Kayserispor maçının ardından: Bir tavşan niçin korkar?

B_002df9dd960851ac5aae84087ff50343

 

Bir panik içinde başladı maça Galatasaray. Üç nedenden.

 

Paniğin ilk nedeni, bir haftadan beri, Denizlispor maçından bu yana neredeyse tek ciddi antrenman yapmamış olmasıydı. Oysaki Kayserispor bir haftadan beri bu maça hazırlanıyordu, yönetimiyle, taraftarıyla, futbolcusuyla. Bu, ciddi manada ürküttü Galatasaray’ı. Bu duygu maça çıkmadan sinmişti futbolcuların üstlerinde.

 

İkincisi, sakatlıklardan ve hastalıklardan neredeyse son 15 maçtır ayrı bir defans kurgusuyla maçlara çıkan Galatasaray’ın bu geleneği bozmamasıydı aslında. Yeni transfer Neill Lucas’ın sol, Emre Güngör’ün de sağ stoperde oynaması ciddi bir soru işaretiydi, ama sonra görüldü ki defansif olarak en doğru kurguyla sahadaymış Galatasaray. Özellikle de 2008’deki formuna dönen Emre Güngör ve gözlerinin ışıltısından bile “ben liderim” duygusu yayılan Lucas Neill hatasız tamamladılar maçı. Ancak yine de oyunun başında sahaya ilk kez bu defans yapılanmasıyla çıkmanın tedirginliği vardı Galatasaraylılar’da.

 

Üçüncüsü. Denizlispor ve Antalyaspor maçlarından sonra belli ki bir özgüven bunalımına girmiş Galatasaraylı futbolcular. Maçın ilk bölümünde bu nedenle neredeyse dört pas üst üste yapamadılar. Özellikle de final seçimlerinde hep yanlış şıkları buldular yanıtların içinden.

 

Esasında bu ilk bölümde Galatasaray’ın bu zaafından yararlanabilmiş olsa Kayserispor, bugün, geçen sezon Michael Skibbe için neleri duymuşsak, onları işitiyor olacaktık Frank Rijkaard hakkında. Ama Kayserispor esnek bir takım olmadığı için, biraz bastırır görünse de gol pozisyonu bile üretemeden harcadı bu zaman dilimini. Aslında harcadıkları maçın kendisiydi, bunu daha sonra anladı Kayserisporlular, ama elden bir şey gelmezdi artık.

 

 

Kafkas’ın oyun stratejileri

 

Kayserispor’da Tolunay Kafkas’ın oyun stratejisi belliydi ve tek kanallıydı: Her hal ve şartta hızlı oynamak.

 

Bu stratejiyle iki şeyi planlıyordu Kafkas. Galatasaray’ın son iki maçta bir mayın hattı izlenimi veren andıran defans çizgisini arasındaki bağı kopartmayı ilk olarak. Bir de orta göbekte görev alan ikilinin (Mehmet Topal ve Mustafa Sarp) defansa yardım etmelerinin önüne geçmek. Temel strateji buydu. Yardımcı stratejiler ise ilk maçta olduğu gibi Galatasaray defansına ileride basmaktı. Bir de serbest oynayan Franco Cangele’nin boşaltacağı koridorlara sürpriz futbolcuları sokmak.

 

İnmeyen, inemeyen darbe

 

Önce bu stratejiyi analiz etti Galatasara, ardından da rakibi çözdü. Ancak indirici darbeyi vuramadı bir türlü.

 

Türlü nedenleri var bunun. Mesela bugün muhtemelen sık sık okuyoruz hep beraber sahanın ne kadar kötü olduğunu. Evet bir şeyleri zorlaştırmış olabilir kötü saha, ama temel neden bu değil elbette.

 

Başka? Beklerin kanatları destekleyememesi. Evet bu da etkiledi sonucu. Ama yine de olup biteni açıklayamıyor bu tek başına.

 

Başka? Fizik güç eksikliği, özellikle de Giovani Dos Santos’un, Elano’nun ve maçın son bölümünde Abdülkadir Keita’nın. Hatta 12 dakika oyunda kalmasına karşın Barış Özbek’in. Evet, bu da önemli, ama temel bir şey eksik ama fotoğraf hâlâ çok flu.

 

Duygusal zekâ

 

Netleştirmek gerek fotoğrafı. İşte o saptama: Galatasaraylı futbolcuların duygusal zekâsı, Rijkaard’ın oyun planının temel hatlarını bile keşfetmek için yeterli değil. Bu nedenle de planlananla gerçekleşen arasında ciddi bir mesafe oluştu Kayserispor maçında.

 

B_d27f73435c97b2865c09afe5540a3713

 

“Madem ki Jô sakatlandı” diye düşünmüş olmalı Rijkaard, “öyleyse yeniden 4-3-3’e dönme zamanı, Atletico’ya daha iyi hazırlanmak için bir fırsat geldi ayağımıza.” Böylece orta sahada 2+1 yapılanmasına dönüp, 4-6-0’ın provasına girişti Rijkaard Kayserispor maçında. Ama sadece Rijkaard böyle düşündü, çünkü futbolcular tek santrforlu 4-3-3 oynuyorlarmış gibi davrandılar sahada.

 

Nasıl becerdiler bunu? Takımda Harry Kewell ya da Shabani Nonda veya Jô varmışcasına hareket ederek. Dar 4-3-3 oynayacak yerde, takımın santrforu var zannıyla, özellikle de üçüncü bölgede takımın enini çok büyüterek. Kötü zemine karşın takımın boyunu uzatıp pas hatalarını çoğaltarak ve hız faktörünü devreden çıkararak. (Sezonun en yavaş futbsollarından birini oynadı bu yüzden Galatasaray.) Kanatların sıfıra inilmesi durumunda bir silah olacağını unutup (aslında becerememek demek daha doğru) rakip ceza sahasına sağdan ve soldan çok sayıda yüksek top indirerek. Ve de bu yüksek toplarda inanılmaz az isabet kaydedererek.

 

İlk maçla karşılaştırma

 

Karşılaştırmalı gidelim. İstanbul’daki ilk maçta Kayserispor’u 4-1 yenmişti Galatasaray. Fantastik bir skordu, ama uzun süre 2-1’e kilitlenmişti maç ve o bölümde Galatasaray’a nefes aldırmamıştı Kayserispor tâ ki 3-1’e kadar.

 

O maçta toplam beş kez pozisyona girmiş ve bunlardan dört gol çıkarmıştı Galatasaray. Kayserispor da beş gol pozisyonu üretmişti o maçta, ama attığı gol sayısı birde kalmıştı.

 

Dönüyoruz düne. İlk maçta olduğu gibi yine beş gol pozisyonu üretti Galatasaray. Üstelik rakibini de pozisyon sayısı olarak birde tutmayı başardı. O da sağ bek Serdar Demiral’ın Mehmet Topal’ın böğründe eriyen şutundan sonraki denemesi.

 

Ne çıkar bu karşılaştırmadan? Demek ki Galatasaray’ın takım savunma kurgusu kıpırdatmamış Kayserispor’u demek çıkar mı mesela? Hem de kağıt üzerinde Ariza Makukula’yı en iyi tutabilecek oyuncu olan Servet Çetin muhtemelen ileri top şişirdiği gerekçesiyle yedek kulübesindeyken?

 

Evet kısmen çıkar. Ama “nerede ilk maçtaki o gümrah Galatasaray, o pozisyon yaratmak için pas ve hız futbolundan ödün vermeyen takım nerede” diye sorduğumuz zaman durum vahimleşiyor.

 

Sahi nerede o Galatasaray? Galiba şurada: Rijkaard’ın zihninden futbolcuların zihnine geçerken kayboldu bir yerlerde, sahaya çıkamadı.

 

Zihniyet farkı

 

İlk maçla ikinci maç arasındaki zihniyet farkını ortaya koyan küçük bir karşılaştırma daha: İlk maçta hızlı bir santforu (Milan Baros) vardı Galatasaray’ın ve takım tamamen pas ve hız futboluna kilitlenmişti. Bu yüzden topu yerde tutuyor, hızla paslaşıyor ve ceza sahasına yüksek top indirmeyi son seçenek olarak tercih ediyordu Galatasaray. Bu nedenle de ilk maçta 13 yüksek top indirmişti Galatasaray Kayserispor ceza sahasına.

 

Oysa dün, bırakalım hızlısını, takımın bir santrforu yokken bile tam 30 tane yüksek top indirdi Galatasaray Kayserispor ceza sahasına. Tuhaf biçimde bu 30 ortanın yarısı sağdan yapıldı, yarısı da soldan. Yani bir yanlışı ısrarla yaptı Galatasaray. Bu ortalarda isabet oranının az olduğunu söylemeye ayrıca gerek yok elbette.

 

İşte takımın duygusal zekâsı yok oldu derken kastedilen tam da bu. Rijkaard başka bir futbol oynamaları için bir takım sürüyor. Sahaya çıkan takım planlananın dışında başka bir futbol oynuyor. Tıpkı dilin, çekilen bir dişin boşluğuna gitmesi gibi sık sık.

Duygusal zekâ eksikliği bu işte. Yani bir insanın hem kendi, hem de karşısındakinin duygusunu sezme, anlama ve yönetme yeteneğinin eksikliği.

 

Caner vak’ası

 

Duygusal zekânın iflası dün en iyi Caner Erkin’de gözlemlendi. İleri çıktığı her seferinde rakip ceza sahasına bir çaresizlik ortası yaptı Caner Erkin. Takımın hücumdaki biribirinden kopuk, uzak ve yardımlaşmasız saha dağılımı yüzünden elbette. Ve de bundan daha vahimi. Caner Erkin bu ortaları her seferinde, yüksek top oynamanın yanlış olduğunu bile bile yaptı, yapmak zorunda kaldı.

 

Yani durumun vehametini anlıyordu Caner Erkin, ama hiçbir şey gelmiyordu elinden, gelemiyordu. Bu yüzden de kendine kızdıkça orta yaptı, orta yaptıkça da kendine kızdı.

 

Tavşan niçin korkar?

 

Takımın duygusal zekâsının istenilen seviyenin altında olmasının vahim bir sonucu var Rijkaard’a göre. Ya da olmalı.

 

Galatasaray UEFA Avrupa Ligi’nde Atletico’yu geçecekse bunu sadece 4-6-0 formatında hızlı bir pas futbolu oynayarak yapabilecek. Tek yönlü bir sokak burası. Başka bir çıkış yolu yok bunun. Ve de Kayserispor maçında bu anlamda inanılmaz kötü bir sınav verdi Galatasaray. İşte bu yüzden çok kızgındı Rijkaard maçtan sonra, sanki takımı rakipten 5 gollü bir mağlubiyet almışcasına.

 

Nâzım Usta, Büyük Taarruz’u anlattığı şiirinde dişleri takırdadığı için daha çok korkan bir askerden bahsederken aynen şöyle der: “Tavşan korktuğu için kaçmaz. Kaçtığı için korkar.”

 

Rijkaard’ın da en büyük korkusu bu. Takım kötü oynadığı için için kızmıyor Rijkaard. Yanlış olan futbolu ısrarla iyi biçimde oynamaya çalıştığı için kızıyor.

Etiketler: ,

67 Kişi Fikrini Belirtmiş Bu Konuda: “Kayserispor maçının ardından: Bir tavşan niçin korkar?”

  1. ismail says:

    Selamlar,
    Bizler maçı izlerken yazınızda bahsettiğiniz duygusal zeka eksikliğinden kaynaklanan pas ve hız futbolunun eksikliğini üzülerek ve öfkelenerek görebiliyoruz. Sıklıkla övgüyle bahsettiğimiz oyuncularımızın, bunu kavrayamama nedenleri neler olabilir? Alışkanlıklar mı, sahip oldukları futbol kültürü mü? Peki ya bu kadar çok olanağın içerisinde işin doğrusunu izleme, çözümleme olanakları varken bunları yap(a)mama gerekçeleri neler olabilir? En iyisinin kendilerinin yaptıkları olduğunu düşünmeleri mi? Keita zaman zaman çaresizlik içerisinde anlamsız hareketler yaptı, Caner önünde Dos Santos varken asla paslaşmayı tercih etmedi ( fakat kaptanın o bölgeye geldiği pozisyonlarda uygun olup olmamasına bakmadan topu ona attı) Elano belki de Topal’ın varlığından dolayı, arada kalmış gibiydi, Dos Santos ile birlikte. Kewell’in Baros’un Sabri’nin yokluğunda yerlerine oynayanları da silikleştirdi Galatasaray takımı. Arda biraz daha ceza alanın dışındaki bölgelerde dolaşsaydı Elano ve Dos Santos’la daha çok paslaşarak Keita’yı aralara kaçırmayı düşünseydi belki daha farklı olabilirdi. Bilmiyorum belki de taraf olmaktan kaynaklı kısıtlı futbol algım doğruları görmeme engel oluyordur ama Denizli’ye attığı golle Hakan Şükür’ü hatırlayan Arda dün kü oyunuyla da kendini onun rolüne kaptırmış göründü gözüme ve Keita’nın kötü bir takımın yıldızıymış gibi oynaması ve Caner’in hep Dos Santos’u görmezden gelmesi, Elano’nun Antalya maçında oyuna girdikten sonraki hallerine çok uzak kalması ve takımın Neill, Emre, Sarp dışında fiziksel olarak hep rakiplerinden bir adım geride olması, zamanı top geveleyerek öldüren bir Galatasaray yalnızca hocasını değil, onu sevenleri de bunu yaparken ne kadar zaman kaybediyorsa o kadar üzüyor. Maç geceleri yatağa yatıp, Emre aşırsaydı topu, Elano çabuk vursaydı yerine, her oyuncumuzun bireysel olarak pas alıp vermedeki becerilerini ve zaman mekan kullanımlarını düşünecek boyuta geldik bizler, ilkokul çağlarımızdan bugüne, ya oyuncular?

  2. gkks Demiş ki:

    Merhaba Melih Bey,

    Yazınızı gene çok güzel. Ama bütün herkes kötü bir Galatasaray yazarken aslında 5 pozisyon üreten ve bir pozisyon veren Galatasaray arasında bir fark olmalı. Hem de bu Kayserispor gibi bir takım ile hem de deplasmanda. Ancak Arda, Dos Santos, Elano ve Keita gibi adamların oynağı ileri hatta nasıl bir birliktelik sağlamaz ve ayağa futbol oynamaz bunu merak ediyorum. Bence temel sorun Mustafa Sarp ve Mehmet Topal orta sahasının hem hücum hem de savunma yönünü başaramamış olmalarıdır. İyi bir Ayhan bu sorunu çözebilir. Atletico Madrid maçından önce beni endişelendiren takımın kaybettiği özgüven.
    Bir başka önemli nokta ise bütün yazarların hatta eski futbolcularımızın bile bütün transferleri yetersiz bulması, Gökhan Ünal’ı bile daha iyi yorumlamaları. Sanki Galatasaray’a vurmak hatta hakkında kötü şeyler yazmak için para almışlar.

    Gürkan

  3. emretez86 Demiş ki:

    Ne yapacagiz Melih abi ? Düzelecek mi takım ?

    Saygılar

    Emre

    (Düzelir Emreceğim. Hem kolayca düzelir. Melih)

  4. Huseyin Anil Ok Demiş ki:

    Melih Abi,

    Tamamen farklı bir düzene geçiyoruz, senin de dediğin gibi sanki forvet varmış gibi oynuyor bütün takım. Sezon ortasında resmen dere geçerken at değiştirmek gibi taktik değiştiriyoruz, değiştirmek zorunda kalıyoruz…

    Topu yerden oynamadık değil, oynayamadık. Mustafa Sarp ve Mehmet Topal’la bunun olmayacağı zaten belli gibi birşey. Her ne kadar yürekleriyle oynasalar da bu iki oyuncu şu anda bu bahsedilen yerden ayağa pas oyununu yapacak düzeyde değil. Belki iyi bir Ayhan veya Barış bunu yapabilir ama bu ikili yapamaz…

    Forvet yokluğu diyoruz ama Cem Sultan hiç düşünülmüyor nedense. Tabi bunun kararını teknik heyet verecektir ama böyle bir durumda bile güvenilmiyorsa bu çocuklara hiç boşuna kariyerlerini devam ettirmesinler takımımızda. Geçen sene Bülent Korkmaz’ın defans yokluğunda Semih’în yerine Kewell’ı oynatması gibi birşey sanki bugün yapılan. Tamam Atletico Madrid maçlarına bir prova diye algılanabilir fakat Cem Sultan kumarı tutarsa Atletico Madrid maçına forvetsiz çıkmak gibi bir ihtimal de ortadan kalkar.

    Kısacası dün yenmemiz gerekiyordu, Emre Çolak biraz soğuk kanlı olsa bugün çok farklı isimler çok farklı şekilde konuşuluyor olurdu. Olmadı, canı sağolsun. Umarım herşey düzelir, bizim istediğimiz gibi olur.

    Saygılar.

  5. Baskanson Demiş ki:

    bu takımın rijkaard la 2 3 sene beraber olacağını ve geleceği yarattığını biliyoruz ama bir de gerçek var (bence bu sene şampiyon olamasak da, doğruları yapabiliyorsak -galiptir bu yolla mağlup-) ;

    biz, barcelona gibi ciddi sürdürülebilir kaynaklara sahip değiliz ve seneye mutlaka ş liginde oynamak durumundayız. hepimiz biliyoruz ki sene başı yapğılan tüm o yatırımlar şampiyonlar ligine giderek sürdürülebiilr bir para sirkülasyonunu sağlamak için ve bu futbolla ş ligi ne gidemememiz, euro cup a tekrar gidişimiz kimseyi şaşırtmaz. çünkü “şampiyonluk kalitesinde top oynanmıyor bu takımda”.

    evet geleceği düşünüyoruz ama şu dakika gs ın kısa vadede halletmesi gereken gerçekler de var.
    kimse kimseye masal anlatacak durumda değil zaten : birşeyler yapılması lazım.
    gs bana ilk kez bu sene “hiç umut vermedi”…
    gerçekten çok kötüydük.
    hani iyi oacak şeylerin ayak sesleri gelir ya ; kötüler de geliyor, antalya maçı da kabus gibiydi. bu da o şekilde.
    ……………..
    bu noktada 4-3-3 efsANEsinin en önemli noktaları olan bek ve orta sahamız öne çıkıyor.
    beklerimiz çok kötüydü, hücumu hiç desteklemedi.
    orta sahamız da yolgeçenn hanı, çünkü hücumdan orta sahaya destek “sıfır”…
    bu sene özelinde hiç bir ışık/pırıltı yakalayamadım ben son 2 maçta.
    kötüler kötüsüyüz oyun olarak…

  6. Orkun Demiş ki:

    Bu muhtesem analizden sonra denilebilecek pek bir sey kalmiyor aslinda.

