
Birden fazla okuma biçimi var bu maçın. Maçın kırılma anı olabilecek sekizinci dakika üzerinden de okunabilir Kasımpaşa-Galatasaray maçı. Frank Rijkaard’ın rotasyon tutumu nedeniyle takımın iskeletinde yaptığı değişikliklerden hareketle de. Hatta 10 güne sıkıştırılmış üç maçın getirdiği yorgunluk üzerinden de. Ya da son günlerin moda deyimi “bal” teorisinden hareketle de. Yani “zaten Galatasaray iyi takımla oynamadı, maçlarını şansa attığı gollerle kazanıyordu, biraz dişli olan Kasımpaşa karşısında da çıplak gerçek ortaya çıktı” iddiası üzerinden.
Bu okuma biçimleri, bir şekilde ışık tutuyor olsalar da bir yerlere, ne olup bittiğini tam manasıyla aydınlatmıyorlar kesinlikle. Karanlık kalıyor birçok şey. O yüzden Galatasaray’ın Rijkaard’la birlikte kalkıştığı hücum futbolu –total futbol- deneyi üzerinden okunmalı bu maç (da). Olup biteni en kapsayıcı ve en adil biçimde anlamamızı mümkün kılan bu okuma biçimi çünkü. Her şeye en içinden bakan. En aydınlık olan.
Başlayalım. Rijkaard’ın bir futbol laboratuvarına dönüştürdüğü Florya’da yepyeni bir futbol öğretisi içselleştirilmeye çalışılıyor futbolculara. Pasa dayanıyor bu yeni futbol, her hal ve şartta pasa. Yani temeli de pas futbolun, çatısı da. Bu temelle çatı arasındaki her kat da pas.
Rijkaard’ın futbol öğretisinde arzulanan, bu pas futbolunu mümkün olduğunca bütün sahayı kullanarak oynamak. Bundan daha çok arzulanan şey ise pas futbolunu oynarken takımın boyunu kısaltıp enini genişleterek yatay bir dikdörtgenden daha çok yararlanmak, tüm saha yerine. En çok arzulanan ise yaratıcılığı ve doğaçlamayı planlanan oyunun içinde eriterek keyifli bir futbol tüttürmek. Hem oynayan hem de seyreden keyif alsın diye.
Ruh ya da felsefe
Temel öğreti bu. Ki, buna Galatasaray’ın futbol felsefesi ya da ruhu demek daha doğru belki de. Ama tek başına yeterli değil elbette ruh, ya da felsefe. Bir iskelet gerek o ruhun ete ve kemiğe bürünebilmesi için.
Rijkaard’ın futbol felsefesi de bir iskelet sistemine sahip. Bu iskelet sistemi kaleci Leo Franco’yla başlıyor. Galatasaray oyunu, Latin Amerika’da sıkça rastlanılan türde heyecan verici bir kaleci olan Leo Franco’dan başlatarak kuruyor geriden. Ondan istenen, topu elle ya da ayakla stoperle pas vererek başlatması atakları. Oyun kurmada stoperlerin üzerine düşen görev ise önleri kapalıysa kanat bekleri, açıksa doğrudan defansif orta saha futbolcularına aktarmaları topu.
Defansif orta saha futbolcularının –son demlerde Mehmet Topal ve Mustafa Sarp’tı bu futbolcular- vazifesi de, topu ya doğrudan, ya da kanat bekleriyle üçgen oluşturarak forvet arkasında oynayan futbolcuya (Arda Turan veya Elano Blumer) ulaştırmak. Top üçüncü bölgenin önüne geldikten sonra, kanat futbolcularının da devreye girmesiyle yapılanıyor, zenginleşiyor Galatasaray hücumları.
Çok saçaklı bir çam ağacı
Bu haliyle Galatasaray’ın omurga sistemini çok katlı ve çok saçaklı bir çam ağacına benzetmek mümkün. Çam ağacının katlarını, dallarını ve saçaklarını hücumda çok yaşamsal görevleri bulunan bekler ve kanat oyuncuları oluşturuyor elbette. Bu kapsamda göbekte oynayan futbolcular da sık sık kanatların içine girip çıkıyorlar hücum zenginliğini çeşitlendirmek ve artırmak için.
