futbol, gurur ile heves, heyecan ile umut arasındaki bağları kuruyor (Bir Kafka sürrealizmi).
5. İlk kez Türkiye’de bir futbol takımı Gayın-Sin örneğinde olduğu gibi topu gökten (fanatik futbol taraftarlığından nesnel futbol aklına) yere indiriyor (Türkiye için bir Kafka sürrealizmi).
6. Sabır, popülizmin önüne geçmeye başlıyor
(Tarihin aklı, güncel aklı önceliyor, bakınız, Kafka’nın bütün romanları).
Daha ne olsun!
(Önder selam. Bu müthiş yorumun gülümsetti beni. (Memnuniyet ve benzetmelerdeki yaratıcılık.) Gerçekten eline aklına sağlık. Sağlıcakla kal. Melih)
Selam Melih abi ,
Rijkaard seninde dedigin gibi son maclarda (kupa maclari) 4-4-2 oynatti takimi.Sence bu gecici bir durum mu? Yoksa Rijkaard 4-3-3′ten vazgeciyor diyebilirmiyiz?
(Selam Kerem, bunun yanıtını yeni transfer ve Keita’yla Baros’un dönüşünden sonra göreceğiz. Sevgilerimle. Melih)
Hocam selamlar.
22 Ocak’ta katılamadığınız panele katılanların selamını ileteyim öncelikle size (o puşili genç ben).
Bu maçla ilgili analiz değil de şöyle birşey paylaşmak istiyorum: Eski Açık’ta maçı izlerken Emre Çolak maça girdiğinde Arda’nın Sami Yen’de ki ilk maçı geldi aklıma. Frikiğin başına geçtiğindeyse içimi bir his, heyecan kaplamıştı ki neredeyse “Gol olur!” diye bağıracaktım. Gol sonrasındaysa “kale arkasında top toplarken Hagi frikiği görmüş Arda” gibi sevindiğimi etrafımdakilerin bakışlarından anladım. Bir 5. gol ancak bu kadar sevindirebilirdi beni. O zaman anladım çocukluğumun kahramanının 10 yıldır sahalarda göremememe rağmen aklımda, kalbimde, ruhumda ne kadar büyük bir yer sahibi olduğunun. Sahada herşeyi ona benzetiyorum, Sami Yen’in her metrekaresinde ondan birşeyler buluyorum. Kewell’ın, Caner’in sol ayağında, Elano’nun vakur tavrında, Arda’nın köşe direğinde attığı çalımda, Emre’nin frikiğinde vs. bilimum enstantanede.
Böyle işte..
Sarı-kırmızı sevgiler.
Cihad
(Cihad. Aziz dost. Şöyle diyelim moda tabirle. Artık hepimiz Hagi’yiz. Ve herkes Hagi’dir artık ASY’de. Sevgi ve dostlukla. Melih)
merhaba
Maçın ilk yarısını seyredebildim, gözüme çarpan en önemli şey Elano’nun kendini yalnız hissetmeden oynadığıydı. Topu alışı, tutuşu, basketboldaki point guard misali takımı etrafında oluşturmaya çalışır gibi rahat ve özgüvenli duruşu vardı sahada. ( Belki duygusal yaklaşıyorumdur bu adama ondandır bu gördüklerim. Transferinden birkaç gün önce aklıma takılmıştı maçlarına bakmıştım hiç adı sanı anılmazken Galatasaray’la, acaba bize gelir mi diye, şimdi gelebildiğini gördük:))
Yazıda pasla ilgili çok güzel açılımlar var, bense takımın bireysel olarak oyun içindeki reaksiyon hızından bahsetmek istiyorum. Bir ara takımı yavaş çekim bir film izler gibi izliyorduk, statik bir şekilde bekliyordu oyuncular. Son maçta ise ( özellikle Caner’in ve Elano’nun katkısı olduğunu düşünüyorum) sanki film hızlandırılmıştı. Anlık patlamaları sadece Keita’da görmeye alışmıştık bu sefer tüm takım hızlı bir şekilde ataktaydı, yada geriye doğru koşuyordu. Bunda sizin bahsettiğiniz taktiksel değişimin de etkisi vardır eminim ancak kondisyon çalışmalarının ve oyuncuların daha istekli görüntüsünün bunda büyük etkisi olmalı. Acaba nolucak diye bakan oyuncular gitmiş, daha aktif, bir sonraki hamleyi düşünmek yerine onu gerçekleştirmeyi kafasına koymuş istekli adamlar gelmiş.
Eğer Galatasaray sadece pas hızıyla değil aynı zamanda pas öncesi koşularıyla ( yine basketboldaki deyimle hareketli hücum yaparak[Lakers'ın üçgen hücumunu futbol adına incelemkte fayda olabilir:)]) oyununu bir üst seviyeye getirirse oyuncu bazlı bir takım olmaktan çıkar, takım kendisi “yıldız” olarak anılır. Bu sayede bulunduğu mevkiyi ve bunun görevlerini benimseyen aktif oyuncularını futbol piyasasına çok rahat sunabilir. Kısacası Üreten bir takım oluruz, hem oyuncu hem oyun üreten bir takım.
Son bir not, fazla vaktim olmadığı için hızlı hızlı yazıyorum, bası şeyler havada kalıyorsa kusuruma bakmayın süzgeç kullanacak kadar vaktim yok:).
İyi çalışmalar
Selamlar Gayin-Sin ailesine..
Melih abi şirket birleşmesiyle ilgili bir sorum var. Birleşim için, piysadaki hisselerini satın alması gerekiyor Galatasaray’ın bildiğim kadarıyla. Bunun için de 60 milyon $ gibi bir paradan bahsediliyor. Peki bu projeyi gerçekleştirdiğimizi düşünürsek yeni oluşacak şirket yani gelir ve giderlerin beraber toplandığı şirket tekrar halka açılacak mı? Eğer böyle bir düşünce varsa birleşmek için harcanan paranın ne kadarını geri elde etme imkanımız olacaktır?
Sahayla ilgili olarak da 4-4-1-1 dizilişinin bundan sonra devamlı olacağını düşünüyor musun? Yoksa Keita, Baros, Kewell geri döndüklerinde 4-3-3e mi döneriz? Ayrıca bu iki dizilişi karşılaştırdığında sen hangisinin bize daha uygun olacağını düşünüyorsun?
(Merhaba. Sondan başlayayım. 4-3-3′ke Keita geri dönünce yeniden geçebiliriz. Bundan tam emin değilim. Nitekim bugün de Rijkaard benzer bir şey söyledi. Ama ümidim yeni dizilişte kalmak. Çünkü çok daha kompakt ve kanatları çok daha etkili bir atkım oluyoruz bu dizilişte. Bir de gösekten de ciddi gelebileceğiz.
Şirket evliliği gerçekleşirse sembolik bir pay kalabilir halkın elinde. Ki yüzde 10′un altında olmalı bu. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Hürriyet’te şöyle bir haber çıkmış bugün:
http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/13515470.asp?gid=211
Şahsen ben hiçbir şey anlamadım. Çok da kafam karıştı. Acaba siz bir mana verebilir misiniz bu habere?
Emrah
(Emrah selam. Ben de çok anlamadım bu haberi. Ama dediği bazı şeyler doğru. Bir de unutmayalım ki Türkiye temsilcisi bu adam. Bu da kurumu daha güvensiz ya da başarısız yapmaz. Sevgilerimle. Melih)
Rijkaard’la Soru-Cevap programını izleyince bir mesaj daha atmak istedim.
Melih Abi, öncelikle sizi tebrik ederim. Çünkü son maçta oynadığımız futbolu çok doğru bir biçimde analiz ettiğiniz kanıtlandı. Rijkaard, son oynadığımız sistemde kanatların öneminden bahsetti. Gerçi hücumda kanada bir fazla adam katmak gibi ayrıntılara girmedi ama kanatlardaki adamların doğru zamanda doğru yerde rakibe pres yapmaları gerektiğinden söz etti. Kanatlardaki adamların taktik disipline bağlı olmasının sistem için hayati önemde olduğunu söyledi.
Neeskens’e ve Rijkaard’a, ayrı zamanlarda Lucas Neill soruldu. Neeskens, Lucas gibi epey kaliteli oyuncuların takıma katılmasının iyi bir şey olduğunu söyledi. Rijkaard da Lucas Neill’ın takıma katılması nedeniyle çok mutlu olduğunu, Lucas’ın zeki, çok çalışkan bir oyuncu ayrıca iyi de bir insan olduğunu söyledi. Çok tecrübeli ve ne yapacağını biliyor, takıma da liderlik edebilir dedi. Neill ile ilgili sorudan birkaç dakika sonra başka bir konudaki bir soruyu cevaplarken yine Lucas Neill’a değinme ihtiyacı hissetti Rijkaard. Neill’ın takıma katılması ile yediğimiz gollerin sayısında bir azalma sağlayabileceğimizi, çünkü yediğimiz gollerin bir kısmının takımın (aslında defansın diyecekti, bilerek demedi) organizasyon eksikliğinden kaynaklandığını söyledi. Daha önemlisi Lucas’ın, ne yapması gerektiğini bildiği için diğer oyunculara örnek olabileceğini belirtti. Liderlik edebilir dedi. Keşke böyle olsa ama Servet ona bayağı bir engel olacaktır bence. Çünkü Meira varken, Meira’yla yarışmaya kalkıyordu Servet, onunla işbirliğine gitmek yerine. Onun gibi topla ileri çıkmaya çalışıyor, sürekli ileri uzun top atmaya çalışıyordu, Meira’ya bırakmamaya çalışıyordu topları.
Rijkaard ve Neeskens’in bu görüşlerini dinleyince şöyle düşündüm: Bu adamların kalite konusunda bir dertleri var. Daha kaliteli oyunculara ihtiyaç duyuyorlar. Özellikle defans oyuncularının yeterli kalitede olmadığını biliyorlar. Arda’nın pas vermediği zamanlardaki hareketlerinin, takım içindeki icraatlarının da tamamen farkındalar. Aslına bakarsınız herşeyin farkında Rijkaard ve Neeskens. Her şeyi herkesten iyi biliyorlar. Aksini de bekleyemeyiz zaten. San Siro’nun, Nou Camp’ın tarihini yazmış adamlar bunlar. En üst düzeyde yaşamışlar futbolu. Kimsenin bilmediği şeyleri biliyorlar. Küçük adımlarla yavaş yavaş değiştirecekler Galatasaray’ı. Bu günün Galatasarayı’ndan birçok kişi gidecek ama onlar kalacaklar. Onlarla birlikte yeni birileri olacak, yeni bir Galatasaray.
Son söz maalesef tercümanla ilgili. Sevgili Mert Çetin çok iyi bir çocuk belli ki. Tamam Rijkaard da çok memnun ondan. ‘Ama Frank, senin dediklerini aktaramıyor bu çocuk’ demiyor mu kimse allahaşkına.
Çeviri başka bir iştir. Birinin konuştuklarını anında çevirmek daha da başka iştir. İngilizce bilen herkes çeviri yapamaz. İngilizce’yi bileceksiniz. Bunun yanında Türkçe’yi de çok iyi bileceksiniz. Yetmez. İngilizce’de söylenen bir şeyin Türkçe’de en iyi nasıl anlam bulacağını çözecek kadar zeki olacaksınız. Bu da yetmez, konuyu bileceksiniz. Konunun terimlerini bileceksiniz.
Futbol konusunda bir deha buraya geliyor. Ama dedikleri doğru dürüst çevrilmiyor. Galatasaray’ın amatörce davrandığı hususlardan bir tanesi daha. Örneğin bu akşam, ‘Neill diğer oyuncular için de bir örnek oluşturabilir’ dedi Rijkaard. Ama Mert hiç çevirmedi bile bunu. Bunun yerine bir sürü yineleyici cümle kurdu. Oysa en önemli cümle oydu. Başka bir örnek, bir taraftarın neşeli bir sorusu: Rijkaard için en olmazsa olmaz şey nedir Galatasaray’da? A)Taraftarlar B)Johann Neeskens C)Mert Çetin. Mert nasıl çevirdi: Galatasaray’daki en önemli şey nedir? Rijkaard ne cevap verdi: Kulüp önemlidir. Kulüpteki insanlar önemlidir. Buyrun buradan yakın. Rijkaard’a kişisel bir soru soruluyor. Ama çeviri yüzünden iş ne hale geliyor. Ben merak ediyorum futbolculara nasıl aktarıyor acaba Rijkaard’ın dediklerini. Çünkü yabancıların söylediklerinin yüzde 40′ını orta düzeyda çeviriyor, yüzden 30′unu kendinden uyduruyor, yüzde 30′unu ise hiç söylemiyor.
Bu iş bu kadar kolaysa herhangi biri de yapabilir. Şahsen ben yapsaydım bu işi deli gibi çalışırdım. Her lafına dikkat kesilirdim Rijkaard’ın, her mimiğini her jestini dikkatle gözlerdim. Onu tanımaya çalışırdım. Çünkü en iyi şekilde anlamaya çalışırdım onu. Çünkü anında çeviri gibi zor bir iş yapıyor olduğumu bilir, çevirisini yaptığım kişiyi tanımaya büyük vakit ayırarak çeviri anında zaman ve hız kazanırdım. Leb demesinden önce leblebi diyeceğini bekleyecek kadar tanımaya çalışırdım onu. İngilizce çeviri konusunda her gün çalışırdım. Her gün yeni bir deyim, yeni bir kelime öğrenirdim. Rüyamda bile İngilizce konuşurdum herhalde.
(Emrah selamlar. Açıkça bu hafta kimsenin maç yazısını okumadım da sonradan. Ama yeni sistemimiz olan 4-4-1-1′i ve kanat formasyonumuzu anlatmışlardır diye düşünüyorum. Kanattaki fazla futbolcuya gelirsek. Esasen bek bu fazla futbolcu. Eskiden bek atağa kalktığında açık onun yerine geçmeye gayret ediyordu. Şimdi ise koridor açıyor ona ama kendisi de aktif alanın içinde kalıyor. Bekten boşalan yeri de göbekteki oyuncu kapatıyor. Forvet arkası Arda Turan’ın da eklenmesiyle üç aktif futbolcuya kavuşmuş oluyor takım. Bu kapsamda santrforun penaltı, diğer kanat oyuncusunun da ters direğe hareketlenmesiyle tam beş futbolcu aktif alanda bulunmuş oluyor. Önemli bir güç bir bu.
Mert konusunda yapılması gereken şu. Back translation diye bir şey var. Yani spikerin ve Mert’in dediklerini İngilizce’ye çevirmek. Mert’in Türkçe’ye çevirdiği Rijkaard’ın konuşmalarını da yeniden İngilizce’ye çevirmek. Ancak bu yapıldığında Rijkaard durumun vehametini anlayabilir. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar.
Tüm bekleyen yorumları edit etmeden yayınlıyorum özür dileyerek.
Sevgilerimle.
Melih
Melih Abi,
Bir gözlemim daha var.
Frank Rijkaard’ın Emre Aşık’a büyük saygı duyduğunu görüyorum.
Önümüzdeki 1-2 sene içinde Emre Aşık’ın Rijkaard’ın teknik ekibinde olması mümkün müdür?
Ben, Reijkaard’ın misyon bitiminde böyle sağlam bir kişiliği yetiştirip bize bırakmasını temenni ediyorum.
Sevgi ve saygılarımla.
(Erdal selamlar. Emre Aşık İngilizce biliyor mu acaba? Sanki bilmiyor gibi.
Bilmiyorsa biraz zor görüyorum açıkça. Bu anlamda Ayhan Akman yakın olabilir böyle bir pozisyona. Sevgilerimle. Melih)
Denizli Belediyespor maçında tam olarak memnun kaldığınız noktalar nelerdi? Kampın bu maça yansıması nasıl oldu?
Öncelikle güzel bir skor elde ettik. Güzel bir oyun sergiledik. Bireysel olarak iyi oynayan oyuncularımız vardı. Goller doğru zamanlarda geldi. Değinilmesi gereken en önemli konulardan biri kanatlarımız çok iyi çalıştı. Hem Caner olsun, hem de Barış. Çok güzel bir skordu ama ne olursa olsun ligin ikinci yarısı için kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Bu tip şeylerin olması çok normal. Çok zorlu bir kamptan çıktık. Yoğun bir antrenman dönemi geçirdik. Bizim için ideal bir rakiple oynadık. Maça çok iyi başladığımızı söyleyemeyiz. Futbolcularda bir yorgunluk olması çok normal. Kewell ve Keita’nın yokluğunda bu sistemi deniyoruz. Bu sistemde kanat oyuncularımız Barış ve Caner’in ne yaptıkları çok önemli. Bu maçta gayet iyi performans gösterdiler. Rakibe doğru zamanda doğru yerde pres yapmaları lazım. Özellikle Caner’in performansı beni çok mutlu ediyor. Taraftarları da mutlu ettiğini düşünüyorum. Daha önce defansif olarak oynadı ama ofansif olarak çok daha iyi oynayabiliyor. Bu sistemde sol açıkta daha iyi bir performans çıkartacaktır. Bu oynadığımız sistemde kanatların önemi çok fazla. Kanatlarda oynayan futbolcuların disiplinli olarak pozisyonlarını korumaları gerekiyor. Az öncede söylediğim gibi doğru yerde pres yapmaları gerekiyor. Barış’ı çıkarıp yerine daha fazla dribling yapıp içeri girmek isteyen bir oyuncu alabilirsiniz ama o zaman burada bir açık meydana gelir. Sistemde kopukluklar olabilir. Bu nedenle kanat oyuncuları çok önemli. Takımımızın farklı bir sistemde de oynayabildiğini ve bizim dediklerimizi harfiyen uygulayabildiğini görmek de çok güzel bir şey.
Peki o zaman Keita ve Kewell dönene kadar bu sistemle devam edecek diyebilir miyiz Galatasaray için? En azından Gazintepspor maçı için..
Tam anlamıyla bunu söyleyemeyiz. Maçtan önce elimizdeki şartlara bakıp buna karar verilebilir. Ama Kewell biliyorsunuz sol kanatta da oynayabilen, kendisini daha önce forvette de kanıtlamış bir insan. Onun haricinde Keita mükemmel bir futbolcu. Ne yapacağını kestiremediğiniz bir futbolcu. Çok hareketli bir futbolcu. Tam anlamıyla Gaziantep maçında bu sistemle oynayacağımızı söyleyemeyiz. Bu maç öncesinde konuşulacak bir olay.
(Samet selam. Rijkaard kendi lisanında yeni sistemimizi ve futbolcuların ne yapması gerektiğini, Keita’nın dönmesinden sonra neler olabileceğini net olarak anlatmış. Esasında maç yazısıyla Rijkaard’ın aklından geçenleri anlatmış olmuşuz. Paylaşım için sağol. Melih)
Jo’yu uzun uzun izledim geçen günlerde.
