Antalyaspor maçının ardından: Bir iyi, bir çirkin, bir kötü ve gelecek
Perşembe, Şubat 11th, 2010
Sadece birkaç not.
- Önemli bazı ipuçları içerse de 3-2’lik Antalyaspor maçı üzerinden Atletico Madrid karşılaşmasını değerlendirmek hatalı sonuçlara yol açabilir. Birkaç nedenden.
- Her şeyden önce dengesiz bir maç izledik dün. Tansiyon anlamında dengesiz. Tempo açısından dengesiz. Skor açısından dengesiz. Hakem ve Antalyasporlu oyuncuların futbola bakış açıları bakımından dengesiz. (Muhtemelen Galatasaraylılar, en çok kaptanlığını Ömer Çatkıç gibi bir figürün üstlendiği bir takıma elenmiş olmalarına üzüldüler. Hele ki bu figürün, Bünyamin Gezer gibi bir karakterle bütünleşip hemhâl olduğu bir maçta. Yani? “İyi”nin Galatasaray olduğu bir filmdi dünkü, “iyi, kötü ve çirkin” adlı.)
- Bu dengesizliğe elenme tehdidi de eklenince klasik oyun şablonunun tamamen dışına çıkan bir Galatasaray izledik zaman zaman. (Mesela Rijkaard’ın maçın son dakikalarında üçlü defansa dönüp Servet Çetin’i ileride “pasör” olarak kullanması gibi.)
- Kayserispor karşısında zaaf olarak görünen ceza sahasına yüksek top indirme hastalığı Antalyaspor maçında da devam etti bir şekilde. Elenme tehdidinin tetiklediği bu oyun yapısı tam 36 tane yüksek top üretti dünkü maçta.



