Dos Santos ve Nonda’nın ardından: İkinci çocuk ve asıl çocuk

B_5dd10919facbf4e67cfb89a0350d1a87

 

Çok değil, tam iki yıl önce Galatasaray’ın yabancıları aynen şöyleydi: Rigobert Song, Ismael Bouzid, Tobias Linderoth, Lincoln, Ahmed Barusso, Marcelo Carrusca, Shabani Nonda.

 

Yanyana yazınca daha iyi anlaşılıyor aradaki büyük fark iki yıl sonraki yabancılarla: Leo Franco, Lucas Neill, Elano, Dos Santos, Jô, Abdülkadir Keita, Harry Kewell, Milan Baros.

 

 

Burada hem bir fırsat var, hem de tehdit Frank Rijkaard adına. Fırsat şu. Yabancı futbolcu envanterini iki yıl içinde yenilemek adına önemli bir adım atmış oldu Galatasaray. Bunu yaparken de hem takımı daha da gençleştirmiş oldu, hem de kalitesini inanılmaz artırdı.

 

Tehdit ise biraz karışık. Günümüzün çıldırtıcı temposuna uyarak, radyoaktif yarılanma süresi inanılmaz hızlı bir takım oldu Galatasaray. Son üç yılda neredeyse her sezon iskeleti sürekli değişikliğe uğradı. Bu sezon ise neredeyse iki defa değişti iskeleti takımın. Biraz sakatlıklardan, biraz da Rijkaard’la çıkılan yolun sonunda görülen ışıktan.

 

Galatasaray’ın önündeki tehdit

 

Sezon başındaki iskeletle şimdi gelinen nokta arasındaki farkın temel nedeni Harry Kewell ve Milan Baros’un sakatlıkları aslında. Bu iki futbolcusundan peşpeşe mahrum kalan Galatasaray, yabancı futbolcu envanterini yenilemeyi büyük bir hızla sürdürmeye devam edince büyük bir tehditle karşı karşıya gelmiş oldu bir anda. O da şu. İki büyük sakatlık ve Nonda’yla yolların ayrılması nedeniyle bugüne kadarki 35 maçta toplam 39 gol atmış bir forvet gücünden mahrum artık Galatasaray. (Bu 39 gol, toplamda atılmış 80 golün neredeyse tam yarısı.)

 

B_960_b7349

 

Tehdidin büyüklüğünü anlamak için Galatasaray’ın bugünkü kadrosunda en çok gol atmış futbolcusunun 7 golle Arda Turan olduğunun altı çizilmeli kalınca. Onun takipçisi 5 golle Elano. Onu da Keita izliyor 4 golle. Yani şu an en golcü üç futbolcunun toplamda attıkları gol sayısı, tek başına Nonda’nın attığı gole eşit. Gerçek şu ki, Rijkaard’ı zor günler bekliyor bu tehdidi bir fırsata dönüştürmesi için.

 

Ve bir fırsat

 

Başka bir gerçek daha var Galatasaray’da. İlk kez oynatmak istediği futbolu tâ bebeklik günlerinden bu yana bilen bir futbolcuya kavuştu Rijkaard. Giovani Dos Santos, bu Rijkaard’ın neredeyse bebekliğini bildiği futbolcunun adı.

 

Rijkaard’ın takımında, en önemli görevlerde hep onun adını göreceğiz bundan böyle. Muhtemelen önce onun adını yazacak tahtaya Rijkaard. Ardından da diğerlerininkini.

 

Dos Santos transferinin önemini anlamak için Galatasaray’ın son iki maçına uzanmak gerek. Ve bu transfer üzerinden okumak gerek Galatasaray’ın son iki maçını ve 4-4-1-1’ini. Şundan. Gaziantepspor maçında Arda Turan, Ankaragücü karşılaşmasında da Emre Çolak’ın aksaması Galatasaray’ın sistemini biraz sarstı doğrusu.

 

Sağını unutan Arda Turan

 

G. Antepspor maçında Arda Turan’ın fizik ve zihinsel olarak sahada olmaması nedeniyle kanatları çalıştırmak bireysel performansa bağlı kalmıştı bir şekilde. Caner Erkin’in üstün gayreti sayesinde sol kanat bir şekilde işledi Gaziantepspor maçında. Ama Arda Turan’ın neredeyse hiç yardıma gelmediği sağ kanat, Barış Özbek’le Uğur Uçar’ın omuzlarına kalınca bir türlü havalanamadı Galatasaray. (Bakınız Arda Turan’ın maç boyunca sol kanat oyuncularına 13 isabetli pas atarken bu sayının sağ kanat oyuncuları ve santrfor için toplam 11’de kalması.) Esasında Shabani Nonda’nın verimsizliğini de biraz buralarda aramak lazım. Yani hem sağ kanadın, hem de göbeğin işlememesi de başarısız gösterdi Nonda’yı. (Ancak yine de Galatasaray’ın girdiği altı pozisyonun yarısında imzası vardı Nonda’nın Gaziantepspor maçında.)

 

Geliyoruz Ankaragücü maçına. Başlarda oynamaya iştahlı görünen Emre Çolak, rakibin sert oyunundan sinince dengesini kaybetti Galatasaray. Solda oynayan Uğur Uçar – Ayhan Akman ikilisi Hakan Balta – Caner Erkin ikilisini aratınca da, ileri bile gidemez oldu neredeyse. Böylece kanatlar ve merkez işlemediği için Nonda ve onun yerine oyuna dahil olan Jô sıfır gol pozisyonuyla tamamlamış oldular maçı.

 

Santrfor arkasının önemi

 

Çıkarsama. Demek ki santrforun arkasında oynayan futbolcu çok önemli bir misyona sahip 4-4-1-1’de. Temel görevi, kanatlar durmuş olsa bile ne yapıp edip sistemi çalıştırmak o futbolcunun.

 

Elbette bunun tersi de geçerli. Yani santrfor arkasında oynayan futbolcu durmuş olsa dahi, kanatların işlemesi durumunda sistemin yine de çalışacağı aşikâr.

 

Ve de cennet çıkma bir senaryo şimdi de: Galatasaray’da hem kanatlar, hem de merkez işlerse… Yani çeşitli dizilişlere göre kanatlarda oynayan Caner Erkin ve Keita, santrfor arkasında oynayan Dos Santos veya Arda Turan iyi bir futbol tuttururlarsa o gün, korkmak gerek Galatasaray’dan. Hele bir de önlerinde hamlığını atmış Jô varsa; seri ve atak. İşte o zaman bir reklam gerçek olur: “Gündüz vejeteryan, gece Bacardi!”

 

Bunu akılda tutarak başka bir diziliş üzerinden, 4-3-3 büyüteciyle bakalım bir de aynı fotoya.

 

Kritik soru

 

Burada kritik bir eşik var. O da şu. 4-3-3’ü nasıl bir orta saha yapılanmasıyla oynayacak Galatasaray? 1 + 2’yle mi, yoksa 2 + 1’le mi? Yani Mehmet Topal veya Mustafa Sarp ve çapraz önünde de Dos Santos (Elano) ve Arda Turan’la mı oynayacak Galatasaray? Yoksa, geride Mustafa Sarp (Mehmet Topal) ve Elano yanyana, önlerinde de Dos Santos veya Arda Turan’la mı?

 

Bu eşik şundan kritik. Kabul etmek gerekir ki her ne kadar fantastik bir futbolcu da olsa Keita, gerek gol vuruşu, gerekse de golü hissetme bakımından bir Harry Kewell değil asla. Bu açıdan solda Caner Erkin’in pişirdiği ataklarda sağ kanadı (Keita’yı yani) son vuruş ustası olarak konumlandırmak fazla gerçekçi değil.

 

Aynı bakış açısıyla Caner Erkin ve Arda Turan’ın da gol vuruşu itibariyle Kewell kalibresinde olmadığını da söylemek gerek, gerçekçi olmak adına. Dolayısıyla Keita-Sabri Sarıoğlu ikilisinin sürükleyeceği ataklarda sol kanat forvetlerinin santrforu yedeklemesi bir Kewell düzeyinde gerçekleşmeyecek ikinci yarıda. (Bakınız Kewell’un santrforu yedeklediği sol kanatta ve merkezde toplam 14 gol atarak kariyer rekorunu kırmaya üç gol yaklaşması.)

 

4-4-1-1’le 4-3-3’ün farkı

 

Ne anlama geliyor bu? 4-4-1-1 oynamakla orta sahası 2+1 formasyonuna sahip 4-3-3 arasında rakip ceza sahasında bulundurulan futbolcu sayısı açısından bir fark yok. Her ikisinde de topu kullanan oyuncu dışında üç futbolcu daha atabiliyor Galatasaray rakip ceza sahasına kağıt üzerinde. Rakip ceza sahasında bir fazla oyuncu atmanın yolu ise, 1+2 formasyonlu orta sahayla oynamaktan geçiyor kuramsal planda. Yani 4-3-3 oynayacaksa eğer, orta sahada 1+2 formasyonuyla sahaya çıkması gerekiyor Galatasaray’ın, 4-4-1-1’e oranla hücumda daha etkin olmak için.

 

Rakip ceza sahasında fazladan bir adam atmanın ise iki maliyeti var Galatasaray’a. İlki Elano’dan tam anlamıyla verim alamamak, ikincisi de savunma kurgusunda biraz yumuşak kalmak. Oysa ki 4-4-1-1’de hem Elano’dan verim almak, hem de takım savunmasında daha güçlü olmak mümkün.

 

Dos Santos’un önemi

 

Öyleyse gidilecek yol belli. Galatasaray elindeki kadrodan en iyi verimi almak için 4-3-3’ün gizli halini içinde barındıran 4-4-1-1 oynayacak bundan böyle. Zaten Dos Santos transferini Galatasaray açısından stratejik kılan da bu.

 

Galatasaray’ın Avrupa maçlarında santrforsuz kaldığı dikkate alınınca üstünlüğünü gösterebileceği tek bir alan kalıyor: Topla ve topsuz her hal ve şartta rakipten daha hızlı oynamak. Bu da 1-4-3-3-0, yani 4-6-0 diye tanımlanan taktik dizilişle mümkün.

 

Yani sağdan başlayacak olursak Keita, Mehmet Topal (Mustafa Sarp), Elano, Caner Erkin, Arda Turan ve Dos Santos dizilişiyle. Geride de Sabri Sarıoğlu, Neill Lucas, Servet Çetin, Hakan Balta dörtlüsü. (Eğer Galatasaray bu anlayışla Atletico Madrid’i elerse, Baros ve Kewell’un da eklenmesiyle daha da heyecanlı eşleşmelere ve hedeflere yelken açabilir Avrupa’da.)

 

Türkiye’deki formül

 

Gelelim Türkiye’ye. Baros devreye girene kadar Jô seçeneği var Galatasaray’ın. Bu durumda kolaylıkla 4-3-3 veya onun varyantı olan 4-4-1-1 oynayatabilir takımı Rijkaard. Buradaki temel mesele şu: Dos Santos’tan en büyük verimi nerede almayı planlıyor Rijkaard? Sağ içte mi, yoksa santrfor arkasında mı?

 

Dos Santos ilk açıklamalarında oynamaktan en çok hoşlandığı yerin sağ kanat olduğunu söyledi. Yani kendisine kalırsa 4-3-3’ün 1+2 varyantında defansif orta saha oyuncusunun sağ çaprazında oynamak istiyor Dos Santos. Bunun dışında rahatlıkla kanatlarda (Keita ve Caner Erkin’in yerine) ve forvet arkası olarak Arda Turan’ın yerinde oynayabilir Orta Amerika’nın Messi’si.

 

Çift çekirdekli işlemci

 

Yani aslında şunu demiş oluyoruz yüksek sesle Dos Santos’un her yerde oynayabileceğini söylemekle: Galatasaray Arda Turan’larının sayısını ikiye çıkarmış oldu. Ya da artık iki tane Dos Santos’u var Galatasaray’ın, birisi yerli, biri de yabancı. Veya donanım diliyle söyleyecek olursak; çift çekirdekli işlemciye sahip artık Galatasaray.

 

Demek ki kanatlar durduğunda sistemi işletmek için artık iki tane alternatifi var Rijkaard’ın. Hatta daha fazlası. Çünkü Dos Santos bir La Masia (temeli pas ve hız futboluna dayalı Barcelona altyapısı) mezunu. Rijkaard’ın oynatmak istediği futbolu daha çocukluğundan bu yana oynayagelen biri.

 

Bir de tabi tersinden okumak mümkün bu transferi. Ne demişti Alfred Adler, “ikinci çocuk ilk çocuğun tahtından olmasıdır.” Bu açıdan Arda Turan’ı önemli bir sınav bekliyor Dos Santos’un gelmesiyle. Kendini “tahttan edilmiş” mi hissedecek Arda Turan? Yoksa Galatasaray’a bir nefer gibi hizmet vermeye devam mı edecek?

 

Galatasaray’ın geleceğini, Arda Turan’ın durumunu nasıl algıladığıyla Rijkaard’ın buna nasıl yaklaştığı ve bu kapsamda çıkan pürüzleri nasıl yönettiği belirleyecek kuşkusuz.

Etiketler: ,

48 Kişi Fikrini Belirtmiş Bu Konuda: “Dos Santos ve Nonda’nın ardından: İkinci çocuk ve asıl çocuk”

  1. ahmet can Demiş ki:

    Öncelikle çok geçmiş olsun Melih Abi.
    Müthiş bir yazı, teşekkürler.

    (Ahmet Can, çok teşekkür ederim sevgili kardeşim. Çok sağol. Melih)

  2. Muzaffer Can Mutlu Demiş ki:

    Ellerine sağlık abi.

    Bu sistem dönüşümünün temelinde yatan etken defansif aksiyomlarda yaşanan zaafiyet bana göre. Sezon başında bahsettiğimiz köprüleri kurmakta başarılı olamadı takım. Bunda orta üçlüde oynayan oyuncuların kapasiteleri de etken tabi. Sezon başında sistemin verimli olması için oyunun asgari 40 metre civarında sıkışması gerekliliğinden bahsettik hep. Oyuncuların temel oyun bilgisindeki eksikliğin getirisi sürecin uzaması. Bu yaşta sistemi oynamayı öğrenmek zorunda kalıyorlar. Takım üretemediği vakit, defansif zaafiyetler baş ağrıtıyor.

