Archive for the ‘Beşiktaş’ Category
Pazartesi, Kasım 16th, 2009
 Bir Galatasaray Fenerbahçe maçının öncesinde orta hakem Sulhi Garan para atışı yapıyor iki kaptanın arasında. Solunda Galatasaray Kaptanı "Baba" Gündüz Kılıç. Sağında ise Fenerbahçe Kaptanı Halit Deringör.
Bu yazı Eylül 2009′da Galatasaray Dergisi’ndeki “Beş Edebiyat” bölümünde yayınlandı. Yazıda anlatılan olayın benzerleri bugün de yaşanıyor, ama benzer ahlâka sahip futbolcular maalesef bugün yoklar. O şövalye insanlar.
Halbuki atıyorum birkaç sene önce oynanan Sivasspor maçında oyunun durduğunu sanan Sivassporlu Hakkı’nın topu cezasahası içinde elinde tutmasıyla kazanılan penaltıyı Ümit Karan auta atsa, Fenerbahçeli Önder Turalı eliyle gol attığını hakeme söylese, ya da Nicolas Anelka. Veya son örnek. Kasımpaşa-Galatasaray maçında Ali Güneş maçtan sonra değil de maç içinde itiraf etse hakeme topu eliyle çeldiğini… Yıllar sonra birileri çıkıp yazacaktı bunu mutlaka. Hatta belki yazmayacaktı bile. Çünkü hiç unutulmadığı için, hatırlanmasına bile gerek kalmayacaktı.
Yiten sadece bir fırsat değil kuşkusuz. Koskaca bir ahlâk. İyi okumalar:
Yıllar, yıllar önceydi. Bir Cumartesi günü özel bir maçta Beşiktaş’la karşılaşıyordu Galatasaray. Bir önceki sezonun İstanbul şampiyonuydu Beşiktaş. Maçın hakemi ise Türkiye’de hakemliğin zirvesi kabul edilen Sulhi Garan. Ne ki çok kötü bir yönetim sergiledi Garan o maçta. Hem de, dönemin Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Ulvi Z. Yenal’e, “Sulhi sapıttı artık, bütün oyunu perişan etti” dedirtecek kadar.
Elbette bir hakem hakkında değil bu yazı. Maçın hakeminin göremediği bir pozisyonla ilgili daha çok. En çok da yan hakemin Galatasaraylılar’ı nasil tarif ettiğiyle.
Maçın durduğu bir anda hakemin görüş açısı dışında olan bir Beşiktaşlı futbolcu tekme sallamıştı Galatasaraylı Bülent Eken’e. Ancak göremedi o tekmeyi orta hakem Sulhi Garan. Ancak bir şeyler sezinlemiş olmalı ki, yan hakemine koştu olup biten hakkında bilgi almak için. İki hakem, kahve fallarında sıkça söylendiği gibi “başbaşa vererek konuştular” bir süre.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi oyun devam etti. Galatasaraylı rakibine tekme sallayan Beşiktaşlı oyuncu yaptığıyla kaldı sahada. İhraç edilmedi oyundan.
Sonra? Sonra bitti maç. Beşiktaş 2-0 yendi Galatasaray’ı. Sonra, bir Galatasaraylı’nın aklına düştü oyun durduğu andaki tekme pozisyonuyla ilgili iki hakemin ne konuştuğu başbaşa vererek. Doğruca yan hakeme gitti ve orta hakem Sulhi Garan’la ne konuştuğunu sordu ona.
Yan hakemin bu Galatasaraylı’ya verdiği yanıt Galatasaraylılık’ın iftiharı olarak asılı duruyor yıllardır ahlâkın ve centilmenliğin göklerinde:
“Orta hakemine bu mühim hâdise için bir şey söylemedim. Tekmeyi sallayan bir Galatasaraylı olsaydı, hemen ismini bildirirdim, çünkü onlara itimadım (güvenim) var ve onlar centilmenlerdir; ben söylemeden önce kendileri itiraf ederlerdi.”
