Archive for the ‘Fenerbahçe’ Category
Cumartesi, Ekim 31st, 2009

“… Polistir babam
cumhuriyetin kuludur.”
İsmet Özel (Amentü)
Bir sürpriz değildi elbette Bünyamin Gezer’in derbiye verilmesi. Hangi maçta girmişti gözüne “amirleri”nin Bünyamin Gezer? Bunu bilmiyoruz.
Bildiğimiz tek şey şu: Öyle bir maç yönetti ki Bünyamin Gezer ve sonrasında öyle bir açıklama yaptı ki… Üzerinden doğup batan tam beş kış güneşi geçmesine karşın, yaptıklarını ve söylediklerini konuşmaya süre yetmedi yine de.
Bunca çirkinliği ve kirliliği yetmezmiş gibi futbol dünyamızın, yaptığı açıklamayla bir o kadar daha kirletti beyinlerimizi ve ruhlarımızı Gezer. Ve maalesef üzerinden bin aydınlık yaz güneşi, bin dolunay beyazlığı geçse bile kapkara kalacak bazı vicdanlar ve hatıralar.
(daha fazla…)
Pazartesi, Ekim 26th, 2009

Maçtan önce, “Milan Baros ikinci dakikada sakatlanıp çıkacak” deselerdi Frank Rijkaard’a muhtemelen Ralph Elano Blümer’le başlamazdı karşılaşmaya. Baros’un sakatlık nedeniyle maça devam edemeyeceği belli olunca üç şeyi birden kaybetti Galatasaray.
Önce hücum hızını kaybetti ve de ciddi hücum gücünü. Ardından Elano’nun en önemli özelliği olan koşan futbolcunun önüne pas atma seçeneğini. Ve de en nihayetinde Baros’un rakip defansı hırpalama şansını.
Ancak yine de açıklamıyor Baros’un sakatlığı 3-1’lik sonucu. Açıklayamıyor.
Nedir peki o halde Galatasaray’ı böylesine pençesiz bırakan? Birkaç neden.
Bir. Demoralizasyon. Yok, moral çöküntüsü değil burada sözü edilen. Bu kelimeyi aldığımız dildeki ilk anlamı geçerli demoralizasyonun karşılığı olarak. Yani ahlâk bozukluğu. İş ahlâkını kaybetme.
İki. Mücadele. Fenerbahçe maçı kazanmak için daha çok mücadele etti Galatasaray’a oranla.
Üç hız. Maçta ortalama olarak Fenerbahçe’den daha hızlıydı Galatasaray. Ama Fenerbahçe, en gerekli olduğu yerde, yani üçüncü bölgede Galatasaray’dan çok daha hızlıydı.
Dört. Lidersizlik. Galatasaray’ın her manada, yani hem futbol, hem de takım liderinin bulunmaması. Şu çok net görüldü ki takımın liderliğine soyunan Arda Turan 10 numaralı formanın içini doldurmak için oldukça minyon.
Beş. Arzu. Galatasaray arzuladığı futbolu oynayamayan taraftı dünkü maçta. Fenerbahçe ise Christoph Daum’un maç öncesi stratejilerini hayata geçiren takım.
(daha fazla…)
Tags: Arda Turan, Colin Kazım, Daum, futbol liderliği, Rijkaard, takım liderliği, takım ruhu Posted in Fenerbahçe, Futbol, Futbol Analiz, Galatasaray, Galatasaray - Fenerbahçe Rekabeti, Galatasaray Futbol Analiz, Galatasaray Maç Yazısı, TSL | 161 Comments »
Add this post to Del.icio.us - Digg
Pazartesi, Ağustos 3rd, 2009

İspanyolca’da cümlenin başına ters soru işareti konarak “bu okuyacağın bir soru cümlesidir” diye uyarılır okuyucu. Benzer bir şey yapalım. Uyaralım. Ey okuyucu. Bu okuyacağın bir maç yazısı değil, iki takımın analizidir. Bu yüzden futbolcular ve takımlar olduklarından daha küçük görünebilirler!
Düşenin elinden tutup kaldırmalı. O yüzden ilk sözler gecenin mağlubu hakkında. Sessiz sedasız bir 4-3-3 takımı Beşiktaş. Gürültü patırtı koparmadan oldukça derli toplu bir 4-3-3 oynuyor. Oldukça yekpâre, oldukça akışkan, oldukça hareketli. Yetmez. Takım savunma kurgusu da oldukça dengeli. Bunu boyunu istediği zaman uzatıp, kısaltmasına borçlu biraz.
Bazı ilkeleri de var. Hücum oyuncularının takımın daha kolay ileri akabilmesi için zaman zaman orta sahaya girerek ikinci bir blok oluşturmaları gibi. Hücum hattının gücü ölçüsünde pres yapması gibi. Orta saha ve hücum bloklarının hızlı oynamaya çalışmaları gibi. Pas koordinasyonunu dikine kurgulamaları gibi. Üçüncü bölgede etkili paslaşmaları gibi.
(daha fazla…)
Cumartesi, Mart 28th, 2009

Yine bir haber yüzünden mutluluk zamanı. Duyduk ki, yaşayan efsane Lefter Küçükandonyadis’in heykelini yaptırmak için yola çıkmış Fenerbahçe’nin taraftar gruplarından CK (Cefakâr Kanaryalar). Fenerbahçe tarihinin Zeki Rıza Sporel’den sonra en çok gol atmış futbolcusu olan Lefter’in heykeli Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın yakınlarına dikilecek.