    Şimdi benimsenen sistem ise dediğin gibi bir geçiş sistemi; gizli bir 4-3-3. Daha aşina olduğu bir yapı bu takımın. Takımın bunu oynamayı bilmesinin getirisi de defansif artılar. Kenarlara atılacak çift düğüm (aslen orta alandan 4′lü bir blok bütünlük) savunma anlamında rahatlatacak takımı. Elano’nun verilen göreve adaptasyonu da dikkat çekici. Sezon başında başka oyunculardan beklediğimiz köprü görevine evrilme adına ciddi bir çabası var. Oynadığı yer topun oyuna ikincil giriş noktası; pas seçimlerinin doğruluk yüzdesi yüksek bir oyuncunun mesafe kat etmeden oyunu kurma şansının olması da bir artı. Dos Santos’un getirisi ise saha içinde özgürlük. Arda, Elano, Dos Santos hatta Keita sıklıkla rotasyon halinde olacaktır saha içinde.

    Bu yapının Rijkaard’ın istediği hız içinde önemli olduğunu düşünüyorum. Yavaş yavaş evrilecek sistem. Kendi kendini oluşturacak. Uzun vadede, takımın omurgası da oluşmaya başladı. 1 ay içerisinde ciddi bir trafik var; Şubat sonunda gidişatın nasıl olacağını daha net görürüz sanırım.

    (Muzaffer selamlar. Sen de yoklamalarda bulunmayanlardansın:) Umarım her şey yolundadır senin cephende.

    Açıkça çok yararlandım yorumundan. Saptamaların yerinde ve doğru. Eline sağlık. Aslında son transferleri ve yeni taktik formasyonu ilk yarıda aksayan yönleri rehabilite edilme çalışması olarak görmek de mümkün. Bu anlamda Denizlispor maçı önemli bir veri sağlayacak bize. Çünkü kar altındaki Gaziantepspor maçında gördüklerimiz tam bir ipucu sağlamadı bize. Görüşmek üzere. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  3. Mucahit B Demiş ki:

    Yazi cok guzel olmus Melih abi :)

    Ama Dos Santos bildigim kadar hic 1+2′deki sag caprazda oynamamisti. Bence o soyledigi pozisyon Keita’nin pozisyonu.

    Bence bu transfer ile Rijkaard bir tasla iki kus vurmus oldu, ama cogu yazilara katilmayacagim malesef. Bence Rijkaardin Dos Santos’u istemesi, iki nedene bagli:

    1) Keita’ya guvenmiyor. Yani oyuncu kalitesi olarak degil elbette, ama Kasimpasa, Fenerbahce maclarinda cok bariz disiplinsizlik gosteren bir oyuncu Keita. Yani nerede ne zaman kirmizi kart gorup takimi 3-4 maclik yalniz birakabilir, kimse bilmiyor. Temperamental bir oyuncu. Bir de Keita asla pas oyununa uymuyor cunku kisa paslari son derece kotu. Ama dribling ve patlayici ozellikleri oldugu icin, ve tabi ki fizigi mukemmel oldugu icin, harika bir oyuncu ve her zaman 11′de dusunulur bir isim, sistem ne olursa olsun. Baris o pozisyon icin cok yetersiz ve bunu Rijkaard zaten biliyor. Aydin’i iyi alternatif olarak dusunmustu Rijkaard, ama o da vazgeciyor herhalde artik. Yani bence ilk neden, Keita’ya alternatif olsun diye alindi.

    2) Sol tarafta Kewell’in sakatligi cok zor duruma dusurdu bizi. Caner her ne kadar iyi oyuncu olsa bile, daha yeni yeni kendini gostermeye basliyor. Bence Arda’yi sol tarafa alip Dos Santos’u ortaya koyabilir Rijkaard, cunku Dos Santos ile Arda’nin en buyuk farkli, Meksika cocugunun sutlari ve genel olarak bitiriciligi cok cok daha ustun olmasi. Ofansif orta saha oynayan bir oyuncunun en onemli iki ozelligi pas ve sut. Dos Santos’da ikisi de var, ama Arda’da malesef sut cok zayif kaliyor. Zaten Arda free role oynadigi zaman bile en cok sol tarafa yardim eden bir oyuncu ve sol taraftan dribling yapip gol ve goller attirmaya calisiyor. Ama burada tek soru, Arda sol tarafa doner mi? Insallah profesyonel olup sol tarafta oynar, ama artik fizik kondisyonu daha fazla olan ve topu her zaman isteyen bir Arda, oyuna iki yil once baktigi gibi bakabilecek mi? Cok ironik, ama sol tarafta oynadigi zaman bu oyuncu 10 numara olmali diyordum, simdi keske sol tarafa donse diyorum. Yani bitiricilik konusunda bu kadar gelismeyecegini hic dusunmemistim. Zaten transfer yapmamasinin ( buyuk kuluplere ) en buyuk sebebi bu bence.

    Rijkaard kafasinda bence bu takimi yaratiyor:

    Elano-Sarp
    Keita-Gio-Arda
    Jo

    Caner Arda’nin, Arda Gio’nun, Gio ise Keita’nin alternatifi olabilir durumda.

    Benim bildigim Gio sol tarafta da oynar, ama verimi asla 10 numara veya Keita’nin pozisyonundaki gibi olmaz. Zaten sistem oyunculari yaratan Barca, Messi 2 yapmaya calisti Dos Santos ile. Eger gollerine ve asistlerine bakarsaniz, cogu zaman sag taraf veya orta saha’nin ortasindan yapilan asistler. Bence Gio bizim takim’da sol tarafta oynamaz, Arda ise Caner’in yerine sol tarafa gecer.

    Saygilar :)

    (Mücahit, Kardeş. Neredeyse tamamına katıldığım bir yorum. Gio’nun Keita’nın alternatifi olduğunu da katılıyorum. Katılmadığım tek şey şu. Dizilişi sanki 4-2-3-1 gibi yapmışsın. Bu sistem, yani 4-2-3-1 duruma göre defansı öne çıkaran dört katlı bir sistem. (Bakınız Fenerbahçe’nin az gol yemesi bu sistemle.) Ancak Galatasaray, bu dizilişe uygun gibi görünüyorsa da 4-4-1-1 oynuyor. Yani üç katlı bir sisteme sahip. Bu da toplu defans, toplu hücum anlayışını ön plana çıkarıyor. Ki ikinci yarıda Galatasaray’ın defansif anlamda daha çok ısırarak futbol oynayacağı varsayımı da bu diziliş üzerine inşa edilmiş vaziyette. Bu arada Caner’in de yavaş yavaş sadece sol kanatta değil, Elano’nun yerinde de oynayacağını düşünüyorum. Rijkaard’ın amacı Caner’den komple bir futbolcu yaratmak, her ne kadar o sol kanadı sevse de. Belki bu kapsamda bir gün takımı şöyle bile görebiliriz. Leo – Sabri, Neill, Servet, Hakan – Keita, Caner, Elano, Arda – Gio – Jô. Bosna’ya selamlar. Melih)

  4. nusret Demiş ki:

    Sevgili Melih Abi,

    Geçmiş olsun.Umarım iyisindir.

    “…forvet arkası olarak Arda Turan’ın yerinde oynayabilir Orta Amerika’nın Messi’si.”

    Giovani Dos Santos,Messi’den çok Ronaldinho stilinde bir futbolcu değil mi?

    Barcelona’dayken Bojan Krkic ile birlikte oynamaya başladıklarında, Giovani Dos Santos’u Ronaldinho’ya, Bojan Krkic’i Messi’ye benzetirdim. Her ne kadar Gio, solak olsa da.

    Saygılarımla…

    (Nusret selam. Aslında benim benzetmem değildi Orta Amerika’nın Messisi ibaresi. Bir yerde okumuştum. Esasında sevmem de böyle benzetmeleri, ama aklıma birden Balkanlar’ın Maradonası geldi ve tamamen bu nedenle kullandım. (Tinsel neden yani.)

    Haklısın Gio’nin Ronaldinho’ya benzetilmesinde. Bence o bizim Giomuz olsun yeter. Sevgilerimle ve sınavlar için iyi çalışmalar. Melih.)

  5. tatito Demiş ki:

    Selamlar ve geçmiş olsun Melih Abi, tutulmalar fena oluyor gerçekten. Annemin de aynı sorunları var. Allah yardımcın olsun.

    Dos Santos transferini ben daha çok iç bölgesine yapılmış bir transfer olarak görüyorum kendi adıma. Elano’nun yanına doğru yavaş yavaş geçeceğini düşünüyorum Dos Santos’un. Messi bile bugünlerde Xavi’nin artık 30′una geldiği düşünülerek iç bölgesine çekilmeye başlandı. Dos Santos da sanırım o bölge için iyi bir alternatif olabilir. Barça’nın altyapısında yoğurulmuş her adam bana göre saha içinde müthiş bir alan savunması yapar. Tam bir showman olan Deco’yu, Rijkaard’ın nasıl yoğurduğunu da gördük sonuçta. O Porto’da Riquelme gibi oynayan Deco yerine saf bir iç oyuncusu gelmişti. Aynı oyun stilini Dos Santos’a veya belki de Arda’ya yükleyebilir Rijkaard bundan sonra. Bence Arda için kendi için de devrim olur o bölgeye kaydırılması. Biraz sancılı geçebilir. Fakat Arda’nın o potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. Yeter ki iyice anlatılsın ve kendi de inansın.

    Bunun dışında Ankaragücü maçında her ne kadar final bölgesinde çok iyi iş yapmasak da bence çok iyi bir pas idmanı yaptık. O zeminde, Barış, Ayhan, Mehmet Topal ve Mustafa Sarp 4′lüsünün ağır bastığı oyun sistemiyle yüzde 60 küsür topla oynamak takımın bir yerden bir yere geldiğinin kanıtı. Zamanla, altyapı oyuncularımız oynamak istenen sistemle iyice yoğruldukça bu isimlerin yerlerine geçecekler belki ve dünkü gibi maçlarda daha yaratıcı oyunlar oynayacaklar. Barış dışında tüm altyapısını pas vermemek, adam çalımlamak, şut çekmemek, şut çektirmemek üzere almış adamların dünkü oyunu bile bir gurur gecesidir bir yerde. Evet pozisyon yaratamadılar. Ama bir sonraki Galatasaray nesli bu eksiği de kapatacaktır diye inanıyorum.

    Sevgiler ve saygılar abi. En yakın zamanda tam olarak sağlığına kavuşmanı dilerim.

    (Anılcığım selamlar. Öncelikle özür dilerim yazını geç okuduğum için. Temennilerin için çok sağol. Gio bence de ideal bir iç oyuncusu. Ama yeteneği itibariyle kanatlarda da oynayabiliyor, ki önemli bir güç bu. Mesela Keita’nın henüz takıma katılmadığını düşünürsek yarınki Denizlispor maçının son bölümünde Gio’yu sağ kanatta görebiliriz.

    Bir de şu var ki Türkiye’de sert bir futbol oynanıyor. Bu nedenle santrfor arkası ve içte oynayan oyuncunun müthiş bir tekniğe sahip olması lazım, ki top kaybı yaşamayalım üçüncü bölge önünde. Bu açıdan elimizde o bölgede top tutabilecek sadece iki iyi futbolcu var; Gio ve Arda. Duruma göre Elano da eklenebilir tabi. (Bu futbolcu sayısı Fenerbahçe’de (de) üç; Alex, Emre Belözoğlu, Özer Hurmacı.) 4-4-1-1 yapısında Gio’nun da destek vereceği sağ kanadın (Sabri Sarıoğlu, Keita, Mustafa Sarp ve Gio) çok iyi işler çıkaracağı bir kehanet olmasa gerek. Aynı şekilde sol kanat da çok iyi: Caner Erkin, Elano, Arda ve Gio. Ki Jô da solak bir oyuncu. Onun boşaltacağı koridorlara Gio sızarak birçok gol atacak. Görüşmek üzere. Melih)

  6. Yildirim Kadir Demiş ki:

    Merhaba Melih bey,

    Son gunlerdeki GS heyecani inanilmaz derecede beklentileri artirdi. Yapilan transferlerin kalitesi ve isim olarak ses getirmesi sene basindan beri bekledigimiz, ozledigimiz futbolun bir anda ortaya cikacagi hissini uyandirdi maalesef. Her mac icin ekran karsisina oturdugumda biliyorum ki ozledigim futbol sanatinin ortaya cikmasi icin daha cok var, ama yine de o heyecan her tarafi kapliyor. Bu arada olasi uyum sorunu, performans sorunu, sistemin oturmasi icin gecmesi gereken sure gibi takim icin etkenlerle GS disindaki faktorlerin etkilerini istemeyerek de olsa gormezden gelebiliyoruz.

    Son zamanlarda yasanilan hareketlilik birkac seyi gosterdi bizlere sanirim. Oncelikle Rijkaard eger cok buyuk bir aksilik olmazsa uzun sureler takimimizin basinda kalacak. Her ne kadar yaz basinda Rijkaard’in gelisini pek sevincle karsilamasam da zamanla bende inanilmaz bir guven hissi olusturdu GS basinda yaptiklariyla. En onemlisi de saniyorum futbola profesyonel ve bilimsel olarak yaklasmasi, ne yaptigini kelimenin tam anlamiyla bilmesi olsa gerek. Takimin yas ortalamasinin dusmesi bu konuda onemli bir gosterge. Yaz doneminde bu ortalama daha da dusecek gorunen o ki.

    Ikinci olarak, Rijkard su anda calistigi ortami Turkiye’ye geldigi zamana kiyasla cok daha iyi biliyor. Turkiye sartlarinda basarinin nasil gelebilecegini, Avrupa’da oynanan futbolu, rakibini oynatmama uzerine kurulu mantalitenin ustesinden nasil gelinebilecegini daha iyi kavramis durumda. Herhalde tecrube etmenin ne kadar onemli oldugunu gosteriyor.

