Posts Tagged ‘Arda Turan’

Yazısız: Atlético maçının şifresi, anahtar kelimesi, A’sı ve Z’si, her şeyi

Perşembe, Şubat 25th, 2010

27229501775925105293322

Son iki maçın ardından: İkinci çocuk, asıl çocuk

Pazar, Ocak 24th, 2010

 

7538__342-gio

 

Dos Santos transferi üzerinden okumak gerek Galatasaray’ın son iki maçını ve 4-4-1-1’ini. Şundan. Gaziantepspor maçında Arda Turan, Ankaragücü karşılaşmasında da Emre Çolak’ın santrfor arkası forvette aksaması susturdu Galatasaray’ın kanat ataklarını.

 

G. Antepspor maçında Arda Turan’ın fizik ve mantal olarak sahada olmaması nedeniyle kanatları çalıştırmak bireysel performansa bağlı kalmıştı bir şekilde. Caner Erkin’in üstün performansı sayesinde sol kanat bir şekilde işledi Gaziantepspor maçında. Ama Arda Turan’ın neredeyse hiç yardıma gelmediği sağ kanat, Barış Özbek’le Uğur Uçar’a omuzlarına kalınca bir türlü havalanamadı Galatasaray. (Bakınız Arda Turan’ın maç boyunca sol kanat oyuncularına 13 isabetli pas atarken bu sayının sağ kanat oyuncuları ve santrfor için 11’de kalması.) Esasında Shabani Nonda’nın verimsizliğini de buralarda aramak lazım biraz. Yani hem sağ kanadın, hem de göbeğin işlememesi de başarısız gösterdi Nonda’yı. (Yine de Galatasaray’ın girdiği altı pozisyonun yarısında imzası vardı Nonda’nın Gaziantepspor maçında.)

 

Geliyoruz Ankaragücü maçına. Başlarda oynamaya iştahlı görünen Emre Çolak, rakibin sert oyunundan sinince dengesini kaybetti Galatasaray. Solda oynayan Uğur Uçar – Ayhan Akman ikilisi Hakan Balta – Caner Erkin ikilisini aratınca da, ileri bile gidemez oldu neredeyse. Böylece kanatlar ve merkez işlemediği için Nonda ve Jô sıfır gol pozisyonlarıyla tamamlamış oldular maçı.

 

Santrfor arkasının önemi

 

Çıkarsama. Demek ki santrforun arkasında oynayan futbolcu çok önemli bir misyona sahip 4-4-1-1’de. Temel görevi, kanatlar durmuş olsa bile ne yapıp edip sistemi çalıştırmak santfor arkasının. Elbette bunun tersi de geçerli. Yani forvet arkası dursa dahi, kanatların işlemesi durumunda sistemin çalışmasını sürdüreceği gerçeği.

 

Ve de cennet senaryosu. Galatasaray’da hem kanatlar, hem de santrfor arkası işlerse… Yani çeşitli dizilişlere göre kanatlarda oynayan özellikle Caner Erkin  ve Keita, santrfor arkasında oynayan Dos Santos veya Arda Turan iyi bir futbol tuttururlarsa o gün korkmak gerek Galatasaray’dan. Hele bir de önlerinde hamlığını atmış Jô varsa. Seri ve atak. İşte o zaman bir reklam gerçek olur: “Gündüz vejeteryan, gece Bacardi!”

 

Bunu akılda tutarak başka bir diziliş üzerinden, 4-3-3 büyüteciyle bakalım bir de aynı fotoya.

 

Kritik soru

 

Burada kritik bir eşik var. O da şu. 4-3-3’ü nasıl bir orta saha yapılanmasıyla oynayacak Galatasaray? 1 + 2 mi, yoksa 2 + 1’le mi? Yani Mehmet Topal veya Mustafa Sarp ve çapraz önünde de Dos Santos (Elano) ve Arda Turan mı? Yoksa, geride Mustafa Sarp ve Elano yanyana, önlerinde de Dos Santos veya Arda Turan mı?