    Ben genel resme su acidan bakiyorum. Oncelikle bir takimin takim olmasi icin gecirecegi evreleri aciklamakta fayda var:

    Forming (olusma) – Insanlarin takim icindeki gorevlerini anlamaya calismasi, hala kendilerini bagimsiz hissettikleri halde birbirleriyle anlasmaya calismasi.

    Storming (firtina) – Bu asamada herkes yapilacak is hakkinda daha cok sey ogrenir, aliskanliklardan ve fikir catismalari dolayi tartismalar yasanir.

    Norming (standartlasma) – Birbirleri hakkinda daha cok sey ogrendikce kendi aliskanliklarini baskalarina yardim etmek icin ayarlarlar.

    Performing (performans) – Herkes problemleri anladiktan ve digerlerinin yeteneklerini , neler yapabileceklerini ogrendikten sonra takim birbirine bagli tek vucut gibi hareket etmeye baslar. Bu asamda takim artik iyi calisan bir makine gibidir.

    Adjourning (sonlandirma) – is bittikten sonra (sezon sonu) takim dagilir.

    Ben bu takimi iki parcaya bolmekte fayda var. Kaleciyi haric tutarak defanstan Mehmet Topal’a kadar olan 5′li ve kalan 4′lu arti Mustafa Sarp.

    Ilk besli canlarini dislerine takip oynadilar, birbirlerine yardim ettiler ve bence basariliydilarda. Lucas Neill’in aynen Hagi’nin yaptigi gibi liderligi kisa zamanda eline aldigini, o bolgeyi toparladigini ve o bolgedeki oyuncularin birbirlerine daha cok guvendigini gorduk. Bu mactan sonra bence defanstaki besli 3. asamaya yani standartlasma evresi icinde asama kaydetti. Tek handikaplari Servet Cetin’in oyun anlayisi ve kisisel yeteneklerini on plana cikartma istegi. Eger oynarsa ve oldugu gibi devam ederse bu gurubu bir alt asamaya cekebilir.

    Ikinci dortlu arti Mustafa Sarp ise cok farkli. Birbirlerine guvenmiyorlar, yardim etmiyorlar ve hepsi kisisel yeteneklerini on plana cikartmaya calisiyor. Burada Mustafa Sarp’i ayri tutmak gerek elbette. Bu acidan bakildiginda bu gurup 1. asama yani olusma ve 2. asama yani firtina arasinda gidip geliyorlar.

    Sonuc olarak elbetteki sorunlar olacaktir ancak sizinde belirttiginiz gibi Rijkaard’in kafasindaki ile sahada oynanan oyunun arasinda buyuk farklar var ve bu olabilecek en ciddi sorun. Rijkaard’a sevgimiz ve saygimiz sonsuz o yuzden onu sorumlu tutmak su an icin zor geliyor. Ancak tum bu verileri alip is dunyasina uyarlarsak bunun sorumlulugu tamamen yoneticidedir ve yonetici basarisiz kabul edilir.

    Sorunun en buyuk kaynagi iletisim elbette. 80-20 kurali, yani Pareto Prensipleri’ne gore sorunlarin %80′inin kaynagi nedenlerin %20’sinden dolayidir. Takimdaki iletisim bozuklugu aradigimiz %20′den en buyugu bence. Herkes iyi niyetli, herkes sampiyon olmak istiyor ama bir turlu akort tutturamiyoruz.

    Saygilar,

    Orkun

  7. Melih says:

    selamlar.

    izniniz olursa bütün mesajları hiçbir yorum eklemeden ve edit etmeden yayınlayacağım.

    sevgiler.

    melih

  8. ozoz33 Demiş ki:

    selamlar bence o kadar kötü oynamadı galatasaray olumlu pas oranlarınqa bakarsanız ve de topa sahip olma oranlarına şu an elindeki kadro ile de iyi oynadı bence takımın birkaç sorunu ver temelde hızlı oynayamıyor bence bunun nedeni bir türlü kadro istirkrarı yakalayamadı galatasaray sakatlıklardan dolayı futbol herkesin bildiği gibi bir ezber oyunu bu nedenle oyuncuların düşünme süresi biraz uzuyor sahada bir diğer neden hucumcularının ve de orta saha oyuncularının yeterince ceza sahası içine koşu yapmaması defans arasına arkasınıa hiç koşu yapan oyuncu yok bunun da bence iki nedeni sakat olan oyuncular ve özgüven eksikliği sakatlıklar düzelince ve kadro istikrarı sağlanınca çok iyi bir takım bizi bekliyor antep ve kayseri maçları bence bunu gösteriyor

  9. keremgs1905 Demiş ki:

    Selam Melih abi ,

    Ozlettin kendini ve yazilarini,umarim iyisindir.

    Ozellikle son 2 mac sistemden oldukca uzaklastik maalesef.Ve bunun sonunda Rijkaard’in hakli bir kizginligi vardi.Dedigin gibi yanlis oyun uzerinde israr etti takim ve goruntu gercekten kotuydu futbol adina .Umarim bu kritik donemden her kupada devam seklinde cikariz.

  10. Koray Özdemir Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi.

    Ben Denizlispor, Gaziantepspor, Kayserispor ve iki Antalyaspor maçını hazırlık maçı olarak görüyorum. Takımda 4 yeni isim var. Bunlar için bir hazırlık devresi geçmesi gerekiyor. Bence Atletico maçından itibaren ciddi maçlarımız başlıyor ki çok zor bir sınav.

    Şampiyonluk yolundaki en önemli rakibimiz Fenerbahçe de bu staddan beraberlikle ayrılıdı o yüzden büyük bir kayıp yok şimdilik. Ama ilkeli futbolumuza geri dönmeliyiz. Galatasaray’ın bu baskının altından kalkması gerek. İlk hedef Antalyaspor galibiyeti olmalı. Baros gittikten sonra takımda ciddi bir özgüven sorunu var gibi. Ona çok ihtiyacımız var .

  11. locarelli Demiş ki:

    merhaba,

    Elestirmis olmak icin elestiriliyor bu ulkede futbol. Yazarindan , cizerine , sokaktaki adamdan, derin bilgi sahiplerine kadar.Galatasaray son zamanlarindaki en guzel topunu oynadi bence.Izlemeye yetisemedim neredeyse , o ikide bir örnek verilen ingiliz futbolunun hizindaydi dunku mac. Cok gol pozisyonu olmayabilir, futbol illa o degil. Önemli olan mucadele ruhu. Galatasarayin su andaki tek ve en buyuk sorunu ” takim olmak” tir.Buna ragmen dun cok iyi oynadi. Fenerbahce de kimse yok , ama fena halde ” takim ” onlar , tek fark bu .
    Bu duzelir mi? Sanmiyorum duzelecegini, gruplasmalari asamadikca bu yok olmaz, nasil asilir, bunun da tek yolu, zirveyi yakalayan sonuclar almaya baslamaktir.FB nin Sivas macindan sonra katettigi bu ” takim olma” duygusuna bakarsak, olayi yorumlayabiliriz.
    Sevgiler herkese.

  12. tunguska Demiş ki:

    sevgili melih bey,
    görüşlerinizin bir coğuna katılmakla birlikde malesef ana soruna değinmediğinizi vurgulamak durumundayım şöyleki orta sahada kurulan sarp-topal vede önlerindeki elano üclüsü kayserinin aynı mevkisine konulan abdullah durak – saido ikilisi karşısında özellikle ilk 15-20 dakika perişan oldular vede malesef son 10-15 dakikaya kadarda o bölge rakibin 2 oyuncusuna karşı 3 kişi olmasına rağmen üstünlük kuramadı…. orta göbeğin sorunu anlaşılamadıkca galatasarayın ana sorunu anlaşılmayacakdır ,sakatlar,bekler-forvetler gelsede ana sorun ,ana problem orada olacakdır vede ancak yumuşak vede ağır oynayan takımlara oyun olarak üstünlük kurarken bazen aynen sene başında vede ilk kayseri macında olduğu gibi gününde olan yıldızların cabaları ile galibiyetler elde edeceğiz ama sonuc almada, ligi tepede bitirmede – avrupada başarılı olmada final goal her daim bizden uzak olacakdır…

    dün akşam özelinde elano sıfır direncle oynadı ,mustafa sarpın kazandığı pres yapdığı bir pozisyon hatırlamıyorum allahı var ilk 15 dakika cok kötü oynayan topal ondan sonra en azından defanif olarak neill-emre güngür ikilisinin önünde yangın söndürücü görevini yapdı ama o kadar,ötesi yok …

    dediğim gibi irdelenmesi gereken bizim takım neden her hafta rakibin bir – iki orta sahaya oyuncusunu yıldızlaştırıyor??? buraya cevap bulmadan yapılacak diğer yorumların şahsen hiç bir öneme haiz olmadığını düşünüyorum..

    futbolcu bazında ise bu bölgedeki elanonun son derece hayal kırıklığı yaratan ne defansif nede hucum anlamında hiç bir katkıda bulunmadığını artık itiraf etmek durumundayız (hele antalya macında sarpa daha yakın oynarken onu paspas eden siyahi antalyalı oyuncunun yıldızlaşması ayrı mesele)
    mustafa sarp ise rijkard vede taraftar istediği kadar zorlasın ama ondan bizim ilk 11 imiz değil ilk 18 imiz için bile yeterli bir oyuncu cıkmaz,cıkmayacakda..
    topal ilk defa dün akşam ilk 15 dakika dışında defansif olarak sahada iyi işler yapdı yanında ernst gibi bir oyuncu olsa elano-sarp-topalın yapdığı işi sadece iki oyuncu topal – mesela ernst fazlası ile yapacak duruma gelebilir…

    efendim son olarak sağlık vede afiyet diliyorum şahsınıza..

    selamlar,saygılar..

  13. hakan_isik Demiş ki:

    Merhabalar Melih Bey,

    Bu ligin en önemli takımlarından birisiyle deplasmanda oynadık ve rakibin kaleye şutu yoktu Topal’dan dönen şutu saymazsak. Zaten rakibin gol hanesinde 0 yazması da bunu açıklıyor çünkü kaleyi bulan toplar gol oluyor genelde. Ben dünkü maçtaki oyunumuzu defansif anlamda çok beğendim. Rakibe pozisyon vermedik ve Emre ile Keitanın %100 pozisyonlarının dışında 5 tanedede pozisyon bulmak başarıydı. Bu takımda Balta, Sabri, Baros, Kewel, Jo gibi ilk 11 de oynaması muhtemel 5 tane adam yok ve anlamsız bir şekilde transferlerimiz eleştriliyor. Rijkaard haksızca eleştiriliyor ve eleştirenlerin önce kendisine ve sonradada Hocamızın kariyerine bir bakması lazım. Ben Rijkaardı kaybetmektense şampiyonluğu kaybetmeyi tercih ederim ve herkesi hocamıza desteğe çağırıyorum çünkü kendisini maçtan sonra çok sinirli ve kızgın gördüm bu beni çok üzdü.
    Dünkü maçta her topu ortalamamız anlaşılamz bir yanlışlıktı. Orada kafa vuracak bir adam yokken bunu nasıl göremez oyuncularımız anlayamıyorum. Eğer 4-6-0 oynayamayacaksak striker pozisyonuna Sarp yada Servet monte edilebilir diye düşünüyorum. Çünkü Arda orada kayboluyor. Bu arada Emre Güngör geröekten müthiş oynadı.Allah onu sakatlıktan korusun. Neill ile birlikte iyi bir ikili oluşturacaklar. Umutsuz olmaya gerek yok. Eğer dün Emre ve Keita golleri atsa Kayseriye deplasmanda pozisyon vermeden 2-0 alıp gelecektik maçı ve o zaman herkes çok farklı konuşacaktı.

  14. Emrah Demiş ki:

    Sevgili Melih,

    Elano için ligin ikinci yarısını bekleyelim dedik… İkinci yarı başlayalı kupa maçlarıyla beraber 5 maç falan oldu.

    Dün, maçın ilk yarısında Elano yine kayıp.

    Oyunu 2 yönlü oynayabilecek belki de tek ortasaha futbolcumuz kağıt üzerinde Elano. Gel gelelim, oyunun 2 yönünde de YOK. Adam sanki sahada yok. İlginç… Top bizdeyken nerede duracağını bilmiyor, top rakipteyken nerede duracağını yine bilmiyor…

    Ne soracağım; Bu Elano silik futbolundan kurtulup, ne zaman faydalı bir futbolcu haline gelecek ?

    (Emrah selam. Esasında Gaziantepspor maçında sahanın en iyilerinden birisiydi Elano. Ama sonra hastalık filan kuvvetten düştü. Bence Antalyaspor maçından sonra yeniden iyi bir Elano’ya doğru evrilen bir futbolcu izleyeceğiz. Bir de şunu unutmayalım. Kayserispor maçındaki beş pozisyonumuz için tek gerçek asisti o yaptı yine, Emre Çolak’a vcerdiği pasla. Diğerleri biraz karamboldu. Sevgiler. Melih)

  15. yavuzca Demiş ki:

    Rijkaard’ın geldiği ve tobol maçlarını oynadığımız ilk zamanlardı. Galatasaray’ın kötü futbolu eleştiri konusu olmaya henüz başlamıştı. O günlerde Rijkaard’ın yaptığı bir açıklama var. “Eğer başarı gelmesini istiyorsak biraz acı çekmeliyiz. ” O günden beri biz Galatasaraylılar olarak FB maçı dışında fazla acı çekmedik. Biraz İBB biraz da Manisa maçlarında üzüldük. Galiba bu bir ay biraz acı çekeceğiz. Çekeceğimiz acının maç sonrası mı yoksa maç esnasında mı olacağını bilmiyoruz. Açıkçası maç içerisinde bu acı gerçekleşirse beklediğimiz ve özlediğimiz Galatsaray’a erken kavuşuruz. Yok maç sonrası çekilecek bir acı varsa ozaman buradan ilan ediyorum Rijkaard’ın yanında olmalıyız. Onun sistemini oturtmasını beklemeliyiz. Sabretmeliyiz. Bence bu da yetmez yönetim +2 yıl daha anlaşmalı kıvırcık saçlı esmer çocukla.

    Genelde eleştiriler Gio üzerinden yapılıyor. Gio form tutar ve taraftarın gönlünde taht kurarsa, kaptanımız Arda’yı gönül rahatlığıyla Avrupaya uğurlarız. Belki de bizim bilmediğimiz bir sözleşme yapılmıştır Arda ile ilgili ve yine bilmediğimiz bu sebeple Rijkaard Arda’nın yerine Gio’yu hazırlıyordur. Biraz bekleyelim ve takımımıza sahip çıkalım.

    Ancaak, dakika 85 Gio oyundan çıkıyor. Yerine Emre Çolak giriyor. Bu dakikadan sonra Arda’nın gayretine ve takımın coşkusuna lütfen bir bakın. Nasıl hücum ediyor ve nasıl baskı kuruyor Galatasaray. Açıkçası bu resim geleceğe dair beni bir hayli ürküttü. Korktum zira Galatasaray’da daha önce de oluştuğuna inandığım Arda-Keita-Kewell-Caner-Sabri arasındaki diyalog bir guruplaşma havası verdi. Umarım yanılıyorumdur.

    (Yavuz selamlar. Arda konusunda dediklerin canalıcı. Ancak böyle bir gruplaşmanın olduğunu düşünmüyorum Galatasaray’da. Bir de enseyi karartacak bir durum yok. Sorun şu ki Galatasaray potansiyelinden yararlanamıyor dönem dönem. Bunun da bazı nedenleri var. Ama her halükârda Rijkaad’la yolların ayrılacağını sanmıyorum. Bu ihtimal neredeyse sıfır. Antalyaspor maçıyla bir çıkışa geçer Galatasaray. Tahminim bu yönde. Sevgilerimle. Melih)

  16. KSword Demiş ki:

    Merhaba,

    Güzel bir yere değinmişsiniz, GS ilk yarıda çok gollü galibiyetlerinin en önemli nedeni; son derce verimli bir takım olmasaydı. Elimde TSL istatistikleri yok ama UEFA Avrupa Ligi’nde grup maçlarında en az gol girişimi olan 3. takım olan GS (41), 12 tane gol atmış ki bence çok iyi bir yüzde. Bu verimin düşeceğini zaten siz de öngörmüştünüz.

    Kalan az zamanda 4-6-0 oynamayı öğrenmesi mümkün GS’ın ama maçı ileride değil kendi sahasında kabul etmesi gerekiyor. Bu kadroyla rakip sahada pas yapacak birlikteliği sağlamak kısa zamanda mümkün gözükmüyor. Rakip defansını öne çıkardığında kapılan topu özellikle Elano kullanmalı. Top hızla ileri fırlayan Keita-Dos Santos-Arda’ya ulaştırılmasıyla bu üçlü rakip defans yerleşmeden etkili olabilir. Bahsettiğim oyunu aslında GS geçen yarıdaki BJK ve Pana maçlarında oynamıştı. (Van Gaal’in Alkmaar’a oynattığı oyun tarzı yani Total Futbol 2.0)

    Dos Santos’u ben de fizik olarak çok zayıf buldum. Bir sakatlık ve antrenman eksikliği olmadığını düşünürsek belki de bu sezon ancak bu kadar güçlü olabilir. Futbolcuları değerlendirirken toplu veya topsuz yaptıkları tercihlere bakmayı daha doğru buluyorum. Top ayağına yakışan , hızlı ve kumaşı iyi gözüken Türkiye’de bile 1,65 boylarında bu tipte yüzlerce oyuncu var. GS da total olarak çok form da olmayınca benim bakış açımdan değerlendirmek de zor. Beklemek lazım ama sabırla, bu yarım sezonda çok iyi işler beklemek sabırsızlık olur.

