Archive for the ‘Kategorilenmemiş’ Category

Manisaspor maçının ardından: Daha yavaş, daha hantal, daha yüksek

Pazartesi, Kasım 23rd, 2009

B_0786e1de094e05afa86598fc159d3b5c

Biraz eski Galatasaray. Yani bol gol pozisyonu üreten ve karşısındaki rakibine de gol pozisyonu veren bir takım. Galatasaray ve Manisaspor’un karşılıklı olarak girdikleri gol pozisyonlarını gösteren 8 ve 5 de, bu Galatasaray’ın rakamları.

 

(Oysaki orta sahada pres yaptığı için rakibine gol pozisyonu vermeyen bir Galatasaray’a geçilmişti Bucaspor maçından sonra. Nitekim oynadığı son üç maçta, ki bunların ikisi deplasmandaydı, toplamda Manisaspor’un yakaladığı kadar gol pozisyonu vermişti rakiplerine Galatasaray. Yazalım sırayla rakibine verdiği gol pozisyonu rakamlarını Galatasaray’ın bu son üç maçta. Sivasspor’a 0, Dinamo Bükreş’e 2 ve Diyarbakırspor’a ise 3. İşte eski Galatasaray’dan kasıt bu.)

 

(daha fazla…)

Eskişehirspor maçının ardından: İlk perdenin sonu

Pazar, Eylül 27th, 2009

B_9217ca84908efc1757731d341e02d440

Önce ezber bozucu bir saptama; hem dünkü maçı okumak, hem de bundan sonraki Galatasaray’ı daha iyi anlamak için: Gol yediği ana kadar, taktik disiplin anlamında sezonun en iyi maçını çıkardı Galatasaray.

 

Başka bir okuyuşla… Kasımpaşa maçında olduğu gibi futbolun antik çağlarından bu yana, bilinen ne varsa hepsini birbirine karıştıran bir Galatasaray izlemedik Eskişehirspor karşısında. Hatta golü yedikten sonra da, yeni yeni tanımaya ve öğrenmeye çalıştığı futbolu oynamaya gayret etti Galatasaray, gücü ve tecrübesi yettiğince elbette.

 

Ta ki Eskişehirspor, skoru korumak için, Galatasaray’ın oynayabileceği bütün boşlukları teker teker kapatıncaya  kadar. Ne zaman ki futbolun top koşturabileceği delikler tıkandı Eskişehirspor tarafından birer birer, işte o zaman birkaç kırılma yaşandı Galatasaray’ın taktik disiplininde. Neydi bunlar? Mesela Galatasaray tandeminin topu üçüncü bölgeye bir an önce ulaştırmak için daha havadan oynama isteğiydi. Mesela Galatasaraylılar’ın pas futbolunda sonuna kadar ısrar etmemeleriydi Eskişehirspor 18’inde bile.

 

Ama bu kadar işte. Bu iki sapma dışında Frank Rijkaard’ın öğretmeye çalıştığı oyun sistemine sonuna kadar sadık kaldı talebeleri.

B_595120cfeb1470509f5336feb624f545 (daha fazla…)

Rijkaard: Bir futbol devrimcisinden Galatasaray’a uzanan bir hikâye III

Pazartesi, Haziran 22nd, 2009

 

 

1984 yazında, Yeşilköy’e Jupp Derwall’in inmesi, 2009 yazında Atatürk Havalimanı’na Frank Rijkaard’ın inmesinden daha heyecanlı bir şeydi. Çünkü zaman Türkiye’nin futbol denen sporda San Marinolar, Maltalar’la neredeyse bir kabul edildiği dönemdi. Evet vardı tek tük tuhaf galibiyetlerimiz uluslararası anlamda. Mesela dünya ikincisi İtalya’yla Napoli’de golsüz, ya da dünya üçüncüsü Almanya’yla Köln’de 1-1 berabere kalmak gibi. Bir de Sovyetler’i 1-0 yenmişliğimiz vardı İzmir’de 1970’li yıllarda. Polonya’yı ve Galler’i de. Ama o kadar işte.

 

(daha fazla…)

Galatasaray: Teknik direktörler ve başkanlar dosyası

Cumartesi, Mayıs 2nd, 2009
b_3075_b_2720_b_2616_apolat_b

Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Adnan Polat Mart 2008'de göreve başladı ve başkanlık yaptığı 14 ayda, dört ayrı teknik direktörle çalışarak bu alanda rekor kırdı.

