Archive for the ‘UEFA’ Category

Dinamo Bükreş maçının ardından: Koşar adım hız ve baskı futbolu

Cuma, Kasım 6th, 2009

B_92f9897017e9581890c6a5fa6cee2d19

Nazım Hikmet’ten ödünç alarak söyleyelim bir defa: Franklin Edmundo Rijkaard ezber bozmaya devam ediyor hâlâ. Ve bir defa daha: Bucaspor maçı sonrası Galatasaray’da görülmeye başlanan ilkler serisi devam ediyor hâlâ.

 

Bu seriye üç tane ilk daha eklendi Dinamo maçında.

 

Bu ilklerden birincisi: Dinamo 22’nci karşılaşmasıydı Rijkaard’ın ve ilk kez aynı kadroyla üst üste iki maç oynamış oldu Galatasaray. İkinci ilk de, sanki birincisiyle ilintili: Rijkaard bu sezon ilk kez bu kadar geç oyuncu değişikliği yaptı. Hatta denilebilir ki Shabani Nonda hafif sakatlık geçirmese ilk oyuncu değişikliğini daha da geç yapacaktı Rijkaard. Ve üçüncüsü. Bu sezon üst üste iki maçta gol yememişliği vardı Galatasaray’ın, ama ilk defa peşpeşe iki maçta rakiplerine minimum (sadece iki tane) gol pozisyonu verdi Rijkaard’ın takımı.

  (daha fazla…)

Levadia maçının ardından: Toplu idman, topla idman, total idmanı

Cuma, Ağustos 21st, 2009

B_9e3ad6d3148536f6ac0bafdc0692e678

 

“… Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil.”

Cemal Süreya

 

Alciades Gigghia, tam 50 yıl sonra Rio de Janerio’ya indiğinde, havaalanındaki pasaport görevlisi bir kız uzun uzun incelemişti pasaportunu. “Bir sorun mu var” diye sorma gereği duymuştu yaşlı Uruguaylı. Soruya soruyla yanıt vermişti pasaport kontrolü yapan genç Brezilyalı kız. “Siz o Gigghia mısınız?”

 

Evet o Gigghia’ydı. O tarihten tam 50 yıl önce Brezilya’da düzenlenen dünya Kupasının finalinde Brezilya’yı yıkan golü atan Uruguaylı Gighhia.

 

Bu gol öylesine yıkmıştı ki Maracana Stadı’nı Brezilya’nın ilk dünya şampiyonluğunu görmek için dolduran 200 bin Brezilyalı’yı. Ve radyoları başında maçı dinleyen milyonları, tüm Brezilya’yı. Sonradan yapılan bir yakıştırmanın da altını çizdiği gibi, aslında Brezilya’nın Hiroşiması’ydı o final. O maçtan yıllarca yıllarca sonra doğanlar bile, seyretmemiş olsalar bile o finali, radyolarından dinlememiş olsalar bile o sessizliği, kalplerinde yaşadılar her an o kâbusu. O maçtan neredeyse 25 yıl sonra doğan o pasaport görevlisi kız gibi.

 

(daha fazla…)

Maccabi’den Antep’e: Barış ve savaş

Pazar, Ağustos 9th, 2009

B_8a383818ebbe3dda08dcc8c3a91bbcef

 

Bazı ilkeleri var total futbolun. Bir kısmı oldukça bildik, çünkü çok yazıldı ve söylendi bugüne dek. Mesela kalecinin topu elle oyuna sokması gibi. Defanstan hazırlık pasları yapılarak çıkılması gibi. Takımın dönerek top oynaması gibi. En güzel golün sürekli pas yapılarak varılan üç pasta boş kaleye yuvarlanması gibi.

 

Oysa ki bunlar en basit ilkeleri total futbolun. Çünkü klişe hepsi. Oysa ki çok daha karışık ilkeleri var total futbolun. Mesela kalecinin hücum anında bir defans oyuncusu misali ileride beklemesi gibi. Her futbolcunun oyun içinde en azından üç arkadaşının ne yaptığını sürekli kontrol etme görevinin bulunması gibi. Topun arkasına geçerken oyuncuların birbirlerinin kademelerine girecek şekilde sahada konuşlanması gibi. Top ayağında bulunan futbolcunun pas verebileceği minimum iki arkadaşının bulunması gibi. Defansta rakip forvetleri karşılarken en azından bir oyuncu daha fazla bulundurmak gibi.