Önce Rijkaard’ın futbol felsefesinin üzerinden geçtik kısaca, ardından da iskelet sistemini çizdik kabaca. Galatasaray maçlarda bu felsefe ve iskelet sistemiyle yayılıyor sahaya. Ancak sadece bu iki unsur üzerinden açıklanamaz Galatasaray’ın futbolu.

Rijkaard usta bir yönetmen olduğu için, istiyor ki futbolcuları sahaya çıktıklarında doğaçlamanın kaosuna teslim etmesinler oynanan futbolu. Belirli bir sistem dahilinde oynasınlar ve bu sistemi belirli bir iskelet yapısı üzerinde şekillendirsinler sahada. Bu da yetmez, Rijkaard istiyor ki benzer süreçlerde benzer hareketler yapsınlar oyuncuları. Böylece rakiplerine galebe çalmaları daha kolaylaşsın otomatiğe bağlanmış bu hareketler sayesinde.
Kas ve sinir sistemi
Yani, işin özü, bir ruh ve iskelet yapısının dışında, bir de kas ve sinir sistemine sahip Galatasaray. Zaman zaman kilitlenen oyunu çözmek ve zor zamanlarda bir direnç noktası oluşturmak için önceden hazırlanmış setler oluşturuyor Rijkaard futbolunun kas ve sinir sistemini.
Kıra çıkmadan önce hazırlanan piknik sepetinden farklı değil önceden hazırlanmış bu setler. İçinde soğuk nevaleden içeceklere, ızgaraya hazır yiyeceklerden yıkanmış meyvelere değin bir çok şey var bu sepetin içinde. Galatasaray’ın sahaya çıktıktan sonra paniklemeden oynamasının sırrı da burada işte. Temelde, önceden hazırlıklı olduğu için 90 dakikalık süreci rakiplerine oranla kolayca yönetebiliyor Galatasaray. Beşiktaş karşısında da gördük bunu, Panathinaikos maçında da.
(Bu arada Florya’ya yakın gizli ajanlar Rijkaard’ın antrenmanlara çıkmadığı için, futbolcuların yakında bir ihtilal hazırlığı içinde olduğunu haber veriyorlar. İkitelli’ye yakın futbol analistleri ise önemli bir takımla oynamadığını söz ettikleri Galatasaray’ın, “bal” sayesinde maçları kazandığına dikkat çekiyorlar sürekli. Bu futbol analistlerine göre yakında çökecek Galatasaray.)
Rijkaard’ın antrenmanlarda ciddi vakit ayırarak hazırladığı bu setler, bir takımın sahip olduğu en geniş kolleksiyonunu oluşturuyor bu ülkede. Daha doğrusu, Türkiye’de hiçbir takım bu kadar çok sete sahip olmamıştı, olamamıştı bugüne dek.
Sistematik taç atışları
Örnek mi? Galatasaray taç atışlarında bile daha önce hazırlanmış setlerini sürüyor sahaya. Bu setlere göre taç atışlarını esas olarak kullanması gereken iki oyuncu var Galatasaray’da; bunlar sağ ve sol bek. (Mesela Kasımpaşa maçındaki 20 taç atışından 16’sını Sabri Sarıoğlu ve Caner Erkin kullandı takımın sağ ve sol beki olarak.) Bekler, taçı kullanmadan önce takım arkadaşlarına atışı nasıl yapacağını şifreleyerek iletiyor önceden belirlenmiş fiziki parolalar yardımıyla. Bu parolaları anında çözen takım oyuncuları da taç atışlarında ona göre pozisyon alıyorlar. Böylece bir taç atışından bile tehlike üretilebiliyor Galatasaray. Küçük bir örnek; Beşiktaş maçında tacı kullanan Hakan Balta hazır bu set sayesinde sıfıra kadar inerek rakip 18’deki arkadaşına asist yapmıştı, ancak yanlış bir şekilde ofsayt kararıyla kesildi bu atak.