    PS: Çok girmek istemediğim bir konu ama işler kötü gidince saha dışında FB ve GS’ın çirkinleşmesi yine canımı sıkmaya başladı. Buna saha içinde yapılanlar da eklenince bu güzel lige yazık ediyorlar. GS’da Keita yaptığı iki defa abartılı sakatlık gösterisiyle ve Caner’e yaptığıyla, FB’de ise birçok futbolcu yaptıkları sportmenlik dışı müdahalelerle zaten bu hafta hiçbir şeyi hak etmemişlerdi. İyi oldu bu puan kayıpları.

    (Selamlar. Avrupa Ligi’nde en az gol girişimi olan üçüncü takım olduğu istatistiğinin kaynağını verirseniz sevinirim. Bir de detayını. Çünkü nihayetinde grubunu birinci olarak tamamlayan bir takımdan bahsediyorum. Elimde Avrupa Ligi maçlarındaki gol pozisyonu bilgileri var. Sadece Graz’daki Sturm maçı hariç bütün karşılaşmalarda rakiplerinden daha fazla gol pozisyonu üretmiş Galatasaray.

    Bir de Total Futbol geleneğinin bir numaralı ismi Cruijff Van Gaal’i gelenek içinde görmez pek. Ona karşı oldukça eleştirel bir yaklaşımı vardır Cruijff’un. Bu, benim de katıldığım bir yorum. Görüşmek üzere sevgilerimle. Melih)

  17. ahmet ilker Demiş ki:

    merhaba arkadaşlar, merhaba melih bey,

    geçen haftaki umutsuzluğum biraz olsun geçti çok şükür ki. çünkü düşüncelerim gelgitler içerisindeydi. teknik direktörümüzün “rotterdam’ı küme düşüren” mi yoksa “barcelona’yı en üste taşıyan” mı ayrımına gelmiştim. şimdi ise fr’nin bizim için gerçek bir şans olduğu kanaatına tam olarak inanıyorum. her ne kadar hiddink gibi bir markanın bu ligde işe yarayamadan gönderildiğini hatırlasam da bu hareketin bizim takımda olmadığını ve olmayacağını düşünmek sevindirici bir durum.

    kenarda sürekli notlar alan, analiz yapan, alternatifleri değerlendiren heyette bir problem yok sadece onların bastıkları tuşlar çalışmıyor şimdilik. takım halen daha orkestra şefinin kalkıp inen kollarından birşey algılamıyor. ben buna duygusal zekadan çok ekipsel zeka diyorum çünkü takımımız ortak bir düşünce içerisine halen daha giremedi. önceden bu kolay oluyordu çünkü gerek hagi gerekse ileriki tarihlerde hakan bülent ve hasan’ın ağabey-önderliğinde bu ahenk kontrol edilip kurulabiliyordu. ama şimdi o kadar olgun olmayan bir takım kaptanı, sürekli sakatlıklar, takım içi günbegün değişen dengeler, yeni transferler fırtınanın dinmesine engel olmakta. toz bulutu havada iken servet topu playmaker gibi kullanmak istiyor, lucas neill’in savunma liderliğine onay vermiyorlar, orta saha ve ileride bir şaşkınlık söz konusu. ekip zekasının ne kadar düşük olduğunu her ofsayt taktiğinde net olarak görebilmekteyiz. her üç ofsayt tuzağından biri elimizde patladı. bu zamanla aşılacak bir durumdur ve sabretmek gerekmektedir. bunu atletico maçından beklemek anlamsız ve gereksizdir.

    ve işte bu pencereden baktığımızda herşey daha da netleşiyor benim açımdan. sorunumuz kesinlikle forvetsizliğimiz değildir. şu an bu takıma 100 metreyi en kısa zamanda koşan bir atlet olarak değil, beynin ayaklara hükmetmeye çalıştığı bir gazi gibi bakın çünkü çok daha önemli bir geçiştedir bu bakımdan. lütfen bu süreçte hiç bir taraftar lig tablosuna veya avrupa kupası eşleşmesine bakmasın. çünkü varmayı hedeflediğimiz noktada söz konusu hedefler o kadar küçük kalmaktadırlar ki. bizi biz yapan bu sabrımızdır, küçük düşünecek kadar sabırsız olup hep yarını düşünüyor olsaydık, övündüğümüz hiçbir başarıyı elde edemezdik.

    şimdi bir balonun içine helyum gazı basıldığı zaman ayaklandığı gibi takımımızın nasıl ayaklandığına şahit oluyoruz. tanık olduğumuz bu süreç tarihidir. saygılarımı sunuyorum.

    (Selamlar. Öncelikle şu konuda şöyle düşünmek çok doğru. Gerek TSL, gerek TZK maçları Avrupa maçları için ölçü olamaz mesele Galatasaray olunca. Takımın önünde yaklaşık 10 gün var, ve sakatların da takıma girmesiyle Galatasaray Madrid’e asla ümitsiz gitmeyecektir.

    Basın ve bazı çevreler eleştilerin Rijkaard üzerine toplanmasına neden oluyor ama bu süreci Galatasaray, Rijkaard’ın dediklerini takım olarak (yani takım zekâsı) sahada uygulayarak atlatacak. Diğer yandan kullanılan bu takım zekâsı kavramını biraz geliştirmek gerek modelleme olarak. Böylece önemli bir kavrama sahip oluruz. Sevgilerimle. Melih)

  18. sg_gs Demiş ki:

    Bugun Racing – Atletico Madrid macini izledim. 1-1 bitti mac. Cumartesinden sonra tur icin bayagi umitsizlenmistim fakat bugun umitlerim tekrar yeserdi. Bayagi bir denk takimiz onlarla aslinda, su anki tek farkimiz onlar yakaladiklari pozisyonlari degerlendirecek Aguero ve Forlan gibi forvetlere ve bu oyuncularin ayagina uzun ara pasi atabilecek Simao gibi orta sahalara sahipler. Bizde de bunu Elano yapabilir fakat Baros, Kewell ya da Jo gibi aralara kosacak forvet sikintimiz var. Onun disinda cok bir fark yok takimlar arasinda bence, eger disedis mucadele edersek ve topu kontrol etmeye calisirsak avantajli olarak doneriz.

    Guzel futbol bir bilinmeyen ise bunun bagli oldugu degiskenler zemin, tribun, rakip sertligi, oyuncu performansi vs. ise bence Vicente Calderon’da zemin, tribun ya da rakip sertligi cok fazla bizi etkilemeyecektir. Oyunumuzu tek etkileyenin kendi performansimiz olacagini dusunuyorum.

  19. minelva Demiş ki:

    Melih Bey merhaba,
    Sizleri tekrar aramızda görmek inanın Fenerbahçe’nin dün gece puan kaybetmesinden bile daha mutluluk verici.
    İyi oynadık kötü oynadık ,illaki bunun muhakemisini önce futbolcular sonra teknik kadromuz yapacaktır.İllaki herkesin kendine göre bir doğrusu ve bu doğru üzerinden yapabileceği yanlışlar da olabilir. Ama şuna inanıyorumki kimse GS kaybettiği iki puan üzerinden ne yönetime , ne teknik kadromuza ne de futbolculara , ortamın onlara verdiği rahatlık ile söz söyleyebilme hakkı vermemektedir.
    Sayın Dilmen’in GS maçından sonra yapılan transfer için skandal yorumu yapması,taktiksel diziliş vb hataları (kendince) bağıra bağıra, tellalcı gibi yorumculuk yapma hakkı vermez.
    Skandal tarnsfer konusunda kendilerine iki sorum olacaktır. Sakat olan Nonda’yı gönderip yerine Jo’yu almak mı skandal yoksa ikinci yarıya sadece Lugano-Billica veya kanatsız başlamak mı skandal. Bir insan yorum yaparken lütfen Fb kimliğinden ya sıyrılsın ya da diğer yorumcular gibi kimliğini belli etsin. Birde dünkü Fb yorumlar ayrı bir tartışma konusu içerir.
    Maçla ilgili sadece Elano’nun , Emrenin veya başka bir pozisyon gol olsaydı tamamen farklı bir durum olacaktı.
    Saygılarımla

  20. erdalus Demiş ki:

    Günaydın Melih Abi,
    Topun canına inanmak lazım bazen.Emre Çolak’ın yerinde Baros’ta kaçırabilmiş olabilirdi o golü, ya da Kewell kaçırabilirdi Keita’nın kafa şutunu veya Elano’nun salisenin içindeki anda yaptığı gecikme ile kaçırdığı gol…
    Diğer yandan dünkü Galatasaray, yukardaki yazınızdaki yanlışlara rağmen, hamuru çok güzel yoğrulabilen bir takım adına çok güzel ışıklar veriyor.
    Çok genç ve yeni bir kadroydu Kayserispor karşısındaki Galatasaray.Ve bu takım Arda ve Elano yönetiminde en kısa zamanda Rijkaard’ın duygusal zekasını sahaya yansıtacaktır.
    Dünkü takım bir anlamda Kalli’nin ilk dönemindeki Galatasarayı’na benziyordu. Kanımca gelecek 10 yılın takımı yavaş yavaş çıkıyor ortaya.
    Sonsuz sevgi ve saygılarımla.

  21. ERHAN USTA Demiş ki:

    (Yavuz selamlar. Arda konusunda dediklerin canalıcı. Ancak böyle bir gruplaşmanın olduğunu düşünmüyorum Galatasaray’da. Bir de enseyi karartacak bir durum yok. Sorun şu ki Galatasaray potansiyelinden yararlanamıyor dönem dönem. Bunun da bazı nedenleri var. Ama her halükârda Rijkaad’la yolların ayrılacağını sanmıyorum. Bu ihtimal neredeyse sıfır. Antalyaspor maçıyla bir çıkışa geçer Galatasaray. Tahminim bu yönde. Sevgilerimle. Melih)

    Melih abi selamlar maçı seyredemedim o yüzden maçla alakalı bir yorum yapamam ama Arda ve Caner için hemen hemen tüm forumlarda bu tip yorumlar var herkesin bu yönde düşünmesi biraz tuhaf değilmi eğer bunu taraftar görüyorsa FR de görüyordur ve tedbirini almakta ona düşer bu konuyu iyice ele alıp bir yazı yazarsan çok sevinirim zira bazı maçlarda bende rahatsız oluyorum özellikle Arda Elano arasında birşey var gibi şimdiden teşekkürler kolay gelsin abi

  22. TAHTASAKAL Demiş ki:

    Melih Bey Merhabalar,
    Maçı hemen Rijkaard’ın arkasında izlediğim için burada birkaç yanlış anlaşıldığına inandığım şeyi düzeltmek isterim. Bir kere dün Galatasaray kesinlikle dar 4-3-3 ya da 4-6-0 oynamaya çalışmadı aksine Rijkaard sürekli oyunu daha enlemesine açmaları kanat bindirmeleri yapmaları konusunda uyardı. Bence dün sistemi işletmeyen iki oyuncu Gio ve Keita idi. Caner aldığı ilk birkaç topta kafasını kaldırıp Gio’ya baktı, Gio yanında Kayserispor’lu bir oyuncu ile çizgi üzerinde sadece duruyordu. Boşa kaçma, top isteme gibi bir düşüncesi yoktu. O yüzden Caner de sürekli topu alıp gitti ve fakat gittiğinde de hep düşüncesi boş bıraktığı alandaydı çünkü Gio oraya girip o boşluğu doldurmuyordu. Caner’in aklı sürekli arkada olduğu için bir an önce ceza sahasına şişirip bölgesine geri döndü. Uğur’un durumu da zordu. Bir kaç sefer topu Keita’ya verip kanat bindirmesi yaptı. Keita hızlıca topu aktarmak yerine çok anlamsız ve uzun süre ayağında top tutup çok kritik noktalarda top kaybedince hızlı Kayserispor oyuncuları ciddi tehlike yaşattılar. Uğur’da bir daha gitmemeye karar verdi. Gio çıktıktan sonra Arda’nın coşması ise burada bir yorumda yazılan gibi takım içi gruplaşma falan değil en azından sol kanada Arda geçtiği için oranın çalışmaya başlamasıydı.
    Devre arası kampında bir antremanda şöyle bir sahne var. Sağ forvete top gidiyor; o, içeri kıvrılıp topu sağ iç orta saha oyuncusu vasıtasıyla bindirme yapmış olan sağ beke aktarıyor. Rijkaard bağırıyor “ön direk” diye ve gol. İşte antrenmanlarda çalışılan bu tip şeyleri sahada hiç göremiyoruz bence sıkıntı bu. Rijkaard’la 15 gün başbaşa çalışmak büyük birşeydir demiştiniz tatilden önce ama şu an sol ve sağ forvet oynayan oyuncular çalışamadılar ki. Bizim de şanssızlığımız bu oldu.
    Çok uzattım kusura bakmayın ama bu da enseyi karartmamak için küçük bir not: bu maçtan önce çıplak gözle izlediğim son maç Pana maçıydı. “Sürekli hücum yapacakmış gibi defans, hep defans yapacakmış gibi hücum yap yani bir sonraki adıma göre saha içi dağılımını kurgula” şeklinde özetleyebileceğim transition game Galatasaray’da hiç yoktu; mükemmelleşmeye başlamış bile.
    Saygı ve muhabbetle
    Ahmet

    (Ahmet selam. Çıplak gözle inceleme futbolda çok değerli. Esasında benim 4-6-0′dan kastım körlemesine yüksek top yapmadan yardımlaşmalı ve paslı futboldu. Burada sahayı enine de kullanmak gerekiyor illa ki. Ama aynı zamanda boyuna kullanmadığın saha takıma çizgiye inmeden körlemesine yüksek top yaptırıyor. Nitekim maçtan sonra Rijkaard’ın kanatları kullanmadık itirafı buydu. Devre arasındaki antrenmanları ben de seyrettim ve o zaman uyguluyordu bunu takım. saygı ve muhabbet bizden. Melih)

  23. umit Demiş ki:

    Melih Abi,

    Son maçlardaki kötü oyunumuzun “striker” yokluğundan ziyade Hakan Balta ve Sabri’nin eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Ne Uğur ne de Caner, sağ ve sol bek mevkisi için yeterli değiller maalesef. Özellikle Kayseri maçında performans olarak dibi gördük bu mevkilerde.

    Sabri’nin Keita ile uyumunun yanında oyunun sıkıştığı anlarda insiyatif alıp sağ kanattan kendi yarattığı akınlarla hem takıma zaman kazandırıyor hem de rakibi geride tutuyordu. Keza Hakan Balta ofansif olarak Sabri kadar destek vermese de yerinde müdahaleleri ve pasları ile önünde oynayan oyuncunun da performansını doğrudan etkiliyordu.

    Bu iki oyuncumuzun takıma katılımı ile birlikte problemlerin büyük ölçüde azalacağını düşünüyorum. Tabii ki Baroş, Jo ve Kewell’un takıma acilen dönmesini bekliyoruz ama Sabri ve Hakan’ın dönüşü bize onlar dönene kadar nefes aldırmaya yetecektir.

    Kayseri maçı ile ilgili takım hakkında tek konuşulacak konu Neill ve Emre Güngör’ün performansıdır benim için. Gerçekten uzun zamandır böyle bir stoper performansı izlememiştik. Neill saha içindeki duruşu ile sadece defansın değil takımın da lideri gibi oynadı. Ben çok beğendim kendisini. Makakula’ya verdiği gözdağı’na hayran kaldım. Psikolojik olarak bitirdi Makakula’yı ki aynı Makakula Sami Yen’de bir omzuna Serveti bir omzuna Gökhan Zan’ı alıp oynamıştı. Emre Güngör ise 2008 yılında ilk geldiği günlerden bir oyun sundu bize.

    Giovani transferi bana göre yanlış bir transfer değil. Tek şanssızlığı takıma yavaş yavaş değil de sakatlıklar dolayısı ile hızlı bir giriş yapmış olması ve henüz ligi tanıyamadan takımın da kötü oynadığı maçlarda sahne almasıdır. Bir de ligimizi sanki biraz küçümsediğini düşünüyorum, birebirlerde hiçbir rakibini geçemedi son iki maçta, birileri bu ligde top oynamanın o kadar da kolay olmadığını anlatmalı kendisine.

    Son olarak yönetime bir eleştirim olacak. Nonda’nın gönderilmesi çok doğru bir karardı fakat Jo ile birlikte onu yedekleyebilecek, maliyeti düşük bir türk forvet oyuncusu da alınmalıydı. Pektemek olabilirdi mesela, Aynı şekilde sol bek için Volkan ve Alpaslan’ı gönderiyorsanız oraya iyi kötü bir türk almalısınız yedek beklemesi için. Caner ile olmayacağı ilk yarıda anlaşılmıştu oysa ki.

    Dediğim gibi sakatlıklar döndükten sonra daha farklı bir Galatasaray sahada olacaktır, enseyi karartmamak lazım. Önemli olan onlar dönene kadar hedeflerden kopmamak.

    (katıldığım bir yorum Ümit. Eline sağlık. Melih)

  24. shishek Demiş ki:

    Merhaba,

    Siteye yeni üye oldum, aranızda olmak gerçekten mutluluk verici.

    Kayseri maçında tüm iyi niyet ve pas oyunu zihniyetine rağmen bazı oyuncular arasında “ego”sal bir sorun olduğu açıkca görüldü. Bunu herkesden fazla Rijkaard görüyor ama tepkileri bizim beklediklerimizden farklı. Çünkü futbolda madalyonun iki yüzünden biri futbolcu egosunun gerekliliği, diğer tarafı ise takım içerisinde egodan arındırılmış yardımlaşma isteği. Bu dengeyi sağlamak zaman alacak biraz. Fatih Terim döneminde bunu hiyerarşik bir yapı (neredeyse askeri tarzda) ile sağlamıştık. Bugunkü takımın oyuncuları için ise daha basit bir yapı gerekli.