Bende bıraktığı izlenim.
Her iki ayağını da kullanıyor ama solu çok kuvvetli.
Kalçasından vuruyor toplara.
Hızlı bir futbolcu.
Bir de önemli bir özelliği var. Golü hissediyor, kokluyor.
Boyu itibariyle hava hakimiyeti de var.
Hayırlı olsun.
Melih
Hayirlisi olsun Melih abi, tesekkurler yazi ve Jo izlenimlerin icin. Atletico Madrid ‘i elemek ve Baros’u biran once aramizda gormek icin dua edecegiz artik. Bir de Dos Santos soylentileri vardi ama belki o da Nonda’ya takildi. Saglicakla kalin.
(Haluk selamlar. Evet EL’de oynayamayacak Jo. Ama bu sezon Türkiye bence inanılmaz önemli. Bir şekilde Atletico’yu elemeye çalışacağız. Sonrasında Baros’a güvenebiliriz sanırım. Bir de Dos Santos alternatifti sanırım. Nonda’nın yerine düşünülmedi galiba. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi sanirim teknik ekip Kewell’la Atletico Madrid’i gecmenin mumkun oldugunu ongordu. Bu tur gecilirse diger tura da Baros yetisebiliyor sanirim.
Bence -bonservisi alinirsa ilerde- uzun vadede degeri cok daha iyi anlasilacak bir transfer gerceklestirdi Galatasaray. Kisa vadede de verim alinma ihtimali yuksek. Atletik oyunculara karsi lig takimlarinin caresizligini Kader Keita’da ve Anadolu takimlarinin her sene birkac adet bulup getirdikleri Guney Amerikali ve Afrikali oyunculardan biliyoruz. O bolgede tek adam olmasindan dolayi kendisine duyulan ihtiyaci hissetmesini ve disiplinli davranmasini, yasamasini diliyorum.
(Akif selamlar. Açıkça aynı anda iki tavşanı kovalayamaz Galatasaray. Atletico’yu bilemiyorum eleriz diye mi düşündü ama, sistemi oturtmak anlamında önemli bir forveti kadroya almak önemli bir adım. Bence disiplin sorunu çıkarmazsa Keita’yı bile sönük bırakacak bir futbolcu Jo. Gerçekten futbolcu olmak için yaratılmış. Her şeyi olan bir futbolcu. Hız, dribbling, golcülük, hava hakimiyeti, iki ayakla topa vurabilme, forvetin her yerinde oynayabilme, vb.
Bonservisinin durumunu bilmiyorum. Ama bir doku uyumu gerçekleşirse gitmesi için bir neden yok Jo’nun. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi acaba satın alma opsiyonu var mı sözleşmede? sitede belirtilmemiş.
(Ahmet selam. Bu konuda bir bilgim yok emin ol. Ama kalmak isterse kimse onu Galatasaray’dan kopartamaz. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi, Galatasaray ayni anda iki tavsani kovalayamaz derken neyi kast ettiniz? Uzun vadeli hedeflerle kisa vadeli hedefler mi? Oyleyse eger bence su an yapmaya calistigi bu degil mi?
Ayrica bu transfer Europa League’de etkisiz oldugundan Galatasaray’in bu sezon lig sampiyonluguna hic olmadigi kadar kararli bicim kendini adadigini gosteriyor. Sanirim ikinci yari her turlu savas seklinin kullanildigi bir meydan muharebesi olacak. Daha once hic gormedigimiz seylerle karsilasabiliriz.
Acikcasi, endiseliyim Galatasaray icin. Hatta korkuyorum.
(Akif selamlar. Açıkçası ben EL Şampiyonluğu’nu pek gerçekçi bulmuyorum. Şundan. Galatasaray bir sistem kuruyor. Sistemi kurduktan sonra Avrupa’da bir şekilde başarı gelecektir. Dolayısıyla şimdi sistemin en başında EL’yi almak için çok fazla çabaya gerek yok. Bu kupayı alabilirsek alabiliriz. Ama EL’de oynayamayacak diye halıflanmamak lazım. Çünkü bu sene Türkiye gerçekten çok önemli. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi GSTV opsiyon hakkı ile kiralandı dedi hangisi doğrudur resmi sitenin biraz aceleci davrandığına inanmak istiyorum?
(Selamlar Samet. Bunuyu bilmiyorum. Ama sadece dört aylığına da bir futbolcu transfer edeceğini sanmıyorum Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)
Melih Bey,
Takımımıza JO hayırlı olsun. Ama Avrupa Ligi’nde oynayamayacak olması bir handikap. Umarım her şey iyi olur.
(Selamlar. Umarım bence de her şey iyi olur. Görüşmek üzere. Sevgilerimle. Melih)
Haldun Üstünel bu kadar süre sadece kiralamak için uğraşmazdı sanırım.
(Selam Samet. Bu konuda GSTV’ye daha çok itibar etmek gerekir sanırım. Sevgilerimle. Melih)
İlginç bir transfer oldu Jo. Avrupa Ligi’nde rakip Atletico Madrid. Kalecimiz önceki 5 sene orada oynamış. Onları geçsek belki Everton’la oynayacağız. Bu sezon onlarda oynayan 2 oyuncu aldık. Onlarla eşleşseydik Jo’nun oynaması da biraz ayıp olurdu
.
Yalnız kim gitti onu bilmiyoruz. Ne site ne tv bunu duyurmadı. Belki de belli olmadı. Ama olmadıysa acayip bir durum. Galatasaray ileride kurumsal açıdan daha da büyürse GSTV’yi yenilemesi gerek bence. Transferi duyuran spiker diyor ki Jo hocasına karşı gelmişti vs. Bu söylenir mi ya! Nasıl bir bakış açısıdır bu?? Kaptan Cüneyt Tanman bağlanıyor. O da diyor ki Keita, Arda kanatlardan çok orta yapar uzun boylu Jo’ya. Saygıdeğer Büyük Kaptanımız, Galatasaray’ın orta yapmaya dayalı bir oyun planı yok. Ondan önce de GSTV genel müdürü bağlanıyor. Transferi yorumluyor. Televizyonun genel müdürünün işi transferi yorumlamak mı?! Kimin gittiğini niye bilmiyoruz onu söylesin beyefendi lütfen.
Jo’nun transferine gelince… Geleceğe yönelik iyi bir transfer olabilir. Çok genç çünkü. Başkan 5 kupa hedefi açıklaması yaptı. Barça’nın 6 kupasından öykündü galiba. Yersiz bir açıklama. Uçmamak lazım. Büyük baskı altına sokuyor camiayı bu tip açıklamalar. UEFA Kupası’nı aldığımız sene, sezonun başında bu kupayı almak aklımızın ucunda bile yoktu. Şampiyonlar Ligi’nde gidebildiğimiz yere kadar gideceğiz diyorduk. Böylesi daha rahat tutar futbolcuları. Çünkü kupayı almak dışındaki her türlü sonuç başarısızlık olarak yer alıyor kafalarda, bu açıklamalar sonrasında.
Galatasaray’ın henüz çözemediği önemli sorunları var. Önce bunları çözmek lazım. Mevcut potansiyelimizi yeterince kullanıyor muyuz? Transferlerden önce bunu sorgulamak lazım. İleride yeterince yardımlaşmıyoruz. Elano’yu neredeyse hiç kullanmıyoruz. İstediği yerlerde pas alamıyor. Abuk subuk yerlerde top veriliyor Elano’ya. Topu kaptırınca da Elano topu kaptırdı oluyor. O da hırslanıyor, kendini kanıtlamaya kalkıyor. Denizli B. maçına bakın. Barış’ın golüne. Elano’dan herkes pas vermesini bekledi o pozisyonda şut attı. Dönen topu kaleye yolladı Barış. Oyuncu değişecek. Kim çıkacak? Tabii ki Elano. Kendinizi Elano’nun yerine koyun ne hissedersiniz??
Büyük başarılar için daha uzun beklemek gerekecek bence. Belki gelecek sene. Belki ondan sonraki sene. Rijkaard ve Neekens’in uzun yıllar burada kalmasını umalım. Buranın sahibi gibi olmalarını umalım. Şimdilik misafir gibiler. Elano da öyle. Herşey kendi kontrollerinde değil. Gelecek sene daha iyi olacak bence herşey. Ayaklarımızın yere basmasında fayda var.
(Emrah selamlar. Yorumun için sağol. Kimin gittiği belli değil henüz. Tobi olacak yüzde 99. Ama finalize olmadı bu durum galiba. Müzakereler sürüyormuş. Bitince açıklanır. Bir de satın alma opsiyonu var Jo’nun. Ama şimdilik bundan telaffuz edilmiyor sanırım. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi Jo sakattı son zamanlarda şu an nasıl acaba?
(Samet selamlar. Açıkça son durumunu bilmiyorum Jô’nun. Bildiğim bu sezon 24 kez forma giyip, 2 gol attığı Everton forması altında. Sevgilerimle. Melih)
Ben aslında bir video paylaşacaktım. Ama transfer açıklanınca bu konuda bir mesaj attım. Videoda Galatasaray’ın alan üretimi var gibi geldi bana. Bu atakta golün gelmemesi de ilginç aslında. Çünkü videonun 15. saniyesinde, Kewell klasik arka direk koşusunu yapmış ama Nonda geç kalıyor. Nonda’nın geç kalmasının sebebi de Keita’nın pasının fazla yavaş olması. Sanırım bu tip küçük özensizler yüzünden kaçmış gol.
http://www.dailymotion.com/video/xanx8a_galatasaray-eskiyehirspor-verkac-po_sport
Burada dikkat çekmek istediğim bir nokta var. Ben bu maçta tribündeydim ve bu pozisyonlar esnasında ‘Galatasaray topu niye geveliyor ceza sahası çevresinde? Laubalilik yapıyorlar.’ diye düşünmüştüm. Ama şimdi alan üretimi üzerinden gole gitmeye çalıştıklarını düşünüyorum.
Melih Abi, 4-4-1-1 in kanatlarında da alan üretimi mi sözkonusu acaba? Hızla alan üretmek. Bol bol paslaşmak. Ve çabucak kale çizgisine inip, topu ceza sahasına göndermek. Ya penaltı noktasındaki santrfora ya arka direğe ya da ikisinin ortasındaki sol iç orta sahaya…
Hava çok soğuk olacak gerçi ama, dilerim kanatlarda çok etkili bir Galatasaray seyrederiz Gaziantep karşısında ve çok iyi bir giriş yaparız lige.
(Emrah selam. Bu paylaşımın için teşekkürler. Aslında ders gibi bir pozisyon. Temel sorun Galatasaray’ın topla yavaş olması. İlk pozisyonda bile Kewell verdikten sonra Nonda’dan alamamış topu. Ama hücum bir kanat setine döndükten sonra alan hakimiyeti sağlamış Galatasaray. Yani o andan itibaren doğru şeyler yapmış Galatasaray, ama mesala şimdi oraya bir fazla futbolcu daha atacak Galatasaray. Eskişehirspor maçında topla hızlı bir futbolcunun olması bile çok değiştirirmiş pozisyonu. Yani Baros ya da Jô gibi bir futbolcu yani.
Geçen gün Jô’nun pozisyonlarına sadece vuruş tekniği ve kalitesi, bir de hız bakımından baktım. Ciddi fark yaratacak bir futbolcu Jô ceza sahası içinde. Sevgilerimle. Melih)
Elano, Dunga’nın gözdesi durumunda ve Dünya Kupası’nda Brezilya Milli Takımı’nın as oyuncusu olacağı kesin. Jo’nun Elano ile aynı takımda oynaması ve Dunga’nın dikkatini çekmesi için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
Galatasaray’ın diğer transferlerinde görüldüğü gibi gelen oyuncu çok genç ve onun Galatasaray’da başarılı olmaya ihtiyacı var. Galatasaray Dünya Kupasında oynamak isteyen Elano ve Jo’yu transfer ederek bu fırsatı çok iyi değerlendirdi.
Artık futbolunun sonbaharında olan oyuncu transfer etmiyoruz. Polat ve ekibi övgüyü fazlasıyla hak ediyor.
Saygılarımla.
(Başaran selamlar. Jô aslında efsane olma bakımından ciddi bir potansiyel barındırıyor. Dediğin gibi Elano referansı üzerinden Brezilya ulusal takımına yükselme şansı adına önemli bir fırsat bizim için Jô. Görüşmek üzere. Melih)
Melih abi bilmiyorum yanılıyor muyum ama rüya takıma dönüşüyoruz.
(Alkan selamlar. Bir anlamda evet rüya takımı. Ama ben korkarım şımarmaktan. Sanki iyi bir futbolcu transfer ettik nokta gibi bakmak lazım hayata. Dileyelim ki takıma hemen uyum sağlasın Jô. Sevgilerimle. Melih)
Ntvspor, Haldun Üstünel’in İngiltere’den dönmemesinin Giovanni dos Santos’u da almaya çalışıyor olma ihtimaline bağlıyor. Baros’un sözleşmesinin bir süre için askıya alınmasının da gündeme gelebileceğini söylüyorlar. Nonda da gidebilir diyorlar.
Benim kafam karıştı. Şimdi bu büyük hamle, Rijkaard’ın sistemi adına, gelecek adına yapılmış transferler mi, yoksa Adnan Polat’ın 5 kupa hedefiyle mi alakalı? Malum 5 kupa derken, Avrupa Ligi’ni alacağız, Süper Kupa’yı da oynayacağız demek istiyor. Lig Şampiyonluğu, Ziraat Türkiye Kupası Şampiyonluğu, Avrupa Ligi Şampiyonluğu, Avrupa Süper Kupası, Türkiye Süper Kupası. Ara transfer gibi bir dönemde 3 yabancının alınması neye alamet acaba: Lucas Neill, Joao Alves, Giovanni dos Santos (gerçekleşirse tabi).
Açıkçası bu hamle beni biraz korkutuyor.
(Selam Emrah. Şimdilik bu tip haberlere itibar etmeyelim derim. Yani transfer bitti ve son futbolcumuzu transfer ettik. Diğerlerinin hepsi spekülasyon. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih Bey. Size sormak istediğim bir konu var. Jo ile ilgili kalçadan vuruyor toplara demişsiniz. Kewell’ın vuruş stili mi oluyor bu, tam olarak nedir anlayamadım?
Bir diğer sorum da gelecek sene ile ilgili. Gelecek yılı düşününce takımda direkt oynayacak yabancı oyuncular aşağıdaki şekilde oluyor;
Leo Franco
Lucas Neill
Kader Keita
Elano
Jo’nun iyi bir performans gösterip takımda kalacağını varsayarsak eğer, Baros/Jo/Kewell’dan en fazla bir tanesinin maçlarda oynayacağını düşünüyorum. Diğer oyuncularla rotasyona girme ihtimalleri de var tabiki.
Fazla dağıtmadan sormak istediğim şu. 5 tane yabancı oyuncu oluyor takımda bu halde, ve takımın orta saha ihtiyacını da biliyoruz. Bu da yaz ayında en fazla 1 yabancı oyuncu transferi anlamına gelir. 1 yabancı ortasaha transferi gelecek sene Şampiyonlar Ligi gibi bir platformda başarılı olmak için yeterli midir sizce?
(Selamlar. Topu kalçadan çıkarmak demek şu. Hangi ayağınızla topa vuruyorsanız diğer ayağınızı topun yanına koyuyorsunuz, ve boşta kalan ayağınızı kalçadan tırpan sallar gibi çıkarıyorsunuz ve topa vuruyorsunuz. Buradaki püf noktası şu. Kalçadan topa vurduğunuz zaman bacağınızın uzunluğunun tamamını kuvvete dönüştürmüş oluyorsunuz. Eğer topa dizden vuruyorsanız kuvvet aldığınız tek bölüm dizin altından ayağa kadarki kısa bir mesafe oluyor. (Bakınız Fizik Lise 1.)
Bu kadar kuramsal söze tek bir örnek. Kalçadan çıkmış en güzel Galatasaray gollerinden birisi geçen sezon Kewell’un Bordeaux’ya attığı goldür. Kewell sağ ayağını topun yanına koymuş, sol bacağını çekiç gibi sallayarak vurmuştu topa. Mesela Elano’nun Kayserispor’a attığı gol de bir kalça golüdür. Keza ligin ilk maçında Arda Turan’ın Gaziantepspor’a attığı gol.
Türk futbolcuları maalesef dizden vururlar topa ve bu yüzden de kötü şutörlerdir. Galatasaray’da kalçadan şut atan iki Türk Sabri Sarıoğlu ve Mehmet Topal’dır. Kısmen de Barış Özbek. Diğerleri, ki buna Arda Turan da dahildir, kalçadan şut atmayı yeni yeni öğreniyorlar. Umarım anlatabilmişimdir meseleyi.
Yaz sezonunda CM pozisyonu için transfer yapacağımızı düşünüyorum yabancı kontenjanından. Diğer takviyeler yerli statüsünden yapılacaktır sanırım. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar,
Bir yanda yurt disindan onemli isimleri makul sartlarda getiren bir Galatasaray var. Diger yanda Ferrari, Tabata, Topuz gibi oyunculara inanilmaz ucretler odeyen diger buyukleri goruyoruz.
Bu sartlar sonrasinda istenilen yuksek ucret karsiligi Sercan transferinin olmayisini dusunelim ve arkasindan gelen Jo. Haldun Bey hala donmemis, Giovanni Santos deniyor. Bu durumda Sercan yerinde olsam gercekten uzulurum. TR’ye gelmis belki en onemli hocalardan biri ile calisma ve kendini Avrupa sahnesine tanitma sansini diger kuluplerin yardimi ve Anadolu kuluplerinin pazarlama acgozlulugu yuzunden yitirmek uzere.
Turk futbolundaki bu anlayisa ragmen ustun beceri sergileyen Haldun Bey’e gercekten cok minnettarim.
(Seçkin selamlar. Esasında Galatasaray’ın yaptığı serbest piyasa ekonomisi kurallarını işletmek. Bir pazarda oligopol pazar yapısına dönüşmüşse bunu yıkmanın yolu, dünya ekonomisinin kurallarını iç pazara aktarmak, ithalat yapmaktır. Galatasaray’ın yaptığı da bu.
Burada tabi marka değerini iyi yönetmek de söz konusu Galatasaray adına. Avrupa’dan bu tipte futbolcuları transfer edebilecek bir marka değeri yaratmış demek ki Galatasaray.