 

Bu eşik şundan kritik. Kabul etmek gerekir ki her ne kadar fantastik bir futbolcu da olsa Keita, gerek gol vuruşu, gerekse de golü hissetme bakımından bir Harry Kewell değil asla. Bu açıdan solda pişirilen ataklarda sağ kanadı (Keita’yı yani) son vuruş ustası olarak konumlandırmak fazla gerçekçi değil.

 

Aynı bakış açısıyla hem Dos Santos hem de Caner Erkin’in Kewell kalibresinde olmadığını da söylemek gerek, gerçekçi olmak adına. Dolayısıyla Keita-Sabri Sarıoğlu ikilisinin sürükleyeceği ataklarda sol kanat forvetlerinin santrforu yedeklemesi bir Kewell düzeyinde gerçekleşmeyecek ikinci yarıda. (Bakınız Kewell’un ilk yarıda toplam 14 gol atarak kariyer rekorunu kırma noktasına gelmesi.)

 

Ne anlama geliyor bu? 4-4-1-1 oynamakla orta sahası 2+1 formasyonuna sahip 4-3-3 arasında rakip ceza sahasında bulundurulan futbolcu sayısı açısından bir fark yok. Her ikisinde de topu kullanan oyuncu dışında üç futbolcu daha atabiliyor Galatasaray rakip ceza sahasına kuramsal planda. Rakip ceza sahasında bir fazla oyuncu atmanın yolu, 1+2 formasyonlu orta sahayla oynamak geçiyor, elbette yine kuramsal planda. Yani 4-3-3 oynayacaksa, orta sahada 1+2 formasyonuyla sahaya çıkması gerekiyor Galatasaray’ın 4-4-1-1’e oranda hücumda daha etkin olmak için.

 

Elano ve savunma kurgusu

 

Bunun da iki anlamı var. İlki Elano’dan tam anlamıyla verim alamamak, ikincisi de savunma kurgusunda biraz yumuşak kalmak. Oysa ki 4-4-1-1’de hem Elano’dan verim almak, hem de takım savunmasında daha güçlü olmak mümkün.

 

Demek ki Caner Erkin, Dos Santos, Elano, Mustafa Sarp, Mehmet Topal, Arda Turan, Keita, Jô ve Nonda’dan altısı sahada olacak dönüşümlü olarak. Ama bu 10 isim içinde iki tanesi, Arda Turan ve Dos Santos inanılmaz önemli, kanatlar durduğunda sistemin işlemesi açısından. Dos Santos transferi bu yüzden yaşamsal işte, ve bu transfer sayesinde Galatasaray çok önemli bir pozisyonda çok etkili bir alternatife kavuşmuş oldu.

 

Bir de tabi tersinden okumak mümkün bu transferi. Ne demişti Alfred Adler, “ikinci çocuk ilk çocuğun tahtından olmasıdır.” Bu açıdan Arda Turan’ı önemli bir sınav bekliyor önümüzdeki dönemde. Galatasaray’ın geleceğini, bu meseleye Rijkaard’ın nasıl yaklaştığı ve bu kapsamda çıkan pürüzleri nasıl yönettiği belirleyecek kuşkusuz.

Orduspor maçının ardından: İkinci Galatasaray günleri başladı

Pazar, Ocak 10th, 2010

05_d

 

Takım gülerek oynayarak yükleme yapıyor ikinci yarı için. Antrenmanlarda top da yer alıyor, ama esas oğlan değil henüz. Yani bir tür topu da unutmasınlar, ama inanılmaz özlesinler günleri sürüyor Galatasaray’da. Görünen o ki bir hafta daha devam edecek bu tempo.

Sadece bu nedenle bile gereği yok Galatasaray’ın oynadığı futbolu analiz etmenin. Ancak şunu da söylemek gerekiyor ki, Galatasaray daha iştahlı oynamaya çalışsaydı da iki engele takılacaktı Ordu’da. (Ki esasında takıldı da bu engellere.)