    Son olarak, 4-3-3 sisteminde gidilen degisiklik. Haziran ayindan beri 4-3-3 uzerinde inanilmasi cok zor bir fetisizm ortaya cikti Turkiye’de, Rijkaard ve GS ozelinde; sevenleri de var sevmeyenleri de. Bu oyle bir noktaya geldi ki su anda bircok insan belki de 4-3-3 disinda bir sistemle oynanmasini dogru bulmuyor, bir anlamda kraldan cok kralci olduk. Gozden kacirdigimiz en onemli nokta, buna en basta ben dahil olmak uzere, GS’da bulunan oyuncularin sistemle ne kadar barisik olacaklari, ve onemli futbolculardan 4-3-3 icerisinde nasil verim alinabilecegi. Bu baglamda saniyorum eldeki hucum zenginliginin maksimum seviyede sahaya yansitilabilmesi anlaminda yapilan bir degisiklik oldu. Elano’nun daha derinde ama ayni zamanda takimi yonetebilecek bir konumda bulunmasi kendisi disinda toplam dort oyuncunun hucumda kullanilabilmesini sagliyor. Bunun genel anlamda tabi ki pasa, hiza ve topa sahip olmaya dayali futbol felsefesinden odun vermedigini de ifade etmek lazim. Bir anlamda sunu gerceklestirmeye calisiyor Rijkaard. Sarp ya da Topal’in yanina iki adet ic oyuncusu koyup onlardan sinirli olarak defansif anlamda yararlanmaktansa bir tanesinden pozisyonunu biraz daha geriye kurarak hem hucumda hem de savunmada yararlaniyor. Disaridan bir transfer ile oyunu iki yonlu oynayabilen bir ic oyuncusu bulmak yerine kendi ic oyuncusunu takimin icinden kendisi bulmus oldu.

    Tek umidim Rijkaard’a ihtiyaci olan surenin verilmesi, aksi taktirde belki yillarca seyrine doyamayacagimiz ve ayni zamanda kulube en basarili zamanlarini yasatacak bir takimin olusmasini goremeyecegiz. Hem Turk futbolunun seviye atlamasina, hem de profesyonellik anlayisinin yerlesmesine katkisi olacak bu surecin devamini bekliyorum kendi adima.

    Ohio’dan selamlar.

    (Selamlar. Öncelikle hoşgeldiniz Gayın-Sin’e.

    Dediğiniz gibi beklenti arttı, ama şimdi bu beklentinin haklı bir arka planı var. Yine yazdığınız gibi Rijkaard’ın Türkiye’yi tanıması. Sisteme uygun oyuncuların takıma eklenmesi, yaş ortalamasının düşmesi, kaliteli futbolcu sayısının artması, beklentiyi haklı çıkaran etmenler konumunda.

    4-3-3 ve 4-4-1-1 tartılmalarına gelince. Esasında bu iki diziliş arasında çok fazla bir fark yok. Her iki diziliş de üç katmanlı. Bu açıdan 4-3-3′ten 4-4-1-1′e geçişte ciddi sancılar yaşanmayacak. Yaşanabilecek tek sancı rakibi hep basmak olur ki, devre arası kampında fizik kondisyon konusunda iyi çalıştıklarını biliyoruz futbolcuların. Bu kapsamda Elano da klasik bir merkez oyuncusu işlevini üstlenecek oyunun her iki yönünde de mücadele ederek.

    Rijkaard hamlesinin aslında ne kadar yönlü ve derin olduğunu daha yeni yeni anlayabiliyoruz. Bilindiği gibi ilk anlaşma yapıldığında Rijkaard’ın para için geldiği söylenmişti. Hatta fırsat bulursa Milan’a filan gideceği ileri sürülmüştü. Sanırım bundan yirmi yıl sonra tüm dünya Galatasaray’ı aklına getirdiğinde ilk olarak Rijkaard’ı hatırlayacak. Amerika’ya sevgi ve dostlukla. Melih)

  7. suhan cem Demiş ki:

    Eline, aklına sağlık Melih Ağabey. Çok açıklayıcı bir yazı olmuş.

    4-1-2-3 sistemi temel olarak zaten şu anda Barcelona’nın oynadığı siatem. Burada herkesin bileceği gibi sistemin işlemesi Xavi-İniesta ikilisinin, sistemi yürütüşüne bağlı. Bizim de Xavi’miz, Elano çok rahat olabilir. İniesta konusunda ise ben sezon başından beri diyorum, sen de bilirsin Melih ağabey, Arda’nın Messi’liği birakıp, İniesta olmaya soyunması gerekiyor. Burada Kewell pekala Henry olabilirdi, Dos Santos ve Keita ise Messi’liğe soyunur. Jo ise forveti domine edebilirdi. Ama Kewell, bir süre aramızda olamayacağına göre Henry tipi hızlı, dikine oynayan, gol şansı yüksek bir oyuncu belirlemeliyiz. Bu da fizik ve özellik olarak Keita olacaktır. Dos Santos’u ise takımımızın Messi’si olarak kullanacağız. İşte bu sistemde en önemli görev sağ ve sol beklere düşüyor. Sabri yönünden artık şükür ki kimsenin kafasında soru işareti yok. En azından azaldı bu soru işaretleri. Sol bekte ise, eğer Caner orayı benimserse, bu kadronun şampiyonlar liginde bile büyük iş yapacağını düşünüyorum. Kadrodaki zayıf diyebileceğimiz veya soru işareti bırakan mevkiler ise orta sahanın defansif tarafı, Servet ve kaleci mevkii.

    Kabaca Barcelona takımı ile bizi eşleştirirsek.
    D.Alvez (Sabri) – Puyol (Servet) – Piquet (Neill) – Abidal (Caner)
    ——-Y.Toure (M.Topal)
    —Xavi (Elano) – İniesta (Arda)
    Hanry (Keita) – Z.İbra (Jo) – Messi (Dos Santos)

    Bu belirttiğim 11′de tabii ki Keita sağda, Dos Santos solda olacak Barca’nın tersine. Bu 11′in Barca’ya göre avantajı (eğer Caner sol beke alışırsa) Caner’in Abidal’den daha iyi ileri çıkıp, geri dönmesi, Dos Santos’un Messi’ye göre her iki tarafta oynayabilmesi. Dezavantajları ise Keita’nın Henry’ye nazaran içe kattetmekten ziyade kanata kaçması sonucu, soldan gelişen ataklarda, gol şansının az olması. Mehmet’in sakatlık ve istikrarsızlıktan kaynaklanan bilinemezliği. Ama Barca’da Toure’yi bu anlamda ikame edecek Keita gibi bir adamın daha olması. Savunmada ise Servet’in, muadili Puyol’a göre, kendine daha çok güvenip, topu ayağında daha fazla tutmak istemesi ve ileri uzun topu, çok oynaması. Sağ bekte bence Alvez’le Sabri arasında belirleyici tek fark, Alvez’in şutlarının yerini bulması:)

    Baros ve özellikle Kewell döndüğünde takım hücum rotasyonu anlamında zenginlik ve alternatif sağlayacak.

    Sonuçta GS için kritik oyuncular, bu takımda, Mehmet Topal ve Mustafa olacak düşüncesindeyim. Bunun dışında sol bekte Caner kritik adam olacaktır. Başaramazsa, sol açık alternatifi olarak duracak takıma da bir sol bek gerekecek. Sonuç olarak lig maçlarına : Sabri-Neill-Servet-Hakan/Mehmet Topal/Elano-Arda/ Keita-Jo-Dos Santos 11′ini kulanacaktır. Avrupa maçlarında ise Dos Santos Jo’nun yerine kayar, Dos Santos’un yerine Caner gelir düşüncesindeyim. Tabii bu hemen olacak bir durum değil. Sonuçta Dos Santos’un takıma alışması da gerekiyor..

    Umarım sol beke Caner alışır. Eğer alışırsa, takımdan gidecek oyuncu sayısı azalır kemik kadroyu da oluşturduğumuzdan, sene başından itibaren süper performans sergiler takım. Ama Caner sol beke alışamaz, sol açıkta tutunur ise, o zaman Elano, Arda, Dos Santos ve Kewell’dan biri kesin gider çünkü takımda fazladan bir sol açık çıkmış oluyor.

    Sezon başından beri gördüğüm, Reijkaard’ın Servet ve Arda konusunda ısrarcı olmadığı, bu yüzden Arda’nın şu andan itibaren duruşu ve sisteme adapte olma çabası (paslı oynaması lazım), Arda’nın kalıp kalmayacağını belirleyici unsur olacak.

    Servet’in bir teklif gelmesi durumunda gideceği kesin gibi, zaten kulüp de iyi teklif geldiği an onu satacaktır. Arda ise Aslantepe’de oynamak ve Saracoğlu’nda galibiyet görmeden gitmek istemeyecektir gibime geliyor bu topraklardan.

    Önümüzdeki sezon büyük ihtimalle; Serkan, Aydın, Barış, Ayhan, Servet’i göremeyeceğiz. Emre Aşık Aslantepe’de bir maç yapıp ayrılmak isteyecektir. Futbolu bırakır diye düşünüyorum. Emre Güngör ise bu sezon bitene kadar sakatlanamzsa takımda tutulur sakatlanırsa o da gider diye düşünüyorum. Bunun dışında eğer Mehmet’e Sevilla gibi bir kulüp 9 milyon yine verirse kesin yollanır.

    Bu arada bizim basının gelen her türlü transferin direkt kötü yanından ele alması da artık kabak tadı verdi. Gelen her yabancı oyuncu ligin kalitesini yükseltirken bu arada onları kötülemeyi bir görev biliyorlar. E böyle herkesi kötülerlerse, bu insanlar neden tribünlere gitsin. Tabii ki tribünler boş kalır. Basının da biraz aklını başına alması gerekiyor diye düşünüyorum.

    Futbolcularımızın da kulağı çekilmeli, zira tüm basın artık sadece onları takip edip, -kötü bir şey nasıl yazabilirim?- diye uğraşacaklardır. Zaten şimdiden başladılar, daha görmedikleri oyuncuları kötülemeye.

    Özellikle bugün Dos Santos’un karşılanmasını izlerken tesadüf, NTV Spor’da Sergen’in olduğu bir program denk geldim. “GS’ın hücum gücü zayıf, Caner de ne yaptığını bilmiyor ileri geri koşuyor” dedi ve o an anladım. Sergen’in pogramları, çekirdek eşliğinde eğlencelik izlenir. Futbol bilgsinin bu kadar zayıf olduğunu sanmıyorum. Birileri tarafından, GS’ı kötüle diye kullanıldığı çok aşikar

    Çok uzattım biliyorum Melih Ağabeyciğim en son olarak geçmiş olsun diyorum sana. Sıcak ortamdan, dışarı çıkışlarına dikkat et. Yoksa bu tutulmaların önüne gecemezsin..

    (Cem selamlar. Estağfurullah uzatmak ne kelime. Sergen Yalçın’ın futbol bilgisinin Rıdvan Dilmen’den de geride olduğundan neredeyse eminim. Çünkü oyuncuyken futbolun bir takım oyunu olduğunu anlamadığı çok belliydi. Sadece son zamanlarında Luce aracılığıyla biraz öğrenebildi futbolu.

    Temelde Türkiye’de şöyle bir sorun var. Liyakata değil, nepotizme (korumacılık, yani akraba, memleket, cemaat, vs.) göre verilir koltuklar. Spor medyasında da durum aynı. Meşhur diye futbol bilgisi eksik insanlar oturdukça o koltuklarda futbolu futbol olarak seven milyonlarca insan kendini öksüz hissedecek TV ekranlarında ve gazete sütunlarında. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  8. erdal Demiş ki:

    Galatasaray’da gol vuruşlarını yapabilecek bir çok oyuncu oluştu, önemli olan oyuncuların doğru zamanda doğru yerde bulunması. Bu da çok pozisyon üretilmesi anlamına geliyor. Benim dikkatimi çeken, gol bulana kadar çok gayret gösteriyor takım ama bulduktan sonra telaşa kapılıyorlar, bu yüzden kendi sahamızda önemli puanlar kaybettik, acilen düzeltilmesi gerekir bence!

    (Erdal selamlar. Önemli bir sorun bu. Aslında bu sorunun çözümü bir şekilde 2 farklı galibiyete geçmek. Ki sezon başında bunu yaptığımız için korkulu rüya görmeden tamamlıyorduk maçları. Telaşa kapılmasının bir nedeni de futbolcuların galibiyeti inanılmaz istemeleri. Bu nedenle akılla bağlantıları kopuyor ve bir an önce ileri gitmek isteği oluşuyor takımda. Bu anlamda Neill, Elano ve Dos Santos’u önemsiyorum ben, takıma dışarıdan akıl taşımaları için. Sevgi ve selamlarımla. Melih)

  9. aktuccar Demiş ki:

    Melih abi gecmis olsun, ozluyoruz yazilarini. Allah saglik ve sihhat’ini daim etsin.

    Yonetim gecen sene yasanan ikinci sezondan buyuk dersler almis ve bu sene sakatliklara karsi isini sansa birakmiyor. En buyuk transfer tabii ki Rijkaard. Emegi gecen herkesten Allah razi olsun. Yonetim ile birlikte mukemmel bir dayanisma icinde bu da cok buyuk bir sans. Ne de olsa rakiplerimizin ruyasinda goremeyecegi starlar FR’nin bir telefonu kadar uzaklikta bize :)

    Onun gelmesi ile birlikte artik bambaska bir GS kadrosu bambaska bir futbol oynama aski var. FR hem kadro zenginligi yaratti hem de sistemi oturttu. Dos Santos’un gelmesi Arda’nin omuzlarindaki yuku de hafifletecek artik. Her an sonucu degistirebilecek patlama ozelligi olan futbolcularla dolu bir ofans hattimiz var. Onumuzde tek bir engel kaldi o da A. Madrid. Onlari gectikten sonra Everton’i elemek daha kolay olacak. Zaten kadro gucunu ağırlaştırdık devre arasi.

    Daha gecen gun GS-FB TR kupasini izlemistim. Artik Sukur ve Karan’dan sonra sira ona gelmisti. Nonda’ya da hizmetlerinden dolayi cok tesekkur ederiz, dedigin gibi onu bu taraftar hic unutmayacak.

    (Selamlar Haluk. Gecikmeli yanıtım için çok özür dilerim. Geçmiş olsun dileklerin için de çok sağol. Biraz önce seyrettim TV’de. Galatasaray Nonda’ya bir şükran plaketi verdi. Nonda da son diyeceğin ne olur sorusuna, “Beraber (bu kelimeyi Türkçe söyledi) şampiyon olacağız” diye yanıt verdi. Şimdi emin ol Nonda’dan kulübü ve yönetimi kötülemek için demeç almak uğraşı verecek basınımız. Ancak Nonda sadece 2.5 yıl oynamış olmasına karşın tek kelime kötü bir şey demeyecek. Ne kulüp hakkında, ne de yönetim. Sanırım aslında bu tür insanlara ihtiyacımız var bizim. Sarı kırmızı sevgiler Amerika’ya. Melih)

  10. Kaan Uysal Demiş ki:

    Melih Abi,

    Umarım iyisinizdir. Lütfen kendinizi çok yormayın ve kendinize dikkat edin..

