Son iki maçın ardından: İkinci çocuk, asıl çocuk

Dos Santos transferi üzerinden okumak gerek Galatasaray’ın son iki maçını ve 4-4-1-1’ini. Şundan. Gaziantepspor maçında Arda Turan, Ankaragücü karşılaşmasında da Emre Çolak’ın santrfor arkası forvette aksaması susturdu Galatasaray’ın kanat ataklarını.
G. Antepspor maçında Arda Turan’ın fizik ve mantal olarak sahada olmaması nedeniyle kanatları çalıştırmak bireysel performansa bağlı kalmıştı bir şekilde. Caner Erkin’in üstün performansı sayesinde sol kanat bir şekilde işledi Gaziantepspor maçında. Ama Arda Turan’ın neredeyse hiç yardıma gelmediği sağ kanat, Barış Özbek’le Uğur Uçar’a omuzlarına kalınca bir türlü havalanamadı Galatasaray. (Bakınız Arda Turan’ın maç boyunca sol kanat oyuncularına 13 isabetli pas atarken bu sayının sağ kanat oyuncuları ve santrfor için 11’de kalması.) Esasında Shabani Nonda’nın verimsizliğini de buralarda aramak lazım biraz. Yani hem sağ kanadın, hem de göbeğin işlememesi de başarısız gösterdi Nonda’yı. (Yine de Galatasaray’ın girdiği altı pozisyonun yarısında imzası vardı Nonda’nın Gaziantepspor maçında.)
Geliyoruz Ankaragücü maçına. Başlarda oynamaya iştahlı görünen Emre Çolak, rakibin sert oyunundan sinince dengesini kaybetti Galatasaray. Solda oynayan Uğur Uçar – Ayhan Akman ikilisi Hakan Balta – Caner Erkin ikilisini aratınca da, ileri bile gidemez oldu neredeyse. Böylece kanatlar ve merkez işlemediği için Nonda ve Jô sıfır gol pozisyonlarıyla tamamlamış oldular maçı.
Santrfor arkasının önemi
Çıkarsama. Demek ki santrforun arkasında oynayan futbolcu çok önemli bir misyona sahip 4-4-1-1’de. Temel görevi, kanatlar durmuş olsa bile ne yapıp edip sistemi çalıştırmak santfor arkasının. Elbette bunun tersi de geçerli. Yani forvet arkası dursa dahi, kanatların işlemesi durumunda sistemin çalışmasını sürdüreceği gerçeği.
Ve de cennet senaryosu. Galatasaray’da hem kanatlar, hem de santrfor arkası işlerse… Yani çeşitli dizilişlere göre kanatlarda oynayan özellikle Caner Erkin ve Keita, santrfor arkasında oynayan Dos Santos veya Arda Turan iyi bir futbol tuttururlarsa o gün korkmak gerek Galatasaray’dan. Hele bir de önlerinde hamlığını atmış Jô varsa. Seri ve atak. İşte o zaman bir reklam gerçek olur: “Gündüz vejeteryan, gece Bacardi!”
Bunu akılda tutarak başka bir diziliş üzerinden, 4-3-3 büyüteciyle bakalım bir de aynı fotoya.
Kritik soru
Burada kritik bir eşik var. O da şu. 4-3-3’ü nasıl bir orta saha yapılanmasıyla oynayacak Galatasaray? 1 + 2 mi, yoksa 2 + 1’le mi? Yani Mehmet Topal veya Mustafa Sarp ve çapraz önünde de Dos Santos (Elano) ve Arda Turan mı? Yoksa, geride Mustafa Sarp ve Elano yanyana, önlerinde de Dos Santos veya Arda Turan mı?
Bu eşik şundan kritik. Kabul etmek gerekir ki her ne kadar fantastik bir futbolcu da olsa Keita, gerek gol vuruşu, gerekse de golü hissetme bakımından bir Harry Kewell değil asla. Bu açıdan solda pişirilen ataklarda sağ kanadı (Keita’yı yani) son vuruş ustası olarak konumlandırmak fazla gerçekçi değil.
Aynı bakış açısıyla hem Dos Santos hem de Caner Erkin’in Kewell kalibresinde olmadığını da söylemek gerek, gerçekçi olmak adına. Dolayısıyla Keita-Sabri Sarıoğlu ikilisinin sürükleyeceği ataklarda sol kanat forvetlerinin santrforu yedeklemesi bir Kewell düzeyinde gerçekleşmeyecek ikinci yarıda. (Bakınız Kewell’un ilk yarıda toplam 14 gol atarak kariyer rekorunu kırma noktasına gelmesi.)
Ne anlama geliyor bu? 4-4-1-1 oynamakla orta sahası 2+1 formasyonuna sahip 4-3-3 arasında rakip ceza sahasında bulundurulan futbolcu sayısı açısından bir fark yok. Her ikisinde de topu kullanan oyuncu dışında üç futbolcu daha atabiliyor Galatasaray rakip ceza sahasına kuramsal planda. Rakip ceza sahasında bir fazla oyuncu atmanın yolu, 1+2 formasyonlu orta sahayla oynamak geçiyor, elbette yine kuramsal planda. Yani 4-3-3 oynayacaksa, orta sahada 1+2 formasyonuyla sahaya çıkması gerekiyor Galatasaray’ın 4-4-1-1’e oranda hücumda daha etkin olmak için.
Elano ve savunma kurgusu
Bunun da iki anlamı var. İlki Elano’dan tam anlamıyla verim alamamak, ikincisi de savunma kurgusunda biraz yumuşak kalmak. Oysa ki 4-4-1-1’de hem Elano’dan verim almak, hem de takım savunmasında daha güçlü olmak mümkün.
Demek ki Caner Erkin, Dos Santos, Elano, Mustafa Sarp, Mehmet Topal, Arda Turan, Keita, Jô ve Nonda’dan altısı sahada olacak dönüşümlü olarak. Ama bu 10 isim içinde iki tanesi, Arda Turan ve Dos Santos inanılmaz önemli, kanatlar durduğunda sistemin işlemesi açısından. Dos Santos transferi bu yüzden yaşamsal işte, ve bu transfer sayesinde Galatasaray çok önemli bir pozisyonda çok etkili bir alternatife kavuşmuş oldu.
Bir de tabi tersinden okumak mümkün bu transferi. Ne demişti Alfred Adler, “ikinci çocuk ilk çocuğun tahtından olmasıdır.” Bu açıdan Arda Turan’ı önemli bir sınav bekliyor önümüzdeki dönemde. Galatasaray’ın geleceğini, bu meseleye Rijkaard’ın nasıl yaklaştığı ve bu kapsamda çıkan pürüzleri nasıl yönettiği belirleyecek kuşkusuz.
Etiketler: 4-4-2, Arda Turan, Caner Erkin, çift santrfor, sağ kanat organizasyonu, Shabani Nonda
selamlar;
Rijkaard’ı ilk kez çift forvet oynatırken gördük.
Acaba bunun sebebi ne idi? Yenik durumda olduğumuzda bile sistemden ödün vermeyen Rijkaard sizce neden böyle bir değişikliğe ihtiyaç duydu?
Teşekkürler.
(Özgür selamlar. Açıkça bunu sahanın kötülüğüne bağlamak istiyorum. Bir de Rijkaard’ın Nonda’nın kalbini kırmak istememesine. Sevgilerimle. Melih)
Herkese Merhaba,
TSL’nin ikinci yarısının camiamıza ve Turk futboluna hayırlı olmasını diliyorum. Umarım centilmence yarıs olur ve kazanan biz oluruz.
Takımı cok begendiğimi belirtmek istiyorum.
Gercekten oyunu cok ıstedik, hızlı oynadık
Kosulsuz pas oyunu oynadık sahaya ragmen. Gozlerimi kapadım bir an sahanın yeşil oldugunu dusledim inanın cok keyifliydi gorduklerim. Geriden oyunu kurabildik sadece iki veya uc uzun top yaptı takım bu sahaya ragmen. (Cuma gunu oynanan macta uzun top oynamanın erdeminden bahsediyordu kendisine yorumcudiyen arkadas.)
Lucas nokta atısı olmus. Emegi gecen herkese tesekkurler. Bir pozisyon haric hemen hemen hic pozisyon vermedik. Sakın 10-11 oynadık dıye dusunmeyın, inanın Lucas’ın da dediği gibi daha organize olur eksik takımlar refleks olarak.
FR’a inancım bir kez daha arttı. Herkes Nonda’nın cıkmasını beklerken o Elano’yu aldı.
Nonda’yı oyunda tuttu kazanmak adına ve Elano’yu da koruduguna ınanıyorum daha yeni adale sakatlıgı yasamıstı Brezilyalı. Cok zorlanmamalıydı. Dusunun ki Avrupa’da ki tek santraforumuzu kaybettiğimizde tum takımın kaybedecegine inandı ve oyunda tuttu. Takım da Nonda’ya sahip cıktı. Bir nebze de onun icin kazandı diyebilirim.
Ucuncu olarak boyle bir sahada 500 pastan fazla yaptık bu da ınanılmazdı. (Isabet oranı %84) Antepli Erman bunu soyle acıkladı mactan sonra “10 kişi kaldıktan G.Saray bizi cok kosturarak yordu” dedi.
Son olarak ben ligi üc parcaya boldum ilk 5 hafta 2. 5 hafta ve kalan 7 hafta olarak.
Eger biz ilk 5 hafta sonunda liderlik veya 1 puan farkla ikinci olarak tamamlarsak her seyi dengeleyecegiz bir adım one gececeğimizi dusunuyorum.
Takımı da yeterınce sert gordum ayaktaydık.
Bu da cok onemli bir artı.
Isık artıyor gunes yakın.
Sevgiler.
(İlker selam. Bu derleme için çok teşekkürler. Pas meselesine yazıda değiniyorum. Görüşmek üzere. Melih)
‘Lig’de sanırım ilk beş hafta tuhaf şeyler izleyeceğiz. Yıkılmazsak kimse durduramaz bizi. Sevgilerimle. Melih’
Bir okuyucuya verdiğiniz cevap böyle bitiyordu Melih Bey. Eğer ki Bünyamin Gezer FB-GS maç yorumunda yer buluyorsa, bu maçın yorumunda Aytekin Durmaz’ın yer bulmaması kaçınılmazdır. Maçı izlerken verilen kararları şaşkınca izlediğim pozisyonların TRT 1′de aynen gösterilmesine sevindim. Barış Özbek’in çift tabanla müdahalesi (en az sarı kart o da hakem maç sonrası tepkiden çekiniyorsa ancak), Elano’nun diziyle yaptığı direkt dize darbeli müdahale (tartışmasız sarı kart), Neil’ın (hakem görmedi) ve Servet’in son adam pozisyonudaki oyuncuyu el yordamıyla indirişi (hakem gördü ama vermedi). Ahmet Arı’nın sarı ve kırmızı kartları tartışılabilir. ‘Allah belanı versin’ dediği için kırmızı kart görmüş sanırım. Daha birçok ikili mücadele pozisyonunda hakem rengini belli etti maalesef.
Sizlerin de böyle hakem yönetimleri istemediğini biliyorum veya umuyorum. Türk futbolunda saha dışında önemli gücü olan sadece GS ve FB kaldı. Ben ikisinin de etkinliğini eşit görüyorum. Her iki takım da futbol takımlarının güçleri arasında önemli fark olmayan yıllarda bu ekstra gücü devreye sokup şampiyonluklar kazanmıştır. Aksini iddia etmek sadece aşırı sempatizanlık olur kanımca.
Bu sene ligin sonuna kadar ne FB ne de GS yıkılabilir veya durdurulabilir merak etmeyiniz.
Sevgi ve saygılarımla,
(Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla. Melih)
Son bir not Keita mız golunu attı ama yetmedi.
Tekrar hosgeldin Keita
(İlker selam. Keita’nın aerkadaşları adına üzüldüm ama Galatasaray adına sevindim. Çünkü bugün gördük ki Keita ve de Sabri’siz asla. Sevgiler. Melih)
Selamlar Melih abi.
Maçı izleme şansım olmadı, bu nedenle buraya yazmayı düşünmüyordum. Fakat maç sonrası Rıdvan Dilmen’in “yorumlarına” takıldım. Daha program başlar başlamaz söze, “Elano o dakikada çıkması gereken kişi değildi” ile başladı. “GS ikinci yarıya nasıl bir oyun şablonuyla başlıyor, olumlu veya olumsuz ne gibi gelişmeler var, nasıl bir taktik anlayış içindeydi.. vs” gibi bir futbol yorumcusundan bekleyeceğiniz temel noktalara değinmek yerine o, bağcıyı dövmek gayretindeydi.. Emre Çolak’ın son dakikalarda oyuna alınmasından, yapılan yeni transferleri yetersiz görmeye kadar (zaman zaman aleni, zaman zaman sinsice bir “şark kurnazlığı” tarzıyla) ve belli ki keyfi de kaçmış olarak eleştirip durdu .. (Everton’da yedek olan Jo transferi eleştiri konusu olabiliyorken Trabzonspor’da yedek olan Gökhan transferi tam isabet olabiliyor?? ).. Dilmen’in GS’nin ligin ikinci yarısı için yaptığı hamlelerden ciddi manada rahatsız olduğunu ve “kasıtlı bir yıpratma” politikasına soyunduğunu düşünüyorum..
Vasat olan her şey bu ülkede maalesef prim yapmaktadır.. Umursamayıp futbolumuza bakabiliriz ama unutmayalım ki bu tarz negatif yorumlar kendi taraftarımızı ve genel olarak spor kamuouyunu zaman zaman etkileyebilmektedir (bakınız B planı).. Bu nedenle bu tür “bayağı” yorumlara tepkisiz kalmak , onun vasatlığına katkı sunmakla eş anlamlıdır diye düşünüyorum.. Çok değerli Gayın-Sin üyelerine çağrıda bulunuyorum: Lütfen Dilmen’in bu ve bu tarz bundan sonraki yorumlarına okuduğunuz her platformda tepkinizi belirtiniz.. NTVSpor ve Milliyet’teki yazılarını cevapsız bırakmayınız.. Saygılarımla..
(Kenan selamlar. Maçtan sonraki yorumunu ben de dinledim Dilmen’in. Kanat futbolumuz konusunda da yanlış şeyler söyledi ve Beşiktaş’la karşılaştırdı Galatasaray’ı. Temel bir hastalığı var. O da sahada bir an gördüğü şeyi genelleştirip oyunu ve maçı içinden okuyamaması. Ben şöyle düşünüyorum. Onun çapında ve zihniyetinde birisi eğer Galatasaraylı olsaydı kolay kolay şans bulamazdı TV ve gazetelerde. Galatasaraylı olup da şans bulanların niçin bu şansa eriştiğini sanırım biliyoruz artık. Sevgilerimle. Melih)
Umarım Nonda’yı kazanalım derken Elano’yu kaybetmeyiz. Lincoln aynı durumda olsa bir “fuck off” çekerdi herhalde.
(Selamlar Enver. Elano kaybedilecek bir futbolcu değil. Daha doğrusu bu meseleleri takacak birisi değil. Bu anlamda çok iyi bir profesyonel. Kewell gibi. (Hatırlıyorsun Bülent Korkmaz geçen sezon 92′nci dakikada oyuna sokmuştu Kewell’u. Gıkını çıkarmamıştı.) Ha, Nonda kazanılacak bir futbolcu mudur? Bence değil. Çünkü artık inanılmaz zorlanıyor maçlarda. Sevgilerimle. Melih)
Melih Bey Selamlar,
Mücadele iyi, galibiyeti hakettik vs. ama şampiyonluğa giden bir takımın penaltıcısını kaptanın keyfine göre ya da formsuz olan oyuncunun moral durumuna göre belirlemeye hakkı var mıdır? Hele ki 2006 da Kezman’ın kaçan penaltısıyla FB’nin şampiyonluk yolundaki kaybını düşündükçe tüylerim diken diken olmadı değil Arda topu Nonda’ya verdiğinde.
Kariyerinde tek penaltı kaçırmamış Elano değil midir bizim penaltıcımız? Değilse olmamalı mıdır? Arda bunu yapsa da kenardan müdahale edilmemeli midir sizce?
Böyle bir zeminde pastır şudur budur etki edemiyor maalesef çünkü final pasında isabet sağlamak zor olduğu kadar bitirici vuruş yapmak da zor. Bu sahada duran toplar belirler ve de uzaktan şutlar. Ve böyle ortamda kazanılmış bir penaltı büyük nimettir. Bu şekilde harcanmaz, harcanmamalı bence.
(Sevgili Doktor. Çok haklısınız. Maalesef Arda Turan’ın paradigması farklı. Ve o paradigma içinde insanlar kurumlardan daha önemli. Çok büyük hataydı maçta yaptığı. Bu 3-1 galipken Emre Çolak’a penaltı attırmaya benzemez. Bence Rijkaard onunla bir konuşma yapar bu hafta. Çünkü tek zaafı o değildi dünkü maçta. Görüşmek üzere. Sevgi ve saygı. Melih)
Selamlar Melih Abi,
siteni sürekli takip ediyorum ama islerimin yogunlugu dolayisi ile yazmak istesemde bir türlü yazamiyorum.
Ama bugün ki mac ile ilgili birkac cümle yazmak istiyorum.
Cok hizli oynadik, hem de o agir sahaya ragmen. Bu sitede bazen istatistikler yayinlanirdi, sanirim bu mac icin kac saniyede bir pas attigimizi söylerseniz cok sevinirim. Belki de sezonun en hizli macini bile oynamis olabiliriz. Hem de Sabri ve Keita gibi bu takimin en hizli iki adaminin olmadigi bir macta. Benim cok hosuma gitti bu durum. Servet bile artik ayaginda 10 sn top tutup sonra uzun pas denemelerinden vazgecmisti.
Macin en iyileri Caner ve Elano idi benim gözümde. Lucas Neill cok olumlu izlenimler birakti bende. Jo ise kesinlikle cok isimize yarayacak gibi duruyor. Nonda’yi cok seviyorum ama su anki durumuna da cok üzülüyorum.
Ilk yarida Baris ve Ugur’u hic kullanmadigimiz icin Antep’i bu bölgeden hic zorlayamadik. Ama belli ki Rijkaard 2. yari icin bu futbolculari uyarmisti ki, onlari daha fazla hücum aksiyonlarinda gördük. Keita’nin geri dönecek olmasi cok önemli. Bir de Sabri de bir an önce iyilesir ve Jo’yu takima monte edersek tadindan yenmez diye düsünüyorum.
Gecenin benim icin en utanc veren anlari ise, Nonda ve HATTA Rijkaard’in yuhalanmasi oldu. (Elano cikarken duyulan yuh sesleri, Nonda’yi cikarmayan Rijkaard’a idi)…Yazik, tek kelime ile yazik…
Sevgilerimle…
(Ozan selamlar. seni buralarda görmek güzel. Ben maçtaydım ama Nonda’nın yuhalandığına şahit olmadım. Elano lehine de tezahürat yapıldı duyduğum kadarıyla. Penaltıda Arda Turan tercihini Galatasaray’dan yana kullansaydı daha değişik bir maç izleyecektik. Görüşmek üzere selamlar Almanya’ya. Melih)
Merhaba Melih Bey,
“Denizli Belediyespor maçının ardından” başlıklı yazınızın yorumlarında GKKS arkadaşımızın dile getirdiği olası bir Dos Santos veya golcü olmayan bir futbolcunun transferi sonrası Nonda’yı göndermek yerine Kewell veya Baros’un sözleşmelerinin dondurulmasına ihtimal vermediğinizi belirtmiştiniz. Gerekçe olarak en keskin dönemeçte onlara ihtiyacımız olacağını söylemiştiniz. Size bu konuda hak veriyorum ancak Kewell’ın veya Baros’un o en keskin dönemeçte hazır olacaklarından pek emin olamıyorum maalesef.