İlk engel sahaydı. Galatasaray gibi yerden ve paslaşmalı futbol oynayan bir takım için oldukça sürprizlerle dolu bir zemin Orduspor’un sahası. Bu yüzden de futbol oynamaya çalışmadı Galatasaray. İkinci engel ise Orduspor’un sert futboluydu. Maçın başında çıkan kırmızı kart bile engelleyemedi Orduspor’un futbol dışı faul yapma konusunda iştahını. Buna Bünyamin Gezer’in alışık olduğumuz polis zihniyetiyle maç yönetmeyi evinde unutması de eklenince Orduspor 10 kişi kalmayı başardı bir şekilde.

(daha fazla…)

Dinamo Bükreş maçının ardından: Koşar adım hız ve baskı futbolu

Cuma, Kasım 6th, 2009

B_92f9897017e9581890c6a5fa6cee2d19

Nazım Hikmet’ten ödünç alarak söyleyelim bir defa: Franklin Edmundo Rijkaard ezber bozmaya devam ediyor hâlâ. Ve bir defa daha: Bucaspor maçı sonrası Galatasaray’da görülmeye başlanan ilkler serisi devam ediyor hâlâ.

 

Bu seriye üç tane ilk daha eklendi Dinamo maçında.

 

Bu ilklerden birincisi: Dinamo 22’nci karşılaşmasıydı Rijkaard’ın ve ilk kez aynı kadroyla üst üste iki maç oynamış oldu Galatasaray. İkinci ilk de, sanki birincisiyle ilintili: Rijkaard bu sezon ilk kez bu kadar geç oyuncu değişikliği yaptı. Hatta denilebilir ki Shabani Nonda hafif sakatlık geçirmese ilk oyuncu değişikliğini daha da geç yapacaktı Rijkaard. Ve üçüncüsü. Bu sezon üst üste iki maçta gol yememişliği vardı Galatasaray’ın, ama ilk defa peşpeşe iki maçta rakiplerine minimum (sadece iki tane) gol pozisyonu verdi Rijkaard’ın takımı.

  (daha fazla…)

Fenerbahçe maçının ardından: Savaşın korkusuna yenilen takım

Pazartesi, Ekim 26th, 2009

B_b9c8b9c63b4f0de90756e8b8fb0c1f24

 

Maçtan önce, “Milan Baros ikinci dakikada sakatlanıp çıkacak” deselerdi Frank Rijkaard’a muhtemelen Ralph Elano Blümer’le başlamazdı karşılaşmaya. Baros’un sakatlık nedeniyle maça devam edemeyeceği belli olunca üç şeyi birden kaybetti Galatasaray.

 

Önce hücum hızını kaybetti ve de ciddi hücum gücünü. Ardından Elano’nun en önemli özelliği olan koşan futbolcunun önüne pas atma seçeneğini. Ve de en nihayetinde Baros’un rakip defansı hırpalama şansını.

 

Ancak yine de açıklamıyor Baros’un sakatlığı 3-1’lik sonucu. Açıklayamıyor.

 

Nedir peki o halde Galatasaray’ı böylesine pençesiz bırakan? Birkaç neden.

 

Bir. Demoralizasyon. Yok, moral çöküntüsü değil burada sözü edilen. Bu kelimeyi aldığımız dildeki ilk anlamı geçerli demoralizasyonun karşılığı olarak. Yani ahlâk bozukluğu. İş ahlâkını kaybetme.

 

İki. Mücadele. Fenerbahçe maçı kazanmak için daha çok mücadele etti Galatasaray’a oranla.

 

Üç hız. Maçta ortalama olarak Fenerbahçe’den daha hızlıydı Galatasaray. Ama Fenerbahçe, en gerekli olduğu yerde, yani üçüncü bölgede Galatasaray’dan çok daha hızlıydı.

 

Dört. Lidersizlik. Galatasaray’ın her manada, yani hem futbol, hem de takım liderinin bulunmaması. Şu çok net görüldü ki takımın liderliğine soyunan Arda Turan 10 numaralı formanın içini doldurmak için oldukça minyon.

 

Beş. Arzu. Galatasaray arzuladığı futbolu oynayamayan taraftı dünkü maçta. Fenerbahçe ise Christoph Daum’un maç öncesi stratejilerini hayata geçiren takım.