    Diğer tafatan maç içerisinde beni en mutlu eden şey, Neill’in hem oynadığı futbol hem de lider savaşçı kimliği ile ön plana çıkması oldu. Önümüzdeki maçlarda Neill’in varlığının takıma daha fazla güven vereceğini ve ayrıca Arda’nın üzerindeki yükü hafifleteceğini düşünüyorum.

    Son olarak Rijkaard’ın 6 ay içerisinde sakatlıklardan dolayı sürekli yeni denemeler yapmak zorunda kalmasına rağmen takımımızın Avrupa ve ligdeki durumuna bakınca kendisini takdir etmekten başka bir eleştiri getiremiyorum.

    (Emin selamlar. Hoşgeldin Gayın-Sin’e. Ego konusunda oldukça haklısın. Çünkü Rijkaard’ın maç içinde futbolcular yanlış bir şey yapınca kızgın lığını Neeskens’e anlatmasını başka türlü açıklayamayız. Ben bunu duygusal zeâ olarak ele almıştım. Görüşmek üzere sevgi ve selam. Melih)

  25. u-topie Demiş ki:

    GS için Kayseri maçı içinde yol alınan süreci temsil edici tipik bir maç değildi.
    Çok sayıda uzun ve yüksek top, stekrarlanan kaleci degajları vs.
    Uğranılmak zorunda kalınmış bir istasyon denilebilir.
    Bir daha yolumuzun düşmeyeceği.
    Unutacağımız.
    Hafızamızda iz bırakmayacak.
    İlk kez bir arada oynayan bir geri dörtlü.
    Uzun aradan dönen Keita ve M.Topal.
    Hazır olmayan G. Santos.
    Oturtulmaya çalışılan oyun şablonuna uygun kadro yapısını önemli ölçüde kısıtlayan sakatlıklar.
    Bu koşullar altında ahenkten, ritmden, senkrondan, akorddan bahsetmek hiç kolay değil.

    Geçiş dönemlerininin çimentosu özgüvendir.
    Bu konuda yaşanan yalpalamayı atlatması adına bir ilk adım olabildi yine de Kayseri maçı.
    Her ne kadar çoğu organize akınlar sonucu olamasa da yeterince gol pozisyonu üretti GS.
    Tek fark sezon başına göre pozisyonların gole dönüş yüzdesinin düşüklüğüydü.
    Defansif anlamda L. Neill’in katılımı ve katkısıyla artık daha güvenilir bir durumda takım.
    Saha içi dağılım ve koordinasyon eğrisinin yukarı doğru olacağı açık gün be gün.
    Telaşa gerek yok.

    Kadro kısıtları, yenilerin adaptasyon sıkıntıları ve mental zorluklara karşın ligin en zor deplasmanlarından birini daha geride bıraktı GS.
    Üstelik galibiyeti kaçıran taraf olarak.
    Bu özgüven açısından önemli.
    Antalya maçında M. Topal daha az isabetsiz top kullanacaktır.
    Keita ve Elano daha diri ve efektif olacaktır.
    Statik bir anda değil hareket eden bir akışta birlikte ve birbirini tamamlayarak hareket edebilmek için önce paylaşılmış bir düşünsel arka plana sahip olabilmek gerek.
    Biraradalığın gücüne, önderliğin kılavuzluğuna ve kendi rolüne ikna olmuş bireylerin diğerlerine sirayet eden enerjisini açığa çıkaracak bu ortak zihinsel zeminin inşa edilmesi sürecinde hala GS.
    Takımın bu sürece katılım iştahı ve eski alışkanlıklarından kurtulma konusunda ki hızını tatminkar bulmuyor FR anlaşıldığı kadarıyla.
    Ama çatışan bir bilek bükme manzarası yok ortada.
    Niyetler paralel.
    İmbikten damla damla süzülüp birikiyor birikmiş futbol aklı bu takımın damarlarında.
    Bundan kuşku duymayalım.
    Medya aklımızı karıştırmasın.

    Keyifli bir bahar bizi bekliyor.

    (Ümitli olmak bakımından tek olunmadığını bilmek büyük bir huzur veriyor insana. Teşekkürler üstad. Melih)

  26. u-topie Demiş ki:

    Bir kez daha HAKEMLERİMİZE…
    Maç başlarında el kol hareketleriyle itirazlara ve kasıtlı sertliklere kart göstermeye veya bariz gole giden deplasman takımı oyuncusunu düşüren iç saha takımı oyuncusunu ihraç etmeye cesaret edemediyseniz lütfen maçı aynı şekilde bitiriniz.
    Son on dakikada ve uzatmalarda çıkardığınız kartların sizin maç istatistiklerinizin dışında oyuna bir katkısı olmuyor çünkü.
    Rakibini sindirmeye oynayan zaten sindirmiş oluyor.
    Veya tribünleri arkasına alarak sizi kontrol etmeyi hedefleyen zaten bu amacını gerçekleştirmiş oluyor.
    TSL’de bu sezon ilk 75 dakika ve son 15 dakika kart dağılımlarını gerçekten merak ediyorum.
    Birisi araştırabilirse ortaya çok çarpıcı bir tablo çıkacağını sanıyorum.
    Ortaya çıkacak tablonun açıklanamazlığının belki hakemlerimizin gelecekteki tutumlarına bir faydası olur.
    Maskeli balonun maskeleri düşmüş olur.

    Bir de belgesel önerim var ilgilisine.
    Bu sezon E. Belezoğlu’na gösterilmesi muhtemel sarı kartlık pozisyonların ard arda montajlandığı karelerden oluşan bir belgesel.
    Ne kadarının pas geçildiği, ne kadarının gösterilebildiğini izleyebileceğimiz.
    ”Türk Hakemliğinin Emre fobisi. Bir Ş.Saraçoğlu klasiği” ismi yakışır bu belgesele.

    Türk medyasıyla ilgili bir küçük benzetmeyle bitirelim.
    Yaptığınız yorumların seyrettiğimiz maçları açıklama ve örtüşme kapasitesi ne yazık ki ağabeyinin paltosunu giymiş küçük kardeşin görüntüsünden farklı değil.
    İnanın içindeki ismleri ayıklayıp herhangi bir maç için söylediklerinizi başka bir maç için dublajlasalar bir şey farketmeyecek.
    O kadar kopuksunuz gerçeklikten, o kadar eğreti duruyorsunuz.
    Sanırım takım zeklarından önce medyadakilerin ve tribündekilerin zekâsından başlamalıyız konuşmaya.
    Tanrı aklımızı koruya..

    (Amin Üstad. Melih)

  27. aksilaz says:

    Melih Bey,
    Selamlar. Burada yazan herkes o kadar içten ve güzel yazıyorki okurken zevk aldıgımı belirtmek istiyorum. Umarım böyle seviyeli ve kaliteli yazı ve yorumlarla devam edecektir burası.

    Cumartesi akşamı ekran karşısında epeyce sinirlendiğimi belirtmeliyim. Bu oyuncuların bu kadar sönük oynamaya hakları yok. Sahada Elano var mıydı yokmuydu anlayamadık. Ayrıca Dos Santos’tan cok güzel bir yan hakem olacağınıda görmüş oldum. O çizgiden ayrılmamakta ısrar etti maç boyu. 85 dakika bu oyuncuya tahammül ettiği içinse Rijkaard’ı da üstün sabrından ötürü tebrik etmemiz lazım. Aldıkları ücretin karşılığını vermiyor futbolcularımız.

    Sadece bu oyunculara kızmıyorum ancak diğer oyuncularımız ve özellikle Neill elindeki sahaya yansıtmaya calısıyor. Uğur çok kötü oynuyor ancak zorluyor deniyor. Keza Emre Güngör son bir yılda kaç oynamış bakmak lazım ama verdiği mücadele takdire değer. Elano hastalandı güçsüz düştü yorumlarına hiç katılmıyorum. Emre Güngör’e baksın, Neill’e baksın. Kaçarak oyun oynuyor. Top Tpal ve Sarp’a geliyor Elano’ya bakıyorum toptan uzak yerlere dogru hareket ediyor.

    Kısaca kötüye gidiyoruz. Rijkaard’ın istediği futbolun % 20 sini bile oynamıyoruz 1 aydır. Yönetim her istediği koşulu sağladı diye düşünüyorum. Biraz şapkayı öne koyup düşünme vakti. Fenerbahçe yenemese bile ettiği mücadele keza Dyarbakırlı oyuncuların verdiği mücadelenin 10 da 1 ini sahada göremiyorum. Kaçan galibiyetlerden ziyade klubün en önemli özelliği olan mücadeleci futbolu kaybediyoruz bu daha çok üzüyor beni.

    (Hemşerim selamlar. Biraz zaman. Sadece biraz zaman. Sevgilerimle. Melih)

  28. idris Demiş ki:

    Selamlar Melih Abi…
    Ben de geleceğe ümitle bakanlardanım. Acı çekmeden başarı elde edilebileceğine inanan varsa yanılıyordur. Biz de gerektiği kadar hatta daha fazla acılar çekeceğiz. 10 kişi kalmış takımı yenemedik, inanın 11 kişi olsalardı yenerdik. Daha iyi oynamaya başladığımız dakikalarda eksik kaldı rakip ve oyunu berabere bitirmeye o anda karar verdi. Atılabilecek iki gol vard ve biz o iki golden birini atsak her şey daha farklı olacaktı. Ama geriye dönüp bakmaya gerek yok. Antalyaspor kupa maçı farklı olacak. Ama spiker Erdoğan Arıkan ya da Yalçın Çetin gibi biri olsun istiyorum. Levent Özçelik Ömer Üründül’e uyup saçma sapan şeyler söylemeye başlıyor artık:) Belki de maça giderim hiçbirini çekmem:)
    Saygılar…

    (İdris selam. Maalesef son Antalyaspor maçında aynı şeyi duyduk TRT spikerinden. Ben iyiniyetli olduklarını düşünmüyorum. Tam tersine o günkü maçı bu ikili anlatsın istiyorum ve Galatasaray da patlama yapsın. Bu çaresizliği yaşatmamız lazım onlara. Sevgiler. Melih)

  29. erdalus Demiş ki:

    Hazımsızlar!,
    Melih Abi, bugün gazetelerdeki başlık şu; Fenerbahçe ve Galatasaray ilk 20′de.
    Konu ise dünyada internet üzerinden en çok tıklanan en popüler spor kulüpleri.
    Fenerbahçe 12. sırada(12.3 milyon)
    Galatasaray ise 6.sırada(16.7 milyon)
    Yani bu kadar olur! Galatasaray Dünya’da 6.sırada demiyor/diyemiyor medya.Ve yukarıdaki başlığı kullanıyor.
    Şöyle de olabilirdi; Fenerbahçe 29. sırada olsaydı: Fenerbahçe ve Galatasaray ilk 30′da!
    Oysa; biz rakibimizi 2 ye katlamışız. Biz ilk 10 içerisinde, ve hatta ilk 5′ten sonraki takımız. Bu nasıl bir hizmettir, nasıl bir yayıncılıktır. Bebek muamelesi yapılıyor adeta.Ağlamasınlar, sızlamasınlar diye medya devamlı pohpohluyor rakibimizi. Zaten bu yüzdendir ki rakibimiz de bir türlü gerçekle yalan arasındaki farkı göremiyor.
    Sonsuz sevgi ve selamlar.

  30. Melih says:

    Selamlar.

    Birikme olmasın için yorumsuz yayınlıyorum mesajları.
    Sevgiler.

    Melih)

  31. Cem Klay says:

    Merhaba Melih ağabey,

    Öncelikle kendinizi özlettiniz ve lütfen bir daha bizi bu kadar yalnız bırakmayın.

    Maç bizim açımızdan kötü geçti bu bir gerçek. Ancak, bu kötü halimizle bile 5 pozisyona girdik sizin dediğiniz gibi. Ben, takımın bu kadar kötü olmasını temposuz oyuna ve beklerdeki sıkıntıya bağlıyorum.

    Orta alanda Mehmet Topal ve Mustafa Sarp’a gelince top, oyun yavaşlıyor ve rakip bu sırada sıkı pres yapıp tehlikeli bölgede topu kapıyor. Elano’nun bu bölümde katkısını bekledim ama hala fizik olarak çok kötü ve hiç verim gösteremedi- Emre’ye son dakikada attığı pas hariç-

    Elano olmayınca, Mehmet ve Mustafa’da oyunu yavaşlatınca, üzerine beklerdeki sıkıntı gelince doğru düzgün 4 pas üst üste yapamadı takım.

    Hal böyle olunca, ilk 20 dakikada yaşadığımız korkuları yaşadık, ama Neill – Emre Güngör ikilisi bu korkularımızı serpiştirdi, kötü gecenin kazancı oldular.

    Benim takımın içinde problem olarak gördüğüm forvet değil kesinlikle, yukarıda da bahsetiğim gibi, bekler ve orta sahadır.

    Bu bağlamda sana bir soru soracağım;

    Giovani fizik olarak hazır değil, Rijkaard sağ bek oynama özelliği olan Barış’ı sağ beke çekse, Caner, verimli olduğu sol açığa kaysa, Uğur’da sol bekte yerini alsa dün akşamkinden daha verimli bir bek performansı izleriz diye düşünüyorum. Gio’da ikinci yarılarda belli süre oynatılarak gelecek maçlara hazırlanır.

    Sence böyle bir sistem sakatlıklardan kurtulana kadar çare olmaz mı ?

    (Cem hemşerim selamlar. Hemen aklımdakini söyleyeyim. Deplasmanda Barış Özbek tehlikeli bir sağ bektir. Çünkü ters kademeyi pek uygulayamaz. (Bakınız Leverkusen’den beş yediğimiz maç.) Uğur da defansif olarak başarılı olsa da sol bekte, hücum yönünde çok zayıf kalıyor, ki şu anki sistemde beklerin oyuna katkısı çok ama çok önemli. Gio’ya gelince. Esasında Rijkaard’ın yeni oyun mantalitesi bir şekilde oturmuş olsa, ne Gio’nun fiziki yetersizliği ortaya çıkacak, ne de Elano’nun. Bu ikisi takım şizoid biçimde boyunu çok uzun tuttuğu için daha çok göze batıyorlar. Halbuki takım daha birbirine yaklaşarak pas futbolu oynasa Rijkaard’ın istediği gibi, kanatları da siklet yani ağırlık merkezi oluşturarak kullansa hiçbir sorun olmayacak ve herkes Gio için “iyi transfer” diyecek. Ve de en nihayet. Gio’nun takıma adaptasyonu otomobilin debriyajının kavrama noktası gibi. Bir kere oturunca alır başını gider. Sevgilerimle. Melih)

  32. muratafsar says:

    Selamlar,

    Bence Galatasaray’ın şu anki en büyük sorunu bekler maalesef,

    Hakan Balta formunu yükseltmeye başlamıştı, sakatlandı. Sabri deseniz yıllardır gördüğümüz en iyi Sabri’ydi, sakatlandı.

    Yerlerinde oynayan oyunculardan Caner oranın adamı değil, işini yarım yapıyor. Uğur maalesef şu haliyle galatasaray gibi bir takımda 11′i bırakın, kadroya girmemeli.

    Oradaki işini ve oynadığı yeri bilmeyen bekler olduğu zaman orta sahada sıkıntı fazlasıyla büyüyor, bu da geriden başlayarak ileriye doğru oyunun bozulmasına yol açıyor.

    Zira şu maçta iki ideal bekimizden bir tanesi oynamış olsa, hele bir de bu kişi mesela sabri olsa bu maçta 3 gol atardık inanın ki. Çünkü Galatasaray’ın sezon başından beri en iyi yaptığı iş iki kanattan en az birini kullanarak rakibin saha içi dengesini bozmaktı, bunu yapamıyoruz. Hatta tam tersi durumlar yaşadık, yani rakibin dengemizi bozması hadisesi. ancak bununla başa çıkmayı öğrenmeye başlamışız.

    Sakatlarımız düzelmeye başladıkça, yani ligin sonlarına doğru puan kaybı yaşayacağımızı bile düşünmüyorum. Sürecin gerektirdiği o döneme kadar ne yapabiliriz sorusudur. Ancak Kayseri maçındaki mücadele açıkçası beni tatmin etti. Dengemiz bozulmadı, mücadelemiz azalmadı.

    Kayserispor, Bursaspor gibi bir takım değil, bugün bana Bursa’dan kimi GS’da görmek istersiniz deseler kimseyi söylemem, çünkü oradaki kimse bu kapasitede değil. Medya maymunluğu yolundaki Sercan da dahil olmak üzere. Hadlerini bilmeden oynarlarsa kupa maçındaki gibi rezil olurlar. Hadlerini bilerek oynarlarsa da buldukları pozisyonu gol yapabildikleri sürece 3 puan alırlar(GS maçındaki gibi). Ancak Kayseri takımı öyle değil, onca eksiğine rağmen sahaya çıkan takım taş gibi. Oyuncular arasında bileğine çok hakim adamlar var, hepsinin fizik gücü belli bir ortalamanın üzerinde, tek tek baktığınızda takımın neredeyse hepsi büyüklerde en azından rotasyona girebilecek potansiyeldeler. (Mesela Mehmet Eren’i alsak fena mı olur? :) )

    Onun için Kayseri deplasmanını küçük görmemek lazımdır ki şu 1 puan rakibimizin -açıkçası benim beklediğim- kaybıyla birlikte biraz daha manidar oldu. Haddini bilmeden oynayan Bursaya karşı iyi oyunları kendilerini biraz yanıltmıştı.

    Fikstür hesabına göre rahatlıkla alabileceğimiz 31-32 puan var. Önemli olan rakibimizin ne kadar alabileceğidir.

    Saygılar, sevgiler.

    (Çok katıldığım bir yorum. Teşekkürler Murat ve sevgiler. Melih)

  33. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi,
    Ziraat Türkiye Kupası’nın çarşamba günkü hakemi;Bünyamin Gezer.
    Yorumsuz…
    Sevgi ve saygılarımla

  34. serkanber Demiş ki:

    Hakikaten ilginç bir büyüsü var bu sitenin.