PS: Beş Edebiyat’ın futbolla edebiyatı birleştirdiği için bu adı aldığını düşünenler var. Halbuki Beş Edebiyat, Galatasaray Futbol Takımı’nın kurulduğu Galatasaray Lisesi’ndeki sınıfın adıydı.
Cumartesi, Kasım 7th, 2009

Kendisiyle çalışmadım hiç. Ama hep adam gibi adam olduğunu duymuştum etrafımdan.
Televizyon kanallarının devlet tekelinde olduğu dönemlerde en etkili spor gazetecilerinden birisiydi. Kanallar çoğalıp seviye azalınca o da biraz geri plana geçti azar azar. Tâ ki varlığıyla yokluğu yavaş farkına varılmamaya başlayınca kadar. En son bir otobüs durağında görmüştüm onu, yetiştirdiği gazeteciler benzerleri olmayan otomobillere binerken.
“Ölmüş” dediler bugün haberler İlker Ateş için. Kalıp değiştirdi oysa.
Pazartesi, Ağustos 3rd, 2009

İspanyolca’da cümlenin başına ters soru işareti konarak “bu okuyacağın bir soru cümlesidir” diye uyarılır okuyucu. Benzer bir şey yapalım. Uyaralım. Ey okuyucu. Bu okuyacağın bir maç yazısı değil, iki takımın analizidir. Bu yüzden futbolcular ve takımlar olduklarından daha küçük görünebilirler!
Düşenin elinden tutup kaldırmalı. O yüzden ilk sözler gecenin mağlubu hakkında. Sessiz sedasız bir 4-3-3 takımı Beşiktaş. Gürültü patırtı koparmadan oldukça derli toplu bir 4-3-3 oynuyor. Oldukça yekpâre, oldukça akışkan, oldukça hareketli. Yetmez. Takım savunma kurgusu da oldukça dengeli. Bunu boyunu istediği zaman uzatıp, kısaltmasına borçlu biraz.
Bazı ilkeleri de var. Hücum oyuncularının takımın daha kolay ileri akabilmesi için zaman zaman orta sahaya girerek ikinci bir blok oluşturmaları gibi. Hücum hattının gücü ölçüsünde pres yapması gibi. Orta saha ve hücum bloklarının hızlı oynamaya çalışmaları gibi. Pas koordinasyonunu dikine kurgulamaları gibi. Üçüncü bölgede etkili paslaşmaları gibi.
(daha fazla…)
Salı, Temmuz 21st, 2009

“… öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
öyle kısaydı ki adımların
şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
ölçülür ve denk düşerdi ancak
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
yok bir yanıtın nereye diyenlere
bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
o bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç…” (1)
Futbol, ne adam gibi oynayabildiğimiz, ne de adam gibi oynanırken gördüğümüz, ama tutkuyla bağlı olduğumuz büyülü bir şeydi çocukken biz. Oynayamamızın nedeni daha çok imkânsızlıklardı elbette. Paramızın, gücümüz yettiği toplar sür-gitsin, vur-gitsine uygun olmayan, küçük, çarık, balonumtrak şeylerdi; ele ayağa gelmeyen uçucu ve kaçıcı.
Futbolu adâbınca ve hevesince oynayamamamız takım tutmaya engel değildi elbette. Tuttuğumuz takımlar vardı, bir de kahramanlarımız. Cikletlerin içinden çıkardı o kahramanların fotoğrafları. Hepsinin kahraman olduğunu üstlerindeki formalardan anlardık bir, ellerini bellerine koyarak fotoğraf çektirmelerinden bir de.