Yerli futbolculara gelince. Bu kadar yöneticilerin kuklası olmamayı başarmalılardı bence yerli futbolcular. Türkiye’de futbolun Ali Turan gibi karakterli futbolculara ihtiyacı var. Kendi geleceklerini karartmak uğruna yöneticilerin esiri olmuş futbolcu tiplemesiyle bir yere ulaşmak mümkün değil. Sevgilerimle. Melih)
Bir önceki videoda, dediğin gibi Melih Abi, Kewell tekrar alamıyor topu. Nonda’nın yavaşlığından galiba. Çünkü Arda’ya verirken de biraz geç kalıyor. Nonda zaten slow-motion bir adamdı. Son Belediye maçında super-slow-motion oldu ceza sahasında. Adam tam bir robot oldu. Geçmişteki sakatlıkları yüzünden galiba. Monaco’da geçirdiği sakatlığın oluştuğu pozisyonu görmüştüm. 12 yaşından küçüklerin seyretmemesi lazım. O sakatlıktan geri döndüğü için bile ben insan olarak büyük saygı duyuyorum Nonda’ya.
Tekrar videoya dönecek olursam, insan yanıyor aslında o maçta kaçan puanlara. Kesinlikle hakkımız olan bir galibiyetti. O kadar emeğe de yazık olmuş. Bir de videonun sonunda yardımcı hakemin mimiklerine dikkat. Arda’ya yapıyor o mimikleri galiba. Hakem Cüneyt Çakır da çok engel olmuştu o maçta çabuk oynamamıza.
(Emrah selamlar. O maç üzücü bir karşılaşmaydı. Çünkü istatistiklere baktığımda Eskişehirspor’un kötü bir takım olduğu net olarak görülüyordu. Ama 1-1 adeta kutsandı basınımız tarafından ve Eskişehirspor akıllı futbol oynayan kimliğe büründürüldü. Aynı şeyi İBB maçında da gördük. Kanımca hak ederek puan kaybettiğimiz sadece dört maç oldu ilk yarıda. Ankaragücü, Fenerbahçe, Bursaspor ve Manisaspor. Diğer kayıplar oynanan futbolu asla yansıtmıyordu. Ki sadece 2 puan bile bizi şu an lider yapmaya yeterdi.
Nonda konusunda haklısın. O sakatlıktan sonra bugünlere gelmek kolay değil. Ki Rijkaard devamlı bahseder bundan. Nonda 2007′deki Galatasaray için önemli bir isimdi. Ama 2011′deki Galatasaray’da yer almazsa çok üzülmemek gerek. Sevgilerimle. Melih)
Jo’nun muhteşem CSKA Moskova performansı:
http://www.youtube.com/watch?v=XZBkE7hIwTQ
Enjoy!
Son bi vıdı vıdı yapmak istiyorum. Jo ile ilgili aklımda kalan, Vagner Love ile birlikte çok ürkütücü bir forvet hattı olduklarıydı. Yalnız bu kadar uzun boylu olduğunu bilmiyordum. Bu kadar teknik ve hızlı bir oyuncunun bu kadar uzun boylu olabileceğini düşünmemişim herhalde. Bir de şu var, daha önce birlikte oynadığı üç kişi var bizde şu anda: Caner Erkin, Elano, Lucas.
Saygılar
(Bravo Emrah. Herkes Caner Erkin’i atladı, ama yanılmıyorsam iki sezon birlikte oynadılar Jô’yla CSKA’da. Aslında Jô’nun CSKA günleri hakkında Azerbaycan Gayın-Sin Şubesi’nden Şahin bizleri bilgilendirse diye düşünüyorum. Çünkü Jô için esas kök hücre orası. Tıpkı Keita’nın Lille, Kewell’un Leeds, Baros’un da Liverpool olması gibi. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi olası Sercan transferinde öngördüğünüz düzene Galatasaray nisan başı gibi geçebilir diye düşünüyorum. Merkez forvet Joao, sağ forvet Milan Baros ve sol forvet Keita.
(Ahmet selamlar. Açıkça Keita solda etkili bir futbolcu değil. Ama Jô sol kanatta oynayabilir. Bu durumda Keita – Baros – Jô üçlüsü daha etkili olabilir. Ama sanki belirli bir süre Keita, Mehmet Topal, Elano, Kewell (Caner Erkin) – Arda Turan – Jô dizilimiyle çıkacağız gibi geliyor bana. Keita gelene kadar da Barış veya duruma göre Sabri Sarıoğlu’yla götüreceğiz sağ kanadı. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi, bu hafta yalnız futbolda neden yoktun? Bu artık böyle mi devam edecek? Yoksa bu haftalara has bir durum mu?
Jo transferi konusunda yok şöyleydi yok böyleydi gibi konuşmalar yapmam çok saçma olur. Çocuk CSKA’nın Uefa kupasını alan kadrosunda oynuyordu. Disiplinsiz deniyor. Eğer öyleyse sene sonu gider aşı tutarsa kalır. Üstelik Jo’nun alacağı paranın 3/4′ünü Manchester City verecek. Beğenirsek sene sonu 7.2 milyon euro verip alacağız. Açıkcası Haldun Üstünel, ne konuşuyor merak ediyorum. Biraz daha kastırsaydı, City’nin sahibinin iki hanımını da voleybol takımımıza pasör çaprazı olarak getirir diye düşünmedim değil.
Ntvspor’da muhabirin verdiği habere göre, Dos Santos’un menejeri: “GS ile her konuda anlaştık, bizden haber bekleyin dediler” demiş. Ama duyduğum kadarı ile Haldun üstünel Almanya’ya gitmiş. Kafamda oluşan komplo teorilerine göre H. Üstünel Altıntop Kardeşler’e gitmiş olabilir Murat Yalçındağ ise Dos Santos ya da başka bir orta saha için İngiltere’de olabilir. Çünkü ikisininde orada olması, ikiye ayrılacaklar izlenimi yarattı bende. Yoksa en azından JO ile gelirdi bir tanesi..
Takımın genel kadrosuna bakarsak, orta sahanın defansif kanadında umarım bir sıkıntı yaşamayız. Önümüzdeki 2 lig maçını atlatırsak çok kaliteli bir GS’ın geleceğini düşünüyorum.
Şu an 4-4-1-1 gibi bir sistemde oynadığımızda hem fikirdik. Zaten Reijkaard da bunu belirtti. Ama Keita’nın ve Kewell’in esas yerlerine dönüşü ile bu sistemde kesin 4-3-3 e dönüş olacaktır diye düşünüyorum ya da 4-2-3-1 gibi bir sisteme.. Kadro, atak kombinasyonu anlamında müthiş zenginlik gösteriyor. 11′e giremeyen neden ben yokum diyemeyecek bile. Keza ne olrusa olsun, stoper mevkiinde de zenginlik baş gösterdi. Emreler, Servet, Gökhan, Neill, Semih, Murat aynı görüntü sağ tarafta da var.
Önümüzdeki sene için GS’da gidecek oyuncuları artık iyicene tahmin etmeye başladık. Bunların arasında Servet, Ayhan, Arda da var. Sisteme uymayı bünyesi reddederse Barış da..
Reijkaard ve ekibi bence ikinci yarıya daha ciddi asılıyorlar sanki ilk yarı Türkiye ligi konusunda kafa yormadılar gibi. Ama dikkatinizi çekmiştir, tüm teknik ekip ısrarla şampiyon olacağız dediler. Avrupa ile ilgili ağızlarına hiç bir şey almasalar da (A.Madrid’i eleyeceğimizi söylediler sadece) ısrarla şampiyon olacağımızı söylediler. Bugüne kadar temkinli konuşan Reijkaard’dan bu derece iddialı laf hoşuma gitti. Artık iş GS taraftarına düşüyor. Kar da yağsa bu hafta stadı doldurmalıyız. Zaten nerdeyse 1.5 ay bir daha göremeyeceğiz takımı.
(Cem selamlar. İşlerim nedeniyle Yalnız Futbol’dan ayrı kalıyorum. Sanırım uzun, çok uzun bir süre de böyle gidecek. Benzer nedenle Lig Radyo’daki Gayın-Sin’i de bıraktım. Yani anlayacağın sine-i millete döndüm futbol anlamında. Sadece blog üzerinden bir iletişimim olacak bundan böyle. Futbolla amatör çerçevede ilişkiyi sürdürmem böylece daha kolay olacak.
Esasında Atletico’yu elersek Rijkaard’ın öngördüğü gibi bu takımın önü çok açılır. Everton’ı da geçersek müthiş olur. Ama yine de şunu unutmamak gerekiyor ki önemli olan sistemi oturtmak ve ilk planda Türkiye’yi domine etmek. CL’ye doğrudan katılmamız durumunda maddi anlamda da kimseye yük olmadan büyüyecektir bu takım. Görünen o.
Pazar günü için meteoroloji ürkütücü şeyler söylüyor. Umarım her şeye rağmen dolar ASY ve firesiz başlarız ikinci yarıya. Sevgi ve selamlarımla. Melih)
Selamlar,
Bizdeki kahraman yaratma, sevgide ve ovgude asiriya kacma durumlari vardir ya, daha sonra da o yarattigimizi bir guzel piranalar gibi yok ederiz. Bu sefer istisnai bir durum var diye dusunuyorum, istisnanin adi Haldun Ustunel. Ne ona verilen paye igreti duruyor ne de onun tarzi. Isini cok iyi yapiyor ve hem Galatasaray’ a hem de kendine cok onemli bir prestij sagliyor.
Onceden bir futbolcu almak icin aylarca beklerdik ve sonunda Inamato gibi oyuncular gelirdi. Simdi ise bir soylenti ciktigi zaman biliyoruz ki isin sonu guzel bitecek. Bu taraftarin takima sahiplenmesi acisindan da onemli bir etken cunku herkes isini iyi yaparken taraftar da onlardan geri kalmak istemiyor bir nevi bir sinerji saglaniyor.
Jô’ya gelince Babel kadar heyecan vermedi acikcasi ilk duydugumda. Ama simdi bakinca farkli bir oyuncu farkli bir renk getirecek takima. Stiline kosusuna ve durusuna bakinca bana fena halde Hakan Sukur cagrisimi yapti. Ayaklari biraz daha iyi kafasi biraz daha zayif. Su takimda konusup yorum yapmayan bir Hakan Sukur’e itirazi olan olmaz sanirim. Gene de bekleyip gormek lazim Baros ile aralarinda guzel bir rekabet olacaktir iyi olan formayi alir bizede keyifle izlemek kalir zannimca.
Sevgiler,
Huseyin.
(Selamlar Hüseyin. Babel’in bizi cezbeden tarafı gençliği ve Hollandalı oluşu. Jô ise CSKA’da harikalar yaratmış birisi. Ancak şöyle bir durum var. Hollanda kesinlikle futbolcuların taktik, fizik ve zekâ kalitelerine değer katan bir futbol ülkesi. Bugün Avrupa’da ciddi yerlere ulaşmış birçok futbolcunun başarısında birkaç yıl Hollanda’da geçirmiş olması da rol oynamıştır. Mesela Ibra. (Popescu da Avrupa sahnesine Hollanda’dan çıkmıştı.) Bu anlamda Babel gibi birisinin Liverpool’da devreye girememiş olmasını biraz yadırgıyorum, zira futbol kültür ve bilgileri itibariyle Hollandalılar oldukça farklıdır diğer Avrupa ülkelerine oranla.
Jô ise umarım ve dilerim İngiltere macerası pek iyi gitmeyen bir futbolcudur tıpkı Baros gibi. Eğer CSKA günlerine biraz da olsa dönse Jô Türkiye’de tarihi değiştirecek bir futbolcu. Bundan neredeyse eminim. Sevgilerimle. Melih)
Dos Santos transferi için Kewell’ın gönderilmesi ya da Baros’un sözleşmesinin dondurulması gibi çılgınca haberler ortada dolaşıyor. Umarım haberden ibarettir hepsi. Jo transferini özellikle lig için çok önemli buluyorum (ki galiba Avrupa’da oynamayacakmış). Böyle uzun boylu, hava toplarına hakim, uzun olmasına rağmen çabuk ve süratli bir oyuncu bizim için çok önemliydi. Makakula gibi top tekniği son derece kısıtlı bir futbolcu bile, fiziksel özellikleri itibariyle ne kadar yararlı olabiliyor gördük.
Hakan Şükür için de benzer şeyler söyleyebiliriz. Hakan Şükür’ün Galatasaray’da oynamaya başladığı 1992-1993 sezonundan itibaren şimdiye kadar 17 lig şampiyonası tamamlanmış. Hakan Şükür bunların yaklaşık 12 sezonunda Galatasaray’da oynamış. 9 kez şampiyon olmuşuz ve bunların 8′i Hakan Şükür’lü kadromuzla başarılmış. Diğer taraftan bakarsak, bu süre içerisinde şampiyon olamadığımız 8 sezonun 5′inde Hakan Şükür yokmuş. Bu istatistiklerin tesadüf olduğunu sanmıyorum. İstisnalar mutlaka vardır. Fakat kapalı defansa karşı üstün fiziksel özelliklerdeki forvetlerin Türkiye’deki şampiyonluklarda çoğu zaman büyük katkıları olmuştur. Hayırlısı olsun…
(Emrah selamlar. Jô meselesinde beni tereddütte bırakan tek şey şu. Jô’nun üstün fiziği, kuvvetli olması durumunda ortaya çıkabilecek bir şey. Ama Jô Neill gibi birkaç gün öncesinde maç yapıp gelmedi Türkiye’ye. Bu durumda Pujol-Cuadrat ekibinin derhal devreye girmesi gerekiyor. Yeterince kuvvetlenirse Jô’yu durdurmak cidden çok zor olacak rakip savunmalar için. Ki bu da diğer forvetlerimizin daha çok iş yapmasıyla sonuçlanacak. Yani bir tür yeniden Baros sendromuna sokacağız rakibi. Bu arada ben Baros ve Kewell’un sözleşmelerinin donduralacağını yada sona erdirileceğini aklımdan bile geçirmiyorum. Sevgilerimle. Melih)
Öncelikle, 1 yıldır zevkle takip ettiğim blogunuza üye olduğum için çok mutluyum. Gerçekten özellikle maç sonu analizlerinizi zevkle okuyorum.
Jô transferi de insallah tüm Galatasaray Camiası’na hayırlı olur, ama benim aklıma takılan bir soru var Melih Abi, Jô’yu satın alma opsiyonu ile birlikte mi kiraladık, yoksa sadece 6 aylığına mı? Eğer opsiyon varsa ne kadar olduğu hakkında bir fikriniz var mı?
Teşekkürler.
(Alpay selamlar. Öncelikle Gayın-Sin’e hoşgeldin. Umarım her şey gönlünce ve gönlümüzce olur.
soruna gelince, bence satın alma opsiyonuyla kiraladık Jô’yu. Ama emin ol bilmiyorum bu konuda hiçbir şey.
Şöyle bir şey var. Jô Galatasaray’da yeniden hayata dönerse bundan en çok mutluluk duyacak olan Manchester City olacak. Çünkü en azından verdikleri paranın bir kısmını çıkarabilecekler.
Şimdi düşünüyorum da Manchester City taraftarı olsak herhalde günlerini karartmıştık yönetime. Sevgilerimle. Melih)
Son iki transferi de dahil ederek geçmiş sezondan başlayan transfer politikasına baktığımızda ne görüyoruz?
Öncelikle arka planında bir temel tercih olan bütünsel ve birbirini tamamlayan bir yaklaşım.
Bu yaklaşımın başat belirleyeni tercih edilen oyuncuların geçmişlerinde barındırdıkları potansiyellerini teyit eden yüksek transfer bedelleriyle transfer yaşamış ama bir şekilde son kulüplerinde beklentilerin altında kalmış oyuncular oluşu.
Sadece var olan potansiyelin tekrar ortaya çıkması ve sahaya geri dönmesi adına risk alınmış oluyor.
Kewell, Baroş deneyimlerinden yola çıkılarak bu riski üstlenilebilir buluyor GS ki bu son derece makul gözüküyor.
Girdi / çıktı veya ürün / fiyat mantığıyla bakıldığında da oyuncuların geriye dönüşü halinde GS’a reel maliyetleri en parlak günlerinde karşınıza çıkabilecek maliyetlerine göre ciddi anlamda düşük oluyor.
Bir anlamda alırken kazanılmış oluyor.
Bu tarz iki fırsat transferden birinde isabet sağlamak bile birinin doğal maliyetinden diğerinin maliyetini kurtarmak anlamına gelir.
İkide iki yapmak ise extra bir maliyet performans oranı yakalamak demek olur.
İç piyasa rakamları uçmuşken bu tercih hem takım kalitesini yukarı taşımak hem de alternatif yaratmak açısından son derece anlaşılabilir duruyor.
Çok sayıda yıldızı barındıran kadroyu bir takım olarak sorunsuz yönetebilmek konusunda FR ve ekibine güveniliyor sanırım.
FR faktörünün Avrupa piyasasında GS’ın elini güçlendiren bir faktör olduğunun altını da çizmek gerek.
Takım direnci ve kritik anlarda kırılgan olunmaması için lejyonerlerle yerlilerin uyumu ve bütünleşebilmesi hep sancılı bir konudur ve zaman alır.
Bu geçişin sağlanabilmesi sürecinde de FR’a az iş düşmeyecek.
Bu temel politikanın tamamlayıcı adımlarını sanırım sezon sonunda göreceğiz.
Nonda’nın yerine yine üst liglerin tozunu yutmuş çift yönlü yabancı orta saha.
Ve içeriden ve Avrupa’daki Türk kökenli havuzdan sivrilen potansiyelli gençler.
Seneye daha bir FR takımı olacaktır GS.
Kafasındaki oyuna uygun oyuncularla eksikler giderilmiş ve içerideki oyuncuların dönüşümü ve parçaların bütünleşmesinde önemli mesafe alınmış olarak.
Antrenmanlarda FR ve J. Derk’i yanyana otururken gösteren görüntüler bu harmana alt yapıdan katılımların olacağının da ön göstergeleri.
Bu sene önemli.
Yeni stadın devreye gireceği gelecek sezona ligi şampiyon bitirmiş ve ŞL’ne direkt giden bir takım olarak adım atılabilirse önemli bir mevzi kazanılmış olur 2010′lu yılları SARI KIRMIZIYA boyamak adına.
Avrupa Ligi’nde bir kaç tur ilerlenebilirse iyi olur.
Ötesine günü gelince bakmak ve beklentileri doğru yönetmek gerek.
Önemli olan Avrupa arenasında takımın sahaya koyabileceği oyun karakteri, kişiliği olarak bizlerde nasıl bir gelecek duygusu yaratacağı.
Doğru vizyonu ve tutarlı çizgisi için yönetime kutlamak gerek.
İsim tespitleri konusunda FR’ı dahil ederek tüm mekanizmayı, işin sonuçlandırılması konusunda giderek ustalaşan H. Üstünel’i de
bu tabloda anmadan geçmek olmaz.