    Gelen hiçbir mesaj seviyeden ve samimiyetten bir gram ödün vermiyor. Sanki Galatasaray`ı dert edinen insanların terapi merkezi gibi.

    Bu ortaklaşa iyi niyetin ve yapılan uyarıların bir şekilde sporcularımıza da ulaştığını hissetmekten kendimi alamıyorum.

    Melih Abi sabır diyorsun.

    Sanırım gerçekten şimdi çile biriktirme zamanı…
    Ama kalıcı zaferimizin de elbet gelecek zamanı.

    (Serkancığım çok teşekkürler site yorumun için. Bunu buradaki herkes başardı. Başlarda büyük hatalar da yapmış olsam (bakınız transfer dönemi) iyiniyet olunca belirli bir seviyeye geldi Gayın-Sin ve orada da tutunmayı başardı. Futbola gelince. Esasında kötü durumda değil Galatasaray. Zihinlerde yapılacak minik bir sıçramayla bambaşka bir kimlik kazanabilir takım ve de bu çok zor değil. Sadece egolar biraz hafifletilecek, hocaya daha çok kulak verilecek. Bu kadar. Sevgi ve selamlarımla. Melih)

  35. Galileo Demiş ki:

    Melih Abi,

    Uzun süre sonra yazınızı görmek çok güzel. O kadar uzun süre yoktunuz ki bizi sonsuza kadar terkettiğiniz duygusuna kapıldım.

    Kayserispor maçının onbiri açıklandığında çok şaşırdım ben. Emre Güngör ile Neill oynayacaktı defansın ortasında. ‘Kesin Servet sakattır, o yüzden Emre oynuyor.’ diye düşündüm. Yedeklere bakıp Servet’i görünce daha da şaşırdım. Çünkü Rijkaard’ın Servet’ten vazgeçeceğine hiç ihtimal vermiyordum.

    Benim hayalimde, Emre Güngör’ün oynaması vardı hep. Neill’in oyununu gördükten sonra (beklediğimizden de iyi çıktı) da keşke Emre ile beraber oynasalar diye düşündüm. Ama Servet’in yerine onun oynaması konusunda hiç umudum yoktu.

    Antalyaspor maçını tekrar izlediğimde, Servet’in isabetsiz paslarının çokluğu dikkatimi çekti. Epey komikti aslında. Çünkü topu eveliyor geveliyor, hazırlanıyor Servet, zannediyorsunuz ki boşta birini gördü ve müthiş bir pas atacak birazdan uzaklara. Ama attığı uzun top, direkt rakibe gidiyor. İşin garip tarafı, Neill ile rekabet ediyor sanki. Tıpkı Meira ile ettiği gibi. Ama ‘never say die’ Lucas isyan etti bu duruma. Bir pozisyonda topu aldı ve onun bölgesi önünden geçip topla beraber ileri çıktı.

    Servet, Galatasaray’a çok iyi hizmet etti. Hakkını teslim etmek lazım. 2008′deki şampiyonlukta da payı çok büyük. Ama şurası açık ki Servet önce kendisi için oynuyor. Kendi kariyeri için oynuyor önce. Nitekim kendisi de bunu doğrulayan bir demeç vermişti. Daha önce Fenerbahçe’de oynamış olmasından hareketle, iki büyük takımı karşılaştırması istennmişti. Servet ise kendisinin, futboluna baktığını, iyi çalıştıktan sonra gerisinin kendisi için önemli olmadığını söylemişti. ‘Sivas’a gittim ama iyi çalışıp yine bir büyüğe geldim. Şimdi de Galatasaray’a hizmet ediyorum, profesyonelim’ benzeri şeyler söylemişti.

    Maçtan sonra Rijkaard ve Neill övgü dolu şeyler söylediler Emre Güngör ile ilgili (Bu arada medyanın aptalca soruları en sonunda delirtti Rijkaard’ı, ben onu hiç bu kadar sinirli görmemiştim.). Bence bundan sonra Emre Güngör-Lucas Neill ikilisini göreceğiz defansın göbeğinde. Topu hızla ve isabetli biçimde oyuna sokma, defansı ileride kurma ve ofsayt taktiğinde uyum gibi konularda daha iyi olacağız bundan sonra. Rijkaard’ın felsefesindeki bir takımda Servet’e yer yok.

    Melih Abi, duygusal zeka dediğiniz şey o kadar önemli ki… Galatasaray’ın maçtaki kaderini çizecek faktörlerin birincisi bence.
    Transferlerin iyi olması veya santrforsuzluktan daha önde bu faktör. Hani demiştiniz ya Anzakların kazıcıları için başarının şifresinin kazmak olması gibi G.Saray oyuncuları için de başarının şifresi pastır diye; hücumda paslaşma, yardımlaşma hayati önemde Galatasaray için. Bu olduğu zaman santrforun olup olmamasının da önemi olmayacak. Şunu bilmeli oyuncular: pas vermek bir zayıflık değildir, pas vermek ayıp değildir, günah değildir.

    Pas konusunda daha da önemli bir şey var: Rakip kaleye iyice yaklaştığımızda, oyuncularımızın kafasındaki öncelik, topu kaleye göndermek ve kahraman olmak. Gol atmanın heyecanıyla, gözü yanındaki arkadaşlarını görmüyor oyuncularımızın. Gole iyice yaklaştığımızda yapılması gereken, golü garantiye almak. Yani boştaki, veya en müsait durumdaki oyuncuyu aramalı gözler, kaleye yoğunlaşmak yerine. Golü kimin attığının önemi olmamalı. Bu felsefede olursak zaten herkese sıra gelecektir.

    (Emrah selamlar. Son dediğin inanılmaz önemli. Maç boyunca Galatasaray forvetleri üçüncü bölgenin hemen başında inanılmaz yanlış tercihlerde bulundular. Saçma sapan şutlar, gereksiz dribling denemeleri. Ben aslında bunu bir tür eskilerin isbat-ı vücud dedikleri “kendini varlık olarak ortaya koyma” olarak tanımlıyorum. ve de bunun bırakalım totali, modern futbolda hiçbir yeri yok. Bu 1960′larin futbolu. 70′lerin bile değil.

    Bloga gelince. Durum biraz aşıyor beni artık. Bir yolunu bulmam lazım. Sevgi ve selam. Melih)

  36. Galileo Demiş ki:

    Bu arada Antalyaspor maçına Bünyamin Gezer atanmış.

    Fenerbahçe’nin Bursaspor deplasmanı için de güçlü Cüneyt Çakır.

    Hepimize hayırlı olsun…

  37. galaleon Demiş ki:

    Kayserispor iyi takım şüphesiz. İlk yarıdaki maçımızda skor 4-1′di fakat oyun hiç de öyle değildi. Tek fark vardı: Gala önüne gelene 3-4 atıyordu sistematik olarak ve o araya Kayseri de girmişti. Burdan bağlanalım konuya 10. haftadan sonra bu satırların yazarının eli yazmaya pek gitmedi bu sütunlara.

    Bir A.Gücü ve Fener maçları bütün sistemin değişmesine sebep oldu. 10. haftadan sonrasını bir hazırlık dönemi olarak hem sistem hem oyuncu denemeleriyle geçirdi koca F.R ve koskoca Gala.
    Sistem devam etseydi 20. haftaya kadar neler olurdu soralım cevaplayalım.

    1. kesin tahminim, Servet formayı daha erken bırakırdı. Hatalı pasları, yer tutma- gereksiz dripling- popescuvari araya / terse / defans arkasına pas atma çabaları sonunu çok erken getirirdi.
    2.’si sezon başı yürüyen sistemde keita kadar skora katkısı olan ( her sezon başında olduğu gibi) Aydın Yılmaz’ ın yerine sistem sürekliliği olan bir transferyapılması gerektiği ortaya çıkardı.
    3. 10-20. haftalar arasındaki gol kısırlığı Topal’ın atılan/yenilen gole karşı muhalif oyun tarzından kaynaklandığını göremezdik sadece. Çıkan sonuç; skor için, ekol için inadına Topal’sız oynamalıyız.
    4. olarak, Kaptan Arda. Efsaneler anlatılırken bile yanlarında önemli kişiler vardır. Bakınız Büyük İskender’e! Arda’yı Haşa! Tanrılaştırma tuzağı medyadan önümüze servislendi. Oysa Arda bile sistem için Servet gibi kenarda oturtulabilmeli. Verilen mesaj sistem için herşey göze alınır olurdu Arda’ya ve diğerlerine. Sezon başındaki gibi filozofun gözlerine bakarlardı futbolu basit oynayarak, tebrik beklemek için. Oysa Üstad Cruyf değil miydi zor olan basit i oynamaktır diyen.
    5.Gio Barca’da oynarken dikkatimi şu çekmişti: Kritik karar toplarını kullanırken çalım pas şut vb. kötü kullanıyordu. Basketboldaki son hücumu kullanacak son kişi olduğunu söylüyordum kendime/yakınımdakilere.
    Nazar boncuğu olsun F.R’ın yanlış transfer olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen her türlü alınırdı naçizane biz karşı çıksakta.
    6. Jo keşke sakatlanmasa idi ve keşke Avrupa’da oynayabilseydi. Devre arası transferlerinde Ribery’den sonra yerinde nokta bir transfer bunu hep birlikte göreceğiz. İlk 10 haftaki futbola kenardan vaya ilk 11 şüphesiz çok katkısı olurdu.
    7. Lucas Neill tek kelime: Budur. ( Bu tek kelimeyi istenirse 10 sayfaya yayabiliriz.)
    8. Caner tipik bir geçmiş zaman Sabri’nin sol ayaklı olanı. Devamlılık beklemeyelim çünkü biz bu filmi 7-8 sene izledik. En iyi futbolu oynadığımız ilk 10 haftada sanırım Caner yoktu. Maç kurtaran adamlara ihtiyaç varsa Mustafa Denizli büyüğümüze doğru servis yapalım. Sistem için inadına süreklilik. Ergünvari, Hakan Baltavari.

    Frank Rijkaard abi, senden ilk 10 haftadaki futbolu dileniyorum. Allah Rızası için İyi futbol.

    Saygı ve Sevgiler Mehmet.

    (Mehmet selam. Yorumun ilginç. Çok sağol. Melih)

  38. stekin says:

    Melih abi selamlar,

    Ben senin kadar iyimser değilim, sene sonuna kadar böyle 2 ileri 1 geri modda ilerleyeceğimizi tahmin ediyorum. Takımın motivasyonunun fazla olduğu ve mücadeleci yapının ön plana çıktığı maçlar göreceğiz ama hiç bir zaman akıl futbolunun düzenli yansıması olmayacak sahada. Sebeplerini aşağıda yazacağım ama öncelikle 1 noktaya değinmek istiyorum.

    Rijkaard’ın gelişi ile takımdaki en büyük ilerleme topu sürekli yerden oynama çabası ama inanın geçen sene Skibbe’nin oynattığı futbolun henüz tadına varabilmiş değilim hatta bu sene hiç bir maçta bu tadı alamadım desem abartmış olmam.

    Elano mevzusu üzerine Eylül ayındna beridir yazıyorum, kalitesinden bağımsız olarak Galatasaray’ın ihtiyaçları ile örtüşmeyen isim üzerinde gidilmiş bir transfer hamlesidir Elano. Herkes ismine kapıldı ama gerçekler yavaş yavaş görülüyor. Atılan gol paslarının içinde olması elbette önemli ama esas sorun GS’nin oyunu domine edemiyor olması değil mi zaten? Bu dominasyonu sağlayacak oyuncuların başında gelmese gereken isim Elano olması gerekirken futbol kimliği bunu sağlamasına imkan vermiyor ki ne City’de ne de Brezilya milli takımında bu kimlikte idi. Çok daha farklı özelliklere sahip adam ihtiyacımız varken Elano yanlış tercih.

    Peki GS’nin çizgisinin inişli çıkışlı olacağı düşüncesi nereden çıktı? Cevabı aslında çok basit. Futbolda oyunun kalbi orta sahada atar. Takımın hayati noktasıdır burası, adeta geleceğine yön verir. Bugün rakibiniz hakkında bilgi sahibi olmak isteseniz ve size kadrolarından sadece 4-5 kişiyi öğrenme şansı verilse hangi bölgedeki oyuncuları bilmek isterdiniz? Bir takımın kapasitesini ve yapabileceklerinin sınırını görmenin en kısa yolu orta sahadaki kurgusuna ve oyuncu yapısına bakmaktır.

    2001′den beri modern bir orta shaya sahip olmayan ve aynı anda orta sahasında oyunun 2 yönünü oynayan 3 oyuncu barındıramayan Galatasaray hala aynı sorun ile debeleşiyor ama ne yazık ki olumlu bir adım atılamıyor. Mustafa Sarp-Elano-Mehmet Topal-Ayhan Akman-Barış ile merkez orta sahada Galatasaray’ın aynı anda hem orta saha sertliği hem de hücum yaratıcılığı yaratacak bileşime sahip olması neredeyse imkansız. Bu nedenle isterseniz forvet Zlatan’ı ya da Etoo hatta Drogba’yı koyun değişen belki de gol pozisyonlarının gole dönüşme oranı olacaktır ama takımın oyun içerisindeki dominasyonu, dinamikliği ve baskınlığının çok fazla değişeceğini beklemek hayal olur. Elano’dan bir Xavi dönüşümü beklemenin bence nafile. Çünkü Elano’nun durağan ve hareketsiz yapısı Galatasaray’ın eksiğini giderek tabiri caiz ise”pire gibi orta saha” tabiri ile uyuşmuyor. Uzun pasları ya da oyunun yönünü çervirmesi iyi olabilir ama sürekliliği ve dinamizmi kesinlikle yeterli değil ve bugünkü seviyesinden çok da yukarı çıkmasını beklemiyorum.

    Bu nedenle Jo ve Dos Santos gibi umut vaadeden isimleri bünyesine katsa bile merkezdeki sorun çözülmedikçe aynı kısır döngü içerisinde dönecek Sarı-Kırmızılı takım. 1-2 hafta ağızlara bir parmak bal çalınacak belki ama 3. hafta yine “Neden” ile başlayan cümleler kurulacak. Ben kendi adıma bu inişli çıkışlı tabloyu görmeyi bekliyorum. Sezon içerisinde durum değerlendirmesi yapar ne demiştik ne oldu kıyaslamasına gireriz.

    (Selam. Minik bir eleştirim olacak. O da Rijkaard’ın futboluna içeriden bakılmaması. Bunu daha önce yazmıştım. İçinden okuyunca başka bir ortasa bakışı oluyor, dışından bakınca başka.

    Ben iyimserim. Temeli belli. takım devre arasında çok iyi bir kamp dönemi geçirdi. Yaklaşık 10 gün ciddi antrenman yapılamaması biraz geriye düşürdü takımı, ama bu kadar.

    Şöyle bakalım. İki sezon önce Galatasaray şampiyon olurken bu hafta 45 puanı varmış ve lidermiş. İkinci Fenerbahçe’nin ise 44 puanı varmış. Şimdi ise Galatasaray’ın 43 puanı var. Ve liderin bir puan gerisinde.

    Dönüp geçen seneye bakıyoruz. 20′nci haftayı 37 puanda kapatmış Galatasaray ve liderin beş puan gerisine düşmüş. Aynı dönemde kupadan elenmiş. Kanımca 2 adım ileri, bir adım geriye olmayacak bu sezon. Sevgi ve selam. Melih)

  39. fatih şişman Demiş ki:

    acıkcası cok zor bir dönemden geciyoruz ve bu dönemde yapılabilecek en iyi iş kupada bu turu gecmek ve kesinlikle besiktas’a yenilmemek olur atletico maclarında gereken duyarlılık kendiliginden olusur o macları bu forvet hattı ile ne sekilde geceriz hic bilemiyorum fakat hep yakındıgım ama tek cümle karsılık bulamadıgım dert bizi her koldan sardı
    halen yalcın gibi pislik bir kişiligin savunması derdindeki medyayı gördükce tiksiniyorum futboldan
    efendim jonun sakatlandıgı posizyonda yalcın hic bişi yapmamıs yesinler sizi!!
    35 dakkika tekmeledi ama sanki sadece o posizyondaymıs gibi olay
    medya ve mhk birbirlerini bizim için tamamladılar işte gördünüz daha ugrasmazlar ama rahat olabilirsiniz takımın yarısı sakat ayıptır ya vallahi üzülüyorum türk insanındaki bu rezalet zihniyete ben yapamıyorsam kimse yapamasın algısına herneyse olan oldu yan hakem hataları verilmeyen kartlar derken bir de bakmısın rakib almıs havadan 10 puan ama ne yazar bu medya seni yazar beni yazar bu ülkedeki fener zihniyetine gercekten acıyorum.
    cok kısa bir örnek medya mhk gectik
    gelelim lig tv ve trt güzelliklerine
    antalya macını anlatani hic konusmiyacagım

    Melih abi cok özür dilerim bu yazı için fakat sikayet ettiklerimiz hep basımıza geldi sonunda konustu adnan polat

    sana bir sorum var antep macı jo’ya faul yapılıyor ve arda kullanıyor sarp atıyor degil mi?
    özetlerde eve gelince dikkat ettim gösterilen ne biliyormusun faul oluyor arda kullanmadan faul yavas cekimde normal olarak sunuluyor
    ve arda kullanıyor sarp’ın golü geliyor

    sizce bu gol sonrası ne yayınlanır? evet atılan gol tabii ki ancak gariptir ki ne hikmetse tekrardan bu frikigin sebebi faul gösteriliyor görüntüde gol degil!!
    dün fener macındaki acınası futbollarına dünyanın hicbiryerinde verilmeyecek penaltının p’si olmayan posizyonlar için sırf gündem yaratılsın diye 10 acıdan ugrasıyolarki biraz benzesin penaltıya diye
    attıkları hakem ürünü gol yetmezmiş gibi
    sırf magluplar diye nasıl hır gür yaratıyorlar herkes görüyor bunların ahlakı yok
    ne olursa olsun umudumuzu asla kaybetmedik kaybetmeyecegiz de ve adil savasmaya devam edecegiz her kulvarda
    herkese selamlar

    (Direneceğiz diyorsun yani Fatih. Şimdi şöyle bir şey var. Öncelikle mevcut yayınlar Galatasaraylılar’ı çok etkiliyor. Ben hasbelkader sağda solda maç seyreden birisiyim. Ve emin ol Rijkaard futboldan anlamıyor diyen çok Galatasaraylı gördüm. Sebebi ne biliyor musun? Başta Rıdvan Dilmen olmak üzere bu tip insanların dediklerinden etkilenmeleri. Şöyle basına bir bak. Kaç tane gerçekten olup biteni yazan bir kalem görüyorsun? Bence üçü geçmiyor.