(daha fazla…)
Pazar, Haziran 14th, 2009
Türkçe’nin en büyük şairlerinden Fenerbahçeli Cemal Süreya’nın kaleminden Metin Oktay ve Galatasaraylı portrelerini vermiştik daha önce Gayın-Sin’de. Şimdi Beşiktaş tarihinin üç “baba”sından en azametlisi, en “baba”sı olan Baba Hakkı Yeten’de sıra. Bu vesileyle biraz gecikmiş de olsa, 2008-2009 şampiyonluğunu kutlayalım Beşiktaş’ın ve de elbette üzerimize düşmez ama, tarihlerini üzerinde taşıyan bir isimle yapalım bu kutlamayı. İyi okumalar.
(daha fazla…)
Perşembe, Mart 26th, 2009

- “Baba” Hakkı Yeten’in 1930 yılında Beşiktaş’a transfer olabilmesi için gerekli olan parayı dönemin Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Ahmet Kara’nın ödediğini, Ahmet Kara’nın bu jesti, Türk futbolunun ilerlemesi için yaptığını, Baba Hakkı Yeten’li Beşiktaş’ın 1938-46 yılları arasında sekiz şampiyonluktan yedisini kazandığını biliyor musunuz? (Fotoğrafta, Beşiktaş’la Fenerbahçe arasında oynanan bir veteranlar maçının ardından omuzlara alınan eski tüfek futbolcu, Beşiktaş’ın efsane futbolcusu “Baba” lakaplı Hakkı Yeten. Baba Hakkı’yı omuzlayanlardan birisi bir başka Beşiktaş efsanesi olan rahmetli Şükrü Gülesin. Sağ arkada ise Fenerbahçe’nin efsanelerinden Halit Deringör görülüyor.)
- Galatasaraylı Naili Moran’ın (1908-1968) dört ayrı spor disiplininde şampiyonluk kazandığını biliyor muydunuz? Naili Moran 1927 ve 1931’te disk atmada Türkiye şampiyonu oldu. Galatasaray’ın ilk kez şampiyon olan basketbol takımında da oynayan Naili Moran, daha sonra boks yaptı. Fransa’da çıktığı ringlerde 22 maçtan 20’sini kazandı. Bir ara futbolculuk da yapan Naili Moran aynı zamanda Türkiye’nin şampiyon yüzücülerindendi.
- Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlarından Şükrü Saraçoğlu’nun kızı Evin Saraçoğlu’nun Galatasaray Spor Kulübü’nün lisanslı sporcusunu olduğunu… Evin Saraçoğlu’nun 1951’de Lale Oraloğlu, Berin Tuç, Necla Evren ve dümenci Altan Karındaş’tan oluşan Galatasaray Bayanlar kürek Takımı’yla şampiyonluğa ulaştığını biliyor muydunuz?
- İlk ve tek maçını 1901’de oynayan ve kapatılmak zorunda kalan Black Stocking FC (Siyah Çoraplılar) oyuncuları arasında daha sonra Fenerbahçe’nin kuruluşunda yer almış ya da Fenerbahçe’de futbol oynamış tek bir oyuncunun bile bulunmadığını… Bu iddianın bir şehir efsanesi biliyor muydunuz?
Çarşamba, Mart 4th, 2009
 1938'de Berlin'de maça çıkan İngiltere Milli Takımı Nazi selamı vermişti.
Herkes 1999-2000 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde, Galatasaray’ın Milan’la oynadığı ve son dakika penaltısıyla 3-2 kazandığı maçı hatırladı nedense, Sabri Sarıoğlu Bordeaux’ya son dakikada o golü atınca.
Oysa ki Galatasaray, bundan tam 34 sene önce UEFA Kupası’ndaki ilk yolculuğuna da bir son dakika golüyle başlamıştı. Sene 1975’ti. Galatasaray’ın tarihinde ilk kez katılacağı UEFA Kupası’ndaki rakibi Avusturya temsilcisi Rapid Wien’di. Viyana’daki Prater Stadı’nda oynanan maçı Galatasaray 1-0 kaybetmiş, İstanbul’a ümitli dönmüştü ama.
(daha fazla…)
|
|