    Çok sabrettik Melih Abi.. Medyada bizi yıllardır, kasıtlı olarak, “vefa” kavramı üzerinden yıpratmaya çalışanlara karşı.. Asil davrandık. Ancak, insan çevresinde olup-bitenden, yazılan-çizilenden az da olsa etkileniyor sanırım. O yüzden camiada suçluluk duygusu yaşayan insan çok. Hatta öyle bir hava yaratılmış ki; “acaba gerçekten vefasız mıyız?” diye düşünüp, gelecek adına planlamalar yaparken bazı sporcularımızla yollarımızı ayırışımızı “kalpsizlik” diye nitelendirenlerimiz bile var..

    Evet, biz bir duygu camiasıyız. Ben de Nonda’nın gidişini boğazım düğümlenerek takip ettim. Ancak, söz konusu Galatasaray’ın geleceği ise; kendimden bile vazgeçerim. Bir büyüğümüz olarak bu konudaki fikirlerinizi belirtmeniz, çoğu kişinin içini rahatlatacak, olaylara farklı ve doğru gözlükler ile bakılmasını sağlayacaktır. Hatta daha da ileri giderek şunu söyleyebilirim ki; bu konu ile ilgili özel bir yazı yazsanız bile yeridir şu an. Zira devre arasında aramızdan ayrılan oyuncularımıza karşı hissedilen, büyük çabalarla yaratılmış olan bu suçluluk duygusunu bir an önce üzerimizden atmamız, aramıza yeni katılan herkesi kucaklamamız lazım.

    Tedirginliğim, ligin ikinci yarısının önemindendir.

    Adana’dan sevgilerle, Kaan.

    (Kaancığım selamlar. Öncelikle senden çok özür diliyorum yorumunu geç okuduğum için.

    Nonda’yla iyi ayrıldık diye düşünüyorum. Ki kulübün dün ona bir plaket vermesi bunun göstergesi.

    Bugüne kadar Nonda bende gerçekçi bir insan izlenimi uyandırdı. Umuyorum ki durumu çok iyi biliyor ve anlıyor. Ki iyi bir sporcu da kendini bilen (hem fizik olarak gücünü ve formunu, hem de zihinsel ve ruhsal olarak nerede durduğunu) bir insandır. O da iyi bir sporcu. Hem de büyük bir sportmen. Öyle ki ligdeki Ankaragücü maçında kendisine penaltı yapılmasına karşın sesini çıkarmayan bir sportmen.

    O artık Galatasaray’ın dışında kalmış bir aslan. Böyle olması onun bir aslan olmadığı anlamına gelmiyor hiçbir zaman. Emin ol, en kritik zamanlarda, eğer işi gücü yoksa tabi onu buralarda göreceğiz. Tribünde veya Florya’da.

    Evet, her ayrılış kötüdür. Evet hepimiz üzgünüz. Evet hepimizin gözü sulandı ayrılık sahnesinde. Ama vaktimiz de yok yas tutmaya.

    Seni sevgiyle selamlıyorum. Galatasaray yuvası Adana’ya selamlar. Melih)

  11. cehennemlik Demiş ki:

    Sadece bir çekincem var: Elano. Dos Santos ve Arda ile çift çekirdekli işlemciye geçtik gibi ancak ya Elano sakatlık vb sebeplerden ötürü takımı yalnız bırakmak zorunda kalırsa?

    O zaman bahsettiğimiz bu akıl futbolu sizce devam ettirilebilir mi? Çünkü esas ağırlık noktasının Arda değil, Elano olduğunu düşünüyorum.

    Saygılar…

    (Selamlar. Tabi sakatlık da futbola dair ve futbola dahil. Ancak Elano o zayıf görünen yapısı içinde sağlam bir futbolcu. Çünkü kendisine çok iyi bakıyor.

    Alık futbolu ve Elano çok doğru bir benzetme. Gerçekten de Elano gizli kahramanı bu takımın. Tıpkı 1 numaralı pozisyonda oynayan basketbolcu gibi. Takımı ve oyunu geriden kuruyor. Jô’yu bu anlamda çok iyi besleyecektir Elano. Rijkaard’ın da Arda Turan’ı sol kanada gönderebileceğini düşünüyorum çoğunlukla Dos Santos ve Elano’ya yer açmak için. Sevgilerimle. Melih)

  12. MERT Demiş ki:

    cok gecmiş olsun abi umarım daha ıyisindir? yazı gercekten muthiş olmus. sanıyorum asıl cocuk ikinci cocugun gelmesınden bayağı bir etlilendi ve bu etki daha da surucek, umarım galatasarayımız için en hayırlısı olur ..

    (Mert selamlar. Yanılmıyorsam Gayın-Sin üyelerinden bir kardeşimiz Arda Turan’ın burayı takip ettiğini söylemişti. Ben açıkça Arda’nın potansiyelini henüz realize etmediğini düşünüyorum. Özellikle finishing diye tabir edilen, son işlemi yapma konusunda kendisini geliştirmesi lazım. Yani hem şut, hem orta, hem de final pasını kastediyorum geliştirmesi gereken yön olarak. Ben onun yerinde olsam her antrenmandan sonra bir saat şut çalışırdım, tıpkı Metin Oktay gibi, Metin Kurt gibi. Şut çalışırken topu kalçadan çıkarmayı da mükemmelleştirmeli Arda. Umarım Arda Turan ve Dos Santos’la çift çekirdekli işlemciye dönüşür Galatasaray. Sevgilerimle. Melih)

  13. cngrlyln Demiş ki:

    Melih Abi çok çok geçmiş olsun.
    Ben de geçtiğimiz hafta bir boyun tutulması atlattım. Bu havalarda ekstra dikkat etmek lazım sanırım.
    Yeni transferle ilgili yorumdan ziyade sana bir konuda teşekkür etmek istiyorum.
    Senin yazılarını okumaya başladıktan sonra, farklı bir bilgi donanımına daha sahip oldum.
    Maçları izleyişim değişti ve farklı bir gözüm daha oldu adeta.

    Teşekkürler, saygılar, sevgiler.

    (Sevgili Dost. Yorumun için çok sağol. Elbette dediğin tür bir şeyi yapmayı hiç hedeflemedim. Sadece şöyle bir şansım oldu. Galatasaray’ın başına, ana damarlarını takip edebileceğim, futbol felsefesi olan ve bu da bilinebilen birisi geçti. Böylece meseleye içinden bakmak kısmen kolay oldu. (Bu anlamda Rijkaard’la Daum arasında fazla fark yok. İkisi de oynatmak istedikleri futbolun şeffaflığı konusunda benzerler.) Ama mesela Galatasaray’ın başına Mustafa Denizli geçmiş olsa, futbol felsefesinin oldukça şifreli olması nedeniyle bu tür yazılar çıkmayacaktı muhtemelen ortaya. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  14. Melih ERTAN Demiş ki:

    Melih abi selamlar,

    Öncelikle geçmiş olsun. Kısa bir süre de olsa bizleri yalnız bıraktın.

    Yeni transferlerimize gelince, 1. ve 2. dönemde yapılan tün transferler, teknik direktörümüzden yabancı oyuncularımıza kadar Galatasaray camiasının vizyonunu ortaya koymuştur. Kurucumuz Ali Sami Yen’in de dediği gibi “Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek.”

    Arda’ya gelince, hemen hemen buraya yazdığım her yazımda söylüyorum, Arda müthiş bir yetenek, fakat tam bir profesyonel olduğunu söyleyemem. Bu benim fikrimdir. Katılırsınız katılmazsınız o tarafı ayrı. Gio geldikten sonra Arda tek olmamayı kaldırabilecek mi? Yedek kulubesinde oturabilecek mi? Esas sorular bunlar?

    Örnek Hakan Balta, kendisini zorlayacak bir sol bek olmadığından iyice salmıştı kendini. Caner’in son haftalardaki oyunu Hakan’ı da biraz etkilemiş ve toparlanmalar var.

    Sonuç olarak; yarınlar bizim. Bu konuda biz traftarlara düşen, takımımızı desteklemek.

    Sevgiler
    Melih ERTAN

    (Adaşım selamlar. Gecikme için çok özür diliyorum senden. Açıkça ben Arda Turan’ın gerekirse yedek olabileceğini ama bunun gerçekleşmesi için hiçbir nedenin bulunmadığını düşünüyorum. Çünkü Arda Turan gerçekten çok iyi bir futbolcu. Özel bir nedeni de yoksa yedek olacak birisi değil.

    Ancak dün sabah doğum günü kutlaması görüntülerini izledim TV’den. Biraz üzüldüm onun adına. Çünkü oldukça yalnız görünüyordu. Umarım bu, o ana ilişkin özel bir durumdur, genel değil.

    Hakan Balta aslında performansı yeknesak bir futbolcu. Takım iyiyken iyi oynuyor, kötüyken de inişe geçiyor. Gaziantepspor maçında ben çok beğenmiştim. Ancak bugünkü maçta olmayacak. Umarım Kayserispor’a yetişir. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  15. onderali Demiş ki:

    Sevgili Melih Ağbi,

    Hepimizi heyecan ve coşku içindeyiz.
    Ben Gençlerbirliği’nden Mustafa veya Sercan
    ihtimalinin gerçekleşeceğine inanıyorum.

    Ne dersin?

    (Sevgili kardeşim Önder. Benim hissiyatım Galatasaray’ın ikisine de talipli olmadığı. Ha bir yerli futbolcu alabilir Galatasaray. Ama o da bunlardan birisi değil. Sevgilerimle. Melih)

  16. yavuzca Demiş ki:

    Büyük dağın karı çok olur.

    Hatırlayalım, Mustafa Denizli ve Daum çok fazla oyuncuyla oynamak istemezlerdi. Onların hep çok iyi bir 11′i ve uysal 4 yedek oyuncusu vardır. Fazlasını istemezler. Hangi konumda yöneticilik yaparsanız yapın, fazla ve iyi elemanları idare etmek, onları bir hedef etrafında toplayıp bir ekip oluşturmak kolay değildir. Bu nedenledir ki Mustafa Denizli, Daum gibi hocalar Barcelona’yı çalıştıramıyor. Malum köşe yazarları ve sözüm ona spor otariteleri Rijkaard’ın hocalığını eleştirmek adına, Barcelona’nın zaten iyi bir takım olduğunu ve herkesin hocalık yapabileceğini söylerler. Bunu söyleyen ve düşünen insanlar Pelegrini’nin Real Madrid’de eleştirildiğini unutuyorlar. Zengin kadrolara hocalık yapmak kolaysa Pelegrini, Ramos gibi hocalar neden başaramıyor?

    Esasında Galatasaray’ın yapmış olduğu bu transferler bir turnusol kağıdı olacak. Rijkaardı’n zengin bir kadroyu ya da daha doğrusu insan yönetimini nasıl yaptığını da göreceğiz. Bu 4 ay gibi kısa vadede olmayabilir. Ancak önümüzdeki sezon bugünlerde Galatasaray’ın makina düzeninde nasıl oynadığını tartışacak spor kamuoyu. Ve iddia ediyorum Rijkaard’ın adı Juventus veya Milan ile değil Real Madrid ile anılacak. Herkese selam. Size de çok çok geçmiş olsun Melih abi.

    (Yavuz selamlar. Öncelikle teşekkürler. Bu transferlerin ortaya koyduğu bir gerçek var. O da Rijkaard’ın Galatasaray’a tek atımlık bir takım gibi değil, bir proje olarak bakması. Muhtemelen en çok istediği futbolcular yazın değil şimdi transfer edildi Rijkaard’ın. O da şimdi kafasındaki proje kapsamında modelini daha çok oturtmak için çalışacak. Ama bunu yaparken de hiçbir kulvardan düşmemeyi başaracak. Daha doğrusu başarmak zorunda. (Malum geçen sezon tam bu dönemde büyük bir kaosa yuvarlamanın eşiğine gelmişti Galatasaray. Kupa’da elenmiş ligde de geriye düşmüştü.)

    Bana öyle geliyor ki İngilizler’in şişenin boynu dedikleri kritik süreç önümüzdeki üç maçı kapsıyor. Yani bugünkü Denizlispor, hafta arasında Antalyaspor, hafta sonunda ise Kayserispor maçları inanılmaz önemli. Galatasaray bu süreci başarıyla geçerse, Ankaraspor maçı nedeniyle boş olmayı geleceğe sıçramak için tramplen olarak kullanacaktır.

    Bu süreçte hem sakatlar ve eksikler takıma katılacaklar (Sabri Sarıoğlu, Hakan Balta, Mehmet Topal ve Keita), hem yeni yabancılar daha çok adapte olacaklar, hem de model daha çok oturacak. Sonrasında ise daha çok güvenle ilerleyeceğiz. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  17. Big Koala Demiş ki:

    Merhaba

    Melih abi selamlar. Ankaragücü maçını izledim ancak söyleyecek pek bir şey yok açıkçası. Aklımdaki en önemli soru(n) Avrupa maçlarında en uçta kimin oynayacağı. Yanlış anlaşılmasın nasıl olacak bu iş değil soru çünkü bir şekilde o çarkı döndürmeyi başarabilecek oyuncular var Galatasaray’da. Benim merakım uçta Keita’nın mı Gio’nun mu yoksa Arda’nın mı oynayacağı. Kimin oynayacağı bize alternatif bir uç oyuncusu kazandırabilir bu bakımdan önemli.

    Açıkçası benim gönlüm Keita’dan yana. Drogba’nın hem kanat hem de forvet olarak en beğendiğim oyunculardan biri dediği ve fiziğinin ne denli güçlü olduğunu bildiğimiz Keita bu işi en iyi yapacak kişidir bence. Hem hızından hem de fiziğinden yararlanırız.

    Gio transferinden sonra Avrupa’da bizimkinden daha yaratıcı forvet (4′lüsü! böyle bir tabir varsa tabi) sayısı çok az kalmış gibi görünüyor. Hücum potansiyelimizi takım halinde sahaya sürersek 3 kupa neden olmasın ki diyorum. Sonuçta 2000 takımı bu takımdan daha iyi değildi, sadece daha uyumluydu ve kazanma alışkanlığı çok gelişmişti. 20′li yaşların başındaki bu çocuklar kazanma alışkanlıklarını geliştirirlerse ‘10 lu yılları domine etmekle kalmayız birkaç sınıf birden atlarız dünya futbolunda.