Sadece taç atışları yok elbette bu piknik sepetinde. Çalışılmış ve gizli parolalar içeren kornerler de var sepette. Tek vuruşlar. Çift vuruşlar. Bu önceden hazırlanmış setlerle ilgili çarpıcı bir örnek. Önceden çalışılmış setler sayesinde Levadia rövanşıyla Kasımpaşa dışındaki 11 maçta duran toptan tam 13 gol üretti Galatasaray. Türkiye’de daha önce benzer bir istatistiğe hiçbir takım ulaşamadı muhtemelen.
(Bu arada Florya’ya yakın gizli ajanlar Rijkaard’ın antrenmanlara çıkmadığı için, futbolcuların yakında bir ihtilal hazırlığı içinde olduğunu haber veriyorlar. İkitelli’ye yakın futbol analistleri ise önemli bir takımla oynamadığını söz ettikleri Galatasaray’ın, “bal” sayesinde maçları kazandığına dikkat çekiyorlar sürekli. Bu futbol analistlerine göre yakında çökecek Galatasaray.)
Ve de en önemlisi. Rijkaard’ın maç sepetinde, önceden çalışılmış hücum setleri de var. Antrenmanlarının belirli bölümünü bu hücum setlerine ayırıyor Rijkaard. Küçük bir örnek. Gaziantepspor maçında henüz maçın sekizinci dakikasında öne geçmişti Galatasaray Milan Baros’un sağdan çizgiye indikten sonra Arda Turan’a kestiği asist sayesinde. Panathinaikos maçında ilk golü yine Baros’un sağdan kaçmasıyla bulmuştu Galatasaray maçın beşinci dakikasında. Baros aynı şeyi Kasımpaşa maçında da yaptı ve yine sekizinci dakikada yaptı. Bu hücum sonrasındaki Elano’nun kaleye gönderdiği top, Kasımpaşa futbolcusu Ali Güneş tarafından yumruklanmasa, bir Galatasaray golü olarak geçecekti kayıtlara. Benzer biçimde Rijkaard’ın Beşiktaş maçındaki üçüncü gol için kullandığı, “antrenmanda çalışmıştık” ifadesi de futbol kayıtlarına girmesi adına unutulmamalı asla.
Özetle. Belirli bir futbol felsefesine, bu felsefeyi yüklenen bir iskelet yapısına ve neredeyse onlarca da hazır setten oluşan kas ve sinir sistemine sahip Galatasaray. Ki bu Galatasaray’ın B planı olmadığından bahsediliyordu bir ara.
NASA titizliği ve hazırlığı
Bu özet ne söylüyor bizlere? Çok şey. Özellikle de yaratıcılık ve doğaçlamayı içinde barındırsa da Rijkaard’ın ve teknik heyetin maçlara, bir astronotu uzaya gönderir gibi planlı bir şekilde hazırlandığını. Çünkü Rijkaard istiyor ki minimum düzeyde arıza çıksın maçlarda. Bu arızalar da devre arasında üzerinde konuşarak, ya da maç içinde oyuna müdahale ederek çözülebilsinler anında. Yani benzetme yerindeyse, piknik yaparken, “sucuk, köfte ve etleri evde unutmuşuz, ızgara da öbür arabada kalmış” türü gerekçelerle çocuklar apar topar gönderilmesinler sağa sola. İstediği bu Rijkaard’ın.
Peki bunca titiz ve planlı çalışmaya rağmen, Kasımpaşa maçında oynanan futbolun, “bir sorunumuz var Houston” tadında arıza sinyalleri vermesini nasıl açıklayacağız? Ya da açıklayabilir miyiz? Soru bu. Bu soruyu yanıtlamadan önce hastalığı teşhis etmek gerekiyor önce.