Bu ahenk ve zihinsel bütünlüğün sürmesini umalım.
Hepimize yayılan, sarıp sarmalayan yepyeni bir heyecan yaratan bu sürecin kıymetini bilelim.
Üzerine titreyelim.
Özen gösterelim.
Dış dinamiklerin engel olmasına izin vermeyelim.
Kendi dinemikleriyle ulaşacağı yere varmasına destek olalım.
Zaman tanıyalım.
Bu rüya hepimizin.
Sahip çıkalım.
(Selam Üstad. Evet bu rüya hepimizin.
Biraz önce başka bir forumda bu transferlerle ilgili bazı şeyler okudum.
Daha doğrusu transfer politikasıyla ilgili.
Öyle büyük bir mesafe var ki bu iki algılama arasında.
Her iki kesim de aynı takımın arkasında denilemez.
Sizi saygıyla selamlıyorum. Melih)
Harry Kewell & Milan Baros : 2003-2005, Liverpool
Harry Kewell & Lucas Neill & Neeskens : Avustralya Milli Takımı
Kader Keita & Milan Baros : 2007-2008, Lyonnais
Elano Blumer & Jo : Brezilya Milli Takımı
Elano Blumer & Jo : 2008-2009, Manchester City
Nonda & Lucas Neill : 2006-2007, Blackburn Rovers
Lucas Neill & Jo : 2009-2010, Everton
Arda Turan & Caner Erkin & Hakan Balta : 2005-2006, Manisaspor
Hakan Balta & Caner Erkin : 2004-2007, Manisaspor
Caner Erkin & Ufuk Ceylan & Hakan Balta : 2006-2007, Manisaspor
Caner Erkin & Jo : 2007-2008, CSKA
Blogumda bu konu ile ilgili bir yazı yazdım. Gerçekten gelen oyuncuların bir şekilde birbirleri ile temas etmiş olmaları planlı bir adım olmalı.
Saygılarımla.
(Başaran selamlar. Bu harika toplama için gerçekten çok sağol. Bu seçenekleri Arda Turan & Sabri Sarıoğlu & Mehmet Topal & Servet Çetin & Barış Özbek & Ayhan Akman & Uğur Uçar: 2008-2010, Galatasaray diye uzatmak da mümkün. Sevgilerimle. Melih)
!! Galatasaray doktorlarına büyük suçlama !!
NTV’nin haberi aşağıda. Bence de haklı bir haber.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25047529/
En son Baros’un uzun süren tedavisi de bunu doğruluyor.
Acaba milyon dolarlık transferleri yapan kulübümüz, bu oyuncuları hangi doktorlara emanet ediyor? Sizin yorumunuzu nedir?
Teşekkürler.
(Özgür selamlar. Bir öfke seli başlayınca herkes katılıyor buna. Ben sadece şunu düşünüyorum. Rijkaard-Neeskens ekibi değiştirilmesini isteyinceye kadar bekleyeceğim. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi selam.
Dün okuldan çok yorgun gelmiş olmasaydım buraya Man City’nin çok fazla transfer yaptığını ve bazı oyuncularını değerlerinin altında bedellere sattığını, bizim de bundan yararlanabileceğimizi yazacaktım. Böyle yaptık biz de. Haldun Üstünel çok iyi bir iş çıkardı.
Jô’nun Avrupa’da oynayamayacak olması sanırım Galatasaray’ın projelerini, hedeflerini de açıklıyor biraz. UEFA kupasını almak bu yıl için çok mümkün değil. 5 kupa hedefi çok gerçekçi durmuyor zaten. Galatasaray Şampiyonlar Ligi’ne hazırlanıyor gibi sanki artık. Yaz döneminde bir orta saha oyuncusundan fazlasını transfer edeceğimizi düşünmüyorum, Jô da kalırsa. Yani bir iskelet için gerekli olan ekip tamam gibi. Hazırlıklar önümüzdeki yıl için. Türk Telekom Arena’yla birlikte, CL’de de korkulan bir ekip olacağız. Futbolumuz da önümüzdeki yıl önemli ölçüde oturmuş olacak artık.
Jô, Baros, Keita üçlüsüyle sahaya çıkabilirsek önümüzdeki yıl, Türkiye’nin açık ara en hızlı, en ölümcül hücumu oluruz. Avrupa’nın da sayılı hücum güçlerinden biri konumuna geliriz. Bu üçlünün arkasında da Elano gibi uzun pasları inanılmaz iyi olan bir oyuncu var. Onun 40-50 metrelik paslarına koşu yapan Jô’yu, Keita’yı Türkiye’deki takımlar ancak kart görerek durdurabilir.
Ali Turan için pazar günü imza atacak haberleri dolaşıyor. Emre Aşık ve Emre Güngör’ü artık sahada görme ihtimalimiz yok gibi geliyor bana o gelirse. Özellikle Emre Aşık, Ordu maçında çok kötü top kullandı. Yaşı ve top kullanamaması, yavaş olması onun dezavantajları. Neill, Servet, Zan, Ali Turan dörtlüsü Avrupa için de, Türkiye için de çok iş yapabilecek bir stoper dörtlüsü. Bunlara Semih Kaya ile Murat Akça da eklenebilir belki.
Önümüzdeki yıl Galatasaray’ın sezonu olabilir. Bu yıl çok önemli dönemeçlerden geçtik, önümüzdeki yıl bunların meyvelerini yiyeceğiz gibi. Neill ile Jô’nun takıma kısa sürede uyum sağlamasını diliyorum. Tek çekincem futbol uyumunun gecikmesi.
(Selam Koray. Bu yıl sistem kurma yılı. Bu anlamda 5 kupa söylemi sadece bir hedefi ortaya koyuyor, realiteyi yansıtmıyor. Ha gittiğimiz yere kadar da gideriz sanırım Atletico’yu geçersek. Ki Everton’ı zaten zayıflatmış olduk yaptığımız iki transferle.
Geçen sezon fizik kondisyon ve sakatlık sıkıntısı çekmesek finale bile yürüyebilirdik UEFA Kupası’nda. Bu sezon da olabilir böyle bir şey. Ama gidemezsek ileriye sıkıntı yapacak bir durum da yok kanımca.
Dileyelim ki yeniler hemen uyum göstersinler. Çünkü forvetimiz gerçekten oldukça zayıfladı. Sevgi ve dostlukla. Melih)
Risk Yönetimi,
Merhaba Melih Abi,
Galatasarayımız’ın yönetimi, seçildikleri günden bu yana karşılarındaki bütün sorunlar karşısında ellerini taşın altına koydular.
Zaten yönetime gelmek dahi büyük bir riskti.
Ama, yönetim sistematik ve akıllı biçimde yönetmeyi başarıyor bu riski.
Kulübün atardamarı olan futbolda Rijkaard seçimi en büyük karar ve başarıydı. Çünkü ancak Rijkaard gibi bir ismin mozaiği üzerine çıkmak mümkündü tüm projeleri.
Aslında yönetim geçtiğimiz 6 ay boyunca derinden izledi Rijkaard’ı. Futbolcular üzerindeki etkisini ve adalatini gördükten sonra da rahatça aldı transfer kararlarını.
Özetle 2 yönlü risk var;
1. Risk: Yönetimin hem futbola hem de diğer projelere yatırım riski.
2. Risk: Onlarca kariyerli futbolcuyu birarada başarıyla oynatma riski.
Ve 1. riskin tüm başarısı 2. riske bağlı olduğundan, bir anlamda Rijkaard’ın üzerinde çok büyük bir misyon var diyebiliriz.
Rijkaard, bu anlamda sadece futbolla ilgili değil, aynı zamanda kulübün geleceğiyle ilgili de yönetimin içindeymiş gibi görülebilir derin bir bakış açısıyla.
Geçen yıl yaşanan Lincoln üzüntüsü geçmeden bu yıl korkusuzca yapılan hamlelerde yönetimin Rijkaard’a güveni yatmaktadır.
Bu yıl Antalya’da yerli veya yabancı hiçbir futbolcudan çatlak ses çıkmaması, kampa zamanında katılmaları, huzurlu ve başarılı çalışmaları hep gözleri Rijkaard’a çeviriyor.
Az şeyler gibi görülebilir bunlar ama daha geçen yıl Antalya’da yaşananlar, bizim 2009/10 sezonunu tüm takımlardan 1,5 ay önce açmamıza yol açmıştı. Maddi kayıplar da cabası.
Bugün yapılan 22 yaşındaki Brezilya milli (ve Premier ligden) transfer için, acaba; ülke futbol tarihimizde yapılan en genç ve kariyerli futbolcu transferi diyebilir miyiz? Ben başkasını hatırlamıyorum. Galatasarayımız bunu da başarmıştır.
Tüm camiamıza hayırlı olmasını diliyorum.
Sonsuz sevgi ve saygılar.
(Selamlar Erdal. En genç ve kariyerli futbolcu transferinde sanırım Ribery’den de söz etmek mümkün. Şöyle diyeyim. Ribery dünya futbol piyasasında bilinmiyordu ama Fransa’da bilinen bir isimdi ve herkes şaşırmıştı Galatasaray7a gelmesine. Sonra da gitmesine biz şaşırdık. Ama dediğin doğru. Jô bonservis parası itibariyle Türkiye’nin en pahalı futbolcusu açık ara. Bunun anlamı da zaten en genç ve en kariyerli demek. Umarım EPL’deki kötü günleri unutup yeniden CSKA günlerine döner Jô.
Bir de Lincoln transferi bu ekibin harcı olmadı hiçbir zaman. Yani kendi elinde olsa bu transfere imza atmazdı mevcut yöneticiler. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
Tekrar merhabalar,
Takımın sağlık ekibiyle ilgili yaklaşık 3 seneden beri devam eden eleştirilere bugün Serkan ve Alpaslan’da eklemeler yaptı(http://www.ntvmsnbc.com/id/25047529). Burhan Uslu ve ekibi gittiktan sonra sakatlıklar gerçekten çok can sıkmaya ve ciddi kayıplar yaşamamıza sebep oldu (geçen seneki Avrupa maçları). Ben ateş olmayan yerden duman çıkmaz lafının burda geçerli olduğunu düşünüyorum. Takımın bu kadar klas oyunculardan oluşacak ama sakatlandıktan sonra bir daha kolay kolay iyileşemeyecekler. Bu çok amatörce oluyor. Burhan Uslu’nun ayrılma nedenini bilmiyorum ama artık onu veya en azından onun başında olacağı bir ekibi muhakkak kulüpte istihdam etmek gerekiyor.
Geçenlerde NBA ile ilgili bir programda New York Knicks takımın aşçısının her oyuncunun o günkü idman programına göre ayrı ayrı yemekler yaptığını, sakat olan oyuncular için özel menüler hazırladıklarını ve bunları yemeleri için kontrol edildiklerini izlemiştim ve işte profesyonellik bu demiştim. Bu tür şeyleri (sağlık, beslenme) yapmak için yapılacak yıllık harcamalar orta düzey bir futbolcuya verdiğimiz yıllık maaş kadar anca tutar.
Başkanın artık bu konuya da el atmasını bekliyorum.
(Ersin selamlar. Yönetim yapılması gereken bir şey varsa yapacaktır diye düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi, merhabalar. Öncelikle yeni transferimiz hayırlı olsun. Sayın Adnan Polat ve hızla efsane yönetici olma yolunda ilerleyen, dünyanın dört bir yanında Galatasaray taraftarının sevgilisi olmayı başarmış sayın Haldun Üstünel’e çok teşekkür etmek istiyorum. Lütfen görürseniz, Azerbaycan’dakı aslanların selam ve sevgilerini kendisine iletin.
Jô’ya gelince, kendisini bir cümle ile şöyle özetleyebilirim: Galatasaray Milan Baros’un daha teknik olanını transfer etti. Jô’nun CSKA’da oynadığı bütün maçları çok dikkatlice takip ettiğimi söylersem yalan olur tabii. Ama Rusya liginde izlediğim maçlarından ve Rus basınından edindiğim intiba bu. Jô da tıpkı Baros gibi çok hızlı, aralara iyi sızan, pozisyon bilgisi ve gol sezgileri yüksek bir oyuncu. Tekniği ve dribling kabiliyeti kesinlikle Baros’tan üstün. Bilekleri yumuşak. Ama fizik gücü ne durumda, onu bilemiyorum tabii. Bu çok önemli detay çünkü. Fizik kondisyonu yerinde olmazsa Jô’nun özellikleri hiçbir iş yaramaz ve Türkiye’deki savunmalarla mücadelede Baros kadar başarılı olamaz.
Jô 2005 yılının aralık ayında – Vagner Love’den 1 yıl sonra CSKA’ya transfer oldu. 2006 sezonunun ilk yarısı muhteşem performans sergileyerek 14 gol attı. Sonrasında çok şanssız sakatlık yaşadı ve sezonu 17 golle gol krallığı sıralamasında 2’nci sırada bitirdi. 2007 sezonunda Vagner’le beraber 13 gol attı. Rusya Premier Liginde 53 maçta 30 gol, Rusya Kupası’nda 13 maçta 9 gol, 2 Rusya Süper Kupa maçında 3 gol, Avrupa kupalarında 9 maçta 2 gol atmış Jô. Valencia ve Portekiz büyüklerinin israrla istemesine rağmen Manshester City’ye transfer oldu 2008 yazında.
Jô’yu Galatasaray’la beraber eski kulübü CSKA da istiyordu. Hatta Rus basını City’nin bu transfer için 11 milyon Pound istediğini yazıyordu. Sonra ne oldu bimiyorum.
Melih abi, Jô’nun CSKA’da oynadığı zamanlarda Rus basınına verdiği demeçlerden ibaret bir derleme yaptım. Sizin ve buradaki çok değerli arkadaşlarımın kafasında daha net bir Jô portresi oluşması açısından ilginç detaylar var. Vakit bulunca Türkce’ye çevirip göndereceğim.
(Şahin kardeş. Herşeyden önce verdiğin bu kıymetli bilgiler için teşekkürler. Bildiğim akdarıyla Jô’nun maç kondisyonu eksiği var. çünkü sodn maçını 12 Aralık’ta yapmıştı. Duyduğuma göre durum uygun olursa Gaziantepspor maçında yedekten maça dahil olabilirmiş Jô.
Jô’nun Rus basınına yönelik demeçlerinden oluşan çevirini bekleyeceğiz hepimiz. Azerbaycan’a sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Resmi sitemizin açıkladığına göre Harry Kewell sakatlandı ve tedavisi uzun sürecek. Sanıyorum sezonu kapattı. Gene resmi sitedeki antrenman raporlarından izlediğimiz kadarı ile, Kewell bir iki kere topla çalışmaya başladı ama ağrıları olunca antremanı yarıda bırakmıştı. Yani resmi sitede bahsi geçen yırtık sakatlığının geçmemesine rağmen antremanlara başlamasından ve zorlanmsından ötürü diye olabilir mi diye geçiyor aklımdan. Bu bilginin yanına Serkan Çalık ve Alpaslan Erdem’in açıklamalarını koyunca ciddi anlamda bir rahatsızlık oluştu bende. Kulübün sağlık ekibi ile ilgili bir gözden geçirme yapması olasılık dahilinde mi?
Sevgilerimle
(Emrah selamlar. Sağlık kuruluyla ilgili kulübün nasıl bir tasarruf içine gireceğini bilmiyorum. Gerçekten. Sevgilerimle. Melih)
Gençlerbirliği’nin ara transferde Galatasaray’dan transfer ettiği Serkan Çalık ve Alparslan Erdem, Galatasaray Kulübünün doktorları yüzünden sakatlıktan kurtulamadıklarını söylediler.
Serkan ve Alparslan, uzun süren sakatlıklar, yanlış teşhis ve tedaviler sonucu uzun süre sahalardan uzak kaldıklarını belirttiler.
Kırmızı-siyahlı ekip ile 2.5 yıllık sözleşmeye imza atan Serkan Çalık, Galatasaray forması altında, bir Fenerbahçe maçında sakatlandığını ifade ederek, ”Fenerbahçe ile yaptığımız bir Türkiye Kupası maçında sakatlandım. Galatasaray kulübü doktorları basit bir menisküs yırtığı olduğu teşhisini koyarak beni ameliyat ettiler. Ancak ameliyat sonrası sakatlığım uzun sürdü ve bir türlü iyileşemedim. Bunun üzerine Almanya’ya gittim ve tedavimi orada yaptırdım. Oradaki doktorlar problemin kıkırdağımda olduğunu belirlediler ve ben ikinci kez ameliyat oldum. Ameliyat sonrası tedavim 8-10 ay Almanya’da sürdü. Galatasaraylı doktorların tedavi edemediği sakatlığımı, Almanya’da tedavi ettirdim” diye konuştu.
Serkan Çalık, Galatasaray’da yapılan yanlış teşhis ve ameliyatın, kendisini çok uzun süre futboldan uzaklaştırdığını bildirerek, ”Dönüşümde ise büyük bir kuvvet eksikliğim oldu. Bunu telafi edebilmek 3-4 ayıma mal oldu. Ondan sonra da çok iyi çalışmama rağmen Galatasaray takımında şans bulamadım” dedi.
ALPARSLAN ERDEM
Gençlerbirliği’nin devre arasında kadrosuna kattığı diğer Galatasaraylı futbolcu Alparslan Erdem de sarı-kırmızılı kulüp doktorlarının, sakatlığının nedenini bir türlü bulamamalarından şikayet ederek, şöyle konuştu:
”Galatasaray’da yaklaşık 4-5 ay sakatlık dönemim oldu. Ancak kulüp doktorları bu sakatlığımın nedenini bir türlü bulamadılar. Bu süre içerisinde maçlara, şiddetli ağrılarım nedeniyle iğne ve ilaçla çıkmak zorunda kaldım. Futbolcularda sıkça rastlanan stres kırığını, Galatasaray gibi büyük bir kulübün doktorlarının nasıl tespit edemediğini bir türlü aklım almıyor. Galatasaray’ın doktorlarının yanlış teşhis ve tedavileri, neredeyse futbol hayatımın bitmesine neden olacaktı.”
Sakatlığına doğru teşhisi Gençlerbirliği Kulübü Sağlık Kurulu Başkanı Prof. Dr. Emin Ergen’in koyduğunu söyleyen Alparslan, ”Emin hocamı tanımamış olsam ve Gençlerbirliği’ne transferim gündeme gelmemiş olsa, yani bu teşhis ve tedavide 1-2 hafta geç kalsam futbol hayatım bitebilirdi” dedi.
http://www.sabah.com.tr/Spor/2010/01/22 … ne_suclama
Sağlık Raporu: Harry Kewell
Orduspor karşılaşmasının ilk devresinde sakatlanan Harry Kewell tamamlanan tedavisinin ardından bu hafta Pazartesi günü takımla çalışmalara başlamıştı.
