Archive for the ‘Medya’ Category

İslam Çupi’nin kaleminden Metin Oktay’ın golleri: Ağları yırtan gol

Pazar, Ocak 31st, 2010

ID=oDcd_x2B_EGq9zoPvaw_x2B_0UKECol0TxrCCVFyDfmQXnPQn08_x3D_

 

İslam Çupi. Herkes onu kimselerin aklına gelmeyen benzetmeleriyle bilir. Hâlâ milat kabul edilen yazılarıyla bilir bir de. Fenerbahçeliliğiyle bilinir de, kimseler hatırlamaz onun da yolunun Galatasaray Lisesi’yle kesiştiğini.

 

Tıpkı Fenerbahçe’nin alamet-i fârikası “kanarya”nın mucidi Cihat Arman. Fenerbahçe’nin Mütarake Dönemi’nde halkın en sevdiği takım olmasının stratejisini kuran ve uygulayan Ali Naci Karacan. Fahri hamiliğini üstlenmesine karşın tarihin yeniden yazılması sonucunda bir anda Fenerbahçe başkanları arasında adı geçen şehzade Ömer Faruk. Ya da “bu son günlerde kanım biraz Fenerliler’e kaynıyor gibi” diye yazan Nazım Hikmet gibi… İslam Çupi’nin de ömrünün bir bölümü Galatasaray Lisesi’nde geçti.

 

Samimi ve kararlı bir Fenerbahçeli’ydi İslam Çupi, bu yüzden tuttuğu takımın dergisini daha rahat ortamlarda okumak için ayrıldı Mektep’ten. (Çünkü tuvaletlerde gizli gizli okuduğu için Fenerbahçe dergisini, idarede “komünist mi acaba” sorusu doğurmuştu 589 İslam.)

 

Sonra yolu eski adıyla Vefa Sultanisi’ne düştü Çupi’nin. Ardından da gazeteciliğe. Yani kurşun kaleme ve kağıda. Ya da mürekkebe ve sahaya. Metin Oktay’ın Galatasaray’a gelmesinden iki yıl sonra başladı gazeteciliğe İslam Çupi. Ve denilebilir ki Metin Oktay yaşadıkça o da yanında oldu hep. Beraber yaşadılar, beraber içtiler, beraber ağladılar.

 

Önce Kral göçtü bu dünyadan, ardında bugün bile hatırlanan goller bırakarak. 10 yıl sonra da Çupi, ardında binlerce yazı ve “Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz” lafını Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın duvarına emanet ederek.

 

Ömrünün bir bölümünde, henüz sağ iken Metin Oktay, onun attığı bazı golleri için yazılar kaleme aldı İslam Çupi. İşte onlardan, yani gollerden sadece birisi, ama en çok hatırlananı. Metin Oktay’ın 10 Haziran 1959’da o günün Mithatpaşa, bu gününün İnönü Stadı’nın deniz tarafındaki Fenerbahçe kalesine attığı ağları yırtan golü ve İslam Çupi’nin kurşun kalemi. Yanyana ve başbaşa.

 

“Bu da meşin tarihine “ağların bile tutamadığı gol” olarak geçecek.Galatasaray’ın maçtan önceki klâsına favorilik etiketi iliştirilen Fenerbahçe’yi devirişi, bir büyük olayla düğümlenecekti. Bu büyük düellonun sonunda sarı-kırmızı taraftarların gözleri, deniz tarafındaki kalenin sol üst direğine dönmüştü. Orada kocaman bir delik vardı. Direğe çakılı çivilere gerilmiş ağlar paramparça olmuştu. Sanki Özcan’ın koruduğu Fenerbahçe kalesini, futbol topu değil de; yırtıcılığı aşırı, bir köpek balığı ziyaret etmişti. Ve bu deliğin şerefine kalkan sesler vardı Mithatpaşa’da. Onbinler bir dev ağızmış gibi bağırıyorlardı:

 

“Me-tiin, Me-tiin!” diye. KRAL, Fenerbahçe’nin yıkılıp gittiği mücadelede yine soldan topla yürümüştü. Naci bastırmıştı hemen. Metin bir çalımla ondan kaçırmıştı meşin yuvarlağı. Devrin en büyük santrhafı, markajından bir sabun gibi kayıp giden Metin’e artık sadece bakıyordu. Çok çaprazdan vurdu Metin! Topun şiddetinden Özcan’ın sadece saçının telleri kalkmış, Fenerbahçe’ye ise yırtık ağlar ve bıçak gibi kesen bir gole üzülmek kalmıştı.”