Galatasaray için en zorlu dönem 21 Mart’ta Trabzonspor deplasmanı ile başlayıp, 28 Mart’ta Fenerbahçe ile devam eden ve nihayetinde 4 Nisan’da Sivasspor deplasmanında bitecek olan 3 hafta olacak. (Tabii arada Avrupa Kupası maçları da olabilir.) Bu maçların sonunda lider olabilirsek kalan 6 haftayı yabancısız bile götürebiliriz bence.
Özetle söylemek istediğim; sizin pek ihtimal vermediğiniz olay gerçekleşebilir. Yani Kewell veya Baros’tan herhangi biri Mart sonuna kadar hazır olamayacaksa, Nonda takımda kalabilir. (ki bence mantıklı olan da budur) Çünkü Jo’nun olası bir sakatlığı/formsuzluğu/disiplinsizliği söz konusu olduğunda veya Gaziantep maçındaki gibi olumsuz saha şartlarında çift forvet oynama gerekliliği ortaya çıktığında Nonda’ya ihtiyacımız olabilir.
Saygılarımla.
(Selamlar Özgür. Öncelikle Baros’un Galatasaray için vazgeçilmez olduğunu sanırım bir kez daha söylemeye gerek yok. Kewell için de tahmini dönme süresi önemli. Bu durumda Kewell’la olan sözleşmeyi dondurma gündeme gelebilir. Ama ben 5-8 maç için bile Kewell’un oynayabilmesini önemsiyorum. Buna sanırım karar verecek olan Rijkaard. Sevgiler. Melih)
Melih Abi, Sabri’nin durumuyla ilgili bir bilgin var mı? Son günlerdeki diğer haberlerden sonra endişelenmeye başladım. Takıma dönüşü geciktikçe şüpheler artıyor, malum sağlık kuruluna güvenimiz sıfır şu anda.
(Mehmet selam. Sabri Sarıoğlu yanılmıyorsam en geç Kayserispor maçında sahada diye bir haber hatırlıyorum. Aslında en çok aradığımız futbolcuların başlarında Sarıoğlu. Sevgiler. Melih)
Melih abi Elano kendine keliyor mu acaba
İkinci yarı bambaşka bir Elano izleyeceğiz gibi.
(Mami selamlar. Eğer sakatlık belası olmazsa Elano bu yarıda maçlara en çok damga vuran üç futbolcudan birisi olacak Galatasaray’da. Dün, oynadığı bölge itibariyle en verimli iki futbolcudan birisiydi Elano. Arda Turan penaltıda devreye girip topu Elano’dan almasa şimdi bambaşka şeylerden konuşuyor olacaktık. Neyse. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)
İyi geceler Melih Abi.
Galatasaray Dos Santos tarzinda bir oyuncu mu; yoksa Avrupa Ligi’nde de oynayabilecek bir forvet mi düşünüyor?
(Selam Ahmet Can. Eğer Dos Santos transferi gerçekleşirse Avrupa Ligi’nde oynuyor diye biliyorum. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Maç yazınızda ‘Aytekin Durmaz’ın yer bulmaması kaçınılmaz’ olduğu için lütfen onu koymayın. Malum, kaçınılmaz.
TRT’nin Stadyum programının rengini gayet iyi biliyoruz. Geçen sezon Kadıköy’deki derbide skor 4-1′e gelince programın sunucusunun ağzı kulaklarına varmış, ‘Şimdi çok başka bir maç var Kadıköy’de!’ diye haykırmaya başlamıştı. Malum, maç öncesi G.Saray ağır favori gösteriliyordu.
Taraflı olduğuna inandığınız hakem yönetimleri görmek istemezken, saha dışı gücü meşru görmek büyük bir çelişkidir. Ayrıca, şu an için yarışın içinde olan üç takım daha var. Bunlardan herhangi biri de pekala aradan sıyrılabilir.
İkinci yarının ilk beş haftasının ilki olan bu haftada yeterince tuhaf şeyler izledik bence. Cuma gecesi, topla oynama niyeti olmayan dört oyuncunun, sahanın tuhaf yerlerindeki net kırmızı kartlık hareketlerinin tuhaf biçimde sadece sarı kartla cezalandırıldığını gördük. Ama o statta evsahibi takım için sarı karttan fazlasının çıkmayacağını kabul edersek çok da tuhaf sayılmaz. Saha-dışı tuhaflığı değilse bile hakem tuhaflığıdır şüphesiz bu dört kart.
Ahmet Arı’nın bu geceki kırmızı kartını yorumlamak ise epey zordur. Çünkü hakemlerin neyi kendilerine hakaret saydıklarını bilmek kolay değil. Geçen sene Sivasspor-Galatasaray kupa maçında, Ümit Karan’ın önce ‘küfür ettiği’ sonra ‘yardımcı hakeme kar suyu sıçrattığı’ gerekçesiyle atıldığı açıklanmıştı peşi sıra.
Cuma gecesi dört oyuncusu tuhaf biçimde sahada kalmayı başarmışken, G.Saray maçının hakemini yorumlamak da ancak bir pervasızlıkı olabilirdi.
Ha unutmadan ekleyelim: İlk kez, karda-buzda izlemiş olduğumuz Jo ve Neill Galatasaray’ı büyük hedeflere götürecek oyuncular değildir diyorum. Çünkü ben, doğup büyüdüğüm yerin 15 cm dışına dahi çıkmadım. Ben bilmem İngiltere Premier Ligi’ni. Ama Gökhan Ünal’ı bilirim bak. Fenerbahçe’ye çok faydalı olur. Hedefe de götürür. Ne de olsa Fenerbahçe’nin hedefi – her ne şekilde olursa olsun – sadece Türkiye Ligi’ni kazanmaktır. Ha bir de ‘Büyük Başkan’ın transferidir, ben kötü diyemem.
(Emrah selamlar. Ben kendi adıma gündem liderliğini Galatasaray’ın almış olduğundan çok memnunum. Önemli bir şey bu. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi bu akşam görüldüğü üzere Nonda formsuzluktan ziyade bu yükü kaldıramıyor artık. Atletico maçında Nonda’yı sahada düşünemiyorum.
(Ahmet Can, aslında bu tip genellemelere gitmemek gerekiyor bir yandan da. Bu takımın ismi Galatasaray ve ne zaman ne yapacağı ve bunu yaparken de kimin kahraman olacağı hiç belli olmaz. Bekleyip görmek en iyisi. Sevgilerimle. Melih)
Herkese iyi geceler,
Gaziantep maçında Nonda’nın sahada tutulması her ne kadar Elano’nun kendisinden beklenen futbola bu derece yaklaşmış olduğu bir akşamda oyundan çıkmasına neden olmuş olsa da bence insan ilişkileri açısından oldukça olumlu bir gelişmeydi. Fizik kapasitesinin yetersizliğine rağmen verilen görevi yerine getirmeye çalışan bir futbolcu Nonda. Takımı için kapasitesini zorluyor; böylesine müthiş bir kariyere sahip bir oyuncunun sahada sırf takımı santraforsuz bırakmamak için – kimi zaman gülünç suruma düşmesine neden olabilecek şekilde – doksan dakika mücadele etmeye çalışması alkışlanacak bir durum bence. Her fırsatta “takım ruhu”na atıfta bulunan teknik direktöre de kritik bir penaltıyı kaçırmış olsa bile onu sahada tutmak yakışırdı. Uzun vadede Nonda’nın kadroda olmayacağını Rijkaard’da kendisi de biliyor, ama yine de Rijkaard’ın böyle bir tutum sergilemiş olması sadece ikisi arasındaki ilişki açısından değil de takım ruhunu sahaya yansıtmaya çalışan her oyuncunun saygı göreceğini göstermesi açısından oldukça önemli diye düşünüyorum.
Maça gelince, tv’den göründüğü kadarıyla rakip bir kişi eksilene kadar oldukça yavaş oyun vardı sahada. 90 dakika içinde gol gelecekmiş gibi görünmüyordu pek. Keita ve Sabri’nin yokluğunu çok aradı takım bu dakikalarda. Buna rağmen pas futbolundan vazgeçilmemesi herhalde bir çok Galatasaraylı’yı olduğu gibi beni de çok memnun etti. Elano, Caner ve Neill’in performansı oldukça etkileyiciydi. Hakan Balta da sezonun ilk yarısına göre çok daha güçlü ve hareketli gibiydi.
Elano’nun oyundan çıkmasından sonra Caner’in ortaya geçmesi beni şaşırttı açıkçası. Eğer Caner’i maça başladığı bölgede kullanmaya devam etseydik ikinci yarıda artan sağ kanat etkiliği sonucu tersten pozisyon yakalayıp gol bulmamız pekala mümkün olabilirdi. Zira birkaç poziyonda sola doğru açılan topu kullanması için gözler Caner’i aradı ama kameralar sol kanada döndüğünde o alanın boş olduğunu gördük ki bu durum on kişi kalan bir rakibe karşı handikap olarak değerlendirilebilir.
Son olarak dile getirmek istediğim bir husus daha var. Futbol endüstrisi toplumsal hayatımızın önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Takımımız da sahaya çıkarken bu önemli toplumsal mesele hakkındaki son gelişmeleri konu eden bir tavır sergiledi. Buna hiçbir itirazım yok, aksine futbol ortamının toplumun diğer alanları ile bağ kurması gerektiğini düşünüyorum. Stadların sadece yaşamın diğer alanlarında biriktirilen sinir ve stresin boşaltıldığı mekanlar olmaktan çıkıp, toplumsal bilincin yükseldiği yerler haline gelmesi ruhbilim açısından daha sağlıklı bir gösterge olacak sanki. Bu açıdan bakıldığında futbol yayın ihalesini alan sermaye grubunun kutlanması kadar, emeğin özgürleşmesi yönünde toplumsal mücadele örneği gösteren itfaiye ve Tekel çalışanlarının selamlanması da kamuoyunun oluşması açısından olumlu bir gelişme olurdu diye düşünüyorum.
(Hocam selamlar. Futbol tarafına girmeyeceğim, çünkü yazının temel konularına değinmişsiniz. Bugünlerde eski futbolcumuz Metin Kurt’la ilgili Gladyatör adlı kitabı okuyorum. Herkese tavsiye ederim bir futbol emekçisinin sağlam duruşunun izlenmesi ve takdir edilmesi için. İtfaiye ve Tekel işçileri bunları hatırlattı bana. Sevgi ve dostlukla. Melih)
Melih Abi,
Ben Mustafa Sarp’la ilgili birşeyler söylemek istiyorum. Mustafa Sarp bu sezon kaç gol attı ve nasıl atılmış gollerdi onlar acaba? Bu istatistikleri yeniden hatırlamak çok faydalı olacak bence.
Şunu demek istiyorum: Mustafa Sarp çok mu teknik bir oyuncu, bir süperstar mı? Hayır. Ama pozisyon bilgisiyle o kadar çok gol attı ki! Belalı bir maçı muhteşem bir arka direk koşusuyla aldı bize. Henüz farkında olmayan gözler, sadece kalenin dibinde dokunduğunu zannedecekler. Tıpkı ilk yarıdaki Beşiktaş maçındaki gibi.
Ama yapılması gereken bu. Başarılması zor olan, arka direğe gitmeyi bilebilmek. Gerisi zaten kolay. Cruijff’ün dediği gibi: Topa vurmak en kolayı.
Ama ben neden basit oynayamadığımızı anlayamıyorum. Basit olanı yeterince ciddiye mi almıyor oyuncularımız? Bu mental olgunluğa ne zaman erişeceğiz çok merak ediyorum. Ah basit oynamayı bir bilebilsek, Mustafa Sarp gibi düşünse diğer futbolcularımız hayat ne kadar güzel olacak!
(Emrah selamlar. Sarp bu sezon beş gol attı. Sadece PAO’ya attığı rakibe çarpıp giren gol farklıydı. Diğer dört golü de ölü toptan arka direk dibinde vurduğu toplarla geldi. Bir Tobol’a, iki Gaziantepspor’a, bir de Beşiktaş’a. Görüşmek üzere sevgiler. Melih)
Selamlar.
Sırtım tutuldu. Yazı biraz gecikecek.
Sevgiler.
Melih
Melih abi merhaba. Sen ne düşünürsün bilmem ama bu konu hakkındaki görüşünü merak ediyorum. Bir Galatasaraylı olarak kaptanımızın yabancı dil bilmemesi, İngilizce bile bilmemesi beni aşırı derecede rahatsız ediyor. Teknik direktörüyle çevirmen aracılığıyla anlaşmamalı kaptan, kendisi konuşabilmeli bence. Kaptansa kültürlü olmalı, kendini geliştirmeli, PS3 oynamak yerine kitap okumalı, haksız mıyım? Tamam boş vakitlerinde hobilerini yapmak onun en büyük hakkı ama en azından İngilizce dersi alamaz mı? Ne düşünüyorsun bu konu hakkında çok merak ediyorum.
Melih Abi, selam ve geçmiş olsun, umarım çabuk iyileşir sırtın.
“Caner’in bu performansı Galatasaray’a ön libero transferi gerektirir” demiş Bülent Timurlenk. Pek anlayamadım, neden olabilir bu?
Merhaba,
Gaziantep maçı ile ilgili bir yorum yapmadan önce, bazı arkadaşlarında değindi Rıdvan Dilmen ve diğer yorumcuların konuşmaları ile ilgili bir yazmak istiyorum. Rıdvan Dilmen kalitesindeki adama hiç yakışmayan, sanki Galatasaray’a çamur atmak isteyen kahvede okey oynarken maç izleyen bir adam gibi yorum yaptı. Lucas ve Jo’yu ikincisi sınıf transfer buldu. Allah aşkına 10 yıldır PL’de oyanayan ve takım kaptanı olan bir savunma oyuncusu nasıl sıradan olabilir. Ya da 24 Milyon Euro’ya PL’ye giden bir adam fb’nin sene başında aldığı iki brezilyalı ve gökhan ünal’dan daha kötü nasıl olabilir. Dediğiniz gibi Galatasaray’lı dediğimiz ve hala iyi anılar ile andığımız bazı yorumcu ve yazar Galatasaray’lıların kişisel intikamlarını almak için bu takıma ve kulübe bu kadar vurmalarını anlamıyorum. Bu kulüp 1905′ten bugüne gelirken kimsenin olmamıştır. Bugün var olanlar yarın olmayacaktır. Bunu unutmasınlar. Ayrıca Erman Toroğlu’nun programının kaldırılması ile neler olduğunu dün gördük.
Maç ile ilgili ise;
1. Artık 1-0 kazanmayı biliyoruz.
2. Rijkaar ne kadar taktik desede Nonda’yı çıkarmayarak, kalması durumunda ondan faydalanacağını hissettirdi.
3. H. Ünsal’ın deyişi ile “Gökhan Zan’dan farkı olmayan” Lucas’ın ne yapabileceği ya da kimden ne farkı olduğu ortaya çıktı.
4. Elano bu takımın artık ayrılmaz bir parçası.
5. O zeminde ve hava şartlarında güzel futbol oynamaya çalışmak ve asla şablondan şaşmamak bir başka güzellik.
6. Caner yeni Kewell olmak üzere (oyunu ile)
Saygı ve Sevgilerimle
Gürkan.
Olasılıklar!
Günaydın Melih Abi,
Kar yağacak bazen suyla karışık ve dondurucu(dün akşam),
10 kişi kalacağımız da olacak ve belki(Diyarbakır maçı)çok uzak ihtimal olsa da 9 kişi de kalabiliriz.
Penaltı da kaçırabiliriz(dün akşam,bazen 2 penaltı da kaçabilir,
Polis bir hakemle karşılaşabiliriz (Fenerbahçe maçı) çok kötü niyetli,
Anti futbol oynayan takımların sert ve şuursuz futbolları da çıkabilir karşımıza(ilk yarıdaki maçların çoğunluğu)
Aleyhimize program yapan kanallar(ntv deki şeytan ve eski kıymetli!futbolcularımızın gezindiği kanallar)da devam edebilir ve gazeteler durmadan sallayabilir hakkımızda,
Ama, hiçbiri Rijkaard’ın Galatasarayı’nın silkinişini, kükreyişini engelleyemez.
Mazaret dönemi Rijkaard’la beraber bitmiştir.
Hoşgeldin asil ve güçlü Aslan.
Sonsuz sevgi ve saygılar.
Hakemler
Melih abi selamlar güzel maç oldu takımın mücadele gücü oldukça üst seviyedeydi Elano nun bu kadar iyi oynarken çıkmasına onun gibi bende şaşırdım üstelik rakip eksik!! Frank in bir bildiği vardır herhalde diyebilirim sadece. JO da çok can yakacak gibi inşallah yazını sabırsızlıkla bekliyorum kolay gelsin abi
Melih abi selamlar,
Öncelikle geçmiş olsun. Dededen kalma yöntem, bir şişe çektirsen bir şeyin kalmaz
Muhtemelen maç yazında bahsedeceksin ama bir kaç nokta var dikkatimi çeken. Sen Rijkaard’ın kitabını daha iyi okuduğun için, eğer maç yazında değinmediysen yorumlamanı rica ederim.
Öncelikle Neill’in gelişi omurgayı epey sağlamlaştırmış görünüyor. Elano artık daha geride konuşlandı, savunmadan topla güzel çıkıyoruz, Neill sayesinde resmen sınıf atladık bu konuda. Hücum ederken de arkadaki pozisyon alışları çok güzel. Servet ile arkalı önlü duruyorlar, senin değindiğin bir konu idi. Hiç sorun yaşamadan sisteme adapte olmuş bile.
İkinci konu Elano, yukarda da bahsettim. Hücuma katılsa da asıl işi sanırım defans ile ileri hattı topla buluşturmak, bir kanattan diğer kanada akışı sağlamak. Mücadele gücü de yüksek, bu şekilde devam etsin, dünya kupasında ilk 11 garanti derim ben.
Nonda’nın oyunda ısrarla tutulması bence gönderilmeyeceğinin işareti. Yeni bir oyuncu almaya çalışıyorsak bile belli ki işler iyi gitmiyor. Rijkaard onu mutlaka forma sokmak zorunda bu durumda. Her ne kadar Arda’nın kararı desek de penaltının ona attırılması Nonda’ya gösterilen ihtimamın bir neticesi olmalı.
Son konu, Emre Çolak. Rijkaard onu hazırladığına göre Arda’nın ilk alternatifi Emre olacaktır. Rijkaard’ın Elano’yu artık forvet arkasında kullanmayı düşünmediğini sanıyorum, zira Elano’yu şimdi oynadığı yerden çekip alırsanız omurgayı kırmış olacaksınız. Sorun şu ki, Elano’nun yedeği kim olacak? Caner mi acaba? Son yarım saatte ortada oynadı yanlış okumadıysam.
Gecmis olsun Melih abi,
Nonda penaltiyi kacirdiktan yaklasik 3-5 dk sonra, uzaktan cektigi bir sutun ardindan yuhalandi. Ayni sekilde Elano cikarken “yuh” cekildi (tabi bu “yuh” Elano’ya degildi. Nonda’yi cikarmayan Rijkaard’a idi.)
Selam Melih Abi,
Bu takımda nonda dan başka santrafor yok diye ve dos santos santrafor oynayamaz diye taraftarın aşkı olan bir oyuncuyu Harry Kewell ın sözleşmesi fesh edilirse veya dondurulursa yönetim şimdiye kadar yaptığı tüm doğruları sıfırlar en azından taraftarın gözünde.Kewell ile Baroş bunu hak etmedi.