    Melih abi sana bir sorum olacak. Emre Çolak forvet arkası oynatılmış olabilir ancak oyuna bakışı ve oyun yapısıyla Emre Belözoğlu’nun gençlik halleri gibi değil mi? Defansif özelliklerini arttırmaya çalışmak ve orta sahada pas dağıtan, pres yapan bir oyuncuya dönüştürmek uzun vadede daha olumlu olmaz mı? Kısacası ondan bir İniesta yapmak yerine Xavi yapmaya çalışmak sanki en hayırlısı gibi.

    İyi çalışmalar.

    (Selamlar. Geç yanıtlayabildiğim için özür dilerim. Emre Çolak özel kuvvet idmanları yapan bir futbolcu. Ancak hayat görüşü olarak ciddi şüphelerim var. Galatasaray’da oynayan bir futbolcunun daha kültürlü olması gerektiğini bilincine varmalı. Xavi mi Inista mı sorusunun henüz onun için çok erken olduğunu düşünüyorum. Öncelikle kadronun vazgeçilmezi olmalı.

    2000 takımının daha iyi olduğunu düşünüyorum. Üç nedenden. İlki o 11 her şeyden önce bir takımdı. (2010 ekibi şu an takım olma yolunda ilerliyor.) İkincisi, birbirini çok iyi bilen ve tamamlayan bir takımdı o. (2010 ekibinde bu otomatizm gelişmedi, ki ortaya çıkması minimum iki yıl sürer.) Üçüncüsü o ekibin saha içinde tartışmasız bir lideri vardı. (2010 ekibinde böyle bir boşluk var henüz.)

    Avrupa’da santrfora gelince. Baros ve Kewell devreye girene kadar (yani elenmezsek Atletico’ya) santrfor pozisyonunda sanırım Don Santos’u izleyeceğiz. Çünkü pas ve şut bakımından çok iyi. Ama tabi bunu 4-6-0 yapısı içinde görmek lazım daha çok, 4-4-1-1 yapısı içinde değil. Keita ise arada bir santrfor oynasa da kanımca oranın futbolcusu hiç değil. O klasik bir 4-4-2 açığı. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  18. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    G.Saraylılar şoke olabilir!
    http://www.sporx.com/futbol/dunyakupasi2010/182132/?takim=108&ref=ABM
    Selam Melih Abi. Bu habere sadece gülmek gerek sanırım. Resmi maçı olan bir oyuncu hazırlık maçına gider mi hiç?

    (Sametçiğim. Bir şekilde bir şok hüküm sürüyor bazı insanlarda. Bugün hürriyet’in internet sayfasında yazan bir şahsın yazısı, yukarıdaki iyi araştırılmamamış haber, Fenerbahçeliler’in yönetimlerine transfer tepkibi, hep bu hissiyatın dışa vurumu. Bugun basın toplantısında Dos Santos’a da soruldu bu soru ve Gio, Avrupa’daki oyuncuların bu hazırlık maçlarına katılmayacaklarını söyledi.

    Ama en temel mesele ne biliyorsun değil mi? İnsanlar önce kitapları yakıyorlar, ondan sonra kendi kutsallarını yazıyorlar.
    Bu yeni kutsallar yaratma sürecinde mantık her seferinde şöyle işliyor: Galatasaray alıyorsa vardır bir defosu. Milli takımda oynamıyordur canım. Sakattır kesinlikle. Disiplinsizdir de o yüzden gelmiştir. Gibi, gibi. Sevgilerimle. Melih)

  19. efe yilmaz says:

    melih abi, iyi internet var , radyo’da ki programınız bittiğinden beri, sitesinizin daha sıkı bir takipçisi olma yolunda ilerliyorum, çünkü açıkcası Galatasaray hakkında yorumlarına en değer verdiğim isimsiniz. bazı gerçekleri bize göstermek istemeyenlere inat, siz bize sürekli bir şeyler katıyorsunuz. çok teşekkürler.

    (Efeciğim. Elimde olmayan nedenlerde radyo ve TV’yi bırakmak zorunda kaldım. Artık “Yalnız Gayın-Sin” durumundayım. Ancak radyodaki programa 5 dakikalık tarih bölümüyle katılma durumum olacak. Beni utundarın övgülerin için çok sağol. Yaptığım tek şey var, o da gördüğümü yazmaya çalışmak. Sağlıcakla kal. Melih)

  20. burakaslan Demiş ki:

    Melih abicim,

    Öncelikle çok geçmiş olsun. Kendini fazla yorma. Yazı geciksin önemli değil. Sen daha değerlisin bizim için.

    Nereden nerelere geldik diye düşündüm yazını okurken. Gerçek anlamda yol kat ettik ancak işler gittikçe zorlaşıyor. bundan sonraki ilerleme, futbolcular ve taraftarların daha fazla istemesiyle mümkün.

    Sana daha sezon başında 1-0 lık galibiyetleri merakla beklediğimi yazmıştım. Bunun anlamı zor kazanmak değil, zorlanmadan kazanmaktı. Kaç zamandır bu şekilde kazanıyoruz ama hala eksikler var.

    Ben ikinci çocuğun sorun olacağını düşünmüyorum. Tam tersine bunun Arda için büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bu sene canını dişine takıp başarılı olursa seneye Avrupa’da çok üste düzey bir takımda oynayabilir. Arda’nın yerini dolduracak birisi geldi çünkü (futbol olarak tabi).

    Rijkaard, bahsettiğin dezavantajları avantaja dönüştürebilecek kadar iyi bir hoca olduğu gibi, Galatasaray’ın gitmek istediği yolu bu transferler sayesinde daha çabuk gideceğiz ancak bir Barcelona ortaya çıkmayacak (durumun vadesi bakımından). Bunun sebebi, pas futboluna tam manasıyla geçisi 2 yabancı oyuncu ile sağlıyor olacağız. Barcelona’da durum farklı. Umarım bu oyuncuların muadilini yetiştirebiliriz.

    Saygılar,

    (Burakçığım selamlar. Öncelikle samimi duyguların için teşekkür ediyorum.

    Önemli bir noktaya temas ettin. Esasında bizim durumumuz 1988′de Cruijff’un Barça’da görev almasına paralellik gösteriyor. Çünkü her ne kadar Michels gibi bir hoca 1970′lerde görev yapmış olsa da, Barça’nın Hollanda futbol geleneğine geçmesini sağlayan isim Cruijff oldu 1980′lerin sonunda. Hem A takımla uğraştı Cruijff, hem de altyapıyla. Böylece La Masia’daki üçgenlerin kurucusu oldu. Rijkaard da altyapısı Hollanda futbol geleneğine dayalı bu takımın başına geçerek yaptığı revizyonlarla zafere yürüdü. Şimdi asla La Masia olmayan bir altyapıyı (Florya) miras alan Rijkaard’ın sistemini iki yılda kurmuş olmasını düşünmek müthiş haksızlık ona. (Unutmamak gerekiyor ki Cruijff tam dört yıl sonra başarılı olabildi Barça’da.) Ancak bu sportif başarıyı elde edemeyeceğiz dört yılda anlamına da gelmiyor. O dört yıllık süreç Avrupa’nın zirvesine çıkma zamanıydı. Yoksa İspanya’yı hemen domine etmeye başlamıştı Cruijff’un Barçası.

    Arda Turan’a gelince. Bugünkü antrenmanda Dos Santos’a sahip çıkmış kaptan. Bir Galatasaray kaptanının ne yapması gerekiyorsa, ona odaklanırsa Arda, hiçbir sorun çıkmadan ilerleyecek Galatasaray gelecek günlere. Ben kendi adıma ümitliyim bundan. Hatta futbol mantalitesi anlamında Dos Santos’a bir rol model olarak bakabilirse futbolcular birçok sorunu da aşarız kolayca. Sevgilerimle. Melih)

  21. mserokay Demiş ki:

    Melih bey
    Hücum alanını ve nasıl daha yakıcı ve vurucu bir Galatasaray’ın geldiğini anlaşılır bir dille ve çok hoş ifade etmişsiniz, bir de bu takımın takım halinde nasıl defans yapacağını da yazarsanız, bilginizden daha fazla faydalanmış olacağız.
    Elinize sağlık..

    (Selamlar Selim bey. Yanılmıyorsam asy.net’te yazıyorsunuz, takip ediyorum sizi. Esasen bu bir yazı konusu ve muhtemelen bu haftaki Denizlispor’la bir dahaki haftaki Kayserispor maçlarında tam anlamıyla göreceğiz Galatasaray’ın yeni savunma konseptini. Benim Gaziantepspor ve Anmaragücü maçlarından anladığım ısıran bir takım olacağız. Pres yapıp, saha daraltan bir Galatasaray. Sanki Barça’dan çok 1990 Milanı’na benzeyeceğiz savunmada ve de hücumda. Görüşmek üzere. Sevgilerimle. Melih)

  22. Arda Demiş ki:

    Melih Abi, çok geçmiş olsun; güzel değerlendirmelerin için de teşekkür ediyorum.

    Transferlerin ve bu yazının ardındna aklıma gelen bazı sorular var.

    Galatasaray’ın vizyonu olduğu ve adeta “takım mühendisliği” yapılarak yönetildiğini görüyoruz dolayısıyla genel bir itirazım asla yok, çok mutluyum ama transferleri düşününce Arda Turan’ın Galatasaray’daki geleceği beni endişelendiriyor. Hücum ve kanat alternatiflerinin ardından Arda’nın sezon sonu kesin gideceğine dair dedikodular çıktı. Bunlar doğruysa önlemimizi aldığımız için yönetimi tebrik etmek gerekir fakat vizyondan ve hedeflerden bahsederken Arda’nın takımda tutulması gerekmez mi? Arda’nın nakit akışını sağlamak için kullanılabileceği dönemleri geçtik. Arda’nın Avrupa hedeflerini anlayabiliyorum ama takımın şu potansiyeli varken Arda’yı kaybetmek çok üzücü olmaz mı?

    Yabancı hakkımızı zorlayarak transfer yapmamız boğazın karşı tarafına benzetilmemize yol açtı. Galatasaray’ın yerli oyunculara dayalı geleneğinin de bozulduğunu söyleyenler olacaktır. Ben bunlara katılmıyorum. O dönemde oynayan bütün oyuncuların kalitesi ve arkadaşlığı belli. Aynı ortamı yakalamak önemli ama bu yolda sorunlar ve pürüzler çıkar mı?

    Rijkaard’ın burada yaratacağı düzen önümüzdeki sezonu da geçecektir. İki seneyi tamamlaması yetmeyecek ama Avrupa’da da özellikle Dünya Kupası sonrası fazlasıyla transfer ve değişim olacaktır. Rijkaard’ı iki sene sonra da takımda tutabilecek yapıyı sağlamamız çok önemli. Ben belki kongrenin de etkisiyle bu uzlaşmayı camiada göremiyorum. Daha da önemlisi Rijkaard’ın Galatasaray’a bakış açısı ve hedefleri ne olur?

    (Arda selamlar. çok çok uzundan zamandır yoktun. Eğer Arda Turan gitmek istiyorsa, ejderha olsan kâr etmez. Dolayısıyla elden bir şey gelmez gitmek isterse. Ki bunun parayla fazla ilgisi de yok bildiğin gibi.

    Sekiz tane iyi yabancıya sahip olmakla, ki ikisi sakat şu an, Fenerbahçe’ye benzediğimizi sanmıyorum. Önemli olan Galatasaraylılık Ruhu. Bu ruhu içlerine sindirdikten sonra yerli yabancı ayrımı olmaz Galatasaray’da.

    Galatasaray’da eskiden kongreden sonra herkes birleşirdi. Maalesef bu özelliğini yitirdi. Ama futboldaki yapılanmanın kongreyle zedelenebilecek bir şey olduğunu sanmıyorum ben. Sevgilerimle. Melih)

  23. alikemal Demiş ki:

    Her şey çok güzel derken, fazlasıyla mutlu iken bütün her şeyim, hevesim kursağımda kaldı….

    http://i48.tinypic.com/wsa25w.jpg

    http://www.galatasaray.org/futbol/futbol_as/haber/6047.php

    Melih Abi istediğini de bana, bu çok önemli bir strateji hatasıdır. Ve bu gibi hatalar yarın bize dos Santos’u da kaybettirir. Emre Çolak’ı da, Arda Turan’ı da…

    (Selamlar Ali Kemal. Bir de şöyle düşün. Emre Çolak’a A2 maçlarında kırmızı kart gördü diye bir ay tek başına antrenman cezası verenler Semih Kaya’yı göz göre bırakmış olabilirler mi? Emin ol bir hikmeti vardır.

    Bir de şöyle düşün. Rijkaard ve Neeskens’in gözleri A2 üzerinde. Altyapının başında da Jan Derks var. Semih Kaya gibi birisini bilmedikleri bir şey olmasa bırakmazlar. Sevgilerimle. Melih)

  24. tarkan1905 Demiş ki:

    Melih Bey merhaba,
    36 yaşındayım ve bu yaşıma kadar üç büyük dönem hatırlıyorum.
    1) Derwall-Denizli dönemi (1986-87)(1987-88)(1988-89)
    (üst üste 2 lig şampiyonluğu+ 2 Cumhurbaşkanlığı+1 TSYD+1 Başbakanlık Kupası+ Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ½ final)
    2)K.H.Feldkamp –Reinhard Hollman dönemi (1992-93) (1993-1994)
    (üst üste 2 lig şampiyonluğu+1 Türkiye Kupası+1 Cumhurbaşkanlığı+1 TSYD+ilk CL girişi+UEFA son 16)
    3)Fatih Terim –Mircea Lucescu dönemi (1996-2002)(5 lig şampiyonluğu+2 Türkiye Kupası+2 Cumhurbaşkanlığı+3 TSYD+ UEFA Kupası+UEFA Süper Kupası+CL çeyrek final+CL ikinci tur)
    Görülüyor ki ne zaman bir proje oluştursak hep başarıya ulaşıyoruz. Rjikard-Neeskens ikilisi ve muhteşem kadromuz ile umuyorum ki bir dördüncü zafer dönemi de 2009-2010 sezonunda başlayacak.
    Daha iki yıl önce böyle bir teknik kadro ve futbolcu kadrosuna sahip olacağımızı söyleseler yalnızca tebessüm ederdik.Bugün gerçek oldu işte. Bu büyük kadroyu yaratan herkese sonsuz teşekkürler. Düşünün 2010 Dünya Kupasında oynaması muhtemel (bugün itibarıyla) 5 oyuncumuz var ki (Keita, Elano, Neill, Kewell, Gio) Türkiye’de bu kadar nitelikli ve kapasiteli bir yabancı futbolcu topluluğu ilk kez bir araya geliyor.
    Artık iş sahadaki futbolcuların ve biz taraftarların. Gönül istiyor ki sezon sonuna kadar ASY’de boş koltuk kalmasın. Maalesef Ankara’da yaşadığım ve çok yoğun çalışma gerektiren bir işim olduğu için yalnızca bilet bulabilirsem FB maçına gelebileceğim. Ama umut ediyorum ki 16 Mayıs’ta Ankara’da Gençlerbirliği maçında hep beraber şampiyonluğu kutluyor olacağız.
    Ziraat Türkiye Kupası’nda muhtemelen bir GS-FB finali olacak. Şu sıkışık dönemde ve kötü hava şartlarında kurada Antalya’yı çekmemiz çok iyi oldu.
    Galatasarayımızın bizi daima mutlu edeceği günler dileğiyle sevgiler&saygılar.