Perşembe sabahı yapılan antrenmanda eski sakatlık bölgesine yakın bir yerde ağrı hissederek çalışmayı tamamlayamayan sporcunun bugün yapılan tetkiklerinde sağ kasık adduktor tendonunun kemiğe yapışma bölgesi yakınında ikinci derece yırtık tespit edildi.
Sağlık ekibimiz tarafından sporcunun durumu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, tedavisinin uzun bir sürece yayılacağı tahmin ediliyor.
Kamuoyuna saygılarımızla duyurulur.
Galatasaray Futbol A.Ş.
(Samet selamlar. Birkaç link kullanıldığı için sistem istenmeyene atmış bu yorumunu. Görüşmek üzere, sevgilerimle. Melih)
Melih ağabey peki bu sağlık ekibinin en son numarasına ne diyorsun? Kariyerinin en iyi en güçlü olduğu dönemde Harry Kewell’ı resmen elimizden aldılar. Düşmana çalışır gibi çalıştılar resmen ayıp.
Adam 15 gün önce sakatlanmış sen dinlendir, ondan sonra tekrar antremanlara çıkar yine patlasın. Lağvedelim sağlık ekibimizi gidelim Bayern’deki doktora gönderelim bütün sakatları.
(Demirciğim. yorumun için teşekkür ederim. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi,Kewell uzun süre oynamayacak. Artık bıktık biz bu sağlık ekibinden, sen kulübe yakınsın ne olur yetkili kişilere iletir misin? Artık sabrımız kalmadı bu sağlık ekibine?
(Bilalciğim. Kulübe yakın olmak diye bir şey söz konusu değil. Ben Kewell’un sakatlığının sağlık kuruluyla çok ilgili olduğunu düşünmüyorum. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih,
Hala ihtiyatlı mı yaklaşmalıyız sağlık ekibine karşı ?
Sabah, Serkan Çalık ve Alparslan Erdem’in açıklamaları geldi. Akşam, pazartesi günü çalışmalara başlatılan adamın 3 gün çalıştıktan sonra, perşembe günü ciddi bir yırtığı olduğu ortaya çıktı.
Her üç olayda da, futbol doktorlarınca sıklıkla karşılaşılan sakatlıklara doğru tanı konulamadı, konulamıyor.
Ayrıca, diyelim Baros’ta doğru tedavi uygulandı fakat ona özgü bir durum oluştu ve tekrar ameliyat olması gerekti. Peki bu ikinci ameliyatı neden bizim ekibe olmadı Baros ??? Madem sağlık ekibinde problem yok, ikinci operasyonu da onlar yapsaydı !?
Sevgili Melih,
Baros’tan sonra Kewell da yok. Geçmişte verdiğimiz zayiatlar ortada. Sırf bu sağlık ekibi yüzünden sportif başarılardan uzaklaşıyoruz! Takım içinde onca kişinin emeği, takım dışında milyonlarca kişinin umutları heba oluyor.
Bu işe biri DUR desin!
Ayıptır, günahtır, yazıktır!
(Ne dememi istiyorsun Emrah? Hiçbir zaman böyle konuşmadım, izin verirsen bu tutumumu muhafaza edeceğim. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
Melih Bey merhaba,
Hareketli bir transfer döneminden sonra heyecanlı bir dört ay bizi bekliyor. Maddi sıkıntılara, kontenjan problemine ve devre arasında iyi oyuncu bulma zorluğuna karşın iki iyi oyuncu aldık. Bu arada son iki yıldır aldığımız oyuncuların Avrupa’nın en iyi iki ligi olan EPL ve La Liga’dan olması bazılarının kulaklarını çınlatmıştır herhalde. (Karşı yakadakiler Brezilya liginden başka piyasaya giremiyor.) İki yıl sonra Telekom Arena’nın bitmesi, Sportif AŞ-Futbol AŞ birleşmesi ve Riva projesinin bitmesinden sonra oluşacak maddi imkanlarla yapabileceğimiz transferleri düşünmek bile güzel. Maalesef akşamın kötü haberi Kewell’dan geldi. Ne yazık ki şimdi UEFA Avrupa liginde işimiz daha da zorlaştı.
Sağlık kuruluna gelince. Kimsenin mesleki yeterliliğini sorgulamak haddime düşmez ama son iki yıldır üzerinde bu kadar soru işareti oluşan bir heyet hakkında Yönetim Kurulumuz bir aksiyon almalı diye düşünüyorum.
Galatasarayımızın bizi mutlu edeceği günler dileğiyle, saygılar & sevgiler.
(Tarkan selamlar. Evet Kewell Atletico karşısındaki bir silahtan yoksun bıraktı bizi. Ama bunu bir fırsat olarak görecek futbolcular çıkacaktır Galatasaray’da.
Son transferlere gelince. EPL kökenli futbolcularımızın sayısı beşe çıkmak üzere. Diğer üç futbolcudan ikisi Ligue 1 kökenli, ki Baros’un öncesinde EPL geçmişi var. Diğer futbolcumuz ise La Liga kökenli. Önemli bir başarı bu. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih Abi,
Kewell’ın minimum 2 ay sahalardan uzak kalacağının açıklanmasından sonra Dos Santos transferi haberleri için doğru diyebilir miyiz? Peki Dos Santos veya herhangi bir yabancı gelirse gidecek oyuncu Nonda mı olacak yoksa Kewell veya Baros’un sözleşmelerini dondurma yoluna mı gideceklerdir?
Saygılarımla,
Can
(Can selamlar. Öncelikle isim konuşmadan yeni bir yabancı futbolcumuzun daha yolda olduğunu söylemek istiyorum. Bu futbolcumuz Atletico Madrid’e karşı oynayabilecek. Ve de sistem oyuncusu olacak. Gidecek oyuncu konusunda yorum yapmak istemiyorum. Bence kimin gideceği çok belli. Sevgilerimle. Melih)
Melih abicim,
Galatasaray sağlık ekibine tepkiler artıyor. En son Kewell, yaklaşık 2 ay sahalardan uzak olacak. Bugüne kadarki sakatlıklar da sağlık ekibinin tabii ki bir suçu yok ancak en son Serkan Çalık ve Alparslan Erdem’in açıklamalarını okuyunca gerçekten dehşete düştüm.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25047529/
Linderoth’un sakatlığı olamayacak bir nedenden, kemik büyümesi, Emre Güngör’ün düzgün yaşamıyor olması, Kewell’ın ise eski sakatlığının nüksetmesi olarak biliyoruz. Serkan Çalık ile Alparslan Erdem’in sakatlıkları ise yanlış teşhis sonucu bu kadar uzadığını kendileri söylüyorlar. Uğur Uçar’ın da oldukça uzun sürmüş, hatta o dönemde Türkiye de değil Almanya’da tedavi olup iyileşmişti.
Baros’un durumunu bir nebze anlayabiliyorum çünkü kısa bir süre önce parmağım kırıldı ve doğru kaynamasında doktor’un olduğu kadar hastanın da yardımı gerekiyor. Baros kendine yeterince dikkat etmemiş ise ya da ters bir hareket yapmış ise, kemik iyi kaynamamış olabilir. Ancak burada anlamadığım nokta, iyi kaynamayan bir kemiğin iyi bir doktor tarafından çekilen filmler sonucu anlaşılabiliyor olması. Bana göre ortada bir teşhis ve dolayısı ile eksik ya da yanlış tedavi söz konusu. Acaba yönetimimizin bu konuda bir araştırma yapma durumu oldu mu? Ve sen ne düşünüyorsun?
Teşekkür ederim.
(Burak selamlar. Baros’un sakatlığı konusunda hekim kesinlikle hatalıdır demek çok zor. Kendince Baros da haklı, sağlık uzmanları da. Belki baştan platin takmak doğruydu ama buna da futbolcu yanammamış olabilir. Kewell’un sakatlığında sağlık kurulunun çok suçu olduğunu düşünmüyorum. Çünkü özel fizyoterapisti olan birisi Kewell. Sadece şanssızlık diyelim. Sevgilerimle. Melih)
Deli oluyorum Melih Abi.
Fenerbahçe’nin hiçbir şey oynamadan maç kazanmayı alışkanlık haline getirmesine;
bizim ise çok iyi oynadığımız maçlarda bile puanlar yitirebilmemize
deli oluyorum..
(Doruk selamlar. Evet bazen her şey mükemmel gitmiyor ama şunu biliyorum. Sezon sonunda en çok hak eden şampiyon olacak. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Fenerbahçe-Denizlispor maçının görüntülerini izleyebildiniz mi? İzleyebildiyseniz Bünyamin Gezer hakkında ne düşünüyorsunuz acaba?
Çeltik tarlasına dönmüş bir saha, buna rağmen iyi mücadele etmiş sahadakiler, saygı duyuyorum, Fenerbahçe’nin iyi de pozisyonları var. Ama, net, katıksız 3 tane kırmızı kart var çıkması gereken. Yanlış anlaşılmasın, saha dışı olay manasında söylemiyorum bunu. Bünyamin Gezer bazında söylüyorum. Acaba ne düşündü de sarı kart olduğuna karar verdi Lugano’nun, Christian’ın ve Andre Santos’un hareketlerinin? Yani daha ne olması lazım kırmızı kart çıkması için Fenerbahçe’ye? Maçın direkt kaderiyle oynadı. Fenerbahçe’nin aleyhine de saçma kararlar verdi. Semih’in aleyhine verdiği tehlikeli hareket kararı çok yanlıştı. Belki çok karakterli bir adamdır, belki çok iyi bir aile babasıdır, ama hakemlik yapmak zorunda mı acaba Bünyamin Gezer?
Bir de, sakatlıklarla ilgili artık ne düşünmemiz gerekiyor Melih Abi? Son olarak Kewell’ın sakatlığından sonra, ben olayı nasıl görmem gerektiğini artık şaşırdım. Tüm vakalar, yanılgılar tesadüf olabilir mi? Benzer vakaların devam etmeyeceğini kim garanti edebilir?
Son olarak, Pazar günü bizim maç oynanamaz bence. Meteorolojik uyarıları ve Mecidiyeköy’ün rakımını düşününce…
(Emrah selamlar. Fenerbahçe maçını seyretmedim. Bence Bünyamin Gezer kötü bir hakem maalesef. Bunu her şeyden önce son maçtan sonraki basın açıklamasıyla gösterdi. O yüzden fazla konuşmak istemiyorum.
Kewell’un sakatlığı konusunda sağlık kurulunun bir sorunu olduğunu düşünmüyorum. Her futbolcu kendisinin hekimidir. Eğer futbolcu biraz zorlanan bir adeleyi mesele etmiyorsa hekim bilemez orada bir sorun olup olmadığını. Sanırım Kewell oynamayı çok istedi ve zorladı sakatlığını. Sonra da bugüne geldik.
Pazar günü maalesef rakibin yanısıra sahayla ve hava şartlarıyla da uğraşacağız. Sanırım Jô da biraz da olsa forma giyme şansı bulacak. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih abi.
Gelecek olan yabancı futbolcu forvet mevkiine mi olacak acaba? Aslında yabancı hakkımızı orta sahaya yapsaydık çift yönlü bir orta saha malum iç piyasada böyle oyuncu bulmak neredeyse imkansız bir Murat Ceylan geliyor aklıma ama aslında bu konuda pek iyi değiliz ülke futbolu olarak işin ya savunma kısmını ya da hücum kısmını yapabiliyoruz henüz. M. Topal sadece defans kısmı, Ayhan bir var bir yok, Linde gitti gerçi faydası da olmadı ya neyse, bir Mustafa’mız var bu anlamda. Barış’ı saymıyorum bence senin de dediğin gibi yerini buldu Barış Melih abi. Bilmem sen ne dersin bu konuda? Saygılar sunarım görüşmek üzere Melih Abi…
(Ozan selamlar. Bildiğim kadarıyla takıma katılması beklenen oyuncu ofansif orta saha.
Daha önce de demiştim bir kere. Rijkaard’ın takım kurgusuyla bizim alışık olduğumuz kurgular pek uyuşmuyor. Rijkaard bizim DM olarak adlandırdığımız pozisyon için bir istekte bulunmadı muhtemelen. Bulunsa harekete geçilirdi. Bence Mehmet Topal, Mustafa Sarp, Barış Özbek, Ayhan Akman gibi bir envanter var elinde Rijkaard’ın ve bunu da yeterli görüyor. Zor durumda kalınırsa A2′den de yardım istiyor Rijkaard. Sevgilerimle. Melih)
“Bir kulübün sağlık ekibini ancak tıp adamları eleştirir. Midesini dalağıyla karıştıran adamlar kalkıp yorum yapmasın” demiş Bülent Timurlenk.
Ben sağlık ekibimize güveniyorum. Hasta ile doktor arasında nelerin geçtiğini bilmiyoruz. Kewell zaten sakatlığa açık bir oyuncu, bize gelmeden önce de uzun bir dönem sakattı. Sağlık kurulunun bu durumla ilgili bir suçu olduğunu düşünmüyorum. Baros olayında da aynı şekilde. Bence işin aslından hiçbir şekilde haberdâr olmadığımız için çok bir şey söylememek gerek.
Serkan ve Alparslan’ın nasıl yaşadığını, diyetlerine ne derece dikkat ettiğini, ne derece verilen programlara uyduğunu bilmiyoruz. O yüzden yorum yapmak çok yerinde değilmiş gibi geliyor bana.
Bence sağlık kurulunun bu konuda bir açıklama yapması gerek. Geçen sene sanıyorum Mehmet Kurtoğlu GS TV’ye çıkıp her futbolcunun durumunu ayrı ayrı değerlendirmişti. Buna tekrar ihtiyaç var bence.
(Koray selamlar. Linç psikolojisinin uzağındaki bu sakin yorumun için çok sağol. Suçlu, ya da suçsuz ilan etmeden kurulu, sanırım daha sakin ve daha çok bilimsel veriyle tartışmalıyız konuyu. Ve dediğin gibi ekibin geri beslemesi de önemli. Görüşmek üzere, sağlıcakla kal. Melih)
MELİH ABI MERHABA aranıza yenı katıldım ve bundan dolayı cok mutluyum. bir sey dıkkatımı cektı yine kendı kendimizin dusmanı olduk yıne doktorlarımıza elestırıler basladı taraftarımız bu haberlerın bızı yıpratılmak izin yaptıklarını anlamamalarına uzuluyorum. bızım yonetıcılerımız eger soylenildıgı gıbı bır durum olustugunu gorseler saglık ekıbını nıye degıstırmesınler onlar da bızım gıbı ıstemez mı takımımızda sakat olan oyuncuların cabuk gerı donmesını. kendımızı bir de onların yerıne koyarsak o zaman her seyı daha ıyı anlamıs oluruz sanırım …
(Mert selamlar. Gayın-Sin’e hoşgeldin. Şimdi şöyle bir durum var. Serkan Çalık’ın kısmi bir yanlış tedaviye maruz kaldığını biliyoruz. Ama bu bir önceki sezondu. Sonra iyileşti. Ve de bir türlü takıma giremedi. G. Birliği’ne gittikten sonra 1.5 sene önceki haberi yeniden ısıtıp basına sundu. Konumlandırma şu. Sanki yanlış tedavi yüzünden Galatasaray’da oynayamadı. Evet yanlış tedavi söz konusu ama, koskoca bir yıl boyunca takıma da giremedi sağlamken. Ama biz ne yaptık, iki sezon önceki aynı haber yüzünden yeniden öfke duyduk sağlık kuruluna. Keza Alpaslan Erdem. Bu kardeşimiz değil miydi Sturm Graz ve Trabzonspor maçlarında oynayan. Gençlerbirliği’ne gitti, ameliyat oldu. Galatasaray’da stres kırığı varken mi oynadı? Mümkün değil. Dediğin gibi biraz sakin olmakta fayda var. Mutluluk obezi olduk. Tıpkı ünlü birinin dediği gibi; mutluluklar artık 15 dakika sürüyor. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar…
Öncelikle sizi Lig Radyo’da dinleyemeyeceğim için çok üzgünüm.
Melih ağabey şu gönlüm Dos Santos transferini hiç istemiyor çünkü bize asıl lazım olan oyunu iki yönlü oynayabilen bir oyuncu bir de bunun yanına Sercan gelirse demeyin keyfime. Jo konusunda ise çok umutluyum bazıları çok yumuşak bir oyuncu diyor ama Rus ligi bizim ligimize göre daha sert bir lig orada bu kadar iyiyse bizde de form tutarsa şayet çok yararlı olur. Bir de bu sene şampiyon olmamız lazım, Avrupa Ligi pek önemli değil gelecek sene için ikinci planda olmalı, şampiyon olursak kulübümüze çok ciddi miktarda para akışı olacak gerek kombine satışları gerekse ürün satıcı acısından, üstüne Şampiyonlar Ligi kozu olduğu için daha iyi futbolcuları getirmek demek.
Saygılarımla…
(Selamlar. Sercan Yıldırım konusunda pek emin değilim. İki nedenden. İlki Sercan’ın bonservisi inanılmaz pahalı. İkincisi de bu futbolcunun özel yaşantısının bize uygun olmadığı söyleniyor. Bu nedenle taliplisi durumda değiliz bildiğim kadarıyla.
DM konusuna gelince. Sanırım Rijkaard’ın böyle bir isteği yok yönetimden. Bu durumda diyecek bir şey kalmıyor bize.
Uygun bir zamanda sadece Galatasaray tarihiyle Lig Radyo’da yeniden yer almayı düşünüyorum. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
Biz taraftarlar olarka soytle dusunuyoruz transfer konusunda nonda gidecek dos santos gelecek
katılır mısınız?
(Selamlar. Çok çok uzun zamandan bu yana yoktun buralarda. Açıkça bir şey diyemeyeceğim bu düşünceye. Ama gazetelerde yazılıp çizilenler bu doğrultuda. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi, Serkan Çalık geçen sezonun tümünde sakattı. Evvelki sezonun Mart ayında sakatlanmıştı. Kadroya girememesi ise bu sezon sözkonusu oldu.