Nonda sız takım santraforsuz kalırmış birşey söyleyeceğim ama kendimi zor tutuyorum.Atletico maçında everton maçında nonda oynasa ne olur oynamasa ne olur.Bence oynamasın daha iyi taraftar çıldıracak artık onun futboluna.Ve nonda için kewell kurban edilerse şahsen ben bu yönetime bu çok sevdiğim Adnan Polat yönetimine yakıştıramam.Dün akşam Neill a sordular kewell ne zaman döner diye 3 hafta gelemeyebilir dedi.Bence bahsedilen kadar uzun süre ayrı kalmayacak.Yönetim inşallah bu takımın en kötü oyuncusu oynaması takıma zarar veren bir oyuncuyu korumak için Kewell ı göndermez.Senin duyumun varmı melih abi ?
Son 6-7 hafta ligde çok önemli Nondayı ikinci yarı oyuna almakla bir fayda gelmez ama Kewell oyuna girdiğinde her an birşey yapabilecek gol atabilecek bir sinerji yaratabilecek bir futbolcu.Ligin son 6-7 haftası çok önemli ve kewell o zaman oynayabilecek.Sırf avrupa için nonda takımda kalacaksa onunla zaten avrupada bir yere gidemeden eleniriz.Merakla beklemekteyim kewell-Nonda kararını.Açıkcası kewell takımdan bu şekilde giderse benim için inanılmaz kötü birşey olur.Kewell a bunu yapmak yakışmaz.
Zaten medya inanılmaz yükleniyor özellikle Kanaltürk ve Rıdvan Dilmen çok yükleniyor.Bir yönetici de çıksında bir açıklama yapsın dün akşam TV leri hayretler içinde izledim.
Melih Abi iki sey soylemek istiyorum zira hakkinda konusacak cok fazla mesele var Galatasaray’da ve bunlarin hicbirini aciklayabilecek kapasitede gormuyorum kendimi.
Birincisi, Frank Rijkaard’in Turk koylulerinin agzinda sakiz olmaktan kurtulabilmesi icin iki secenegi var: Erken bir zamanda Galatasaray’dan ayrilmak ya da bu sene EL’de seneye CL’de final oynamak.
Ikincisi, Arda Turan’in en buyuk hayali umarim bu sene sonu gerceklesir.
Çok zor doğa koşullarında oynanan oyunu FR’ın tek bir resmi özetliyor,simgeliyor aslında.
Saha kenarına gelip eğilmiş yere bakan avuç içiyle topun yerde kalması gerektiğini ikaz eden resmi.
Bu gibi sahalarda kolayına kaçıp doldur boşalta tevessül ve tenezzül etmeyen , kafasındaki plandan ve yerleştirmeye çalıştığı sistemden hiç bir koşulda uzaklaşmayacağını teyid eden duruşu.
Bu israr ve savrulmamanın gelecek adına ne kadar önemli olduğunu hep beraber göreceğiz.
Vasatın ve güncelin egemenliği hatta tahakkümü altındaki küçük dünyalarımızda bu kökten ayrılışın ve kopuşun ne kadar değerli olduğunu hep birlikte yaşayacağız.
L.Neill nokta atışı.
Doğru adım.
Servet’i taktik disiplin içine çekmek gibi ek bir dışsal faydası da olacak gibi gözüküyor.
E.Çolak’ın ısınma turları sürüyor.
Güneş dağların ardından yüzünü göstermekte.
Arda’nın sıfıra indiği toplarda topu penaltı noktasına çıkarmayı düşünmeyişi ancak mental dağınıklığı ile açıklanabilir.
Uğur/Barış sağ kanadı yerine Sabri/Keita sağ kanadının Caner’li sol kanatla birlikte işlediğinde GS’ı bir vites ileri atacağı açık.
Yeni katılımları ve takım içi bireysel ve kollektif bütünün aktörleri olarak yoluna devam edenleri birlikte değerlendirdiğimizde her maç farklı kahramanlarını yaratabilecek yeni bir platformun haline dönüştü GS.
Bu gözden kaçmasın.
GS bireysel yıldızlarını takım bütünlüğü ve taktik disiplin içinde tutmayı sürdürebilirse
sahneye tek tek ve birlikte çıkarak extra katkı yapacak çok sayıda alternatifi barındıran bir yapıya dönüşüyor.
Muhtemel D.Santos katılımının bu çerçeveye oturacağını düşünüyorum.
TSL’in en potansiyelli ,seçeneği bol kadrosu
oldu GS akıllı bir süreç sonrası.
Herkesin şaşkın bakışları arasında.
Dışımızdakilerin anlamakta ve kabullenmekte zorlanmalarını anlayabiliyorum.
FR önderliğinde bu yapının nereye gidebileceğini ve gitmekte olduğunu ortalama futbol aklına sahip herkes görebilir.
Bugün için sadece dile getirilemiyor.
Şu veya bu nedenle seslendirilmiyor.
Bu sene engellenemezse GS 2010′lu yıllarda ivmelendiğinde kolay kolay engel olunamayacağı gerçeği extra bir direnç üretebilecektir bu sezon için.
Bu faktör dikkate alınıp bertaraf edebilirse ötesi gelecektir.
Bir reklam sloganınından yararlanıp uyarlayarak geleceği tarif etmek en iyisi galiba.
Sol şeridi boşaltın.
GS geliyor.
Sevgili Melih,
Öncelikle geçmiş olsun. Sırt ağrısı fena birşeydir…
Dün geceyle ilgili bir kaç şeye değinmek istiyorum;
Elano sahanın iyilerindendi ve Nonda psikolojik olarak korunmaya alındığı için çıkartılmayacaksa bile, o dakikaya kadar sağ kanatta kaybolan Barış Özbek çıkabilirdi Elano yerine. Gerçi Barış o değişiklikten sonra silkindi, kendine geldi ama değişikliğin yapılacağı dakikaya kadar olan kısımda koca bir sıfırdı. Kısaca Elano’ya biraz ayıp oldu. Ki ‘Turbo Caner’ ve Arda, böyle zor bir zeminde ilk yarı çok efor sarf ettikleri için, 60′dan sonra durdular. Bu noktada da Elano’ya ihtiyacımız vardı aslında.
Nonda’ya üzülsem mi, kızsam mı karar veremedim. Çok önce koparabileceğimiz maçı Nonda yüzünden zora soktuk. Galatasaray’a faydalı olmaktan çok, Galatasaray’ın kamburu olmaya başladı maalesef.
Kendisine teşekkür edilip, alacakları ödenip, çok güzel bir şekilde uğurlanmalı bence.
Kendi adıma; ‘Teşekkürler Nonda…’
Merhaba Melih Abi,
Benim maçta 4 isim dikkatimi çekti. Birincisi Caner Erkin. Bana göre Caner dün sol kanadın Keita’ sı rolündeydi. Ekstra olarak çok ta iyi savunma yaptı.
İkinci isim Elano. Sergen Yalçın’ ın onu ısrarla Lincoln veya Alex gibi göstermek istemesini anlamak mümkün değil. Bu adam Xavi, Iniesta, Lampard ve Gerard gibi bir adam. Çünkü savunma da yapıyor. Bazılarına göre Elano eğer 10 numara oynamayacaksa Galatasaray için lüks. Ama bana göre Elano tam da bunun için aldığı parayı hak ediyor. Doğrusu tam nokta transfer yapmışız. Oyunun yönünü çok çabuk biçimde değiştirip basit ve kısa paslı oynayan, son derece düzgün uzun pas atabilen bir adam almışız.
Üçüncü isim ise Lucas Neill. Nihayet artık savunmadan tek topla çıkabiliyoruz. Üstelik savunmayı orta sahaya yaklaştırıp bloklar arası mesafeyi de kısaltıyor oynadığı futbol ile Neill. Birde hep eleştirdiğim birşey vardı. 2 stoperimiz savunmadan çıkarken sağ ve sol bekler ileride eğer marke vaziyette ise topu şişiriyorlardı. Neill ise bunu yapmıyor. Tam önündeki Elano’ yu bulup rakibi oyundan düşüren çok güzel araya paslar atıyor. Daha önceleri stoperlerimiz bu şekilde M. Sarp’ ı buluyorlardı ancak Sarp önündeki adama oynamak veya ileri çıkan kenar beklerine topu atmak yerine tekrar stoperlere pas veriyordu. Onlarda yine ileri çıkan beklere topu aktarıyor ve savunmadan hücuma çıkarken oldukça uzun zaman kaybedilmesine neden oluyordu. Oysa Barcelona’ nın Valladolid deplasmanında attığı ilk gol tam da Galatasaray’ ın dün başarmaya çalıştığı organizasyonun mükemmelleşmiş haliydi. Neill ile ilk kez takımda kendi Pique’ mizi bulduk. Elano ile de Xavi’ mizi. Arda eğer Iniesta kıvamına gelebilirse işte o zaman gerçekten inanılmaz bir takım olacağız diye düşünüyorum.
Dördüncü isim olarak Jo’ yu görüyorum. Az süre almasına rağmen H. Şükür’ den sonra ilk kez dağıtan bir hücumcuya kavuştuk düşüncesindeyim. Üstelik ayakları, hızı ve top sürmesi de Şükür’ ün çok önünde. Umarım 4 ay içinde ya da sonunda bonservisini de alabiliriz. Rijkaard’ ın ikincil planlarında, Baros kenara alındığında ondan çok daha farklı bir tipte forvetin oyuna girip formasyonu değiştireceğini düşünüyorum.
Saygılarımla,
Metin
Sevgili Melih,
Uğur için de bir paragraf yazacaktım, unutmuşum, bu mesajımı yayınlamasan da olur, sen oku yeter.
Bu fiziğiyle (ki artık fiziği fazla değişemeyeceğine göre), bu futbol meziyetleriyle (bu da gelişmeyecektir çok fazla) ve bu mentaliteyle ASLA ama ASLA Galatasaray ilk 11′i olmayı hak etmiyor. İlk 18 adayı bile değil benim için.
Büyük sakatlığı öncesi de, benim için sıradan bir futbolcuydu Uğur. Sol kanatta genç Ferhat nasıl satıdıysa, o sene Uğur’da satılmalıydı bana göre. Ama millet Uğur’u hep Galatasaray kaptanı olarak gördü, hayal etti. Ben hiç bir gün böyle bir potansiyel görmedim kendisinde.
Galatasaray, gelecek seneden itibaren daha da büyük düşünüyorsa, sezon sonu gönderilmeli bence.
merhaba,
Melih Abi selamlar, askerde de olsam Galatasaray’ı ve değişimini seyredebiliyor olmak şuan itibariyle sahip olunabilecek en güzel şey. Puan kaybetme ihtimalimiz bile olsa akşamki maç önemli ve güzeldi. Hava şartlarının daha uygun olduğu bir sahada fark bile olabilirdi ki bizi durdurabilecek tek şey de bu hava şartlarıydı -belki bir de Nonda’nın isteksizliği-.
Elano çıkarken Nonda’nın çıkmayı bekliyor oluşu ve Elano’nun çıktığına şaşırması çok önemli görünse de akşam beni en çok şaşırtan penaltıyı kaçıran Nonda olduğu halde bundan en çok etkilenenin Arda olması. Belki de atıcak kişi kararını kendinin vermesi bunda etkili oldu ancak ayağında top tutamaz hale geldi.
Daha önceki bir yorumda Caner’in ilk yıllarında orta sahada merkez oyuncu gibi oynadığını söylemiştim, akşam çok az da olsa bunu da başarabileceğini gösterdi bence. Bu hamlesiyle Rijkaard’ın olaki bir Avrupa maçında Nonda’nın alternatifini Arda veya Elano’dan oluşturup Caner’i ortada oynatabileceğini düşündüm. Maçta Jo’yu yetersiz nasıl bulabilmiş birileri gerçekten merak ediyorum, oynadığı sürede çıktığı nerdeyse her hava topunu aldı ve iyi yerlere indirdi, hızlı olduğunu da gördük, adam eksiltici özelliğini de gösterdi bir iki pozisyonda bunun dışında antreman yapmadan kendini ispat etmesi, yeterli olması için kanat takıp uçması mı gerekiyordu acaba.
Hakan Balta’da biraz kıpırdanma var, ancak Uğur’un tepkileri hala yavaş – Sabriden sonra yavaş da geliyor olabilir-. Neill’in duruşu bile güven veriyor, saçma bir söz biliyorum ama Meira yada aşkası gibi değil. Popescu bile bana tehlikeli gelirdi ağır olduğu için Neill ise her an oyunun içinde ve topu oyuna sokarken tek tarafa değil sahanın her yerine bakıyor- Servet’le gelen bu eksikliği giderecek gibi-.
Dos Santos’un gelmesini Jo transferinden daha çok istiyorum( bu sene oynanacak maçlar için söylüyorum). Uzun vadede ikisinin de değeri 25m€ civarı olabilir.
Yine vakitsizlikten hızlı hızlı geçiştirdik:) Herkese selamlar,
İyi çalışmalar
selamlar,
yaorumcu arkadaşlarda pek caner erkin yazılarına rastlayamadım.yine elanonun mükemmel performansı yerine neden oyundan alındığı yönünde eleştiriler var. neden oyundan alındığı Rijkaardın bileceği iş.karlı bir hava,dirençli bir rakip ve forvetsiz bir galatasaray= üç puan. bence fevkalede.kaldıki rakibe pozisyonda vermemişsin.ben galatasarayı beğendim.mücadelesini beğendim,kazanma hırsını ve oyun disiplininden hiç kopmayışını beğendim. caner erkin çok iyi işler yapmakla kalmadı takımı ateşleyen tavrıyla ,-ben yenilmem arkadaş,der gibiydi.İşte yıllardır galatasayı ayakta tutan ruh budur.
yine emre çolağın niiçin oyuna alındığı eleştiriliyor.maçın bitimine 5 dakika kala emrenin ilerde yaptığı presi ve katkıyı yorgun arda yapamazdı.birde emre bu yolla bir mesaj veriliyor.denizli belediye maçındaki arzusu ödüllendirildi rijkaard tarafından. benim yegane eleştirim nondanın penaltı atmasına. bir aydır yazılıp çiziliyor.nondanın sözleşmesi feshedilecek diye. yani kafa olarak bitmiş bir nondaya hangi akıl ve izan ile penaltı attırıldı.elano,lucas neill, arda ve hakan balta varken penaltıyı nondanın atmasını anlayamıyorum. lütfen melih abi bu hususta benim anlayabileceğim bir şeyler söyleyin. teşekkürler,selamlar.
Selamlar,
Uzun bir süre sonra Rıdvan Dilmen’i dinleme şansızlığına uğradım. Belki üzerinde yorum yapmaya bile değmeyecek şeyler söyledi ama futbolculuktan gelen birisi olması,yorumcuğunun neredeyse ilahlaştırılması,vs… nedeniyle bir örnek vaka olarak ele alınmayı hakediyor. Jo ve Neill’in orta sıra takımlarda yedek kalması nedeniyle sıradan ilan edilmesinden başlayalım. Galatasaray’ın maddi gücü belirli.Bonservisi 20 milyon eurolardan başlayan futbolcuları alamaz. Böyle futbolcuları da kimse sezon ortasında satmaz.
2 yıldır uygulanan ve başarılı olan bir strateji izliyor Galatasaray. Futbol değeri herkesce bilinen ama kariyeri inişte olan futbolcuları bir kaç yıl önce onlara ödenen paranın epey bir altına rakamlarla almak ve onlara 2. bir kariyer şansı vermek (bkz. Baros, Kewell, Elano, Jo, Keita ,Caner)
Rıdvan Dilmen gerçekten bu oyuncuları en iyi zamanlarında o paraları verip herhangi bir Türk takımının alabileceğini düşünüyor mu; ya da o futbolcuların herhangi bir Türk takımını tercih edeceğini? Düşünüyorsa iyi uykular, tatlı rüyalar…Ya da bu oyuncuların takımlarında yedek kalmalarına bakıp sıradan oyuncu oldukları sonucuna varıyor-skor yazarlığının değişik versiyonu. Demek ki güncel futbolu pek takip edemiyor-ki ısrarla Jo ve Neill’in daha önce oynadığı takımları yanlış saydı, rastlantı olmadığını düşünüyorum. Futbolculuktan gelme futbol yorumcularının sayabileceğim ilk günahları; güncel futbolu bir kahve izleyicisinden bile az takip etmeleri. Rıdvan Dilmen, Rijkaard’ı eleştirdi de eleştirdi; Elano çıkarmıymış, değişiklikleri hep hatalıymış,vs..Pazar sabahı NTV Spor’da Milan-inter derbisini anlatan bir belgesel vardı. Baresi, efsanevi Milan’ın en iyi üç oyuncusu olarak Rijkaard-Gullit ve Van Basten’i saydı ve bu oyuncuların takımın taktik zekasını ne denli yukarı çektiğini anlattı ballandıra ballandıra(Popescu-Hagi ve Taffarel’siz yerli bir UEFA şampiyonluğu tarihi yazmaya çalışan bizim yerli futbolcuların kulağını çınlattım.) Rijkaard en çok konuşan kişiydi belgeselde. Ne denli anladığı ve özümsediği anlaşılıyordu O efsane takımın taktik anlayışını ne denli anladığı ve özümsediği anlaşılıyordu. Futbolculuğunun son senesinde bir sürü 19-20 yaşındaki genç arasında ŞL kupasını Ajax kaptanı olarak kaldırması boşuna değildi elbet. Barcelona’ya 5 kupasız sene sonrası kazandırdıkları ve 5 yıl Barcelona’yı çalıştırmış olması dahi yeterli Rijkaard’ı anlatmaya.Ama sanırım o aralar Rıdvan Dilmen gündemi izlemeye pek vakit bulamamış. Rıdvan Dilmen, Rijkaard inatla Baros’u tercih ettiğinde, attığı gol sayılarına bakarak bu takımın golcüsü Nonda olmalıdır deyip duruyordu. Rijkaard’ın statik bir golcü yerine sürekli hareket halinde olan, dolaşan ,pas alış verişi için gezinen bir golcüyü tercih edeceğini anlamamıştı. Elano’yu ısrarla oynattığında ise diğer eski futbolcu-yeni yorumcu arkadaşlar gibi bu adam bu takımda oynar mı havasındaydı. Rijkaard, Elano’ya inandı, oynattı. Bu maç farklı…Arda takımın patronu edasıyla (sessiz, sakin, iddiasız, kulübede oturmayı dert etmeyen, ön plana çıkmayan, bu nedenlerle yerli futbolcularımızın çok sevdiği) Nonda’yı resmen ateşe attı. Penaltıyı belkide bu maçta son kullanacak kişiye teslim etti(kişisel tercihine uygun şekilde Elano’yu da dışlayarak). Rijkaard, Nonda’yı resmen ipten aldı. Çıkacak kişinin kim olduğunu o da gördü elbette. Gerek insani duygularla, gerekse A.Madrid maçının olası santraforunun yine Nonda olabileceği düşüncesiyle Nonda’yı harcamadı. Belki de bir sakatlıktan korktuğu için, Rijkaard’ın nedenlerini anlayabilecek soğukkanlılıkta olduğu için Elano’yu tercih etti. Rıdvan Dilmen bunları anlayamaz mı? Anlayamaz. Önyargı, bilgisizlik , renk körlüğü biraraya toplanmışsa mümkünatı yok, anlayamaz.
melih bey,
öncelikle güzel yazılarınız için çok teşekkür ederim. yazılarınızı zevkle okuyorum ve merakla belkliyorum.
ben takımdan oyundan çok mutlu oldum bu havaya rağmen sistemi bozmadılar.inşallah mutlu sona ulaşan biz oluruz. ve ben bundan ümitliyim çünkü çalışananın emeği mutlaka verilir. bir yazınızda FR asla gazetecilere yalan söylemiyor demiştiniz o yüzden herkes FR ne söylerse iyi dinlemeli ve iki kere düşünüp öyle konuşmalı. ben bir galatasaraylı olarak FR ve ekibine güvenim sonsuz ve ne yaparsa yapsın bir bildiği vardır diyorum. o ki bu takımın içinde herşeyi bir çok kişiden daha iyi biliyor. o yüzden niye nonda çıkmayıp elano çıktıyı düşünmüyorum.vardır bir bildiği. ve eminim nondayı taraftarın önüne atmak istemedi.bence peneltıyı kaçırmasa nonda çıkacaktı ama kaçırınca vazgeçti çıkarmaktan.
pek ben yorum yapmıyorum ama sizi devamlı takipetmek yorumları okumak çok daha güzel. mutlu sağlıklı günler dilerim.