    Peki niçin oluyor bu? İki nedenden. İlki Galatasaraylılar’ın algılamalarını şekillendirmek. İkincisi çok daha önemli. Galatasaray’a vurmak Türkiye’nin en rating getiren şeyi. Bunun da nedeni şu ya da bu şekilde bu haberi iki kesime de okutmak. Galatasaraylılar emin ol rakibin haberleriyle o kadar ilgili değiller. Ama rakip taraftarı öyle değil. Dolayısıyla diyorum ki, ratingdir, rating:-) Sevgiler. Melih)

  40. erdalus Demiş ki:

    Günaydın Melih Abi,
    Yukarda Galaleon arkadaşımın anlamlı yazısına değinmek istiyorum.
    Biz rakiplerimizden 1 ay önce açtık sezonu. Ön elemelerle beraber form tutmaya başladık. Ligin ilk 10 haftasına varıldığında biz 16 rakipler ise 10 maç yapmıştı. Daha sonra UEFA gurup maçları ve TZK ile ilk yarı sonunda biz (Ankaraspor’u da avantasız yenerek) 30 maç yaptık. Diğer yandan mesela Beşiktaş 23, Bursa ve Kayseri 17′şer maç oynadılar.
    Şimdi, futbolda insanlarla oynanıyor. Makinelerin bile üzerinde bakım/yağlama zamanları yazar. Biz çok erken form tuttuğumuzdan ligin ortalarına doğru düşüşe geçtik ki aynı süreçte diğer takımlar form tutup yukarı tırmandılar.
    Bu bakımdan Rijkaard’da hak vermek lazım. Her şeye rağmen Galatasarayımız’ı 3 kulvarda hedefte tutmuştur. Eminim ki o her şeyi planlamıştır. Antalya kampında takımı gördükten sonra dedi ki; hiç merak etmesinler,taraftarlarımızı mutlu edeceğiz.
    Sonsuz sevgi ve saygılar.

    (Erdalcığım selamlar. Sanırım Galatasaray’a en yakın sayıda maç yapan tek takım Fenerbahçe, ki o da iki maç az yaptı bildiğim kadarıyla. Bir de hatırlattığın iyi olmuş Rijkaard’ın sezon sonu için vaadini. Belki de kızgınlığı oradan geliyordu. Sevgilerimle. Melih)

  41. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi,
    Nacizane bir önerim var arkadaşlara müsadenle.
    Değerli arkadaşlarım, artık ne Rıdvan’ı, ne Ahmet Çakar’ı ne de diğer seviyesiz yorumcuları seyrediyorum. İnanın bu sitede bizim futbola bakış açımız, futbolu değerlendirme yetimiz onlardan çok daha üst seviyede. Eğer imkanınız varsa GSTV den değerli yorumları seyredin. Yoksa da bu site bize yeter. Paparazzi şeklinde yorum yapan, yaptığı yorumla ortalığa bomba koyup 2 gün gündemde kalıp, her hafta başı aynı filmi bize seyrettiren medya ve yorumculara prim tanımayın lütfen. Onları seyretmeyin ki raytingleri kırılsın ve aklıselim yorum yapmaları gerektiğini öğrensinler.
    Sevgi ve saygılarımla.

  42. cngrlyln Demiş ki:

    Melih Abi selamlar,
    Ülkemizde giderek büyüyen bir pazar olan futboldaki takımların ve özellikle de takımımızın markalaşma çabalarını biliyoruz. Takımların olduğu kadar futbolcuların da özellikle de Arda Turan gibi üstün yetenekli ve superstar futbolcu adaylarının da bu kurumsallaşmaya uyum sağlaması gerekmez mi ? Bunu sormamdaki amaç bildiğim kadarıyla y.dışında bu işler daha profesyonel, iktidara hazırlanan siyasetçileri hazırlar gibi futbolcuların imajlarıyla, hareketleriyle ilgileniliyor. Sizce ülkemizde de bu tarz konularda profesyonel yardımların futbolcularımıza sağlanması daha verimli olmaz mı ?

    (Selam. Burada iki tür sorun var. İlki Arda Turan’ın profesyonel bir yardımın kendisi için iyi bir şey anlamına geleceğini bilmesi durumu. İkincisi de Türkiye’de bu işi profesyonel olarak yapacak insan ve kurumların azlığı. Vaktinde Terim (ikinci gelişinde) halkla ilişkiler ajansı olarak Bersay’la anlaşmıştı. “Ben değişmem dönüşürüm” dışında bir şey çıkmadı o birliktelikten.

    Bu tür ilişkiler Mehmet Teoman-Nükhet Duru tarzı olmalı. (Aşk tarafını kastetmiyorum.) Mehmet Teoman’la tanıştığında Nükhet Duru üçüncü sınıf magazin gazetelerine çıplak pozlar veren bir kadındı. Mehmet Teoman ondan inanılmaz etkili bir şarkıcı yarattı. Mehmet Teoman aynı şeyi Tanju Okan için de yapmıştı. Bir tür yaşam koçluğu yapmıştı bu sanatçılara. Arda Turan’a böyle birisi gerekir. Ama kimdir bu? Bilmiyorum. Sevgilerimle. Melih)

  43. ultraslan2705 Demiş ki:

    Melih abi iyi günler…
    Uzun zaman sonra tekrar yazma fırsatım oldu…
    Öncelikle takımımızla ilgili şu an bence futbolcular arasında yaşanan bir sıkıntı olmadığını düşünüyorum. Bence sorun Rijkaard’ın zekası ile futbolcuların alışkanlığı arasında bir uyumsuzluk baş gösteriyor. Rijkaard ın maç sonunda sinirli ve tepkili olmasının nedeni de bu. Çünkü belli ki takımı kendisinin anlattığı şeyler yerine istediği şeyleri, alışkanlıkları oynuyor. Bu sorunu Madrid maçına kadar minimuma indireceğimize inanıyorum…

    Gelelim benim asıl senden duymak istediğim merak ettiğim konuya…
    Ufaktan ufaktan kongre sürecine girmiş bulunuyoruz Melih abi. Ve gazetelerden takip ettiğimiz kadarıyla Adnan Polat’ın karşısına mutlaka aday çıkacak. Ve bu muhtemelen Adnan Öztürk-Refik Arkan isimlerinin birleşmesiyle oluşacak muhalif grup olacak. Ben senin yaklaşan kongre süreci öncesi camiada edindiğin genel görünümü ve senin tahminlerini öğrenmek istiyorum…

    (Gökçe selamlar. Rijkaard eğer sahada dediklerini yapmaya çalışan bir takım görseydi, özellikle de forvet, sanırım o kadar kızmazdı. Rijkaard gibileri sinirlendiren şey samimiyetsizliktir.

    Kongreye gelince. Belli oluyor ki en azından iki adaylı bir seçim olacak. Şu an için bir şey söylemek pek mümkün değil. Mali kongrede belli olur biraz fotoğraf. Görüşmek üzere selamlar. Melih)

  44. erdalus Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,
    Dün aşağıdaki yazıyı göndermiştim siteye.
    Bugün Fanatik gazetesi taraftarımızın hakkını verecek haberi (bizi direkt dünya 6.sı gösteren haber) yayınladı.
    Sevgi ve saygılarımla

    (Erdal selam. Yanılmıyorsam Milliyet de “Galatasaray Fenerbahçe’ye fark attı” diye verdi ama internet sayfasında. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  45. Ozan Kayhan Demiş ki:

    Sevgili Melih abi ;
    Antalya maçına Bünyamin Gezer’in atandığını gördüm açıkçası çok endişeliyim bu adamın bize karşı ne kadar ön yargılı olduğunu hepimiz biliyoruz Ordu maçını hepimiz hatırlıyoruz umarım ve en büyük dileğim şu maçı sağ salim bir sakatlık vermeden kapatmak. Türkiye’deki hakemlerin kasaplığı sert futbol olarak nitelendirmeleri yüzünden ideal kadroyu hiç izleyemeyeceğiz gibi geliyor dolayısıyla buna paralel olarak sürekli değişmek zorunda olan oyun sistemimiz yüzünden zor günler geçiriyoruz Allah Teknik heyetin ve futbolcularımızın yardımcısı olsun. Bu Kasaplık zihniyeti önümüzdeki en büyük handikap bütün kulvarlar için bunu aşabilirsek ki gerçekten çok zor çünkü sadece bizim dışımızda medyada futbol federasyonuda hakem camiasıda bunu destekliyor görünen o. Takımımızdaki bu ani değişikliklerin yani bir hafta herşey süper olumlu bir sonraki maç sanki önceki oynanan futboldan eser yok bir takım bu kadar değişiklik gösteriyorsa bunu malesef bahsettiğim futbol dışı zihniyetlerde aramak lazım birazda yoksa tamamınımı diyelim! Ne dersin Melih abi? Saygılarımla,

    (Ozan selamlar. Bir ileri bir geri görünen şeyi esas olarak antrenman düzeninde aramak lazım. Bu takım Antalya’da çok çok iyi bir kamp dönemi geçirdi. Ligin ilk maçında da kara ve buza rağmen kafasındaki futbolu sahaya yansıttı, topu ileri şişirmeden. Evet zor bir galibiyet aldık Gaziantepspor karşısında ama bunun nedenleri farklı.

    Sonra 10 günlük neredeyse ciddi bir antrenman yapıl(a)mayan dönem geldi. Bu dönemde üç maç oynadı Galatasaray ve başarılı değildi. Şimdi yeniden çıkışa geçecektir takım. Çünkü başka takımlardan farklı olarak bu takımın yaptığı antrenman onu daha fazla ilerletiyor. Burada tek temel sakınca şu. Aynı anda üç kulvarda yürümeye çalışmak takımın antrenman düzenini çok etkiliyor. Yarın yarı finale kalmaya başarırsak bu düzenin artık fazla bozulmayacağını öngörebiliriz. Zira artık önünde sadece final hariç iki maç kalmış oluyor TZK’da. Sevgilerimle. Melih)

  46. Koray Özdemir Demiş ki:

    Kamuoyundaki Galatasaray algısı büyük oranda 3 dakikalık özet görüntüler ile Rıdvan Dilmen yorumları merkezli oluyor. Rıdvan Dilmen’in FB teknik direktörlüğü beklentisi var, milli takım beklentisi var. Hal böyle olunca da yorumları ona göre oluyor. Fenerbahçe’yle berabere kalınca “taş gibi bir Diyarbakır” oluyor, Galatasaray berabere kalınca “skandal transferler” oluyor. Artık izlemiyorum o adamı. Yorumlarını da önemsemiyorum. Harika transfer Gökhan Ünal nerede? Hiç sahada gören oldu mu?

    Bizim berabere kalmamız çok büyük bir dert değil, çünkü Fenerbahçe de ilk yarı onlarla 1-1 berabere kalmıştı. Büyük bir dezavantaj değil, ancak kazansaydık kârlı çıkardık. Ligin en programlı takımlarından biriyle oynadık. Sene başından beri hiç sistem değiştirmediler, yapmak istedikleri şeyde ısrarcılar ve zirveye yakın bir yerlerdeler. Böyle bir deplasmandan yenilgisiz dönmek önemli. Ancak daha iyisi de olabilirdi.

    Ben Atletico maçına kadar oynanan bütün maçları hazırlık maçı olarak görüyorum. Sonuçta 4 yeni oyuncu girdi takıma, bunların alışma devreleri olacaktır. Bu transferlerin bedeli de ilk haftalarda bocalamaktır biraz. Antalyaspor önünde durumun ne olduğunu daha net görürüz. Atletico maçını lig periyodu için bir veri kabul edemeyeceğim, çünkü Galatasaray uluslararası arenada başka türlü oynayan bir takım. Ancak Antalyaspor maçında ciddi bir geri dönüş bekliyorum takımdan. Daha kontrollü, daha sakin, daha hızlı bir futbol oynamamız gerek.

    Ankaraspor’un bıraktığı boşlukta takımın biraz nefes alması iyi olacak.

    Ve Arda Turan’ın mentörü Cüneyt Tanman, Ergün Penbe gibi bir isim olabilir mi acaba? (Sahi Cüneyt Tanman gibi bir adam, niçin bu kadar gözlerden ırak?) (Aslında en çok istediğin şeylerden biri, Arda’nın Hagi’nin kanatları altında yetişmesiydi ciddi bir süre. Ona şut idmanları yaptırmasıydı) Benim aklıma başka bir isim gelmiyor; vefasız olduğu söylenen Galatasaray’ın eski futbolcularının çoğu o kadar vefasız ve içten pazarlıklı insanlar ki, Arda Hakan Ünsal’ların ellerinde parçalanmamalı…

    (Koray selamlar. Cüneyt Kaptan neredeyse düzenli izlediğim birisi. Galatasaray’a bakış açısı kongre bazlı değil. Bu yüzden güvenilir birisi. Ama yine de bence bazı futbolculara yönelik obsesyonları var ve Rijkaard’ın sistemini içinden okuyamıyor. Bu anlamda Arda Turan için doğru birisi olduğu kanaatinde değilim.

    Mesela ben olsam Arda Turan’ın mentörü, şuna odaklanırdım.
    1. Hal ve tutum. (Giyim, sosyal yüz, vs.)
    2. Medyayla ilişkiler.
    3. Bireysel gelişim. (Eksikliklerini beraberce saptayıp bunları gidermeye yönelik ekstra program hazırlamak.)
    4. Takım içi liderlik. (Bunun için desteklemek gerekiyor Arda’yı. Bu da aslında bilmediği Galatasaray’ı öğrenmesiyle mümkün.)
    5. Futbol bilgisi ve kültürü.

    Gibi, gibi. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  47. erdalus Demiş ki:

    Melih Abi,
    Milliyet’te Başkan yardımcımız Haldun Üstünel’in açıklamaları var. Sizin belirttiğiniz ”Galatasaray’ın darbelenmesi en büyük rayting” açıklamanızla birebir örtüşüyor.
    http://www.milliyet.com.tr/ustunel-den-aziz-yildirim-a-cevap-/spor/sondakika/09.02.2010/1196830/default.htm
    Sevgi ve saygılarımla

    (Okudum Erdalcığım. Bence gayet dengeli ve yerinde bir açıklama olmuş. Sadece 4 mio Euro’ya girmemek daha iyi olurmuş. Sevgilerimle. Melih)

  48. bilgin Demiş ki:

    Selamlar,

    İlk yorumumu yazmak bugüne nasipmiş.
    Kaç zamandır sürekli saldıran rakiplerine karşı ağırbaşlı tavrını bozmayan yönetimimiz sorun artık dayanılmaz seviyeye gelince, rakipleri iyice terbiyeyi elden bırakınca konuşma kararı almış sanırım.
    Haldun abimiz de güzel konuşmuş:)

    Üstünel’den Aziz Yıldırım’a cevap…
    “Aziz Yıldırım bizim transferlerimize değil, futbolun sorunlarına kafa yorsun”

    Galatasaray Kulübü Başkan Yardımcısı Haldun Üstünel, sarı kırmızılı kulübün devre arası transferleriyle ilgili eleştiride bulunan F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a ağır bir cevap verdi.
    DHA’ya özel bir açıklamada bulunan sarı kırmızılı yönetici, Aziz Yıldırım’ı doğrudan hedef alan açıklamasında şu sözleri söyledi: “G.Saray aleyhinde açıklama yapan başkanlar kervanına Antalya ve Kayseri’den sonra F.Bahçe Kulübü Başkanı’nın da katılması ve O’na eşlik eden medyadaki yandaşları hezeyanla yüklü yazı ve konuşmaları aslında G.Saray’ın ne kadar doğru yolda olduğunun göstergesidir. G.Saray olarak rakiplerimizin icraatlarına hep saygılı olduk… Açıkcası biz bu duruşu sergilerken, rakiplerimizden de aynı saygıyı bekliyoruz. Transferde kimin yanlış yapıp yapmadığı sezon sonunda belli olacak. Biz şampiyonluk kupasını 18. kez havaya kaldıracağımıza inanıyoruz. Kendisini Dünya kulübü olarak görüp, transfer yapmadıklarını söyleyenler ara transferde 4 milyon euro harcadıklarını nasıl açıklayabilirler? Gerçek bir Dünya markası olan G.Saray’ın ezeli rakibinin başkanı, marka değerini yükseltmek isteyen Kulüpler Birliği’ni temsil ederken, bizim icraatlarımızla ilgili yorum yapması hiç de şık durmamaktadır. Kulüpler Birliği Başkanı Sayın Aziz Yıldırım’dan bizim transferlerimizle ilgili yorum yapmasını değil, sahada iki sezondur kasti tekmelerle sakatlanan oyuncularımız için çözüm bulmasını bekliyoruz.”