    (Selamlar Tarkan Bey. Benim yaşım bir kuşaa daha yetiyor. 1969′da şampiyon olmuştuk. 1970′te Şampiyon Kulüpler’de çeyrek finaldeydik. 1973′te şampiyonduk. İlk turda İspanya şampiyonuna elendik ama o şampiyon ki Atletico oluyor bu, o sezon Şampiyon Kulüpler’de final oynadı. Biraz şansı olsa kupayı almıştı. Yaşım yetmiyor ama 1962-63′te de bir çeyrek finali daha var Galatasaray’ın. Galatasaray’ın Türkiye’yi domine ettiği dönemler içinde sadece 1973′te Avrupa’da başarısı yoktur. Onun dışında her seferinde başarılı olmuştur Galatasaray Avrupa’da.

    Eğer günlerimiz yeterse ve işler iyi giderse Gençlerbirliği maçında görüşmek üzere. Sevgiler. Melih)

  25. Melih says:

    Selamlar.

    Gündüz hiç bakamadım, inanılmaz bir yığılma olmuş.
    Eritmeye başlıyorum.

    Sevgiler.

    Melih

  26. Ferit_Isik Demiş ki:

    Merhaba Melih Bey,

    Oncelikle gecmis olsun dileklerimi iletiyorum. Umarim daha iyisinizdir. Keyifli bir o kadarda ogreti dolu yazinizi yine zevkle okudum. Kaleminize ve yureginize saglik. Musadenizle aklima takilan bir nokta hakkinda sizinle fikir alisverisi icinde bulunmak istiyorum. Arda Turan. Gaziantep macinda kacirilan penalti sonrasi olusan bes dakikalik saskinlik periodu icerisinde sistemden taviz veren ve kendi yeteneklerini on plana cikarmaya calisarak takima faydali olmayan calisan bir caba icinde hissettim onu. Yaniliyorsam lutfen duzeltin. Sistem kendisini olusturan parcalarin duzenli calismasiyla isler ve basarili olur. Bu konuda ben kaptanimiza bir ogretiyi hatirlatmak istiyorum. “Gonderilenin kendisini gonderenden asla buyuk olamaz”. Umarim Arda Turan bu bilinci muhafaza eder ve gelecek yillarda gerek Turk futboluna gerekse de Avrupa futboluna altin harflerle adini yazdiracak olan GS’imizda baki olan bir isim olarak kalir.

    Son bir nokta. 1974 Dunya Kupasi finali hem Arjantin hem de Brezilya’yi yenerek finale yukselen Hollanda’nin favori oldugu bir macti. Ustelik macin baslarinda kazanilan penalti ile 1-0 one geçmişti. O macta total futbolun oncu ayaklari hayatin ve futbolun vazgecilmezlerinden bir yapiyi kucumseyerek kaybettiler (2-1). “Disiplin”. Basari yolunda kucumseme ve disiplinden taviz sonu husran olan gozyaslarina mahkum eder sevenlerini.

    Sizi sevgi ve saygiyla selamliyorum. Sagliginiz ve inandiginiz yol baki olsun.

    Ferit Isik

    (Ferit Bey selamlar. Öncelikle çok sağolun nezaketiniz için. Sağolun iyiyim. Sizin nezdinizde sağlığımla ilgili yorum yapanlara da selamlar olsun.

    1974. Sanırım o finali gözümü kırpmadan üç kez filan seyrettim. Evet Hollanda favoriydi ve maça da üst üste yaptıkları 12 (22 miydi acaba) pastan bir penaltı kazanarak başlamışlardı, ki o ana kadar Almanya’nın ayağına değememişti top. Ancak sonra Almanya durumu dengelemişti.

    Maçın heyecanı olmadan sonradan seyrettiğimde bir kez daha, aslında Almanya’nın finali hakettiğini görmüştüm. Çünkü çok sağlam durmuşlar ve ciddi manada tehkiler yaratmışlar ki, ofsyat diye sayılmayan golleri aslında net olarak da golmüş.

    Daha sonra Cruijff’la ilgili kitabı okuyunca final maçında iyi oynayamadıklarını itiraf ettiğini gördüm Sarı Fare’nin. Hatta özetle şöyle bir yanıt veriyordu ilgili soruya: “Bizim takımda en önemli pozisyon 11 numaraydı. Onun defansa yardım etmesi gerekiyordu ve bunu yapmadı. Oradan başlayarak dağıldık.” Sonradan baktım kimdi 11 numara diye, Rensenbrik’miş meğer. Aslında dediğiniz “disiplin” sorunundan bahsediyordu Cruijff.

    Baki selam. Melih)

  27. ersin.gs Demiş ki:

    Merhaba Melih abi,

    FR, GS’nin Barça yerine 1990′lardaki Milan’a benzemesine karar verdiyse bu Fatih Terim dönemindeki proaktif futbola dönüş mü oluyor tam anlamıyla. Yoksa bu sadece bir geçiş mi olacak GS için ?

    Selamlar.

    (Ersin selamlar. Bence Terim döneminde Galatasaray proaktif değil reaktif futbol oynuyordu. Yani rakibini bozarak sonuca gidiyordu esas olarak. Her hal ve şartta kendi futbolunu oynayarak değil. Milan ise rakibi basan ama kendi futbolunu oynayan bir takımdı. Rijkaard’ın kafasında da bu olsa gerek, Türkiye’deki sert futbolu dikkate aldığında. Rijkaard gibi insanlar hiçbir zaman reaktif, yani tepkisel futbol oynatmazlar. Onun gibilerin her zaman inanılmaz detaylı planları vardır kendi atakları için. Umarım açıklayabilmişimdir. Sevgilerimle. Melih)

  28. minelva Demiş ki:

    Melih Bey merhaba.
    Biraz fanatikçe, biraz da faşizan bir tabir ama eğer transfer hamlesi Fenerbahçe tarafından yapılsa, bugün Türk futbolunda yeni bir çağ açıldığından bahsedilirdi. Bizim olduğunu iddia edilen medyamız bunu bu şekilde lanse etmese de GS bu transfer hareketi ile Türk futbol tarihinde çağ açmıştır. Herkese canı gönülden sevgiler.

    (Selamlar. Aslında felaket haklısın. Mesela Dos santos’u bu seçenekle Fenerbahçe transfer ediyor olsa, eminim ki bütün gazetelerin manşetindeydi. Ama şimdi “eh ne olacak ki, zaten başaramadı yaban ellerde” türü yorumlar yapılıyor.

    En nihayetinde meseleyi biraz serinkanlı değerlendirmek lazım. Bilindiği gibi Alex İtalya’da başarılı olmamamış bir futbolcuydu. Ama Türkiye’de, kanımca son beş yılın en iyisi. Bir yorumda bulunurken daha serinkanlı analizler yapmak lazım. Nasıl ki Alex’in İtalya macerası onu başarısız bir futbolcu yapmıyorsa, Jô ve Dos Santos’un İngiltere maceraları da onları kötü yapmaz. Bence Stalinist tavrı bırakmalıyız. Yani “rakibime” gitmişse kötüdür, “bize” gelmişse iyidir. Sevgi ve selam. Melih)

  29. Melih says:

    Selamlar.

    Okudum, okudum, ama hâlâ 20 tane yorum var okunmayı bekleyen.
    Biraz dinlenmem lazım.

    Sevgiler.

    Melih

  30. Arda Demiş ki:

    Cevap için teşekkürler Melih Abi. Aslında buradayım yorum yükünü arttırmamak için yazmaktan kaçınıyorum o kadar.

    (Anladım Ardacığım. Nezaketin ve inceliğin için teşekkürler. Melih)

  31. emergency112 says:

    Selamlar Melih abi

    Yukarda bir arkadaşım Semih Kaya nın G.Antepspor’a opsiyonlu verilmesinden duyduğu rahatsızlığı belirtmiş.

    Galatasaray altyapısı elbette çok önemli ama 2 çok ağır sakatlık geçiren bir oyuncu 3.5 milyon euro satış opsiyonu ile veriliyorsa ben bunda bir sakınca görmüyorum. Semih iyi oyuncu olabilir ilerde ama Murat Akça ondan daha iyi bir futbolcu olacaktır buna eminim.

    Arkadaşımız rahat olsun bu takımın çok Semih Kayalar’ı var daha.

    (Cengiz selamlar. Öğrendiğime göre Gaziantepspor çok istemiş Semih Kaya’yı. Ben yine de 3.5 mio Euro bonservis bedelinin Gaziantepspor için fazla olduğunu düşünüyorum. (Caner Erkin kadar yani.) Yani geri dönüşsüz bir yolda değil Semih. Sevgilerimle. Melih)

  32. alikemal Demiş ki:

    sevgili Melih Abi;

    bahsettiğim şey o değil. fenerbahçe maçının yazısı altındaki yorum panosunda asılı dediğim şey…

    her şey transfer, hoca, futbolcu sistem değil…

    daha geniş bir zamanda konuşmak istiyorum bunu..

    uzun zaman yazamadım ama bütün yazılarını okudum…

    sevgi saygı ve selamlarımla…

    (Özür dilerim Ali Kemal. Anlamamışım. Bekliyorum yorumunu. Sevgiler. Melih)

  33. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Selam Melih Abi.

    Ben Gio’nun açıklamalarından onun 4-3-3 ün Keita kanadında oynamayı daha çok sevdiğini anlamıştım?
    Senin dediğin gibi olsa “sağ iç” falan demez miydi?

    (Selam Samet. Şimdi şöyle bir durum var. 4-3-3 kendi içinde dar ve geniş (narrow and wide) olmak üzere ikiye ayrılıyor. Barça hiçbir zaman geniş 4-3-3 oynayan bir takım olmadı. Hep dar oynadılar Rijkaard ve Pep dönemlerinde. Oysaki Galatasaray geniş 4-3-3 oynayan bir takım. Bu anlamda Keita’nın yaptığı işi daha doğrusu ondan beklentimizi asla karşılayamaz Gio. Onun kanattan bahsettiği dar 4-3-3 olduğu için ben onu doğrudan sağ içe yapıştırmış oldum. Ki kanımca rijkaard onu 4-4-1-1′in biri olarak kullanacak Jô’nun arkasında.

    Bir de minik bir ayrıntı. Gio’nun babası Brezilyalı Zizinho. (Ama o bildiğimiz 1950′lerin efsanesi Zizinho değil tabi.) Bunun anlamı şu. Gio Portekizce de biliyor. yani Elano ve Jô için iyi bir haber daha. Sevgilerimle. Melih)

  34. Samet_Gayin-Sin Demiş ki:

    Bir de minik bir ayrıntı. Gio’nun babası Brezilyalı Zizinho. (Ama o bildiğimiz 1950′lerin efsanesi Zizinho değil tabi.) Bunun anlamı şu. Gio Portekizce de biliyor. yani Elano ve Jô için iyi bir haber daha. Sevgilerimle. Melih)

    Evet Melih Abi şu sayfada son resimde görebiliyoruz bunu http://www.aslanyurekliler.com/forum/futbol-transferleri/giovani-dos-santos-galatasarayda-t2231.90.html kesinlikle birbirlerine faydalı olacaklardır ve bunu sahayada yansıtacaklarından hiç kuşkum yok. Özellikle Elano-Gio ikilisinin Jo’yu beslemeleri açısından.

    (Sametçiğim paylaşım için sağol. Küçük bir detay daha. Galatasaray Dos Santos’la Orta Amerika pazarına da açılabilir orta vadede. (Bakınız Avustralya’da kurulan futbol okulu.) Şu an için küçük bir adım, ama doku uyumu gerçekleşirse orta vadede inanılmaz önemli bir pazarlama enstrümanına da dönüşecek bu transfer. Sevgilerimle. Melih)

  35. Melih says:

    10 tane yorum kaldı sadece.
    Onları da yarın (artık bugün tabi) okuyabileceğim.
    vgiler.

    Melih

  36. aksilaz says:

    Öncelikle geçmiş olsun Melih Bey,
    Çok hoş bir anlatım olmuş yine. Nonda gönderilme konusunda doğru karardır fakat bu kararın geçtiğimiz hafta oynanan Gaziantep maçından önce verilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Böylelikle klübe büyük katkılar sağlamış bir isim taraftarlarca uğurlanırdı. Belkide Nonda bedavaya gönderilmezdi diye düşünüyorum.

    Dos Santos ise Rijkaard’ın stepnesi konumunda olacak ve çok işimize yaracaktır. Her iki kanatta, forvet arkasında ve en önde görev yapabilen isim. Özelliklede Madrid deplasmanında Keita ile birlikte en önemli silahımız olacak.

    Semih Kaya için istenen 3,5 milyon euro herşeyi anlatıyor aslında. Yani bu oyuncuda bir ışık gördükleri ve onu tam manasıyla görmek adına başka bir klübe kiralandığıdır. Zira Semih’in artık birşeyleri kanıtlama zamanı.

    (Sevgili Hemşerim. Çok sağol inceliğin için.

    nonda konusunda temelde haklısın. Ancak sanırım ki Kewell’un sakatlığının boyutu henüz bilinmiyordu Gaziantepspor maçında. O yüzden böylesi bir yola gidilmedi.

    Gio’nun oynayacağı yer konusundaki fikrim şöyle. Kanımca Rijkaard onu Arda Turan’ın yerinde oynatacak, yani santrfor arkasında. Böylece sistemin nasıl işlediğini önce futbolculara, sonra da Türkiye’ye göstermek istiyor olabilir Rijkaard. Galatasaray’ın kanatları bir şekilde çalışır ama asıl sıkıntı merkez tıkanınca yaşanıyor. Tabi bir de statik olarak şu şurada oynar, bu burada gibi tahminler de yürütmemek lazım. Keita ve Jô dışında herkes her yerde oynar izlenimi veriyor Galatasaray’da. Ki bu futbolculara (Arda Turan, Elano, Dos Santos) Caner Erkin’i de eklemek gerek.