Selamlar,
FB – Denizli maçında kırmızı kartlar gösterilmesi gerektiği düşüncesi , aslında komplo teorilerinizi desteklemek için biraz zorlama yorumlar. Bu konuda bırakınız FB yanlısı olduğu iddia edilen medyayı, GS veya ortak taraftar forumlarında bile tartışma yok
Üç büyükler saha dışı mecraları kullanarak önemli avantajlar sağlıyorlar. Gaziantep ve Gençlerbirliği bu ligde şampiyon olabilirdi normal şartlarda ama olamadılar, nedenleri de malum. Bunun varlığını kabul etmek meşru görmek değildir. Bu konu lig yarışında geride kalanın sarıldığı bir durum oldu hep. Bu tip yersiz yaygaralar akabinde hemen ödüllendirildi.
GS hiç hakemler sayesinde şampiyonluk veya derbide kazanmadı demek bir FB’liyi herhalde çileden çıkarır. Tersi durum da kesinlikle doğruysa. O zaman durup düşünmek lazım Galileo. Ahmet Arı’nın kartı için hemen aklına Ümit Karan’ın bir kırmızı kart pozisyonu geliyor aklına. Benim aklıma da kırmızı kartlarıyla meşhur olan Cem Papilla’ya Ayhan Akman’ın bir metre önünde 3-4 defa ‘Ha s… ordan’ demesine rağmen atılmaması geliyor. Örnekler karşılıklı olarak çağaltılabilir. Sorun da tam bu işte sayısız örnek var futbolumuzda. Seba’ya iki sezon için ‘şerefli ikinci olduk’ dedirten GS’dır.
Medya ve hakemleri karşı tarafın sempatizanlığıyla suçlamaya hiçbir GS’lı veya FB’linin hakkı yok. Niye diğer takımlarla karşılaştırma yapılmıyor? Karşı taraf hakkında bu savları öne sürenler aslında eşitlik değil ibrenin hep kendi tarafında olmasını istiyor.
Karşılıklı atışma olsun diye söylemiyorum bunları. Bu camiaların birbirinden daha ahlaklı olduğunu iddia etmenin zor olduğunu düşünüyorum. Burada kafa yarmak FB’ye özgü dendi. Gazete arşivinden örnek buldum, bir GS maçında ASY’de maç esnasında yan hakemin başının yarıldığı ve tedavisi sonrası maçın devam ettiğini yazan. GS tribününde küfürlü pankart açılmaz dendi, yine gazete haberi buldum ASY’de FB maçında ‘Hapiniz o… ç…’ şeklinde pankart açıldığını yazan.
Hakem yorumları gibi tartışmalı konuları geçiniz. Bazı yorum gerektirmeyen konularda bile müthiş anti-FB duygularıyla yazılmış yazılar okuyorum burada. Yazılarında ki romantik havayı sevdiğim Utopie üstattan bahsediyorum.
FB’nin fikstür abvantajı yok demişsiniz. Ankara takımları, İBB ve Kasımpaşa ile olan maçlarda büyük takımların seyircisinin daha çok olduğunu biliyoruz. FB 16 maçın 13′ünü seyirci avantajıyla oynayacak (Manisa, Sivas , GS hariç). GS’da ise bu sayı 9. FB ligin 2. yarısında şu an en tepede bulan 8 takımdan sadece GS’la deplasmanda oynayacak. Burada da bir avantaj yoksa başka nasıl olur anlamak mümkün seğil. Ben açıkçası mantıklı olarak bahsimi şampiyonluk açısından FB’ye oynarım.
FB’nin mali durumu kötü demiş üstat. Gelirleri abartılıyormuş. Sponsorluk gelirleri açısından FB’nin önde olduğunu sadece futbol değil basketbol ve voleybolda da arada azımsanmayacak bir fark olduğunu zaten biliyoruz. Cep telefonu kullanıcısı abone sayısı 2 kat şu anda GS abonesinden. 170 bine yakın taraftar kart sahibi var FB’de. GS’la karşılaştırldığında 2-3 kat arasında değişen sezonluk kombine bilet satışı var. Loca gelirleri, haftalık bilet satışları ve daha pahalı biletler satıldığını eklersek arada önemli bir fark olur. GS pek rakamları deklare etmiyor ama tahmin edilen lisanslı ürün satışı ciroları arsındaki fark yaklaşık 3-4 kat. FB de maaşlar açısından daha fazla gideri vardır ama GS’ın da önemli bir borç faizi gideri var. İki takım arasındaki güç dengesi ise bu gerçeklerle bağdaşmıyor. Buradan bence iki sonuç çıkar. FB mali olarak daha güçlü, GS ise daha iyi yönetiliyor. Son yapılan yayın ihalesinin bile Aziz Yıldırım’ın bir hediyesi olduğu söyleniyor. Diyorsanız ki FB hiçbirşeyde önde olamaz. O zaman bunu destekleyen geçerli rakamlar ortaya koymalısınız.
GS’ın daha iyi transferler yapması. Bu konuda da medya dahil kimseyle aynı görüşte değilim açıkçası. Bir takım Kezman’ı veya Guiza’yı alıyor diğeri Baros’u alıyor. Arada kariyer olarak çok önemli bir fark gözükmüyor. Verimleri karşılaştırıldığında ise durum bambaşka. Baros İngiltere’de 122 maçta 28 gol atıyor GS’da ise 41 maçta 25 gol atıyor. Keita için Lyon başkanı ‘15′e aldım, 7,5′e sattım bence kar ettim’ diyor ve Keita daha bir devrede başkanın ağzının payını veriyor. Kewell son iki sezon sakatlıklar yüzünden Liverpool’da 18 maça çıkıyor ve sakatlığı yüzünden sözleşmesi yenilenmiyor, GS’da ise 1,5 sezonda 54 maça çıkıyor. Bence buradan da GS’ın daha iyi transferler yaptığı değil, Melih Bey’in dediği gibi Florya’nın hava ve su farkı ortaya çıkıyor. Gerçekten övünülmesi gereken bir durum.
GS’ın altyapı gücü hakkında da paylaşmak istediğim bir nokta var. GS’ın burada da farkı kanımca futbolcu yetiştirme organizasyonunda değil, o futbolculara verdiği desteğin gücünde. Olcan’ı izliyorum teknik, pozisyon bilgisi, kondisyon olsun her yönüyle iyi bir futbolcu görüyorum. Semih Şentürk Kezman’ın yedeği konumuna düşürülebildi. Emre Çolak ve diğerlerine verilen desteği kıskanmamak elde değil. Özgürcan, Cafercan’ları hatırlayalım . Ne oynadıklarını kimse bilmez ama herkes adlarını bilir. Onlar bile bir anlayışın göstergeleri olarak GS’ın başarısıdır.
Ayrıca FB’yi aşağılamaya çalışan onca yorumdan yola çıkarak soruyorum. Gerçekten çok mu istiyorsunuz FB’yi çok geride bir camia olarak görmeyi, müthiş heyecanlı geçen FB-GS derbilerinin önemini yitirmesini veya FB’nin elinden şampiyonluğu çekip almanın verdiği ekstra mutluluğun olmamasını?
Merhaba Melih Bey, size sormak istediğim bir konu var. Biliyorsunuz Barcelona Messi’yi sağ dış forvette kullanıyor. Messi eğer bir boşluk bulabilirse topu neredeyse her alışında çapraz bir şekilde ceza yayına doğru ilerliyor, kaleyi net bir şekilde görebilirse de şut çekiyor. Pozisyon bulamadığı zamanlarda bile en az 2 rakip oyuncuyu üzerine çekmiş olduğu için kendi takımından bir oyuncu boşa çıkmış oluyor ve o oyuncuya bitirici pası atıyor ve sonrasında pozisyon oluşuyor.
Galatasaray’da dün Caner defalarca sol kanattan içeriye doğru girdi ve kaleyi görecek pozisyonlar da oldu ama sağ ayağı kuvvetli olmadığı için şut çekemedi ve ceza yayına paralel top sürmeye devam etti. Bu durum en az 5-6 kere oldu sanırım. 1-2 pozisyonda da ceza yayına paralel giderken bir anda topu aut çizgisine doğru atıp bir vücut çalımıyla yanındaki adamı geçti ve içeriye kesti.
Olayı çok detaylıca anlattım ama sormak istediğim şu benim. Caner’de Messi gibi sağ forvette kullanılamaz mı? Sağ forvetten içeriye doğru girdiği an inanılmaz bir tehlike oluşturacağını düşünüyorum ben şahsen, çünkü hem hızlı düşünüyor hem de hızlı hareket ediyor. Ayrıca sol ayağına da çok hakim olduğu için ceza sahası dışından gol vuruşları yapabilir. Siz bu konuda ne düşünürsünüz?
Şahsen hayranlıkla okuyorum yazılarınızı ama yazı nerde
Melih abi, aklıma bişey takıldı.Kamuoyunda Galatasaray lehine birşey oldu mu hemen “Galatasaray Lobisi” diyorlar.
Bunu sana sormak istiyorum gerçekten böyle birşey var mı, varsa nasıl birşey ve kimlerden oluşur?
Melih Bey merhaba,
İkinci yarının ilk üç puanını bize getiren GS futbolcularına ve Ahmet’e teşekkür etmek isterim. Eğer Ahmet atılmasaydı daha dengeli ama yine de üçpuanın bizim hanemize yazdığı bir maç olacağını düşünüyorum.
Maçtan sonra komplo üreticileri sazı hemen ellerine aldılar. Akla sığmaz bağnaz düşenceler içinde Elano’nun klubeye oturmadan soyunma odasına indiğini belirttiler. Penaltı atışının GS kaptanın tercihine bırakılmayacak kadar önemli olduğu nu belittilerde durdular. Ama aynı kişilerin kupa maçında penaltı ve serbest atışının Emre Çolak’a bırakmanın ne kadar erdemli bir davranış olduğu belirtiklerini hemencecik diye unutuverdiler. Bu olayların ortak noktasında ise GS’da büyük bir dsiplin probleminin olduğunu ve bunun da baş sromlusu olarak F. Rickaard’mış. İnsan sadece ama sadece gülesi geliyor bu denli yanlı ve sadece yorumculuk olsun diye yapılan beyanlara.
Bügün internet sitelerinde son dakika haberi olarak Nonda yerine Kewell’in yüksek maliyet ve sakatlık nedeni ile gönderileceği yazıyordu. İnsan ilk okuyunca irkiliyor
. Kewellı yıllardır bizim bir parçamız olarak gördük. Burda gitmisine izin vermek profosyonellik açısından doğru mu olur yoksa duygusal davranıp kalmasını mı istemeliyiz ?
Size son bir sorum daha olacaktı. Malum Digitürk’un 321 mlyn dolarlık teklifinden sonra Erman Toroğlu ile yollar ayrıldu ve arkasından tartışma başladı. Bu nokta da Fatih Altaylı bir yazı kaleme aldı. Erman Toroğlunun değeri 161 mlyn dolar mı diye ? Sizin düşünceniz nedir acaba ?
http://www.porttakal.com/haber-altayli-toroglu-nu-savundu-632991.html
Saygı ve Sevgilirmle
Selamlar Melih abi. Uzun zamandir blogunu takip ediyordum fakat üye olup yorum yazmak bugüne nasip oldu.
Öncelikle geçmis olsun dileklerimi iletiyorum, umarim ciddi bir rahatsizligin yoktur.
Konuya gelecek olursak, dünkü maçta Rijkaard’in Elano’yu çikarma sebebine ben bir anlam veremedim. Elano iyi performans gösterdi ve nitekim Jô oyuna girecegi zaman biraz saskinlik ifadesi vardi yüzünde Elano’nun. Hatta Nonda bile kenara hareketlendi kendisinin çikacagina ihtimal vererek. Nonda’yi oyundan çikartmak istememesini bi yandan dogru buluyorum. Onun moralini bozmak istemedi Rijkaard ve istisnai bir sekilde çift santrfora döndü takim.
Transfer konusunda sunu belirtmeliyim ki, Dos Santos istikrari olan bir futbolcu degil maalesef. Super lig icin yeterli bir kapasiteye sahiptir, ancak Avrupa Ligi maçlarinda bize bir arti getirecegine inancim cok az. Nonda’yi ne yapip edip kazanmamiz lazim.
Selam Melih abi,
Öncelikle geçmiş. Bu sefer seni yazını beklemeden yazacağım dünkü karşılaşma ile ilgili düşüncelerimi.
Başlıkta da belirtmişsin; Soğuktu, Kar yağıyordu. Tribunler bu sefer yanlız bırakmıştı sahadaki aslanları. Soğuk ve ince kar yağışına rağmen eski açıktaki yerimizi aldık. Umarım hasta olmayız.
Maça gelince, Kewell’ın takımımızı iki ay gibi bir süre yalnız bırakmasına üzüntüm Caner’i görünce azaldı.
Antepspor’un maçın başlarında eksik kalması takımızı epeyce rahat bir oyun ortaya koymasını sağladı. Dün Caner ne kadar iyiyse, Barış da o kadar kötüydü diye bilirim, tabi bu tribünden izlediğim kadarıyla. Ayakta durmakta zorlanıyordu belki de krampon seçimi yanlıştı.
Arda hakkında gene bir şeyler söylemek istiyorum. (Önceki yorumlarıma bakarsanız görebilirsiniz.) Arda sezon başında özellikle Avrupa Ligi ön eleme maçlarında en çok beğendiğim oyuncumuzdu. Manisaspor’a kiralık giderken çok üzülmüştüm, kaybolup gidecek diye. Geri belip Boleslav maçında patlamasını yapmıştı. Ama benim beğendiğim ben futboluna hayran olduğum Arda dün sahada yoktu. Yorgun sanırım fizik olarak kuvvetli de değil. Saha şartları da ağır olunca iyice belli oldu fiziki yetersizliği. Ayrıca (benim görüşüm) kendisini yavaş yavaş takımdan üstün görmeye başladı. Sen de söylemişsin penaltı anında Galatasaray’ı düşünse o penaltıyı Elano atardı ve dünkü oyununu bir gol ile süslemiş olacaktı.
Arda’nın ne kadar umradadır bilmiyorum ama sırtında Arda (10) yazan beyaz formamı bir daha giymeyeceğim.
Yeni transferlerimize gelince, Neil’i pek göremedik zorlayacak bir ekip yoktu. Jo da oynadığı süre içinde iyiydi. Avrupada oynamasa da Türkiye’de epey işimize yarayacak.
Sevgiler
Melih ERTAN
Melih Abi Arda Turan Galatasaray Kaptanı’mı Nonda’nın menajerimi anlayamadım. Önce takımını düşünmesi gerekmiyor mu? Herşey duygusallıkta bitmezki…
selamlar herkese
Melih abi merhaba , dün stadta iken içim en cok bos kalan yeni acıga ezildi o tribünü doldurabilecek taraftar sayımız kadar bu güzel futboldan mahrum kalanlara renkdaslarımıza üzüldüm
Üzülmediklerim ise bu güzel futbolu görmemek için artık ruhlarını pazarlayanlar ve bu futbolu sırf para kazanmak için, içinde oynayanı ilgileneni herkez var bu medya mensublarının, görüp anlatmaktan mahrum kalanlar..
O kadar aleni ki artık bazı seyler Melih abi bizim buna bir sekilde dur dememiz lazım buna öncülük edebilecek bir düsünce olmalı bu medya artık bu denli yanlı kalamamalı gercekten tadı tuzu kactı adeta eski çarpık düzenlerini hala koruyabileceklerini sanıyorlar bu insanları resmen aptal yerine koyuyorlar bıktım usandım artık. fenerbahcenin ilk yarı aldıgı havadan en az 10 puan var benim diyenle tartısırım biz yasasa idik ne olacaktı acaba bu sivas manisa diyarbakır antalya gencler bursa trabzon ankaragücü maclarını ne yazacaktı?
ayıp ama!!
ARKADASLAR BU SENE FEDERASYON VE MEDYANIN SU FENERİ SAMPİYON YAPMA ARZUSUNA VE BU ARZUDAKİ CİRKİNLİKLERE NASIL KARSILIK VERMEK İSTERSİNİZ İCİNİZDEN GECENLER NELER MERAK EDİYORUM; BİZİM BİR DURUSUMUZ VAR DİYEREK Mİ
YOKSA GERCEK TEPKİLER GÖSTEREREK Mİ BU CIG GİBİ BÜYÜMESİ GEREKEN BİR DÜSÜNCE OLMALI BU YANLI HABERLERİNİ ÖZGÜRCE YAPIYORLAR 2010 DAYIZ ARTIK BAZI SEYLER SONA ERMEMELİ Mİ ?
OFF YA COK SIKILIYORUM BU ADALETSİZLİĞE ARTIK!
kusura bakmayın ama gercekten su güzel futbolu anlatmayı bırakıp bunlara takılıyor kafam
Melih abi dün anladımki bizim 4 savunmanın önünde neler oldugunu nasıl bir taktik varyasyon oldugunu cözebilmem için biraz zamana ihtiyacım var:) 3 ortasaha besli ortasaha cift forvet beşiz forvet bos adamların işiymiş:)
inanılmaz keyif aldım helal olsun su havada dahi ödün verilmedi o kadar yakıstıki bu futbol bize budur dedim inanın 3 korner atılırken son dakika gol yesek dahi kızmıyacaktım hic futbolcularımıza yada herhangi birseye biz bu futbolu oynayalım elano böyle caner böyle oynasın bende mest olayım he abi olmazmı:)
Melih Abi selamlar,
öncelikle geçmiş olsun. Siteye ilk yorumum olacak. Uzun zamandır büyük bir zevkle takip etmekteydim.
Dün gece Elano’ yu çift yönlü orta saha rolünü üstlenmiş bir oyuncu kimliğinde izledik. Performansı oldukça iyiydi. Sence Jo’ nun oyuna girmesi için Elano’ nun çıkması sıkıntı yaratır mı? Barış’ a uzun bir süre tahammül etmedi mi Rijkaard? Elano’ nun motivasyonunun bozulmasından oldukça çekiniyorum.