    (Bilgin selamlar. Gayın-Sin ailesine katılmandan mutlu olduk. Esasında Aziz Yıldırım’ın açıklaması gerçekten artık gündem belirleme liderliğinin Galatasaray’da olduğunun net bir ifadesidir. Ayrıca Galatasaray’ın hangi konularda baskı altında tutulacağının da stratejik ipuçlarını içerir. Bundan da önemlisi bu üç kulübün açıklaması esasında Galatasaray’ın kongre sürecine doğrudan müdahil olma çabasıdır. Oyun büyüktür yani. Sevgilerimle. Melih)

  49. tarkan1905 Demiş ki:

    Melih Bey merhaba,
    FB’nin sürpriz Diyarbakır beraberliği bizim Kayseri’deki 2 puanlık kaybımızı sildi bir anlamda. Bu hafta sonu FB Manisa deplasmanında, BJK ise Gaziantep deplasmanında ayrıca Trabzon-Bursa maçı var. Madrid maçını da düşünürsek rakiplerimizin zor maçlarının olduğunu bir haftayı bay geçmek çok iyi olacak. 10. haftadaki FB maçına kadar BJK, Eskişehir ve Trabzon deplasmanlarından iyi sonuçlar alırsak FB’nin fikstür avantajını dengeleyeceğiz. Yarınki Antalya maçına gelirsek; çok gergin bir maç olacağını düşünüyorum. Çok ama çok dikkatli olmalıyız. Öncelikle takımımız son iki maçtaki futbola ve sonuçlara reaksiyon göstermek için çok hırslı olacak. İkincisi Yalçın, Necati ve kaleci Ömer bilinçli olarak ortamı gerecekler. Üçüncü faktör Bünyamin Gezer. FB maçındaki rezil yönetimi ve sonrasındaki daha rezil açıklamalarının üzerine bu maça Bünyamin Gezer’in verilmesi açıkça bir tavırdır ve sabrımızı zorlamaktır. Yarın ASY mutlaka dolmalı malum Bünyamin efendi duygusal adamdır dolu tribünlerden çok etkilenir biliyorsunuz.(Bkz.Sükrü Saraçoğlu). Bu zat mutlaka protesto edilmeli mümkünse ceza almayacak şekilde.

    Kongreye bir aydan fazla zaman var ama şimdiden ne düşünüyorsunuz yorumunuzu öğrenebilir miyim?
    Galatasarayımız’ın bizi mutlu edeceği günler dileğiyle sevgiler&saygılar.

    NOT: Basında yer aldığına göre karşı yakadakiler son transferlerimizden sonra çok üzülmüşler ve geçen hafta FBTV’de yaptıkları programda takımdaki Türk futbolcuların önünü kapattığımızı söyleyerek durumu protesto etmişler. Bunlar bir alemdir, hiç unutmuyorum 2005’te 5-1’lik kupa finalinden sonra yayın akışını değiştirerek Tokat Plevnespor voleybol maçının tekrarını vermişlerdi. Ne diyelim inşallah 5 Mayıstaki kupa finalinden ve 16 Mayıstaki ligin son maçından sonra da voleybol maçlarının tekrarını seyrederler.

    (Selamlar. Esasında Bünyamin Gezer tribünlerden pek etkilenmez. Bunu da ASY’deki maçlarda göstermiştir. O temelde, MHK’nın dengelerinden etkileniyor. Ankaraspor maçı nedeniyle bay olunan hafta bir anlamda yaraları sarma, yeniden güçlenme haftası.

    Antalyaspor maçının stresli geçeceği muhakkak. Ama maçın başında atılacak bir gol o stresi karşı tarafa yükler. Gol atmak zorunda olan bir Antalyaspor yenilmesi kolay takımlardan birisidir aslında. Bu yüzden maçın ilk bölümünde atılacak bir gol önemli. Sevgilerimle. Melih)

  50. Baskanson Demiş ki:

    Melih abi selamlar uygun olursan cevap vermeni rica edeceğim bir soru olucak ;
    - arda’nın performans düşüklüğü gerçekten dönemsel mi yoksa rijkaard’ın uğruna ronaldinho’yu bile harcayabimeyi göze aldığı giovani dos santos sebebiyle mi ?

    onu verimli kullanabilmek adına birşeyler yanlış gidiyor ileri kısımda…
    Kolay gelsin, saygılar…

    (Oral selamlar. Bunlar sanırım biraz komplo teorisine giriyor. Dos Santos önemli bir transferi Galatasaray’ın. Bugün yanılmıyorsam Milliyet’teki haberde ciddi bir özgüven sorunu olduğunu söylemiş. Bunu aşarsa gerçekten en önemli silahlarından birisi olacak takımın. Ve onu bir an önce kazanmak gerek. Onu Galatasaray olarak kazanacağız. Rijkaard’ıyla, Arda’sıyla. Kim ki farklı düşünüyordur. Galatasaray’a iyilik yapmıyordur. Ben biraz böyle düşünüyorum. Sevgilerimle. Melih)

  51. Hikmet Keskin Demiş ki:

    Sevgili Melih Bey,
    Sayfanıza yeni üye oldum fakat yorumlarınızı uzun zamandır takip ediyorum. Öncelikle hazırladığınız site ve verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. İnsanlara futbolu yorumlamayı tekrar öğretiyorsunuz.

    Kayserispor maçındaki yorumlarınızda ilk defa bir sinir veya bir umutsuzluk hissettim. Galatasaray istenilen ve beklenilen seviyede tabii ki değil fakat Kayserispor maçı bana göre olumlu maçlardan bir tanesiydi. Bu maç Galatasaray’ın kalan maçları içerisinde derbi maçlar dışındaki en zor maçıydı bana göre. 70. dk.’da 416′ya 179 olumlu pas sayısı olarak, %59′a %41 topa sahip olma oranı olarak öndeydi Galatasaray. Ayrıca Neill, Arda, Elano, Emre ve Keita ile yakalanmış çok ciddi pozisyonlar var. Buna karşılık pozisyon verilmedi. Ben bu verilere bakarak olumlu olduğunu düşünüyorum oyunun. Ama birşeyleriin eksik olduğunu hissediyorum ve kabul ediyorum. Rijkaard’a ve ekibine çok güveniyorum. Aksaklıkları kendilerininde gördüğünü düşünüyorum. Sakatlıklarda engel Galatasaray için ama gitgide istenilen futbolu oynayacağını düşünüyorum.
    Sevgi ve saygılarımla.

    (Selamlar. Mutat olduğu üzere hoşgeldin diyorum Gayın-Sin’e.

    Öncelikle şu pas sayısı hakkında minik bir şey söylemek istiyorum. Bana gelen istatistiğe göre Galatasaray’ın olumlu pas sayısı 386. Olumsuz pas sayısı ise 132. Top hakimiyeti ise yüzde 62′ye yüzde 38.

    Oyunu hasbelkader Rijkaard’a benzer bir gözle okuduğumu sanıyorum. Yani defansif olarak mükemmel, ama ofansif olarak mantalite sorunları bir takım. Bu nedenle maçı seyrederken hep şu cümle geldi aklıma “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” filminden. “3 olumlu pas bir gol olur.” Ya da böyle bir şeydi işte. Galatasaray özellikle üçüncü bölgede hiç yapamadı bu işi. Bunu da yapamadı değil. Alenen yapmak istemedi. Sanırım Rijkaard’ı kızdıran da buydu. Yani kazanmak için gerekli isteği gösteremedi Galatasaray.

    Ama tabi bu geleceğe ümitsizlikle bakmak için yeterli değil. Ben hemen üzerimizden atacağımızı düşünüyorum bu ataleti. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  52. canerskcvhr Demiş ki:

    iyi akşamlar melih abi umarım iyisindir ben galatasaray’ın, sezon başında ondan beklenenleri göz önüne aldığımızda ne kadar yol kat ettiğini ya da sezon başındaki beklentilerimizin ne kadarını karşıladığını öğrenmek istiyorum. bu arada yanlış bilmiyorsam biz 2 tobol, buca ve ankara maçları oynadık fenerbahçe buna karşılık beşiktaşla bir sp maçı oynadı. saygı ve muhabbetle

    (Caner selam. Sanırım haklısın. Galatasaray Fenerbahçe’den üç maç fazla oynadı şimdiye kadar.

    Diğer meseleye gelince. Yani ne kadar yol katetti Galatasaray? Galiba en büyük sıçramayı en başta yaptı Galatasaray. Sonra bir süre aynı düzeyde devam etti. Sonra da düşüşe geçti.

    Esasında en önemli süreç Nisan ayında yaşanacak. Nisan ayını ayakta ve zinde geçirirse Galatasaray hedefine ulaşmış olur. Şu an için sanırım erken, karne notunun ne olduğunu öğrenmek için. Sevgilerimle. Melih)

  53. locarelli Demiş ki:

    Merhabalar,
    Okudugum bir haber sinirlendirdi beni. Eger dogruysa, Galatasaray’in alt yapisina secilen bir minik oyuncunun “Fenerbahceliyim” dedigini yaziyor gazeteler. Eger o cocugu bizim altyapidan göndermezlerse yaziklar olsun. Belki sizler de bana kizacaksiniz ama bu duzeyde bir cocugun bunu yapabilmesi cok manidar bence. Ayni seyin FB’de oldugunu dusunun o cumlesinden sonra gönderirlerdi o cocugu ve haklilardi da. Hadi profesyonel duzlemde “para icin” deyip oynuyorlar , ama bu seviyede bir cocugun bunu söyleyip Galatasaray’da futbola devam etmesini hic de dogru bulmuyorum.

    Yarin ki Antalyaspor maci, bence bir kirilma noktasidir. Basarirsak bir seyler duzelir her seye ragmen.

    (Selamlar. Ben izninle başka bir şey diyeceğim. Eğer aynı şey gerçekleşseydi Fenerbahçe’de, bu bir haber olmayacaktı. Medyada yer almayacaktı. Bence bu minik kardeşimiz Fenerbahçeli olarak başladığı futbol yaşamını Galatasaraylı olarak sürdürecek bundan böyle. Çünkü Galatasaray alt yapısı başkadır. Orada gerçekten Galatasaraylılık öğretilir.

    Antalyaspor maçı bir anlamda kırılma noktası, bir anlamda değil. Eğer elenirsek üzünülecek tek şey Bucaspor maçından sonraki boşuna koşu olacaktır. Bir de kupadan bunca sene uzaklaşmış olmak. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  54. rebugur Demiş ki:

    Melih abi bugün bir haber okudum Arda Turan’ın sinema salonu kapattırdıgına dair. Olumsuz bir şey söylemek istemiyorum ama Galatasarayın kaptanı böyle örnek olmamalı bence.

    (Selam Alkan. Bu konu biraz karışık. Bir aşk boyutu var meselenin. Bir de medya. Aşk boyutundan bakarsak bence önemli bir eylem Arda’nın yaptığı. Mesela “Bir Zamanlar Amerika”da Noodle (Robert De Niro) hapisten çıktıktan sonra sevgilisi Deborah’ı (Elisabeth McGovern) yemeğe çıkarır. Ama yemek yedikleri New York’un en önemli restoranını tamamen kapatır. O yemekte şöyle der Noodle çocukluk aşkı Deborah’a: “Kimse seni benim sevdiğim kadar sevemez.” Büyük bir hamle, büyük bir sahne ve büyük bir cümledir. (Gecenin nasıl bittiğini sorma bana lütfen.)

    Bir de meselenin medya bölümü var. Burada sanırım bu haberin dışarı çıkmasını önlemeliydi Arda. Hata burada. Sevgilerimle. Melih)

  55. ahmet can Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi.

    Yaklaşık bir hafta siteye giremeyince rahatsızlığın nüksetti sandım. Ama herhalde işlerinin yoğunluğu oldukça arttı. Geç de olsa dönmene çok sevindim. Yorumlardan sezinlediğim artık eskisi kadar blog ile ilgilenemeyecek oluşun. Umarım yanılıyorumdur. Melih Abi senin yazıların ve yorumların olmasaydı; şu an Galatasaray’a at gözlülüğü ile bakıyor olacaktım. Sana çok teşekkür ederim. Umarım vakit bulur da yazılarından ve yorumlarından bizi mahrum etmezsen. Sevgiler.

    (Ahmet Can. Sağol dostum. Burada dostlar arasındayız. Birkaç sıkıntımı paylaşmak istiyorum.

    Ben yazı dünyasından geliyorum. Editörlük yaptığım dönemde Yaşar Kemal’in bile yazısını edit etmiş birisiyim. Burada yazıların edit edilmeden konması içime sinmiyor. Ama edit işi de ciddi bir vakit alıyor. Birinci temel sıkıntım bu. Şimdi bir kenarda “Gayın-Sin Yazım Kuralları” diye bir başlık açacağım, bu da çok ayıp olacak. Ama en azından özel isimleri büyük harfle yazmak, bittiği yerden apostrofla ayırmak (Melih’e de olduğu gibi), ya da ne bileyim nokta, virgül ve diğer noktalama işaretlerinden sonra bir boşluk bırakmak bile işimi oldukça kolaylaştırır benim. Onun dışındakileri hallederiz gibi geliyor. Bana bu söz hakkını verdiğin için çok teşekkür ediyorum sana. Sevgi ve dostlukla. Melih)

  56. erdalus Demiş ki:

    Günaydın Melih Abi,
    Arda Turan’ın sinema kapatmasını ben farklı değerlendiriyorum.
    Bir kere o filmi yapanlara jest olarak biletlerin tamamının ödendiği bir seans oldu.
    İkincisi, sevdiği kişi ile birebir seyrederek, şu anda yaşadığı aşkın da bir film olduğunu görme fırsatı yakaladı. Yani adete film seyrederken başka bir filmin yaşandığı bir ambians oldu (senaristlere duyurulur :) ).
    Ve son olarak bir aşk büyüsü içinde yaşamak ve yaşatmak istediği bir anı ekledi hayatına Arda Turan ve Sevdiceği.
    Nacizane gördüklerimdir.
    Sevgi ve saygılarımla.

    (Erdal selam. Aşk boyutunda tamamen hemfikiriz. Sevgiler, selamlar. Melih)

  57. Hikmet Keskin Demiş ki:

    Melih Bey merhaba,
    Ben maçı Lig TV’den canlı izledim. Maç esnasında verilen istatistik bilgilerine göre yazdım olumlu pas sayısını ve topla oynama yüzdesini. Siz daha profesyonel olarak sahip oluyorsunuz bu bilgilere tabii ki. Vermiş olduğum istatistik bilgilerini insanları yanlış yönlendirmemek adına düzelttiğiniz için teşekkür ederim.
    Sevgi ve saygılarımla.
    Not: Bu mesajımı isterseniz koymayınız siteye. Rahatsız oldum yanlış bilgiler vermiş olmaktan ve sizi bilgilendirmek istedim.

    (Estağfurullah yanlış bilgi diye bir şey yok. Lütfen üstünüze alınmayın. Siz inanılmaz masumsunuz. Bir yanlışlık varsa ya Lig TV’nin istatistikleri yanlış, ya da bana ulaşan. Ama neredeyse 40 maçtır bana ulaşan istatistiklere çok güveniyorum. Çok muhafazakârdır ama inanılmaz güvenilirdir. Sanırım Lig TV toplam pas sayısını isabetli pas diye verdi. Sevgi ve selamlar.)

  58. u-topie Demiş ki:

    Aynı tabloya bakan farklı insanların farklı şeyler görmesi doğal.
    Öncelikle bakandan bağımsız değil bakılan.
    Bakanın bilgi seviyesi ve kavrama kapasitesi belirleyici bir faktör.
    Özellikle çok sayıda değişkenin etkileşimine bağlı yürüyen bir süreçse söz konusu olan sürece dahil olan bireylerin içinde yer aldıkları olguya nesnel ve sağlıklı bakabilmesi hiç kolay değil.
    Görünen nedenlerin dışındaki faktörlerin gözden kaçması, anlık bakışların sürecin bütününü görmeyi perdeleyip flulaştırması doğal.
    Çoğunluğun ortalama anlama düzeyi kadarıyla anlamlandırılabildiği sürecin yaşanan anın ötesini görmeyi engelleyen bir sis gibi etrafımızı sardığı bir noktadayız bugün.
    Varolanla uzlaşmayan, uzaklaşan her sistemik adımın karşılaşabileceği doğal reaksiyonları aşıyor oysa GS’ın şu an yaşadıkları ve maruz kaldıkları.
    Bilinçli bir bilinç bulanıklığı yaratılmaya çalışılıyor.
    Düpedüz bir algı mühendisliği çalışması yürütülüyor.
    Araya serpiştirilmiş doğru kırıntılarının kamufle ettiği kocaman yanlışlar dayatılıyor zihinlerimize.
    Çok sesli bir koro aynı kalıptan çıkmış tekrarlarla beyinleri ele geçirmeye çalışıyor.
    Bazıları ayarı tutturamayıp kolay deşifre olurken bazıları ince ince ikna ediyor bir çok insanı yanlış çıkarımlara.
    Süreci duraklatmak, mümkünse geriletmek ve giderek yok etmenin yegane yolunun beyinlerimizden geçtiğini biliyorlar.
    Ortak bir akıl ve sinerjinin ortaya çıkmasını geciktirmek için GS’lıları önce tereddüte, kararsızlığa sürüklemek gerektiğini biliyorlar.
    Bu körleştirme operasyonunu boşa çıkarıp püskürtmek gerek.
    Önümüze çıkan yorum ve haberde önce şunu sorgulayalım.
    Doğru mu?
    Ne kadarı?
    Neden?
    Sebep sonuç ilişkisi tutarlı mı?
    Aktaranın geçmiş referansını ihmal etmeden böyle bir süzgeçten geçirelim.
    İç tutarlılktan yoksun kaynaklara değer vermemek bu oyunu bozmanın ilk adımı olmalı.
    Kritik bir eşikte GS.
    Bu virajı kazasız dönebilmek önemli bir mevzi kazandırmış olacak GS’a.
    Sakin ve kararlı ve akılcı bir tavırla aşabilmeliyiz bu toz bulutunu.
    Kendimize güvenerek.
    İnanın buna değecek.

    (Ve de bugün ileride yaşanacakların ilk günüdür. Sevgi ve selam üstad. Melih)
    .

  59. Big Koala Demiş ki:

    Merhaba

    Melih abi selamlar. Kayseri maçında şöyle bir his oluştu bende; sanki o maçı hasbelkader bir şans golüyle yenseydik bu bizim için istediğimiz güzel futbola geçiş olacaktı. Çünkü şu ana kadarki hiçbir maçımızı kötü oynayıp rakibin hatalarıyla kazanmadık. Defansta kötü olsak da ofansta iyiydik genelde, puan kaybettiğimiz maçlarda ise çoğunlukla son 20 dakika oynayan ve maç boyunca sertlikten başka bir iş yapmayan takımlarla oynadık. Yani ilk olacaktı bizim için istediğimizin dışında oynayıp puan almamız. Yine de maçın sonucu kendimi çok kötü hissetmeme neden olmadı. Beraberlik o korkak ve sonucu düşünemeyen oyun için yeterli göründü bana.