(daha fazla…)

HSV maçının ardından: Kazanırken kaybetmek, kaybederken kazanmak

Cuma, Mart 20th, 2009

b_02c82946647977cd08eb0d40e3c8ceda

 

Birçok okuma türü var Hamburger SV maçını. Bunlardan birisi, Hamburger SV’nun Galatasaray’ı Bordeaux’dan daha iyi analiz ettiği ve Fransızlar’ın hatasına düşmediğini söylüyor bize. Diğeri, Galatasaray’ın bu turu belki de sadece Servet Çetin’in ayak tarak kemiğinin kırılmasıyla değil, Mehmet Topal’ın omuzundan sakatlanmasıyla da verdiğini fısıldıyor kulaklara. Başka bir okuma biçimi Türkiye’nin en derin kadrosu denen ekibin sakatlıklar yüzünden tükendiğini ve sadece bir kulvarı kaldırabileceğinin altını çiziyor kalın bir kalemle. Bir diğeri de Hamburger SV maçının Galatasaray için miladi öneme sahip bir kilometre taşı olduğunu, bundan böyle çok şeyin değişeceğini haykırıyor göklere, denizlere. Florya’dan başlamak üzere.

 

(daha fazla…)

Korkmaz vs. Skibbe: Suçlamalar, dogmalar, paradigmalar, gerçekler

Salı, Mart 17th, 2009

31

 

Tuhaf bir gelenek oluştu Galatasaray’da. Her gelen bir öncekiyle kıyaslanarak başarısız ilan ediliyor hemen. Geçen yıl Karl Heinz Feldkamp, Erik Gerets’le karşılaştırılıp yerden yere vuruluyordu. Kalli’nin elindeki takımı Gerets’in uçuracağından söz ediliyordu sık sık. Daha sonra Michael Skibbe geldi Galatasaray’ın başına. Yapılan ilk eleştirilerin odak noktası Skibbe’nin bir Galatasaray karakteri olan mücadeleci futboldan uzaklaşıp “akıl futbolu” olarak tanımlanan pasa dayalı oyuna yönelmesiydi. Şimdi de sırada Bülent Korkmaz var. O da Galatasaray’ı yeniden kaos futboluna döndürmekle suçlanıyor.

 

(daha fazla…)

Hamburger SV maçı II: Korkmaz Semih Kaya’yı niçin sahaya sürmedi?

Cumartesi, Mart 14th, 2009

b_fa0c1f275cb03169636334ce7b57c595

 

Maçın tam 53’üncü dakikasıydı. Emre Aşık kırmızı kart görmüş, futbola stoper olarak başlayan Hakan Balta dışında kesicisi kalmamıştı Galatasaray’ın. Yedekler arasında da futbola stoper olarak başlayan kimse yoktu. Sadece Semih Kaya vardı Bülent Korkmaz’ın sahaya sürebileceği, sağ açık olarak başladığı futbol kariyerinde daha sonra stoper mevkiine kaydırılan 18 yaşındaki delikanlı.

 

(daha fazla…)

Hamburg maçının ardından: Harbediyoruz, harbediyoruz

Cuma, Mart 13th, 2009

46

 

 

“Ey futbolsever” deselerdi, “Galatasaray önemli stoperlerinin sakat olduğu en kritik dönemde bir stoperini yurtdışına sattı ve Hamburger SV karşısına öyle çıktı.” Şaşardı. Ve yine deselerdi ki, “ey futbolsever, Galatasaray bir Avrupa maçında stoperini kırmızı karttan kaybettiği halde yerine Harry Kewell’u oynattı ve 10 kişi tamamlamak zorunda kaldığı o maçı kaybetmedi.” Yine inanmaz, şaşardı.

 

(daha fazla…)