Teşekkürler
Melih Ağabey, en büyük ihtimalel kaçırmışsın o kısımı Ama Nonda’nın yuhalandığı doğru. Hatta bir tartışmam da oldu yuhalayanalrın bir kısmı ile. Zaten büyük ihtimalle bir haftaya gidebilecek bir oyuncu, nedne yuhalıyorsunuz? dedim Gönderlemzse de oynayabilecek tek golcümüz, avrupa liginde.. Zaten bundan 1-2 dakika sonra, Nonda için tribünce tezahurat yaptık buda bence iyi bir gelişme idi. Basının etkisinde bu kadar çabuk kalan ve ona göre görüşlerini şekillendiren GS taraftarına inanamıyorum. Sonuçta Takımın en çok gol atan adamalrıdnan birini konuşuyoruz. Şu an kötüdür belki bundan sonra hep kötü olacak belki takıma hiç bir şey vermeyecek. Ama bütün bunlar, onu yuhalamamız yada sırt cevirmemizi gerektirmiyor. Linderoth gibi bir adama bune yahu!!! dememiş bir taraftar grubunun, takım için bu kadar çalışan, yedek kalsa biel sorun çıakrmayan bir oyuncuya bunu yapması kibar bir tabirle çok ayıp..
Maç yazını daha görmediğim için bir şey demek istemiyorum yazını merakla bekliyorum.
Melih Ağabey, sen büyük ihtimalle kaçırmışsın o kısımı. Ama Nonda’nın yuhalandığı doğru. Hatta bir tartışmam da oldu yuhalayanların bir kısmı ile. “Zaten büyük ihtimalle bir haftaya gidebilecek bir oyuncu, neden yuhalıyorsunuz?” dedim Gönderilmezse de oynayabilecek tek golcümüz, avrupa liginde.. Zaten bundan 1-2 dakika sonra, Nonda için tribünce tezahurat yaptık buda bence iyi bir gelişme idi. Basının etkisinde, bu kadar çabuk kalan ve ona göre görüşlerini şekillendiren, GS taraftarına inanamıyorum. Sonuçta, Takımın en çok gol atan adamlarından birini konuşuyoruz. Şu an kötüdür. Belki bundan sonra hep kötü olacak. Belki takıma hiç bir şey vermeyecek. Ama bütün bunlar, onu yuhalamamız yada sırt cevirmemizi gerektirmiyor. Linderoth gibi bir adama “bu ne yahu!!!” dememiş bir taraftar grubunun, takım için bu kadar çalışan, yedek kalsa bile sorun çıkarmayan bir oyuncuya bunu yapması kibar bir tabirle çok ayıp..
Maç yazını daha görmediğim için bir şey demek istemiyorum yazını merakla bekliyorum.
İyi geceler Melih Abi,
Gaziantep maçı kağıt üzerinde Galatasaray için zor görünen bi maçtı.Gerek Antep in kazanmayı düşünen bi futbol oynuyor olması ve iyi kontra atak yapabiliyor olması olsun,gerekse hava ve zemin şartlarının kötü olması riskli görünüyordu.Çünkü GS pas futbolunu seven bir takımdı, ve zeminin buna engel olması bekleniyordu.Ancak maç sonunda yapılan pas sayısı oldukça iyiydi(500 civarıydı sanırım).Tabi bunda G.Antep in on kişi kalmış olması da önemli bir etkendi.Rakip takımın on kişi kalması pas futbolu açısında iyi gözükse de açık futbol oynayan G.Antep i savunma takımı haline getirdi.Bu durumda sahanın halini de göz önünde bulundurursak gol ancak uzaktan şutlar ve duran toplardan gelebilirdi ve öylede oldu.
Günün başarılı isimleri bence oldukça fazlaydı.Kendinden beklenen iki yönlü ortasaha görevini oldukça iyi yapan bi Elano vardı.Keza Caner ve Mustafa Sarp oldukça etkili bi oyun oynadı.Neill in topu dikine oynaması topun ortasaha elano ile buluşması takımın omurgasının oluşmaya başlamasının bi göstergesiydi.
Pek çok kişinin günah keçisi yaptığı Nonda daki formsuzluğun sebebinde sanırım sezon sonunda sözleşmesinin bitmesi ve ara transferde ortada dolaşan söylentiler etkili.Bu durumda takımın huzuru için transfer döneminin bir an önce bitmesini istiyorum.Bu futbolla oyundan alınmaması sanırım Rijkaard’ın nezaketi ile açıklanabilir.Keşke jo UEFA da oynayabiliyor olsaydı.Alternatifsiz kalan Nondanın performansında artış olurdu.Jo konusunda erken yorum yapmak istemesem de güçlü fiziği ile ligde çok gol atacağına inandığımı söyleyebilirim.
Zorlu bir ilk haftayı kayıpsız atlattık.Açıkçası keitanın dönüşüyle 4-4-1-1 ile mi yoksa 4-3-3 le mi devam edeceğimizi merak ediyorum.Madrid maçına kadar neill ,elano ve ardadan oluşan omurgayı sorunsuz çalıştırmayı başarabilirsek ve bu dönemi puan ve sakatlık anlamında kayıpsız atlatırsak benden mutlusu olamaz.
Saygılarımla…
Mustafa
Melih Abi,
Şu haberdeki diyalog için de bir Trabzon atışması yazabilir misiniz?
http://www.htspor.com/spor-haber/203106-Kewell-cildirdi.aspx
Oyuncu değişikliği tercihleri üzerine eleştri inşa eden çoğunluğa küçük bir önerim var.
Sürekli ofsayda düşmemeleri için bir nevi pusula.
Önce kendilerine şu iki soruyu sorsunlar.
GS sahada ne yapmak istiyor?
Ve yapmak istediklerinin ne kadarını yapabiliyor ?
Ve cevaplarını paylaşsınlar ki eleştirdikleri
değişikliklerin bunu ne kadar engellediğini veya hangi alternatifin bunu ne kadar farklı kılabileceğini bilebilelim.
Oyunu okuyamıyor lafının sahiplerinin kafalarının içini OKUYABİLMEMİZ ancak böyle mümkün olacak.
Ancak o zaman anlayacağız TSL’inin en çok pozisyon üreten takımının nasıl pozisyon fukaralığı yaşadığını.
Veya onların bakışıyla İngiltere premier ligi gibi sıradan bir ligde bile önemsiz takımlarda yeterince yer bulamamış irrasyonel transfer tercihleriyle GS’ın nasıl yanlış bir yola girmekte olduğunun ardında yatanları.
Klişeler gerçeğe giden yolun tuzaklarıdır.
Düşünce tembelleri için konforludur.
Kolaydır.
Hazırdır.
Zahmetsizce alır kullanırsınız.
Ama götürmez sizi bir yere.
Anlamanıza yardımcı olmaz.
Tam tersine karartır,flulaştırır ,görmenizi zorlaştırır olan biteni.
Hele karşınızda ezberinize uymayan,farklı bir olgu varsa tümüyle savurur sizi gerçeğin uzağına.
Zihninizi kör eder.
Gözlerinizi kamaştırır .
Donmuş kalıplarınızla bloke olmuş fikirlerinizle hapsolursunuz geçmişe.
Güncel sizi teslim alır.
Üstüne koyamazsınız.
Sözünüz kuraklaşır.
Mevcut manzara aldatmasın sakın kimseyi.
Gücünü içerdiği analiz kapasitesinden aldığını sandığınız yorumlarınızın etkisi belki de sadece muhataplarının muhakeme yetersizliğinin ürünüdür.
Bir bakarsınız soyutlama,öngörü yeteneği fazla gelişmemiş bu topraklarda SOMUT bir tablo çıkar ortaya ve birden elektrikler yanabilir.
Gözle tutulur,elle görülür hale gelen bambaşka bir tablo zihinleri ışıtır.
Açıkta,ayazda kalıverir dayanaksız,temelsiz
,günübirlik,derme çatma devşirilmiş fikir kırıntılarınız.
Hayatın gerçeği geçersiz kılar o güne dek kabul görmüş genellemelerinizi.
Hadi canım mı diyorsunuz?
Ya yanılıyorsanız?
Bu yüzden bir de bu açıdan bakın derim GS’ın FR hamlesine.
Sonra pişman olmamak için.
Melih Abi,
Hani gündem liderliğini G.Saray’ın almasından çok memnun olduğunuzu söylemiştiniz ya hakikaten şöyle bir durum oluştu: Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış. Herkes Galatasaray’ın transfer gündemi üzerine kafa yoruyor (bizim bile hatta yönetimin bile kafası çok karışık). Ama ben Fenerbahçeli yazarlar için çok üzülüyorum. Örneğin Mehmet Demirkol iyice saçmalamaya başladı. Kimin transfer olmasını engelleyeceğini şaşırdı
. Robinho önerilmiş. Ama vay efendim çok sorunluymuş. Dos Santos mu geliyor, aman efendim Caner’i niye görmüyorsunuz… Caner ne de güzel oynuyor onun yerinde (Nice başka futbolcu gibi Caner’i de yeniden parlatan şey Galatasaray ortamıdır, bunu hatırlatmak lazım Demirkol’a)… Perişan oldular gerçekten. Keza Ömer Üründül de öyle… Transfer konusunda değil ama aynı yazıda, üstte Galatasaray maçının hakemini yerden yere vururken, Fenerbahçe maçındaki tuhaflıklara tek satır yazmamak ibret verici gerçekten. Üstelik Galatasaray maçının hakemini kimsenin doğru dürüst yazmadığını belirtirken:
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/urundul/2010/01/26/durmazin_tek_tarafli_yonetimi
Öyle görünüyor ki Giovani transferi bitti. Kontenjanla ilgili bulunacak formül biraz hüzünlü olabilir. Kewell’un sözleşmesinin dondurulacağı, sezon bitiminden itibaren de 1+1 yıllık bir sözleşmeyle kadroya döneceğinden bahsediliyor. Bu sezon artık yok Kewell yani. İlk defa bu kadar güçlüyken sezonu kapatırsa, hüzünlü olur bu. Bir daha da aynı kondisyonu yakalayabilir mi? G.Saray’daki geleceği açısından söylemiyorum bunu, Kewell’un kendi geleceği ve bir Kewellsever olarak söylüyorum.
Şunu belirtmek lazım ki Giovani Dos Santos çok fantastik bir futbolcu. Keita sağ kanatta yaptıklarıyla tribünleri nasıl ayağa kaldırıyorsa, Dos Santos da sol kanatta yapacaklarıyla tribünleri ayağa kaldırır. Avrupa Ligi’nde fark yaratır. Ama sol kanattan arka direğe bundan sonra kim koşar onu bilemiyorum.
Merhaba Melih abi,
Nedense bazı kesimler çift forvet oynadık diye sevinmiş durumda. Rijkaard ilkelerinedn vazgeçti olarak yorumluyorlar bu konuyu. Ben ise tamamen sakatlıklara ve Nonda’nın kazanılmak istenmesine bağlıyorum bunu. Çünkü Rijkaard’ın söyleyişilerinden ligin ilk yarısında da 4-4-2 oynadığımızı çıkarabiliriz.
Dos Santos transferi gerçekleşirse ben mutsuz olacağım açıkçası. Biliyorum bu dönemde formda bir oyuncuyu, hele ki yıldız olursa bu oyuncu, onu getirmek zordur. Fakat Dos Santos fazladan geliyor bana. Santos santrafor değil diye biliyorum. Caner Erkin solda müthiş bir çıkış yakaladı. Keita’da erken dönüyor. Neden bilmiyorum ama ben bu transfere pek sıcak bakmıyorum açıkçası. Sen ne düşünüyorsun Santos hakkında ?
Merhabalar Melih Bey,
Bu sezon ilk defa maçımızı izleyemedim işlerimden dolayı. Özetleri ve yorumları takip ettiğim kadarıyla Elanonun güzel oyununu göremedim buda ayrı bir üzüntü kaynağı. Santos transferi için Kewell’ın sözleşmesinin fesh edileceği haberleri içimde büyük bir sıkıntı. Yönetimimiz güzel transferler yapıyor ama yavaş yavaş takımın nüvesini yabancılara emanet ediyoruz üstelik yabancıların karakter bakımından en iyisi olan Kewell gözden çıkarılıyor. Biz en zor zamanlarımız da yerli oyuncularla hedeflere ulaştık. Bence Nonda yada Leo gitmeli. Harry Kewell ise bu takımda jübile yapmalı. Oynamasa bile varlığı bile yeter. Profesyonelliğiyle herkese örnek olur. Kewell kalsın kim giderse gitsin.
Selamlar
Sevgili Melih Ağbi,
Tamam sırtın tutuk, yoğunsun, işler çok, ama beklemek de bir yere kadar! Koy artık şu yazıyı:)
Melih abi tekrar selamlar olası bir Santos transferi için (sanırım gerçekleşti)düşüncen nelerdir kim gider? vede ihtiyacımız olan bir adammı almış oluruz? teşekkürler kolay gelsin abi
Melih abi,Sırtım tutldu yazmışsın abi merak ettim birşeyin yokya çok geçmiş olsun.Abi Kewell’dan olmayacağız dimi?Ne olur bunun gerçekleşmeyeceğini söylermisin?
selamlar melih abi,
dos santos bitti deniyor, ama sanırım ilk kez içi buruk galatasaray taraftarının. kewell da, nonda da bu takımın ruhu, ama birisi kopacak kalbimizden. fikrin nedir, yönetim ne düşünüyor bu konuda ?
sevgiler
Melih Abicim iyi misin?
Merak ediyoruz!
Sevgi ve selamlar
Merhaba Melih abi,
Öncelikle yazılarını büyük bir zevkle okuyorum.Yazılarının devamını bekliyorum.Sana sormak istediğim bir şey var.Nonda’nın performansı malum..Ligde 7-8 maçtır gol atamıyor yanılmıyorsam.Bana göre Atletico karşılaşmalarında faydadan çok zararı olur.Ona da hak veriyorum.Çünkü artık yaşlanmış.Koşamıyor.Gitmesi lazım diye düşünüyorum.Fakat basında hep Kewell gidecek yazıyor.Bu konu hakkındaki görüşlerini merak ediyorum.Ayrıca kim giderse gitsin Avrupa’da oynayabilecek bir forvete ihtiyacımız var.Bu konu hakkında bir bilgin var mı?
Saygılar..
Melih Bey,
Giovani Dos Santos Ramirez galatasaray’a hayırlı olsun ama size geçen cumartesi yazdığım gibi giden malesef KEWELL.
Hislerime tercüman olan cümle.
alisamiyen.net alıntıdır.”Kewell gitti diye Cimbom’dan vazgeçecek değilim elbette amma kalbimin sol köşesi illaki sızlayacaktır…”
Jo
G.Santos
Keita
Caner
M.Baroş
Hareketli,gezen,seri,patlama gücü yüksek,adam eksilten,hızlı kateden ,getirdiği pozisyonu sonlandırabilen,topla kıvrak bir profil çıkıyor ortaya.
Ortak yönlerin çokluğunu ardında sistemik bir tercih olduğu olarak okumak gerek.
Transferde planlama önemli ve gerekli ama makul maliyetlerle ve doğru isimlerle realize olabilmesi için zamanlama çok daha önemli.
Sezon sonu kadrosunu belki de ilk kez sezon içi şekillendiriyor GS.
Alışılmadık oluşu ,sezon içi köklü değişimlerin risk içermesi gibi argümanlarla tereddüt oluşması doğal.
FR faktörü olmasaydı muhtemelen yönetimde bu cüreti göstermeyebilirdi.
Seneye Seyrantepe’ye cebinde Şampiyonlar ligi biletiyle adım atma hedefide önemli bir rol oynamış gözüküyor bu hareketlilikte.
Pırıltılı,çarpıcı ,seyir iştahı yaratacak bir kadro dizaynı hem uluslararası hamle hem gişe hasılatının ön şartı olarak yerine getirlimekte sanki.
FR yönlendiriciliği ve referansı önemli bir manevra alanı yaratıyor her konuda GS’a.
En önemli transfer FR.
Herşeyin onun üzerine inşa edilmekte oluşunu görmek gerek.
Ortada plansız programsız bir transfer oburluğu göremiyorum ben.
İlk onbirde muhtemel değişimlerin adaptasyonu ve artan yabancı ağırlığıyla ilgili psikolojik dalgalanmaların aşılması noktasında kamuoyunun ellerini oğuşturarak beklediği tarz bir sorun yaşanacağını sanmıyorum.
Önemli bir hamle üstünlüğü kazandı GS.
Geçmişin kavramlarıyla düşünüp devre arası transferlerin yararsızlığından bahsedenlere
kulak asmayalım.
Yaşamadıklarımızı birlikte yaşamak için birlikte yola çıkmadık mı bu ekiple.
O zaman alışalım bu devre arası gibi farklı atılımlara.
Bu sene yenilenme sürecinde düşündüklerini hayata geçirmiş bir GS seneye bambaşka şeyler yaşatacaktır.
Bir eşik aşılıyor.
Yeni standartlar geliyor.
Hep beraber tanık olduğumuz.
İçimiz rahat olsun.
Öncelikle geçmiş olsun,
Aslında sürekli Barca’yı referans alarak yorumlar yapılması biraz canımı sıkıyor, ama şu anki Barca’nın oluşmasındaki en önemli faktörün Rijkaard olduğunu, ve GS’ın yeni kadrosunun onun isteği doğrultusunda yapıldığını göz önüne alırsak aklıma eski bir yazında bahsettiğiniz bir konu geldi. (Yazıyı tam olarak hatırlayamıyorum)
Rijkaard’ın kafasındaki oyunda, hızlı hücum oyuncularının önemi hakkındaydı bu kısım, ve Aydın’ın takımda hala nasıl yer alabilmesinden bahsediliyordu. Şu anda takımda o tarzda Caner, Dos Santos, Keita (alınmalarına onay verdiği), Aydın (takımda tutulmasını istediği), Baros ve Sabri (eski takımdan kalma) gibi oyuncular var. Jo’nun da boyuna oranla hızlı bir oyuncu olduğunu göz önüne alırsak, sanki istediği hücum yapısına ulaşmış gibi Rijkaard.
Saygılar
Selamlar.
İki maçı tek bir yazıda topladım.
Bütün yorumları izninizle sadece yayınlayacağım.
Bu dönem biraz böyle olacak.
Sevgiler.
Melih
Melih abi artık topa sahip olma oranımız git gide artıyor. Görülmesi gereken bir nokta.
(Mami selam. Dün tuhaf biçimde topu ileri taşımadan yüzde 60 küsürlük bir oran yakaladık. Buradaki püf nokta şu. Topu defansta bile dolaştırıyor olsak, rakibi hem oyundan düşürüyoruz, hem de pres yapması durumunda fizikten. Yani neymiş. Topu geride bile dolaştırıyor olsak da bir işe yarıyor bu. Sevgilerimle. Melih)
Fenerbahçe-Denizlispor maçındaki pozisyonlar için kriter, topla oynama niyeti olmamasıdır. O pozisyonların herhangi biri için kırmızı kart çıksa kim ne diyebilir? İlla medyadan referans vermek gerekiyorsa Rıdvan Dilmen’in maçın hemen sonrasındaki değerlendirmesi gösterilebilir. Lugano’nun hareketinin kırmızı kartlık olduğunu söyledi Dilmen. Keza Telegol’de de bu yönde görüşler oldu. Ama pozisyonların kırmızı kart olduğunu belirtmek için medyaya veya GS taraftar forumlarına bakmak şart değildir. Medyaya bakarsanız, Kewell’ın hocasına kafa atan bir futbolcu olduğunu iddia edenler de vardır, Galatasaraylılar arasında da Leo Franco’nun kaleci olmadığını söyleyenler de… Referansımız aklımızdır, oyun kurallarını muhakeme yeteneğimizdir. Mahallenin ne söylediği değil…
Ahmet Arı’nın kırmızı kartı konusunda farklı düşünmüyoruz Ksword. Ayhan Akman, bariz küfür ettiği halde atılmıyorsa, bu, bahsettiğimiz gibi hakemlerin bu durumlardaki tutarsız karar ve gerekçelerindendir. Ümit Karan’ın kırmızı kartı, konunun orijinal bir örneğiydi.