 

(daha fazla…)

Trabzonspor maçının ardından: Bir maç var maçtan içeri

Pazartesi, Ekim 19th, 2009

B_4b8c685e1994662a78294305f211e9fc

Selamlar.

Üzgünüm ki yazıyı yayınlamayacağım. Nedeni inanılmaz uzun oldu.
Bir diğer neden de yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilecek olması.

(Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi Rijkaard’a ve onun futboluna tasavvufi bir bakış açısı vardı. Yazıda buna tabiri caizse “tavan” yaptırdım. Çok tartışma yaratırdı. Ki bundan kaçınmak istedim doğal olarak.)

Galatasaray’la ilgili bir SWOT Analiz yazısı yazıyorum.

Görüyorum ki çoğu Galatasaraylı pek ümitvar değil Fenerbahçe maçından.

Galatasaray’ın bir savunma sorunu yok aslında. Bir hücum sorunu var. (Yazıda bunu işlemiştim.) Hücum sorunundan kasıt da basketboldan ödünç aldığım “geçiş oyunu” (transition game) kavramının defansla ilgili olanı yani “geçiş defansı” (transition defence.)

Galatasaray’ın burada ciddi bir sıkıntısı var.

Buna karşın Galatasaray hız anlamında eski günlerine geri döndü. Trabzonspor maçında sezonun isabetli pas hızı bakımından en hızlı ikinci karşılaşmasını oynadı Galatasaray. Pas hızında ise son dönemdeki yavaşlamayı üzerinden attı. Şimdilik bu kadar. Yaklaşık 30 tane yorum var.

Şimdi bunların bir kısmını okuyup edit edeceğim.

Sevgilerimle.

Melih Şabanoğlu

Sturm maçının ardından: Rijkaard’ın ateşle imtihanı

Cuma, Ekim 2nd, 2009

B_d1e53d7fe9af858a5c9143c12bf5f481

 

Kalite. Nitelik anlamına gelir Latince kökenli dillerde. Niteliği tanımladığı için de sayılamaz. Sayılamaması elbette engel değil ölçülmesine. Çünkü kalite, sayılamayan ama ölçümlenebilir bir şeydir aslında.

 

Hücum… Total… Neo-total… Pas veya akıl. Hangi ön adı veya sıfatı alırsa alsın, kaliteli futbol seyreden insanların kalbini neşeyle doldurur, güzel bir müzik, ya da usta bir kalemden çıkmış bir şiir gibi. Onlar gibi, kaliteli futbol da bir nitelik içerdiği için sayılamaz aslında. Toplanamaz, çıkarılamaz. Ama rahatlıkla ölçümlenebilir.

 

Kalite anlamında insanların kalbini en çok neşeyle dolduran futbolu Frank Rijkaard’ın Galatasaray’ı oynadı bugüne dek. Ancak sadece anlatılmaya çalışıldı bu futbol, tarif edilmeye, ama daha daha çok da anlaşılmaya. Enikonu hiç ölçümlenmedi bu futbol bugüne kadar, içinden bakılarak, içinden doğru analiz edilerek. Öyleyse vaktidir artık Rijkaard futbolunu ölçümlemenin. Sturm Graz maçı üzerinden başlayalım buna, ama önceki karşılaşmaların verilerini de hesaba katarak, onları kerteriz noktası (benchmark) olarak kullanarak.

(daha fazla…)

Daha akıllı, daha hızlı, daha güçlü

Cuma, Ocak 2nd, 2009

Dünyada tamamen bize özgü bir kısırlığı daha, hep birlikte yaşıyoruz. Yine insanları tartışıyoruz sistem ve felsefeyi dikkate almak yerine. Çünkü böylesi en kolayı.

Geçen seneyi unutmadık. Ne deniyordu Galatasaray için? Antrenman bile yapmıyor. Takım çalışmıyor. Kalli takımın hangi sahada antrenman yaptığını unutuyor? Gibi, gibi.
(daha fazla…)