Arıza şu Galatasaray’da: Bu sezon öncesindeki iki dönemin futbol zihniyeti yavaş yavaş top koşturmaya başladı Galatasaray’da. Hatta zaman zaman Rijkaard’ın sisteminden rol çaldı arkaik dönemden kalma bu futbol zihniyetleri. Arkaik derken, Michael Skibbe’yle bir öncesindeki Karl Heinz Feldkamp’ın oynattığı futbol zihniyetinden bahsediyoruz elbette.
Skibbe döneminde deplasmanda oynanan edilgen futbol biraz geri gelir gibi olmuştu önce Beşiktaş, ardından da Panathinaikos maçlarında. Kasımpaşa maçının ilk yarısında da Skibbe’nin deplasman takımını seyreder gibi olduk sahada. ikinci yarısında bulunan golden sonraki futbol ise daha Kalli dönemini hatırlattı avutulamaz hafızalara. Hastalık bu.
Hastalığın belirtileri
Belirtiler ise çeşitli. Sıralayalım tek tek.
- Takımın boyunun uzun olması mesela. Bu nedenle rakip savunmadan dönen ikinci topların neredeyse tamamını Kasımpaşa topladı ilk yarıda. (Skibbe sendromu.)
- Pas futbolunu taşıyan iskelet sisteminin terkedilip, takımın yalnızca ya soldan, ya ortadan ya da sağdan diklemesine hücum yapmaya çalışması mesela. Galatasaray orta sahası 415 isabetli pastan sadece 25’ini forvet oyuncularına aktarabildi Kasımpaşa maçında. Bu da Galatasaray’ın çok katlı çam ağacına benzeyen iskeletinin kısmen bozulduğu anlamına geliyor. (Kalli sendromu.)
- Maçta sahayı enlemesine kullanmamak nedeniyle kanat değiştirememek, bu yüzden de ceza sahasına orta yağdırmak mesela. Galatasaray Kasımpaşa maçında rakip ceza sahasına 27 orta yaptı. Daha önceki maçlarda pas futbolu oynamaya çalışması nedeniyle bu rakam 15’i geçmiyordu asla. Böylece bir tür Kalli dönemindeki kaos futboluna döndü Galatasaray Kasımpaşa maçında golü bulduktan sonra. Yani, “ceza sahasına ortala, Hakan Şükür vuramazsa, Ümit Karan vurur, o da olmazsa Shabani Nonda itekler topu filelere” futboluna. Nitekim Nonda’nın maç sonu demecindeki şu sözleri de Rijkaard modelinden ne kadar sapıldığının kanıtı: “İkinci yarıda saldırgan oynadık. Hoca bize buna yönelik talimatlar vermedi ama oyunun doğallığı içinde bunu yapmamız gerekiyordu.” (Kalli sendromu.)
- Takımın hücumcular ve savunmacılar diye ayrılması nedeniyle sakinliğin kaybedilmesi ve bir tür “sür-gitsin” futboluna yönelinmesi. Bunun da top kayıplarını radikal biçimde artırması mesela. Bugüne kadar oynadığı 13 resmi maçı içinde en çok top kaybını Kasımpaşa karşısında yaptı Galatasaray. Beşiktaş maçında 109 olan top kaybı 161’e çıktı Kasımpaşa karşısında. (Skibbe sendromu.)
- Hücumda verilen her pasın her seferinde rakip savunma kurgusunu değiştirdiğini, bunun da gol pozisyonu üretmekte hızlandırdığını unutmak mesela. Kasımpaşa maçında Galatasaray forvetinin arasındaki paslaşmanın sayısı 50’yi geçmedi. Oysa ki Galatasaray forvetleri Kayserispor maçında kendi aralarında 75 kez paslaşmışlardı. (Kalli sendromu.)
Hastalığın nedenleri
Hastalığın belirtilerini tanımlamaya devam edilebilir kolayca. Ancak gerek yok buna. Çünkü yanıtını arayan bir soru var acilde sıra bekleyen. Beşiktaş maçıyla ortaya çıkmaya başlayan hastalığa hangi nedenler yol açtı Galatasaray’da?