Üç büyüklerin kayrılması konusu… Bu sene Fenerbahçe’nin lehine yapılan ‘hataları’ açıklamak için biraz fazla geniş bir çerçeve üç büyüklerin kayrılması çerçevesi. Böyle bir durumun varlığının kabulünü dillendirmek, olacak bunlar doğaldır demek, bunları, yarışmanın ülke şartlarındaki olağan bir öğesi olarak konumlandırmak ve karşı tarafa ‘rahat olun siz de yıkılmazsınız biz de’ demek tam da meşruiyet kazandırmaktır sözkonusu duruma.
Ben ‘GS hiç hakemler sayesinde şampiyonluk veya derbide kazanmadı’ diye bir cümle kurduğumu hatırlamıyorum. Söylemediğimiz şeyleri tartışmaya konumlandırmak ne kadar doğru bilemiyorum. Üç büyüklerin saha dışı güçleriyle bir şeyler kazanmaları başka bir şey, bunları olağan kabul etmek başka birşey.
Medyanın taraflılığı konusu… Herşey o kadar aleni ki artık ne söylemek gerekiyor bilemiyorum.
Galatasaray altyapısı ve Florya’yla ilgili olarak ezeli rakibin taraftarının böyle şeyler söylemesi çok hoş ve çok hakikatli. Teşekkürleri sunmak borcumuzdur. Bunu da belirtmek lazım. Galatasaray’ın farkı da biraz burdadır, bitti denilen yerde güçlü sosyal kapitalini kullanarak yeniden doğar Galatasaray.
Melih Abi, bu arada sırtınız nasıl oldu acaba? Daha iyisinizdir inşallah.
(Emrah selam. Çok sağol. Yaşlanıyoruz artık. Şimdi fena değilim. Ama Pazar geceleri biraz zor oluyor yazmak. Bakalım nasıl altından kalkacağım sonra? Sevgilerimle. Melih)
Günaydın Melih Abi,
2 Takım var incelenmesi gereken;
Alex Ferguson’un ManUnited’ı ve Cruijff’un Barca’sı.
Her iki futbol adamını yükselten değerleri sayarsak;
-Futbola saygıları var,
-Futbolcuya saygıları var,
-Futbolu yönetenlere saygıları var,
Bunun yanında;
-Futbulu biliyorlar,
-İyi futbol için, futbolu bilen iyi oyunculara gereksinim olduğunu biliyorlar,
ve en önemlisi;
-Yönetmeyi biliyorlar,
-Bazen şefkatle, bazen öfkeyle ama her şekilde saygı duyularak yönetmeyi biliyorlar..
Bu kadar bilgi karşısında hem yönetim hem futbolcular sadece saygı duyarak işlerini yapıyorlar.
Bilgelik varsa bir yerde, orda korku yoktur.Aynı zamanda, orda büyük bir sukunet ve huzur da vardır.
Frank Edmundo Rijkaard’ın son 3 transferini
yönetimin bu kadar korkusuz yapmasının yegane nedeni yukarda saydıklarımızın tümünün Rijkaard’da vücut bulmasıdır.
Sonsuz sevgi ve saygılar.
(Erdal selam. Çok haklısın. Bu transferlerde püf noktası Rijkaard. Belli ki Rijkaard yönetime bir ışık gösterdi ki bu takımın potansiyeli bakımından, onlar da bu yükün altına girdiler. Sevgilerimle. Melih)
Sevgili Melih,
‘Gündüz vejeteryan, gece Bacardi’ reklamından biraz bahsedermisin ? Çok cezbedici ve sağlıklı gözüküyor. Tuttum ben bu dieti
(Emrah selam. Bu reklam hepimizin birden farklı segmentte yer aldığımızı gösteren bir reklam. İlanda bir erkek şuh bir kadının göbeğinden Bacardi içiyordu. Mesaj da dediğim gibiydi: Gündüz vejeteryan, gece Bacardi! Çok sevdiğim bir reklamdır. Sevgiler. Melih)
Selam Melih abi ,
Santos transferinden sonra son olarak senin kadron nasil olur ,dizilisiyle birlikte ?
(Kerem selamlar. Biliyorsun ideal kadro diye bir şey olmuyor çeşitli (bakatlık, form durumu, ceza, vs.) nedenlerden ötürü.
Ama benim kadroş şöyle olurdu: Leo Franco – Sabri Saroğlu, Lucas Neill, Servet Çetin, Caner Erkin – Keita, Mehmet Topal, Elano, Arda Turan – Dos Santos – Jô. Sevgilerimle. Melih)
Rijkaard’ın gelişine en çok mutlu olan kişileren biri olarak bu sene bir çok kupada mücadele eden Galatasarayımız’ın sene sonu belki de hiç bir kupayı kazanamayacağını ama kupadan daha değerli bir şeye bir takıma, bir ruha, bir mantaliteye sahip olacağını düşünüyordum.
Bugün hala mücadele verdiği bütün kupalarda en önemli favorilerden biridir Galatasarayım. Fakat ne yazık ki benim umutlarım biraz sönmeye başladı diyebilirim. Çünkü oynanan bunca maçlara, yapılan kamplara rağmen takım beklediğimiz heyecanı yaratacak ışıltıları yansıtmamıştır.
Hala daha orta atma ve atak organizasyonu kurma becerisine sahip olamayan ve sadece fiziksel güç-pres yapabilme becerisi olan Barış, halen daha “belki iyi oynayabilir tecrübelidir dursun bir yerde” dediğimiz Ayhan, tek yapması gereken şeyin pas trafiğini düzenlemek olan ama bir türlü pas atamayan hep geri dönen Mustafa Sarp ve Mehmet Topal’la yolumuza devam etmekteyiz. “Ağırbaşlı” oyuncularımız Nonda ve Servet’ten bahsetmemize gerek yok zaten. Sakatlık problemimizi yabancı kondisyonerler de çözemedi.
Ve şimdi de yarım sezonluk kiralık oyuncularımız. Takım kurmayı düşünürken sene sonu kaybolacak bir takım kurmak insanı derin düşüncelere itiyor. Galatasaray sene sonu için değil iki yıl sonrası için bir takım kurmalı, gerekirse başarı gelmesin bunu kaldırabilecek olgunluğa ve temele sahip bir kulübüz.
Biraz iç karartmış olabilirim fakat Karl Heinz’ın son geldiği zaman sakatlıklarla dolu, doymuş ve bıkmış takımı beş haftada toplamış, organize etmiş ve diri bir hale getirmişken, bu sezon türlü “ünlü” oyunculara rağmen sıkıntıdan patlatmaktadır bendenizi. Ki bunca yıldır seyrettiğim kadroların maçları içerisinde en anlamsız ve şuursuz maçları bu yıl seyrettiğimi itiraf etmeliyim. Defansif özelliği olmayan bir sürü yabancı orta saha oyuncuları ve ofansif özelliği olmayan bir sürü orta saha oyuncu ile neler olacağını tahmin etmek istemiyorum.
Umut etmeye devam ediyorum ve bekliyorum. Ama korkarım yakında daha zorlu mücadelelerle başbaşa kalacak takımım bu performansının üstüne çıkar ve utandırır beni en güzel oyunları ile.
Saygılarımla.
(Ahmet selam. “Nasıl başlarsa fırtına, öyle diner birdenbire” diyorum sadece. Yüreğini ferah tut. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi selamlar,
Yazacaklarım futbol ile ilgili değil. Öncelikle geçmiş olsun. Geçen yılın şubat ve mart aylarında fiziksel hiçbir ağır iş yapmamışken sırtım ağrıyordu ve bir sabah zatürre teşhisiyle hastaneye yatırıldım ve 5 gün hastanede kaldım. Ardından bir ay kadar da evde ilaç tedavisi gördüm. Etkisinin geçmesi 6 ay kadar sürdü. Umarım sigara içmiyorsundur Melih Abi. Ben 15 yılın ardından bıraktım ve gerçekten hayat daha berrak. Melih Abi bu konu da aklında olsun istedim. Tedbirli olmakta fayda var. Sevgi ve saygılarımla.
(İbrahimciğim selamlar. Öncelikle büyük geçmiş olsun. Açıkça örtük olarak son 10 gündür bir ranatsızlık geçirmiş oldum ama hastalıktaki tablolar aynı anda çıkmadı ortaya. Sigarayı bırakalı 9 yıl oldu. Ciğerlerim fena değil. İlgin için çok sağol. Melih)
Malih Abi,
))
Büyük kulüp olma yolunda sancılar çekilecektir.
Büyük futbolcular gelecek ve gidecektir.
Bayern Luca Toni’yi gönderdi,
R.Madrid Sneijder ve Roben’i sattı,
Milan Kaka’yı,
Inter Ibrahimoviç’i,
Barca Eto’o yu,
ManUnt C.Ronaldo’yu sattı…
Bunlar aklımızda kalanlar..
Ama tüm bu büyük kulüpler yollarına aynen devam ediyorlar, hatta bu metodla besliyorlar kulüplerini.
Biz de bunlara alışacağız ve SENSİZ OLMAZ klişesinden çıkacağız..
Büyümenin en büyük sancısı bu olsa gerek ve bunu şu anda iyice hissediyoruz.
Ama bunlar da kanıksanacak. Misal ben Hakan Şükür’süz bir Galatasaray düşünemezdim
Sonsuz sevgi ve saygılar.
(Selam Erdal. Vakit geldi Gündüz Kılıç Metin Oktay’ı kesti takımdan. Vakit geldi Gündüz Kılıç gönderildi Galatasaray’dan. Galatasaray duyguların takımıdır ama akılla yönetilir. Sevgilerimle. Melih)
Ksword arkadaşın dile getirdikleri üzerine bir kaç küçük not.
İki türlü bakabiliriz her şeye.
Belli bir statik anına . O an itibariyle somut ölçülebilir durumuna.
Veya nereden gelip nereye gitmekte olduğunu da içeren bir akım olarak.
Geleceğe dönük yanılma payımızı azaltan bakış ikincisidir.
Evet 2008/2009 sezonu Fenerium cirosu GS Stora’ların üç/dört mislidir.
FB adına başarılı Şampiyonlar Ligi süreci gibi extra faktörleri içerdiği unutulmasın. Tam bir special case’dir.
Sürdürülebilir olmadığı açıktı gören gözler için. Nitekim tekrarlanamadı.
Stadın ürettiği gelirlerde katılımcı doygunluğu faktörünü ihmal edemeyiz.
FB için beş yıl öncesinden daha az iştahlı bir tüketici sözkonusu artık.
En azından bir süre daha.
Oysa GS için önündeki bir kaç yıl altın yıllar.
Üstelik unutmayalım 15/25 yaş aralığında GS sempatisi farkı dominant bir teminat her anlamda.
2009/2010 sezonunda ise GS store’ların cirosu Fenerium ‘un üzerinde şu an itibariyle.
Makasın açılacağını öngörüyorum sezonun devamında kendi adıma.
Stadyum gişe gelirleri anlamında yarattığı farkı kullanamadı FB son beş altı yılda.
Aradaki açığı GS verimlilik farkı ve insan eksen insan veren Florya toprağının bereketiyle kapattı.
2010′dan itibaren bu kalemde de avantajını yitiriyor FB GS’a karşı.
Her iki kulübün banka borç servisleri ve birikimli banka kredileri arasında anlamlı bir fark yok.
Bilanço değerlilikleri ve likidizasyon kapasite ve olanakları açısından ise GS lehine ciddi bir fark var.
Bir kaç yıl sonra sıfır borçlu ve kasasında üç sıfırlı milyon dolarlar olan bir GS’ı mümkün kılabilecek ama FB adına hayalini bile kurdurmayacak kadar büyük bir fark.
Üstelik bonservis içerilmiş kadro kontrat toplamı olarak da GS lehine FB’nin elli bin taraftar telefon kartıyla değil minumum birkaç milyon telefon kartıyla bile kapatamayacağı bir yük farkı var.
Hareketli bir kavrayışla bakarsak önümüzdeki tabloya, geçmişin kavram ve verilerine fazla itibar etmeden daha az yanılırız.
Devre arası FB yönetiminin durgunluğu ve hamlesizliği size bir şeyler anlatıyor olmalı.
FB’nin medyada toplumdaki yerinin ötesinde temsil ediliyor oluşu önemli bir algı yanılsaması yaratıyor.
Benimki sadece yaldızların altını kazımak.
Futbol takımı sponsorluk gelirleri olarak da GS önünde FB’nin bu yıldan başlayarak.
Sizi yanıltan futbol dışı özellikle basketbol ve voleybol sponsorlukların karşılığını voleybolda alacak gözüküyor FB.
Basketbol ise performans/yatırım oranı açısından bir başka yarası FB’nin.
Fikstür avantajı konusuna gelince.
Aslolan seyirci değil saha avantajıdır.
Istanbul dışına çıkıp çıkmamak değil.
Kayseri ve Trabzon deplasmanlarından birini kazanarak kağıt üstünde gözüken farkı ortadan kaldırabilir GS.
ASY’de FB maçı galibiyeti zaten kağıdı kaldırır atar.
Üstelik FB’nin rakibin üzerine giden değil bekleyen oyun kurgusu sert defansif Anadolu takımlarına karşı zorlanacaktır iç saha maçlarında.
Oyunu rakip sahaya yıkan, rakibi boğan takımlar için avantaj sayılabilir iç sahalar.
Bu yılın FB’si öyle değil.
İç saha maçlarını firesiz geçeceğini düşünmek realist gelmiyor bana.
GS ise hızlı pasa dayalı hareketli ve kalitesi TSL’nin oldukça üzerinde ofansı ile bir çok korkulu gözüken deplasmanı kolay kılabilir.
GS ve FB Türk futbolunun iki dominant aktörü olmaya devam edecekler yakın gelecekte.
Adı üç ve dört büyükler olsa da fiili olarak iki büyüklü bir yapıya evrilmekte futbolumuz.
Bu derinleşecek, kökleşecek.
Bazen biri bazen diğerinin öne çıkacağı dönemler olacak.
Ama 2010′lu yıllar SARI KIRMIZI olacak gözüküyor mevcut veriler ışığında.
FB 2000′li yılları sarı laciverte boyayabilecek fırsatı heba etti.
Tren kaçtı.
Üzgünüm.
Merhaba Melih abi,
Burayı futbol dışı tartışma forumuna döndürmek istemiyorum ama diğer yandan araştırmadan, abartılarak verilen yanlış bilgiye de katlanamıyorum. Ne olur mazur görün. KSword takma isimli arkadaşın Ayhan Akman’ın yan hakeme 3-4 kez “ha s.. len” dediğini iddia ettiği pozisyonu aşağıdaki linkte izleyebilirsiniz:
http://www.youtube.com/watch?v=3dIY4p1VSPQ
Yorum sizin..
Sevgilerle
(Ozan selamlar. Paylaşım için sağol. Sevgiler. Melih)
GS’ın Caner, Jo ve G. Santos transferleri yeni bir tartışma yaratmış gözüküyor.
Şöyle bir argüman geliştirdi cin medyamız.
Tamam. Oyuncular gençmiş ama kiralık oyuncularla geleceğin takımı kurulur muymuş.
Avrupa’da oynamayacak bir oyuncu tercihi Avrupa’nın kadrajdan çıktığı anlamına geliyormuş.
Öncelikle potansiyeli tartışma dışı üç genç oyuncunun dahil olması extraordinary bir başarıdır.
Bunların ikisinin satış opsiyonlu kiralanması daha da büyük başarıdır.
Satın alınmış olsalardı bugüne göre ne avantajımız olurdu sorusunun cevabı sıfırdır.
Oysa opsiyonlu kiralamada avantajınız çok fazla.
Yarım sezon oynarlar.
İşinize gelirse opsiyon tutarıyla satın alırsınız.
Bir nevi riski olmayan vadeli kontrat.
Piyasa değeri size katkısı kontrat opsiyonunun üzerindeyse devam edersiniz.
Değilse geri dönüş kapınız açık olur.
Ek maliyet üstlenmemiş olursunuz.
Riskinizi minimize etmiş olursunuz.
Caner + G. Santos opsiyon toplamının M. Topuz
bonservis bedelinin yaklaşık yarısı oluşu zaten yeterince açıklayıcı.
Tersi olsaydı yazılacakları düşünemiyorum.
Bir çok konuda olduğu gibi transfer konusunda da yeni bir pencere açtı GS.
Opsiyonlu kiralama şeklinde transferlere alışsak iyi olur.
Gelecek günlerde sık sık duyduğumuzda şaşırmamak için.
Avrupa’dan vazgeçme tezine bir soruyla cevap verilebilir.
Hareketli ofans hattıyla Jo olmadan da Atletico’yu geçmeyi öngörmüş olamaz mı GS?
Veya Atletico’yu geçmek için Baroş, Kewell, Jo’ya gerek duymayacak bir seviyeye ulaşmış olamaz mı?
Sizce?
(Selamlar Üstad. Çok doğru. Ne Kewell ve Baros’un varlığı garantilerdi Atletico’yu elemeyi, ne de onların eksikliği oyundan düşürür Galatasaray’ı. Bu arada Nonda’yla yollar ayrılmış. Yani tablo daha canlanmış oldu. Hayırlı olsun. Sevgilerimle. Melih)
Giovanni;
Melih Abi, maç yazısında değindiğin gibi
bir baba/oğul buluşması olacak yarın Galatasaray’da.
Rijkaard, adeta eliyle büyüttüğü oğluna,
Giovanni de kendisine büyük ufuklar açan babasına kovuşacak bir anlamda.
Aradan geçen 3 yıl, her 2 kişinin birbiri için ne kadar önemli olduğunu göstermiş birbirine.
Ama gerçek o ki Giovanni’nin dünya starlığı yine babasının elinden geçecek.
Sevgi ve selamlar.
(Selam Erdal. Bu arada Nonda’nın ayrılmış olması çok iyi haber benim için. Bunu baba-oğul anlamında söylüyorum. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih abi,
Beklenen (veya istenen diyelim) oldu ve Nonda’yla yollarımızı ayırıp Kewell’la devam kararı aldık. Başta basın olmak üzere de birçok kesimi bir kez daha üzdük. Görülüyor ki Rijkaard Nonda’ya son bir şans daha verdi (162 dakikalık son iki şans aslında). Önceki yazılarınızdan birinde Kewell’dan ileride (tabii ki Rijkaard döneminden sonra) sportif direktör sıfatıyla yararlanabileceğimizi yazmıştınız. Gerçekten de o pozisyon için Hagi veya Kewell’dan başkası gelmiyor aklıma. Bu tamamen kendi görüşünüz mü yoksa yönetimde bu yönde bir uzun vadeli plan şimdiden mevcut mu?
Saygılarımla.
(Selamlar Ozan. Bu tamamen benim kendi fikrim. Ama sportif direktörün futboldan ve futbolcudan feci biçimde anlaması gerekiyor. Kewell’un bu anlamdaki durumunu ve performansını bilmiyorum açıkça. Çünkü maalesef çoğu futbolcu oynadıkları oyun konusunda neredeyse hiçbir ciddi fikre bile sahip olmuyorlar. Sadece oynuyorlar bir şekilde ve kendilerine denileni yapıyorlar, neyin niçin dendiğini pek düşünmüyorlar. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar
Ankaragücü maçını baz almıyorum fakat bu takımda gördüğüm çok hızlı bir takım olma yolunda ilerleyeceğimiz. Sabri ve onun önünde oynayan Keita’nın gelişinden sonra dah hızlı bir takım olacağız. Antep maçında Caner’in takıma uyumu ve hızı, Elano’nun yükselen formu, Jo’nun her yere koşması ve hızı çok hoşuma gitti televizyondan izleyince belli olmuyor yalnız staddan izlediğim Jo belki de Hakan Şükür’ün daha tekniği gibi durdu.