Burada doktorları suçlayacak son insanlardan biri olurum herhalde. Çünkü başta babam olmak üzere ailemde birçok doktor var. Doğrudur, tabii ki doktorları ancak başka doktorlar, yetkin tıp insanları yargılayabilir. O kadar geniş bir alandan söz ediyoruz ki insanların tahayyül etmeleri bile çok zor. Bunun içinde spor hekimliğinin ayrı bir uzmanlık oluşu da var. Pratik tecrübe konusu da var. Yani kaç sakatlıkla uğraştığı, kaç sakatlık gördüğü bir spor hekiminin… Tıp o kadar geniş bir alan ki iki kere iki dört demek çok zordur çoğu zaman. Çoğu vakada da farklı tedavi ekolleri vardır. Sizin bir sakatlığınıza başka başka doktorlar başka başka tedaviler önerirler. Konunun genişliği başarısız tedavi uygulamalarını da kapsar. Çok olasıdır bunlar. Her tedavi iyileştiremeyebilir hastayı. Örneğin ortopedistler, cerrahi müdahale yanlısıdır çoğu zaman, fizik tedaviyi ve fizyoterapistleri yeterince önemsemezler. Oysa her ameliyat, bir travmadır vücut için. Fizik tedavi de en az cerrahi müdahale kadar mühimdir.
Sonuç olarak, sağlık ekibini tabii ki biz yargılayamayız. Üstelik hepsi de akademik unvanları olan hekimler. Ancak iki senelik bir referans tablosu var ortada ve biz bu tabloyu yargılayabiliriz. Bu tabloya bakınca da bu ekibin uygulamalarının savunulur, tutulur veya arkasında durulur tarafının kalmadığı görülüyor. İyileşmesi uzun süren oyuncuların sayısı bile iyileşmesi kısa süren oyunculardan epey fazla. İyileşmesi uzun süren oyuncular içinde aynı sakatlık için birden fazla ameliyat geçirenler de az değil.
Bir de şu var. Galatasaray’da zümreci bir yapı var benim anladığım kadarıyla. Galatasaray kendi zümresindeki insanları görev için tercih ediyor ve kolay kolay da vazgeçmiyor. Bir bütün olarak Galatasaray’ın yapısal bir özelliği olarak çoğu konuda kendini gösteriyor bu. Sorunun bir de bu tarafı var bence.
(Emrah selam. Bilimsellik bir yana, hekimlik de aslında ihtiraslı ve tutkulu insanlar istiyor. Çünkü tutkudur aslında ilerleten insanları bir meslekte, öğrenme tutkusu, iyileştirme tutkusu. Belki de sağlık kurulundaki en temel sorun bu. Sevgilerimle. Melih)
Sizin tahmin ettiginiz isim dos santos değil mi? yoksa hiç bir bilgibniz yok mu:D
(Selam ben de gelişmeleri Türk basınından öğreniyorum. Bir şekilde Jô transferini başından bu yana verdiler ve yanılmadılar. Dos Santos’ta da yanılmıyor olabilirler. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi 2 konuda fikrimi söylemek istiyorum. Bazı arkadaşlar okuduklarının etkisiyle çabuk tepki gösteriyorlar. Eger iddia edildigi gibi saglık kurulu yetersiz ve etkisiz kalsaydı buna en başta yönetim gerekli müdahaleyi yapardı çünkü hangi yönetim yanlış tedavi uygulanmasına göz yumar ki.
İkinci olarak gerek forumlarda olsun gerek burada olsun bir çok arkadaşımız orta sahaya transfere ihtiyaç oldugunu düşünüyor elimizde Mehmet Topal ve Mustafa Sarp gibi 2 mücadele gücü yüksek oyuncu var iken, bir de Barış Özbek ve Ayhan Akman gibi alternatif var iken bu bölgeye transfer anlamsız ki bence Rijkaarda böyle düşünüyor olmalı ki takviye istemedi.
(Alkan selamlar. Sağlık kurulu konusunda en büyük güvencem yönetimden önce Rijkaard-Neeskens-Puyol-Cudrat dörtlüsü. Hatta buna Jan Derks’i de katabilirim. Çünkü inanılmaz bilgili birisi sporcu yaşamı konusunda. Bir de Gökhan Zan’ı ameliyat ettiren insan oydu Hollanda’ya götürüp. Görüşmek üzere sağlıcakla kal. Melih)
Selam Melih Abi,
Daha önce sağlık ekibi ile ilgili yorum yapmıştım. O yorumlarıma birkaç şey daha ilave etmek istiyorum. Bir radyo programına katılan ve Türkiye’de tanınan bir doktor GS’da yıllardır yapılan teşhislerin tedavilerin yanlış olduğunu söyledi. Bundan birkaç ay önce bir dergide yine alanında uzman bir doktorun GS da uzun süre sakatlık yaşayan futbolcuların durumlarını değerlendirmişti. O da tedavi yönlerinin eksik olduğunu anlatmıştı.
Bülent Korkmaz geçen sezon genç Semih’i maçta oynatmadan önce Semih röportaj vermişti GS Tv’ye. Sakatlığını sorduklarında şöyle dedi: “Doktorlar beni ameliyat etti ve ben bir türlü iyileşemedim. Sonra benimle ilgilenmediler ve Uğur abi (Uğur Uçar) kendi cebinden para vererek başka bir hastanede tedavi olmamı sağladı uzun bir aradan sonra sakatlığımı atlattım. Hocam görev verirse oynayabilirim..”
Benim bir arkadaşımın Baroş’un sakatlandığı gün aynı şekilde ayak tarak kemiği kırıldı. Hatta FB maçını izleyemedi. Bir devlet hastanesinde operasyon geçirdi. Ve geçen gün halı sahada bizimle beraber maç oynadı. Üstelik Baroş gibi çok güçlü bir sporcu olmamasına ragmen antrenmanlı olmamasına ragmen. Keşke Baroş direkt Almanya’da veya Türkiye’de başka bir hastanede tedavi olsaydı. Acıbadem Hastanesi’nde Baroş’a ameliyat yapılmadı alçıya alınıp bırakıldı. Bu operasyonu yapan da normal bir doktor. GS gibi bir kulübün, çok önemli bir oyuncusunun, ikinci yarıda kaybedilecek 1 puanın bile belki de GS ın geleceğini ilgilendirdiği bir ortamda Baroş gibi bir oyuncusunun üzerine düşmeden gerekli tedaviyi yaptırmamasına anlam veremedim.
Ve sadece futbol takımımız, alt yapı oyuncularımız değil. Basket takımımızda da çok büyük sorun var. Işıl Alben 2 senedir kayıp. Erkek ve bayan basket takımındaki oyuncular da çok geç katılıyorlar takıma.
Melih abi araştırılsın ciddi şekilde. Mutlaka bir sorun var. Sorun olmamasına imkan yok kim ne derse desin. Bütün yapılan emeklerin kurulan hayallerin bu kadar kısa sürede yok olmasına inanamıyoruz. GS’lı oyuncular Fenerbahçe sağlık kurulu başkanının hastanesinde tedavi oluyorlar. Ve çok ilginç sakatlanan geri dönemiyor. Artık her gün kim sakatlanacak diye heyecanla korkuyla beklemekteyiz. Sahada burnu kanayan bir hafta oynayamıyor. Bence yönetimin ve medyanın çok üzerinde durulması gereken bir olay. Basit bir olay değil Melih abi bu. Çok ciddi şekilde konunun uzmanlarıyla araştırması gerekiyor yönetimin çok ciddi.
Bugün Bülent Tulun’un bir yazısını okudum. Canaydın zamanında bu taraftar rakip takımların transferlerini izliyordu. Sohbetlerde onların oyuncularını anlatmalarını kahkahalarını dinliyordu. O zaman biz öyle transfer yapamıyorduk. Ama borç da bitmiyordu ve sürekli üstüne koyuyordu. Son 2 yılda Adnan Polat’tan sonra artık rakiplerimiz bizim transferlerimizi sohbetlerde bizim kahkalarımıza bakıyorlar. Bunu biz taraftara çok mu görüyorlar Melih abi. 2 senedir saha dışında rakibimizden üstünüz. Gösterişli bir takımımız var. Ve ben sana daha önce söylediğim bir cümleyi tekrar söylemek istiyorum. Sen söylemiştin bunu yaparsak Fenerbahçe’den farkımız kalmaz diye. Bu yolda gerekirse Fenerbahçe’den farkımız kalmasın. Fenerbahçe gibi olalım ama bu yapılan oyunlar medya yazıları ile yıldız transferi yaptığı için kulübü medyada yazılarıyla yorumları ile eleştirenler amaçlarına bir şekilde ulaşırsa şunu çok iyi biliyorum ki ” tribün baskısı o grubu koltuğundan eder” ve bu bizim uzun yıllarımızı kaybetmemize mal olur. Aslantepe stadı da işe yaramaz. Adnan Polat ve Haldun Üstünel Rijkaard GS tarihi için çok önemli isimler. Geleceğimize yön verecek isimler ve bu kişiler bu takımdan uzaklaşırsa biz taraftar da elimizden geleni yapacağımızı herkes bilsin. Ben özel teşekkür ediyorum yönetimimize. Bizim uzun yıllar kaybolmakta olan gururumuzu tekrar kazandırdılar bize heyecan istek arzu verdiler. her şey para demek değil. Bunu bari çok görmesin kimse.
Son olarak yapılacak yabancı transferi hakkında konuşmaktan önce yarın hava koşulları inşallah iyi olur da sahamızda istemediğimiz bir olayla karşılaşmayız. Mutlaka iyi bir skorla başlamalıyız lige. Zaten içerde dışarda GS’ın zor duruma düşmesi için çalışan futbola yakın çok insan var. Bunlara yönetim çok dikkatli davranmalı. Oynayacağımzı rakip takımlar etkilenebilir.
Dos Santos Baroş’un yerine oynayabilecek bir oyuncu değil. Ne fiziği ne futbol aklı şu an için santrafor mevkinde oynamaya yetmeyebilir. Daha çok kanat oyuncusu gibi. Biz hocamızdan daha iyi bilemeyiz ama onun bu transferi yaptıracağını düşünmüyorum. Genç vatandaşını getirebilirse o forvet mevkinde de oynayabilir hem fiziği hem futbol bilgisi olarak. Ayrıca ligde de Kewell’ın bölgesinde oynar. Tabi Caner’i de unutmamak lazım. Şimdi kendini gösterme sırası Caner’de. Haydi Caner senden çok ümitliyiz göster kendini..
(Burakçığım selamlar. Dos Santos haberleri doğruysa burada stratejik bir hamle görüyorum ben iki anlamda. Hem maalesef değerinden kaybetmiş bir oyuncunun Galatasaray, özellikle de Rijkaard sayesinde takıma kazandırılması söz konusu. Bundan da önemlisi eğer yıldızını parlatabilirsek, ki Rijkaard’ın eski öğrencisi olması bunu daha kolay kılıyor, zamanı gelince Avrupa’ya satarak para kazanacağımız bir hamle olur. Aslında Galatasaray’ın artık bu yola girmesi gerekiyor. Bu kapsamda ben Dos Santos’a Baros’un alternatifi değil, Rijkaard Barçası’nda Ronaldinho’nun üstlendiği görevi yapacak bir oyuncu gözüyle bakıyorum.
Caner Erkin açıkça ikinci yarıya çok iyi hazırlandı ve farkını ortaya koyacak. Özellikle Kewell’un yokluğunda gözümüzü arkada bırakmayacak. Santrfor pozisyonu için de bir şekilde Jô’nun bir an önce forma girmesini beklemeliyiz. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
Selamlar Melih Bey,
Sağlık ekibine direk olarak suçu atmak istemiyorum ancak hepsinin geçmişinin araştırılması gerekiyor bana göre. İçe sızmış bir düşman bile bu kadar zarar veremez takıma. Şu güzel sezonuda berbat edecekler. Artık kulüp sitesine girince transfer yerine yeni sakatlık var mı diye bakıyorum. Bu konu hakkında birileri çıkıp açıklama yapmalı. Kewell’ı çok özleyeceğiz…
(Hemşerim selamlar. Kewell’un sakatlığıyla ilgili Milliyet’te bugün Nevzat imzalı bir haber var. Orada anlatılan öykü bambaşka. Görüşmek üzere. Sevgiler. Melih)
Selam Melih Abi,
Giovani Dos Santos transferine bitti gozuyle bakiyorum ben artik. Fakat Kewell, Baros gibi isimlerin sakat olmasi, Jo’nun Avrupa maclarinda oynayamayacak olmasi gibi nedenlerle Galatasaray’a gercek bir forvetin gerekli oldugunu dusunuyorum ve bence bu isim Santos olmamali. Belki onceden fikrini belirtmisindir, cevaplarinin cogunu okudum ama atlamis olabilirim.
(Selamlar Kerem. Bence resmi site açıklamadan ya da GSTV, herhangi bir transfere bitti gözüyle bakmak doğru olmayabilir. Hipotetik konuşuyorum ama fikrimi belirtmek adına önemli.
Dos Santos’un son form durumunu bilmiyorum ama Barça’daki form düzeyine yakın olsa, Keita, Dos Santos, Arda Turan ve Jô’dan oluşan bir forvet hattını durdurmanın oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü dördü de inanılmaz hareketli forvetler. Bir de arkada basketboldaki bir numara pozisyonunda oynayan Elano var. Sağ ve sol beklerin de Sabri Sarıoğlu’yla Caner Erkin olduğunu düşünelim. Elano’nun yanında oynayan futbolcu da diyelim ki Mehmet Topal olsun. Arkasında da Neill ve Servet Çetin var. Kalede de formda bir Leo Franco. Seni düşlerle yalnız bırakıyorum. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba,
Bir transfer daha yapılacak anladığım kadarı ile. Bunu kesin olarak söyleyebiliriz. JO’nun imza töreninde Murat Yalçındağ, onayladı. Bir gazetecinin sorduğu soruya verdiği cevap ile. Bir futbolcu ile yollara ayrılacak ya da sözleşemesi dondurulacak. Nonda, Baros, Kewell.
Nonda: Gitmesi beni çok üzmez. Ama Baros’un yokluğunda yeni transfer forvet olmazsa sorun yaşayabiliriz.
Baros: Tam olarak hazır dönmesi Nisan başı. Bu sene ondan tam olarak faydalanamayacağız. Onun sözleşmesi dondurulabilinir. Önünde dünya kupası da yok.
Kewell: Benim sahadaki halim. Heyecanı, sevinci sanki ben. Takım cesur yüreği. Sanki o olmazsa kazanamayacağız gibi geliyor her maçta. Onun varlığı beni umutlandırıyor. Bir büyü yapacak ve golü atacak diye bekliyorum. Sene sonunda sözleşmesinin bitmesi ve uzun sürecek sakatlığı bence Kewell bir adım öne çıkarıyor.
Bu takımda kalmasını en çok istediğim adam. Umarım bizimle kalmaya devam eder.
Sevgi ve saygılarımla.
(Selamlar. Açıkçası Kewell’la sözleşmenin dondurulacağına hiç ama hiç ihtimal vermiyorum. Keza Baros’la. Her ikisi de en keskin dönemeçte bizimle olacak, yardımlarına ihtiyaç duyacağımız iki futbolcu. sevgilerimle. Melih)
Melih Abi sevgiler,
Tek bir sorum var sana. Elano Blumer’i bu takımında neresinde görüyorsun? Hem mevki, hem de oyunu açısından.
(Selamlar Evrim. 4-4-1-1′de Elano geriden oyun kurucu olarak orta göbekte oynar bence. Bayağı da iş yapar. Jô’yla birlikte bir vites daha atacağını düşünüyorum Elano’nun. Sevgilerimle. Melih)
(Selamlar. Aşağıda Jô’nun Rus basınına verdiği demeçlerden bir seçki duruyor. Türkiye’ye ilişkin de önemli ipuçları içeren bu derleme için Şahin’e çok teşekkürler. İyi okumalar. MŞ)
Melih abi, merhabalar. Jo’nun Rusya’da oynadığı dönemde basına verdiği demeçleri ve açıklamalarını soru cevap şeklinde gönderiyorum. Azacık merak uyandırırsa sizlerde, ne mutlu bana.
- Gelir gelmez gazeteciler tarafından Rusya’da ayın en önemli oyuncusu seçildin. Gazetecilerin değerlendirmesi senin için ne anlama geliyor?
- Bu benim için çok önemli. Rusya’ya bu kadar çabuk alışacağımı beklemiyordum açıkcası, ama inanın bunu çok istiyordum. Rusya’ya gelirken adaptasyonun biraz zaman alacağını düşünüyordum. Kar, buz, yeni ülke… Kolay olmayacağını düşündüren etkenlerdi. Lakin pratikte her şey güzel oldu.
- Maç ertesinde gazetelere bakıyor musun?
- Elbette. Benim soyadım takımda en kısa. Bu yüzden maçla ilgili yazılarda ismimi çok kolay farkediyorum (gülerek). Gazetelerde benimle ilgili çıkan yazıları kesip saklıyorum.
- Hava atmak için vatanına mı götürüyorsun bu yazıları?
- Bu da var tabii (gülerek). Ciddi olursak ben bunları evlatlarım ve torunlarım için saklamak istiyorum. Düşünüyor musunuz, ben ihtiyarladıkta torunlarıma eski gazeteleri göstereceğim ve onlara ‘Bakın, bu sizin dedeniz. Rusya’ya geldiği ilk ayda en iyi oyuncu seçilmiş’ diyeceğim. Mükemmel olur böyle bir şey.
- İkinci maçında Shinnik kalesine 4 gol birden attın. Bunun sırrı ne?
- Böyle bir soru ile yüz yüze kalacağımla ilgili beni uyarmışlardı (gülerek). Zannediyorum ki bunda anne babamın etkisi oldu. Maçtan önce Brezilya’dan buraya yanıma geldiler. Onların gelişi ve benim gollerim bir birine bağlı olaylar. Yurtdışında oynuyorsan eğer, velilerinin senin yanına gelişi inanılmaz moral veriyor, seni kahramanlığa itiyor.
- Rusya’da futbolcular kamplarda kumar (poker) oynamayı sever. Sen kumar oynamayı biliyor musun?
- Brezilya’da Truco diye bir kumar oyunu var. Bunu biliyorum. Ama kumar oynamayı çok sevmem. Ping-pong ve bilgisayar oyunlarını severim. Ve elbette ki futbolu.
- Brezilya ve Rus futbolu arasında en önemli farklar neler?
- Rusya’da daha akılcı futbol oynanıyor. Antrenmenlarla taktik meseleler üzerinda daha fazla duruluyor. Hatta forvet olmama rağmen bana da çok fazla bireysel taktik veriliyor. Brezilya’da forvetsen, sadece bir vazifen var – gol atmak (gülerek). Başka bir fark Brezilya’da çok fazla geniş alanlar buluyorsun. Ama burada (Rusya ligi) sahanın ortasında dursam bile sırtımda 2-3 rakip görüyorum. Kaçacak, dönecek alanın yok yani.
- Rusya’nın kışı sıcakları seven Brezilya’lılar için çok zor. Bizim soğuklarla aran nasıl?
- Önceleri evden dışarı çıkmıyordum. Zamanla alıştım.
- Brezilya’dan çok sayıda CD getirdiğini biliyoruz.