    Semih Kaya konusunda sanırım durum net. Ancak şöyle bir durum var. Yaz sezonunda en hareketsiz saatleri Galatasaray geçirecek. Çünkü yabancı kadrosu dolu durumda. (Bu konudaki tek hareketlilik Jô’nun ayrılması, onun yerine başka bir oyuncunun gelmesi olur. Bir de Leo Franco konusunda hareketlilik yaşanabilir tabi.) Bu da artık yerli futbolcu transferine odaklanmak anlamına geliyor. Sanırım bunun için ilk teşebbüsler başlamıştır bile. Sevgi ve dostlukla. Melih.)

  37. zeynepeda Demiş ki:

    Melih Abi Merhaba;

    Radyodan ayrılmana ben de çok üzüldüm. Kaçırmamak için saat kurarak bekliyordum, Galatasaray’a senin baktığın yerden bakabilen en azından benim bildiğim başka birisi yok, umarım tekrar düşüncelerini daha fazla öğrenme imkanımız olur.

    Sabri’yi merak ediyorum, resmi sitede sağlık durumuyla ilgili hiçbir bilgi verilmiyor. İlk yarı bitmeden satkatlandı hala yok, sizin bu konuda bir bilginiz var mı?

    Selamlar.

    (Zeynep selamlar. Yayın anlamında artık sadece Galatasaray tarihine yönelmeye karar verdim. Nedeni şu. Öyle irticalen konuşmayı sevmeyen ve beceremeyen birisiyim. Konuşmadan önce ciddi hazırlık yapmam gerekiyor. Bu da zaman alan bir şey. Tarih alanında yaptığınız hazırlık bir birikimle sonuçlanıyor, yani çok faydalı. Bir şeyleri üst üste koyabiliyorsun. Ama aktüel konularla ilgili (kulüp, futbol, vs.) yaptığın hazırlığın bir birikim oluşturması söz konusu değil. Ayrıca ben ekmeğimi futbol meselelerinden kazanan birisi değilim. Bir hobi benimki. (Futbol üzerinden bugüne kadar tek kuruş para kazanmış değilim.) Tarih benim için doğru bir mecra.

    Yine de ileride sadece tarih odaklı bir program yapmanın hayalini kuruyorum hem Lig Radyo’da, hem de GSTV’de.

    Sabri’ye gelince. Sanırım devam ediyor sakatlığı ki “antrenmanın tamamında takımla çalıştı” türü cümleler okumuyoruz. Yeni bir bilgi öğrenirsem paylaşırım. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  38. Baskanson Demiş ki:

    Önce selamlar Melih abi, askerdeyken özlemişim gayin-sin i.
    Geldim harıl harıl yazıları okudum.
    Transferler de çok güzel. Ama kısmetimiz yok gibi geliyor bana.
    Baros’un sakatlığı baya bir şeyi bozdu, dahası bu yüzden iyi bir orta saha oyuncusu da transfer edemedik. Linderoth’un yerine, kaliteli bir orta saha edinmemiz lazımdı yapamadık.
    Tahminimce seneye Leo Franco beyi yolcu eder iyi bir orta saha alırız.
    ………….
    Atletico karşısında forvetsiz bir şansımız olduğunu düşünmüyorum ama ligde cidden durumumuz çok daha olucak gibi.

    Dediğiniz gibi Gio D. Santos’un Rijkaard’ın kafasının içini en iyi bilen oyuncu olması onu avantajlı kılıcak.

    Çok net hatırlıyorum ; Rijkaard son sezonunda düzenli olarak R10′u çıkarır G.D.S.’u oyuna alırdı. Bunu en az 20 kere gördüm maçlarda. Solda ilerde bize çok şey katacaktır.

    Ama bir şey düşünüyorum…
    Zaten Arda ile Caner bunu yapmıyor muydu ?

    Umarım onların yapamadığı şeyleri yapar Santos.

    (Oral selamlar. Tam anlamadım ama sanırım askerlik durumun devam ediyor. Sana vukuatsız günler diliyorum. Bittiyse de geçmiş olsun.

    Dos Santos konusunda ben biraz farklı düşünüyorum. Gio iki ayağını da iyi kullanan birisi. Ben Rijkaard’ın onu forvet arkasında kullanacağı fikrindeyim. İki nedenden. İlki Rijkaard’ın futbol modelini çok iyi bildiğinden. İkincisi de burada Arda Turan’dan daha başarılı olabilir Dos Santos. Modeli iyi bildiği için dribling yerine pasa yönelerek takımın hızını artırabilir. Böylece rakip savunma içinde kolayca top çevirebiliriz. Bana öyle geliyor ki Dos Santos’u kanatta kullanmak onun yeteneklerinden tam yararlanamamak olacak. Sevgilerimle. Melih)

  39. kenan Demiş ki:

    GS’nin ekonomik posizyonuna ilişkin güzel bir yorum ve başkandan umut verici açıklamalar. (Utopie arkadaşımızı destekler nitelikte )..Saygılarımla.
    http://www.htspor.com/Futbol/spor-haber/203745-gsaray-3-avrupa-kupasini-alabilir-mi.aspx

    http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/13633457.asp?gid=211

    (Kenan selamlar. Paylaşım için teşekkürler. Melih)

  40. Galileo Demiş ki:

    Dos Santos mu Arda mı

    Yeni tartışmamız bu (imiş). Rıdvan Dilmen’in %100 Futbol’da söylediklerinin arasında yer verdiği bu tartışma internet siteleri tarafından başlığa taşındı. ntvspor.net sitesindeki videoda Dilmen’in söylediklerini dinleyebilirsiniz. Ama ruh sağlığınız için tavsiye etmem. Söylediği öyle şeyler var ki neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Kof bir ‘yerli malı’ taraftarlığı tutturmuş gidiyor Dilmen. Arda, Dos Santos’tan daha iyiymiş. Karşılaştırmak zorunda mıyız acaba iki yıldızı? Evet, belki biraz sıkıntı yaşanacak asıl çocukla ikinci çocuk arasındaki ilgi paylaşımında. Ama iki oyuncuyu, yeni geleni memlekete ayak bastığının ikinci günü, bu tip bir karşılaştırma üzerinden tartışma çıkarılmaya çalışılıyorsa, ben bunda art niyet ararım arkadaş!

    Dos Santos ne imiş? Alanzinho’nun biraz daha iyisiymiş. Biz onu tarif etmek için – çok hoşlanmamamıza rağmen – Messi benzetmesinden yardım alıyoruz, Sayın Dilmen ne diyor? Daha neler neler diyor… Yurtdışında oynayan futbolcularımız, Premier League, ülkenin futbolu, yabancı oyuncular… Bu konularda incileri var.

    Sanırım bir ay kadar önceydi. Milli takım teknik direktörlüğü ve ülke futbolu ile ilgili bir program yapılmıştı Ntvspor’da. Güntekin Onay ile Ercan Taner sunuyordu. Konuşmacı olarak da Mustafa Doğan, Oğuz Çetin, Saffet Sancaklı, Cem Dizdar ve Rıdvan Dilmen vardı. Söz Cem Dizdar’a geldiğinde meseleyi köklerinden kavradı Dizdar. Çocukların, bu gün, oyun oynayacak doğru dürüst alanlarının bile olmadığını, aslında aerobik (yani oksijenle ilgili olan) bir spor olan futbolla, ancak bilgisayar oyunları üzerinden kapalı mekanda (evde) ilişki kurabildiklerini söyledi. ‘Ne dışarıda bu oyunu oynayıp oksijen alabiliyorlar ne de birşeyler kazanmanın mücadele ve emekten geçtiğini, karşı tarafın acısına merhamet etme (arkadaşı yaralandığında ona yardım etme, kaybettiğinde onun acısını anlayabilme ve onu ezmeme gibi) gibi duyguları öğrenebiliyorlar. Bilgisayar oyunları sürekli yarışmayı, rekabeti ve karşı tarafı ezmeyi pompalıyor’ dedi. Durum böyle olduğunda, değil altyapıdan, okullardan futbolcu yetiştirmek; sağlıklı insanlar, sporcular yetiştirmekten bile söz edilmesinin mümkün olmadığını söylemek istedi. Diğer konuşmacılar (her biri Türk futbolunun bir dönemine damga vuran oyuncular) ağızları açık dinlediler Dizdar’ı. Ondan sonra sözü alan Rıdvan Dilmen, ‘Ben hayatımda Cem Dizdar’ın kurduğu cümleleri kuramam. O gazeteci kimliğiyle hizmet ediyor futbola. Ben kahvede nasıl konuşuyorsam öyle konuşuyorum…. Farklı insanların da yer alması lazım futbol dünyasında’ dedi. Dizdar’ı bu kadar anlaması bile iyiydi.

    Kitlelerin dinlediği bir insan Dilmen. Zaten bu yüzden konuşuyor, konuşabiliyor televizyonda. Bu kadar çok insanın, güruhun dinlediği bir insanın da azıcık kendini geliştirmesi gerekir. Kafasındaki şablonları, klişeleri ısıtıp ısıtıp insanların önüne getirdikçe, insanlar da bunları yedikçe, zehirlenmiş futbolseverlerden oluşan bir futbol kamuoyuna sahip oluyoruz. Benim de içimden ‘Allah b… versin Rıdvan!’ demek geliyor.

    Melih Abi, Güntekin Onay ile tanışıyor musunuz bilmiyorum – amatör olarak kalmak istediğinizi de biliyorum – ama %100 Futbol’un bir gün sonrasında, Galatasaray’ın oyununu analiz eden bir program yapsa Güntekin Onay sizinle… Bence çok hoşuna gider Güntekin Onay’ın böyle birşey. İki resmi yanyana koyunca da herşeyi daha net görür kamuoyu.

    (Emrahçığım selamlar. Bu iyiniyetli düşüncen için çok sağol. Güntekin Onay’ın eşini tanırım. İyi bir Galatasaraylı’dır. Ama kendisini tanımam. Bir de şu var. Amaç şöyle ya da rating. Benim gibi insanlar ise rating getirmedikleri gibi izlenmezler de emin ol. O yüzden ben Galatasaray tarihinin içinde kaybolayım izin verirsen:) Hatta Türkiye spor tarihinin. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  41. Orhun says:

    Selamlar Melih abi.
    “İkinci çocuk ilk çocuğun tahtından olmasıdır.” alıntısı yapmışsın. Sence bu aralar durgun olan Arda Turan daha da mı geri planda kalacak yoksa forma rekabetinin vereceği hırsla çok daha iyi bir performans mı gösterecek? Saygılarımla.

    (Selamlar Orhun. Bence hemen büyüyecek Arda Turan. Yeni bir kardeşi doğan bir çocuk nasıl hemen büyümek zorunda kalırsa, o da büyüyecek hemen. Bu da performansına olumlu olarak yansıyacaktır. Düşüncem ve beklentim bu yönde. Sevgilerimle. Melih)

  42. Koray Özdemir Demiş ki:

    Melih Abi selamlar…

    Semih’in kime kiraya verildiği de önemli: Semih hazirana kadar Jose Couceiro ile çalışacak. Rijkaard deneyiminden sonra bence bu Semih için son derece önemli olacaktır; çünkü Jose Couceiro da pas futbolunu önemseyen bir teknik adam. Porto okulunda yetişmiş biri. (Bu arada bu yıl Türkiye’deki bütün yabancı teknik adamlar, buna J. Roben de dahil, çok değerli isimler. Roger Lemerre, Doll, Couceiro, umarım uzun yıllar Türkiye’de çalışırlar. Rijkaard’la birlikte Türkiye futbolunda büyük dönüşüm yaratabilir bu isimler. Bunların yanına Abdullah Avcı’yı da ekleyebiliriz. Kulüplerimiz bu isimlerle çok daha önemli yerlere gelebilirler.) Yani Semih, Galatasaray’a dönecekse hem 5 aylık ilk 11 tecrübesi edinmiş, hem de iyi bir teknik adamla çalışmış olarak dönecek. Bu önemli. Semih’in gideceği takım rastgele seçilmemiş. Ben Semih’in çabuk harcanacağını düşünmüyorum.

    Galatasaray’a ilk 11′e daha hazır bir görüntüde dönmesi kuvvetle muhtemel. Önümüzdeki yıl büyük bir değişiklik olmazsa Emre Güngör ile Emre Aşık’ı bu kadroda göremeyeceğiz. Stoper alternatifleri Neill, Servet, Zan, Ali Turan olacak. Bu dört ismin yanına pas futboluna yatkın, geriden oyunu yönlendirebilen bir oyuncunun olması çok önemli. Ancak savunma mevkii, futboldaki öteki bölgelere göre biraz daha kritik. Bu bölgede büyük takımlar, ancak ekstra yetenekli gençlere şans verir, deneyimleri yoksa. Bu kadroya girmek için Semih’in deneyime ihtiyacı var. Bu deneyimi Galatasaray kendisi vermeye çalışırsa, bu süreçte çok şey kaybedebilir. O yüzden kiralama yöntemi, özellikle de oyuncunun Couceiro gibi bir teknik adama emanet edilmesi hiç de yanlış bir yol sayılmaz. Semih bu stoper kadrosuna mutlaka girecektir. Yeter ki çok çalışsın. Çalışırsa Galatasaray’a dönmemesi için hiçbir sebep yok.

    (Koray selamlar. Yazdıkların beni Bülent Korkmaz’ın Hamburg maçında Emre kırmızı kart gördükten sonra Semih’i sokmak için yanına gittiğinde yüzünün bembeyaz olduğunu gördüğü zamana götürdü. Eğer biraz daha tecrübesi olsaydı Semih Kaya’nın, yani daha çok oynamışlığı Galatasaray’da, bu kırmızı kart onun için bir şans olacaktı. Ama olmadı.