 

Hacettepe-Galatasaray maçı 1-0 devam ederken Galatasaray tribünlerinin “Korkmaz istifa” diye bağırması ve bağırtılması elbette ayrı bir yazı konusu. Şu an için tek gerçek var, o da, “istifa” tezahüratından sonra Korkmaz’ın Galatasaray teknik direktörlüğünü sürdürmesi artık çok zor.

 

(daha fazla…)

Bursaspor maçının ardından: Bakmak, görmek ve okumak biçimleri

Cumartesi, Mart 7th, 2009

23

 

Kafa karıştırıcı bir soruyla başlayalım. Galatasaray bu yıl değil de geçen sene transfer etmiş olsaydı Harry Kewell’u, nasıl oynardı acaba? Bir kafa karıştırıcı soru daha. Bursaspor karşısında Lincoln nasıl oynadı? Bu yılki Lincoln gibi mi, yoksa geçen seneki gibi?

 

(daha fazla…)

Asr-ı Fener (II): 83 yıl sonra ortaya çıkan maç

Pazar, Ocak 25th, 2009

2009-01-20_kitap6

Asr-ı Fener’in metodolojik açıdan ele alındığı ilk yazıda, çalışmanın, Fenerbahçe’ye yepyeni bir tarih yaratma gayretinin dışavurumu olduğu söylenmişti. Popüler tarih anlayışından çok daha az masum olan bu hijyenik tarih yazıcılığı eleştirilmişti de.

Sırada kitabın olgusal düzeyde analizi var. Bu konuya Gazi Mustafa Kemal’in Fenerbahçe’nin maçını seyrettiği iddiasıyla başlanmalı. Asr-ı Fener’e göre 1926 yılında Gazi Mustafa Kemal, Fenerbahçe’nin maçını seyredebilmek için güzergâhını değiştirdi. Mudanya-Yalova hattı üzerinden geldiği Bursa’da Fenerbahçe’nin bir maçını seyretti. Asr-ı Fener’de yer alan bu önemli bilginin tek kaynağı da Akşam gazetesi.

(daha fazla…)

Daha akıllı, daha hızlı, daha güçlü

Cuma, Ocak 2nd, 2009

Dünyada tamamen bize özgü bir kısırlığı daha, hep birlikte yaşıyoruz. Yine insanları tartışıyoruz sistem ve felsefeyi dikkate almak yerine. Çünkü böylesi en kolayı.

Geçen seneyi unutmadık. Ne deniyordu Galatasaray için? Antrenman bile yapmıyor. Takım çalışmıyor. Kalli takımın hangi sahada antrenman yaptığını unutuyor? Gibi, gibi.
(daha fazla…)

Yedinci Maç

Cuma, Ocak 2nd, 2009

“Hiçbir şey söylemeyen sözlere varmak için her şeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti” demişti şair.

Bu en çok Galatasaray için geçerli. Birbiri ardına hazırlık kampları, fantastik transferler, sakatlıklar, hazırlık maçları, büyük bir koşuşturma. Ne için tüm bunlar? 2008-2009 versiyonu Galatasaray için. Yani nereden bakılırsa bakılsın 50 maçlık uzun, çok uzun bir maraton için.
(daha fazla…)

Yabancı topraklarda değilsin Kewell

Cuma, Ocak 2nd, 2009
Avustralya, yani en güneydeki ülke adını verdiler Birleşik Krallık’ın kâşifleri, Romalılar’ın “Terra Australis Incognita”sından ilham alarak. Terra Australis Incognita, yani güneydeki bilinmeyen ülke. Burası da
keşfedilmişti böylece.

Madem ki, dünyanın en ucundaki (en güney ve en doğu) ülkeydi burası, bir sürgün kolonisi olmasına karar verildi, gidip de dönülemeyen, ölüp kalınan. Tıpkı bizim Fizan’ımız gibi. (daha fazla…)

O ruh var ya, o ruh

Cuma, Ocak 2nd, 2009

Tarih konuşuyor. (Maçtan önce.)

Oradaydı tarih. Hemen ötelerinde. Ellerinin ucunda. Gözlerinin önünde. Ama görmediler. Çünkü bakmadılar. Aynada sadece kendi suretlerini görmeye çalışmakla meşguldüler çünkü. Görmediler tarihi. Oysa ki oradaydı tarih. Hep orada.

Akıllarına getirselerdi tarihe bakmayı, zaman gelir bir hüznün esir aldığını göreceklerdi Galatasaray’ı yıllar boyunca. Acı çektiğini, garip düştüğünü, ama asla öksüz kalmadığını. Hiçbir zaman.
(daha fazla…)