- Evet, müziği çok seviyorum. Özellikle de sambasız yaşayamam. Evden yaklaşık 50 CD kapıp buraya getirdim. Rock dışında diğer müzik stillerini iyi biliyorum.
- Dans etmeyi beceriyor musun?
- Tabii ki! Hem de nasıl. Karnavallar ülkesinde doğup da dansı sevmemek olur mu? Ben kendimi normal, sıradan insan olarak görüyorum. Çok rahat dışarı çıkıp geziyorum, mağazalara uğruyorum.
- Annenin yemeklerini özlüyor musun?
- Önceleri bu konuda sıkıntı çektim. Annemi hava alanında karşılarken ilk söylediğim söz ‘senin yemeklerini istiyorum’ demek oldu. Brezilya mutfağı dışında İtalyan mutfağını seviyorum.
- Futbolda kendinle ilgili amacın, hedefin neler?
- Benim için en önemlisi kollektif amaçlara hizmet etmektir. Şahsi olarak tabii ki her maçta iyi oynamak, kendi imkanlarımı ortaya koymak istiyorum. Benim amacım şampiyonluk kazanmaktır, bu yüzden birey olarak neler elde ettiğime çok da kafa yormam. Bu çok önemli değil. Kollektif vazife her maçta galibiyete odaklanmaktır.
- Ezeli rakip Spartak’la maçları çok sevdin sanki.
- Bu lafı sıkca duyuyorum. En önemli sebep CSKA-Spartak maçlarının dünyadaki en önemli derbilerden biri olması. Tribünler, sahadakı mücadele, rekabet açısından üst düzey bir derbi. Her zaman Spartak maçlarına özel olarak motive oluyorum. Bu maçlarda gol atmam və takımımın galibiyetleri nedeniyle çok mutluyum.
- Kulüp başkanı Yevgeniy Giner’in doğum günü Zenit’le derbi maçı oynadınız ve galip gelerek ona en güzel hediyeyi vermiş oldunuz. Başkan maç sonrası sizi tebrik etti mi ve galibiyetten dolayı özel prim vaad etti mi?
- Maçtan önce teknik direktörümüz Gazzayev başkanın doğum günü olduğunu söyledi ve bizden daha fazla mücadele ederek galibiyeti ona armağan etmemizi istedi. Biz de bunu yaptık ve başkana mükemmel hediye oldu. Maç sonrası başkan soyunma odasına geldi ve bizi tebrik etti, teşekkürlerini sundu. Prim konusuna gelince, her galibiyet için verilen primi alacağız sadece. Ayrıca paranın ne önemi var ki? Biz sadece para için sahaya çıkmadık, kendi işimizi yapmak ve başkanı sevindirmek için sahaya çıktık. Başkan da kendi işini çok iyi yapıyor bu arada.
- Çocuklara bakışın nasıl?
- Onlara çok sıcak yaklaşıyorum. Çünkü futbolculara sanki tanrısal bir varlık gibi bakıyorlar. Küçük erkek çoçuklarını sevindirmekten mutlu oluyorum, çünkü bunun onlar için ne kadar önemli olduğunu biliyorum.
- Küçükken hangi futbolcudan imza almayı hayal ediyordun?
- Benim idolüm Careca (Antônio de Oliveira Filho) idi. Corintians’ta oynuyordu ve ben her zaman ondan imza almanın hayalini kuruyordum. Hatta bu gün bile! Ne yazık ki onun imzasını alamadım. Her zaman çoçukluğumdaki bu sıkıntılarımı hatırlıyorum ve hiç kimseyi incitmemeye çalışıyorum.
- Futboldan geri kalan zamanların çok mu oluyor?
- Çok olmuyor. Benim bütün düşüncem işimle ilgili. Ben her şeyden önce iyi çalışmalı ve iyi oynamalıyım. Bundan öte boş zaman kalırsa bunu kendim ve ailem için kullana bilirim.
“Bir kulübün sağlık ekibini ancak tıp adamları eleştirir. Midesini dalağıyla karıştıran adamlar kalkıp yorum yapmasın” demiş Bülent Timurlenk.
Bence çok yanlış bir mantık. Liberal düşünceyi öne çıkardığı da muhakkak. Şimdi Kewell’in sakatlığında, “doktor bey sol bacağına bakıyorsunuz ama bir de dizine bakın” gibi bir şey demiyoruz. Var olan doneleri yanyana koyuyoruz ve bunları söylüyoruz.
Ben GS’ın yetişebildiğimce tüm branşlarına seyirci olarak izleyen ve takip eden biriyim. Sağlık konusunda sadece futbolda çekmiyoruz bu sıkıntıları. Bayan basketbola ve voleybola bakın orda da aynı sıkıntılar var.
Bugün ameliyat olsanız, ya da dişinizi çektirseniz doktorun iyi ya da kötü olduğuna dair bir izlenime erişemez misiniz? İlla “doktor bey ben dalağın yerini biliyorum bakın pankreas da burada” mı dememiz lazım? Ülkede egemen ve yönetici sınıflar genelde bu tarz insan profilini isterler. Herhangi bir yerde yetersiz insanlar bir araya geldi mi hemen böyle ayrılıkcı ve öteleyici klikler yaratmak isterler. Bu laf da bunun yansıması.
Spor camiasında da futboldan anlamak için illa futbol oynamak gerektiği saplantısı buradan gelmektedir. Kimse Atilla Dorsay’a sen hayatında film çektin mi diye sormaz ama futbolla ilgilenen biriyle futbol konuşurken eleştirdiğinde, “sen hayatında futbol oynadın mı?” diye sorar. Kendilerine, spor yazarı, derler ama bildikleri tek spor futboldur o da kahve-meyhane arası bir tatta olur genel olarak..
Uzun lafın kısası var olan doneler oldukça artarsa, bunun kendilerinden kaynaklandığı veya kendilerinden kaynaklanmadığına dir bir açıklama yapma ihtiyacı bile hissetmezlerse GS sağlık kurulu için bir zaman sonra insanlar ağızlara alınayacak laflar edecektir. Asılsız iddialarda da bulunabileceklerdir. Bence en mantıklısı sağlık kurulunun çıkıp bu yaşananalr ile ilgili bir basın toplantısı düzenlemesidir.
Sonuçta bu insanlara biz, “siz nasıl doktorsunuz? anlamıyorsunuz hiç bir şeyden!! ” demiyoruz. Spor hekimliği farklı bir branştır. Bu konuda “yetenekli ve işi bilen insanları yanınıza alın” diyoruz. O sahaya zor koşan Mehmet Akpençeyi özler olduk gerçekten…
—
2. ve bir başka önemli konu ise. Adı rakibimizin voleybol şubesi ile özdeşleşmiş bir sağlık kurumu ile çalışmakta, neden ısrar etmektedir GS spor Kulübü? Bizim verdiğimiz paralarla, rakibimiz voleybolda daha iyi çalışmalar yapsın diye mi? Kaldı ki Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı sınıflamaya göre, A sınıfı hastane olma özelliğini bile kazanamamış bir hastaneden bahsediyoruz…
(Selamlar Sühan. Dediğin bir şey çok önemli. O da Sağlık Kurulu’nun açıklama yapması. Tıp bir bilim dalı. Biz de elimizde hiçbir done ve veri bulunmadan varsayımsal düzlemde konuşuyoruz. Ve konuşmalarımızın hepsi de tartışmasız spekülatif. Öyle ki Sağlık Kurulu bundan önceki her şeyde suçlu olabilir, ama mesala Baros ve Kewell sakatlığında tamamen suçsuz olabilir, ya da tam tersi. Bu yüzden Sağlık Kurulu mutlaka açıklama yapmalıdır. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar Melih abi,
Uzun süredir yazılarınızı okumama rağmen yorum yapmıyordum ama bugün bir şeyler yazma hevesi geldi ve yazmaya karar verdim.
Öncelikle sağlık kuruluna güvenmek istiyorum ancak bu son gelişmeler ve gazetede çıkan haberler olaylara kuşkuyla yaklaşmama neden oluyor. Acaba gazetelerin kışkırtmasına mı geliyoruz yoksa cidden bir eksiklik var mı bu konuda?
İkinci olarak da yaptığınız yorumlardan istediğimiz yabancının Dos Santos olduğu kanısına vardım iyice. Bence gelecek adına iyi bir transfer. Ayrıca Arda veya Kewell’ın sene sonunda veya diğer sene gitme ihtimaline karşılık da iyi bir hamle. Ancak Kewell ve Baros sakatken Atletico maçlarına forvette kimi sürecek Rijkaard merak ediyorum. Mevcut sakat olmayan oyuncuları düşününce solda Caner, sağda Arda, ortada Elano, önde de Keita’yı düşünüyorum. Ancak Rijkaard Nonda’yı asıl forvet olduğu için oynatabilir tabi. Ama Dos Santos gelirse büyük ihtimal Nonda’yla yollar ayrılacak. Bu sene ciddi bir şekilde forvet sıkıntısı yaşıyoruz tek forvet oynamamıza rağmen. Ve bir sürü sual kafamda dolaşıyor. Saygılarımla…
(Selamlar Orhun. Gayın-Sin’e hoşgeldin. Sağlık Kurulu’yla ilgili söyleyeceğimiz her şey, kendileri bir açıklama yapıncaya kadar her şey afakî kalır. Ben açıkça basının yazdığı gibi Dos Santos’la anlaşırsak kendi adıma çok mutlu olacağım. Çünkü gerçekten kumaşı çok iyi olan bir genç. Rijkaard’ın eski talebesi olması da ciddi bir avantaj. Ben de eğer yeni bir yabancı gelmesi durumunda Nonda’nın sözleşmesinin feshedileceğini düşünüyorum. Bu ihtimalde çok hareketli bir takım oluruz orta vadede. Baros ve Kewell’un eklenmesiyle de forvette de derinlik sağlamış oluruz. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi, merak ettiğim bir şey var her kafadan bir ses çıkıyor kafamız kazan gibi oldu bu opsiyon meselesi memleket meselesi haline geldi. Murat Yalçındağ oyuncunun bonservisi konusunda konuşmadıklarını söyledi, bir taraftan da sezon sonu oturur konuşuruz dedi. Fakat şu da bir gerçek bizde eski günlerine dönüş yapacağından hiç endişem yok Jo’nun sezon sonu diğer talipleri açısından bir önceliğimiz olsaydı keşke demeden de duramıyorum. Rica ediyorum şu konuya bir açıklık getirir misin Melih abi. Jo’nun opsiyon durumu nedir? Var mıdır yok mudur?
(Ozan selamlar. Bu konuya kendi yorumumu getirdim daha önce. Yineleyecek olursam Jô patlama yaparsa bizde kesinlikle kalır. Ama ortalama bir seyir gösterirse sanırım tutmayız. Yani bizim lehimize bir sözleşme yapılmıştır diye ümit ediyorum açıkçası. Sevgilerimle. Melih)
Abi Jo’nun opsiyonu hakkinda celiskili bilgiler var. Senin bu konuda bir bilgin var mi?
(Şeyhmus selam. Bir önceki mesajda bildiğimi söyledim. Sevgilerimle. Melih)
Melih abi selamlar özür dileyerek soruyorum nedir abi Jô’nun opsiyon olayı öncelik bizde mi değil mi bilgin varsa paylaşırsan sevinirim. Kolay gelsin abi.
(Erhan Usta selamlar. Çok net bir bilgim yok. Ama şöyle olduğunu sanıyorum. Opsiyonunu mutlaka almıştır kulüp. Ama meseleyi kendi seyrinde bırakıyordur. yani iyi bir Jô izlersek gideceğini sanmıyorum. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi, sağlık kurulumuzla ilgili blog’uma bir yazı yazdım. Bunu paylaşmak istiyorum burada:
Uzun süredir sık sık eleştiriliyordu zaten. Ancak Harry Kewell’un sakatlanmasından sonra Galatasaray sağlık kurulu inanılmaz tepkilere maruz kaldı. Taraftar bu kurula güvenini yitirmiş durumda. Birçoğu ekibin topluca istifa etmesini, ya da yönetimce görevlerine son verilmesini istiyor. Peki haklılar mı? Galatasaraylı futbolcuların sakatlıklarıyla ilgili düşündükleri doğru mu taraftarın?
Bu sorulara evet yanıtını vermek çok zor. Çünkü tıp, özel bilgi gerektiren bir alan. Bir uzmanlık, eğitim, disiplin alanı. O yüzden tıp konusunda birilerini eleştireceksek önce bu konuda bilgimiz olmalı (aslında bu her konu için geçerli). Bir hastalığın seyrinin, başka bir hastada aynı olamayabileceğini göz önünde bulundurmamız lazım örneğin. Her insanın bünyesinin farklı olduğunu düşünmeliyiz. Bu bünyelerin hangi hastalıklara, nasıl tepkiler vereceğini düşünmeliyiz.
Çok eleştirilen Galatasaraylı doktorların hepsi, önemli üniversitelerde, önemli akademik kariyer yapmış insanlar. Hepsi de mesleğinin önde gelen isimlerinden Türkiye için. Hal böyleyken neden güvenemiyor taraftar onlara? Neden “gitsinler” deniyor, yerlerine onlardan daha iyisinin geleceğinden nasıl bu kadar emin olunabiliyor?
Aslında vak’alara tek tek baktığımızda bu güvensizliğin çok da yerinde olmadığını görüyoruz. Galatasaray’ın uzun süreli sakatlıklarına, yani ekibin en fazla eleştirilme nedenlerine baktığımızda bunu görürüz. Birkaç örnek verelim.
Bu ekibin en fazla eleştirilen iki vakası: Uğur Uçar ve Tobias Linderoth.
Uğur Uçar’ın dizkapağı üçe bölündü. Pek çok insan Uğur’un futbol hayatının bittiğini düşünüyordu bu sakatlıktan sonra. Ben de zaman zaman bunlardan biri oldum. Böyle bir sakatlığın bir yılda da olsa başarıyla giderilmesi, kim ne derse desin, bir hekimlik başarısıdır. Uğur’un doktoru Mehmet Kurtoğlu, Uğur’un durumuyla ilgili açıklama yaparken “normalde dizkapağı kırıklarında hastanın dizkapağı sökülür” diye söze başlamıştı. Bu cümle bile Uğur’un durumunu açıklamaya yeter sanırım. Ancak Uğur’un dizkapağı alınırsa futbol hayatı bitecekti. O yüzden özel bir ip kullanarak birbirine dikti doktorlar Uğur’un dizkapağını. Daha sonra Uğur’un dizi sürtünmeye olumsuz tepki verdi ve bu yüzden de tedavi uzadı. Ancak şu an Uğur gayet iyi ve herhangi bir sakatlık sorunu da yok. Dizinden şikâyeti de yok.
Linderoth’un sakatlığı ise futbolcularda neredeyse hiç rastlanmayan bir durum: Kemik büyümesine bağlı kıkırdak zedelenmesi. Kıkırdağı zedelenen bir futbolcunun futbola dönmesi inanılmaz zor. Appiah gibi çok güçlü bir oyuncu bile iki yıla aşkın bir sürede atlattı aynı rahatsızlığı.
Mehmet Kurtoğlu bu sakatlığın daha çok kayakçılarda olduğunu, futbolda ilk kez böyle bir durumla karşılaştığını söylemişti konuyla ilgili açıklamasında. Galatasaralı doktorlar bu işte uzman doktorlara danışarak Linderoth için bir tedavi programı geliştirmişti. Ancak sorun kemik büyümesi. Tıbbın kolay çare bulabileceği bir hastalık değil. Linderoth’la aynı durumda olup da sahalara kusursuz dönen kaç futbolcu var? Benim bildiğim kadarıyla böyle bir sakatlık geçiren ikinci bir futbolcu yok. Üstelik bu konuda sağlık kurulu tek başına da hareket etmiyor. Avrupalı meslekdaşlarıyla birlikte hareket ediyor. Ancak Linderoth bir türlü sahalara döndürülemedi.
Uzun süredir 6 dakikadan fazla sahada kalamayan Emre Güngör’ün sorunuysa sürekli yinelenen adale sakatlıklarıydı. Hep farklı yerlerinden ve sık sık. Açıkça söylemek gerek, Emre vücudunun kıymetini bilmiyor. Bilseydi böyle olmazdı.
Milan Baros’un sakatlığı ile Kewell’un sakatlığı taraftarın inanılmaz derecede tepkisini çekti. Tıp, hastalıklardan daha çok hastalara dayanan bir bilimdir. Diyelim ki siz bir hastasınız ve tedaviniz için birkaç seçeneğiniz var. Doktor diyor ki: “İki seçenek var. Birincisinde çabuk iyileşirsin, ama iyileştiğinde kontrol etmemiz gerek, sakatlığın yineleme riski var. İkinci yolsa daha uzun. Kemiğine platin takarız, ama iyileşmesi uzun sürer. Hangi tedavinin uygulanacağına sen karar ver.” Hasta da birincisini kabul ediyor; ama sözkonusu risk durumu gerçekleşiyor ve sakatlık tam olarak iyileşmiyor. Ya da hastanın bünyesinin bu tedaviye uygun olmadığı ortaya çıkıyor. Böyle bir durumda sağlık ekibini nasıl eleştirebiliriz?
Medyada Serkan Çalık ile Alparslan Arslan’ın demeçleri de çok konuşuldu. Serkan’ın tedavisindeki yanlış bundan bir buçuk yıl önce yapılmıştı (Melih Şabanoğlu’na teşekkürler). Ancak bir yıldır sağlıklı olan bu oyuncu kadroya giremiyorsa bunun suçunu nasıl sağlık ekibinde bulabilir? Alparslan ise stres kırığının olduğunu söylüyor. Bu oyuncu kaç maça çıktı o var olduğunu iddia ettiği kırıkla? Nasıl oynayabildi bacağı kırıksa? Nasıl antrenmanlara çıktı? Nasıl yürüyebildi. Geçiniz efendim. Bu oyuncuların göbekleri kulüp doktorlarına bağlı değil. İstedikleri zaman farklı doktorlara da başvurabilirlerdi. Madem bu kadar uzadı tedavileri, niçin bu yola gitmediler?
Kewell’un durumunu ise bir gazete haberi özetliyor: “Yıldız oyuncunun Liverpool’dan beri yaşadığı tendon sorunu yüzünden devre arası Avustralyalı doktorunun uyarısıyla İngiltere’de iğne yaptırdığı ve bu yüzden yeni bir sakatlıkla karşı karşıya kaldığı öğrenildi. Noel için gittiği İngiltere’de özel doktorunun uyarısıyla tendonlarında sürekli olarak yaşadığı kalınlaşma sorununu kökten çözmek isteyen Kewell, İstanbul’daki kontroller sonrası dokudaki zayıflama uyarısını hiçe sayarak bıçak altına yattı. Avustralyalı daha sonra kupadaki Orduspor maçında yakın bir bölgeden sakatlandı. Yıldız oyuncu, tahmin edilen süreden önce pazartesi günü takımla birlikte çalışmalara başladı ancak ağrıları artınca idmanı yarım bıraktı. Önceki gün yine antrenman sırasında ağrısı oluşan Kewell’ın dün yapılan kontrolleri sonrası acı gerçek ortaya çıktı.”