Saygılarımla…
(Merhaba. Üzerinde anlaşmak gereken bir şey var. O da hızı belirleyen faktörün temelde topun hızı olması. Elbette futbolcunun da hızı önemli ama kimse toptan hızlı değil. Ben bu anlamda Ankaragücü takımı kasti ve sert faullerle sindirine kadarki pas hızından çok mutluyum dünkü maçta, ki şunu da unutmamak gerek, takımdaki esas çocuk sayısı azdı dün. Ama ne zaman ki Emre Çolak pes etti, o zaman ne hız kaldı, ne de pas.
Jô ise malum en son maçını 12 Aralık’ta oynamıştı. Antrenmanlıydı ama maç kondisyonu neredeyse yoktu. Bu konudaki kıstas şu. G. Antepspor maçına oranla daha seri bir Jô izledik dün. Yani üstüne koyuyor bir şekilde. Bu nedenle uyumu için biraz daha zamana ihtiyacı var. Bur de sol ayaklı bir santrfor çok uzun zamandır izlememiştim. Bu rakip stoperlere ters gelecek bir şey. Ayrıca Nonda’nın gitmesiyle bütün yük omuzlarına bindi artık. Yani biraz kervan yolda düzülür durumu olacak. Sevgilerimle. Melih)
Melih Bey merhaba,
Nonda için ise kısaca şunu söyleyeceğim. Aldığı para sapına kadar helal olsun. 2007-2008 şampiyonluğunda FB’yi 1-0 yendiğimiz maçtaki golünü ve aynı sezon Türkiye Kupası çeyrek finalinde FB’yi 2-1 yendiğimiz maçta Ümit Karan’a attırdığı ikinci golü hiç unutmayacağım. Teşekkürler koca adam.
Kewell ile devam edeceğimiz için çok memnun oldum. Umarım Daddy Cool şarkısını önümüzdeki sene TTArena’da Şampiyonlar Ligi maçlarında çok dinleriz.
UEFA Avrupa Ligi maçlarında 4-6-0 formatında çok hızlı, teknik ve akışkan bir hücum hattı ile oynayacağımızı düşünüyorum.
Bu arada bir iki kelime de dün Ankaragücü maçındaki “değerli yorumcu” TRT spikeri için. Malum GS’ye kenarından köşesinden vurmak çok moda.
Rjikard görüntüye geldiği an söylediği söz “Rjikard Türkiye Kupası’ni kazanılırsa 500.000 EUR alacak.”, Jo görüntüye geldiği an “CSKA’dan sonra İngiltere’de berbat bir performans gösterdi.”
Şimdi merakla bekliyorum ne zaman Sayın Daum’un sözleşmesindeki maddi hakları veya “büyük golcü” Guiza’nın berbat performansları devlet televizyonunda gündeme gelecek?
Saygılar & sevgiler
(Selamlar. Çok isabetli bir yorum. Vaktinde Beşiktaş’ın Valeranga maçını anlatmıştı Kerem Öncel ATV’de ve maçtan sonra bir mektup yazmıştım kendisine anlatımından ve ekrana gelen görüntülerden dolayı. Beni aramıştı ama arama nedeni şuydu: Acaba gerçek birisi miydim ben, yoksa onu eleştiren meslektaşlarından birisi mi? Yani eleştirileri ciddiye bile almamıştı. Ki bu da bir insanın mesleki ilerlemesini doğrudan durduran bir şeydir. En üzücü olan TRT kültürünün yok olması.
4-6-0 saptaması çok doğru. Ben Nonda’nın gitmesinden sonra Atletico karşısında Galatasaray7ın şansının daha da artmış olduğunu düşünüyorum. Çünkü daha az kontrol edilebilir bir takım olduk artık. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Valerenga maçı çok trajik bir maçtı hatırladığım kadarıyla. 3-0′dan 3-3′e gelmiş ve Beşiktaş elenmişti. Ama izlememiştim o maçı. Yayın esnasında olanları çok merak ettim gerçekten. Kerem Öncel’in Fenerbahçe-Kasımpaşa maçını radyodan anlatırken de çok ilgi çekici şeyler söylemişti. Daum’un oynattığı futbolu oldukça hiddetli bir şekilde eleştirirken, “koskoca Fenerbahçe’nin şanlı tarihine yakışmayan bir futbol oynatıyor Daum” cümlesine yakın bir şey söylemişti. Yılmaz Vural’ın da Fenerbahçeli olduğunu anlatmak için de “Vural’ın tuttuğu takımın renklerinden biri laciverttir” demişti. Tabi daha eğlenceliydi söyledikleri, ben tam anlatamadım burada, dinlemeniz gerekirdi.
Bence, mesleki anlamda ilerlemek kendisinin pek umrunda değildir. Her zaman her istediği yerde çalışabiliyor. Çok iyi bir spiker aslında ama taraf olduğunda diğer taraftarları kaybettiğini biliyor mu acaba?
Atletico Madrid maçlarında bizim topa sahip olma oranımız belirleyici olacak bence. Tabi bir de geçiş oyunu. Karşı tarafta çok etkili ve hızlı forvetler var ve bunları yapamadığımızda bize gol atmaları hiç zor olmaz. Hücumda ise ben de santrforsuz oynayabileceğimizi düşünüyorum. Santrfor yokken hücumdaki yardımlaşmanın hayati önem taşıyacağını düşünüyorum.
Önümüzdeki 1 ay içinde de korkunç bir maç trafiğimiz olacak. Sezonun kaderini bu dönem belirleyecek gibi gözüküyor. 28 günde 7 maç yapacağız. 4 güne bir maç düşüyor. Geniş kadromuz var mı yok mu, üst düzey bir takım olabildik mi olamadık mı göreceğiz bu dönemde.
(Emrah selamlar. Geçen sezon bir aylık dönemde neredeyse bütün kulvarlardan dışarı çıkmıştık. Bu sezon ise tersine olacak gibi duruyor. Valeranga maçında skor 3-3′e geldikten sonra Beşiktaşlılar zaten büyük bir şoktayken üzüntülerini büyükecek sözler söylemişti, “bu bir Beşiktaş klasiğidir” anlamına gelen. Yönetmen de 3-3′ten sonra kızgın ve küfreden seyirciler getiriyordu ekrana sürekli olarak. Bu sözler ve görüntüler beni çok rahatsız etmişti ve üşenmeyip bir mektup yazıp fakslamıştım.
Ama Kasımpaşa maçında söyledikleri çok ilginçmiş. Şanlı tarih meseleleri, girilince kolay çıkılmayan konulardır, sonra da bir bakarsın spiker değil taraftar olmuşsun. Sevgilerimle. Melih)
Selamlar
GS ve FB için öncelikli hedef bu sene için TSL şampiyonluğudur. İki takım da Avrupa maçlarına en üst konsantrasyon ve en iyi takımlarıyla çıkacak zaten bu tip tartışmaları da yersiz buluyorum. Aziz Yıldırım veya Daum söylediğinde yerel düşünüyor oluyorlar ama bakınız FR ne diyor ‘3 kupa içerisinde en çok TSL şampiyonluğu beni mutlu eder’. Her takımın amacı ŞL’de oynamak ve bunun en garantili yolu da TSL şampiyonu olmak. Yeni statüde ön eleme oynamak çok riskli. Avrupa Ligi statüsüne geçince gelirler arttı ama arada hala ŞL ile arada hala muazzam bir fark var.
GS için de ŞL’de olmamak gelecek sene için yıkıcı olabilir. Şu an harcamalarını bile ŞL gelirlerini göz önüne alarak yaptıklarını düşünüyorum.
Bir de Giovanni Dos Santos ve Jo tartışmalarına şöyle katılmak istiyorum. Toplam 5 maçını izlemediğimiz futbolcular hakkında yorum yapmak çok yanıltıcı olabilir. Jo’nun hızlı bir futbolcu olduğu bile iddia ediliyor. Sadece youtube videolarından bile ne kadar yavaş olduğu belli. Zaten gidişinden sonra en çok yapılan olumsuz yorumlar da bu yönde. Dos Santos’un ise sadece fiziksel yönden eksiği var gibi gözüküyor. İkisi de doğru riskler alınarak yapılmış transferler kanımca.
@Utopie
GS Store’un Fenerium’u geçtiği hakkında bilginin kaynağı nedir? En son bundan 1-2 ay önce Adnan Polat FB’yi geçmek için satışların 2 katına çıkması gerektiğini söylemişti.
Sponsorluk anlaşmaları ile ilgili açıklamayı da yapayım, GS Türk Telekom’la 10 senelik stad isim hakkı ve 5 senelik foma reklamı için 120 milyon dolarlık anlaşma yaptı. Vadeli olacak bu ödemeyi 96 milyon dolara Halkbank’a kırdırttı. 3 Mehmet Topuz parası tek kalemde gitmiş gözüküyor
. Zaten bu seneki transferlerin yapılabilmesi de bu sayede mümkün oldu. Paranın 65 milyon dolar gibi önemli bir kısmı da Futbol A.Ş. ve Sportif A.Ş.’nin birleşmesine gidecek. Buradan da GS FB’yi sponsorluk gelirlerinde geçti sonucu çıkmıyor. Hatta önümüzdeki 10 sene için bile çok zor.
Algıda seçicilikle her maçında GS’ın üstün bir oyun sergilemiş olduğunu düşünüyorsunuz. GS burada da birçok kez ifade edildiği gibi Baros’un sakatlığından sonra pek de stabil bir form düzeyi yakalayamadı. Bu dönemde rakibin üstünlüğüyle geçen (BJK, TS, Pana maçları gibi) bazı maçları kazandığı gibi, çok zorlandığı maçlar da oldu (Antalyaspor, Kasımpaşa maçları). GS’ın FB’den baştan beri üstün olduğu hücum bölgesinde yer alan Keita, Baros, Nonda, Kewell, ve Arda müthiş bir akıl birlikteliği yakaladı sezon başında. Şimdi ayrılan ve gelen oyuncular sonrası ortaya çıkacak oyunu beklemek lazım. Eğer Arda topralanmazsa bence Denizlispor maçı bile sıkıntılı geçebilir.
FB’de ise birbirine yardım eden değil kendini göstermeye oynayan Guiza, Kazım, Dos Santos’la bir türlü istenen oyun oynanamadı. Kazım ve Roberto Carlos’un gidişi hem Özer’e yer açılması hem de Dos Santos’un sol beke geçmesi FB’ye yaramış gözüküyor. Denizlispor maçında o saha şartlarına rağmen iyi pozisyonlar buldular. Daha keyifli bir takım izleyeceğiz ikinci yarıda. Ben Özer’in çok önemli bir futbolcu olduğuna inanıyorum. Bu oyunda zekasını öne çıkarabilen ender oyunculardan biri olarak daha da fazlasının geleceğini umuyorum.
Saygılarımla
selamlar melih abi.
kerem adlı arkadaşa yazdığınız kadroda mustafa sarp yok.
sizin özellikle izlediğiniz ve beğendiğiniz bir futbolcuydu halbuki.
hakkında yazı bile yazmıştınız.
nedenini öğrenebilir miyim?
(Merhaba. Bu tercihin nedeni defansif yönden Sarp’tan açık ara daha iyi olmasıdır Mehmet Topal’ın. Buna karşın futbol ve pozisyon bilgisi çok üstün Sarp’ın. Bu da ofansif olarak daha etkili kılıyor Sarp’ı. Özetle taktik bir neden benimki. Takımın defansif gücünü artırmak üzere yapılmış bir seçim. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Sitenizi uzun bir süredir takip ediyordum ve artık bu ailenin bir üyesi olmak çok güzel. Size iki sualim olacak:
Birincisi Robert Kolej son sınıf öğrencileri olarak bir GS taraftar grubu kurmayı arzuluyoruz. Her ne kadar biz birkaç ay sonra mezun olacak olsak da arkamızdan gelen GS’lilere bir miras bırakmak istiyoruz. Bu hususta takip etmemiz gereken prosedürler nelerdir?
İkincisi ise takımımızla ilgili. Sizce Nonda’nın ayrılışı, onunla çok iyi anlaşan ve sahada sürekli onu arayan Keita’nın performansında bir etki yapar mı?
Ağrılarınızın geçmiş olması dileğiyle…
Saygılar.
(Selamlar. Öncelikle hoşgeldin Gayın-Sin’e. Robert Kolej Galatasaray Lisesi’nden sonra hakkında en çok araştırma yaptığım kurum. Kolej’deki spor hayatına ilişkin çok sayıda bilgi toplamıştım zamanında. Mütevazı bir duruşunuz olduğu için sesinizi çıkarmıyorsunuz, ama Türkiye’de birçok spor ilk kez Robert’te yapıldı. Mesela basketbol.
Taraftar grubuna gelince. Sanırım bunun için uA Koordinatörü’yle temasa geçmeniz doğru olacak. Kolej’deki tüm aslanlara sevgi ce selamlar. Melih)
Selamlar Melih abi nasılsın? İnan ki şu anda Nonda’nın gittiği haberini duyunca ne yalan söyleyeyim çok sevindim. Kewell anlamında çok mu duygusal davranıyorum sence Melih abi? Kewell’ın gitme söylentileri bile insanın moralini alt üs ediyor. Yazın her zamanki gibi çok güzel Melih abi bence de Arda’yı bir sınav bekliyor. Her şey inşallah GS için hayırlı olur.
http://www.staywithusharry.com a girip Kewell a destek verelim…
(Selam Ayşe. Kewell karakter ve duruş olarak Galatasaray’a yakışan bir futbolcu kuşkusuz. Umarım en kısa sürede iyileşir ve aramıza katılır. Nonda da sevdiğimiz bir futbolcuydu elbette. Onu hiçbir zaman unutmayacağız. Sevgilerimle. Melih)
Frank Rijkaard’ın yarışmalar arasında tercih yapması konusunda söylediklerini biraz düzeltmek lazım. Öncelikle tercih yapmak istemediğini söyledi bu konuda Rijkaard. Ancak illa bir tercih yapmak gerekirse lig yarışmasının kendisi için daha değerli olduğunu ifade etti. Çünkü ligin daha uzun bir maraton olduğunu, burada başarılı olmak için de istikrar gerektiğini bu nedenle de en zor yarışmanın bu olduğunu anlatmak istedi. Bu yüzden ‘lig şampiyonluğu daha önemlidir ve beni daha çok mutlu eder’ dedi. Lig şampiyonluğu aslolandır, diğerleri onun yanında ekstra gibidir demek istedi. Kaldı ki Galatasaray’ın büyük bir kulüp olduğunu ve katıldıkları her yarışmayı kazanmak istediklerini sık sık vurguluyor. Ne yazık ki Sevgili Mert’in anlamı budayan çevirileri, gazetelere bunun yansıması, insanların da gazetelerde okuduklarına biraz kendi yorumlarını katmaları ile Rijkaard’ın söyledikleri bambaşka yerlere gitti. Hele Şampiyonlar Ligi’ne direkt girmekten hiç bahsetmedi. Bunu ima ettiğini de sanmıyorum. Ne demişti Cruijff onun hakkında: ‘Frank’ın en sevdiğim özelliği, kazanmanın ona asla yetmemesi.’. Peki başka bir zaman Rijkaard ne demişti: ‘İnsanlar güzel futbol ile kazananları, kendilerine güzel duygular hissettirenleri unutmazlar ve zihinlerinde ayrı bir yere koyarlar. Öbür türlü kazananları kimse hatırlamaz.’.
Sonuç olarak Rijkaard pragmatist değildir, proje adamıdır. Bu site de bu tip dezenformasyonların önüne geçmeyi, bu tip klişe algılamaları kırmayı amaçlayan bir sitedir. Yanılıyorsam lütfen düzeltin Melih Abi.
(Estağfurullah Emrah. Düzeltmek ne kelime. Hayat uzun. KS arkadaşımız ve biz hep birlikte göreceğiz hayatın bizlere neler getireceğini. Ama zaten Galatasaray’la Fenerbahçe arasındaki temel farklardan biri de hatırlamak lazım. Galatasaray başarılı bir kuşak oluşturursa, ki şu an hedef bu, mutlaka ve mutlaka Avrupa’da başarı elde ediyor. Bunun 1973 dışında tek bir istisnası bile yok. Fenerbahçe’nin durumu biraz farklı. Fenerbahçe’de amaç hakimiyet sağlamış kuşaklar kurmak değil, şampiyonluklar elde etmek temelde. Görüşmek üzere. Melih)
Selamlar Melih Abi. Öncelikle çok geçmiş olsun.
Kadronu 4-4-1-1 olarak dizmişsin ligde bu böyle gidebilir ama Atletico maçına sanırım bu şekilde çıkamayacağız bir de Avrupa Ligi on birini yazar mısın?
(Selam Samet. Sabah Gazetesi için yazıyı yeniden yazıyorum yeni gelişmeler ışığında (Nonda7nın gitmesi) ve buna da yer veriyorum. Birazdan yayınlayacağım yeni yazıyı ve yeni 11′i. Sevgilerimle. Melih)
Bu arada abi son paragrafında belirtmişsin; Arda eğer toparlanamazsa her anlamda, kulübe yolu gözükebilir ona, oraya demir atarsa da şaşırmam, iyi bir Dos Santos’u Arda AMC’de asla kesemez çünkü Dos Santos’un hız, çabukluk ve oyun okuma anlamında Arda’dan daha iyi olduğunu söylemeliyiz açıkça.
(Selam Samet. Evet biraz örtük olarak ifade etmek istedim aslında bunu. Çünkü Arda Turan’ın nasıl bir gelişim göstereceğini de tahmin edemeyiz. Kabul edelim ki potansiyelli bir oyuncu Arda Turan. Hiç beklemediğimiz ve tahmin etmediğimiz sıçrama yapabilir. Sevgilerimle. Melih)
Merhaba Melih Abi,
Nonda’nın gidişi santroforsuz kalmamız konusunda beni karamsarlığa itmişti, yazılarınızı okuyunca içime az da olsa su serpilmiş oldu. Yine de ben Avrupa kupalarında santroforu arayacağımızı düşünüyorum. 4-6-0′daki 6′lı yaratıcı oyunculardır tüm rakibi çalımlasa bile kafasını kaldırdığında bir forvet oyuncusu arar. Ya da ara pası atabileceği, o ara pasına nasıl ve nereye koşacağını bildiği bir forvet oyuncusunu arar diye düşünüyorum.
Değinmek istediğim bir diğer konu da Adnan Polat ve yönetimi hakkında, Shabani Nonda’nın takımdan ayrılmasından sonra anladım ki Adnan Polat yönetimi bize sadece sevineceğimiz transferler yapmıyor. Aynı zamanda takımla bağdaşabilecek ve çok benimseyebileceğimiz futbolcular alıyor. Shabani Nonda’nın takımdan ayrılmasına bir çok Galatasaraylı fazlasıyla üzüldü, bu ayrılığın mecburiyetten olduğunu biliyorduk ve sesimizi çıkartamadık. Aynı şekilde Kewell gitse de çok üzülecektik. Ya da herhangi bir futbolcu.
Aslında sadece futbolcu bağlamında değil taraftarın kulübe bağlılığını da artırdı Adnan Polat. 08-09 sezonunun son müsabakası olan Sivas maçında tribünde olanlar çok iyi hatırlayacaktır. Takımı sanki şampiyon olmuşçasına destekleyen bir taraftar vardı Sami Yen’de ve tribünler tıklım tıklım doluydu. Bunu sağlamak her başkana nasip olmaz. (Adnan Polat’la ilgili yazıyı ekşisözlükte de yazmıştım paylaşmak istedim.)