İlk neden hem zihinsel, hem de fizik yorgunluk. Sezonu herkesten önce açan Galatasaray ligdeki çoğu takımın 6 maç yaptığı bir döneme 13 resmi maç sığdırdı. Ki bazı Galatasaraylı futbolcular için ulusal maçlar da eklenince 15’e çıkıyor bu sayı. Her ne kadar rotasyona ağırlık vermiş olsa da Rijkaard, ana taşıyıcı iskeletin aynı isimlerden oluşması nedeniyle yorgunluk ve sakatlıktan sıkça nasibini aldı futbolcular.
İkinci temel neden, ulusal maçlar nedeniyle takımın birarada antrenman yapamaması. Özellikle Rijkaard’ın futbol öğretisini takımın içselleştirmesi için tek enstrüman konumundaki antrenmanlar Galatasaray için yaşamsal öneme sahip. Belki iki yıl sonra Rijkaard’ın futbolu tamamen içselleştirileceği için fiziksel olarak zinde kalmak yeterli olacak çoğu futbolcu için. Ama yeni bir sistem inşasında antrenman yapmadan geçirilen her gün gelecekten çalınan bir mutluluk aslında.
Üçüncü neden, Türk insanının pragmatik hayat felsefesi. Şöyle. Piknikte ne yenip ne içildiği, piknikte eğlenmenin önüne geçti Galatasaray’da. Yani futbolcular antrenmanlarda önceden çalışılmış ve hazırlanmış setlerin maçı kazanmak için yeterli olduğu düşüncesine kapıldı bir şekilde. Böylece sistem unutularak, daha önceki dönemlerde takımın DNA’sına kazınan zihniyetler hortlayıverdiler bir anda.
İskelette bozulma
Dördüncü neden de, takımın iskeletindeki kısmi bozulma. Sabri Sarıoğlu’nun önünde Harry Kewell’un oynaması, Caner Erkin’in Hakan Balta’nın rotasyonuna soyunması Galatasaray defansındaki tahterevalliyi oynattı yerinden. İlk yarıda Kasımpaşa’nın en kritik anda tehlikeli bölgede hep bir oyuncu fazla bulundurarak güzel bir sistem golü atması bu yüzdendi. (Galatasaray ilk kez yedi böylesine bir sistem golü bu sezon.)
İkinci yarıda Abdul Kader Keita’nın oyuna dahil olması kısmen düzeltti iskeletteki sorunu. Ancak Keita’nın Nonda’ya yakın oynaması nedeniyle sağ kanat yine neredeyse tek başına Sabri Sarıoğlu’na kaldı ikinci yarıda da. Buna karşın Keita’nın ciddi ciddi forvet arkasında oynaması iki asist sağladı Nonda’ya.
Dinlenme ve iyileşme dönemi
Şimdi Galatasaray nekâhat döneminde. Muhtemelen pazar günkü Eskişehirspor maçına kadar yoğun bakıma alacak takımı Rijkaard. Futbolcular da pazar gününe kadar hem dinlenecek, hem de bugünden başlayarak sistem antrenmanları yapacaklar sıkı biçimde. Eskişehirspor maçında da yeniden görme fırsatı bulacağız hastalanan Galatasaray’ın son halini.
Sorunlar, bozulmaya yüz tutan iskelet, hastalık, o, şu, bu. Her şeye rağmen, ilk Galatasaray golünden sonra oynanan kaos futbolundan takımın sistemi terketmesine kadar- Kasımpaşa maçında gösterilen kazanma azmi de kayıtlara geçirilmeli bu sezonun artısı olarak. Bu kazanma direnci sayesinde, bir gecekondu zihniyetinden kurtuldu Galatasaray Kasımpaşa’da. Ve geleceğe yönelik koşusunu sürdürdü.
Bir zamanlar Kasımpaşa’da
Vaktinde hem yabancılarla temas tehlikeli görüldüğünden, hem de günah sayıldığı için bu tuhaf oyun, futbol oynamak yasaklanmıştı Müslümanlar’a. Evet, yasaktı futbol Müslümanlar’a, ancak imparatorluğun diğer milletlerini oluşturan gayrı-müslimler oynayabiliyordu bu yeni oyunu. Hem de futbolun mucidi ve ihracatçısı İngilizler’le birlikte.