Bence sağlık kurulunun bu konuda bir açıklama yapması gerek. Geçen sene sanıyorum Mehmet Kurtoğlu GS TV’ye çıkıp her futbolcunun durumunu ayrı ayrı değerlendirmişti. Buna tekrar ihtiyaç var bence. Hem de şiddetle.
Bu açıklama gelene kadar sağlık ekibine saldırmak çok mantıklı değil. Ama burası Türkiye, İlker Yasin çıkıp “Baros’un ameliyatını yanlış buluyorum” diyebiliyor. Gerekli bilgiler verilmediği için de sağlık kurulu hak etmediği eleştirileri alabiliyor.
http://viansullivan.blogspot.com/2010/01/galatasaray-saglk-kurulu.html
(Koray selamlar. Çok teşekkürler bu paylaşımın ve yazı için. Sanırım en sağlıklısı ve doğrusu Sağlık Kurulu’nun konuyla ilgili açıklama yapması. Ancak o zaman mesele bilimsel temelde tartışılmaya başlar. Sevgilerimle. Melih)
Selam Melih Abi,
Giovani Dos Santos transferine bitti gozuyle bakiyorum ben artik. Fakat Kewell, Baros gibi isimlerin sakat olmasi, Jo’nun Avrupa maclarinda oynayamayacak olmasi gibi nedenlerle Galatasaray’a gercek bir forvetin gerekli oldugunu dusunuyorum ve bence bu isim Santos olmamali. Belki onceden fikrini belirtmisindir, cevaplarinin cogunu okudum ama atlamis olabilirim.
(Selamlar Kerem. Bence resmi site açıklamadan ya da GSTV, herhangi bir transfere bitti gözüyle bakmak doğru olmayabilir. Hipotetik konuşuyorum ama fikrimi belirtmek adına önemli.
Dos Santos’un son form durumunu bilmiyorum ama Barça’daki form düzeyine yakın olsa, Keita, Dos Santos, Arda Turan ve Jô’dan oluşan bir forvet hattını durdurmanın oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü dördü de inanılmaz hareketli forvetler. Bir de arkada basketboldaki bir numara pozisyonunda oynayan Elano var. Sağ ve sol beklerin de Sabri Sarıoğlu’yla Caner Erkin olduğunu düşünelim. Elano’nun yanında oynayan futbolcu da diyelim ki Mehmet Topal olsun. Arkasında da Neill ve Servet Çetin var. Kalede de formda bir Leo Franco. Seni düşlerle yalnız bırakıyorum. Sevgilerimle. Melih)
Hayir Melih abi ben Avrupa maclari acisindan soyledim, yoksa kanatlarda oynadigi surece muthis katkisi olur ama Avrupa maclarinda Jo yok maalesef o yuzden forvette cok etkili olacagini dusunmuyorum Santos’un ama Rijkaard istiyorsa vardir bir bildigi tabi ki
(Selamlar Kerem. Belki Avrupa maçlarına Cem Sultan’la çıkarız? Kimbilir? Şaka bir yana Kewell bu açıdan gerçekten kötü oldu. Ama Rijkaard’ın bir planı vardır diye düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)
Türkiye’nin aydınlık yüzünün karartıldığı bir gün bugün.. Uğur Mumcu’yu saygıyla anıyorum.
(Ahmet Can. Hatırlatma için sağol. Ben de bir dönem Cumhuriyet’te birlikte çalıştığım Uğur Mumcu’yu saygı ve rahmetle anıyorum. MŞ)
Dos Santos-Jo-Keita uclusu ile Ronaldinho-Eto-Guily uclusu birbirine cok benziyor. Eto yerine hatta Ibra daha uygun dusebilir fiziksel olarak bakarsak.
Bunlarin arkasinda Iniesta-Xavi ikilisini de Arda-Elano olarak yapabilirse FR sanki Barca’daki formatina cok benzer bir takim yaratmis olacak. Bizim versiyonumuz olarak tabi.. Bu besliyi gormek sahada gercekten ilginc olabilir.
(Seçkin selamlar. Sen 4-3-3 olarak dizmişsin takımı. Eğer fiziki açıdan yeterli olmazlarsa bu beşliyle çıktığımız maçlarda iyi kapanan takımlara karşı bazı hüsranlar yaşayabiliriz. Ama 4-4-1-1 formasyonunda yelpaze gibi bir takım olur Galatasaray. İstediği zaman kapanan, istediği zaman fırtına çıkaran. Şimdi yazalım o takımı buraya:
Leo Franco – Sabri Sarıoğlu, Lucas Neill, Servet Çetin, Caner Erkin – Keita, Mehmet Topal, Elano, Dos Santos – Arda Turan – Jô.
(4-3-3′te or tasaha Mehmet Topal, Elano, Arda Turan olacak V dizilişle. Hücumda da Keita, Jô, Dos Santos.)
Hayali bile güzel. Sevgilerimle. Melih)
24 ocak’ta yitirdiğimiz canlardan uğur mumcu, ahmet taner kışlalı ve gaffar okkan’ı saygı ve rahmetle anıyorum.
(Canerciğim. Ben de rahmetle anıyorum. Onları ve bütün hain saldırılarda yere düşenleri. MŞ)
Merhabalar,
Saglik kurulunun yapacagi hasta-doktor iliskisinin gizliligine uygun bir aciklama gercekten kisa vadede cok yararli olur. Ancak, korkarim, orta vadede bir aciklamadan daha fazlasina gerek var, zira takim su an, ne yazik ki, havuz problemlerindeki havuz izlenimini veriyor. Ustten Haldun Ustunel’in doldurdugu, alttan sakatliklarin bosalttigi bir havuz.
Benim onerim kulubun saglik kurulunun bir ‘peer review’dan gecmesi, yani yaptiklarinin ayni konuda calisan uzmanlar tarafindan incelenip degerlendirilmesi. Boyle bir ‘review’nun sonuclari genel hatlariyla hasta-doktor iliskisinin gizliligi ilkesi cervesinde toplumla, daha detayli olarak da kulup yonetimiyle paylasilirsa, biz goruslerimizi daha bilincli olustururuz, yonetim de daha saglikli kararlar verebilir. Ben bir akademisyenim ve bu tip degerlendirmeler yasamimin normal bir parcasi. Anladigim kadariyla bizim saglik kurulundaki doktorlarin bir kismi da universitelerde ogretim uyeleri; dolayisiyla, her ne kadar bu tip degerlendirmeler daha cok bilimsel arastirmalar icin yapilsa da, boyle bir degerlendirmenin onlara da cok yabanci gelmemesi gerekir.
Okyanusun otesinden selamlar.
P.S. Gayin-Sin icin harcanan zaman ve emege cok tesekkurler! Gayin-Sin sayesinde takimimi ve kulubumu daha bilincli izleyebiliyorum.
(Sevgili Akademisyenim. Bir tür bilimsel “audit”ten bahsediyorsunuz. Bence çok güzel bir fikir. Bunu yapan profesyonel kurumlar mı var, yoksa, akademik kurumlar mı gerçekleştiriyor bu değerlendirmeyi?
Bu arada dün Milliyet’te Nevzat Dindar, bugün de Sabah’ta Bülent Timurlenk imzasıyla çıkan Kewell haberlerinin doğru olduğunu düşünüyorum. Yani temel neden Kewell’un sağlık Kurulu dışındaki tedavisi. Kıssadan hisse, bazen görmek istediklerimiz gerçekte olanlarla örtüşmeyebilir. Biz de sizi Türkiye’den sevgiyle selamlıyoruz. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Nasılsın? Umarım iyisindir.
Melih Abi bugün Pazarlama AŞ, Habertürk Gazetesi Spor ekine tam 4 sayfalık bir GS Store reklamı vermiş. Önce hoşuma gitti. Ancak sonra en arka sayfayı gördüm ve şaşırdım ve fotoğrafını da çektim. Reklam güzel olsa bile Ahmet Robenson resminin altına Abdurrahman Robenson (şehit) yazılmış. Benim bildiğim Ahmet Robenson şehit olmadı, ABD’ de yaşamını yitirdi. Şehit olanlar ise Yakup Robenson ve Abdrurrahman Robenson’ du. Abdurrahman Robenson’ un asker üniformalı bir resmi olmasına rağmen o kullanılmamış ve onun yerine Ahmet Robenson resmi kullanılmış.
http://img6.imageshack.us/img6/6716/dsc000666.jpg
Keşke buraya bakıp aşağıdaki şu fotoyu koymayı akıl edebilselerdi.
http://gayin-sin.net/wp-content/uploads/2009/01/abdurrahman-robenson.jpg
Saygılarımla, Metin
(Metin. Güzel Galatasaraylı Kardeşim. Emin ol senin gibi insanlar varoldukça Galatasaray emin ellerde olacaktır. Çok haklısın. Yanlış foto kullanmışlar ve Kafkasya Cephesi’nde hayatını kaybeden Abdurrahman’la abisi Ahmet’i karıştırmışlar. Büyük hata. Umarım düzeltirler. (Bu arada Yakup Robenson’la ilgili yeni bilgiler var. Zamanı gelince yazılır. Sevgilerimle. Melih)
Üstünden çok geçmedi. Hani Rijkaard’ın Galatasaray Dergisi’nde total futbol ve kalecilikle ilgili görüşlerinden bahsetmiştik. ‘Dünyanın bir numaralı kalecilerini bir an için Barcelona’da düşünün.’ diyordu. ‘Önlerindeki savunma oyuncuları orta saha çizgisine yakın pozisyon aldıklarında kalelerinde yalnız kalırlar. İleri çıktıklarındaysa…’. Cech ve Buffon’un da ismini vermişti. İşte Rijkaard’ın cümlesinin devamı (Buffon kalesinde yalnız kalır ve ileri çıkarsa ne olur? Juventus-Roma maçı, dün akşam. Videonun 2:00′dan sonrasına dikkat):
http://www.dailymotion.com/video/xbyvmh_juventus-vs-roma-12-seria-a-2010-da_sport
Rüştü’nün bir çıkışını da ekliyorum:
http://www.youtube.com/watch?v=Ku5SV7yXrnQ
Beğenmediğimiz Leo Franco’nun deplasmandaki Panathinaikos maçındaki bir çıkışı (bence hiç fena sayılmaz, videonun 0:47 saniyesi):
http://www.youtube.com/watch?v=YWAXS5An4i4
…ve transition game (geçiş oyunu). Bir takımın oyuncuları, savunma yaparken hücuma en iyi çıkacak pozisyonları alır; hücum yaparken de en iyi savunmaya geçecek pozisyonları. İşte, savunma yaparken alınan pozisyonlar sayesinde hücuma en iyi, en hızlı çıkışın dersi (0:55 saniyeden itibaren):
http://www.youtube.com/watch?v=FhHCTG6ddw8
Valladolid-Barcelona maçı, dün akşam. Ortayı yapan Alves’in koşusuna dikkat. İbrahimoviç ön-direk koşusu, Henry-arka direk koşusu (en azından kuramsal olarak), boşta kalan Xavi işi bitiriyor. Topu kapan Pique, atağı başlatan İniesta, atağı hızla işleten Messi: 7 kişilik muhteşem bir hücum.
Yanılıyor muyum Melih Abi?
(Harikasın Emrah. Bouffon gibi bir dünya devinin önünde boyluk oluşunca yaptığı şey dediğin gibi Rijkaard’ın söyleşisine götürüyor insanı. Buradan da şuraya geliyoruz. Teknik direktörler kafalarındaki planlar üzerinden kritike edilmeli, kafalarımızdaki futbol klişeleri ve şablonları üzerinden değil.
Rüştü için diyecek bir şey yok. İdeal bir çizgi kalecisi. Harika refleksler ama o kadar işte. Çoğu Galatasaraylı’ya göre Leo Franco kaleci bile değildir. Ama Galatasaray’ın en iyi olduğu dönemde onun ciddi bir payı vardı. PAO ve Beşiktaş maçları bunlara iyi örnek.
Geçiş oyunu. Aslında en canalıcı meseleyi söylemişsin, ceza sahasındaki Barça hakimiyetine dikkat çekerek. Yeni oynadığımız sistemde (4-4-1-1) attığımız tüm gollere bir baktım. Ceza sahasında büyük bir kümelenme ve hakimiyet sağlamışız. Bunun nedeni de antrenmanlar. Bir Galatasaray antrenmanı seyrettim devre arasında. Rijkaard takıma hücum çalıştırıyordu. Top kimin ayağındaysa hangi futbolcuya atması gerektiğini söylüyordu. Ama ondan önce bütün futbolculara nereye koşması gerektiğini açıklıyordu. Toplamda yedi kişinin katıldığı hücum aksiyonlarıydı bunlar. Son Denizli Belediyespor maçında birebir gördüm bu hücumları. Yani, tek kelimeyle Rijkaard. Hem Barça hem de Galatasaray için. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
Selam Melih Abi.
Ben bu Dos Santos transferi hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Bence şu anda F.R’ nin takım üzerinde stratejik bir değişiklik yapmak istediğini düşünüyorum. İlk yarıda orta sahamızda iki ön libero ve önünde bir oyun kurucu (Elano) oynuyordu. 2005 senesinde Barça CL şampiyonu olurken de bu yapıdaydı takım. Edmilson ve van Bommel ikilisi vardı ve önlerinde de oyun kurucu olarak Deco bulunuyordu. Daha sonra bu yapı değişti ve Yaya Toure tek ön libero, önlerinde de Xavi-İniesta ikilisi geldi. Burada Xavi aslında takımı geriden idare eden, pas dağılımını kontrol eden bir rolde, İniesta ise Xavi’ den daha serbest bir rolde oynuyor. Yani Toure DM, Xavi CM, İniesta ise AMC oynuyor menejerlik oyunları tabirleriyle anlatmak istersek.
Galatasaray’ a gelirsek; bizde Topal-Sarp ikilisi ve önlerinde Elano oynuyordu. Bence bu yapı değişecek. Topal tek ön libero (DM), Elano orta saha (CM), Arda ise daha serbest bir rolde (AMC) oynayacak. Kanatlarda da Dos Santos ve Keita oynayacak.
Benim düşüncem bu yönde bir değişikliik olacağı yönünde. Yanılıyor olabilirim. Ama böyle olursa orta sahamızda pas yüzdesi inanılmaz artar bence.
Açıkçası Xavi ve İniesta klasik orta sahalar gibi çok koşan, mücadele eden orta sahalar değiller. Onların sırrı takım hücum ederken sahaya iyi dağılıp, doğru pozisyonu almaları. Böylece takım defans yaparken çok koşmaları gerekmiyor. Top onlardayken çok iyi pas yaptıkları içinde top kaybı az oluyor. Eğer biz bu yapıyı Arda-Elano üzerine oturtabilirsek bence büyük iş yapmış oluruz. Bence işin sırrı orta sahada.
(Emre selamlar. Açıkça dediğin gibi sezona böyle başladık. Sarp (DM), Akman (CM) ve Turan (AMC) üçlüsüyle. Sonra orta sahada V sistemine geçip bir DM, iki AMC kullanmaya başladık. Sonra iki DM, bir AMC kullanmaya başladık. Ama Rijkaard’ın kafasındaki plan dediğin gibi. Barça orta sahasının top kullanma kabiliyeti yüksek olduğu için en sert defans yapıları içinde bile topu kolayca gezdirebiliyorlar. Onların sırrı bu. Bizde ise bunu yapabilecek iki orta saha futbolcumuz var, Elano ve Arda Turan. Dos Santos transferi bu anlamda Galatasaray’ı bir düzey ileri götürebilir, top hakimiyeti bakımından ve karışık defanslar içinde rahatça top gezdirebilme açısından. Sevgilerimle. Melih)
Xavi’nin, atağı işleten enfes topuk pasını ve muhteşem koşusunu atlamışım
Bir de alan (boşluk-mekan) üretimi de var burada. Alves sağ kanattaki boşluğu koridoru kullanıyor. Topun Alves’e gitmesiyle Xavi’ye koşu boşluğu doğuyor. İbrahimoviç, yalancı ön-direk koşusuyla Xavi’ye boşluk üretiyor.
(Emrah selamlar. Biraz önce seyrettiğim antrenmanda birebir bunu uygulatıyordu Rijkaard. Kanatlarda birbirlerine koridor açan futbolcular örneği yani. Görüşmek üzere. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Askerlik görevim nedeniyle bir süredir yazılarını takip edemiyorum. Bugün bazılarını okuma fırsatım oldu. Takımın gerek performansı gerekse oyuncu kalitesi olarak aşama kaydetmeye devam etmesi sevindirici bir şey.
Bu satırları Bingöl’den yazıyorum ve vatani görevlerini yapan tüm askerlere sizin aracılığınız ile selamlar yolluyorum.
Görüşmek üzere,
Fatih
(Fatihçiğim. Öncelikle ve her şeyden önemlisi sana vukuatsız bir askerlik diliyorum. Zor iştir. Umalım ki Galatasaray’ın başarıları daha kolay bir askerlik yapmana neden olsun. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi;
Galatasaray için kozasını parçalayıp kanatlanan bir kelebek benzetmesi yapmak çok yanlış olmaz sanırım.
2002-2008 arasında koza dönemindeydik, 2008 yılında kabuk değiştirdik. 2009′da kanat çırpmaya başladık. 2010 da ise özgürce kanat çırpıyoruz artık.
Bambaşka diyarlara taze bir vücut ve daha büyük, daha renkli kanatlarla uçuyoruz.
Kozadaki 6 yılı şimdiki durumumuz ile kıyaslıyorum da ne kadar derin bir uykudaymışız.
(Ümit selamlar. Yıllar yıllar sonra yeniden gündem belirleyen lider bir karaktere bürünmek güzel. Tek eksik sportif başarı. Bunu sağlarsak yarınlar parlak. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih Abi, yazın için bir yorum yapmayacağım ancak yazıda bir iki yerde “kombinasyon” sözcüğünü kullanmışsın. Türkçe’ye Fransızca’dan geçen bu kelime sözlükte “kombinezon” şeklindedir. Yani Türkçe’de kombinasyon diye bir kelime yok; esasen ékombinezonédur.
Saygılarımla…
(Selamlar. Düzeltme için çok sağol. Galat-ı meşru olarak düşünmüştüm kombinasyonu. Çok teşekkür ederim. Melih)