 

(Gazete kupürü için Milliyet’e teşekkür ediyorum. MŞ)

İlker Ateş: Kalıbının adamı kalıp değiştirdi

Cumartesi, Kasım 7th, 2009

630053664

 

Kendisiyle çalışmadım hiç. Ama hep adam gibi adam olduğunu duymuştum etrafımdan.

 

Televizyon kanallarının devlet tekelinde olduğu dönemlerde en etkili spor gazetecilerinden birisiydi. Kanallar çoğalıp seviye azalınca o da biraz geri plana geçti azar azar. Tâ ki varlığıyla yokluğu yavaş farkına varılmamaya başlayınca kadar. En son bir otobüs durağında görmüştüm onu, yetiştirdiği gazeteciler benzerleri olmayan otomobillere binerken.

 

“Ölmüş” dediler bugün haberler İlker Ateş için. Kalıp değiştirdi oysa.

Nereye koşarlar tek gözü olanlar?

Cuma, Ekim 9th, 2009

blindness

 

“İnsan evladının Ay’a ilk kez ayak bastığı ve son Amerikan askerinin Vietnam’ı terkettiği yıl, hayatları boyunca, doğup büyüdükleri evden 15 mil bile uzaklaşmamış kadınlar ve erkekler yaşıyordu İngiltere’nin bazı yerlerinde.” (1)

 

İşte bu paragrafla başlar Türkçe’ye “Köpekler” olarak çevrilen Gordon M. Williams’ın “Trencherlar’ın Çiftliği’nde Kuşatma” adlı kitabı.

 

Futbola da aşina olan İskoçyalı yazar Gordon M. Williams, şayet yaşamış olsaydı bugünlerde Türkiye’de. Ve de “Körler Ülkesinde Kuşatma” adlı bir kitap yazacak olsaydı, muhtemelen şöyle bir cümleyle başlardı eserine: “2006’da, Barcelona’yla Avrupa Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kazanan Frank Rijkaard’ın Türkiye’ye ayak bastığı yıl, doğup büyüdükleri futbol kültüründen 15 milimetre ötesini bile bilmeyen futbol yorumcuları yaşıyordu İstanbul’da.”

(daha fazla…)

İspanya maçı: Futbolun teğet geçtiği insanlar

Cuma, Nisan 3rd, 2009

b_960_b7349

 

İçinden futbol geçmeyen yazarlardan birisi Ercan Saatçi. Hem bundan, hem de bir şey yapanın her şeyi yaparım yanılgısına düşmesi yüzünden içinden futbol geçmeyen yazılar yazıyor Hürriyet’te. Saatçi’nin yazarlık kariyeri “baba ben köşe yazarı olmak istiyorum Hürriyet’te” ya da, “o kadar maça gidiyorsun, gel seni köşe yazarı yapalım” benzeri bir cümleyle başladığı için muhtemelen, bize de yazılarını büyük sabırla izlemek düşüyor.

 

(daha fazla…)

MHK: Örtünün altında yeni bir şey yok

Cuma, Mart 6th, 2009

s24153443

 

Aslında yorumsuz diye vermek lazımdı. İki nedenden. İlki Türkiye Gazetesi’nde yazan Ömer Faruk Ünal sezon başından bu yana inanılmaz mutedil davranarak MHK’yı satıraralarında örtük olarak desteklemişti. (Elbette hakem hatalarını teşhir ederek.) Bu geçmişi nedeniyle böyle bir yazı kaleme alması çok önemli.

 

İkinci neden de, Ömer Faruk Ünal’ın hakem ve gözlemciler caimasında olup biten her şeye inanılmaz hakim olması. Yani, “bunu yazmışsa arka planında bilip yansıtmadığı çok daha fazla şey vardır” gerçeği. Başlığı “MHK’dan U dönüşü” olan yazı bu. İyi okunmalı. Galatasaray Spor Kulübü bir açıklama yapmıyor diye hakem işleri düzene girdi diye sanılmıyor değil mi?

 

(daha fazla…)

Abdi İpekçi: Anılarımızdan geçen dev

Pazar, Şubat 1st, 2009

ipkeciok

 

Eskiden, çok eskiden, yaz tatillerinde, haftada bir kasabaya indiğimizde köyden, uygulanan bir ayindi Milliyet’in gelmesini beklemek.

 

Ne için? Alelacele baş tarafına göz gezdirdikten sonra en arkayı çevirip, bir çırpıda spor sayfasına bakmak için. Hele bir de TSYD Kupası karşılaşmaları varsa, Milliyet’in arka sayfasından oynanan maçların kaç kaç bittiğini öğrenmek inanılmaz heyecanlı olurdu.

 

(daha fazla…)