Sene 1901’di. Birkaç Müslüman genç bir araya gelerek Siyah Çoraplar anlamına gelen Black Stocking adıyla bir takım kurdular, yakayı ele vermemek için padişahın hafiyelerine. Yanıldılar elbette hafiyelerin duymayacağı sanarak bu haberi. 1901’in bir Ekim gününde oynanan ilk maçlarının son dakikasında bastılar hafiyeler Papazın Çayırı’nı. Her biri kaçıştılar dört bir yana. İlk Türk futbolcusu sayılan Fuad Hüsnü Kayacan da bir paşa olan babasının faytonuna atlayarak uzaklaştı top sahasından. Ancak hafiyeler tarafından görüldüğü için zabıt tutuldu hakkında.
Bir bahriye öğrencisi olduğu için askeri mahkemeye çıkarıldı Kasımpaşa’da. Suçu, “Rumlarla aynı elbiseyi giymek ve kale kurarak top atışı yapmaktı”. Hafiyeler aynen böyle jurnallemişti Fuat Hüsnü’yü saraya. Sorgu hakimi Raşid Bey’di, Fuat Hüsnü’nün duruşmasında. Türkiye’nin bu ilk futbolcusu hakkında hafiye Ali Şamil’in jurnali okundu ilk olarak duruşmada.
Fena halde öfkelendi Raşid Bey, bu jurnal okununca. Bir Türk zabit namzedi (subay adayı) nasıl olur da Rumlar’la aynı elbiseleri giyip onlarla top atışı yapardı. Belli ki futbol hakkında hiçbir şey bilmiyordu Raşid Bey. Çünkü futbol topunu gülle sanmıştı.
Fuat Hüsnü Bey dayanamayıp yanında getirmiş olduğu formayı giymek zorunda kaldı sorgu hakimine bir spor yaptıklarını göstermek için. Futbolcu kıyafetiyle Fuat Hüsnü’yü karşısında “don gömlek” görünce anladı durumu Raşid Bey, ama yine de bir ihtar vermekten kendini alıkoyamadı.

İstanbul Futbol Birliği Ligi'nde şampiyon olan ilk Türk takımı Galatasaray'ın Fuat Hüsnü'lü (ayaktakiler sağdan birinci) kadrosu Galatasaray Lisesi'nin o dönem müdürü olan Tevfik Fikret'le (orta sıra sağdan üçüncü) birlikte. Şampiyonluk şildi Tevfik Fikret'in önünde.
O Fuad Hüsnü Bey, daha sonra İngilizler’le Rumlar’ın oynadığı Kadıköy takımında Bobby takma adıyla oynamaya devam etti futbola. 1908 Devrimi’nden sonra da İstanbul Futbol Birliği Ligi’nin ilk ve tek Türk takımı olan Galatasaray’a geçti. Üç sezon peşpeşe şampiyonluk yaşadı sarı-kırmızı forma altında. 1912’de ise görevi nedeniyle İngiltere’ye gidince Türkiye’deki futbolculuk günleri sona ermiş oldu.
1914’te Birinci Dünya Savaşı patlayınca Türkiye’ye dönüp Fenerbahçe’yi çalıştırdı antrenör olarak. Yıllar yıllar sonra da vaktinde 29 numarayla üye olduğu sarı-kırmızı ocağa döndü. 1956’da, Galatasaray’ın kuruluşunun 50’nci yılında, Sarı-Kırmızılı Ocak’a değerli hizmetleri nedeniyle altın madalyayla ödüllendirildi 39 Galatasaraylı’yla birlikte. Türkiye’nin ilk futbolcusu Fuat Hüsnü 1963’te göçtü bu dünyadan.
Ama 1901’de onu Kasımpaşa’da yargılayan gecekondu zihniyeti aradan 100 küsür yıl geçmiş olmasına rağmen yine orada. Bütün ilkelliği ve yüzsüzlüğüyle izledik onu Pazartesi gecesi.