    Arda tartışması var sanırım şu aralar Gio ve Emre Çolak üzerinden. Bence sorun Gio’nun bekleyip görme taktiğiyle fazla işe burnunu sokmadan takımı tanıma isteğinde oluşu. Elini taşın altına sokar ya da kendini ispatlamaya çalışır bir halinin olmayışı dışardan oyun adına çirkin görünebilir ancak ben bunun bir geçiş dönemi olduğunu düşünüyorum. Elano’da da benzer bir durum vardı, anca şu aralar insiyatif kullanmaya başladığını görüyoruz Elano’nun. Arda da bu duruma alışacaktır, Gio’nun sadece bir isim değil aynı zamanda takım oyuncusu olduğunu anlayacaktır.

    Melih abi bir yorumda yazıların editiyle ilgili şeyler söylemişsin. Özel isimlerin büyük harfle yazılmasıyla ilgili bir örnek vardı. Kısaca geçecek olursam, eskiden kendimce şiirsel düz yazılar yazardım ve bunlardan vurguları farklı yerlere koyabilmek için dilbilgisine inat devrik cümleler kurardım. Buna benzer bir üslubu rakip takımlar için yaptığımı fark ettim. fenerbahçe ve beşiktaş’ın baş harfleri hep küçük bende. Bu Cemal Süreya’nın bahsettiği Galatasaraylı’nın diğer takımlara bakışı gibi bir şeydir belki, sanırım bu iki takımı yeterince öznel bulmuyorum cümle içinde veya olduğundan-olması gerektiğinden- daha önemli kılmamak için bu savaşgan sürtüşmeleri. Belki hoş birşey değildir bu yaptığım yine de nesnel bir rekabet yaratanları başka şekilde yazmak da onları çok önemli kılmak gibi geliyor bana. Gücendirdiğim birileri varsa özür dilerim. Melih abi okuyunca aklıma geldi sadece belirtmek istedim, saygılar.
    İyi çalışmalar.

    (Selam Ali. Aslında süper ilginç bir noktaya değinmişsin. Evet tuhaf biçimde Galatasaray kötü oynadığı hiçbir maçı kazanmadı. Hatta berabere bile kalamadı. İyi oynadığı birçok maçı da, ki Eskişehirspor, İBB buna örnektir, berabere bitirdi. Yani futbol tanrıları yanında değil Galatasaray’ın. Ama ben son üç dakikada atılan golle kazanacağımız maçlar olacağını düşünüyorum.

    Küçük harfle yazmak konusuna gelince. Ben rakibe saygı, dile saygı ve kendine saygı için büyük harfle yazılmasının yanındayım hep. Hatta kısaltmaları bile sevmem, GS, FB, BJK gibi. O gazetelerin punto uydurmak için çıkardıkları bir şey. Tabi “ezik” ya da benzeri hitamların adını bile anmaya gerek yok. Seni sevgiyle selamlıyorum. Melih)

  60. ibrahim taskin Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi,

    İzninle Ümit Aktan’ın son yazısının bir bölümünü tüm arkadaşlarla paylaşmak istiyorum.
    Yazının tamamı için: http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=433101

    “…Galatasaray gitti Kayseri’ye, gergin bir ortamda, zirveyi zorlayan bir rakibin sahasında çatır çatır bir maç oynadı ve berabere kaldı. Seyirci ile bile ilk defa bu kadar üst düzeyde hırslı bir Kayseri vardı.
    Yorumların hemen tamamı, başlık ve spotların belki de hepsi, Rijkaard‘ın teknik hataları, kadro seçimindeki yanlışları, Transferlerin isabetsizliği, Arda‘nın form düşüklüğü üzerine kurulu.
    Kayseri taş gibi değil, Galatasaray kötü…
    Rijkaard bilmiyor ve sahtekar, Dos Santos ise bizim amatör kümenin oyuncusu!..
    Ertesi gün Fenerbahçe iç sahada, müthiş bir seyirci desteği ile oynuyor, takım da tam. Ama yenemiyor. Hatta yenilecekti bile de direkten dönüyor.
    Bütün sayfalarda zemin suçlu, rakip suçlu, hakem ise baş suçlu…
    Daum‘un hiç suçu yok. Oyuncular suçsuz, transfer yapmamak başarısı ile destanlar düzülüyor yönetime…
    İnsaf…O gecede “Ziya Doğan” hiç pay sahibi değil sanki. Vay nasıl olur da “defansif” oynamışmış…
    Bize nereye bakacağımızı işaret ediyorsunuz ama ben baktığımı görüyorum da…
    Ve anlıyorum ki Fenerbahçe’ye en büyük kötülüğü bu tür kamuflajcı yalakalar yapıyor…”

    (Paylaşım için teşekkürler İbrahim. Melih)

  61. locarelli Demiş ki:

    Merhaba,
    Melih Bey ben bu sitede henuz cok yeniyim. Ancak bir kac yorum yapabilme keyfini yasayabildim. Evet keyif diyorum ; bu kadar icten yasanan bir iletisim benim icin icin gercekten keyif.
    “Yasar Kemal’in yazilarina bile edit yaptim..” diyen birinin bu iletisime yuregini koymasini sevdim. ( Ne de olsa GS’li yuregi degil mi ?)

    Yazim kurallari ve imla olayina gelince hic de fena olmaz aslinda. Cok uzun yillardir yurt disinda yasiyorum, zaman zaman Turkce yazilarimda bir takim zorluklar yasayabiliyorum. Dilbilgisi kitaplarinda yeterince acik ve anlasilir ifadeler de bulamiyorum. Eger bazi imla kurallarini , daha kolay izah edecek bir kitapciginiz ya da benzeri bir calismaniz varsa seve seve bana ulastirabilirsiniz. Özellikle -ki eklerinde zorlaniyorum ( bitisik mi , ayri mi diye tereddut ediyorum.)

    Umarim bugun kazaniriz , biraz da keyifli yazilar yazabiliriz. Su an bir gazetede son dakika anonsu altinda ” Galatasaray’in Seyrantepe projesi Danistay tarafindan iptal edildi..” gibi bir yazi gecti su an onun da sokundayim. Selamlar, sevgiler.

    (Selamlar Locarelli. “Ki” eğer iki yan cümleciği birbirine bağlıyorsa ayrı yazılır. “Galatasaray, ki renkleri sarı kırmızıdır, bir dünya markasıdır” cümlesinde olduğu gibi. Ama iyelik belirten “ki”ler bitişik yazılır. Yani, “benim kalemim kırmızıydı, seninki de öyle miydi?” gibi. Seni bayıltmamayım şimdi dilgbilgisiyle:-)). Hoşgeldin Gayın-Sin’e. Yaz, dilediğin gibi yaz, içinden geldiği gibi. Sevgiler. Melih)

  62. asyas ayse says:

    Selamlar Melih abi nasılsın iyisindir inşallah sana bir sorum olacak biraz alakasız ama :) Melih abi Emin Bülent Serdaroğlu bildiğm kadarıyla fecr-i ati topluluğundan ama fecr-i ati topluluğundan bir çok kişi milli edebiyata geçti aralarında Emin Bülent Serdaroğlu var mı bir çok yere baktım bir şey bulamadım. Teşekkür ederim. Bu arada Bursamız’da tedavi gören Özhan Canaydın başkanımıza geçmiş olsun diyorum inşallah bir an önce iyileşir. Bugünkü maçtada Galatasaray’a başarılar…

    (Ayşeciğim selamlar. Çalışmadığım yerden sordun:-)) Evet Emin Bülent Serdaroğlu bir Fecr-i Ati (bugünkü dile çevirecek olursak “geleceğin doğumu” diyebiliriz) üyesiydi. Ve dediğin gibi bu topluluğun birçok üyesi Milli Edebiyat saflarına katıldı. Emin Bülent için bu hem geçerli, hem de geçersiz. Geçerli olmasının nedeni şu: Malum Kin aslında Milli Edebiyat’in öncüllerinden birisi sayılabilir vezni dışında. Emin Bülent’in daha sonra yazdığı ve Milli Edebiyat içinde değerlendirilecek şiirleri de var Bir Destandan, Dev Şarkısı, Hatay’a Selam gibi. Bu son bahsettiklerim hece vezniyle yazdığı şiirler. Ama Emin Bülent neredeyse daha sonra birden duruyor, daha doğrusu duruluyor. Şiiri neredeyse bırakıyor. Yani özetle Emin Bülent en verimli çağını Fecr-i Ati’de geçiriyor ama vezni eski. Ve de savaşlar nedeniyle (unutmayalım ki 1912′den 1918′e kadar hep savaşlardaydı) neredeyse şiiri bırakıyor. Selam ve sevgi üzerine olsun. Melih)

  63. locarelli Demiş ki:

    Herkese selamlar,

    Bu macta gördum ki , bu takim kimseyi yenemez. Gecen yazimda bahsetmistim; ” takim olmak” yakalanmis degil. Ve yine anladim ki ; Turkiye’de bir buyuk takim var, o da Fenerbahce. Takim hafta ici hirpalanmis, atacagi tek golle kupada tur atlamak var, taraftar nerede ? Tribunler bombos, ne zaman gelecek bu taraftar stada 15 bin seyirciyi bulamiyoruz, 55 bin kisiyi nereden bulacagiz, böyle takim da olmaz, böyle taraftar da olmaz. Futbol takimi mi , sirk mi bu ne anlamadim ki . Keita efendi , bir kerede topu ayaginla dogru durust oyna. Her pozisyonda ” özel bir sey yapma telasiyla” adam gibi bir top atmadi kimseye.

    Hepimiz yanildik, tek tek isimlere aldandik, iyi bir takim yarattik zannettik, ama maalesef ” kucuk sehirlere turneye giden kalabalik kadrolu bir sanatci grubu ” yaratmisiz, görunus fiyakali, isimler hos, ama ortada ne seyirci var ne sanatci.

    Iflas etmis bir durumdayiz . Ne yazsak hikaye.” Santraforlari yok ” duygusu psikolojik olarak , Antalya’yi öne gecirdi, cesaretlendirdi ve bedelini ödedik. Kimin oldugu önemli degil, santrafor oynadigi bilinen bir isim olsa, bu mac kazanilirdi. Belki bir tek bendim ” Necati gönderilmesin diye ugrasan , veya böyle dusunen, o sevimsiz Adnan Sezgin yuzunden o oyuncu gönderildi ve faturayi da o kesti.
    Uzgunum, kizginim, kötuyum, umutsuzum. Bu takim ligde ikinci bile olamaz.
    Size bu yolda basarilar diliyorum.
    Eger yapabilirsem ki cok istiyorum, Galatasarayliligimi askiya almak istiyorum.
    Ugur efendi ikide bir orta yapiyor, sanki ortada bir santrafor filan varda.

    Neyse sinirliyim, söyleyecek bir sey yok. Herkese sevgiler

    (Locarelli selamlar. Belli ki üzülmüşsün. Bir sakinleş. Sonra konuşalım. Sevgiler. Melih)

  64. Galileo Demiş ki:

    10 Şubat 2010

    Galatasaray-Antalyaspor
    Ziraat Türkiye Kupası Çeyrek Final Rövanş Maçı

    Tarihe şu notları düşelim bu maçla ilgili:

    1. Galatasaray gelecek için ümit ışıkları vermekten de ziyade – özellikle ikinci yarıdaki oyunuyla – ışıltısıyla gözleri kamaştırdı.

    2. Olaylı İsviçre maçının kahramanlarından Mehmet Özdilek ve onun takımı, anti-futbolun tiksindirici ve ibretlik bir gösterisini sundu. Kaleci Ömer Çatkıç, futbola ve seyirciye yaptığı, ölçülere sığmaz saygısızlığıyla bir kez daha futbol taraftarlarının nefretini elde etti. Maç boyu yaptığı hareketler, 95.dakikadaki sarı kartla ödüllendirildi (pardon cezalandırıldı). ‘Futbol ne şekilde oynanmamalıdır?’ ın dersini verirken, ‘Bir takımdan neden tiksinilir?’ sorusunun cevabı oldu Antalyaspor.

    3. Aykut Erçetin’in Galatasaray kariyeri bitti. Galatasaray, onu kadrosunda tutmanın bedelini, muhtelif senelerde Türkiye Kupası’ndan elenmekle ödedi. Sanırım altıpasın dışına çıkmanın kurallara aykırı olduğunu sanıyor Aykut Erçetin. Böyle sanmaya devam edebilir, hiçbir sakınca yok, ama Galatasaray kadrosunun dışındayken!!!

    4. Lucas Edward Neill: Muhteşem bir savunma oyuncusunun tanımı. Sarı-kırmızılı kalplerde altın bir taht kurduğu maç oldu bu ‘asla vazgeçmeyen’ Avustralyalı’nın.

    5. Bütün o göz kamaştırıcı ve mest edici bölüme rağmen yine de basit oynama olgunluğuna erişemedi Galatasaray. Kaleye çekilen 12’si isabetli toplam 24 şutu, 400 küsuru isabetli toplam 500 küsur pası ve %61′lik topa sahip olma oranı gibi isatistiklere rağmen elenmenin en önemli açıklaması bu.

    6. Servet Çetin ve Hakan Balta Galatasaray kadrosunun oyuncusu değiller. Bundan sonra da bu günkü gibi kulübede olurlar umarım.

    7. Fanatik Fenerbahçeli Kerem Öncel ve Erdoğan Arıkan’dan sonra, enfes anlatımıyla Okay Karacan bir cennet oldu bize. Futbol denen güzel oyunun sevilmesinde spikerlerin de katkısının olduğunu, tutkuyla işini yapan spikerlerin bizi futbola aşkla bağladığını, başka tarafların borazancılığını yapanlarınsa bizi futboldan soğuttuğunu hatırlattı bizlere.

    8. Çok uzun ve dopdolu bir maç yazısı yazmanız gerekecek sanırım Melih Abi.

    (Emrah selam. Üzgünüm ki uzun da değil, dopdolu da. Temelde bu maç üzerinden Atletico’ya bakmaya çalıştım. Ve de senin gibi madde madde yazdım. Sevgi ve selam. Melih)

  65. rebugur Demiş ki:

    Melih abi sinema olayına öyle bir örnek verdin ki bütün bakış açımı degiştirdin esasen ardanın yaptıgını yanlış bulurken şimdi olumlu bakıyorum.

    (Alkancığım benimkisi bir bakış açısı. Varol, nurol. Melih)

  66. ahmet can Demiş ki:

    Merhaba Melih Abi
    Maalesef şanssız bir şekilde kupaya veda ettik. Ancak pozitif bir oyun ortaya koymamız üzüntümüzü bir nebze de olsa dindirdi.
    Maçtan ziyade başka bir şeye değinmek istiyorum. Büyük ihtimalle siz maçı stadtan takip etmişsinizdir. Bu akşam ne zamandan beri ilk defa Galatasaray maçını bu kadar güzel anlatan bir spiker ekrandaydı. Adı Okay Karacan. Televizyonların tartışmasız en seviyeli ve bilgili spor spikerlerinden biridir bana kalırsa. Bu akşam müthiş zevk aldım anlatımından. Ancak bu akşam internette dolaşırken rastladım. Twitter’da kendisine Fenerbahçe taraftarları tarafından ağza alınmayacak küfürler edilmiş. Sırf güzel futbolu öne çıkardığı ve Galatasaray yanlı(!) tutumu için. Bu akşam daha iyi anladım ki Fenerbahçe taraftarı inanılmaz bir şekilde aleyhlerinde gördükleri şeylerde tepkilerini ortaya koyuyorlar(her ne kadar iğrenç bir biçimde olsa da) Geçen hafta Levent Özçelik anlatmıştı ve ne kadar yanlı bir biçimde Galatasaray’ı karaladıklarına şahit olmuştuk. Acaba kaç tane Galatasaray taraftarı(biz dahil) bu konuda TRT’ye tepki gösterdi? Düşünüyorum da Okay Karacan Lig Tv’de spiker olsaydı; kesinlikle Fenerbahçe taraftarları tarafından tepkilere maruz kalacak ve kendisini kapı dışarı bulacaktı. Gerçekten de zor bir durum.

  67. alikemal Demiş ki:

    caner hakkında sana katılmıyorum melih abi, tabi eğer doğru anladıysam.. zira her topu alışında sağına soluna bakmaksızın kafayı yukarı kaldırıp degaj yaparmışçasına bir savrukluk ile orta yaptı. yanında boş duran takım arkadaşlarını hiç ama hiç kaale almadı. arda ve keita çok sinirlendi bunlara hatta keita yırtınıyordu bir ara sol tarafta. yani demem o ki caner’in mental eksiklikleri asla bir kewell veya arda olamayacak kadar zayıf. ben onun bonservisinin alınmasına karşıyım an itibariyle…

    (Ali Kemal. Sevgili kardeşim. Nihayetinde 22 yaşında bir çocuktan bahsediyoruz. Sadece şu kadarını söylemek istiyorum ki Caner Erkin TZK Trabzonspor maçı itibariyle oynamaya başladı sol açık olarak. O maçtan sonra attığı gol sayısı 3. Keita’nın ise sezon başından bu yana attığı gol sayısı dört. Ki ikisini Levadia’ya tek maçta atmıştı. Bir de önceki maçta Maccabi’ye. Sırf son maçtaki gol vuruşuna bile bakmak bile yeterli olabilir Caner Erkin’deki vuruş tekniğinin üstünlüğünü görmek için.

    Sanırım en iyisi şöyle düşünmek. O bir yıldız değil, yıldız adayı. Ve çok iyi bir potansiyeli var uluslararası yıldız olabilmek için. Sevgilerimle. Melih)

Görüşünüzü Belirtin:


    Yorum yapabilmek için üye olmak zorundasınız. Üye Girişi Yapın yada Üye Olun