    İnşallah dediğin gerçekleşir ve tecrübe edinir Semih. Bir de tabi Gaziantepsor’un pas futbolu oynaması dediğin gibi çok önemli. İlk yarıda topa hakimiyet bakımından Galatasaray’ı sollayan iki takımdan birisiydi Gaziantepspor. (Diğeri ise ASY’deki maçta Beşiktaş’tı.) Kewell da yanılmıyorsam Ali Ece’ye verdiği söyleşide futbol itibariyle Türkiye’de en çok kendisini etkileyen takımın Gaziantepspor olduğunu söylemişti. Bu saptama çok önemli. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  43. Koray Özdemir Demiş ki:

    Ve Dos Santos’la ilgili de bir şey söyleyeceğim: Onu solda kullanmak Galatasaray’ı sağdan daraltır. Dos Santos, bir ağırlık merkezi, bir çekim merkezi olacak Galatasaray’da. Bu ağırlık merkezini, oyunun da merkezine koymak gerek ki gezegenler rahat dönebilsin etrafında.

    (Koray selam. Ben de aynen öyle düşünüyorum. Çok yaşa. Sevgilerimle. Melih)

  44. alikemal Demiş ki:

    kusura bakma Melih Abi, bayağı bir şey yazdım ama hepsini gerisingeri sildim. bunların bazılar türkiye gerçekleri ve bunda belki de suçlu bulduğum kişiler tam olarak sorumlu kabul edilmemeli.

    ama semih’e olanlar hiçbir adalet kavramıyla açıklanamaz. bu adam 17 yaşında arsenal’a gidecekken bugün antep’e satış opsiyonlu kiralanıyorsa bir yerlerde bir haksızlık vardır.

    çok çok özür diliyorum senden Melih Abi. bunu koymasan da olur (hatta daha iyi olur) panoya. okusan yeterli en azından maruzatımı bilmek adına.

    sevgilerimi sunuyorum sarı kırmızı…

    (Ali Kemalciğim. Burada her fikir önemli. Bu yüzden koyuyorum mesajını hiçbir yerine dokunmadan.
    Ama biraz da şöyle düşünüyorum. Futbolculuk kölelik değil artık. Eğer Semih Kaya bir şekilde oynamayı başarırsa Gaziantepspor’da ve vazgeçilmez olursa, eminim yuvasına dönecektir koşa koşa. Rahatlığım biraz da bundan. Yeter ki oynasın ve ve devreye girsin artık. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  45. emre1928 Demiş ki:

    Melih abi;
    İlk olarak geçmiş olsun dileklerimle başlamak istiyorum yazıma.
    Gerçekten çok açıklayıcı ve güzel bir yazı olmuş her zamanki gibi.
    Benimde bazı tespitlerim var, yeni transferlerle ve takımın geneli ile ilgili olarak onları paylaşmak istedim.
    1)Neill’ın takıma katılmasıyla birlikte hem topu oyuna iyi sokabilen hem de sert bir oyuncuya sahip olmuş olduk. Servet ve Gökhan Zan her ne kadar fizikli olsalarda rakibe sert oyuncular değiller. Kazım’ın Fenerbahçe maçında defansımızı ne kadar zorladığını hep birlikte görmüştük. Bu yüzden Neill transferinin tek yönlü değil iki yönlü olduğunu düşünüyorum.
    2)Caner’in son haftalardaki performansını herkes gibi beğeniyle izliyorum. Fakat Caner bu takımın değişilmez bir parçası olmak istiyorsa,kesinlikle kendini sol bek mevkisine adapte etmeli diye düşünüyorum. Ya sol açık mevkisinde rotasyon oyuncusu olarak kalacak ya da sol bekin değişilmez ismi olacak. Benim gönlüm kendisinin bu takımın sol beki olmasından yana.
    3)Dos santos konusuna gelince, kendisinin bir iç oyuncusu olabileceğine dair bazı şüphelerim var açıkçası. Kendisini, Barcelona’da oynadığı zamanlarda bir çok kez izleme fırsatım oldu. Genellikle Rijkaard, kanat rotasyonunda sıkça kullanıyordu kendisini. En önemli özelliği hızı ve adam geçme yeteneği olduğu düşünülürse,kanatlardan sıfıra kadar inip yapacağı servislerin takım için daha yararlı olacağını düşünüyorum. Ayrıca Baros’un yokluğunda da Avrupa kupası maçlarında forvet olarak oynayacağını düşünüyorum. Eğer Baros sakatlanmasaydı, kendisinin bir çok kaleciyle karşı karşıya kalıp attığı golleri izleyecektik(pana ve strum graz maçlarında olduğu gibi). İşte bu noktada Dos Santos’tan yararlanabileceğimizi düşünüyorum. Elano’nun Baros’la yakaladığı uyumu yakalayabilirlerse Dos Santos’un da bu tip gollerini görebiliriz. Nonda bu takıma zamanında çok şeyler verse de bu noktada
    sistemin işlemeyen bir parçası olarak duruyordu.
    4)Arda’yı bir çok kez canlı izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki, gerçekten çok yetenekli bir futbolcu. Ama bazı alışkanlıklarından vazgeçmesi gerekiyor artık. Bu takımın bir parçası, değişilmezi olmak istiyorsa bu sisteme ayak uydurması lazım bir an önce. Yapacağı şey çok da zor değil aslında. Karşındaki rakibi geçtikten sonra(var olan yetenekleri ile onun için çok da zor değil) en uygun arkadaşına topu hızlı bir şekilde aktarıp ve gol bölgesinde topla diri bir şekilde buluşup uygun vuruşu yapıp topu ağlara göndermek. Fakat kendisi hep zor olanı yapmaya çalışıyor. Sürekli çalım atarak topla ilerlemeye çalışıyor, kendisi keita gibi süratli bir oyuncu olmadığı için de kimi zaman geçtiği bir rakibini tekrar geçmek zorunda kalabiliyor. Bu yüzden de son vuruşu yapana kadar bayağı bir efor sarf ettiği için son vuruş genellikle başarısız oluyor. Son vuruş olarak çok da kötü bir futbolcu değil aslında. Örnek olarak ligin ilk yarısında Gaziantep’e, Trabzon’a, Euro2008′de Çek Cumhuriyeti’ne attığı golleri gözünüzün önüne getirirseniz, demek istediğimi anlayacaksınız mutlaka.
    sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.

  46. KSword Demiş ki:

    Selamlar,

    Dos Santos hakkında bahsedilmeyen birkaç şey var medyayda ve burada. Barcelona A takımına Bojan ile beraber alındı Dos Santos. Takımdan ayrılmasının nedeni performans veya yetenek yetersizliği değildi. Belki babasının yanlış yönlendirmesi belki de gençliğinden dolayı, Barca ile ters düşmesiydi. İlk 11 garantisi istediği, yüksek ücret talep ettiği ve kiralık gitmeyi redettiği gibi yorumlar var.
    İngiltere’de yeterli şansı bulamamasına gelince; ben Barca’dan ayrılan her futbolcunun gittikleri takımda zorlandığını düşünüyorum. Barca kadar iyi yardımlaşabilen takım yok. Bu oyun yeteneklerinizi sergileyebilmenizi de çok kolaylaştırıyor. Şahsen pek yetenekli bulmadığım Busquets’in bile çok da sırıtmadan oynayabilmesini bu takım oyununa bağlıyorum.

    Dos Santos’un yeteneğini tartışmanın yersiz olduğu 2-3 maçta görülür ama Galatasaray’ın ağırlık merkezi olup olamayacağı biraz şüpheli çünkü büyük bir klüp takımında bu kadar önemli sorumluluk almadı. Bu sorumluluğu alabileceğini gösterdiği yer ise Meksika Milli Takımı. CONCACAF Kupası’nda (6 ay önce oynandı) bütün ABD’yi kendisine hayran bıraktığını ve yaşıtı Carlos Vela ile Meksika’yı şampiyonluğa taşıdığını unutmamak lazım. Ayrıca turnuvanın en değerli oyuncusu seçildi.

    Rıdvan Dilmen her hafta saatlerce program yapıyor. Bir yerden sonra tekrar etmemek için dediklerini saçmalamak durumunda kalıyor. Programlarını da izlemmem. Öylesine gece vakti denk geldiği için izlediğim o programda çok haklı olduğu bir nokta vardı. Her futbolcuyu havaalanında izdiham halinde karşılamamak gerekiyor. Hadi klüplerimizin büyüklüğününü bir tarafa koyalım. Bu karşılama işinde bir ayrım da yapılmıyor. Maldonado da Carusca da yani neredeyse her yabancı futbolcu bu şekilde karşılanıyor. Bence bu tip karşılamalar eğer taraftar dernekleri veya yöneticiler tarafından düzenleniyorsa, bundan vazgeçmek lazım.

    Sevgi ve saygılarımla,

  47. emretez86 Demiş ki:

    Melih abi selamlar ,
    Dün akşam saatlerinde GS TV’den Ntv Spor’a doğru kanalları değiştirirken, 76.kanalda bizim yeni futbolcularımızın olduğu resimler dönmekteydi. Şaşırdım ve biraz bakayım dedim. Neyseki merakım kısa sürdü, nedeni de bu “yorumcu” arkadaşlarımız yapılan yeni transferlerin üstünden bütün kinlerini Galatasaray’ımızın üstüne doğru kusmaktaydılar. Ben hayatımda böyle bir garez ve kıskançlık, ne olduğunu bilmeden atıp tutma görmedim (Programın ismi bile bu insanların türlü organize işler ve insan sindirme başlığı altında atılan yumurta, bıçak vs. tarzı cisimlerle aldıkları galibiyetlerin en önemlisi , “yer” 6; bravo yani.).

    Aynı şeyi Rıdvan Dilmen yeni transferlerimizi yorumlarken de yaşadım. Neill için geçtiğimiz hafta Premier League’in yedek oyuncusu dedi ya, böyle birşey var mı? Biraz araştırsa, biraz tarafsız gazeteci olmaya çalışsa daha Istanbul’a gelmeden birkaç gün önce Arsenal’e karşı ilk 11′de oynadığını ve bütün sezon kaç maç yaptığını öğrenirdi. Yani dikkat ediyorum da Galatasaray kötülüğü biz daha yukarılara ulaşmaya çalıştıkça daha da artmaya başladı medyada. Mesela bir blog sitesinde Galatasaraylı bir kardeşimiz vermiş linkini, Meriç Tunca diye bir şahıs var ( tabii ki Hürriyet’te), ne de güzel kötülüyor yaptığımız transferler üstünden Haldun Üstünel’i ve Galatasarayımız’ı. Kim bu adam ya, nereden çıktı bir anda?

    Ben şahsen birkaç sene içinde arayı çok daha fazla açtığımızda bu insanların hasetlik durumları ne boyutlara varacak çok merak etmekteyim.

    Yaptığımız transferlin patlamasını meraklı gözlerle bekliyorlar, umarım bu sevinci yaşatmayız onlara.
    Saygı ve sevgilerimleb

    (Emre selamlar. Aslında şöyle bir durum var. Galatasaray bir polarizasyon yarattı Türkiye’de. Esasında Galatasaray’dan kötü de bahsetmek Galatasaray’ın marka değerini artıran bir şey. Yani İngilizce’deki “bad PR good PR durumu.” İkinci olarak Türkiye gibi toplumlarda bir kulübe bu kadar desteksiz yüklenilmesi bir mağduriyet durumu yaratır ve ters teper. Üçüncüsü. Aslında böyle şeyler dillendirenler beyinlerinin arka loblarındaki korkuları dillendiriyorlar. Yani farkından değiller tehlikenin. Sevgilerimle. Melih)

  48. gokhan bulur Demiş ki:

    Melih Bey (abi demek istemiyorum sakincasi yoksa)

    Caner ve Keita hakkinda size katılmıyorum, Caner tam anlamıyla bir sol acık, has bir 442 sol açıgı, gorüyorum ki burada da sikca lafi ediliyor Kewell’in sakatlığından sonra ama beklentiyi yüksek tutmamak gerekiyor. Cunku Caner sol forvet degil o yüzden Kewell’in yerini simdilik dolduramaz, Sol-sağ forvet olan oyuncunun merkez forvet de oynabilmesi gerekir, tıpkı merkez forvetin sag ve solda oynabilmesi gerektiği gibi. Caner’de henüz bu yeti yok. Rijkaard sag-merkez-sol forvetli 433 e gectiginde Caner sol forvet pozisyonunda cok bocalayacaktır, oyun karakteri olarak evrilmesi gerekir tıpku MTopal’in oynayabilmek için evrim sürecine girdiği gibi, bu düzende klasik sag sol açıklar oynayamaz. Evrim sureci cok sancılı olur, MTopal bu oyunun matematiğini bilmeyenler tarafından nerdeyse yuhlanacak performans gosterdi bu sancılı süreçte, unutmayalım.
    Rijkaard’in, elinde ne sag ne sol ne de merkez forvet olmadığı bir surecte 4411 oynattığını hatirlamak gerekirse ben fazla bir anlam yüklemiyorum 4411 e, Rijkaard forvetlerine kavustuğu an pek bir anlamı kalmaz diye düşünüyorum. Caner’in işi zor, tıpkı Babel’in Benitez’in liverpool’un daki gibi durumda. Zira Benitez de sol-merkez forvet olan Babel’den açık performansı istiyor ama Babel yapamıyor bunu. Benitez Babel’den Caner gibi olmasını istiyor, Rijkaard da Caner’den Babel gibi olmasını isteyecek, ironik bir durum :)

    Keita ile de ilgili, Lille performansını keşke seyredebilseydiniz, ozellikle CL de Lille’i son 16′ya taşıdığı performansı, arşivlik bir ACmilan deplasmanı performansı vardırki inanilmazdi. Özünde tam bir kontraatak takımı olan Lille’de Keita cokca 451 in koç başı olarak oynadı nerdeyse tek başına hucum etti, merkez forvet oynama yetisi var ama tabiki Rijkaard’in 433 ünün merkez forveti gibi değil daha bireysel oneman show tarzi bir merkez forvet performansı sergiledi. Ama ilk geldiğinden itibaren Rijkaard’ın oyun düzeni gereği gelismediğini söyleyemeyiz, 6 ay oncesine gore daha bir sistem forveti oldu. Keita ilginç bir oyuncu, tam anlamıyla ne sağ açık ne sag forvet ne de merkez forvettir. Zaten bu yüzden durdurulması çok zor, en büyük özelliği üst düzey bir hybrid oyuncu olması (Messi topclass bir hybrid oyuncudur) ve unpredictable ozelliği.

    Rijkaard’ın Avrupa maclarinda MBaros’un yerinde Keita’yi kullanacağını tahmin ediyorum, elbette daha kaotik bir merkez forvet performansı sergileyecektir ama daha iyi bir alternatif olmadığını düşünüyorum.

Görüşünüzü Belirtin:


    Yorum yapabilmek için üye olmak zorundasınız. Üye Girişi Yapın yada Üye Olun