Birkaç zaman önce paylaşmıştık Türkiye’nin ilk futbolcusu Fuat Hüsnü Kayacan’ın Lefter hakkındaki düşüncelerini. Kayacan’ın, “gençken Türkiye’nin en iyi futbolcusuydu” diye tanımladığı Lefter’in ölmeden onurlandırılması Türkiye’de pek de rastlamadığımız hareketlerden. (Malum, rahmetli Metin Oktay, ancak öldükten sonra bir mitosa dönüştürüldü. Vaktinde uğursuz geldiği töhmetiyle tribünlerden atılıp kolu kırılan rahmetli Karıncaezmez de yaşarken kadri bilinmeyenler arasındaydı.) Bu açıdan, Lefter’in yaşarken heykelinin yapılması, bunun düşünülmesi, düşünülebilmesi önemli gerçekten.
Bu vesileyle, Alpay’ın 1964’te çıkardığı 45’lik bir plağın (Norma Mia) arka yüzündeki şarkı da Lefter için bizden gelsin.
http://www.pisburun.net/gorisit/calgi/mactwist.htm
(Maç Twist adını taşıyan şarkıda “ver ver Lefter’e, yazsın deftere” tezahüratının yanısıra, Lefter’in şutunu Turgay’ın (Şeren) kurtardığı bir maç anlatımı da yer alıyor. Twist dansı modasını üç büyükler üzerinden futbola aktaran şarkı Arkadaşlar Grubu’na ait. Alpay’ın uzaktan akrabası Şanar Yurdatapan’ın kurduğu grupta, Durul Gence de yer alıyordu.)
PS: Kayıt için “pisburun” sitesine ve bu siteyi hazırlayan ekibe teşekkürler. Heykel kampanyasına ilişkin daha detaylı bilgi için bakınız lütfen http://www.lefterevefa.org/v1/index.php
Cumartesi, Mart 21st, 2009

Çok yıllar önceydi. Fenerbahçe henüz elli yaşındayken Rüştü Dağlaroğlu bir kitap yazmıştı kulübün 50 senesini anlatan. Orada bir bölüm kaleme aldı rahmetli Dağlaroğlu, “Fenerbahçe’nin Türk Sporundaki Hususiyetleri” başlığını taşıyan.
(daha fazla…)
Salı, Mart 10th, 2009

Hafta sonunda galiba gözlerden bir şey kaçtı. Kayserispor-Fenerbahçe maçında canı yandığı için rakibine tekmeleyen Volkan Demirel’e maçtan sonra 7 dikiş atıldığını ifade eden haberler okuduk sağda solda.
(İşte bir tanesi http://www.milliyet.com.tr/Spor/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetayArsiv&ArticleID=1068604&Kategori=spor&b=Volkana yedi dikis).
Haberin içinde bir açıklaması var Volkan Demirel’in. Aynen şöyle diyor milli kalecimiz: “Göğsümde 3-4 santim yırtık var. Kaburgamda sorun yok neyse ki. Yırtıkla yırttık diyebiliriz. İnsanın canı yanarsa tepki verir. Bu gayet normaldir. Eren’in tekmesi biraz daha alta gelse daha kötü şeyler olabilirdi. Hakemin kararı böyle oldu, ne yapalım. O da bir daha izleyince değişik düşünebilir herhalde.”
Sadece merak işte bizimkisi. Gerçekten yedi dikiş atıldı mı Volkan Demirel’e? Ya da şöyle soralım: Volkan Demirel’in kendi ifadesiyle “3-4 santimlik” dediği yırtık tıbben dikiş atılmasını gerektirecek bir yara mı? Fotoğrafa bakıp karar verilsin.
(Hekim olmayan, ama yaşamı boyunca başından birkaç dikiş öyküsü geçen bu satırların yazarının görüşünü merak ediyorsanız, şöyle: Soldaki fotoğrafa bakınca formanın yırtılmış olduğu görülüyor, ama bir kesi yok kanayan. Forma temiz, kan lekesi yok. Sağdaki fotodaki yara ise hiç öyle dikiş atılmayı gerektiren bir durum arzetmiyor. Eğer operasyondan sonra çekilmişse fotoğraf, ortada bir dikiş de görülmüyor.)
Sakın ola bir yönetici cinliği olmasın bu dikiş haberi, hafifletici nedenlere dikkat çekmek için?
Perşembe, Mart 5th, 2009

Fenerbahçe’de bir sendrom var. “Zico sendromu” bunun adı. Sendromun özü kısaca, Zico sonrası dönemde de adının sık sık hatırlanması, zikredilmesi, bugün oynanan futbolun onun dönemindekiyle karşılaştırılması. (Aslında bunu Zico sonrası sendromu diye adlandırmak daha doğru, Pazar günleri yaşananın “Pazartesi sendromu” olması misali.)
(daha fazla…)
Çarşamba, Mart 4th, 2009
 1938'de Berlin'de maça çıkan İngiltere Milli Takımı Nazi selamı vermişti.
Herkes 1999-2000 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde, Galatasaray’ın Milan’la oynadığı ve son dakika penaltısıyla 3-2 kazandığı maçı hatırladı nedense, Sabri Sarıoğlu Bordeaux’ya son dakikada o golü atınca.
Oysa ki Galatasaray, bundan tam 34 sene önce UEFA Kupası’ndaki ilk yolculuğuna da bir son dakika golüyle başlamıştı. Sene 1975’ti. Galatasaray’ın tarihinde ilk kez katılacağı UEFA Kupası’ndaki rakibi Avusturya temsilcisi Rapid Wien’di. Viyana’daki Prater Stadı’nda oynanan maçı Galatasaray 1-0 kaybetmiş, İstanbul’a ümitli dönmüştü ama.
(daha fazla…)
|
|