(Selamlar Erdem. (Umarım yanılmamışımdır adında.) Esasında Galatasaray çok büyük bir dönüşüm içinde. Eğer planlar arzulanan biçimde giderse bundan iki-üç yıl sonra bambaşka bir Galatasaray göreceğiz. Kurumsal, finansal anlamda inanılmaz güçlü ve sportif açıdan başarıyı sisteme bağlamış.
Bu dönüşümün temel dinamiğini “Kulüp-Taraftar” bütünleşmesi oluşturuyor. Şöyle ki muhtelif Galatasaray projelerine 1 milyonu aşkın taraftarı eklemleyebilse Kulüp, yıllık yaklaşık 50 mioluk bir finansmanı kasaya aktarabilecek. Diğer bir deyişle 1 milyon üyeli Bonus Card ya da GSMobile’dan bahsediyorum.
Bu da bir pazarlama ve büyüme modellemesi aslında. Taraftarı kulübe dahil etmenin yolu, sportif başarıdan, Avrupa’da başarıdan, bunun yolu da kaliteli futbolculardan geçiyor. Bu bir risk yönetimi de aynı zamanda. Ama Rijkaard’ın varlığı bu riski gerçekten yönetilebilir kılıyor benim gözümde. Sevgilerimle. Melih)
Jo’nun hızı o boyuna göre süper, pazar günü stadımızdan izlediğim Jo’nun her yere koşması ayrıca beni çok mutlu etti.
Bir de Melih ağabey size bir şey sormak istiyorum hep diyor ya Fenerliler Türkiye’de en çok kupayı FB aldı diye nasıl oluyor onu anlamadım lig şampiyonluğu sayısı eşit üstüne Cumhurbaşkanlığında sanırım biz öndeyiz. Türkiye Kupası’nda da en çok alan biziz.
1950 öncesini mi söylüyor ?
(Selam. Kupa sayısında evet Fenerbahçe Galatasaray’ın önünde. Futbolu amatör ve profesyonel dönem olarak ikiye bölersek amatör dönemde Fenerbahçe, profesyonel dönemde ise Galatasaray önde. Ama toplamda Fenerbahçe önde.
Ama sporun tüm branşlarını dahil edersek fotoya, Galatasaray tartışmasız Türkiye’nin en çok birincilik ve kupasına sahip kulübüdür açık ara. Hatta şöyle diyeyim. Tüm dünyada kupa sayısı bakımından en çok kupaya sahip ilk beş kulüp arasındadır Galatasaray muhazakâr bir tanımlamayla. Belki de birinci. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Oncelikle cok gecmis olsun. GS devre arasinda yaptigi transferle beni gercekten cok sasirtti. Her ne kadar son form durumlari cok iyi gozukmese de Jo da Dos Santos da cok kaliteli ve oyunun seyrini degistirebilecek oyuncular. Ben ozellikle Giovanni’den cok umitliyim. Meksika milli takimindaki oyununu Istanbul’a tasiyabilirse her macimiz ayri bir solen olur diye dusunuyorum. Bildiginiz gibi babasi da Meksika’da taninan unlu bir oyuncu. Ilginc bir sekilde kuzenleri de Amerika’dan arkadasim ve onlar Gio’nun Turkiye’de basarili olmak konusunda cok kararli oldugunu soyluyorlar. Tabi her seyi zaman gosterecek.
Arda icin de yazdiklariniza katiliyorum. Her nedense son donemde -basinin da etkisiyle- onu gozumuzde biraz kuculttuk. Ama o cok genc yasina ragmen cok buyuk bir oyuncu, ve de azmi ve enerjisi ile GS icin cok cok onemli. Ozellikle de tarzi ile Hagi’yi hatirlattigi icin. Keske basinda biraz daha az gozukse, “bu yasta GS kaptani oldum’ seklinde baslayan cumleleri kullanmasa. Bulent Korkmaz gibi mutevazı olabilse bu konuda.
Nonda’nin da gitmesinden sonra forvetsiz kaldik adeta. Ben orta sahadaki oyuncularimizin gol vurusu konusunda cok yeterli olduklarini dusunmuyorum. Atletico maci nasil olacak cok merak ediyorum.
Amerika’dan sevgiler,
Murat
(Selam Murat. Açıkça 4-6-0 Galatasaray’da Rijkaard’ın şablonunu oturtması açısından en temel altyapıyı oluşturuyor. Model şu mantaliteye dayanıyor: Aynı basketbolda olduğu gibi topu hızlı biçimde dolaştırarak bir oyuncuyu boş alanda topla buluşturmak. Galatasaray bu şablonu oturtursa takıma kısa bir sürede Jô’dan çok daha fazla verim alacaktır. (Çünkü Jô bu mantalitede oynayabilen bir santrfor Baros ve Nonda’dan farklı olarak.)
Vuruş becerisi olarak Caner Erkin, Elano ve Dos Santos daha çok ön plana çıkıyor Galatasaray’da 4-6-0′ı düşündüğümüzde. Keita ve Arda Turan ise çok iyi değiller son vuruş konusunda. Bir de şu var ki Arda Turan fizik olarak kuvvetli olduğu maçlarda gol atabiliyor daha çok. Yani kuvvetli olursa o da fena değil.
Giovani’nin Türkiye’de başarılı olmak istemesine çok sevindim. Çünkü şunu biliyoruz ki, tek başına takımı sürükleyebilecek denli çok ciddi bir yetenek Gio. Umarım Galatasaray’da rönesans yaşayan futbolcular kervanına Kewell, Baros, Keita’dan sonra Jô ve Dos Santos da eklenir. Amerika’ya sevgi ve selamlar. Sarı kırmızı olandan. Melih)
Selamlar.
Yazıyı Nonda ve Dos Santos temelli revize ettim.
Bir önceki yazıyı sileceğim ama yorumlar da silinir korkusundan elimi sürmüyorum.
Sevgiler.
Melih
Birkaç mesaj önce Fenerbahçe ile Galatasaray’ın başarı ve hedefleri algılama farklılıklarından bahsemiştik. Ercan Güven’in Aykut Kocaman üzerinden bu konuyla ilgili bugün çıkan yazısı:
http://www.milliyet.com.tr/-istifa-edecek-misin-hoca-m-/ercan-guven/spor/yazardetay/29.01.2010/1192180/default.htm?ver=23
(Emrah selam. Gecikmeli de olsa paylaşımın için sağol. Melih)
Melih Abi günaydın,
Bir küçük not: Jo ile kırmış olduğumuz en genç ve kariyerli futbolcu rekorunu, Giovani ile daha da geri çektik.
Akşam havaalanında 3,5 saat durmadan tezahürat yapan arkadaşlarımıza ancak GS TV den katılabildim. Hepsine çok teşekkürler.
Dediğiniz gibi hem duygulu hem de akıılı bir yönetimimiz var. Hepsinin eline sağlık.
Sevgi ve saygılarımla.
(Erdalcığım çok teşekkürler yorumun için. Eğer aşı tutarsa bir Galatasaray efsanesi daha doğacak Dos Santos nezdinde. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi
Hem Fenerbahçe hem de Beşiktaş cephesi müthiş bir şaşkınlık içerisinde. Bu kadar üst seviye ve genç futbolcuyu daracık zamanda kadroya katmamız onları ”nasıl yapsak da üstüne çıksak” telaşına soktu. Ama hem vizyon hem de işbitiricilik anlamında büyük sıkıntıları var.
Yanlış hatırlamıyorsam Mustafa Denizli sezon başında 10.5 numara orta sahadan bahsetmişti. Bu kişi o günlerde Beşiktaş’ın gündeminde olan Giovani Dos Santos olabilir mi?
Sevgi ve saygılar
(Erdal selamlar. Yanılmıyorsam dünkü haberlerde vardı bu. Yani Beşiktaş’ın kapısından döndüğü Dos Santos’un. Sanırım şimdilerde daha iyi anlıyoruz değil mi Rijkaard transferinin önemini ve büyüklüğünü. Elbette Haldun Üstünel ve Murat yalçındağ’ın da eşsiz çabaları var bu transferde, ama bu harekâtta koç başı olan Rijkaard’ın kendisi. Önce babasına telefon açıyor, ardından da kendisine. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Bülent Tulun şampiyonluk görmüş bir yöneticimiz.
Ama bugün yazdıkları hiç yakışmadı kendisine. Yeni transferleri Carrusca gibilerle bir tutması, yönetime ateş etmesi hiç hoş değil.
Bence, eski bir yönetici olarak, rakip takım yöneticisiymiş gibi davranacağına, bugünkü (yapılması çok zor transferleri yapan) yönetime destek vermeliydi.
Sevgi ve saygılar.
(Erdalcığım. Bir şey demeyeceğim. Sadece ilk tezahüratımızı hatırladım. Dayan Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)
Melih Bey;
Öncelikle selam eder yazılarınızdan dolayı o mübarek ellerinizden öpmek isterim.
Yıllardır GALATASARAY için yapılan yorumlardan en mükemmellerini sayenizde okudum. Emin olunuz ki ; Şu memlekette gördüğüm en iyi spor yazarı oldunuz gözümde.
Saygılarımı sunarım.
Ferhat ÇELİK.
(Estağfurullah Ferhat Bey ne haddime spor yazarı olmak. Çok utanıyorum böyle yorumlar okuyunca. sağolun, varolun. Benimkisi amatör bir uğraş. Sizi sevgiyle selamlıyorum. Melih)
(Bir u-topie yorumu daha nokta. MŞ)
Yeni katılımların oyuncu kapasitesini çok yukarılara taşıdığı bir gerçek.
Önemli olan oyuncu kapasitesindeki artışın topyekun bir oyun kapasitesim artışına ne kadar zamanda ve ne kadar dönüşebileceği.
Her kollektif organizasyonda parçaların uyumu ve bu uyum sürecinde iç dengenin korunabilmesi önemlidir.
Bu anlamda GS’ın yeni katılımları nasıl sindirebileceği ve kendi potasında eritme hızı ve biçimi belirleyici olacak.
Kafalarda gelenlerle mevcutların biraradalığının kimyasal reaksiyonuyla ilgili acaba’lar olması doğal.
Yenileri kavrayan yeni bir ”Biz” ve aynı hedefe kilitlenmiş bir aidiyet oluşması sancılı süreçler.
Oluşmakta olan bir organizmanın iskeletine yönelik müdahalelerin risk içermemesi düşünülemez.
Sürecin kolaylaşması ve kısalmasını sağlayabilecek temel faktör FR ile birlikte girilmiş ve mesafe alınmış yeni mantalite ve zihinsel iklim olacak.
Gelişmiş bireysel yeteneklerin kollektif yönlerinin baskın hale getirilmesini sağlayacak güvence de bu.
Yeni yıldızların GS’ı yıldızlar takımı değil bireysel yıldızları göz kamaştırıcı olan yıldız bir takıma dönüştürme olasılığının yüksek görmemizin nedeni de bu.
Her radikal adım risk içerir sonuçta.
Ama alışkanlıkların dönüştüğü sistemli, bilnçli ve planlı bir yürüyüşün bir üst aşaması gibi duran bu son hamlelerin tutarsız ve sistemde sapma yaratabilecek hamleler olduğu düşünülemez.
Hele FR faktörü ve kılavuzluğu söz konusuysa.
Sahada hızlı olanların GS’la hemhal oluşlarının da hızlı olacağını öngörüyorum.
Ksword’a son bir yanıt.
Fenerium, GS Store ciro bilgileri kaynağı güvenilir bilgiler.
Beş yıllık sponsorluk gelirinin nakte dönüşümünün bir finansman bedeli olması doğal.
Bence 20 milyon dolar gibidir makul olan fark. Ki bu şirket birleşmesi ile beş yılda ödemekten kurtulunacak temettü tutarının üçte birinden bile az bir bedel.
Bu mantıkla şirket birleştirme gündeminde olmayan FB’ye nazaran yaklaşık artı 40/45 milyon dolar artı bir serbest fona kavuşmuş oluyor GS bu operasyonla.
Ama doğal ki bu fonla üç M. Topuz almayacaktır GS.
Alt yapı akademisiyle, izleme ağlarıyla bambaşka ufuklarda turluyor olacaktır o tarihlerde..
Aradaki farkı şu yaratıyor. Kabul edelim.
Diyelim Turkcell’in değeri 3 milyar dolar bugün.
Eline üç milyar dolar verdiğiniz kaç kişi yeni bir Turkcell yaratabilir.
Veya cesaret edebilir.
Mesele budur.
Melih Abi,
Müsade edersen KSword arkadaşımıza seslenmek istiyorum.
Değerli arkadaşım, bizim sitemiz bir polemik ortamı değildir. Nacizane düşüncelerimizi yazıyoruz elimizden geldiğince. Hepimiz Galatasaray sevgisiyle yanan insanlarız. Hem sevincimizi hem üzüntümüzü paylaşıyoruz burada. Dolayısıyla ve her halukarda seninle aynı gözle bakamayız yaşananlara. Sevincimize ortak edemeyeceğimiz gibi, üzüntümüz de seni mutlu kılmaktadır. Saygılarımla.
(Erdal selamlar. KSWord arkadaşımız bir Gayın-Sin rengidir bence. Korumamız gerekir her sese ve renge açık olmak itibariyle. Ancak elbette Gayın-Sin ahlâkı içinde. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih.)
Başarısızlıktan beslenenler!!
Merhaba Melih Abi,
Dün akşam Ters Köşe programında ilginç dialoglar vardı. Beşiktaş’lı yazarlarda ciddi bir sıkıntı var diye düşünüyorum. O da şu; hemen hemen tümünde bir Beşiktaşlı duruşundan bahsediliyor. Bu duruşa göre şampiyon olmamak onlar için önemli değil. Transfer yapmak onlar için önemli değil. Altyapıdan oyuncu çıkarmak önemli. Bir de hemen herşeye KARŞI olmak önemli! Son yıllarda altyapıdan çıkan bir tek Batuhan var. O’nun da durumu malum.
Bizim transferlerle ilgili söyledikleri daha ilginç;
4 aylık kontratlı futbolcudan ne beklersin? Çan sesinden ezan sesine geçmek kolay mı? Yani inanılır gibi değil!
Son 6 yılda Beşiktaşın yaptığı transferlerin haddi hesabı yok! Bunlar unutuldu çünkü başarı gelmedi. Gelmeyen başarı da Beşiktaş duruşu oldu!!!
Gio’nun havaalanına gelişi sırasında GS TV yi takip ederken arada NTV Spor’a bakıyordum, orada da naklen bağlanmışlardı havaalanına. Merkezde bulunan ve çoğunlukla basket maçlarını anlatan spiker yorum yapıyor; işte yine havaalanı tıklım tıklım, her seferinde aynı yoğunluk. Daha önce Fenerbahçe’ye gelen futbolculara da aynısı yapılıyor.. vs.
Ya kardeşim bana ne Fenerbahçe’ye gelen futbolculardan. Benim bildiğim en son gelenler; Kewel, Baros, Rijkaard, Keita, Elano, Neill, Jô ve Gio.
Son hatırladığım Fenerbahçe operasyonu ise Fenerbahçe kulübü başkanının özel arabasıyla Kayseri’den getirdiği Mehmet Topuz.
Hem bizde sadece başkanımız o da Reijkaard’la yapılan sözleşmede çıktı karşımıza. Diğer tüm transferlerde Üstünel, Haşhaş ve Yalçındağ oturdu imza törenlerinde. Hiçbir yöneticimiz mütevaziliği elden bırakmıyor.
Diğer kulüp yazarlarının rasyonel olma adına, sonucu ne olursa olsun, bu başarılı transferleri yapan/yapabilen Galatasaraylı yöneticileri ve onların DURUŞLARINI takdir etmesi lazımken, üretken ve etken olmayan, fiiliyatta ortaya çokmayan duruşlardan bahsetmeleri çok vahim bir durum.
Sonsuz sevgi ve saygılarımla.
(Erdal sevgili kardeşim. Şimdi şöyle bir durum var. Fenerbahçe taraftarı mesela NTV Spor Galatasaray’ı övüyor gibi görününce inanılmaz baskı yapıyor kanala. O yüzden hem karşılaştırmalı gidiyorlar. Galatasaray taraftarının ise böyle bir durumu yok. Olmadığı için Meriç Tunca gibi yazarlar çıkabiliyor ortaya.
Diğer yazarlara gelince. En temel stratejidir, rakibini kendi düzeyine düşürmeye çalışarak kendini yukarıda sanmak. Yapılan odur. Esasında Meriç Tunca’nın ve onun gibilerinin de yaptıkları budur. Zihinleri yakalatıyor onları. Sevgilerimle. Melih)
Melih Abi,
Özetlersek eğer;
Rakibimiz spor kanallarına ve medyaya baskı yaparak, tabiri caizse, kral çıplak olgusunu bastırmaya çalışıyor. Aklıselim birileri, yönetici olsun, kongre üyesi olsun, yazar olsun, demiyor mu aşağıdakileri kulübe;
-Kovduğumuz teknik direktörü (Daum) bizi 3 yıl şampiyon yapsın diye geri getirdik,
-Şampiyon olduğumuzda kovduğumuz futbolcumuzu (Kocaman) hala ne olduğu belli olmayan göreve getirdik,
-Kovduğumuz bu 2 ismi birbirini kollaması için yan yana getirdik!
-Rakibimizin formasını giyen ve ”ben Beşiktaşlıyım” diyen futbolcuyu (Topuz), başkanımız özel arabasıyla alıp, Fenerbahçeli yapıyor.(Bedeli çok ağır olsa da.)
-Kulüpten ayrılıp kapı kapı kulüp arayan futbolcuyu (Lugano), transferin son günü ve onun istediği parayla geri aldık.
-Kulüple ilişkisi kesilen 2 kişiden Kazım satılınca, Önder’i affettik
-Gece alemi yapan futbolcuların, kulüple ilişkisini kesmedik,
….
2010 yılındayız. Dünyada demokrasi ve katılımcılığın hep ön plana çıktığı bir dönemdeyiz. Ama karşımızda tüm spor alemine baskı yapan bir kulüp başkanı var (A.Yıldırım) ve ona şirin görünmeye çalışan medya uleması.
Oysa, kral çıplak.. Oysa kral tüm değerlerini yitirmiş. Oysa kral zaten hiçbir zaman kral değildi.
Tabiatın kralı hep Aslan’dı.
Sevgi ve saygılarımla.
(Erdal selamlar. Senin yazından bağımsız olarak bugün bir ara şunları düşündüm.
1998′de işbaşına geldi Aziz Yıldırım. Hem de tek oy farkla. Geldiğinde felaket bir Galatasaray hakimiyeti vardı Türkiye’de. Teknik direktörlerin birisi gelip diğeri gidiyordu Dereağzı’na. Löw, Rıdvan Dilmen, Zeman, Turan Sofugil. Hatta Ancelotti gelip hemen kaçmıştı.
Sonra Şükrü Saraçoğlu Stadı’yla birlikte büyüyen bir marka haline geldi Fenerbahçe. Yıkılmaz bir imparatorluk gibi görünüyordu 2007-2008′de. Ama öyle olmadığı ortaya çıktı zamanla.
Soru. Bu bir hayatın akışı mıdır, yoksa Fenerbahçe’deki yönetim farklılaşması mıdır? Saran ve Kutlualp gibi insanların yönetimde bulunmaması bir vizyon sorunu doğurduğu için mi oluyor bu? Yoksa her şey doğar, yaşar ve ölür prensibi mi işliyor acımasızca? Sevgilerimle. Melih)